AFAD Başkanı Dr. Mehmet Güllüoğlu: “Açlıktan Ölüm, İnsanlığın Utancıdır”

‘Arap Baharı’ diye ifade edilen ancak çok daha geçmişlere dayanan bir kök sebebi olduğunu düşündüğüm Orta Doğu’yu etkileyen krizin dolaylı sonuçlarıyla Türkiye de karşı karşıya kaldı. İnsani yardım anlamında yaptıklarımızın ötesinde politik görüşmeler, siyasi görüşmeler daha belirleyici.

Suriye ve Yemen’de devam eden iç karışıklıklar ile geçtiğimiz haftalarda İsrail saldırısına maruz kalan Filistin başta olmak üzere dünyaya ve Türkiye’ye dair birçok konuda önemli açıklamalarda bulunan Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) Başkanı Mehmet Güllüoğlu, Türkiye’nin AFAD eliyle tüm mazlum ve mağdur coğrafyalarda olduğunu kaydetti.

Orta Doğu’da yaşanan krizlerin, iç karışıklıklarının kök sebebinin geçmişe dayandığını ifade eden Güllüoğlu, Yörünge’ye yaptığı açıklamada Suriye’deki krizin çözümünde diplomasinin son derece önemli olduğuna işaret etti. Başkan Güllüoğlu AFAD’ın Filistin ve Yemen ile ilgili kampanyalarını da yine Yörünge vasıtasıyla kamuoyuna duyurdu.

“Orta Doğu’nun İçinde Bulunduğu Krizin Kök Sebebi Geçmişe Dayanır…”

AFAD sadece Türkiye’de değil dünyanın hemen her yerinde faaliyette bulunabiliyor. Arap Baharı, Suriye Savaşı, Türkiye’nin ‘Fırat Kalkanı’ ve ‘Zeytin Dalı’ harekâtları ve AFAD’ın bölgeye yönelik çalışmalarını ele aldığımızda bütün bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

‘Arap Baharı’ diye ifade edilen ancak çok daha geçmişlere dayanan bir kök sebebi olduğunu düşündüğüm Orta Doğu’yu etkileyen krizin dolaylı sonuçlarıyla Türkiye de karşı karşıya kaldı. Özellikle Suriye’deki iç savaş, 3,6 milyon Suriyelinin Türkiye’ye gelmesine, Suriye’nin içindekilerle beraber toplam 11 milyon insanın yerinden edilmesine sebep oldu. 3,6 milyonu Türkiye’de olmak üzere çeşitli ülkelere mülteci olarak giden milyonlarca Suriyeli, 6 milyon civarında da Suriye içinde yerinden edilmiş insan, hayatlarına artık kendi köyünden, kendi evinden uzakta devam etmek zorunda.

Türkiye’nin, ‘Fırat Kalkanı’, ‘Zeytin Dalı’ gibi operasyon yaptığı ve güvenli bölge oluşturduğu iki operasyon alanı var. Yine İdlib gibi nüfusunun yaklaşık yarısı göçmenlerden oluşan bir coğrafya var. Eylül ayındaki Türkiye ve Rusya ikili görüşmeleri, yine Türkiye-Rusya-İran üçlü görüşmelerinde insani yardım çalışanları için çok önemli bir adım atılmıştı. Oradaki insanların yeniden göçmemesi için siyasi müzakereler yürütüldü ve İdlib’te ‘çatışmasızlık’ ilan edildi. Rusya ve rejim o bölgede sınırları çizilmiş olan bölgedeki saldırılarını durdurdular.

Son zamanlarda yine bazı bölgelere yönelik saldırılar var. Umarız büyümeden tekrar siyasi müzakerelerle bu saldırılar durur diye umut ediyoruz.

