“Sosyal Tarih Perspektifi” ve Tasavvuf Tarihi

Okuduklarımızdan yola çıkarak daha çok Ahmet Yaşar Ocak tarafından Türk okuyucusuna tanıtılan bu perspektifin, -uzantıları önceki yüzyıllara dayansa da- Selçuklu Devri sonlarından XVII. yüzyıla kadar gelişen tasavvuf tarihini çözümlemede bize neler söylediği üzerinde bir nebze duralım.

Tarihte vuku bulmuş her türlü hadiseyi anlamak için bir anahtar: Üzerinde çalıştığınız yüzyılın (dönemin) genel yapısını çözmek ve meydana gelen her şeyi bu çerçeveye sığdırarak açıklamak şeklinde tanımlanabilen ‘sosyal tarih perspektifi’…

Şüphesiz, hakkında ancak bazı ipuçları, bilgi kırıntıları bulunabilen hadiseleri, oluşumları açıklamada bu usûl çok yardımcı olabilir ve ortaya harikalar da çıkarabilir. Peki, bu perspektif, özel karakteri sebebiyle içine tam olarak girilemeyen yapıları açıklamada ne derece başarılı olabilir?

Türkiye’de Ahmet Yaşar Ocak’ın adıyla -bir nevi- özdeşleşip kalan sosyal tarih perspektifi, özellikle tasavvuf tarihi veya tasavvufun ‘heterodoks’ tabiriyle adlandırılan şubeleri söz konusu olduğunda hatırlanıyor daha çok. Gerçekten de sosyal bilimler alanında en saygın bilim adamlarımızdan biri olan Ocak Hoca, isimleri hemen akla gelen birçok eserinde bu bakış açısını ve söz konusu perspektifi -adını da zikrederek-1 kullanıyor.

İmdi, okuduklarımızdan yola çıkarak daha çok Ocak tarafından Türk okuyucusuna tanıtılan bu perspektifin, -uzantıları önceki yüzyıllara dayansa da- Selçuklu Devri sonlarından XVII. yüzyıla kadar gelişen tasavvuf tarihini çözümlemede bize neler söylediği üzerinde bir nebze duralım.

Anlayabildiğim kadarıyla tasavvuf tarihinde özellikle Kalenderîler, Melâmetîler, Alevîler ve Bektaşîler denildiğinde akla gelen yapının temel bazı özellikleri vardır. Ocak, bunları Kalenderîler adlı çalışmasında sıralıyor:

    1. a) Fakr ve tecerrüd
    2. b) Melâmet
    3. c) Vahdet-i Vücud ve Mevcud
    4. d) Cemalperestlik, mahbupperestlik.2

Genel çerçeve bu olunca XIV.-XVII. yüzyıllardaki tasavvufî yapıya şekil veren düşüncenin (doktrin) bu dört temel noktaya istinat etmesi gerekiyor. Gerçekten de meseleye kuşbakışı bakıldığında yukarıdaki hususların, bugüne kadar bize ulaşan tasavvufî birikime bir şekilde yansıdığı düşünülebilir. Fakat mevzuyu özelleştirdiğimizde/ayrıntılara indiğimizde, burada işler kılınan sosyal tarih perspektifinin sağlam sonuçlar verip vermeyeceği hakkında zihnimizde şüpheler oluşuyor.

Tasavvufun bugün ulaştığı görünüm, elbette belli aşamalardan süzülmüştür. Fakr ve tecerrüd kavramlarının bugünkü algılanışı, vahdet-i vücud anlayışı hususundaki tartışmalar, hele cemalperestliğe yaklaşım, zaman içinde o kadar farklılaşmıştır ki genel çerçeveye bakarak özel adalar hakkında kesin şeyler söyleyebilmek neredeyse imkânsız gözükmektedir.

Müslüman sûfîler, önceki din ve kültürlerden, düşüncelerine neler aktarmış olurlarsa olsunlar, terminolojilerini oluşturmada veya mevcut terminolojiyi temellendirmede öncelikle Kur’an’ı merkez almış gözüküyorlar. Bugün en meşhur tasavvufî kavramlardan nefs-i levvame, mülhime, mutmaine, râziyye vb. kavramlar doğrudan doğruya Kur’an’dan iktibastır. Terminolojinin büyük bir kısmı da hadis külliyatından alınmış veya bu külliyat aracılığıyla temellendirilmiştir.

Şuradan alınmıştır, buradan iktibas edilmiştir tartışmasının yersiz olduğu ise su götürmez. Çünkü her yapı, kendisinden öncekinden bir şeyler almış, çağdaşlarına ve kendisinden sonrakilere de bir şeyler vermiştir. İslam tasavvufuna, İslam toplumu içinde doğup büyümüş tüm araştırmacılardan daha farklı bakma avantajına sahip son dönem düşünürlerinden René Guénon (Abdülvahid Yahya) da Taoculuğa Toplubakış ve İslam Tasavvufu adlı eserinde tasavvuf üzerindeki Hint, İran, Yunan etkilerini tartışıyor ve İslâm dünyasında tasavvufun esasının Hz. Peygamber’e dayandığı kanaatine varıyor.

Belirtmeliyiz ki asıl itibarıyla sosyal tarih perspektifi, bir şablon gibi gözüküyor. Ocak Hoca’nın ağırlıklı çalışma sahasını (XIV-XVII yüzyıllar) göz önünde tutarak söylersek Selçuklu son dönemleriyle Osmanlı tarihinde oluşmuş tasavvufî düşünceyi, hadiseleri bu şablonun üstüne döktüğümüzde hafif rötuşlarla sosyal tarih perspektifine oturtabiliriz elbette. Fakat bu şablon bizi tatmin edebilir mi?

Sadece birkaç soru: Makâlât adlı eserden yansıyan Hacı Bektaş-ı Velî’nin fikrî portresi bu şablona sığıyor mu? Ocak Hoca, bir tartışma metninde bu husus kendisine hatırlatıldığında Makâlat’ın Hacı Bektaş’ın eseri olamayacağını söylemek durumunda kalmıştı. Acaba tasavvuf tarihinde Ocak Hoca’nın çerçevesini belirlediği sosyal tarih perspektifine sığmayacak daha ne gibi ayrıntılar vardır?

Sanırız tasavvuf tarihi için birbirinden çok farklı ‘başka sosyal tarih perspektifleri’ de oluşturulabilir. Bu yaklaşımların tartışmaya açık olması durumunda bir sorun gözükmüyor. Ama tersi olursa yani ulaşılan sonuçlar mutlaklaştırılırsa, gayet bilimsel bir çaba tabiri caizse bir bilimsel mugayyebât çabasına dönüşür ve ondan ibaret kalır.

1 Bkz. Ocak, “İslâm, Tasavvuf ve Tarikatlar: Sosyal Tarih Perspektifinden Bir Bakış”, Türkiye Günlüğü, Mart-Nisan 1997, Sayı 45, s. 5-10. Müellifin şu kitabında makalenin daha geliştirilmiş metni mevcuttur: Türkler, Türkiye ve İslâm: Yaklaşım, Yöntem ve Yorum Denemeleri, İletişim Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 1999,  s. 157-173.

2 Ocak, Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sufilik: Kalenderîler –XIV-XVII. Yüzyıllar-, Timaş Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2016, s. 203-218.

Cevap Yazın