Ramazan elbette öncelikle Kur’an, ibadet ve oruç ayıdır. Ama dini faziletinin yanında bu ayda oluşan kültürel atmosfer vesilesiyle Ramazan ve Bayram, oruç tutmayan hatta itikadında zaaf olan insanları da kuşatan, onların da kalplerini yumuşatan ve cezbeden bir rahmet ve bereket iklimidir. Bu sebeple özelde Ramazan’ın fakat genelde dinin kültürel boyutlarına hak ettiği özen ve dikkati gösterdiğimizi söylemek zordur.
Dini, en genel manasıyla “varlığı ve hayatı anlamlandırmaya dair inanç ve kabuller manzumesi, hayat felsefesi ve tarzı” olarak tarif edersek, bu tarzın en bariz tezahürünün kültür olduğunu söyleyebiliriz. Hemen bütün dinî ve ideolojik sistemler için geçerli olan bu durum sahih, sağlam ve insanın en derunî boyutlarına sirayet edebilen yegâne hakikat olan İslâm dini için ziyadesiyle böyledir. İslâm’ın insanı, hayatı, toplumu ve kültürü derinden dönüştürme ve ıslah kapasitesinin yüksekliğinin bir sebebi de budur.Tarihî tecrübeyle sabittir ki İslâm; dil, edebiyat, sanat, estetik, mimari, örf ve âdet gibi gerek maddî gerekse manevî kültür unsurlarıyla insanın, hayatın ve toplumun kılcal damarlarına kadar sirayet etmiş, bireysel ve toplumsal hayatın tümünü kuşatmıştır. Din ile kültür arasındaki ilişki, sadece dinden kültüre doğru tek yönlü ve tek boyutlu değil; aynı zamanda kültürden dine doğru da yönelen, çok katmanlı ve çift yönlü bir ilişkidir. Zira kaynağını daha ziyade dinden alan ve Müslümanın tarihî tecrübesinin hasılası olan kültür ortamı, aynı zamanda yeni nesillerin İslâm’ın inanç ve değerleriyle yoğrulmasına da zemin teşkil eder. Rahmetli Teoman Duralı’nın da işaret ettiği üzere, insanın bedeni yapısı üzerinde gen ne ise onun şahsiyetinin şekillenmesinde de kültür odur. Küresel kültürün nesillerimiz üzerindeki menfi tesirlerini apaçık müşahede ettiğimiz modern çağda kültür ortamının, teorik eğitimden çok daha mühim bir yere sahip olduğu ziyadesiyle anlaşılmıştır. Hele milletimiz açısından bakıldığında dilden edebiyata, mimariden musikiye, örf ve adetlere kadar bütün unsurlarıyla milli kültürümüzün asıl kaynağı İslâm olduğu malumdur; bu sebeple milli kültürümüz ile dini kültürümüzü birbirinden ayırmak imkânsızdır. Dolayısıyla dinî/millî kültürümüzün ahvali hem dini hayatımız hem de milli varlığımızla doğrudan alakalıdır.

Öyleyse sahurları, iftarları, teravihleri, sadaka ve zekât gibi paylaşımları, bayramları hatta eğlenceleriyle Ramazan ayı, mevlid ve kandiller, örf ve âdetler, mimarî üsluplar, tasavvufî uygulamalar, özetle tüm boyutlarıyla kültür mirası, yalnızca folklorik unsurlar değil, dinî ve millî şuurun kuşaktan kuşağa aktarılmasını ve devamını sağlayan kültürel hafıza mekanizmalarıdır. Geride bıraktığımız mübarek Ramazan ayının ve bayramın, ibadet boyutu yanında, kültürel ikliminin de geniş kitleleri artarak tesiri altına aldığı son derece bereketli bir mevsim yaşadığımıza memnuniyetle şahit olduk. En yakınımızdan bizzat yaşadığımız şehir Edirne’deki gözlemlerimizden hareketle söyleyecek olursak, teravih namazlarında camilerin yediden yetmişe her yaştan insanla daha ziyade şenlendiğine şahit olduk. Restorasyondan sonra Selimiye’nin ibadete açılmasıyla camide izdihamlar yaşandığını gözlemledik. Edirne Valiliği’nin tertip ettiği RAMAZAN SOKAĞI VE SELİMİYE’DE RAMAZAN ETKİNLİKLERİ çerçevesinde konferans, konser, çocuk eğlenceleri gibi yoğun kültürel faaliyetlere her kesimden ve her yaştan insanın büyük teveccüh gösterdiğine şahit olduk. Zira bundan beş-altı yıl evveline kadar şehirde, Ramazan’a mahsus kültürel etkinlik olarak daha çok tombala ve çekiliş eğlenceleri hatırlanmaktadır.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan kültürünü ortaöğretim kurumlarında da yaşatmaya dair yazısı, siyasî ve ideolojik zeminde tartışmalara sebep olsa da orta öğretim kurumlarında bizzat katıldığımız bazı iftar programlarında her kesimden veli, öğretmen ve öğrencinin kaynaştığı ve katkı sunduğu bu etkinliklerde son derece güzel ortamlara şahit olduk. Benzer şekilde, bir kardeşimizin ihlasla söylediği bir ilahinin sosyal medya vasıtasıyla her yaştan insanın gönlüne dokunduğuna, hatta ülke sınırlarını aşarak küresel bir etki oluşturduğunu gördük. KYK yurtlarında kalan öğrencilerimizden aldığımız izlenimlere göre, sanılanın aksine üniversite gençliğinin büyük bir kısmının oruç ibadetini yerine getirdiğini işitti kulaklarımız. Ramazan-ı Şerif’in adeta ödülü olan bayramın dini/milli ve toplumsal hayatımız üzerindeki güzel tesirleri zaten tartışmasız ortadadır. Elbette örnekler çoğaltılabilir. Açık olan şudur ki hamdolsun, kültürel açıdan da son derece bereketli bir Ramazan daha idrak ettik.
