Yörünge Dergisi

"Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası"

Thursday, September 24, 2026

Lindsey Graham Sonrası Washington: Orta Doğu’da Yeni Bir Dönem mi Başlıyor?

Amerikan siyasetinde bazı isimler vardır ki görevleri ve unvanlarıyla değil, kurdukları ilişkiler ağı ve kriz dönemlerinde üstlendikleri rollerle hatırlanırlar. Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham da uzun yıllar boyunca bu isimlerden biri oldu.

Graham, yalnızca Güney Carolina’yı temsil eden bir senatör değildi. O, ABD dış politikasında müdahaleci (internationalist) Cumhuriyetçi çizginin en etkili temsilcilerinden biri, İsrail’in Washington’daki en güçlü siyasi destekçilerinden biri ve Körfez ülkeleriyle kurduğu yakın temaslar sayesinde bölgesel diplomasinin perde arkasındaki önemli aktörlerinden biriydi.

Bu nedenle Graham’ın siyasi sahneden çekilmesi, yalnızca Amerikan iç siyaseti açısından değil, Orta Doğu’nun geleceği bakımından da dikkatle analiz edilmesi gereken bir gelişmedir.

Cumhuriyetçi Parti İçindeki Denge Unsuru

Lindsey Graham, John McCain ve Joseph Lieberman ile birlikte uzun yıllar Amerikan küresel liderliğini savunan “Three Amigos” olarak anıldı. Bu çizgi, ABD’nin askerî gücünü ve ittifaklarını uluslararası düzenin temel dayanaklarından biri olarak görüyordu.

Ancak Donald Trump’ın yükselişiyle Cumhuriyetçi Parti içinde farklı bir yaklaşım güç kazandı. “Önce Amerika” anlayışı, dış müdahaleler yerine iç ekonomik önceliklere odaklanmayı savunuyordu.

Graham, bu iki yaklaşım arasında köprü kurabilen nadir siyasetçilerden biriydi. Trump üzerinde etkili olabilmesi, Cumhuriyetçi Parti içindeki ağırlığını daha da artırıyordu.

İsrail İçin Stratejik Bir Kayıp

Graham’ın en güçlü siyasi bağlarından biri İsrail ile kurduğu yakın ilişkilerdi.

Gazze Savaşı boyunca verdiği güçlü destek ve İran’a yönelik sert açıklamaları, onu Tel Aviv yönetiminin Washington’daki en güvenilir müttefiklerinden biri hâline getirdi.

Başbakan Binyamin Netanyahu’nun Graham’ı “İsrail’in en büyük dostlarından biri” olarak nitelendirmesi de bu ilişkinin düzeyini göstermektedir.

İsrail açısından mesele yalnızca güçlü bir destekçinin kaybedilmesi değildir. Graham, Senato’daki konumu sayesinde güvenlik yardımlarının ve savunma bütçelerinin geçirilmesinde etkili bir isim olarak görülüyordu.

İran Politikası Değişir mi?

Lindsey Graham, uzun yıllar boyunca İran’a yönelik “maksimum baskı” politikasının en güçlü savunucuları arasında yer aldı.

İran’ın nükleer programı, bölgesel nüfuzu ve vekil güçleri konusunda sert tutum alınmasını savundu; askerî seçeneğin masada tutulması gerektiğini sık sık dile getirdi.

Onun yokluğu, Washington’da İran politikasının tamamen değişeceği anlamına gelmez. Ancak Kongre içinde bu çizgiyi aynı ağırlıkla savunabilecek isimlerin sayısının azalması, diplomasiye daha fazla alan açabilecek yeni dengelerin oluşmasına katkı sağlayabilir.

Körfez Dengeleri

Graham’ın etkisi yalnızca İsrail ile sınırlı değildi.

Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ülkeleriyle uzun yıllar kişisel ilişkiler geliştirdi. ABD-Suudi Arabistan savunma iş birliği, İbrahim Anlaşmaları’nın genişletilmesi ve İran’a karşı ortak güvenlik mimarisi oluşturulması yönündeki girişimlerde aktif rol oynadı.

Ancak bu ilişkiler her zaman sorunsuz değildi. Zaman zaman Riyad yönetimine sert uyarılarda bulundu, özellikle İran politikası konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesini istedi.

Bu nedenle Graham’ın ayrılması, Körfez başkentleriyle Washington arasındaki gayriresmî diplomasi kanallarında da bir boşluk oluşturabilir.

Cumhuriyetçi Parti Nereye Gidiyor?

Belki de en önemli soru budur.

Bugün Cumhuriyetçi Parti içinde J.D. Vance gibi isimlerin temsil ettiği daha temkinli ve iç önceliklere odaklanan yaklaşım giderek güç kazanıyor.

Bu yeni çizgi, Çin’i ABD’nin temel stratejik rakibi olarak görürken, Orta Doğu’daki askerî angajmanın azaltılmasını savunuyor.

Bu eğilim güç kazandıkça Washington’un Ortadoğu politikası da daha seçici, daha maliyet odaklı ve daha sınırlı bir askerî müdahale anlayışına evrilebilir.

Netice itibariyle tek bir siyasetçinin ayrılması elbette ABD’nin dış politikasını kökten değiştirmez. Amerikan dış politikası, kurumlar, Kongre, Pentagon, Dışişleri Bakanlığı ve başkanlık makamı arasında şekillenen çok katmanlı bir süreçtir.

Bununla birlikte bazı isimler, kurumların ötesinde etkiler oluşturabilir. Lindsey Graham da uzun yıllar bu isimlerden biri olarak öne çıktı.

Onun yokluğu, İsrail’in Kongre’deki en etkili savunucularından birini kaybetmesi, Körfez diplomasisinde kişisel ilişkilere dayalı önemli bir kanalın zayıflaması ve Cumhuriyetçi Parti içinde daha müdahale karşıtı yaklaşımların güç kazanması bakımından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişmedir.

Önümüzdeki dönemde Washington’un Orta Doğu politikası yalnızca Beyaz Saray’ın tercihleriyle değil, Cumhuriyetçi Parti içindeki bu ideolojik dönüşümün hangi yönde ilerleyeceğiyle de şekillenecektir. Lindsey Graham’ın yokluğu, bu dönüşümün hızını ve yönünü etkileyebilecek unsurlardan biri olarak değerlendirilebilir.

Daha Fazla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir