A&G Araştırma Genel Müdürü Adil Gür: “AK Parti Değişime Direnirse Rüzgâr Daha da Şiddetlenebilir”

23 Haziran İstanbul seçimi geride kaldı. Millet İttifakı’nın adayı Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. Peki, İstanbul seçimini nasıl yaptı? 31 Mart seçimlerinden sonra ne değişti? Bundan sonraki siyasi tablo nasıl şekillenecek? İsabetli kamuoyu araştırmalarıyla tanınan A&G Araştırma Şirketi Genel Müdürü Adil Gür, Yörünge dergisine önemli açıklamalarda bulundu.

AK Parti’nin İstanbul’da Kaybetmesinin 5 Nedeni

AK Parti’ye İstanbul’u kaybettiren nedenleri sıralasanız, ilk beş maddeniz ne olurdu?

Birincisi, mağduriyet. 6 Mayıs’ta Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) İstanbul seçimlerini yenileme kararı alması kamuoyunda, Ekrem İmamoğlu lehine mağduriyet duygusu yarattı. Bu mağduriyet duygusunun etkisi ilk günlerde daha fazlaydı. Neredeyse yüzde 10’ların üzerinde fark vardı iki aday arasında. Ama geçen süre içerisinde mağduriyet etkisi biraz azaldı.

İkincisi, seçimin son iki-üç gününde araştırmalara dayanarak söylüyorum; Abdullah Öcalan ve kardeşinin açıklamaları. Özellikle İstanbul’da yaşayan milliyetçi seçmenin bir bölümünün son anda kararını değiştirmesine neden oldu. Çünkü AK Parti’nin gerek 23 Haziran, gerek 31 Mart seçimlerinde en önemli argümanı beka vurgusuydu. Beka vurgusu doğruydu, yanlıştı başka bir tartışma konusu.

Ama ülkenin bekası vurgusu, ülkede yaşanan özellikle ekonomide yaşanan onca olumsuz gelişmeye rağmen seçmeni bir arada tutmaya, özellikle Cumhur İttifakı seçmenini konsolide etmeye yarayan önemli argümandı. Öcalanların 23 Haziran seçimlerine müdahil olması beka algısına zara verdi. Beka meselesi 31 Mart’tan sonra  çok da vurgulanmadı o nedenle ikinci sıraya beka ve Öcalan’ın mektubunu koyuyorum.

Üçüncüsü, seçime katılım oranının artması. 31 Mart’tan sonraki süreçte bayram tatili ve üniversite sınavları bittikten sonra İstanbullu seçmenlerin bir bölümü İstanbul dışına çıktı.

Bayramda gidenlerin bir bölümü döndü, bir bölümü dönmedi. Seçim zamanı geldiler, gelmediler tartışması çok yapıldı. 23 Haziran seçim sonuçlarına baktığımızda Kadıköy’de, Bakırköy’de, Beşiktaş’ta, Avcılar’da, Maltepe’de Millet İttifakı seçmenlerinin yoğun olarak yaşadığı yerlerde katılım 31 Mart’a göre ciddi oranda arttı.

Örneğin; Kadıköy’de bu artış yaklaşık 5 puan oldu. Buna rağmen AK Parti seçmeninin yoğun olarak yaşadığı yerlerde ise katılımda çok fazla değişim olmadı, bazı ilçelerde düşüşler görüldü. O nedenle bu katılım, Ekrem İmamoğlu lehine oldu. Katılımın artmasındaki en önemli nedenlerden bir tanesi de Ekrem İmamoğlu’na oy verecek seçmenin motivasyonu ve sandığa gitme arzusu çok daha yüksekti.

