İYİ Parti’nin Bir Geleceği Var mı?

İYİ Parti’nin Türk demokrasisi için gerekli olduğunu, bu yüzden desteklenmesi gerektiğini düşünen şehirli, eğitimli ve toplumla diyalog kurabilen kesimler, İYİ Parti’nin ve Akşener’in tek çıkış yolu olabilir. Artan ekonomik kriz beklentisi ve bunun tetikleyeceği sosyal ve siyasal problemler karşısında İYİ Parti, bir çözüm önerisi ile ön plana çıkabilir. Aksi takdirde, muhtemelen yeniden aday olacak ve genel başkanlığa seçilecek olan Akşener’in partisi, gözünün önünde gün geçtikçe eriyecek.

Meral Akşener 20 yılı aşkın bir süredir siyaset sahnesinde tutunmayı başaran bir isim. Mevcut siyasetçilerin çok azında rastlanan bir özellik bu ve Akşener’in siyaset yapma kapasitesi hakkında çok şey söylüyor. Bir siyasetçinin, 28 Şubat’tan 24 Haziran’a kadar geçen zaman zarfı içinde oyundan düşmemesi bile başlı başına takdire şayan bir durum. Belki de bu yüzden Akşener’in, MHP içinde başlattığı ve İYİ Parti’nin kuruluşu ile neticelenen mücadelesi birçok kesimde büyük beklentiler doğurdu. Bu beklentilerin sebebi, sadece Akşener’in siyasi olarak ayakta kalması değil aynı zamanda siyasi sistemdeki diğer aktörlerin de sahneden çekileceği var sayımına dayanmasıydı. Diğer bir ifadeyle Türkiye siyaseti, bir dönüşümün eşiğindeydi ve Akşener, bu dönüşümden sağ çıkmak için bir hamlede bulunmuştu. Dolayısıyla İYİ Parti’nin kuruluşu, sadece Akşener’in siyasi varlığının devam edeceği için değil diğer aktörlerin de siyaseten yok olacağı için bir heyecan yaratmıştı. 24 Haziran seçimlerinde İYİ Parti’nin başarısı da bu iki değişken üzerinden ölçülmeye çalışılıyor ve haliyle ortaya bir çelişki çıkıyor. Zira Akşener’in partisi 43 milletvekili ile parlamentoya girdi ama siyasi sistemdeki diğer aktörler buharlaşmadı. Mesela Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) eğer %11 yerine %5 oy alsaydı, İYİ Parti’nin aldığı oy, mutlak bir zafere işaret edecekti. Ancak bu olmadı. Siyaset sahnesinin çökmemesi, Akşener’in kerametini sorgulanır hale getirdi. Öte yandan ortada inkâr edilmeyecek bir İYİ Parti vakası var. Kuruluşundan 6 ay sonra girdiği ilk seçimde %10 oy alan ve parlamentoda dengeleri etkileyebilecek bir konuma oturan bir partiden bahsediyoruz. O halde sorulması gereken iki soru var. Birincisi, İYİ Parti bu kadar oyu nasıl alabildi? İkincisi ise İYİ Parti’nin aldığı oy, siyasetin diğer aktörlerini niçin yıpratmadı. Bu sorulara vereceğimiz cevap, İYİ Parti’nin bir geleceği olup olmadığı konusunda da bize bir fikir verebilir.

Huzursuz Sağ Seçmen ve İYİ Parti

Türkiye’yi sadece ideolojik hatlar üzerinden okumak oldukça sorunlu ve sosyolojik değişkenleri ihmal eden bir yaklaşım. Bu durum, sağ seçmeni yekpare bir bütün olarak ele alma zayıflığını gösteriyor. Şehirleşme, gelir grubu, gelirin sağlanma araçları ve etnik/kültürel miras gibi konular ihmal edildiğinde her bir sağ seçmenin aynı coşku ve heyecan ile oy kullandığı var sayılıyor. Hâlbuki durum böyle değil. 2002 yılından itibaren sağ siyaseti domine eden AK Parti aslında bunun farkındaydı. Bu yüzden iktidar hikâyesinin büyük bölümünü, sağ siyaseti dizayn etmekteki başarısına borçlu. Bu mühendislik, alternatif sağ partileri seçmenin gözünden uzak tutmak ve siyaseti sağ-sol ayrımına sıkıştırmak gibi basit bir hesaba dayanıyor. Ne var ki huzursuz bir sağ seçmen hep var oldu. Merkezde konumlanmış bir sağ partinin yokluğunda bu huzursuzluk fırsat buldukça kendini belli etti. Mesela 7 Haziran seçimlerinde, MHP-SP ve BBP’nin toplum oyu %20 seviyesine kadar çıktı. Bu memnuniyetsiz seçmenleri iki gruba ayırabiliriz. Bir yandan AK Parti’nin yönetim tarzından, kadrolarından ve söylemlerinden rahatsız olanlar var. Bunlar ağırlıklı olarak sağ seçmenin şehirlerde yaşayan, daha eğitimli ve hayatta kalmak için kamu kaynaklarına daha az ihtiyacı olan kesimi. Diğer yanda ise AK Parti’nin izlediği politikaların felsefesine karşı olanlar vardı. Bu kesimin ağırlıklı olarak küçük şehirlerde yaşadığı ve kamu ilişkiler ağı içinde olduklarını söyleyebiliriz. Geçtiğimiz 16 yıl içinde AK Parti, konjonktürel olarak yaptığı politika dönüşleriyle izlediği politikanın felsefesine karşı olanlar ile zaman zaman yakınlaştı zaman zaman uzaklaştı. Ancak AK Parti’nin, yönetim metodolojisine alerjik olan sağ seçmenle yıldızı hiç barışmadı.

