Aydın Sömürgeciliği

Emperyalizm, Batı’nın sömürgecilik zamanında inşa ettiği pazarlar, okullar, siyasal ve iktisadî kurumlar vasıtasıyla hareket etmekte ve bu işletimi aydınlar eliyle ayakta tutmaktadır. Anlaşılacağı üzere emperyalizm, fiili bir yerleşme ve doğrudan doğruya yönetme olmaktan çok entelektüel bir yayılma ve hiyerarşik bir kurumsal yerleşme sistemini ifade eder.

“Kolonyalizm” (sömürgecilik), kapitalist toplumların hammadde ve emek gücü bakımından zengin toprakları (ülkeleri), üzerinde kurdukları koloniler vasıtasıyla ve doğrudan doğruya (genel valiler aracılığıyla) yönetmesi durumudur. Gordon Marshall’ın tanımına göre “sömürgecilik, bir ulusun dışarıdan gelen insanlar tarafından denetlenmesi”dir (Marshall, 1998: 315). Sömürgeci tasavvur ilk kez Batı’da ortaya çıkmış ve dünyaya Batılı bir pazar denetimi usulü olarak yayılmıştır. İlk sömürgecilik faaliyetleri M.Ö. IX. yüzyılda Fenikeliler tarafından başlatılmıştır. Yunanlar (Grekler), Kırım’dan Cebel-i Tarık’a kadar uzanan geniş bölgede kurdukları kolonilerle ülkeler arası ticareti kontrol etmiştir. Avrupa, 1492’den itibaren İngiltere, Fransa, Hollanda, İspanya, Portekiz ile yeniden sömürgeciliğe başlamıştır. (Gündüz, 2016: 765-766).

Marshall’a göre “Emperyalizm” kavramının sözlük anlamı “imparatorluk-çuluk”tur. Marksist kurama göre emperyalizm, kapitalist sanayileşmenin ve bu sürecin gelişmiş ülkelerde ulaşmış olduğu sınırın zorunlu bir ürünüdür. Stratejik ve siyasi emperyalizm kuramları kavramı güçlü ülkelerin iktisadî kökenli olmayan mekanizmalarla zayıf devletleri kontrol altına alma çabaları şeklinde yorumlamaktadır. Örneğin, Sovyet Bloğu gibi gayriresmî imparatorluklar için emperyalizm kavramı kullanılabilmektedir (Marshall, 1998: 193-194). Emperyalizm, yeni bir tür sömürgecilik olup Batı dışı kıta ve ülkelerde Batı adına, kolonyal valiler tarafından yürütülen bir idari sistemi ifade eden “sömürgecilik”ten ayrışır. Emperyalizm, Batı’nın sömürgecilik zamanında inşa ettiği pazarlar, okullar, siyasal ve iktisadî kurumlar vasıtasıyla hareket etmekte ve bu işletimi aydınlar eliyle ayakta tutmaktadır. Doğrudan doğruya yönetme olmaktan çok entelektüel bir yayılma, hiyerarşik bir kurumsal yerleşme sistemini ifade eder.

T. Gökhan Özçelik’in de işaret ettiği üzere sömürgeci ülkeler, II. Dünya Savaşı sonrası sömürgeleri terk ederken menfaatlerini sağlayacak mekanizmaları da kurmuşlardır. Bu mekanizma içinde var edilen “yerli entelektüeller” Batılı düşüncenin gönüllü savunucuları olmuşlardır. Özçelik’in ifadesiyle bu aydınlar eliyle “oto-oryantalizm” gelişmiştir. Bu oto-oryantalist aydınlar, Batılı oryantalistlere benzer düşünce yapılarıyla “yabancılaşmış sömürge entelektüeli” şeklini almıştır. Oto-oryantalizmi ortaya çıkaran araçlar, genel itibariyle Avrupa-dışı toplumların modernleşme hattına girmeleriyle beraber belirirler (Özçelik, 2017: 104-105).

Köle Emeği Sömürüsüyle Kalkınma

Batı dışı toplumlarda aydın, Batı aleyhtarı görüşleri savunsa dahi en nihayette Batılı gibi düşünmekte ve sosyal yapının, Batı toplumlarının yapılarına benzemesini idealize etmektedir. Bu aydın, Batı’nın maddi başarısına teslim olmakta, “Batı toplumlarının uygarlık seviyesine erişmek için çok çalıştığı” önyargısıyla hareket etmektedir. Bu aydın kendi ülkesindeki bilginin bilimsel/ispatlanmış/rasyonel olmadığını, hurafelerle malul bulunduğunu ve kültürün de Doğu’ya has bir uyuşukluk/tembellik halini kalıtsal kıldığını “gözlemektedir.”

