İsrail’in Batı ve özellikle ABD desteğinde Hamas saldırısını bahane ederek Gazze’de 7 Ekim 2023’te başlattığı ve halen devam ettirdiği Filistin halkına yönelik soykırım, sadece tek yönlü olarak insanlık-dışı vahşet çerçevesinde ele alınmamalıdır. Böyle bir yaklaşım gerçeği ifade etse de, Filistin halkını kurbanlaştıran Batı-merkezli bir söylemi destekler mahiyettedir. Soykırım gerçeği meselesi, Batı/ABD’nin beyaz üstünlüğüne dayalı kolonyal anlayışını, daha doğrusu “sömürgecilik ruhuna geri dönüş”[1] hususunu sorgulama zeminine çeken bir paradigma içinden konuşularak eleştirilmelidir. Filistin asıllı İngiliz akademisyen Ashjan Ajour’un belirttiği gibi, İsrail’in kolonyal tahakküm ve baskı rejimi Filistinli direnişçileri hapse atmak suretiyle yürütülmektedir. İtalyan kültür eleştirmeni akademisyen Alberto Toscano’nun “faşizmin, İsrail’in Siyonist kolonyal projesine içkin” olduğunun altını çizdiğine dikkat çeken Ajour’a göre, “faşizmin kökleri kolonyalizme uzanmaktadır.”[2] Günümüzde Batı devletlerinin yeniden siyaset sahnesine koyduğu sömürgeci ruhun dirilişi, Filistin sorununun adeta 2023’te başlayan bir mesele olduğu izlenimini veren “uluslararası kolonyal liberal söylem” vasıtasıyla medyada ifadesini bulmakta ve 20. yüzyıldan itibaren Filistin halkına yapılan zulüm ve işkenceler sanki hiç yaşanmamış gibi hasıraltı edilmektedir.[3] Kanada’da çalışmalarını yürüten Filistinli sosyolog ve akademisyen Muhannad Ayyash’ın belirttiği üzere,günümüzde İsrail’e silah desteğinde bulunarak yapılan işkencelere dolaylı katkısı ustalıklı biçimde gizlenen ABD’nin, ancak “kolonyal ırksal kapitalizmin işleyişine tehdit oluştuğu zaman doğrudan şiddete başvurduğu hususu” asla göz ardı edilmemelidir.[4] Kolonyal ırksal kapitalizmin Orta Doğu’da Batı’nın ve ABD’nin vekil gücü sıfatıyla hareket eden İsrail’in, kendini savunma hakkı kisvesi altında Batı’nın/ABD’nin stratejik körlük ile stratejik cehalet aparatlarını kullanarak gizlenmeye çalışılan beyaz üstünlüğünün deşifre edilmesi, anti-kolonyal Aksa Tufanı direnişini olumlayan bir paradigmayla, diğer bir deyişle, bizzat Gazze-merkezli paradigma ile mümkündür.
Trump’ın Gazze şeridinde bütün Filistin halkının soykırıma uğratılarak yok edileceği “umuduyla” (!), Batı devletlerinin insan saymadıkları sözde “terörist” Filistinliler ve insansızlaştırılan Filistin toprakları algısı üreten gelecek planlarını açıkça ifade etmesi kolonyalizme dönüş arzusu ve hayallerini nihai hedef olarak açığa vurmaktadır. Gazze’de ABD kontrolünde “Orta Doğu’nun Rivierası”[5] kuracağını beyan etmesi de, aslında beyaz üstünlüğünü savunan ve ırkçılığı normalleştiren bakış açısını ortaya koymaktadır. Ancak ABD’nin demokrasi anlayışı ile bağdaşmayan kolonyal tavrı, Avrupa’nın evrensel kabul edilen değerlerinden uzaklaştığını da hatırlatmaktadır. Bünyamin Bezci’nin belirttiği gibi, “Avrupa değerler sisteminin rönesans, reformasyon ve aydınlanmaya dayanan evrensellik iddiası, medeniyetler arasında bir hiyerarşi kurarken aynı zamanda bir dünya sistemi oluşturmuş” olsa da, giderek kendi “değerler sisteminin iddialarından vazgeç[miş]” durumdadır.[6] 2. Dünya Savaşı sonrasında çok kültürlü toplum tasavvuru ön plana çıktığı halde, zaman içinde 2008 ekonomik krizi, 2015’te mülteci akını ve 2019 sonrasında pandemi neticesinde sıklıkla yaşayan krizler sürecinde, evrenselleşen Avrupa değerlerinin yerine homojen bir dünya tasavvuru önem kazanmaya başladı. Bu tarihsel süreç göz önüne alındığında, Gazze soykırımı “evrensel değerlerin tükendiği” ve “insan hakları ve demokratik değerler söyleminin sona” erdiği yer olarak değerlendirilmelidir.[7]