Bu yüzden, 7 Haziran ile 1 Kasım arasında geçen süreçte AK Parti’nin çözüm sürecini terk etmesi ve yeniden güvenlikçi bir ajandaya dönmesi %20 oranına ulaşan huzursuz sağ seçmenin %5’nin yeniden AK Parti’ye dönmesine sebep oldu. Bu tablo bize, hâlihazırda %15 oranında AK Parti’nin yönetme tarzı ile sorun yaşayan sağ seçmenin İYİ Parti’ye kaymaya hazır olduğunu gösterdi. Bu oran, Akşener’in tabanı olarak kabul edildi ve MHP’nin tarihe karışacağı düşünüldü. 24 Haziran seçimlerinde, İYİ Parti ile Saadet Partisi toplam %11,5’luk bir oy aldı. Bu oran, hedeflenen %15’lik pastanın %3,5’unun parti ve lider sadakatinden dolayı MHP’de kalmaya devam ettiğini gösteriyor. İlginç olan, MHP’nin %7,5 oranında AK Parti’den oy devşirebilmiş olması. Bunun manası, aynı politika pozisyonunda konumlanmasına rağmen, AK Parti’den kopuşların devam etmesi ve nitelik değiştirmesi. Diğer bir ifadeyle huzursuz sağ seçmenin artık yekpare bir bütün olarak, AK Parti’nin yönetim tarzından memnuniyetsizliğini bir şekilde ifade ediyor oluşu. Bu oran, 24 Haziran seçimlerinde %23 oranına ulaştı ve Akşener, bu huzursuz seçmenin yaklaşık yarısının oyunu aldı. Bu durum ortaya hâlihazırda mevcut bir seçmen potansiyelinin varlığını ve İYİ Parti’nin en önemli meselesinin devamlılığını sağlamak olduğunu gösteriyor. AK Parti’nin yaşayacağı yönetim krizleri ve bu krizlerin sosyal ve ekonomik alana yansıması, Türk sağının alternatif partilerini güçlendirecektir. Dolayısıyla İYİ Parti’nin en büyük başarısı kurulması ve var olmasıydı. Bir binası olmasa ve seçim mitingleri yapmasa da İYİ Parti varlığı sayesinde bu oy oranına zaten ulaşacaktı. Bu, arzını yaratan talepti.

Siyaset Sahnesi Niçin Yıkılmadı?

Aslında siyaset sahnesi yıkılmış bir şekilde 24 Haziran seçimlerine gidildi. Devletin menfaatlerinin ve milli güvenlik kavramsallaştırılmasının rekabet eden aktörler tarafından tanımlandığı bir atmosfer demokratik bir siyasetin varlığına işaret etmiyor. Buna rekabetçi diyebiliriz. Zira muhalefet etmek ile milli güvenlik tehdidi olmak arasında neredeyse hiçbir alan bırakılmadı. Diğer bir ifadeyle Erdoğan’ın başkan seçilmesi ve Cumhur İttifakı’nın yüksek oy alması, ulusal güvenliğin ve devletin bekasının bir gerekliği olarak tanımlandı. Böylece, muhalefet etmek kriminal bir hadiseye dönüştü.

Siyasete egemen olan bu hava, memnuniyetsiz seçmenin tercihlerini de etkiledi. AK Parti hükümetinden memnun olmayan seçmen hem bu memnuniyetsizliğini göstermek hem de kriminalize olmayan makul bir noktada konumlanmak istedi. Bu nokta da AK Parti ile arasındaki politika farklılıklarını ortadan kaldırmış olan MHP, en güvenli seçenek olarak öne çıktı. Bahçeli, seçim sürecinde çok fazla medyada görünmedi, miting yapmadı ve heyecan verici vaatlerde bulunmadı. Sadece MHP’nin, makbul ulusal güvenlik paradigmasının ortağı olduğunu beyan etti ve partisinin otonomisini korumaya gayret etti. AK Parti’nin yönetim tarzından, yani metodolojisinden şikâyetçi olan seçmen için MHP güvenli bir liman haline geldi. Zira iktidarı denetlemek için MHP dışındaki partilere oy verme düşüncesi bile ihaneti vataniye ile tanımlanacak bir hale gelmişti. Gerek siyasal iradenin tavrı gerekse medyanın kurduğu söylem, muhalefet partilerine oy vermeyi oldukça radikal bir eylem olarak tanımladı. Günün sonunda, MHP kendisini ayakta tutmaya yetecek oyu AK Parti’den almayı başardı. MHP’nin oyu onu, hem İYİ Parti’nin üstüne taşıdı hem de AK Parti’yi %40’ın altına itmeyecek ölçüde ılımlı bir oranda seyretti. Siyasetin sözüm ona sahnesi yıkılmadı ve siyasi bir “survivor” olan Akşener, bu yıkıntının arasından yükselemedi. İYİ Parti’nin aldığı oyu gölgeleyen de bu oldu.

Bundan Sonra Ne Olacak?

İYİ Parti sıkıntılı bir süreç geçiriyor. Akşener’in kongre çağrısı yapması ve bir daha aday olmayacağını ilan etmesi bunu gösteriyor. Aslında bu çok normal. Zira İYİ Parti’nin bu oyu alması için yapması gereken hiçbir şey yoktu. Mevcut huzursuzluğun nimetlerinden faydalandı. Seçimlerden sonra ise ne bu huzursuzluk geçti ne de İYİ Parti iktidara etki edebilecek bir konuma yerleşti. Üstelik beş sene boyunca herhangi bir siyasi rekabetin yaşanmayacak olması, yıllardır iktidardan uzak kalmış olan parti içindeki sağ politikacılar için sürdürülmesi zor bir durum. Dolayısıyla yeni bir tutum belirlenecek ve parti içindeki birçok kesimin, Akşener’i ve partiyi farklı yönlere çekiştirmesi bu açıdan şaşırtıcı değil.

Ancak İYİ Parti’nin bir geleceği olacaksa kısa vadeli politik hamleler tasarlamak, birkaç ismin üstünü çizmek veya birkaç ismi ön plana çıkartmak yerine her şeye sıfırdan başlaması gerekiyor. Partinin kimliğini, siyasi skaladaki konumunu, söylemlerini yeniden tanımlamalı ve kadrosunu revize etmeli. Bunu yaparken, ülkücülüğe sıkışmayan bir sağ siyaset dili ve tavrı oluşturmalı. Çünkü İYİ Parti seçmeni ağırlıklı olarak ülkücülerden oluşsa da onların İYİ Parti’ye oy verme sebebi ülkücü olmaları değil. Öte yandan, ülkücü kimliğini bastırmak için siyaset yapma heveslisi oportünist isimlerden uzak durulmalı. İYİ Parti seçmeni zaten AK Parti içindeki bu karakterlerden rahatsız olduğu için huzursuz. Diğer bir ifadeyle Akşener’in partisinin ülkücülerden oluşan ayağını, heveskâr ortayolcularla dengeleme stratejisinden vazgeçmesi gerekecek. Bu kısa vadeli strateji yerine, seçmenlerin İYİ Parti’ye yönelirken asıl motivasyonlarının, AK Parti iktidarının yönetim metodolojisinden duydukları rahatsızlık olduğu idrak edilmeli ve bu bir çıkış noktası olarak belirlenmeli.

Aslında İYİ Parti içerisinde, kişilik olarak bu dönüşümü temsil eden Ahat Andican, Ayfer Yılmaz ve Durmuş Yılmaz gibi isimler hâlihazırda mevcut. Sansasyonel olmayan ve topluma uzun vadeli güven veren bu tip politikacılar ve İYİ Parti’nin Türk demokrasisi için gerekli olduğunu, bu yüzden desteklenmesi gerektiğini düşünen şehirli, eğitimli ve toplumla diyalog kurabilen kesimler, İYİ Parti’nin ve Akşener’in tek çıkış yolu olabilir. Artan ekonomik kriz beklentisi ve bunun tetikleyeceği sosyal ve siyasal problemler karşısında İYİ Parti, bir çözüm önerisi ile ön plana çıkabilir. Aksi takdirde, muhtemelen yeniden aday olacak ve genel başkanlığa seçilecek olan Akşener’in partisi, gözünün önünde gün geçtikçe eriyecek.

Cevap Yazın