Din Eğitiminde Devlet Denetimi Bir Müddet Daha Şart

Genel olarak ideal din eğitimi nasıl olmalıdır? Bugünkü din eğitiminin (imam hatipler ve ilahiyat fakülteleri) aksayan yönlerini detaylara inmeden ortaya koyabilir misiniz?

Dünyanın gelişmiş ülkelerini göz önünde bulundurursak bu ülkelerin, cemaatlerin egemenliğinden cemiyetlerin zenginliğine geçtiğini görürüz. Bu tip toplumlar için din eğitimi ve öğretiminin kim tarafından hangi şartlarda verildiğinin çok bir önemi yoktur. Nitekim pek çok Batı ülkesinde hem devlet hem de dini gruplar tarafından din eğitimi hizmeti sunulmaktadır. Ancak her iki kaynak da eğitim öğretim hizmetini toplumun gözü önünde açıklık, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri doğrultusunda yapmaktadır.

Eğitim kurumlarında olup bitenler, devlet ya da dini grup fark etmeksizin eğitimcilerin, velilerin, hukuk sisteminin, basının ve diğer kişi ve kurumların eleştirisine ve denetimine açıktır. Eğitimin içeriği; profesyoneller tarafından hazırlanır, din bilimi araştırmalarının süzgecinden geçemeyen içerikler, çocuk ve gençlerin karşısına çıkmaz. Eğitim sorumluları, hem dini hem insanı hem de toplumu tanırlar. Kime, neyi, ne zaman ve ne şekilde öğreteceklerini bilirler. Bu tip bir toplumda din eğitiminin mahiyeti, en az amacı kadar önemli görülür.

Ülkemizin hâlâ katı bir cemaat toplumu olması ve din alanında örgütlenen her cemaatin farklı bir din ve dini otorite anlayışı benimsemesinden dolayı, din eğitiminde devletin denetim ve gözetiminin bir müddet daha şart olduğu düşüncesindeyim. Bunun dışında farklı yapıların din eğitimi faaliyetlerinin cebri yöntemlerle yasaklanmasını da doğru görmüyorum.

Demokratik tutum icabı, sivil din eğitimi kanalları, her zaman açık tutulmalı; lakin bu kanalların sivil görünümlü örgütlü dini yapılar tarafından suiistimal edilebileceği unutulmamalıdır. Bu yapıların düzenli bir şekilde devlet tarafından denetlenmesi, toplum tarafından da şeffaf olmaya zorlanmaları gerekir. Bu tip yapıların kendi kutsal (!) amaçları için ikiyüzlü tavırlar geliştirebileceği; gerçek benlikleriyle dışarıya yansıttıkları kişiliklerinin farklı olabileceği her zaman akılda tutulmalıdır.

Kimin din eğitimi vereceği kadar önemli olan bir husus da din eğitiminin nasıl verilmesi gerektiği meselesidir. Ancak ülkemizde “Nasıl bir din eğitimi verelim?” sorusu yeni yeni gündemimize girmektedir. Hem imam hatiplerin hem de ilahiyatların –bunların yanında genel din derslerinin– programları hazırlanırken, bu okulların temel felsefesinin ne olacağı, nihai anlamda nasıl bir insan, nasıl bir Müslüman yetiştirmeye talip oldukları, bunu hangi yeterliliğe sahip kişilerce, hangi ortamlarda, hangi yöntemlerle gerçekleştirecekleri üzerinde yeterince ve derinlemesine düşünülmeden yapılacak bir faaliyetin getirisinden çok götürüsü olacaktır.

Söz gelimi bu okullardan mezun olacak kişilerin hangi donanıma ihtiyacı varsa o yönde donatılması şarttır. Temel yeterlilikler konusunda asla taviz vermeden öğrencinin öncelikle düşünme becerilerinin geliştirilmesine özellikle de ilahiyat öğrencisinin karşılaştığı her bilgiyi muhakeme etmesine öncelik verilmelidir.

Bu durumda belki niceliksel anlamda değil ama niteliksel anlamda çok daha iyi yetişmiş ve toplumu aydınlatma yeteneği bariz Müslümanların sayısı artacaktır. Hâlihazırda hem imam hatiplerde hem de ilahiyatlarda misyon ve vizyon belirsizliği, kontrolsüz büyüme, hedefsiz ve düşük motivasyonlu öğrenci, dahili ve harici müdahaleler gibi bazı sorunlar ancak bu hususlarda iyileştirme çabaları ortaya konarak azaltılabilir.

Cevap Yazın