Özçelik de yukarıdaki ifadelerimize benzer tespitler yapmıştır:

“Taşıyıcı elit olarak adlandırılan kesim, Batı’da yaratılan entelektüel araçları benimser (…) Aydın, Batı’nın hegemonyasını kabul etmiş ve Batı’nın gücüne gönüllü olarak teslim olmuş ‘Doğulu özne’yi oluşturmaktadır. Bu aydın toplumsal otantisitenin gerçeklerini yansıtmayan politikalar üretir ve (…) her halükârda ayrıcalıklı bir özne konumuna gelir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bu kesimin Batı-merkezli değerleri bir ideoloji olarak kullanmasıdır” (Özçelik, 2017: 105). Aydınlar Avrupa’nın diğer kıta halklarına göre maddi üstünlüğünü endüstrileşme ile izah etmektedir. Oysa Batı’nın kalkınmışlığı sömürgecilik ve ardından gelen emperyalist faaliyetlerle açıklanmalıdır. Nurettin Topçu da yaptığı analizle Batı’nın ilerlemesini endüstriye değil sömürgeciliğe, yani küresel yağmacılığa bağlamaktadır:

“Avrupalı sömürgeciler, Asya ve Afrika’nın bütün servetini yağma edercesine Avrupa’ya taşıdılar ve kendi kıtalarında kurdukları muazzam fabrikalarda bunları işlettiler. Sonsuz bir teknik yaratıcılığı Avrupa’da yayıldı. Tekniğin gücü sanki dünyayı makineleştirmektir” (Topçu, 1998: 15).

Batılı Aydınları İzleyen “Yerli” Aydınlar

Fatma Uygur ve Erdoğan Uygur, sömürgecilik tarihiyle ilgili makalelerinde, “Fransa’nın emperyal bir güç hâline gelmesinin en önemli sebeplerinden biri Sanayi Devrimi’nin yanı sıra şüphesiz Afrika’da ve denizaşırı topraklarda koloniler ve sömürgeler oluşturmasıdır” (Uygur, 2013: 274) ifadesine yer verilmiştir. Bu ifade, Fransa’nın sömürgecilik faaliyetlerine 1524’te başladığı gerçeği düşünüldüğünde yanlış sayılmalıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi’nde, Fransa’nın sömürgecilik geçmişinin endüstri devriminden daha önceki tarihte gerçekleştiğine dair bilgi yer almaktadır. Ş. Tufan Buzpınar’ın tespitiyle Fransa, Endüstri Devrimi’nden daha erken tarihlerde Güney Amerika’da Rio de Janeiro, Kuzey Amerika’da Quebec (1608) ve Acadia (Nova Scotia), Güney’de Mississippi Irmağı’nın doğu kıyısından Meksika Körfezi’ne ve New Orleans’ta koloniler kurmuştur (Buzpınar, 1996: 185).

Sömürgecilik sonrası dönemde Batı, Kuzey Amerika kıtasına yerleşmiş, Asya ve Afrika’dan çekilmiştir. Batı dışı toplumlarda Batılı gibi düşünmekten kendini kurtaramayan entelektüeller, bir “bakış hastalığı” ile birlikte ortaya çıkmaktadır. Bu aydınlar Batı’nın, “Bilginin Batılılaştırılması”nı sağlayan kurumsal ve entelektüel hegemonyasına boyun eğdiklerinden, “Batı İmparatorluğu” karşısında kendi din ve kültürlerinden gelen karşı-uygarlık hamlesi yapmamaktadır.

Hasan Aydın’ın da ifade ettiği üzere dünyanın muhtelif yerlerini ve bu yerlerdeki iş gücünü -ve dolayısıyla üretim potansiyelini- yağmalayan sömürgeciler, tarihe “yağmacı” olarak geçmek istememektedir. Avrupalı aydınlar, Avrupa’nın başta Afrika olmak üzere dünyanın çeşitli yer ve kıtalarında sömürgecilik faaliyetleri yaptığını kabul etmekte fakat bu faaliyetleri haklı gerekçelerle açıklamaya çalışmaktadır. Hasan Aydın’a göre Batı’nın sömürgecilik faaliyetlerinin “meşruiyetinin sebepleri” şöyle tasnif edilebilir: 1) Din götürme, 2) Uygarlık taşıma, 3) Sosyal Darwinizm (doğa yasası), 4) Avrupalıların ‘Üstün Irk’ olması, 5) Batı dışı toplumlara hizmet götürülmesi (Aydın, 2017). Hasan Aydın, Batı dışı halkların sömürüsünün, bu beş gerekçeyle örtülmeye çalışıldığını ifade ederken aslında aydınların sömürüleri meşrulaştıran izah biçimleri geliştirmek için fikri çaba verdiklerini de zımnen ifade etmektedir. Batılı aydınları izleyen “yerli” aydınlar, kendi toplumlarına “Batılı gibi” bakmakta ve Avrupa’nın siyasî/sosyal/iktisadî kurumlarını kendi coğrafyalarına taşımak istemektedir.