Diğer bir etken, her seçimde olduğu gibi ekonomi. 31 Mart’ta da ekonomi elbette önemli etkenlerden bir tanesiydi ama 31 Mart’tan 23 Haziran’a geçen süre içerisinde yaklaşık 3 aylık süre var. Her ne kadar yaz geldi, sebze meyve ucuzladı, doğalgaz masrafı olmamaya başladı. Çocukların okulu tatil oldu desek de gün geçtikçe insanlar ekonomik krizin etkilerini daha fazla hissetmeye başladı. Kuvvetle muhtemeldir ki 31 Mart’la 23 Haziran arasında istihdam artmamış, işsiz sayısı artmıştır. Bu nedenle de ekonomiyi saymak lazım.

Ondan sonra söylemler. Özellikle Pontus söylemi, Karadenizli seçmen üzerinde çok olumsuz etki yarattı. Araştırmalarda bunu görmek mümkün. İstanbul’da Karadenizlilerin en yoğun yaşadığı ilçelerden bir tanesi, AK Parti’nin kalelerinden biri olan Beykoz. Beykoz’da İmamoğlu birinci oldu. Bu Pontus söylemi de zarar verdi.

İmamoğlu pozitif bir kampanya yürüttü. AK Parti’nin ve Cumhur İttifakı’nın kampanyası ona göre pozitif değildi. Dünyanın her yerinde pozitif kampanyalar daha etkili olur. Onlarca neden sayabiliriz.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) örgütleri, teşkilatları, AK Parti’den daha iyi çalıştı. Sokakta daha fazla görüldüler. İmamoğlu ilçelerde yoğun bir şekilde mitingler yaptı. Vesaire… Ama en önemli üç neden; bir mağduriyet, iki beka ve Öcalan meselesi ve seçime katılım. Üçünün çok önemli olduğunu düşünüyorum.

“Sadece Olumsuzluklara Bağlarsak Haksızlık Etmiş Oluruz”

31 Mart sonrasında çok sayıda seçmen neden tercihini değiştirdi?

Seçmen dedi ki; “Bu arkadaş seçimi kazandı, mazbatasını elinden aldılar. Seçim benim için bitti. Kararımı verdim.” Seçmen, İmamoğlu’nun mazbatasının geri alınmasından çok rahatsız oldu. Seçmenle inatlaşılmıyor, inatlaştığınız zaman seçmen ters tepki gösteriyor.

Çok neden var aslında. İmamoğlu’nun 17-18 günlük başkanlık dönemimde su ucuzladı, ulaşım öğrenciler için ucuzladı. Bir yandan dediğim gibi İstanbul’da yaşayan insanlar içerisinde 31 Mart’tan bu yana acaba kaç kişi işini kaybetti bilmiyoruz. Her ne kadar döviz fiyatları aşağıda gibi görülse de firmaların işçi çıkartmaya devam ettiğini görüyoruz. Ekonomi etkili oldu.

Öte yandan İmamoğlu’nun kazanmasını sadece olumsuzluklara bağlarsak İmamoğlu’na haksızlık etmiş oluruz. Sadece olumsuzlukları saymamak lazım. İşin başka bir boyutu var: Sayın Ekrem İmamoğlu’nun kampanyası pozitifti. İkincisi, seçmene göre oy verilebilir bir adaydı. Yani klasik CHP söyleminin dışına çıkan, toplumun her kesimindeki insanı kucaklamaya hazır olduğunu dile getiren, profili, yapısı, geçmişi olarak buna hitap eden bir adaydı. Güvenilebilir bir adaydı.

İmamoğlu çok iyi bir kampanya yönetti. Toplumu kucaklamaya hazırdı. Milliyetçilerden de muhafazakârlardan da HDP’lilerden de oy aldı. Herkesten oy alabildi. Dolayısıyla burada Sayın Ekrem İmamoğlu’nun kişisel özelliklerini ve seçim kampanyasındaki enerjisinin başarısını unutmamak lazım.

“MHP’lilerin Ne Kadar Dahli Varsa AK Partililerin de O Kadar Dahli Var”

AK Parti, Binali Yıldırım yerine başka bir ismi aday gösterseydi sonuç değişir miydi?

