Dış Basında Erdoğan Karşıtlığı

Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinin erkene alınma kararı ve seçim sonuçları yabancı basında, Türkiye’ye dair yayın ve paylaşımların ana gündem maddesini oluşturdu. 24 Haziran seçimleri ve sonuçlarının dış basındaki yansımalarını Yörünge okurları için derledik.

24 Haziran seçimlerini takip etmek için Türkiye’deki yerleşik yabancı basın mensupları dahil 34 ülkeden 650’ye yakın basın mensubu akredite oldu. Türkiye’deki seçimlere 43 akrediteyle en büyük ilgiyi, Fransa basını gösterdi. Fransa’yı 36 gazeteci ile İngiltere, 23 basın mensubuyla Almanya takip etti. İspanya’dan 12, Yunanistan’dan 10, ABD ve Belçika’dan ise 9’ar gazeteci akredite yaptırdı.

Amerika Birleşik Devletleri’nde 24 Haziran seçim sonuçlarına dönük yayınlarda daha çok seçim sonuçlarının ekonomi üzerindeki etkilerine yönelik değerlendirmeler yapıldığı gözlendi. Türkiye ekonomisine dönük bu değerlendirmelerde, seçim süreci boyunca sürdürülen ve kasıtlı olduğu Türkiye’deki ilgili otoritelerce açıkça belirtilen kötümser ifadeler, hız kesmeden sürdü.

THE WALL STREET JOURNAL, “Erdoğan’ın Kazanması Üzerine Türk Lirası Keskin Bir Şekilde Yükseliş Gösterdi” başlığını kullandı. Haberde, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimlerde zafer kazanmasının ardından Türk Lirası artış göstererek dolar ve avro karşısında yüzde 0,5 değer kazandı. Fakat analistler, yatırımcıların şimdi Türkiye’nin para birimine dair süregelen uzun vadeli kaygılara eğileceğinden, lira konusunda rahatlamanın kısa vadeli olabileceğini ifade ettiler” şeklinde bir içerik sundu. BLOOMBERG ise haber başlığında, “Erdoğan’ın Zaferi Üzerine Liranın Değer Kazanması Yatırımcılar Tarafından Kısa Vadeli Görülüyor” ifadesini kullandı. İngiliz basınında seçim sürecinde de dillendirilen ve seçimin meşruiyetini sorgulamaya yönelik yayınların seçim sonuçlarına dönük olarak da yapıldığı görüldü. Haberlerde, seçimin adil koşullarda yapılmadığı gibi ifadelere yer verilirken, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçilmesine ve AK Parti’nin sandıktan birinci parti olarak çıkmasına rağmen Meclis’te çoğunluğun sağlanamadığı vurgusu dikkat çekti.

Bu doğrultuda REUTERS, abonelerine, “AGİT Gözlemcileri, Türkiye’deki Seçimlerde Muhalefete Eşit Şartların Sağlanmadığını Söylüyor” başlığıyla servis ettiği haberinde, “Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı pazartesi yaptığı açıklamada, Türkiye’deki seçim kampanyaları sırasında muhalefet partilerine eşit şartların sağlanmadığını ve mevcut Cumhurbaşkanı ile iktidar partisine medyada da dâhil olmak üzere haksız avantajlar verildiğini” ifade etti. REUTERS, haberindeki iddiasını desteklemek adına, AGİT’in seçimler için Türkiye’ye gelen gözlemci heyetinin başkanı Ignacio Sanchez Amor’un, “Temel özgürlükler konusunda gördüğümüz kısıtlamaların seçime etkisi oldu. Türkiye’nin en kısa sürede bu kısıtlamaları kaldıracağını umuyoruz” açıklamalarını öne çıkardı.

THE GUARDIAN’daki Kareem Shaheen imzalı yazı, “Türkiye’de Seçimler Özgür ve Adil miydi?” başlığıyla çıktı. Aynı yazıda, “İlk sonuçlar gelmeye başladığında Anadolu Ajansı’nın ve seçim izleme platformu Adil Seçim’in rakamları arasında büyük bir fark vardı. Fakat bu durum, Erdoğan’ın resmi olmayan sonuçlara dayanarak zaferini ilan etmesini engellemedi. Tüm sonuçlar geldiğinde de aradaki fark kapandı. Anadolu Ajansı, her seçimde ilk sonuçlara Erdoğan ve partisini oldukça önde göstererek başlıyor ve muhalefet bunun, sandık gözetmenlerinin cesaretini kırıp onları, seçimin sonuna kadar beklememeye yöneltme taktiği olduğunu söylüyor. Seçimlerde büyük çaplı bir hile olduğuna dair suçlama yok fakat Uluslararası Af Örgütü seçimin ‘korku atmosferinde’ geçtiğini söylüyor” ifadelerini kullanıldı.

