Bir ülkenin ayakta kalmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri dildir. Hatta dil birliği, bir ülke için din birliğinden daha önemli bir mesele olarak değerlendirilebilir.
Bu söz o kadar mühimdir ki serlevha yapılıp cümle âlemin görebileceği yerlere asılsa yeridir.
Konunun ciddiyetini daha iyi anlatabilmek için güzel bir misal verelim.
Konfüçyüs’ün Dikkat Çekici Cevabı
“Bir ülkeyi idare etmeye çağırılsaydınız, ilk iş olarak ne yapardınız?” diye sorulduğunda, Çinli ünlü düşünür Konfüçyüs şöyle cevap vermiş:
“İşe dil ile başlar, önce dili düzeltirdim. Dil düzgün olmaz ise kelimeler düşünceyi düzgün anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılamaz ise yapılması gereken şeyler iyi yapılmaz. Gereken yapılmazsa ahlak ve kültür bozulur. Ahlak ve kültür bozulursa adalet yolunu şaşırır. Adalet yanlış yola saparsa halk güçsüzlük ve şaşkınlık içine düşer. Ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. Bu sebeple söylenen sözü doğru söylemeli ve doğru anlamalıdır.”
Bu sözler, dilin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını; düşüncenin, kültürün, ahlâkın ve adalet anlayışının da taşıyıcısı olduğunu ortaya koyuyor.
Dilimiz Büyük Bir Tehdit Altında
Dilimiz, dün olduğu gibi bugün de hayatını devam ettiriyor. Ancak gereken özeni göstermediğimiz için büyük bir tehdit altında.
Özellikle okul çağındaki öğrencilerimizin kullandıkları dil o kadar bozulmuş durumda ki bazen onları öz anne babaları dahi anlamakta güçlük çekiyor.
Bu durum yalnızca gençlerimizin problemi olarak görülmemeli. Çünkü çocukların ve gençlerin kullandığı dil, toplumun genel dilinden bağımsız değildir.
Dijital Dil: Yeni Bir Dil Çöplüğü
Dilimizi bozan etmenlerin belki de en başında, kendiliğinden oluşan “dijital dil” gelmektedir.
Dijital dilin hâkim olduğu sosyal medya, bugün adeta bir dil çöplüğüne dönüşmüş durumda. Her türlü suni, kısaltılmış ve bozuk dil kullanımı, özellikle gençler arasında hızla yayılıyor.
Kelimelerin bilinçli olarak eksiltilmesi, harflerin rastgele kullanılması, noktalama işaretlerinin tamamen terk edilmesi, yabancı kelimelerin gelişigüzel Türkçenin içine yerleştirilmesi ve yeni bir iletişim biçimi oluşturma adına dilin kurallarının yok sayılması, zamanla anlaşılmayı neredeyse imkânsız hâle getiriyor.
Sosyal medyada birkaç saniyede yazılıp gönderilen mesajlar, çoğu zaman düşünülmeden ve düzeltilmeden dolaşıma giriyor. Bir kişinin yaptığı dil hatası, kısa süre içerisinde binlerce kişi tarafından tekrar edilerek adeta yeni bir doğruymuş gibi kabul ediliyor.
Üstelik mesele yalnızca yazım hatalarından ibaret değil. Dijital ortamda oluşan bu yapay dil, zamanla günlük konuşma diline de sirayet ediyor.
Bugün gençlerimizin bir kısmı sosyal medyada kullandığı ifadelerle konuşuyor, düşünüyor ve kendisini ifade etmeye çalışıyor. Sonuçta ortaya, ne tam anlamıyla Türkçe olan ne de başka bir dile benzeyen, kendine özgü ve giderek anlaşılması güçleşen bir iletişim biçimi çıkıyor.
Teknolojiye veya sosyal medyaya karşı çıkmak elbette çözüm değildir. Ancak teknolojiyi kullanırken dilimizi teknolojiye teslim etmemek zorundayız.
Sokakta da Durum Farklı Değil
Diğer taraftan dil meselesi söz konusu olduğunda sokağın da okuldan pek farklı olmadığını gözlemliyoruz.
Kaldırımlarda yürürken, bir alışveriş merkezinde veya toplu ulaşım aracında işittiğimiz kelimelerin bizim güzel Türkçemiz olup olmadığı konusunda ciddi tereddütler yaşayabiliyoruz.
Dejenere olmuş, kısırlaşmış ve giderek yabancılaşan bir dil her tarafı kaplamış durumda.
Dilin bozulması yalnızca birkaç kelimenin yanlış kullanılması meselesi değildir. Dil bozulduğunda düşünme biçimimiz, ifade kabiliyetimiz ve nihayetinde kültürel hafızamız da bundan etkilenir.
