İsrail’in Güvenliği ve Enerji Kaynakları İçin Devletçikler Kuruldu

1948’de İsrail’in kurulmasından sonra bu projelere yeni bir safha eklenmiştir. Petrolün yanında İsrail’in güvenliği ve geleceği batı emperyalizminin öncelikli işleri arasına girmiştir. Bizlerin bir Müslüman olarak ve bu coğrafyada yaşayan insanlar olarak, etnisite ve mezhep ayrışmasına gitmeden, birlikte hareket etme zorunluluğumuz var.

1991 yılında İngiliz dergisi, The Observer’e konuşan Mesud Barzani, “Bu bölgede bağımsız bir yapıya kavuşsak bile, bağımsız bir devlet olarak bizi bu bölgede yaşatmazlar. Yapacağımız en güvenli karar, etrafımızda bize en yakın demokratik bir ülkeye bağlanmaktır. O da Türkiye’dir” demişti. Peki, ne oldu da Mesud Barzani referandum kararını aldı ve poker oynar gibi, en büyük dostu Türkiye’nin ikazlarına rağmen rest çekme hususunda ısrarlı oldu? İsrail gibi İslam dünyasına şeytanca bakan bir ülke nasıl oldu da Barzani’ye bu güvenceyi verdi? Barzani nasıl bu hataya düştü?

Gerçekten Irak Kürdistanı’nda yaşanan gelişmelerin İsrail’in güvenliği ve geleceği ile nasıl bir ilişkisi var? Oynanan yeni oyunun amacı bölgenin enerji kaynaklarına yeni bir bekçi devletçiği oluşturmak mı? İsrail’in güvenliği ve enerji kaynaklarının kontrolü için oynanan oyunun perde arkasında neler var? Batı’da Suriye’ye, Doğu’da İran’a ve Kuzey’de Türkiye’ye komşu olan Irak Federasyonu’na bağlı Anayasal düzeyde varlığı olan Irak Kürt Bölgesinde 25 Eylül referandumundan bu yana yaşanan gelişmeler bölgedeki siyasi ve coğrafi koşulları yeniden şekillendirdi. Irak Merkezi hükümetinin Haşdi Şabi ile Kerkük ve tartışmalı yerler olarak bilinen yerleşim yerlerinde kontrolü tekrar ele geçirmesi Barzani Yönetimini adeta Erbil’e hapsetti. Başkenti Erbil olan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, Irak Anayasasında (140. Madde) tartışmalı olarak söz edilen Musul ve ona bağlı Tilkef, Zummar, Sincar, Sehil Ninova, Şihan, Hamdaniyye, Kerkük ile Salahaddin vilayetine bağlı Tuzhurmatu, Diyala’ya bağlı Hanekin, Mendeli ve Bedre bölgelerini kapsıyor. Ancak söz konusu 140. madde Kürt, Türkmen ve Araplar arasında uygulamada yaşanan uyuşmazlıktan dolayı 2007 yılı sonunda yürürlükten düşmüştü. Son gelişmeler ile beraber Irak Anayasası çerçevesinde, bölgesel yönetimin şu anki hukuki durumu Türkiye ve İran ile ilişkilerini Yazar Cemal Toptancı, Yörünge için kaleme aldı.

Etnisite ve Mezhep Ayrışmasına Kapılmadan Hareket Edilmeli

“Ortadoğu’yu ve Müslüman coğrafyayı yüz yıl öncesinden izlemez, sorgulamaz ve tarih bilincinizle hareket etmezseniz sağlıklı bir analiz yapamazsınız. O halde yüz yıldan öteye gidersek 1870’lerde özellikle bölgede petrolün bulunmasından sonra emperyal ülkelerin, batının sürekli bölgeye yönelik bir hesabı olduğunu, süreklilik arzeden bir düşünce ve amaç doğrultusunda hareket ettiğini görürsünüz. Kısa, orta ve uzun vadeli projeler geliştirdikleri bilinmektedir. Burada 1948’de İsrail’in kurulmasından sonra bu projelere yeni bir safha eklenmiştir. Petrolün yanında İsrail’in güvenliği ve geleceği batı emperyalizminin öncelikli işleri arasına girmiştir. Bizlerin bir Müslüman olarak ve bu coğrafyada yaşayan insanlar olarak, etnisite ve mezhep ayrışmasına gitmeden, birlikte hareket etme zorunluluğumuz var. Zira bölgenin jeopolitiğine baktığımızda kaybettiği insani değerleri yanında maddi değerleri de analiz ettiğimizde yeni oyunların oynandığı bir süreci yaşadığımızı rahatlıkla görebiliriz. Çok daha değişik senaryolarla karşılaşabiliriz. Ne yazık ki bu coğrafyanın kaderi bu oldu. Çünkü Osmanlı sonrasında bu coğrafyada dünyanın en önemli ve hayati ihtiyacı olan enerji kaynakları tespit edildi.

Devamı Yörünge Dergisi 2. Sayısında (Kasım/2017)