Dile Dolanan Argüman: Otoriterleşme

Alman basınında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kazandığı zaferle Türkiye’nin artık “daha otoriter” bir yönetime dönüşeceği gibi seçim sürecinde de sıkça işlenen “tek adam ve diktatör” benzeri ithamlar devam etti.

DEUTSCHE WELLE haberinde, “Tüm Güç Erdoğan’a… Türkiye Cumhurbaşkanı Bu Yetkilere Sahip” başlığını tercih etti. Haberde, “Erdoğan yıllarca Türkiye’de başkanlık sistemini getirtmek için uğraş verdi. Nihayetinde bu çabasında başarılı oldu ve kendisi şimdi hem hükümetin hem de devletin başına geçti. Recep Tayyip Erdoğan bu şekilde, yürütme organını ilgilendiren konularda kanun hükmünde kararname çıkarabilir. Parlamentonun onayı artık gerekli değil. Eleştirmenler bu sistemin, Türkiye’de tek adam hükümdarlığına olanak sağlamasından endişe duyuyor. Net olan tek şey ise Erdoğan’ın şimdi eskisine göre çok daha fazla güce sahip olması” ifadelerine yer verdi.

Türkiye’deki seçimlere 43 akrediteyle en büyük ilgiyi gösteren Fransız basınındaki haberlerde seçimlerden hemen sonra Türk Lirası’nın değer kazanmaya başladığına dikkat çekildi. “Otoriterleşme” Fransız basının da diline doladığı argümanlar arasındaydı. Yine bu haberlerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimlerden gücünü pekiştirerek çıkmasıyla “otoriterleşmenin artacağı ve yeni dönemde Türkiye’nin hiç olmadığı kadar durgun ve kutuplaşmış olduğu/olacağı” iddia edildi. Bu minvalde bir içerik ortaya koyan LE FIGARO, “Erdoğan… 15 Yıllık Otoriterliğe Sürüklenme ve Ismarlama Bir Anayasa” başlığını kullandı.

Rusya ve Katar’dan Olumlu Yaklaşım

Rusya basınında yer alan haber ve değerlendirmelerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye ile mevcut ilişkilerin daha da geliştirileceğine dönük içerikler hâkimdi. TASS RUSYA HABER AJANSI haberinde, Şanghay İşbirliği Örgütü’nden Türkiye’ye gönderilen, TBMM ile İlişkilerinden Sorumlu Rusya Devlet Duması Spor, Turizm ve Gençlik İşleri Grubu Koordinatörü Artur Taymazov’un “Ankara’daki Erken Seçimler Sakin ve Demokratik Bir Atmosferde Geçti” şeklindeki yorumlarına yer verdi.

Katar basınındaki haberler de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim zaferine yönelik olumlu içeriklerle çıktı.

Mısır ve İsrail başta olmak üzere çeşitli Orta Doğu basın mecralarında ise Türkiye’deki seçimlerde usulsüzlük yapıldığı, Türkiye’de kutuplaşmanın arttığı ve ülkenin otokratik bir düzene doğru evrildiği şeklinde seçim sonuçlarının meşruluğunu sorgulayıcı, karalayıcı, çarpıtıcı iddia ve yorumlara yer verildi.

İsrail menşeili HAARETZ, “Erdoğan Karşıtı Muhalefet, Türkiye’nin Seçilmiş Diktatörlüğe Gidişini Durduramadı” derken, EL ARAB, “Seçim Türkiye’yi Demokrasi Yolunun Sonuna Getirdi” ifadesini tercih etti. RUDAW ise haberinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul’daki açıklamasında yer alan, “Türkiye Dünyaya Demokrasi Dersi Verdi’’ mesajını ön plana çıkardı.

Algı Operasyonu

Türkiye’deki seçim sonuçlarına yönelik olarak özellikle Batı ve kimi Orta Doğu basınında yer alan olumsuz, çarpıtıcı ve değerlendirmeden ziyade, arzulanan bir sonucun sandıktan çıkmamasına dönük öfkeye dayanan söylemler olarak nitelendirilebilecek yayın ve içerikler açıkça görülüyordu. Seçim sonuçlarına yönelik bu tutumun, seçim sürecinde yapılan yayınlarla aynı üslubu paylaşarak yine aynı minvalde devam ettirildiği de bir gerçek.