Dilimizi Bozan Unsurlar
Günlük hayatta kullandığımız dilimizi bozan nedenleri şöyle sıralayabiliriz:
- İş yerleri ve ürün adlarında yabancı kelimelerin tercih edilmesi,
- Kitle iletişim araçlarının bozuk dil kullanımını özendirmesi,
- Türk alfabesinde bulunmayan harflerin Türkçe kelimelerde kullanılmaya başlanması,
- Söz varlığımızın giderek kısırlaşması,
- Kaba dil kullanımının yaygınlaşması,
- Söyleyiş bozuklukları,
- Kelimelerin yanlış anlamda ve yanlış biçimde kullanılması,
- İlim ve teknolojideki hızlı gelişmeler,
- Basın ve yayın kuruluşlarının doğru olmayan dil kullanımı,
- Ticari hayatın getirdiği yabancılaşma,
- Bilişim dilindeki yabancılaşma,
- Bilgisayar ve internet kullanımının dili dönüştürmesi,
- Q klavyenin yaygınlaştırılması,
- Yabancı dille eğitim,
- Sosyal medyada giderek yaygınlaşan yapay ve kuralsız dijital dil.
Elbette teknolojiye, bilime veya yabancı dillere karşı çıkmak mesele değildir. Mesele, bütün bunlardan faydalanırken kendi dilimizi ihmal etmemektir.
Dil Sadece Kelimelerden İbaret Değildir
Bir milletin dili, o milletin hafızasıdır.
Atalarımızın tecrübeleri, düşünceleri, inançları, sevinçleri, acıları ve dünyaya bakışları dil aracılığıyla nesilden nesile aktarılır.
Söz varlığımızın daralması, aslında düşünce dünyamızın da daralması anlamına gelir.
Kelime hazinesi zayıflayan bir toplum, zamanla kendisini ifade etmekte de zorlanır. Kendi kavramlarını üretemeyen veya mevcut kavramlarının anlamını kaybeden bir toplumun düşünce dünyası da başkalarının kavramlarına bağımlı hâle gelir.
Dil ve Millî Şuur
Yukarıda saydığımız unsurlar, dilimizdeki bozulmalara yol açan başlıca sebepler olarak karşımıza çıkıyor.
Bu kötüye gidişin temelinde, dilimizin gücünü yeterince bilmememiz ve millî bilincimizin dil ile olan bağının giderek zayıflaması yatıyor.
Oysa bir milletin millî şuuru ile dili arasında doğrudan bir bağ vardır.
Dilimize sahip çıkmak, yalnızca doğru yazmak ve doğru konuşmak değildir. Aynı zamanda kendi tarihimize, kültürümüze ve medeniyet birikimimize sahip çıkmaktır.
Okullarda Türkçeye Daha Fazla Önem Verilmeli
Bu noktada en büyük sorumluluklardan biri eğitim sistemine düşüyor.
Çocuklarımızın yalnızca yabancı dil öğrenmesini değil, kendi dilini doğru, güzel ve etkili kullanmasını da önemsemeliyiz.
Bir öğrencinin çok sayıda yabancı kelime bilmesi elbette bir zenginliktir. Ancak kendi dilindeki kelimeleri bilmemesi, kendisini ifade etmekte zorlanması ve Türkçenin inceliklerinden habersiz yetişmesi ciddi bir kayıptır.
Öğretmenlerimiz, ailelerimiz, basın-yayın kuruluşlarımız ve özellikle sosyal medya kullanıcıları bu konuda sorumluluk taşıyor.
Çünkü çocuklar yalnızca ders kitaplarından değil, çevrelerinde duydukları ve gördükleri her şeyden dil öğreniyor.
Dilimize Sahip Çıkmak Geleceğimize Sahip Çıkmaktır
Bugün dilimizde meydana gelen bozulmaları önemsemezsek yarın çok daha büyük bir kültürel kopuşla karşı karşıya kalabiliriz.
Dil giderse kavramlar gider.
Kavramlar giderse düşünce zayıflar.
Düşünce zayıflarsa kültür zayıflar.
Kültür zayıflarsa millî hafıza yara alır.
Bu nedenle dil meselesini basit bir imla veya kelime meselesi olarak görmemek gerekir.
Dil, bir milletin varlık alanıdır.
Kendi dilini koruyamayan bir millet, zaman içerisinde kendi düşünce dünyasını da başkalarının kavramlarıyla kurmaya başlar.
İşte bu yüzden dil meselesi, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir millî meseledir.
Ve kanaatimce:
Dil, dinden mühimdir.