İki “Self Oryantalizm”

Bünyamin Bezci-Yusuf Çiftçi’ye göre de bu mesele, “Oryantalizm” çalışmalarıyla ilgilidir. Edward Said’in oryantalizm kavramına işaret eden Bezci-Çiftçi, ilk oryantalizm çalışmalarının Doğu(lu)yu araştırılacak nesne olarak konumlandırdığını, oryantalizmin sonraki dönem çalışmalarının ise Üçüncü Dünya toplumlarında şekillendirilecek ikinci nesne olgusunu ortaya çıkarttığını ileri sürer. Bu ikinci nesne olgusu bizi, self oryantalizm kavramına götürmektedir. Oryantalizm, Batı icadı bir silahtır ve namlusu Doğu(lu)ya doğrultulmuştur. Self Oryantalizm ise Batı icadı silahın, Batı rol modelinden beslenen Doğu(lu)nun eline geçmesi halidir. Self oryantalizmin namlusu, otantik Doğu(lu)ya, bizzat Doğu(lu)nun kendisi tarafından doğrultulmuştur. Otantik Doğu(lu) toplumsal organizma, her halükârda ya oryantalizmin ya da self oryantalizmin silahının namlusunun ucundadır, her iki durumunda da nesne konumundadır (Bezci-Çiftçi, 2012: 141).

Bezci-Çiftçi, aydınların kendi ülkelerinde Batı lehine bir vizyonla toplumlarına tıpkı bir “sömürgeci gibi” yaklaştıklarını ileri sürer:

“Bu bağlamda self oryantalizmi şu şekilde ifade edebiliriz: Self oryantalizm, Batılı değerler sistemi içinde, Batı’ya göre ‘kendi’ni açıklayarak veya temsil ederek kendi kültürünün temsilini çarpıtmaktır. Diğer taraftan Doğulu birinin (burada asıl olarak kastedilen taşıyıcı elitler dediğimiz toplumsal/siyasal kesimdir) kendi Doğulu kültürel imgelem ve referanslarını, Batılı hermenötik çember vasıtasıyla yorumlaması, self oryantalizmi oluşturur” (Bezci-Çiftçi, 2012: 143).

Bezci-Çiftçi’ye göre günümüzde oryantalist teorinin başını artık self oryantalizasyon uygulamalar çekmektedir (Bezci-Çiftçi, 2012: 145). Bu analizde iki “self oryantalizm” işaret edilmiştir: A) İradi modernist senaryo; B) Kolonyalist senaryo. A tipi, yani “İradi” olarak moderniteye eklemlenme çabaları sonucunda oluşan self kolonizasyon (kendi kendini sömürgeleştirme) durumu, sermayenin hâlâ kolonyalist bakış veya metropoliten bakış tarafından yönetilmesi ve kontrol edilmesinin cezbedici olmasını ifade etmektedir. B tipi senaryo, yani “kolonyalist self oryantalizm” ise kültürel kendi kendini tanımlama, Batılı kültürel hegemonyaya karşı koyma yoluyla hissedilen başlıca Doğulu niteliklerin devlet merkezli müdahalelerle “şeyleştirilmesi” ile sonuçlanmaktadır. Her iki self oryantalizm biçiminde de kimliksizleştirme ya da evrensel kimlikle otantik kimliğin yer değiştirmesi ortaya çıkmaktadır.