Zira söz konusu basın yayın organları seçim süreci boyunca da okurlarına, Erdoğan karşıtlığı ve Türkiye’de “otokrat rejim” söylemleriyle ekonomide görülen birtakım gelişmelerin tek sorumlusunun Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti hükümeti olduğu, muhalefetteki isimlerin makbul birer alternatif olabileceği, seçimlere eşit bir ortamda gidilmediği, Türkiye’nin kutuplaştığı gibi iddialar üzerinden haber ve yorumlar aktardı.

Bu yayınlarla Türkiye’deki seçim güvenliğini ve seçim sonuçlarının meşruluğunu tartışmaya açma, Türkiye’de otokrat rejim algısı oluşturarak muhalefetin demokrasi mücadelesi verdiğine dair bir algı oluşturma, Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında muhalefetin adaylarına yönelik imaj çizme gibi hedeflerinin yanında, Türkiye’nin dışardaki algısına yönelik olumsuz bir izlenim oluşturma ve Türkiye’deki seçim atmosferini de yönlendirme amacının güdüldüğü aşikâr.

Seçim kararı alınmasıyla birlikte bazı dış basın mecralarında yapılan yayın ve içerikler, “algı operasyonu”nu net olarak ortaya koyuyordu:

ABD basınından WASHINGTON POST’ta, seçim kararının alınmasının hemen sonrasında “Erdoğan’ı Yenme Arayışı” başlığıyla bir yazı yer aldı. Yazıda, “Erdoğan kazanırsa yürütme yetkilerini de elde eden bir cumhurbaşkanı olacak. Muhalifler, Türkiye’nin zayıf demokrasisinin ölmesinden ve bariz otoriterliğin güçlenmesinden korkuyor. Analistler, Erdoğan yönetimindeki Türkiye’yi, demokrasilerin nasıl geriye gidebileceğinin ve görünürde liberal olan siyasetin zehirli çoğunlukçuluğun yolunu nasıl açabileceğinin örneği olarak gösteriyor” ifadelerine yer verildi.

BLOMBERG, “Fed’in Gölgesi Türkiye’nin Tek Adamı Üzerinde Dolaşıyor” başlığını tercih etmişti. Haberde, “Türk Lirası için kötü zamanlar yine geldi. Lira, yeniden düşüşe geçti. Fed’in bugünkü toplantısında para politikası konusunda ne kadar sert olacağına dair kaygılar, yükselen piyasaların para birimlerinde ve özellikle Türkiye gibi dolar finansmanına bağımlı ekonomilerde bocalamalara neden oluyor. Cari açığının boyutu düşünüldüğünde Türkiye özellikle zayıf nokta olarak görünüyor. Erdoğan’ın büyük ölçüde artırılmış yetkilerle bir dönem daha cumhurbaşkanı olacağı neredeyse kesin. Bu, yatırımcılar için net bir kazanç olarak görülmüyor. Merkez Bankası’nın bağımsızlığı, seçim bittiği anda yok olabilir fakat Bloomberg’in anketi, Erdoğan’ın ilk turda çoğunluğu elde edemeyebileceğini ve ikinci tura kalabileceği ihtimalini gösteriyor. Erdoğan’ın partisi Meclis çoğunluğunu kazanamayabilir ve güçlü bir muhalefetin olması, belirsizliği artırıp yatırım ortamını daha az istikrarlı hale getirebilir” yorumlarına yer verdi.

Fransız dergisi LE POINT ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “Diktatör” başlığı ile son sayısının kapağına taşırken; haber içeriğinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 yılda Türkiye’de otoriter bir yönetim inşa ettiğini ileri sürdü.

Alman yayın organı DEUTSCHE WELLE de bu kervandaki yerini almakta gecikmedi ve “Zorlu Seçim Yarışı… Türk Medyası Erdoğan’ın Rakiplerini Sansürlüyor” başlığını kullandı. Haberinde, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu’nun, “Türkiye bir seçime daha medyada demokratik esaslardan uzak bir ortamda giriyor” açıklamalarına yer verdi.

İngiliz yayın organları TIMES ve THE GUARDIAN, “Türkiye’nin Şık ‘Dişi Kurdu’ Meral Akşener Baskıyı Sonlandıracağı Sözü Vererek Erdoğan’ın Karşısına Çıkıyor” ve “Türkiye’nin Demir Leydisi: İktidardaki Erkeklerin Korkmasının Zamanı Geldi” şeklindeki başlıklarla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı, İYİ Parti’in Cumhurbaşkanı Adayı Meral Akşener için açıkça bir imaj oluşturma çabasına gidiyordu. Aynı çaba, HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş için de ABD merkezli FOREIGN POLICY isimli dergide Henri J. Barkey tarafından “Bir Kürt Mandela Yaratmak” başlıklı yazıyla yapılıyordu.

Cevap Yazın