Kültürün bir diğer hususiyeti ise geniş kesimler üzerindeki tesiri ile kuşatıcı ve birleştirici rolüdür. Meselâ Millî Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan etkinlikleri yazısı veya bahsi geçen Kâbe ilahisi, siyasî ve ideolojik zemine çekildiğinde daha ziyade ayrıştırıcı; ancak toplumsal tabana yansıyan kültürel zeminde ise daha ziyade birleştirici bir rol oynadığını bizzat tecrübe etmiş olduk. İnsan fıtratıyla derin mutabakatı ve Yaratan ile yaratılan arasındaki güçlü ve derûni bağı nedeniyle yegâne hak din olan İslâm’ın, inanç ve ibadet düzeyinde insan tabiatındaki karşılığı ve cazibesi ise tartışmasızdır. Öyle anlaşılıyor ki siyasi ve katı ideolojik üslubu mümkün olduğunca kendi alanına hasreden; inanç, ibadet ve kültürel hayatı bu tartışmalarla zehirlemeden zenginleştirecek daha kuşatıcı bir yöntem ve üslup geliştirebilirsek, hem millî birliğimiz pekişecek hem de dinin toplumsal hayattaki iyileştirici tesiri artacaktır. Zira çoğu zaman dini kültürün, dinin itikat ve ibadet boyutuna daha mesafeli olan insanımız da dâhil olmak üzere, bir bütün olarak toplumu cezbedip kuşattığına ve birleştirdiğine şahit olmuşuzdur.
Elbette dinimize ve kültürümüze yönelik bu teveccühte, son yıllarda başta Gazze meselesi, hiçbir kural tanımadan yapılan katliam ve savaşlar, Epstein üzerinden yansıyan rezillikler başta olmak üzere dünyada yaşanan gelişmelerin de etkisi olmuştur. Zira birçok kimsenin hatta milletlerin idealize ettiği Batı medeniyetinin gerçek yüzü giderek daha görünür hâle gelmiş, deyim yerindeyse foyası dökülmüştür. Artık geniş kitleler, “medeniyet” olarak sunulan bu sistemin hak ve adalet gibi en temel insani değerler yerine güç ve iktidara, menfaat ve bencil hazlara dayanan “vahşi” hayata daha çok benzediğine, hatta onu bile geride bıraktığına kani olmuş görünüyor. Millî kültürümüze yönelişte bu farkındalığın da payı olsa gerektir.
Öte yandan modern çağda petrol sermayesinin de imkânlarıyla yoğun propagandist ve yayılmacı bir yöntem benimseyen Selefî/Vehhabî anlayışların İslâm kültürünü büyük ölçüde bidat ve şirk olarak damgalayıp düşmanlaştıran tavrının, aksi yöndeki söylemlerine rağmen, fiiliyatta hayatın sekülerleşmesine büyük katkı sağladıkları söylenebilir. Meselâ geçen yarım asırda Mekke’de on dört asırlık Müslüman tarihî mirasının neredeyse tamamını şirk ve bidat olarak itham ederek yok eden Vehhabî/Selefî Suudî ideolojinin, bunun yerine tevhidi ikame ettiği söylenemez. Tam aksine, Kâbe-i Muazzama’nın çevresi, kapitalizmin şiarı olan gökdelen oteller, alışveriş merkezleri ve kulelerle âdeta kuşatılmış, mimari görünüm ve ekonomik işleyiş bakımından Mekke modern bir Batı/Amerikan şehrine benzetilmiştir. (Bu konuda Mısırlı Müslüman mimar Ali Abdurrauf’tan tercüme ettiğimiz “Mekke’den Las Vegas’a” kitabına bakılabilir.)
Şu da bir gerçektir ki tahrife uğramamış yegâne hak dine ve böylesine zengin bir tarihî mirasa varis olmamıza rağmen, günümüzde kitlelerin ilgisini cezbedecek nitelikli millî ve dinî kültürel formlar ürettiğimizi söylemek zordur. “Kültürel iktidar” tartışmaları zaman zaman gündeme gelse de bu alanda yeterli şuur, gayret ve süreklilik gösterdiğimizi ifade etmek güçtür. Bu bağlamda dini/milli varlığımızın senedi olan kültürümüzün, yönetim sisteminde gerçekte kendisine ancak turizmin bir alt veya yan şubesi olarak yer bulabilmesi ibretamiz bir hadisedir.
Nihayetinde idrak etmiş olduğumuz Ramazan-ı Şerif bizi dinin kültürel boyutları üzerine de yeniden düşünmeye sevk etmiş ve bu konuda daha çok gayret sarf etmemiz gerektiğini hatırlatmıştır. Allah bizleri savaş, katliamlar, fıtratı ve tabiatı tahriple insanlığın geleceğini tehdit eden, zulümde sınır tanımayan hâkim küresel kapitalist kültür ve medeniyetin fesadından muhafaza eylesin. Hidayet, sıhhat, selamet ve barış üzere daha nice bereketli Ramazanlara kavuştursun.






