Sosyoloji Bilmemenin Zararları – 23 Haziran 2019 Seçim Sonucu Üzerine

Seçim sonucu, İstanbul ve Türkiye için hayırlı olsun. Kibar-ı kelâm bu saatten sonra askeriyenin cemsesi gelse çekmez diyerek, artık oyunun buradan dönmeyeceğini, seçime iki-üç gün kala “siyasi aktör” olarak sahneye sürülenlerin de 23 Haziran akşamı Türk siyasetinden tasfiye olacaklarını söylemiştik.

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir, Türkiye’de yeni bir dönemin kapısı aralanmış, değişim bayrak göstermiştir. İstanbul, referandumda hayır demişti, 31 Mart 2019’da -25 yılın ardından- büyükşehirde değişimden yana oy kullanmıştı, 23 Haziran’da değişimden yana farkı daha da artırdı.

Buradan alınacak dersler var, bu yazının kapsamını aşan uzun bir mesele, ancak en önemlisi şu: Türkiye’nin hâlâ çok eksik, yarım yamalak olmakla birlikte -Osmanlı’nın son döneminden bu yana süre gelen modernlik çabaları, onu özellikle birtakım noktalarda Orta Doğu’nun diğer ülkelerinden şu veya bu şekilde ayırıyor.

İstanbul başta olmak üzere üç büyük şehirde ortaya çıkan sonuç, üreten ve modernlik çabası içinde olan şehirli seçmenin gidişattan memnun olmadığını/rahatsızlık duyduğunu ve bütün gücüyle siyasete ağırlığını koyduğunu gösteriyor.

Türkiye’nin -öncesi de var ancak en yakın tarihle- 150 yıldan bu yana -henüz başaramamış olmakla birlikte- bir modernlik çabası var. Anayasallık süreçleri yaşamış, modern okullar kurmuş, ülke işgal altındayden dahi Meclis kurup savaş idare etmiş… Gazi Paşa’nın öncülüğünde cumhuriyeti kuran kadro, Osmanlı’nın son döneminde kurulan modern askeri okullardan mezun.

Tarikat, cemaat vs. bunlar modern devlet ve toplumun enstrümanları değil, bazı şeyler iktidar eliyle bir yere kadar dayatılabilir belki, ancak bundan ötesi yoktur, insanlar itiraz ederler. “Ben yaparım”, “ben ne dersem odur”, “ben yaptım oldu” zihniyetinde ısrarcı olmanın olumlu sonuç vermediği, bundan sonra da vermeyeceği gün gibi ortada. Her türlü eksiğine gediğine karşın iyi kötü modernleşme süreci yaşamış bir toplumda herkesin şeyhin, hocanın veya mürşidin ağzına baktığı bir cemaat düzeni yoktur çünkü. Yani biraz sosyoloji, tarih ve siyaset felsefesi bilmek gerekiyor.

Efendim, muhafazakâr, dindar seçmen CHP’ye oy vermez – sosyoloji bilmemenin zararları. Yarım yamalak da olsa modernleşme süreci ya da modernlik tecrübesi yaşamış toplumlarda “falan seçmen filan partiye oy vermez” diye bir sosyoloji olmaz. Sekülerlik de tam olarak böyle bir şey, sandık demek, tercih hakkı demek, bu haklarını kullanacak olan insanlara “falan adaya, filan partiye oy vermek haram” diye fetva verirseniz, Fatih’te bile ters teper. İşte “şekil a”da görüldüğü üzere insanlar gidip tam tersini yaptı, “ne alakası var bunun dinle imanla” deyip, sorununu dünyevi planda, dünyevi yol ve yöntemlerle çözdü.

Türkiye aydınlanmış, akıl-bilim temelli bir toplum ve devlet haline gelmek zorunda, kendimize özgü tarzda modern olacağız, başka yolu yok. Seçim öncesi “Millet uzaya çıkıyor, biz daha Muratgilin damından atlayamadık” diyerek tepki veren mütesettir vatandaş da meselenin idrakinde. İşlerin okuyup üflemeyle, fetvayla vs. yürüdüğü zamanlar geride kaldı; felsefe, bilim, kültür-sanat, ilerlemek bunlarla mümkün. Bu konuda karamsar olsam da -bir ihtimal- mevcut tablodan ders alınsa iyi olur, en azından çocuklarımızın geleceği için.

Atilla Fikri Ergun

Cevap Yazın