Dünün Stratejik Müttefikliği ve Türkiye-ABD İlişkilerinin Bugününe Dair

15 Temmuz 2016’da FETÖ tarafından gerçekleştirilen ve sık kullanılan ifade ile “darbe girişimi” olarak nitelendirilen ama aslında açıkça bir “işgal girişimi” olan hadise, Türkiye-ABD ilişkilerinin gerildiği süreçte yakın dönemde vuku bulan ilk ciddi gelişme olmuştur.
Türkiye, demokrasisini ve vatandaşlarını hedef alan bu hain girişime karşı ABD’den müttefiklik ruhuna uygun denebilecek herhangi bir destek görememiştir.

Stratejik müttefiklik kavramı uzun süre Türkiye-ABD ilişkilerinin tanımlanması için kullanılan bir ifade olmuştur. Her ne kadar Türkiye-ABD ilişkilerinin seyri her dönem bu tanımlamaya uygun bir minvalde yürümüş olmasa da hem iki ülkenin dış politika yapıcıları ve karar alıcıları hem de uluslararası ilişkiler disiplini ile hemhal olanlar genel anlamda bu tanımlamadan vazgeçmemiştir. Buna rağmen ilişkilerde zaman zaman görülen gerilim veya hassas dönemler diye tabir edilen demlerde bu tanımlama üzerine gerekli sorgulamalar da yapılagelmiştir. Açıktır ki bugün iki ülke ilişkilerinde gelinen nokta itibariyle bu tanımlama fazlasıyla sorgulanmaya başlanmıştır; dahası bu tanımlamanın artık iki ülke arasındaki ilişkileri ifade etmediği görüşü hâkim durumdadır. İlişkilerin mevcut durumu hakkında bu görüşün hâkim olmasına yol açan ve yakın dönemde cereyan etmiş olayları hatırlamanın, gelinen noktanın sonuç ve yansımalarını irdelemeyi amaç edinen bu yazının değerlendirmesi için uygun olacağı düşünülmektedir. Son birkaç yıllık zaman zarfında Türkiye-ABD ilişkilerinde yaşanan gelişmeleri hatırladığımızda karşımıza gergin ve hassas bir geçmişin çıktığını görmekteyiz. İlişkilerin gerilmesine yol açan gelişmeler 15 Temmuz İşgal Girişimi ve Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) lideri Gülen’in iadesinden Rıza Sarraf konusuna; ABD-YPG ilişkilerinden S-400 ve F-35 başlıklarında ele alınabilir.

15 Temmuz İşgal Girişimi ve Gülen’in İadesi

15 Temmuz 2016’da FETÖ tarafından gerçekleştirilen ve sık kullanılan ifade ile “darbe girişimi” olarak nitelendirilen ama aslında açıkça bir “işgal girişimi” olan hadise, Türkiye-ABD ilişkilerinin gerildiği süreçte yakın dönemde vuku bulan ilk ciddi gelişme olmuştur. Türkiye, demokrasisini ve vatandaşlarını hedef alan bu hain girişime karşı ABD’den müttefiklik ruhuna uygun denebilecek herhangi bir destek görememiştir. Zira ABD yönetimi ancak bu terörist girişimin akamete uğrayacağı kesinleşince Türkiye’deki seçilmiş, meşru hükümete olan desteğini açıklayabilmiştir. Hem Türkiye’deki karar alıcılar nezdinde ve hem de Türkiye kamuoyundan tepki alan ABD’nin bu tutumu, Türkiye’nin terörist başı Gülen’in iadesini ABD’den istemesiyle devam etmiştir. Gülen’e yönelik suçlamalar ve iadesi konusunda ABD makamlarına teslim edilen belge ve dosyaların Washington’da Ankara’nın beklediği ciddiyetle ele alınmaması, Türkiye tarafında sürekli bir eleştiri konusu olurken; ABD’ye yönelik tepkileri de beraberinde getirmiş hatta bu hain girişim ile ABD’nin bağlantısına dair görüşler ortaya çıkmıştır.

Papaz Brunson’un Tutuklanması

15 Temmuz İşgal Girişimi sonrasında yürütülen soruşturma ve operasyonlar kapsamında 2016 yılı Aralık ayında İzmir’de tutuklanan ABD’li Papaz Andrew Craig Brunson, iki ülke ilişkilerinde gerilimin tırmanmasına yol açmış hatta ABD Başkan Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Vaşington ziyaretinde konuyu gündeme getirirken; mikroblog sitesinden de Brunson’un serbest bırakılması gerektiğini belirten bir mesaj paylaşmıştır. Brunson’ın yargılanması devam etmektedir.

Korumalar Hakkında Tutuklama Kararı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mayıs 2017’de gerçekleştirdiği Vaşington ziyaretinde Türk Büyükelçiliği önünde toplanan ve Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a slogan ve hakaretlerle saldıran terör örgütü destekçilerine müdahale eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın korumaları hakkında ABD yargısınca tutuklama kararı ve ülkeye giriş yasağı çıkarılmış; ABD Kongresi de Türkiye’nin korumalar için almayı planladığı 1 milyon 200 bin dolar değerindeki ABD yapımı silahların satışını iptal etmiştir. İki ülke ilişkilerinde görülen gerilimin artmasına sebep olan bu olayda son olarak 11 koruma hakkındaki davanın düşürüldüğü açıklanmıştı.

Metin Topuz’un Tutuklanması

ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu’nda görevli olan Metin Topuz’un FETÖ’nün 17/25 Aralık kumpasına yönelik yapılan soruşturmalar kapsamında  “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs”, “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin etmek” ve ‘’Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’’ suçlarından tutuklanması iki ülke ilişkilerinde yeni bir gerilimi doğurmuştur. ABD’nin Türkiye’deki büyükelçisi Jonny Bass tutuklanma ile ilgili olarak skandal denilebilecek açıklamalarda bulunurken;  Topuz’un tutuklanmasından dört gün sonra ABD, Türkiye’den yapılan vize başvurularını askıya aldı. Türkiye’nin mütekabiliyet esasınca karşılık verdiği bu hamle bir süre ilişkilerdeki gerginliğin tırmanmasına yol açarken; daha sonra taraflar karşılıklı olarak normal vize prosedürüne geçiş sağladı.

Rıza Sarraf Olayı

FETÖ’nün 17/25 Aralık’taki kumpasını ABD’de sürdürme gayretleriyle manipüle ettiği ve İran’a uygulanan yaptırımların ihlal edildiği iddiasıyla ABD’de tutuklanan Rıza Sarraf’ın yargılandığı sözde dava ve sonrasında bu davada yine ABD’de tutuklu bulunan Halkbank eski genel müdür yardımcısı Hakan Atilla’nın tek sanık haline gelmesi ile süreç Türkiye karşıtı bir hamle haline getirilmeye çalışılmıştır. Bu olay Türkiye ve ABD ilişkilerindeki gergin tonu bir nebze daha artırırken; son olarak Mehmet Hakan Atilla söz konusu kumpas davasından 32 ay hapis cezası almıştır.

F-35’ler

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alacak olması ve son olarak Papaz Brunson’un Türkiye’deki tutukluluğunun devamı üzerine ABD’de bazı senatörler, geçtiğimiz günlerde F-35’lerin Türkiye’ye teslimatını engellemek için Senato’ya bir yasa teklifi sunmuştu. Bundan sonra ABD’nin F-35’ler konusunda Türkiye’ye ambargo uygulayabileceğine dair iddialar gündeme gelmiş; konuyla ilgili son olarak Savunma Sanayii Müsteşarı Prof. Dr. İsmail Demir, Türkiye’nin de proje ortağı olduğu F-35’ler için ilk teslimatın 21 Haziran’da olacağını belirtmiştir.