Filistin asıllı Amerikalı hukukçu ve akademisyen Noura Erakat’a göre, Filistin halkının direnişi Gazze soykırımı zemininde “[Batı’nın] evrenselci yaklaşımının sahteciliği, Küresel Kuzey ve Güney arasındaki mevcut uçurumu, hukuk ve güç arasındaki ilişkiyi, akademik özgürlüğün sınırlarını, sözde demokrasilerin otoriter tabiatının yanı sıra medya organlarının ırkçı ve kolonyal işbirlikçiliğini” ifşa etmiştir.[8] Meseleye bu açıdan bakılınca Gazze, Batı’nın ve ABD’nin beyaz üstünlüğünü muhafaza etmeye yönelik kolonyal politikalarının da ifşa edildiği bir sorgulama ve tartışma zemini inşa etmektedir. Netenyahu ve Trump’ın yıkımdan sonra kendi devletlerine kâr sağlayacak yerleşim ve yatırım planları, Brenna Bhandar ve Alberto Toscano’nun ifadesiyle, “Gazze’nin ‘Dubaileştirilmesi’ ve üstünlükçü Yahudi ‘yeniden yerleşimi’ projesi” şeklinde ortaya konmaktadır. Kolonyal döneme özgü pratikleri yeniden hayata geçiren “soykırımın yıkımı üzerinden hesap yapan bir vurgunculuk mantığı” tam anlamıyla “sömürgeci ırksal mülkiyet rejimlerini yeniden üretir” mahiyette anlaşılmalıdır. Bu noktada, Gazze’nin insansızlaştırılan topraklarının kaynaklarının yağma edilmesi ve hayatta kalan az sayıda Filistinlinin mülksüzleştirilmesi planlarının “soykırımcı kolonyal mülkiyet rejiminin mantıksal temeli olduğu” açıkça görülmektedir.[9]
İbrahim Halil Üçer’in belirttiği gibi, Batı’nın siyasi kurumları her zaman üstü örtülü biçimde kullandıkları kolonyal stratejilerini, Gazze’de açıkça ortaya koymaya başlamışlardır. Medeniyet görünümünde barbarlık yapan Batı devletleri, “gizlendikleri konumu terk ederek, küstahça İsrail’in arkasında” durmaktadırlar. Gazze’de yaşanan soykırım “Batılı kurumların yüzündeki maskeyi kaldırmıştır.” Filistinlilerin her şeye rağmen sürdürdükleri direniş (Aksa Tufanı), meydan okudukları Batı hegemonyasında krize yol açarken, bir yandan da Müslümanların iradelerini ortaya koymaları sayesinde “gözlerimize çekilmiş büyülü perdenin kalkmasını temin etmiştir.” Aynı zamanda, “Aksa Tufanı, Batılı siyasî-iktisadî hegemonyanın kurbanları olan Batılı halkların gözünden de bu peçenin kalkmasına katkıda bulunmuştur.” Gazzeli Müslüman halkın direniş iradesi, “hep hakikati gösteren bir ayna gibi, insanlığın geleceğini tehdit altına sokan sahte hakikatin yüzündeki maskeyi indirdi ve bu maskenin ardındaki karanlığı ortaya çıkardı.”[10]
Bu insan-merkezli yaklaşımlar, esas itibarıyla dünyada ve bölgemizde yer alan çatışmaların Filistinliler ya da genel anlamda Müslümanlardan kaynaklanmadığına dikkat çekmektedir. Modern dünyanın inşa sürecinden itibaren, “Batı sorunu” ve ona bağlı olarak da “İsrail sorunu” ile karşı karşıya kalındığını göstermekte olup, Ahmet Demirhan’ın ifadesiyle, dünyanın ve bölgemizin “Aryanlaştırılması” çabalarını ve gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır.[11] Başka bir ifadeyle söylemek gerekirse, benim “stratejik beyazlaştırma”[12] diye nitelendirdiğim siyasi bir projeyi Orta Doğu’da hayata geçirme amacı, tarihsel geçmişten itibaren Büyük Orta Doğu Projesi’nin bizzat kendisidir. ABD liderliğinde Batı devletlerinin Müslüman ve Filistin-karşıtı siyasi çıkarlarına hizmet eden İsrail, İsmail Yaylacı’nın belirttiği üzere, “Uluslararası Adalet Divanı’nda Güney Afrika’nın açtığı dava çerçevesinde” soykırım nedeniyle yargılanmaktadır. İsrail’in uzun yıllar boyunca Filistin halkına yönelik vahşeti, “kolonyal dönemin uygulamalarını yeni teknolojik araçlarla pekiştirerek devam ettiren, etnonasyonal temelli bir yerleşimci sömürgecilik projesi” olarak anlaşılmalıdır.[13]