AFAD olarak sadece Türkiye’deki Suriyeliler için değil, Suriye’nin içindeki yerinden edilmiş insanlar için de çalışıyoruz. Hem onların ıstırabını dindirmek hem de yeni bir göç dalgasını engellemek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. 8. yılını bitiren bir krizle karşı karşıyayız. Ve milyonlarca insan hâlâ zorlu koşullarda yaşamaya devam ediyor. Hem İdlib’te hem Suriye’nin erişebildiğimiz diğer bölgelerinde insani yardım vazifesini yapmaya devam edeceğiz.

“Filistin’i Anlamak Modern Dünyayı Anlamak İçin Önemli…”

AFAD, Suriye’de insanlık adına önemli bir vazife üstleniyor. Ancak 8 yıldır devam eden bir savaş var. Çözüme yönelik bir gelişme olacağını düşünüyor musunuz?

Şöyle ki bizim bütün insani yardım anlamında yaptıklarımızın ötesinde politik görüşmeler, siyasi görüşmeler daha belirleyici. Türkiye, insan ıstırabının dindirilmesi için politikalarını sürdürüyor. Yani sadece kendi menfaati için değil, Suriye’nin içindeki insan ıstırabının dindirilmesi için de politika yürütüyor. Masada konuşulan şeyler hakikaten çok etkili oluyor. Umarız bir an evvel, önce savaş durur, ateşkes gelir; arkasından da siyasi çözüm gelir. Aksi halde bizler kadınların, çocukların, yaşlıların, engellilerin, hastaların ıstırabını dindirmek için uğraşırken bir taraftan yeni engelliler, yeni yaralılar, yeni göç etmiş insanlarla karşılaşırız.

Dünyanın gündeminden hiç düşmeyen bir Filistin var ve sık sık İsrail’in saldırılarına maruz kalıyor. Bölgeyi tanıyan birisi olarak neler söylersiniz?

Filistin’in karşı karşıya olduğu mesele son birkaç yılın ya da son 5-10 yılın meselesi değil. 70 yıl gibi, 1945-1947’den itibaren gelen bir sürecin devamı aslında. Türkiye’nin, Türk milletinin, Filistin’e özel bir ilgisi var. Hem tarihi bağları itibarıyla hem Mescid-i Aksa ile Kudüs ile hem de Filistinlilerin Türkiye’ye olan özel muhabbetiyle bu ilgi daha da pekişiyor. Yahudi yerleşimcilerin, Yahudi köylülerin saldırısıyla başlayan ancak sonra İsrail Devleti’nin ilanı ile beraber daha sistematik hal alan Sabra ve Şatilla katliamını, Gazze’ye yapılan saldırıları, Filistin’in diğer bölgelerinde gerçekleşen sistematik saldırıları düşünürsek İsrail, dünyanın gözünün içine baka baka krizi elleriyle oluşturuyor.

Filistin’i anlamak belki de modern dünyayı anlamak için önemli. Bazı ülkelerin Filistin ile ilgili olarak çalışmaları var. Dünyada birçok ülke Filistin’e kayıtsız değil. Ancak ABD çok net bir şekilde taraf tuttuğunu ifade ediyor. İsrail’in adım adım ilerlediğini, yerleşim birimleri kurarak Filistin’deki Yahudi varlığını artırmaya çalıştığını ve o toprakların asıl sahibi olan Filistinlilerin varlığını azaltmaya çalıştığını hep beraber görüyoruz.

İnsani açıdan bakıldığında ise okulların, hastanelerin vurulduğu ya da elektrik kesintileri, su kesintileriyle çalışamaz hale geldiğini görüyoruz. Hastane dediğiniz şey binadan ibaret değil. İçindeki tıbbi cihazlar, içindeki sarf malzemesi ile ya da oradaki çalışacak olan doktorların oraya erişimiyle bir hastane hastanedir. Bunların engellendiği dönemlerin olduğunu biliyoruz.

