“Demek ki Ruhunu Satan Bedenini Kurtarıyormuş”

Uzakdoğu’nun dinamizmini inkâr etmek mümkün değil ama Güney Kore’nin ekonomi alanındaki mucizevi başarısının tamamını da bu dinamizmle açıklamak mümkün mü acaba? Başka hangi ülkenin halkının yarısı yarım yüzyılda din değiştirmiş? Güney Kore örneğine bakınca “Demek ki ruhunu satan bedenini kurtarıyormuş” demekten alıkoyamıyor kendini insan. Ruha zaten hiç inanmayıp bedene inanan aramızdaki ruhsuzlar da “Her şeyimizle onlardan (Batılı) olalım da onlar da kendilerden olduğumuz için bizi kendi seviyelerine çıkarsınlar” derken hakikaten de “kendilerince haklılar.”

Gelelim Türkiye’ye… “Nemiz kaldı kaybetmediğimiz ki?” diye ne kadar hayıflanırsak hayıflanalım, biz hâlâ onlardan biri olmadık. Bu sebeple de Kore derecesinde de himaye görmedik. Himaye şöyle dursun, ara sıra birileri tarafından istikrarsızlığa sürüklendiğimiz için de kendi gücümüzle varabileceğimiz yerlere de varamadık.

1930’lardaki Birinci Sanayi Programı’nda yer alan Sümerbank ve Etibank gibi kuruluşlar eliyle yaptığımız tekstil ve maden sanayi tesislerini bile Batılı müttefiklerimizin yardımıyla değil de hasmımız Rusya yardımıyla gerçekleştirmedik mi?

İskenderun Demir-Çelik Tesislerini ve Seydişehir Alüminyum Tesislerini de Rusların yardımıyla kurmadık mı? Neden o zaman Rusya tarafında yer almadık da yalvar-yakar NATO’ya girdik?

İlk sanayi hamlelerimizi Rusya’nın yardımıyla yapsak bile bunun tartışılacak bir tarafı yok. Son 150-200 yıldır Rusya yakın düşman, Batı da uzak düşmandır. Çaresiz kalan bir devletin yakın düşmana karşı uzaktakine sığınması kadar tabii bir şey olamaz elbette.

İkinci Dünya Harbi’nden hemen sonra Rusya’nın bizden toprak talebi de eklenince yalvar-yakar NATO’ya girişimizin sorgulanacak bir tarafı kalmaz. NATO’ya girince birçok alanda elimizi verince kolumuzu da kaptırdık ve en kötüsü de çocuklarımızın pek çoğuna el lokması yedirmek zorunda kaldık.

Hangimiz ABD tarafından bağışlanan süt tozundan yapılan sütü okullarda içmedik ki? Üstelik buna hiç ihtiyacımız olmadığı ve çocukların da birçoğunun içtiklerinde kustuğu halde. Hatta daha sonra Cumhurbaşkanı olacak olan bir Genelkurmay Başkanımızın “Donumuzu bile Amerika veriyor” dediği rivayet olunmaktadır.

Beşir İyidiker

Cevap Yazın