Dijital Çürüme: Ağ Toplumunda Müslüman Kimliğin Değişmesi

Freud, Uygarlığın Huzursuzluğu adlı kitabında insanlarda ‘İd’in (alt benlik) Eros ve Thanatos dediği iki biyolojik içgüdü ihtiva ettiğini ifade etti. İslâm ahlâk felsefesinde de insanda “akıl”, “şehvet” ve “gazab” dürtüleri bulunmakta olup, Freud’un bunlardan ikisini alarak teorisine temel kıldığı söylenebilecektir.

Kapitalizmin gelişmesiyle ortaya çıkan kitle kültürü bireylere, meta tüketimini idealleştirmekteydi. Bu kültürü topluma yayanlar, metalara sahip olmanın mutluluk vereceğini, neyin nasıl tüketileceğini, hangi yiyeceklerin yeneceğini, hangi evlerde oturulması gerektiğini öğretmekte ve medyayı (kitle iletişim araçlarını) bu amaç için kullanmaktaydı. “Kitle kültürü” gerçekte “savaş propagandası teknikleri”nin başka bir versiyonu idi.

Sigmund Freud’un yeğeni olan 1891 Viyana doğumlu Edward Bernays, fikirlerin ve davranışların toplumun kabul etmesini sağlayacak şekilde manipüle edilebileceğini düşünmekteydi. Freud, Uygarlığın Huzursuzluğu adlı kitabında insanlarda ‘İd’in (alt benlik) Eros ve Thanatos dediği iki biyolojik içgüdü ihtiva ettiğini ifade etti (Freud, 2011).

Eros, “yaşam içgüdüsü” olarak bireyin yaşamsal (nefes alma, yemek, cinsellik) aktiviteleriyle ilgiliydi. Thanatos ise “ölüm içgüdüsü” olup insan türündeki “tahrip edici” gücü ifade etmektedir.

İslâm ahlâk felsefesinde de insanda “akıl”, “şehvet” ve “gazab” dürtüleri bulunmakta olup, Freud’un bunlardan ikisini alarak teorisine temel kıldığı söylenebilecektir. İslâm’da şehvet ve gazab dürtülerinin denetlenmesi, “akıl” güdüsünü ortaya çıkarmaktadır. Freud, İslâm’ın ruh sağlığı (et Tıbbu’r Rûhânî) ilminin getirdiği açıklama modelini insanın kontrolü amacıyla yeniden kurgulamıştı. Freud, “Her insanın zihin derinliklerine saklanmış ilkel cinsel ve saldırgan güçler bulunmaktadır. İnsan, rasyonel bir varlık olmadığından rasyonel karar veremez ve içgüdülerinin kölesi olarak yaşar. Bu nedenle insanoğlunun kontrol edilmesi gerekir; kontrol edilmediği takdirde, bireyler ve toplum kaosa sürüklenir” görüşünü savunmaktaydı. Bu kurguda amacı, insandaki “akıl güdüsü”nün ortaya çıkması değil bizatihi insan aklının iktidar, sermaye, ideoloji tarafından güdülmesiydi.

“Sükût Suikastı”

Freud’un akrabası olan Bernays, Amerikan hükümetinin savaş zamanı propaganda bürosunda görevli iken Avrupa halkını ikna için “Demokrasi İçin Güvenli Dünya” sloganıyla kitle psikolojisi ve ikna yöntemleri kullanmaktaydı. Savaş sonrası Amerikası’nda siyasetçiler, planlamacılar ve kapitalistler, bu propaganda tekniklerini kalabalıkları kontrol etmek amacıyla hayata geçirdiler.
Kapitalizmin yoğun seri üretimi icat etmesiyle birlikte üretilen ve yığılan malların satılması zarureti ortaya çıkmıştı. Savaş yılları boyunca tüketimlerini kısmış halkın, üretim stoklarını eritmeye direnen bir kültür geliştirmiş olması, şirketlerin satış beklentilerinde aşılamayacak bir problem olarak görülüyordu. Bu konuda Bernays’tan yardım istenmesinin amacı, halkın tüketime dirençli kültürünün değişime uğratılmasıydı. Bernays, kadınların sigara içmesinin “ahlâk dışılık” sayıldığı yıllarda sigara markası Lucky Strike için bir reklam çalışması yaptı. Bir grup kadını, elinde sigara ile yürüttü ve sigaranın ateşi için “Özgürlük meşalesi” sloganını kullandı. Kampanya sonrasında kadınların sigara içmekle ilgili algıları değişti.

Bu örnek, söylemin, davranışların veya inançların medya vasıtasıyla topluma zerk edilirken manipülasyon yapılabileceğini, geniş kitlelerin iletişim teknolojileriyle etkilenebileceğini göstermektedir.