Yemen ve Filistin İçin Kampanya…

AFAD olarak mazlum coğrafyalar için bir kampanya başlattınız. Yemen ve Filistin’de yaşanan insanlık dramı için başlattığınız bu kampanyanın detaylarını verebilir misiniz?

AFAD olarak bu sene Ramazan ayında iki ülke için devam etmekte olan kampanyamızı tekrar vatandaşlarımızın huzurunu çıkaralım istedik: Filistin ve Yemen. Bugünün dünyasının belki de en büyük krizi diyebileceğimiz 28 milyonluk nüfusun 24 milyonu ihtiyaç sahibi olan gıda ve sağlık başta olmak üzere birçok temel ihtiyacını göremeyen milyonlarca insanın olduğu Yemen. Yemen kampanyamızı bundan birkaç ay önce başlatmıştık ancak yine Ramazan dolayısıyla tekrar vatandaşlarımızın huzuruna çıkıp yardımlarını istirham ediyoruz. Ne yazık ki Yemen’deki iç savaş, gıda fiyatlarının çok yükselmesi, ekonominin bozulması, erişilmesi zor olan bölgelerin oluşması, güvenlik tehdidi sebebiyle milyonlarca insanın hayatını etkilemiş durumda.

Yemen’de geçtiğimiz yılın rakamıyla söylemek istiyorum, UNICEF rakamıyla son 4 yıl içinde 85 bin çocuk açlıktan ölmüş. Sadece çocuk bunlar. Yetersiz beslenme sebebiyle. Ve ne yazık ki yetersiz beslenme yaşayan hatta ileri derece yetersiz beslenme yaşayan çocuklar ancak hastanede tedavi edilerek tekrar sağlığına kavuşabilir. Diğer yandan sağlık sisteminin de çöktüğü bir ülkede bu da çok mümkün değil. O yüzden başta sağlık ve gıda ihtiyacını ne kadar giderebilirsek o kadar gidermek üzere bu kampanyayı yapmış bulunmaktayız.

Vatandaşlarımız da gerek YEMEN yazarak ya da FİLİSTİN yazarak hangisini tercih etmek isterlerse 1866’ya mesaj göndererek 10 lira bağışta bulunabilirler. Yine afad.gov.tr adresinden kredi kartlarıyla bağışta bulunabilirler veya bütün bankalardaki hesaplarımızdan o hesap numarasının altındaki ilgili Yemen ya da Filistin hesabına diledikleri miktarda yardımda bulunabilirler.

Dünyanın bir tarafı ileri teknolojiyi belki lüks hayatları yaşarken dünyanın bir başka tarafında ise insanlar açlıktan ölmeye devam ediyor. Birleşmiş Milletler rakamlarına göre her gün ortalama 23 bin kişinin -ki bunların da çoğu çocuk- açlıktan öldüğü tahmin ediliyor. Bu da yaklaşık olarak her saat bin kişinin açlıktan ölmesi anlamına geliyor. Açlıktan ölümün insanlığın utancı olması lazım.

Dünyadaki gıdanın üçte biri her yıl çöpe atılırken dünyanın bir başka tarafında açlıktan ölen insanlar var. Sadece açlık da değil, dünyada her yıl başta çocuklar olmak üzere milyonlarca insan tedavi edilebilir hastalıklar yüzünden ölüyor. İmkânsızlıklardan dolayı hayatlarını kaybediyorlar. İnsani yardım anlamında yapılması gereken çok şey olduğunu biz anlıyoruz. Anlatmaya çalışıyoruz.

“Bugünün Dünyasında Milyonlarca İnsanı Bir Anda İnsani Yardıma Muhtaç Bırakan Krizler Yaşanıyor…”

Bugünün dünyasına baktığımızda insani yardım kuruluşlarının arttığını görüyoruz. İnsani yardım kuruluşlarının bu denli artması ardında bir trajediyi de barındırıyor. İnsani yardım kuruluşlarının bu kadar artması bir sosyolojik çöküş müdür? İnsani yardım kuruluşu kurmaktan ziyade insani yardım kuruluşuna ihtiyaç olmayan bir dünyanın inşası daha mühim değil midir?