Binali Yıldırım AK Parti’nin gösterebileceği en doğru adaydı. Çünkü Binali Yıldırım’ın geçmişi başarılarla dolu. Futboldan örnek vermek gerekirse Ronaldo, Messi idi yani. İstanbul bir Türkiye mozaiği. İstanbul’un en önemli problemi ulaşım. Adam köprülerin, yolların kralı. Aslında biz adayları, projeleri konuştuk ama bir iki puandan fazla değil. İnsanlar konjonktüre ve gündelik yaşamına bakarak karar verdi.

Kamuoyunda yanlış bir algılama var. Sayın Ekrem İmamoğlu’nun başarısı büyük bir başarı. Hakkı teslim etmek lazım ama “9 puan fark var. 800 bin fark var” söylemleri doğru değil.

Sayın Binali Yıldırım bir önceki seçime göre 220 bin eksik oy almış veya rakamsal olarak baktığımızda iki tane aday yarıştığı için bir adayın lehine 4,5 puanlık bir gelişme öbür adayın aleyhine 9 puanlık bir durum yaratıyor. Yani yer değiştiren 9 puan değil. Yer değiştiren 4,5 puan aslında. Bu rakam küçük bir rakam mı? Hayır, küçük bir rakam değil. 400-500 bin seçmen yer değiştirmiş anlamına geliyor.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Öcalan’ın mektubunu sert yorumlamaması seçmende olumsuz bir etki mi meydana getirdi, yani bu strateji yanlış mıydı?

Hayır. Devlet Bahçeli bu süreçte üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Devlet Bey’e daha fazlasını söylemek haksızlık olur. Devlet Bahçeli, Öcalan’ın mektubuna sert bir tepki gösterseydi oy kaybı çok daha fazla olurdu.

“İstanbul’da milliyetçi seçmenleri oy vermedi” demek yanlış olur. Milliyetçi seçmenler sadece MHP’de değil. Yani AK Parti içerisindeki milliyetçilerin sayısı sayısal olarak MHP’den daha fazla. Neticede %40-50’lilik bir partiden söz ediyoruz. O nedenle “MHP seçmenleri sandığa gitmedi, oy vermedi” demek MHP’ye haksızlık olur.

Emin olunuz ki İstanbul’da seçim sonucunun bu şekilde olmasında, Binali Bey’in kaybetmesinde, Ekrem Bey’in kazanmasında MHP’lilerin ne kadar dahli varsa AK Partililerin de o kadar dahli var.

“Yeni Bir Kürt Siyasi Hareketi Ortaya Çıkabilir”

Seçim sonuçlarını değerlendirirsek sizi en çok şaşırtan şey ne oldu? 

Haftalık düzenli araştırmalar yapıyoruz. Ben hiçbir zaman rakam telaffuz etmedim ama TV ekranlarında belki 10 kez söyledim. Hiç kimsenin endişesi olmasın.  Yaz tatilini herkes yapacak, kazanan bariz bir farkla kazanacak. 6 Mayıs’tan itibaren Sayın Ekrem İmamoğlu’nun kazanacağını herkes ama herkes öngörüyordu. Son zamanlarda aradaki fark biraz azalmıştı. Sayın Binali Yıldırım’ın öne geçmesi anlamında değil çünkü İmamoğlu yine öndeydi.

Beni şaşırtan sonuçlardan bir tanesi şu: Öcalan’ın çağrısı, ertesi gün kardeşinin çağrısının en azından HDP tabanının birkaç puanın üzerinde etkili olacağını zannediyordum. En azından 50 yaş üzerindeki HDP seçmeninin üzerinde etkili olacağını zannediyordum. Etkili olmadığı gibi ters etki yarattığını görüyoruz. Yani Küçükçekmece’de, Esenyurt’ta daha önce fark 4’tü, 2’ydi. Bu sefer 12-14 oldu.