Batı destekli İsrail tarafından Gazze’de gerçekleştirilen soykırımdan iki yıl sonra Mısır’da 8 Ekim 2025’te Trump planı çerçevesinde sağlanan Hamas-İsrail ateşkes antlaşmasının ardından, İsrail’in ateşkes ihlallerinin yaşandığı bölgede ve dünyada değişen güç ilişkileri, adeta sömürgecilik döneminde açıkça vahşet yaparak uygulanan beyaz üstünlükçü yönetim anlayışına geri dönüşü yansıtmaktadır. Bu durum karşısında, 2025 yılında Sumud hareketi mensuplarının ortaya koyduğu insanı önceleyen medeniyet tasavvurunun dünyada yaygın kabul görmesi sürecinde, kolonyal bakıştan epistemik bağımsızlık kazanılmasına yol açması beklenen anti-kolonyal bilinç dönüşümünün tam anlamıyla gerçekleşmesi küresel bir demokrasi ideali olarak canlı tutulmaktadır. İşte tam da bu noktada, bu idealin pratiğe dökülmesi için Batı’nın ırkçı tahakküm sisteminin temelinde bulunan tarihsel gerçeklerin şekillendirdiği sömürgeci yönetim ve zihin yapısının iyi anlaşılması gerekiyor.
Muhannad Ayyash, “The Western Imperial Order on Display in Gaza: Palestine as an Ideological Fault Line in the International Arena” (2026) (Gazze’de Sahneye Konan Batılı Emperyal Düzen: Uluslararası Alanda İdeolojik Fay Hattı Olarak Filistin) makalesinde, çarpıcı değerlendirmelerde bulunmaktadır. Ayyash’a göre, bugün Filistin meselesi “sadece Batılı emperyal çıkarların desteklenmesi için kurulan ulus-devlet temelli uluslararası düzenin güncel yapılandırılmasını açığa vurmakla sınırlı kalmamaktadır.” Daha da önemlisi, aynı zamanda “Batı devletlerinin [geçmişte kaldığı zannedilen—E. Lâle Demirtürk] kolonyal modernite projesine halen ne kadar adanmışlık içerisinde bulundukları” gerçeğini de ortaya koymaktadır. Batı’nın “küresel dekolonizasyon projesi” ironik biçimde Filistin’i, “Batı ile Küresel Güney arasındaki mücadelede kritik bir mesele kılmaktadır.”[14]
Hintli aydın Pankaj Mishra, The World After Gaza (2025) (Gazze’den Sonra Dünya) kitabında, Holokost’un 2. Dünya Savaşı sonrasında Batı’nın siyasi ve ahlaki tasavvurunu ve politikalarını aktif biçimde şekillendirdiği görüşünü ileri sürmektedir. İsrail Devleti, 7 Ekim 2023’ten itibaren Filistinlilere yönelik soykırımını yaparken, Yahudilerin sözde Hamas tarafından kendilerine karşı yapılacak yeni bir Holokost’un tekrarlanma korkusunu kullanmak suretiyle, ülkesinde ve Batı’da geniş bir kamuoyu desteği oluşturmuştur. Ancak Mishra’nın vurguladığı gibi, dünya halklarının çoğunluğunun tarihsel belleği, Batı devletlerinin tarihte uzun dönemler boyunca sürdürdüğü kölelik ve kolonyalizmden kaynaklanan travmatik deneyimler ile şekillenmiş durumdadır. Batı-dışı dünya halklarının tarihsel belleğinde, kölelik ve kolonyalizmi sönümlendirmenin yanı sıra, beyazların egemenliğindeki dünya düzenine son verme anlamına gelen dekolonizasyon da büyük bir yer tutmaktadır. Bu görüş çerçevesinde, Batı’nın