Bugünün dünyasına baktığımızda aynı anda milyonlarca insanı bir anda insani yardıma muhtaç bırakan krizler yaşanıyor. Yakın coğrafyamızda Suriye, Filistin, Irak, Afganistan, Yemen, Afrika’da Güney Sudan, Güney Sudan’ın etrafındaki iç savaş yaşayan Afrika ülkeleri, ülkenin üçte ikisin de çatışma devam eden Afganistan, yoksulluğun had safhada olduğu birçok Asya ülkesi var. Myanmar’dan göçen bir milyon insan var. Zaten az gelişmiş ülke olan Bangladeş’te bir de üstüne bir milyon Arakanlı mülteci var. Hindistan’da hakikaten derin bir yoksulluk yaşayan milyonlarca insan var. Hindistan-Pakistan arasındaki gerilimde yaşayan Keşmir var. Patani var. Filipinler’de, iyileşme sürecine giden bir Moro var.

Çin’de birçok zorlu coğrafya var. Dünyanın farklı ülkelerinde aynı anda devam eden bir sürü kriz var. Şimdi bunları niye sayıyorum. Bu krizler hemen birkaç yılın krizi de değil.

Nüfus artışı yaşandıkça, insan ıstırabı dindirilmesi yerine bu savaşlar körüklendikçe insani yardım kuruluşlarına ihtiyaç da artıyor.

İdeal dünyanın süper teknolojiden oluşan bir dünya olduğunu düşünmüyorum. İdeal dünya esasında insanın insana kıymet verdiği, insanın insana değer verdiği bir değerler dünyası olduğunu düşünüyorum. Yaşadığımız zaman diliminde açlıktan ölen insanlar varsa bu herhalde ideal zaman dünyası değildir. İdeal bir yüzyıl değildir diye düşünüyorum. Ve bizim içinde yaşadığımız dönemde böyle bir dönem. İnsan, kuşlar gibi uçmayı öğrenir, balıklar gibi yüzmeyi öğrenir ancak insan olduğunu unutmaması gerekir.

Bizim çalıştığımız alan, çalıştığımız coğrafya ne yazık ki insanoğlunun bazı yaptıklarının kötü neticelerini de gördüğümüz bir coğrafya, bir çalışma alanı. Açlıktan ölenler, basit hastalıklardan ölenler, temiz suya erişemeyen milyonlarca insan ya da iç çatışmaların körüklendiği, desteklendiği çalışma alanları olduğu müddetçe ne yazık ki insani yardım kuruluşlarına olan ihtiyaç da artacaktır.

“‘Aktif İyiler’ Olmamız Gerekir…”

Son günlerde çok sık kullandığınız bir söz var. ‘Aktif iyiler olalım’ derken neyi kastediyorsunuz?

Dünyada iyilik ve kötülük; iyiler ve kötüler vardır. Ancak bunları da kendi aralarında tasnif etmek gerekir. Aktif kötüler, pasif kötüler ve aktif iyiler, pasif iyiler. Hiçbir insan ‘ben kötüyüm’ deyip kötülük yapmıyor. Kimi hırslarına yenik düşerek kötülük yapıyor, kimi bencilliklerinden dolayı kötülük yapıyor. Görmezden gelerek belki kötülük yapmış oluyor. Olmasının daha doğru olduğunu düşündüğüm yaklaşımsa ‘Aktif İyiler’.

Dünyayı daha iyi okumuş, değerlerine kıymet veren, hayaline insani değerler koyan, daha fazla insana yardım etme hayalini kuran, bunu bir hedef olarak alan “bir başkasına nasıl daha fazla faydalı olabilirim” diye düşünen insanlar aktif iyilerdir.