Bezci-Çiftçi’nin analizinde en önemli husus oryantalizmin post kolonyal intelijensiya ve post kolonyal devlet pratiklerinde içselleştirilmiş olmasıdır. Post kolonyal aydınlar, Avrupa merkezcilik-sonrası moderniteyi gösteren; moderniteden miras alınan zaman ve mekân kavramlarını bulamaç haline getiren bir duruma gönderme yapmaktadır. Bu aydınlar, kendi değerlerinin yanlış temsilini üstlenerek ve günlük kültürel dönüşümünde rol oynayarak dâhili-iç ötekilik mefhumunu ortaya çıkarır. Bu anlamda, temas halindeki taşıyıcı elitlerin edinmiş olduğu “Avrupa-merkezci öznelik” hastalığı, tarihin inkârını da beraberinde getirecektir. Nihayetinde ise self oryantalizm, yaratmış olduğu taşıyıcı elitlerin, yeni elitlere dönüşmesiyle, Güney Doğu Asya ve Doğu’daki Avrupa-merkezci imtiyaz ve güç hiyerarşilerini meşrulaştırmaya hizmet ederler.

Arif Dirlik’e göre Batı dışı toplumlarda ortaya çıkan milliyetçilik hem mekânsal hem zamansal olarak ulusal topraklar boyunca farklılıkları homojenleştirir. Farklı zamansallıkları silerek kendini belli bir efsanevî kökene dayandırarak zaman yükler. Bu işlem sırasında birtakım özellikler ulusun simgesi haline getirilir. Arif Dirlik’in analizinde şarkiyatçıların “Doğu” imgesi oluştururken uyguladığı kültürelci metotlarla milliyetçiliğin “dindarlık”, “ailecilik”, “soyculuk”, “doğu düzeni” gibi kavramlaştırmalar (ve kurumlar) üzerinden yaptığı indirgemecilik birbiriyle benzeştir (Dirlik, 2010: 198-199).

Kanaatimize göre sömürgeleştirilmemiş toplumlarda da self oryantalist veya oto-oryantalist aydınlar zuhur etmektedir. Self oryantalizm, “Batı’nın üstünlüğü/ileriliği ve Doğu’nun Batı’ya göre ilkel farklılığı” tasavvuruna sahip aydın nazarından gelişmektedir. Özçelik’in de ifade ettiği gibi Batı, kendisini Doğu ile arasındaki farka dayanarak, yani Doğu’yu “tarihten, sivil toplumdan, kentsel yapılardan, bireysellikten vb. yoksun” diye damgalayarak kurmuştur (Özçelik, 2017: 88). Avrupa merkezci olan bu yaklaşıma karşı Doğu’da, oryantalizmin tersi olarak “oksidentalist” yaklaşımlar doğmuştur (Özçelik, 2017: 172). Batı’yı kendinin “ötekisi” olarak konumlandıran oksidentalizm, Batı’yı ötekileştirme çabası içinde Avrupa-merkezci yaklaşımı yeniden üretir. Oryantalizmin “ben-öteki” ayrımından hareket ederek tersinden yeniden oryantalizme düşer (Özçelik, 2017: 166).

Kanaatimize göre aydınımız bu açmazından Türkiye’nin ne Batı ve ne Doğu olmadığı, kendine mahsus özgül bir coğrafya ve kültürde durduğu fikrine dönerek çıkabilir.

-Aydın Hasan, Avrupalıların Sömürgecilik Algısı: Yağmacı Olmayan Yağmacılar, Time Turk, erişim: https://www.timeturk.com/avrupalilarin-karanlik-yuzu-somurgecilik/haber-758120, 22.10.2017
-Bezci Bünyamin-Çiftçi Yusuf, Self Oryantalizm: İçimizdeki Modernite ve/veya İçselleştirdiğimiz Modernleşme, Akademik İncelemeler Dergisi (Journal of Academic Inquiries), Cilt/ Volume: 7, Sayı/Number: 1, 2012
-Buzpınar Ş. Tufan, Fransa – Fransız Sömürgeciliği, TDV İslâm Ansiklopedisi, c: 13, 1996
-Dirlik Arif, Postkolonyal Aura-Küresel Kapitalizm Çağında Üçüncü Dünya Eleştirisi, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, 2010
-Gündüz Ahmet, Sömürgecilik Kavramı ve Sömürgeci Devletlerin Uyguladıkları Taktikler – Ortadoğu Örneği, Tarih Okulu Dergisi (TOD), Yıl 9, Sayı XXV, ss: 763-784, Mart 2016
-Marshall Gordon, Sosyoloji Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları, 1998
-Özçelik T. Gökhan, Oksidentalizm-Doğu Toplumlarında Modernizme Ulaşan Mecburi İstikamet, Ekin Yayınları, 2017
-Topçu Nurettin, Kültür ve Medeniyet, Dergâh Yayınları, 1998

1 Yorum

  1. Gülnaz Yücel 15 Kasım 2018

Cevap Yazın