İsrail’in saldırgan politikalarını eleştirilerden uzak tutma çabasına bağlı olarak Filistin halkı ile dayanışma protestolarına katılanları işten çıkarma ve sınır dışı etme gibi çeşitli yöntemlerle cezalandırma usulleri devam etmektedir. Holokost’un tekrarlanmaması adına saldırılarda bulunan İsrail’ın yanında yer alan Batı, “entelektüel despotizm” içerisine hapsolduğunu açığa vururken, Filistin’i sömürgeleştirme projesinin temelde “bir ırk meselesi” olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. 11 Eylül saldırıları sonrasında ABD’nin liderliğinde başlayan Terörle Savaş “ırksallaştırılan küresel bir savaşa dönüşmüştür. Orta Doğu, Asya, Afrika’ya olduğu kadar Batı devletlerine de yansıyan etkiler açıkça gözlemlenmektedir. Özellikle Trump’ın 1. Başkanlık döneminden itibaren ABD’nin, Çin’in yükselişi karşısında artan kaygılarının nedeni, Çin’in tarih boyunca ABD’nin sürdürdüğü “ırksal tahakküme” meydan okuma şeklinde görülmesinden kaynaklanmaktadır. Beyaz milliyetçiler, “Batı’nın sosyal liberalizmi şekillendiren normlarının baskısı altında ezilmekte” olup, “siyasi ve kültürel çoğulculuktan nefret eden” İsrail’in “uluslararası hukuki ve yasal kuralları çiğneme özgürlüğüne öykünmektedir.”[15]
Gazze soykırımı gösteriyor ki, İsrail ve onu destekleyen ülkeler ile güçler açısından Filistin’in dekolonizasyonu, dünyada Batı kolonyalizminin Orta Doğu’da bitmesine dair yükselen protesto sesleri karşısında [kendi siyasi iradelerini] kısıtlayıcı bir taleptir.” Çağımızda “sömürge” ile “imparatorluk” ifadeleri, tarihte meydana gelen sömürgecilik ile bugün görülen tahakküme dayalı toplumsal ilişkileri değerlendirmek için ipuçları vermekte olup, “Yahudi üstünlüğünü temel alan İsrail’in vahşete dayalı işgalci-sömürgeci rejiminin, Batı’da aşırı sağcı politikacılar ile onlarla işbirliği yapan liberaller tarafından açıkça desteklenmektedir.” Holokost’un şekillendirdiği Batı siyaset sahnesinde, unutulmaması gereken husus şudur: “Yahudi kimliği, kurbanlaştırılmayı çağrıştıran acı hatıralar ile kurbanların oluşturduğu topluluk aidiyetini esas alan bir temel üzerine inşa edilmiştir.”[16]
Gazze’de yaşanan vahşet, sosyal antropolog Arjun Appadurai’nin ifadesiyle, “kaybedenlerin seslerini kesmek suretiyle, dünyayı küreselleşmenin kazananlarına [yer açan] hazırlık evresidir.” Dünya barışını tesis etmek ancak entelektüel zeminde “birbiriyle çatışma halinde olan Holokost, kölelik ve sömürgecilik anlatılarını uyumlu hale getirmekle mümkündür.” 2. Dünya Savaşı sonrasında değişen küresel tabloda, “alışageldiğimiz dünyanın kölelik, kolonyalizm ve anti-kolonyal milliyetçilikten nemalananlar tarafından yeniden şekillendirilmesine” tanıklık edilmiştir. Batı’da, Doğu’da, Küresel Kuzey ve Küresel Güney’de “özgürlük, eşitlik ve haysiyet” mücadeleleri verilmiştir. Ancak “Gazze soykırımı, [Batı’yı demokrasi beşiği zanneden] çoğu insanı kendi toplumlarındaki hastalıklı tablo ile gerçek anlamda hesaplaşmaya zorlamıştır.”[17] Filistin asıllı Amerikalı gazeteci ve tarihçi Ramzy Baroud’a göre, Batı’nın ikiyüzlülüğünü açığa vuran “Gazze soykırımı gelecekte Batı’nın ahlaki çöküşü olarak hatırlanacaktır.”[18] Bunun yanı sıra Jon Hoffman, Gazze soykırımının aslında ABD’nin dünyada itibar kaybına uğramasına yol açtığına ve çıkarlarına zarar verdiğine dikkat çekmektedir.[19]
