Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Salı, Aralık 7, 2021

Yeri Cehennem Olası Düşman; Almanlar

Türk-Alman ilişkilerinde yaşanan çekişme, gerilim ve hayal kırıklıklarında ‘yeri cehennem olası düşman’ı tanımamamızın ve daha önemlisi yanlış tanımamızın rolü büyüktür. 3,5 milyon insanımızın yaşadığı ülkeyi, en büyük ticarî partnerimizi, girdiğimiz son büyük savaştaki müttefikimizi günün şartları içerisinde yeteri kadar tanımamız, birçok problemin yaşanmamasını, yaşansa da lehimize neticelenmesini sağlar kanaatindeyiz.

Yaşanan tarihin tamamına yakını toplumların birbirlerini ‘düşman’ algısı çerçevesinde tanıdıklarını göstermektedir. İçtimaî bünyeyi güçlü tutmak, karşı güçlere karşı zinde kalmak, gafil avlanmamak, ileri hedeflere ulaşmak için insanlara ideal hedefler göstermek maksadı ile öne çıkarılan bu algıların, büyük ölçüde tarihin itici gücü olduğu da bir gerçektir. Ne yazık ki insanlık, uzun tarihi boyunca hala ‘dostluk’ algısı üzerinden dünyayı ileri götürecek ve şekillendirecek bir formüle ulaşamamıştır.

Türk-Alman İlişkileri Tarihi, Dünya, Avrupa ve Türkiye için önemli alanlardan birisidir. İlk karşılaşmaları Haçlı Seferleri’ne kadar giden iki milletin münasebetleri Osmanlı’nın Orta Avrupa’ya yerleşmesi ile yoğunluk kazanır. Diplomatik ilişkilerin kurulması ise daha tazedir, ancak 250 yıllık bir geçmişi vardır.

Osmanlı’nın Balkanlar’daki ilerleyişini durdurmak için düzenlenen çok milletli seferlerde Almanların rolünü bir yana bırakırsak, Türklerin Sırbistan ve Orta Macaristan’a hâkim olmaları doğrudan bir komşuluk, dolayısıyla bir dostluk-düşmanlık ilişkisinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yükselen gücün Osmanlı ve dolayısı ile İslam, gerileyen gücün ise Avrupalılar ve dolayısı ile Hıristiyanlık olduğu bu dönemlerde, ön plandaki ana motivasyon unsurunun din oluşu gerçeğinin de tesiri ile karşılıklı algılar mü’min-kâfir çerçevesinde şekillenmiştir.

Türk-Alman karşılaşması ve çatışmalarının karakteristik özellikleri, kendisini uzun yıllar boyunca Sırbistan ve Macaristan üzerinde hak iddiasında bulunan Habsburg Hanedanı ile yaşananlarda göstermiştir. Türklerin Viyana’yı fethetmek istemeleri çatışmaları daha da yoğunlaştıran bir unsur olmuştur. Viyana Kuşatmaları öncesi ve sonrasında Alman tarafının gündemini her alanda Türk korkusu meşgul etmiştir.

Bu nedenle Avrupa’daki Türk imajının şekillenmesine katkı sağlayan unsurların büyük bölümü bu devirde vücuda getirilmiştir. Büyük ölçüde dinî argümanlarla desteklenen algı oluşturma çabalarının sonucunda toplumların bilinçaltına Türklerin ‘kâfir, İsa’ya iftira atan, kiliseleri kirleten, kan dökücü, şeytanın temsilcileri, barbar, insanları çiğ çiğ yiyen Allah’ın belası bir güruh’ olduğu inancı yerleştirilmiştir. Bu konudaki sayısız çalışma sürekli şekilde gündeme gelmekte, üzerinde tartışmalar yapılmakta, günümüz ve gelecek açısından değerlendirmeye tabi tutulmaktadır.

Biz Türklerin ‘acaba bizim için neler düşünüyorlar, bizim için ne diyorlar’ yolundaki merakımız, açık bir algı oluşturma çabasının ürünü olan belgeleri, eserleri kıymetli hale getirmektedir.

Tarihte, edebiyatta, dinde ve siyasette ‘Almanlar Türkler için ne düşünüyor’ sorusu sürekli merak uyandıran bir konu iken, ‘Türkler Almanlar için ne düşünüyor’ konusu büyük ölçüde geri plana itilmiştir, gündemde yer edinememiştir.

Bunda, Türklerin günümüzde ‘algı operasyonu’ denen konularda isteksiz oluşunun payı büyüktür. Avrupa’daki ilerleyişini ilayı kelimetullah (Allah adının yüceltilmesi) gibi bir esasa dayayıp, fetihleri barış ve adalet götürme olarak telakki eden bir anlayışın, algı oluşturma gibi cinliklere fazla tenezzül etmeyeceği açıktır. Ancak, birçok yazılı çizili eserin toplumumuzun kafasındaki Alman algısını yansıttığı açıktır. Tarihin seyri içerisinde Türklerin kafasında yer etmiş bir ‘Alman algısı’ vardır ve bu alan hala tarihçilerimizin, araştırmacılarımızın ilgisini beklemektedir.

Evliyâ Çelebi’de Almanlar

Devamı Yörünge Dergisi 2. Sayısında (Kasım/2017)

Daha Fazla