Konunun Müslüman toplumlar açısından da önemi bulunmaktadır. On dokuzuncu asrın son çeyreğinden itibaren Müslüman aydınlar, Batı’nın teknolojisinin, İslâm toplumları tarafından kullanılmasını teşvik etmektedir. Bu teknoloji aktarımının Müslüman toplumun ahlâk değerlerini değiştirebileceği itirazını seslendiren azınlıktaki aydınların kaygılı metinleri, Batı’nın tekniğini almayı teklif eden aydın katmanda kabul görmediği gibi “sükût suikastı”na uğratılmış ve dikkatlerden uzak tutulmuştur.

Kapitalizmin 1973-1974’te yakalandığı petrol krizi ve ona bağlı ekonomik buhran (450 gün süren bu krizde borsa yüzde 48 oranında düşmüştür) internetin halk kullanımına açılmasıyla aşıldı. Edward Bernays, sigara manipülasyonunun kitleleri etkilemesi için bir kampanya daha yapmıştı. “Yeşil” renk ile sigarayı özdeşleştirmiş, zengin ve saygıdeğer kadınların katıldıkları bir “Yeşil balo” düzenlemişti. Kapitalizm de interneti başlangıçta elit bir çevrede kullanıma açtı; daha sonra “bilgi devrimi” kavramına sarıldı. İnternet ile yapılandırılmış kitle iletişim sistemleri, kullanıcılara (yatırımcılara da denebilir) küresel piyasaların sorgulanmasını, dönüştürülebilmesini sağlayacak güç ve araçları sağladı. Aynı zamanda yerel kültürel değerlerin veya iktidar biçimlenmelerinin küresel kamuoyu tarafından denetlenmesi için de araçlaştı. Bu yeni teknoloji Batı’nın Doğu’daki hammadde zenginliği karşısındaki güç krizini aşmasını sağlamaktaydı.

Türkiye’de ilk kez 12 Nisan 1993 tarihinde kullanılmaya başlanan internet, 1997’den itibaren yaygınlık kazanmaya başladı. 1997’de kullanıcı sayısı 250.000 kişi olduğu tahmin edilen internet, günümüzde 30 milyon kullanıcı seviyesine ulaşmış durumdadır. İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte 1900-1975 arasında varlık kazanan “kitle kültürü”nün etik değerleri artık geçerliliğini yitirmiştir. Kitle toplumunda hiyerarşi, yönetim -} emir -} otorite -} denetim zincirinde sağlanmaktaydı. Bu, dikey koordinasyon ve kontrol mekânizması getiriyor, “bürokrasi” adını alıyordu.
İnternet sayesinde gelişen enformasyon ve iletişim ağları ise yeni kontrol türlerinin çıkmasına neden olmuştur. İnsanlar (yöneticiler) tarafından gerçekleştirilen denetimin yerini enformasyon sistemlerinin teknik kontrolü ve bürokrasinin yerini ise “enformasi” almıştır. Koordinasyon ve denetim artık iletişim ve bilgi ağlarıyla gerçekleşmektedir (Dijk, 2016).

Dijk’e göre internetin gelişmesiyle “Dijital Kültür” çağına girilmiştir. Yeni medya uygulamalarının tüm dünyada benimsenmesinin habercileri de gençlerdir. “Facebook nesli”, “Einstein nesli”, “dijital nesil” en nihayet “dijital yerliler” terimleri, dijital teknolojiyle büyümüş 1990’lardan sonra doğan gençler için kullanılabilecektir (Dijk, 2016: 307).

Dijital yerlilik veya dijital kamu için gözlemlenen en yüzeysel motif, gençliğin dijital teknoloji ile oluşturduğu ve ortak dilde kendilerini gösterdiği belirli SMS kodları ve kişisel mesajlarla belirginleşen bireysel kimliktir. Gençler, günlük hayatın her alanında kullandıkları gelişmiş mobil ve kablosuz iletişim araçlarıyla entegrasyonu keşfeden ilk mobil telefon ve internet kullanıcıları oldu. Bu dijital kültürün temel karakteri şöyle tasnif edilmektedir: 1) günlük hayatta tam entegrasyon sağlaması, 2) bağlantı ve ilişki oluşturma kontrolünün kullanıcıda olması, 3) kullanıcının öz sunum önceliği kazanması, 4) kendini ifşa etme, 5) enformasyon paylaşımı, 6) kullanıcı tarafından içerik yaratımı, 7) katılımcı medya kültürü (Dijk, 2016: 312-313).

Dijk, “Bazı yazarlar bilgisayar, internet ve diğer medya ile etkileşim içerisinde olunmasının uzun vadede insanların kişiliğini değiştireceğini öngörmektedir. Haklı olabilirler” demektedir (Dijk, 2016: 362). Dijk’e göre internet kullanıcılarının dijital kamuda “çoklu kişilikler” (sanal kimlikler) olarak dolaşması, onları bir tür siber varlıklara (sayborglara) dönüştürecektir. Sayborg, sibernetik bilimleri, insan organizmasıyla birbirine bağlamaktadır. Bu kombinasyon giderek kendilerini belli bir çevre içerisinde kontrol eden ve bir bütün oluşturan insan ve teknik parçalar sistemini yaratmaktadır. Sayborglar teknolojiye entegre edilen insanlar ve insanlara entegre edilen teknolojilerdir.

Gelecekte internete bağlanmayı sağlayan cihazlar sadece mobil veya sabit araçlar olmayacak, kafa veya vücutlarımızın üzerinde, hatta içinde bulunacaktır. Bundan elli sene sonra insanlar, günün 24 saati boyunca minyatür ama aşırı güçlü multimedya bilgisayarları kafalarında dolaştırmaya başlayacaktır. Bu aşırı bilgisayar cihazlanması ve kesintisiz internet bağıyla oluşan enformasyon ağı, insanın sadece ikinci benliği görevini görmeyecek, en derin ve en kişisel karakterini oluşturacak, insanın birinci benliğinin parçası olacaktır (Dijk, 2016: 372).

Kendini İfşa, Popüler Olma

Anlaşılacağı üzere dijital kültür, Müslüman toplumlarda geleneksel ahlâk değerlerini, toplumsal yapıyı aşındıran yeni bir kültür ve değer sistemi getirmektedir. Dijital cihazlarla donatılmış bir “Müslüman” birey, entegrasyona girdiği yani “ağına düştüğü” toplum adasının (dijital toplumsal ağın) etik değerleriyle uyum içinde davranışlar sergilemektedir.

Önceki dönemde sosyal medyada kiki challenge (hareket halindeki arabadan inip Drake’in In My Feelings şarkısı eşliğinde dans etme) akımı Dijk’in “internet hiyerarşisi” dediği sosyal eşitsizliğin elit kesimlerinin görünürlük, kendini ifşa, popüler olma güdülerini tatmin etme aracı olarak kullanılmıştı. Bu akım, trafikte tehlikeli araç kullanımının, trafik kanunlarına göre suç teşkil etmesi nedeniyle yaygınlaşamamıştır.

Son dönemde sosyal medyanın yeni kendini gösterme (ifşa, seyredilme, teşhir, sınıfsal eşitsizliğin medya yoluyla deklare edilmesi) eylemi, falling stars (kayan yıldızlar) akımıyla ortaya çıkmaktadır. Akım, DJ Smash’ın özel jetinden inerken kendini yere atması ve yakın arkadaşlarının da kıskanılacak benzer hayatlarını sergilemesi fikrinden çıktı. Ünlüler, pek çok insanı kıskandıran hayatlarını, sosyal medyada paylaşarak kitle toplumundan farklılıklarını göstererek internet kamusunun içinde farklılıklarını teşhir ettiler.

İslâm toplumundaki figürler açısından konuya bakıldığında ortaya çıkan problem şudur: Dijital kültür fertlerin kendileri hakkındaki bilgilerini, fotoğraflarını, ilişkilerini, sevinç/keder anlarının görüntülerini, duygu hallerini kamuya açmakta ve bunları depolamaktadır. Sadece mahrem sayılacak kişiler tarafından vâkıf olunabilecek haller ve bilgiler setr fıkhına uyulsa dahi kamu gözünün nazarına açılmaktadır.

İslâmî kimlik göstergesi olarak algılanan kılık kıyafet ve emarelerle dijital kültüre bağlanmış kişilerin, Falling Stars tipi akımlara kapılarak zenginlik teşhirinden kendini alamaması, toplum nezdinde inanç değerlerinin düşüşü anlamına gelmektedir. Ancak burada asıl problem, “dijital toplum”un İslâmî kültür değerlerini bir kimlik olarak benimseyen kişileri dönüştürmekte oluşunda görülmelidir. Tekil örnekler, internet kamuoyu önünde geleneksel değerlerin yıkılmışlığı hakkında “olumsuzluğun modeli” olarak algılanmaktadır.

Diğer sorun ise İslâmî kimliğin dijital kültüre ait kodlarla davranmasıyla ortaya çıkmaktadır.

Müslümanlar artık aynı ev içinde yahut aynı ortamlarda dahi birbirleriyle internet ve enformasyon araçları üzerinden görüşmeyi genel davranış kodu olarak benimsemiştir. Bu hal geleneksel fıkhın aşındığı algısı veren büyük bir problemin varlığına işaret sayılmaktadır.

Müslümanlar takva, îsâr, karz-ı hasen, birr, akrabaya yardım, âlimin sohbetinde olma, rû be rû görüşme, muttakilerle halvet/sohbet/muhabbette olma, marufu emretme/nehiyden sakınma gibi ahlâk eylemlerine dönmelidir.

Kaynakça
Dijk Jan Van, Ağ Toplumu, Kafka Yayınları, 2016
Freud Sigmund, Uygarlığın Huzursuzluğu, Metis Yayınları, 2011

Cevap Yazın