Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Thursday, September 24, 2026

Kan Sosisi

Son zamanlarda çok sayıda genç sosyal medya ünlüsünün, gittikleri ülkelerin mutfak alışkanlıkları ve sokak yemekleriyle ilgili videolar paylaştıklarını görüyoruz. İşin tabiatı gereği, çoğunluğu genç yaşta olan bu arkadaşlar, her yemeği tatma ve fikrini bizimle paylaşma peşinde.

Zayıflayan manevi değerler, bu kişilerin yeme alışkanlıklarında hassasiyet göstermediğine işaret ediyor. Ancak her ne kadar beğeni ve para peşinde koşan bu arkadaşlar, bu tür seyirlik “tatma” videoları çekse de, toplumların çoğu yeme içme alışkanlıklarını kolayca değiştiremezler. Bunun ekonomik durum, belirli çevrede yaşama zorunluluğu gibi farklı nedenleri olsa da, esas neden inanç ve onun oluşturduğu geleneklerdir.

Öyle ki “Domuz eti yemiyor ama haram yiyor!” diye, Müslüman geleneklerini ve hayat tarzını alaya alan yeni nesil ateist ve deist şahıslar bile, kendilerinin din tarafından oluşturulan nasıl bir ekosistem ile kuşatıldıklarının farkında değillerdir.

Ülkemize gelen ziyaretçilerinin pek hoşlanmadıkları “kokoreç”, onlar için ne derece kabul edilemez ve “midelerinin kaldırmayacağı” bir yemek ise, onların yaptıkları ve rahatlıkla tükettikleri bazı yemekleri ise bizim hayal etmemiz bile mümkün değildir.

Bu konuların nedense bu ülkeleri ziyaret eden veya orada yaşayan Müslüman çevrelerce, kültür ve din ilişkisi bakımından ele alınıp, yeni nesle işin aslının anlatıldığı kanaatinde değilim. Belki Türkçe dışında ABD ve İngiltere’de yaşayan Arap, Hint, Pakistan asıllı Müslümanlarca ele alınmıştır, bunu bilemiyoruz.

Bu neden önemli? Bu ayrımın farkına varamayan kuşaklar, kendilerini onlar gibi sandıklarından, bunu dert edinmiyorlar. Ancak artık tamamen onlara benzediklerinden, kendi dinlerinden ve geleneklerinden de fayda görmüyorlar. Sonunda bir arada kalmışlık, tükenmişlik ve kendilerinden nefrete varıyorlar.

Sonra da “Biz ne ara bu hale geldik?” diye yakınırken, “Zaten ne haldeydik ki bu hale geldik?” diye sormamız gerekiyor.

*****

Şimdi örneklerle ne demek istediğimiz daha açık anlatalım.

Önce İngiltere ve Birleşik Krallık’ın geleneksel yemeği, Black Pudding (Kan Sosisi)’den bahsedelim.

Temel maddesi taze domuz kanı olan bu besin, arpa, yulaf ezmesi veya ekmek kırıntıları gibi dolgu malzemeleriyle ve bolca iç yağı ile karıştırılıp bağırsağa doldurulur ve haşlanır. Ayrıca karabiber, karanfil, tarçın ve kekik gibi kuvvetli baharatlarla aromalandırılır ki kanın yoğun tadı dengelensin. Servis edilmeden önce genellikle dilimlenir ve tavada veya ızgarada dışı hafif çıtırlaşana kadar kızartılır.

 

Almanların geleneksel yemeklerinden olan Leberwurst (Karaciğer Ezmesi / Sosisi) de benzer içeriktedir.

Genellikle domuz karaciğeri veya dana karaciğeri, belirli oranda et ve yağ (karaciğerin acılığını kırmak ve sürülebilir bir kıvam elde etmek için) soğan, mercanköşk, hardal yeşil karabiber gibi baharatla yapılan, bıçakla kesilebilen ve ekmeğe sürülebilir şekilde iki kıvamı olan bir yemektir.

Neden diğer yemekle aynı kategoride ele aldık? Çünkü kesimde kan, İslam ve Yahudilikte olduğu gibi tam olarak akıtılmadığından, karaciğer de kanın yoğun bulunduğu bir organ olmasından, bu yemek de oldukça kanlıdır.