YPG’ye Destek ve Yardımlar

ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin sınırlarını tehdit edip, sınır illerini hedef alan ve Türkiye’ye dönük saldırı ve tacizlerde bulunan terör örgütü PYD/YPG/PKK ile yakın iş birliğine gitmesi ve binlerce tırlık yardımda bulunması, Türkiye ile ABD ilişkilerinde görülen gerginliği zirveye taşıyan önemli bir unsur olmuştur. Türkiye’nin uyarılarına rağmen ABD’nin hala yardımlara devam etmesi gerilimi artırırken, Münbiç konusunda başlatılan temas süreciyle birlikte yen bir dönem başlamıştır.

ABD’nin Kudüs Hamlesi

ABD’nin Tel Aviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma hamlesi ve Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ilişkilerin son dönemde gerilmesine yol açan önemli bir başka husus olmuştur. Yaşanan tüm bu gelişmelerin yanında ABD yönetim organlarından birbiriyle çelişecek düzeyde farklı açıklamaların gelmesi, iki ülke arasındaki ilişkilerin gerginliğini yükseltmiştir. ABD ile yaşanan bu gergin sürece karşılık Türkiye’nin Rusya başta olmak üzere komşu ülkelerle olumlu iş birliği örneklerini hayata geçirmesi, Türkiye için bir kez daha Batı’da merkez ve eksen kayması tartışmalarını gündeme getirmiştir. Oysa Türkiye’ye bu eleştiriyi yöneltenler Türkiye’nin kendisini merkeze alan ve 360 derece eksene sahip çok yönlü ve aktif bir dış politika güttüğünü görmezden gelmektedirler. Zira Türkiye bu süreçte Singapur’dan Sudan’a Rusya’dan Suudi Arabistan’a İngiltere’den İran’a Moğolistan’dan Bosna’ya kadar pek çok kıta ve ülkede yoğun bir diplomasi yürütmüş ve geniş bir yelpazede örnek iş birliği modelleri geliştirmeyi başarmıştır. Türkiye’yi eksen kayması vb. gibi argümanlarla itham edenlerin gözden kaçırdığı veya görmek istemediği bir başka husus da Türkiye’nin tüm ittifak anlaşmalarına ve komşularına karşı sorumluluklarını yerine getirdiği gerçeğidir. Ancak buna rağmen ABD’nin üstelik Türkiye gibi NATO ülkesi bir müttefikine karşı bu müttefikinin ulusal güvenliğini tehdit eden bir terör örgütü ile yakın iş birlikleri geliştirmesi, bu terör örgütünü desteklemesi dahası Türkiye’nin sınırlarından dolayı NATO’nun güney sınırlarını da tehdit eden bir terör örgütü ile ortaklık yapması, bu ülkenin terörle mücadeledeki samimiyetinin sorgulanmasını gerektirecek boyutlara ulaşmıştır. ABD açıkça müttefiklik ruhuna aykırı hamleler yapmaktadır.

Kudüs konusunda Türkiye’nin yapmış olduğu tüm çağrı ve uyarılara rağmen ABD’nin attığı adımlar, bu ülkeyi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki oylamada görüldüğü üzere dünyada yalnızlığa iterken; İsrail’in işlediği vahşete ortak etmiş; Filistin-İsrail çatışmasının çözümü noktasında ABD’yi bir arabulucu değil aleni bir taraf haline getirmiştir. Ayrıca Kudüs konusundaki gelişmeler, Birleşmiş Milletler’in reforme edilmesi çağrılarının ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde Türkiye’nin sıklıkla dile getirdiği ‘‘Dünya 5’ten büyüktür.’’ iddiasının gittikçe güç ve vücut bulduğu bir ortamı doğurmuştur. ABD ile yaşanan tüm bu gelişmeler, iki ülke ilişkilerinde görülen gerginliğin tırmanmasına sebep olurken özellikle Türkiye kamuoyundaki ABD algısının da olumsuz bir şekle bürünmesine yol açmıştır.

Cevap Yazın