Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Aralık 7, 2021

Hangi Unsurlar Şirke Götürür?

Şirk, Allah’a inanmakla birlikte, Allah’ın yetki ve tasarruflarına ortak olmaktır. Allah’ın yetki ve tasarruflarına ortak edilenler, çoğu zaman din adamlarıdır (ruhban sınıfıdır.) Bazen atalar, bazen siyasi kişiliğe sahip olanlar da Allah’ın yetkilerine ortak edilmektedir. Her kim ortak edilirse edilsin, şirktir; şirk ise Allah’ı gereği gibi tanımamaktır.
İnsanları şirke götüren unsurların başında şefaat/aracılık beklentisi gelmektedir. Şefaat beklentisi içinde olanlar, Allah’a yakın olmak için kendilerine “aracılar” bulurlar. Buldukları aracıların, Allah nezdinde kendilerine şefaat edip günahlardan kurtaracaklarına inanırlar. Oysa Allah, bu inancı şiddetle ret etmektedir.

“Onlar, Allah’ın peşi sıra kendilerine yarar da zarar da sağlamayacak şeylere tapıyorlar ve “bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. De ki siz, Allah’a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi bildiriyorsunuz! O, onların ortak koştuklarından yüce ve uzaktır.” (Yunus 18)

Tasavvuf geleneğinde iki türlü şefaat anlayışı vardır; biri hesap gününe yönelik, diğeri de dünyadaki sıkıntı ve zorluklara yöneliktir. Mesela; bir mürid, hesap gününe yönelik “şefaat ya Resululellah” diye seslenirken, dünya işlerinde sıkıntılara düştüğünde de rahatlıkla “Yetiş ya Abdulkadir Geylani” (veya başka bir gavs) diyerek ölmüş olanlardan şefaat isteyebilmektedir.

Oysaki Allah’a ait yetki ve tasarruflar asla başkalarına verilemez. Kim olursa olsun, asla yardıma çağrılamaz ve şefaati istenemez; zira Allah’tan başkasından yardım ve şefaat istemek şirktir. O bakımdan, dua ederken (Allah’ı yardıma çağırırken ve isteklerimizi arz ederken) sadece O’nun isimleriyle dua etmekle (O’nu çağırmakla) mükellefiz.
“Duaları (çağrıları) duyup karşılık veren sadece Allah’tır. Allah ile aranıza koyup yardıma çağırdığınız varlıklar, onlara asla cevap veremezler…” (Ra’d 14)

“Allah’ın yanı sıra kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek ve edilen dualardan haberi olmayan kimselere çağrıda bulunanlar, apaçık sapıklık içindedirler.” (Ahkaf 5)

Allah, Kur’an’da adı ister şefaat olsun, ister rabıta (hayal dünyasında şeyhini düşünerek irtibata geçmek ve ondan yardım talep etmek) olsun, her türlü aracılığı ve vesileciliği şirk olarak nitelendirmiştir. “Her ne istiyorsanız, sadece benden isteyiniz” diyerek hiçbir aracıya imkan ve yetki vermemiştir. Dolayısıyla şefaat beklentisi içinde olanlar, Allah’ı gereği gibi anlamadıkları için, Onun merhametini de anlayamadılar.

Evet Kur’an, şefaati ve her türlü aracılığı, bütünüyle müşriklerin inançları arasında zikreder. İslam akidesine göre Allah’tan başka hiçbir şefaatçi (yardımcı) yoktur. Şefaatin tümü Allah’a aittir. Allah’ın ortağı yoktur ve hiç kimseye bu yetki/izin verilmemiştir. “İzin verilenler” olarak çevrilen ayet, maalesef yanlış çevrilmektedir. Ayette “şefaat edecek kimseler” değil, “kimlere şefaat edileceği”nden söz etmektedir.

“O gün, Rahman olan Allah’ın kendisinden hoşnut olup izin verdiği kimseye ancak şefaat edilecektir.” (Taha 109) Kim şefaat edecek? Elbette hesap görücü olan Allah şefaat edecektir ve dilediği kimselerin günahlarını bağışlayarak cennetine koyacaktır.