Kan ve sakatat içeren dünyadaki farklı yemeklerin bir kısmını da sıralayalım:

İspanya ve Latin Amerika: Morcilla,

İskoçya: Haggis,

Güney Kore: Sundae (Soondae),

Fransa: Boudin Noir,

Filipinler: Dinuguan,

Doğu Avrupa (Polonya): Kaszanka.

Bunların tamamına yakını domuz eti ve kanı yoğunluklu yiyecekleridir. Zaten dünyada en çok tüketilen et, domuz etidir.

Kısmen detayını verdiğimiz her iki yemek ve Avrupa veya uzak doğudaki benzer yemekler, bizim damak tadımıza uymaz. Neden? Çünkü İslam’da ve Yahudilikte kan kesinlikle yasaklanmıştır. Bu emir yüzyıllarca süren uygulamalarla gelenek haline dönüşmüş, bu toplumda yaşayan herkesin damak tadını oluşturmuştur. Bu nedenle inancı zayıf olsun, kuvvetli olsun hemen herkes, hatta Ortadoğu’daki ve Afrika’daki bazı Hıristiyan toplulukları bile bu kültürü benimsemişlerdir.

*****

Şimdi bu geleneğin kökeni olan Tevrat ve Kur’an’daki dini metinlere bakalım. Kanın haram olduğunu kabul eden Tevrat metinleri ile Kur’anda yer alan emirler çok benzerdir. Sonuçta ikisi de aynı kaynaktan geldiği için benzerlikler normaldir.

Tevrat’ta kanın haram kılması:

Levililer 17:10-11: “İsrail halkından ya da aranızda yaşayan yabancılardan kim herhangi bir kan yerse, ona öfkeyle bakacağım ve halkımın arasından atacağım. Çünkü canlılara yaşam veren kandır…”

Yasanın Tekrarı (Deuteronomy) 12:23: “Ancak kanı yememeye kesin kararlı olun. Çünkü kan candır, etle birlikte canı yememelisiniz.”

Yaratılış (Genesis) 9:4: (Nuh tufanından sonraki ilk yasaklardan biri) “Ancak içinde canı, yani kanı olan eti yemeyeceksiniz.”

Yahudiler uzun sürgün hayatları boyunca, azınlık psikolojisi gereği Tevrat’ın hükümlerine sıkı sıkı sarılmak durumunda kaldılar ve bu hükümlere dayalı bir hayat tarzı geliştirdiler. Dinine bağlı olan Yahudiler kılık kıyafetleri dahil, her halleriyle kendilerini belli ederken, diğerleri de geleneklerine bağlı kaldılar. Ancak bugün söz sahibi olan Siyonist Yahudiler, mevcut Tevrat’ın kendilerini haklı çıkaracak yönlerini öne çıkararak ve farklı inançları harmanlayarak oldukça başkalaştılar.

Kur’an’da haram kılınan et, kan ve kurbanla ilgili hükümler:

Bakara Suresi, 173. Ayet

“Allah size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur kalırsa, (başkasının hakkına) saldırmadan ve sınırı aşmadan (bunlardan yemesinde) kendisine bir günah yoktur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”

Mâide Suresi, 3. Ayet

“Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan; (henüz canı çıkmamışken kestikleriniz hariç) boğulmuş, darbe almış, yüksekten düşmüş, boynuzlanmış ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. ….. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalırsa, günaha meydan vermeksizin (haram etlerden yiyebilir). Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”

En’âm Suresi, 145. Ayet

“De ki: ‘Bana vahyolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin yiyeceği şeyler arasında, ölü hayvan eti, dökülmüş kan, domuz eti -ki o şüphesiz pistir- veya Allah’tan başkası adına bir fısk olarak boğazlanmış hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum.’ Bununla beraber kim mecbur kalırsa, (başkasının hakkına) tecavüz etmemek ve sınırı aşmamak kaydıyla (yiyebilir). Şüphesiz Rabbin çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”

İşte bugün Müslüman toplumların yeme alışkanlıklarını düzenleyen, bireylerin çoğunun neden hangi tür yiyeceklerden hoşlanıp, nelerden nefret etmelerini sağlayan Kur’an-ı Kerim’deki temel metinler bunlardır.

Kur’an’dan ve İslam geleneğinden uzaklaştıkça, bozulmalar ve yabancılara benzemeler ve “Bize ne oldu?” ve “Biz ne zaman bu hale geldik?” soruları artacaktır.

Daha Fazla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir