“Derinlik”in Faturasını Ödemek: Şerif Mardin

Sabah Gazetesi, 17 Eylül 2017

Toplumunu disiplinlerarası bir yaklaşım ve tarihî bağlamından koparmadan inceleyerek çarpıcı değerlendirmelere ulaşan Şerif Mardin’in vefatı sonrasında “mahalle baskısının mucidi” olarak hatırlanması Türkiye’ye ayna tutmaktadır.

Disiplinlerarası yaklaşım

Mardin, Amerikan eğitim sisteminin de etkisiyle, disiplinlerarası yaklaşımı benimsemiş ve toplumunun değişik cephelerini bu çerçevede analiz ederek önemli katkılar sunmuş bir bilim insanıydı.Bu açıdan değerlendirildiğinde Mardin, bizatihi bir disipline “katkı yapan” bir akademisyen değil “bir toplum”u değişik disiplinlere ait araç ve yaklaşımlar kullanarak tahlil eden, bunun neticesinde de onu “anlama” alanında önemli ipuçları sunan bir kişilikti.Dolayısıyla onu “sosyoloji,” “siyaset bilimi,” “tarih” benzeri disiplinler çerçevesinde değerlendirmek zordur. Mardin, değişik literatürlere hâkimiyeti neticesinde, düşünce ve iktisat tarihinden, siyaset bilimi ve din sosyolojisine uzanan bir alanda toplumumuz hakkında “çok yönlü” analizler yapabilmiştir.

Tarihî bağlam

Mardin’i benzer tahliller yapanlardan farklı kılan ele aldığı konuları “tarihî bağlamlarına oturtarak” değerlendirmeye çalışmasıdır.

Tanzimat’tan “İkinci Meşrutiyet”e uzanan zaman dilimini birincil kaynakları değerlendirerek incelemiş olması, Mardin’e meseleleri “uzun süreçler” içinde tahlil edebilme imkânı sunmuştur.
O, bunun neticesinde Türk siyasetinin “otokratik geleneği”nden “merkez-çevre ilişkisi” ve “dinî cemaatlerin toplumsal rolü”ne uzanan bir yelpazedeki konularda, toplumu anket formları tasnif ederek anlayabileceklerini zanneden” siyaset bilimciler” (Mardin’in “içerik analizi” benzeri araçları Türk akademik çevrelerine tanıttığı da unutulmamalıdır) ve 1923 öncesinde “toplum olmadığımızı” düşünen “sosyologlar”dan farklı olarak “derin,” uzun soluklu analizler yapabiliyordu.

Tarihî bağlamları kavrama Mardin’e bunun yanı sıra resmî ideolojinin temel tezlerindeki ciddî zaafları da görebilme imkânı sağlıyordu.

Yeni Osmanlılar üzerine yaptığı derinlikli çalışma, Namık Kemal ve arkadaşlarının “hürriyet” talep etmekle kalmayarak İslâmî vurguları güçlü bir anayasacılık hareketi geliştirdikleri, Tanzimat romanını tahlili “aşırı Batılılaşma”nın ciddî toplumsal tepki doğurduğu, Jön Türkler üzerine kaleme aldığı eser onların temel sorununun “özgürlük” olmadığı ve İttihad ve Terakki’nin asır sonu Batı düşüncesinin “otoriterliğe zemin hazırlayan” kuramlarından etkilendiğini ortaya koyuyordu.

Yeni Osmanlıların modernlikle “İslâm”ı bağdaştırmaya çalıştıkları, II. Abdülhamid rejimine karşı savaşan Jön Türklerin otoriter tasavvurlar geliştirdikleri ve onların inşa ettiği devletin kurucu ideolojisinin felsefî derinlikten yoksun olduğu benzeri tespitler, “olgular”ı mekanik tarihî gelişme şablonuna uydurmaya çalışan resmî ideolojiye ciddî eleştiriler getiriyordu.

 

Devamı Yörünge Dergisi 1. Sayısında (Ekim/2017)

Cevap Yazın