Müslümanların önemli bir kısmı şefaat konusunu yanlış anladıkları gibi “vesile/aracı” konusunu da yanlış anlamaktadırlar. Elbette Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için çeşitli yollara ve yöntemlere başvurulur; ancak bu yol ve yöntemler, yine Kur’an’da gösterilen yol ve yöntemler olmalıdır. Mesela bir ayette Allah “vesile” ile ilgili şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler! Allah’a karşı takvalı olun! O’nun hoşnutluğunu kazanmak için vesile/yol arayın ve cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide 35)

Görüldüğü gibi, “vesile” kelimesi asla başkalarını aracı yapmak, devreye sokmak değil, cihad ederek, fedekarlık göstererek ve takvanın gereklerini yerine getirerek O’nun hoşnutluğunu kazanmayı istemektedir. Dolayısıyla vesile, Allah’a yakın olmak için bir varlığı aracı yapmak değil, aksine aracısız, Allah’ın Kur’an’da belirttiği takva yoluyla (ilkelere bağlı kalarak) O’nun hoşnutluğunu kazanmaktır. Vesileyi vasıtaya (aracıya) dönüştürmek şirktir. Allah’a yakın olmak ve O’nun hoşnutluğunu kazanmak için hiçbir vasıtaya gerek yoktur.

“Kim bir iyiliğe aracılık yaparsa, iyiliğin sevabından ona pay vardır” (Nisa 85) ayeti de insanları iyilik yapmaya, iyiliği yaygınlaştırma teşvik etmektedir.

Şunu da belirtelim ki başta Nebiler olmak üzere bilgili, ahlaklı, tecrübeli olan her kanaat önderinden yararlanmak her insanın en doğal hakkıdır; ancak o insanlara değer verirken onları aşırı yüceltmek ve ilahi sıfatlar yüklemek fetiştir, şirktir.

“Muhammed as, “beni, Hıristiyanların İsa’yı övdüğü gibi övmeyin.
“Ben de sizin gibi bir insanım (Allah’a ait sıfatları taşımıyorum); sadece bana vahyolunuyor” diyerek, insanüstü niteliklere sahip olmadığını açıkça bildirmesine rağmen, onun yolunu izlediklerini söyleyenlerin bir kısmı, (özellikle tasavvuf geleneğine sahip olanlar) başta Nebi as olmak üzere pek çok kimseye “insanüstü” nitelikler vererek onları ölümsüzleştirmeye kalkışması İslam akidesi adına kabul edilemez.

Maalesef, şark kültürünün bir gereği olarak, din adamları ve kanaat önderleri öldükten sonra takipçileri tarafından anıtları/türbeleri yaptırılarak azizleştirilmektedir. Ölüm yıldönümlerinde de onları anarak fetiştirmektedirler. Buldukları her değerli sözleri de onlara yakıştırmaya çalışmaktadırlar.

Allah’a tapar gibi bu zevatlara tapan güruh, Muhammed Nebi’yi ilahlaştırıcı sözler ve yüzlerce yalan bilgi üretmekle kalmadılar, damadı Ali b. Ebu Talip hakkında da benzer yalanları uydurarak “yarı ilah” mertebesine çıkardırlar. Şimdi Ali as, hakkında uydurulan birkaç cümleyi aktararak konuyu sonlandıralım.

  1. Ben, gayb ilminin anahtarının sahibiyim.
  2. Ben, ilk çağ sahibiyim ve önceki kitaplarda zikredilmişim.
  3. Ben, kıyamet günü mahlukatın hesabını soracak olanım.
  4. Ben, Nuh’tan önceyim, Nuh’a gemiyim ve onun kurtuluş sebebiyim.
  5. Ben, yağmur bulutları açanım.
  6. Ben, kitab-ı Kur’an’ım.
  7. Ben, her şeyi bilen ve analar rahminde suretleri yaratanım.
  8. Ben, evlerinizde ne yaparsanız haberdar olanım.
  9. Ben, Kabe ve Beytül Haramım.
  10. Cennet ve cehennem anahtarları benim elimdedir.
    (Kay. S. Hüseyin İbn Seyyid Gaybi; Haz. M. Saffet Sarıkaya; İslamiyat, C8, S1)

Bu kaynakta Ali as için benzer uydurmalardan 70 madde sayılmaktadır. Ben sadece 10 tanesini aktardım. Bu yakıştırmaları/uydurmaları okuyanlar, başta Nebi as olmak üzere “önderler” hakkında nelerin uydurulduğunu ve onların nasıl ilahlaştırılıdığını rahatlıkla tahmin edebilirler. Yeter ki ön yargılardan, mezhep ve cemaat taassubundan uzaklaşarak hareket etsinler…

Selam ve muhabbetlerimle…

Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir