Chavez’in Venezuela’sı

2012 yılında solo olarak bir Latin Amerika turuna çıktım. Çeşitli ülkeleri dolaştım, haklarında yazılar yazdım, sonra onları derleyip kitaplaştırdım. Uğrak noktalarımdan biri, Venezuela idi. Brezilya, Arjantin ve Şili’den sonra Venezuela’yı mutlaka görmek istiyordum. Görmek istiyordum çünkü çeşitli nedenlerle en çok gündeme gelen ülkelerden biriydi. O zamanlar ülke, Türkiye’de sol kesim tarafından çok olumlu karşılanıyordu; fakat ben Venezuela’nın idealize ve romantize edildiğini hissediyordum. Ülke üstüne kitaplar yazılıyor, kitapları yazanlar resmi davetle gidip resmi olarak nereleri görmeleri isteniyorsa oraları görüp heyecanlı ve fakat gerçekçi olmayan sonuçlara varıyorlardı. Bense bir gezgin olarak turist rehberlerinde bile yazılmayan yolları tercih ederim hep, bir ülkenin gerçek, doğal ve makyajsız halini gözlemleyebilmek için…

Benim Venezuela izlenimlerim, Türkiye’den bakışların tersine tümüyle olumlu değildi. Olumsuz yönleri de gördüm. Hatta “Chavez’in yükselişinde çöküşünün işaretlerini de gördüm” diyebilirim. Olumlu noktalardan başlayalım: Bir kere, Chavez’in Venezuelası, Latin Amerika’da gördüğüm en Amerika karşıtı ülkeydi. Küba bile bu konuda bu kadar keskin değildi. Venezuela’nın kapitalizmin ötesinde bir düzen arayışı günlük yaşamda hissedilir bir nitelikteydi. Gözlemlediğim Venezuelalılar, Chavez’le sosyalizme yürümenin coşkusu içerisindeydi. Latin Amerika’dan sömürgecilik karşıtı isimlerin heykelleri yan yana olmak üzere başkent Caracas’ın orta yerine dikilmişti; Che’nin yanında Ho Amca da görülüyordu.

Chavez hükümetinin sosyal yardım programları, ona ideolojik olarak karşı olan Dünya Bankası gibi kuruluşların bile övgüsünü kazanmıştı. Bu tür kuruluşlar, yazdıkları raporlarda, “yiğidi öldür hakkını yeme” misali, bu programların ülkede yaşam kalitesini nasıl da yükselttiğini anlatıyorlardı. Bu programlarla yoksul halk sağlığa, yiyeceğe ve eğitime erişebiliyordu.

Chavez döneminde basına baskı yapıldığı hep söylenile gelmiştir. Dışarıya verilen izlenim korkunç bir diktatörlük olduğu yönündeydi. Ancak kimi gazeteler, Chavez’in yerli kahverengi teni nedeniyle, ırkçı manşetler bile atabiliyordu. Demokratik ülkelerde bile olmaması gereken böyle bir duruma, ‘diktatör’ Chavez döneminde müdahale edilmiyordu. Chavez’in kimi açıklamaları, yine manşetten, kişisel saldırıya da girecek nitelikte yerin dibine batırılıyordu ve yine müdahale yoktu.

Venezuela, diğer birçok kutuplaşmış ülkenin tersine, rahat, düşük stresli, huzurlu bir ülke havası veriyordu. Turistik bir ülke olmak gibi bir kaygısı ise hiç yoktu. Turizmin ülkenin kültürel dokusuna ticari zararlar vermesi söz konusu değildi. Ancak aşağıdaki noktalardan görüleceği üzere, ülkenin olumsuz yönleri, 2012’de bile olumlu yönlerinden çok daha fazlaydı ve bu durum bize, Venezuela’nın bugününü anlamak konusunda değerli veriler sağlıyor.
Prof. Dr. Ulaş Başar GEZGİN
Duy Tan Üniversitesi, Vietnam

Cevap Yazın