Görünen şu; 31 Mart seçimleri de gösterdi ki Abdullah Öcalan HDP’nin tabanının çok çok büyük bir bölümüne hakim değil.

Sizce HDP’de bir değişim olur mu?

Önümüzdeki günlerde HDP’de birtakım tartışmalar yaşanacak muhakkak. Neden muhakkak? Abdullah Öcalan, Kandil, Demirtaş mevcut HDP yönetimi arasında her ne kadar bir uyum varmış gibi görünse de birtakım problemleri olduğunu görüyoruz bu aşikâr. Önümüzdeki dönemde bu net su yüzüne çıkabilir, ama görünen şu; 31 Mart seçimleri de gösterdi ki Abdullah Öcalan HDP’nin tabanının çok çok büyük bir bölümüne hakim değil. HDP yönetiminin, Demirtaş’ın, Kandil’in dediği oldu. Bölünme demek mümkün değil ama belki yeni bir Kürt siyasi hareketi ortaya çıkabilir demek daha doğru olur. Buna o zaman bölünme denmez.

“Muhalefet, Ateşten Bir Gömleğe Niye Talip Olsun?”

Önümüzdeki dönemi biraz konuşalım. Sizce ufukta bir erken seçim görünüyor mu? Bir erken seçim kime fayda, kime zarar getirir?

Erken seçimin gündeme geleceği kanaatinde değilim. Şu an iktidar olmak, ateşten bir gömlek giymek gibi. Türkiye’nin çok ciddi meseleleri var. Birinci sırada ekonomi. S-400, F-35 tartışmaları var. Ayrıca Akdeniz yanıyor. O kadar çok problemlerimiz var ki!

Böyle bir ortamda iktidar, seçime gitmek istemez. Muhalefet, ateşten bir gömleğe niye talip olsun?

Bir de şöyle yorumlar var; çok kısa vadede ekonominin bu yöntemlerle düzelmesi mümkün değil. Muhalefet daha kötüye gideceğini öngörüyorsa iktidarın biraz daha yıpranmasını ister. Psikolojik nedenlerle ne iktidarın ne de muhalefetin seçim isteyeceği kanaatinde değilim.

İkincisi, seçim artık eskisi gibi değil. Türkiye bir anayasa değişikliği yaptı. Erken seçime karar vermenin çeşitli yolları var. O yollardan bir tanesi, Cumhurbaşkanı seçim isteyebilir. Meclis’i feshedebilir ama kendisi de seçime gidebilir.

İkincisi, Meclis bir seçim kararı alabilir. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yenilenmesine karar verebilmesinin sayısal şartları var. Şimdi seçim kararı almanın hem pratik hem teorik zorlukları var. O nedenle çok kısa vadede bir seçimin hem gündeme gelmesinin ve bunu pratiğe dökmenin sayısal ve matematiksel olarak zor olduğunu düşünüyorum.

Az önce dediğim gibi ülkede bu kadar problemler varken, ortalık toz dumanken Cumhurbaşkanı neden böyle bir seçim istesin? Ben, üç vakte kadar bir seçimin Türkiye gündemine gelmeyeceğini düşünüyorum. Ama bu Parlamento, bu yapıyla 2023’e kadar gider mi, o soruya da evet gider diyemiyorum. Bir yıl sonra, iki yıl sonra farklı siyasi, sosyal, ekonomik gelişmeler nedeniyle Türkiye bir seçime zorlanabilir ama kısa vadede beklemiyorum.

“Radikal Değişiklikler Olacağını Tahmin Ediyorum”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçimin hemen ardından TBMM Grubu’nda “Siparişle kabine değişikliği olmaz” dedi ama siz yine de bir kabine değişikliği bekliyor musunuz?

Değişir mi? Değişmeli. 23 Haziran’dan önce konuşmalarımda 31 Mart’tan sonra yapılması gereken en önemli şeylerden bir tanesinin 31 Mart’ta seçmenin verdiği mesajın anlaşılması bakımından bir kabine değişikliği, parti yönetiminde değişiklikti. Yani 31 Mart seçim sonuçlarını il il, ilçe ilçe analiz ederek belki teşkilatlarda da bir değişikliğin mutlaka yapılması gerektiğini düşünüyordum ama buna karar verecek olan AK Parti yönetimi ve Cumhurbaşkanı’nın kendisi.

Cumhurbaşkanı’nı biliyoruz ki dışarıda seslendirilen konuları “dayatma” diye kabul ediyor ve ters bir refleks gösteriyor. O nedenle yapar mı, yapmaz mı bilinmez ama yapmalı. AK Parti’nin makul bir sürede, hem kabineyi hem parti yönetimini değiştirerek yeniden bir sinerji yaratacak bir kongre toplaması ihtimalinin yüksek olduğunu, hatta sadece bununla sınırlı kalmayıp partinin teşkilatlarında da radikal değişiklikler olacağını tahmin ediyorum.

AK Parti içinde sözünü ettiğiniz radikal değişimler olmazsa seçmenin partiye tepkisi artar mı?

Bu olmazsa 31 Mart’taki mesaj anlaşılmadı, 23 Haziran’daki mesaj ise hiç anlaşılmamış anlamına gelir. Bu da kısa, orta ve uzun vadede partiye daha çok zarar verir. Daha çok oy kaybetmesine neden olur.

“Atatürkçülük Bu Ülkenin Ortak Paydası”

Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen kişinin seçim arifesinde Atatürk ile ilgili açıklamaları oldu. Bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de cemaatlerin, tarikatların veya Türkiye’deki muhafazakârların Atatürk düşmanlığı yok aslında. Gerek siyasi çevrede, gerekse birçok alanda cemaat ve tarikatlara mensup tanıdığımız insanlar var. Ben bu insanların hiçbirinin Atatürk karşıtı ya da Atatürk’e bir düşmanlık içinde olduğuna inanmıyorum. Siyaseten nedense böyle bir algı var. Yaptığımız bütün kamuoyu araştırmalarında bu ülkede yaşayan sağcısı, solcusu, dindarı, laiki her neyse insanların ortak paydası olduğunu görüyoruz.

Atatürkçülük bu ülkenin ortak paydası. O manada yeni bir politika değişikliğiymiş gibi o soru niye soruldu, öyle bir haber niye yer aldı bilmiyorum ama Türkiye’de kendisini muhafazakâr sağda tanımlayanlar arasında “Atatürkçüyüm” diyenlerin hiç de azımsanamayacak oranda olduğunu biliyoruz.

AK Parti’nin oy kaybetmesinde bu yaklaşım etkili olmuş olabilir mi?

Hiç zannetmiyorum. Çünkü bu seçim döneminde çok daha ciddi faktörler vardı. Bu mesele Türkiye’de geçmiş yıllarda daha çok tartışıldı. Bu seçimde etkisi olacak bir tartışma değil. Ben öyle düşünüyorum.

“AK Parti Bir Boşluk Bırakırsa O Boşluk Mutlaka Dolacaktır”

Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun yeni bir parti kuracağı konuşuluyor. Sizce ufukta yeni bir parti görünüyor mu?

Sayın Davutoğlu’nun bir hareket içinde olduğu biliniyor. Kendisi de zaman zaman kamuoyuna çıkıp bunu deklare ediyor. O cephede bir sorun yok ama Sayın Ali Babacan ile ilgili çok şey yazılıyor, çiziliyor. Bunların hepsi duyumlara ve dedikodulara tabi. “Evet, böyle bir siyasi oluşumun içerisindeyiz. Aklımızda şunlar var” diye net bir görüntü, bir söylem duymadık. Ancak olabilir.

Neden olabilir?

Türkiye’nin şu an temel problemi nedir? Ekonomi. Babacan dönemi, Türkiye’de ekonominin, tırnak içinde şahlandığı dönem. O nedenle böyle bir ortamda Babacan’ın çıkışı kamuoyunda ilgi görebilir. Ama AK Parti, Tayyip Erdoğan partisi.

Tayyip Erdoğan’ın kimliği, partinin daha üstünde. Her ne kadar Türkiye’de zaman zaman %50’nin üstünde oy almış bir partiden bahsediyorsak da lider partinin kurumsal yapısından daha önde. Türkiye’de çok kısa vadede AK Parti’yi ortadan ikiye bölecek, AK Parti’nin yerine geçebilecek bir siyasi oluşum yok gibi görünüyor. Ayrıca toplumda da böyle bir beklenti de yok.

AK Parti kendine bir çekidüzen verirse, mesajları doğru anlarsa, halka yakın, halkın doğrularıyla hareket eden bir parti olmaya gayret ederse seçmenin başka bir arayışı olmaz. Vatandaş, AK Parti’yi tamamen silmedi, uyarıda bulundu. Ben öyle görüyorum. %1-2 önemli mi? Yeni hükümet sisteminde çok önemli. Binde birin bile ne kadar önemli olduğunu biz 31 Mart akşamı gördük. O nedenle AK Parti’den gidebilecek %0,5, %1, %5, %10’un çok çok çok önemli olduğunu görüyoruz. Ama ben, tüm bu gelişmelerin az önceki sorduğunuz sorularla bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Şayet AK Parti kendine bir çekidüzen verirse, mesajları doğru anlarsa, doğru okursa, gerekli radikal adımları atarsa yeniden halka yakın, halkın doğrularıyla hareket eden bir parti olmaya gayret ederse öyle zannediyorum ki siyasette AK Parti’nin bugünlerde bıraktığı varmış gibi görünen o boşluğu dolduracak bir arayış olmaz.

Tersi olursa, elbette ki o zaman hani halk arasında bir söz var; “Su akar dere yatağını bulur” diye. Bu, Babacan olur, Davutoğlu olur. Başka biri olur veya bugün ismini bilmediğimiz başka bir şey; merkez sağda birileri çıkar, bu boşluğu doldurmaya aday olabilir.

Kısa bir zaman önce seçim yapıldı ama sonuçlara bakarak bunu, “seçmen yeni bir parti istiyor” şeklinde okumanın çok doğru olduğu kanaatinde değilim. Bahsettiğiniz isimler çok tecrübeli isimler. Yani iki günde böyle bir karar vermeyeceklerdir. Önümüzdeki günlerde AK Parti’nin yaptıklarına, yapacaklarına, tavrına göre karar vereceklerdir. Elbette ki AK Parti bir boşluk bırakırsa o boşluk mutlaka dolacaktır.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kimliği, partiden önde” dediniz. Sizce artık bu, seçmene yetmemeye mi başladı? Büyükşehirlerde yani Ankara, İstanbul, Adana, Mersin, İzmir, Antalya’da Millet İttifakı seçimleri önde bitirdi. Bu sonuçları nasıl yorumlamamız gerekiyor? 

Şöyle demek daha doğru; AK Parti’ye oy veren, gönül veren seçmenlerin bir bölümü şikâyetlerini dile getirmeye başladı. Mesajlarının alınmasını istiyor. Bu şikâyetleri doğru okunursa biz bunun geçmişte, 2009’da gördük. AK Parti %38,4’e düştü. 2010 referandumunda %58 oy aldı. O nedenle kesinlikle böyle olur tarzındaki yaklaşımlardan daha ziyade bekleyip görmek lazım.

Kabine revizyonu, parti yönetimi değişikliği, teşkilat değişikliği ne gerekiyorsa yapılması lazım. AK Parti’nin önünde çok çok uzun zaman yok. Eğer tüm bunları yaparsa rüzgâr değişebilir. Yapmaz da değişime direnirse rüzgâr daha da şiddetlenebilir. Vatandaş bir mesaj verdi. Bir poker masası düşünün. Gördü mü, görmedi mi AK Parti? Onu beklememiz lazım. Vatandaş, “evet, benim mesajım alındı, işler düzeliyor, yolunda gidiyor, ben yeniden ait olduğum mahalleye geri mi döneyim” diyecek? Yoksa “kardeşim artık olmuyor. Yeni bir arayış içindeyim” mi diyecek? Bunu zaman gösterir ama çok uzun bir zamandan bahsetmiyorum. Önümüzdeki iki-üç ay içerisinde bir şey yapması lazım.

“Şimdiden Roller Biçmek Doğru Değil”

Ekrem İmamoğlu’nun başarısının nedenlerini sayarken “kullandığı dil”den bahsettiniz. Bu dil, muhalefet partilerinde de değişime neden olur mu?

Seçim sürecinde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu da tebrik etmek lazım. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ankara ve İstanbul gibi illerde sürpriz bir şekilde kazanmasında en büyük pay, Kemal Kılıçdaroğlu’na ait diye düşünüyorum. Çünkü pek çok tepkiyi, pek çok çıkışı göğüsleyerek adaylar gösterdi. Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş aday gösterildiğinde en çok CHP’liler tepki gösteriyordu. Bu tepkileri göğüsledi.

Türkiye’de iktidar olmak, çoğunluğu elde tutmak istiyorsanız böyle bir dil kullanmanız lazım. Sadece dil ile de olmaz. Yaptıklarınızla, yapacaklarınızla da bunları desteklemeniz lazım. O manada Sayın İmamoğlu’nun çıkışı doğru. İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın dili, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yansırsa yarın bir gün Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’de iktidarın alternatifi neden olmasın?

İşte gördük. İki aday baş başa yarışınca neler oluyor! İstanbullu suyu daha ucuz tüketiyor, ulaşımı öğrenciler bugün daha ucuz kullanıyor. Türkiye de birbiriyle yarışan siyasi partiler artar, başa baş bir yarış olursa bundan toplum olarak bizler faydalanırız. Rekabet her zaman kalite ve başarı getirir.

Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Ekrem İmamoğlu’nun yaptığı konuşma, 2002’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı konuşmayla çok benzerlik taşıyor. İmamoğlu’nun siyasi hayatı sizce nasıl şekillenir?

Bence Sayın İmamoğlu için asıl sınav bundan sonra başlıyor. Çünkü Türkiye, İstanbul kamuoyu, İmamoğlu’nu 5-6 aydır tanıyor. Hâlbuki önümüzde Sayın İmamoğlu’nu tanıyacak daha uzun bir süre var. Çok kısa vadede bir seçim gündeme gelmeyecekse bundan sonra İmamoğlu, siyasi geleceğini kendisi tayin edecektir. Yaptıkları, yapacakları, duruşu tayin edecektir. Şimdiden roller biçmenin çok doğru olacağı kanaatinde değilim. Beklenilenden çok daha başarılı bir performans gösterebilir. Hayal kırıklığı da yaratabilir. Sonuçta bir insan.

Sadece şahsıyla da ilgili değil. Sonuçta İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir kurum. Binlerce kişinin görev aldığı kurum. Oradaki yüz bin kişi de yaptıklarıyla, yapacaklarıyla İmamoğlu’nu temsil ediyor.

O nedenle evet, dediğiniz gibi seçimden sonraki konuşması İstanbul’dan daha öte hayalleri veya yakıştırmalara tabi olan bir aday gibi görünüyor. Ama bunu zaman gösterecek. Sayın İmamoğlu’nun siyasi geleceğini performansı belirleyecek. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak mı kalır, CHP Genel Başkanı mı olur, Cumhurbaşkanı adayı mı olur, Cumhurbaşkanı mı olur? Bunları konuşmak için çok erken. Bunu zaman içerisinde hep beraber görüp yaşayacağız.

Cevap Yazın