Hangi mesleği yaptığınızın bir önemi yok. O işi yaparken; “ya ben acaba Afrika’da ölen bir çocuktan, benim Suriye’deki bir ihtiyaç sahibinden, benim Filistin’deki bir yaşlı amcadan ya da onlar için ben neler yapabilirim” diyebiliyorsanız siz aktif iyisinizdir diye düşünüyorum.

2018’de yayımlanan bir rapora göre Türkiye, tüm dünyada insani yardım konusunda 1. sırada yer alıyor. Türkiye, birçok kurum aracılığıyla insani yardımlarını ulaştırıyor mazlum coğrafyalara. Ancak AFAD bu konuda amiral gemisi denilebilir.

Türkiye başta Suriyeliler olmak üzere mazlum ve mağdur coğrafyalara AFAD, TİKA, Kızılay, Türkiye Diyanet Vakfı ve birçok sivil toplum kuruluşları eliyle imkânlar nezdinde insani yardımlara ve kalkınma yardımlarına destek vermektedir.

Bunu bir minnet duygusu ile değil bir vazife bilip yerine getirdik bugüne kadar. Karşımızda kucağında çocukla bombalardan kaçan bir kitleyi gördüğümüzde ya da Somali’deki kıtlıktan haberdar olduğumuzda, Filistin’de olan bitenden haberdar olduğumuzda, biz “bana ne” diyemedik. Bunun da doğru olduğunu oraya gittiğimizde, o yardımları yaptığımızda hissettik, gördük, bizzat şahitlik ettik.

Çalıştığımız yerler zorlu coğrafyalar, savaş bölgeleri, açlık ve kıtlık bölgeleri. Bütün zorluklara rağmen biz doğru bir şey yaptığımızı düşünüyoruz.

İnsan olmanın getirdiği vazife olduğunu düşünüyoruz. Bunun neticesinde ortaya çıkan rakamları, sayıları topladığımızda da Türkiye 2018 raporuna göre hem meblağ olarak hem de kişi başına düşen gelirine oranla dünyanın birincisi durumundadır. Bazen kader bunu yapar ama bir de sizin tercihleriniz bunu sağlar. Bu karakterimizin ve değerlerimizin tabii bir sonucudur.

“Anne, Kız Çocuğunu Mezara Elleriyle Koyuyordu”

Tabii burada kamunun bir tercih olarak sunduğu hizmetler önemli bir yer tutuyor. Bu hizmetler dünya ölçeğinde değerlendirildiğinde çok ciddi, çok kıymetli ve önemli bir yardım tuttuğu ifade edebilirim. Türkiye bir yandan kendi büyümesini kendi gelişimini sürdürdü.

Diğer yandan mazluma umut oldu. Kendi vatandaşını ihmal edip de bir başkasına yardım etmiş değil ama bir başka ihtiyaç sahibinin temel ihtiyacını giderip kendi gelişimini de sürdürmeye çalıştı bugüne kadar.

Sayın Başkan, dünyadaki tüm mazlum coğrafyalara ulaşıyorsunuz ve buralarda ekip arkadaşlarınızla birlikte sizleri de bir koliyi taşırken, bir çocuğun sağlık taramasına eşlik ederken, bir aileye misafir olurken görüyoruz. Bölgede sizi en çok etkileyen unutamadığınız bir anınız oldu mu?

Kenya’da Dadaab mülteci kampında gördüğüm çocuk. Belki 3 gün, belki bir hafta yoldan aç bir şekilde yürüyerek gelen bir aile. Anne, incecik çöp gibi olmuş kız çocuğunu mezara elleriyle koyuyordu. Çalıştığımız yerlerde ne yazık ki bombanın düştüğüne de şahitlik ettik. Birçok cansız bedene de şahitlik ettik. Yaptığımız işin manevi tatmini belki çok yüksek ama içinde birçok zorluğu da barındıran bir iş.

Cevap Yazın