Adam H. Johnson, How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza (2026) (Bir Soykırım Nasıl Satışa Sunulur: Medyanın Gazze’nın Yıkımındaki İşbirlikçi Rolü) kitabında, Batı ve özellikle ABD anaakım medyasının Gazze soykırımını çarpıtan ve gerçekleri gizleyen haberlerinin neticesinde, kamuoyunun İsrail vahşetinin yanında yer almasının temin edildiği görüşünü ileri sürmektedir. Böylelikle, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te 12 İsraillinin ölümüne sebep olan saldırısının Batı medyasında “Filistinlilerin şiddete başvuran” bir halk olduğu yönünde temsil edilmesine dönüşerek İsrail’in yetmiş binden fazla Filistinli sivile yönelik soykırımının görmezden gelindiği bir süreci başlatmıştır. Aslında bu durum, 11 Eylül saldırıları sonrasında bütün “Müslüman-kodlu şiddetten” korunma refleksi içerisinde “Hamas’ın İŞİD’leştirilmesi” şeklinde anlaşılması gereken bir algı inşasının devamı niteliğindedir. Bu nedenle, Batı medyasında Gazze soykırımında direnen Filistinliler hakkında kullanılan “barbar” ve “vahşi” gibi ifadeler, “kökleri kolonyal tarihe dayanan ırksallaştırma temelli” yaklaşımları ima etmektedir. Batı-Doğu ya da medeni-barbar çerçevesine yerleştirilen Filistin halkının medyatik temsilleri, vahşice katledilen Filistinlilerin insanlık-dışılaştırılmasına ve önemsiz görülmesine yol açmaktadır. Bu yaklaşım, Ukrayna’lıların öldürülmesine sert tepki verildiği halde, Filistinlilerin katledilmesine sessiz kalındığı Roberto de Vogli’nin ifadesiyle, “seçici empati” (selective empathy) gösterilen durumların normalleştirilmesine yol açmaktadır.[20]
Ibrahim Fraihat ve Abeer Al-Najjar’a göre, Gazze bir coğrafi bölgeden ziyade “liberal uluslararası düzenin kolonyal temellerini açığa vuran bir yer olma özelliği taşımaktadır.” Diğer bir deyişle, “kolonyal iktidarın devam ettiğini” göstermekte ve “Küresel Güney’den yükselen meydan okumalar, emperyal otoriteye başkaldırı” şeklinde ortaya konmaktadır. Bütün bunların işaret ettiği husus, İsrail’in işgalci-kolonyalizminin sadece bir tahakküm değil, bu toprakların sahibi olan yerli halkı ortadan kaldırmayı hedefleyen “siyasi bir proje” olduğu gerçeğidir. Bu durum, Gazze soykırımının 7 Ekim 2023’te başlayan bir olay değil, İsrail Devleti’nin kuruluşu ile başlayan bir süreçte “Küresel Kuzey’in evrensel değerler, insan hakları ve kurallara dayalı uluslararası düzeninin yapısal çelişkilerini görünür kılan [hastalıklarına] dair teşhis koyma (diagnostic) mekanizması olarak değerlendirilmelidir.”[21] Tariq Dana ve Muhannad Ayyash’ın belirttiği gibi İsrail soykırımının yaşandığı Gazze, “günümüzde devam eden kolonyal şiddetin paradigması” olarak görülmelidir.[22] Bu anlamda, Ilan Pappé, Tariq Dana ve Nadia Naser–Najjab’ın ifadesiyle söylemek gerekirse, tarih ve kültürü yok sayılan millete yönelik yapılan önyargılı Filistin Çalışmalarında (Palestine Studies) benimsenen Batı perspektifinin ürettiği “işgalci kolonyal paradigma”[23] (settler colonial paradigm) kullanılmak yerine, soykırımı normalleştirmeyen Gazze-merkezli paradigma oluşturulmalıdır. Bu paradigma, Batı-merkezli soykırım kurbanlarını acınası bir tablo içine yerleştiren hiyerarşik sınıflandırmanın dayandığı insani değerler boşluğuna meydan okumakla sınırlı kalmamakta, “dünya düzeninin dönüşmesi gerektiğinin sinyallerini Küresel Güney’den”[24] veren bir anlam çerçevesi sunmaktadır.
Bu çerçeve iyi değerlendirilmek suretiyle, insanlık adına gereken dersler çıkarılmadığı ve stratejik körlük aparatı kullanılarak yok sayıldığı takdirde, dünyanın belirsiz ve istikrarsız bölgeleri katliam ve soykırımın çoğalma riskini barındıracaktır. Biden ve Trump başkanlık dönemlerinde soykırımı destekleyen dış politika ve silah yardımlarından bahseden Adam H. Johnson geleceğe yönelik şu tespitte bulunmaktadır: “Küresel eşitsizlik farklı bölgelere yayılmaya ve iklim değişikliği ABD ile Avrupa liderliğindeki dünya düzenini tehdit etmeye devam ederken ve dolayısıyla bu durum Küresel Güneyden kuzey bölgelerine mülteci akınına yol açarken,” Gazze’de yaşanan soykırımın farklı coğrafyalara sıçrayarak insan kıyımına dair aldırmazlığın ve duyarsızlığın yaşanacağı ihtimali, ciddiyetle ele alınmalıdır.[25]
Batı-merkezli dünya halklarının bu duyarsızlığı aşmaları ve kendi tarihleri ile yüzleşme zorunluluğu, aynı zamanda bugün ile bütünlük arz eden kolonyal geçmiş ve onun ürettiği sömürgeci zihniyeti çözümlemek gerektiği anlamını taşımaktadır. NUN Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Esra Albayrak, İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi’nde 11-12 Mayıs 2026’da düzenlenen Dünya Dekolonizasyon Forumu’nda yaptığı açılış konuşmasında “adil bir dünya mesajı” vermiştir.[26] Bu konuşma metnini yayınladığı “Dekolonizasyonu Aşmak: Bilgi, İktidar ve Ortak Sorumluluk” makalesinde, coğrafi keşiflerin başladığı ve fakat sömürgeci zulmü belirleyen Amerika kıtasının işgal edildiği 1492 yılının aslında “küresel bir iktidar matrisinin” başladığı tarih olarak nitelendirmektedir. “Bu matris, ekonomik sömürüyle başlayıp ırksal, dilsel, ruhsal ve epistemik hiyerarşilerin birbirine dolandığı geniş bir tahakküm düzenine dönüşmüştür.” Bu tahakküm sisteminin en acı ve çarpıcı örneği ise, 7 Ekim 2023’ten itibaren İsrail’in yaptığı soykırımın devam ettiği Gazze’de görünmektedir. Bu anlamda, Gazze bir paradigma olarak benimsendiğinde, Batı’nın sömürgeci mantığına dayalı “uluslararası sistemin ahlaki ve siyasi meşruiyetine yönelik” çok yönlü bir hesaplaşmaya olanak sağlamaktadır. İşgal altında zulüm gören diğer coğrafyaların yanı sıra Gazze meselesi de, bu bölgelerde üretilen bilgi doğrultusunda Batı-merkezli olmayan bir bakış açısı ile ele alınmalıdır. Batı’nın sömürgeci iktidar biçimini normalleştiren düşünce biçimi ve yaklaşımlarının da dahil edildiği, “somut bir eylem ve sorumluluk alanı” şeklinde anlaşılması gereken dekolonizasyon sürecinin küresel anlamda yürütülmesi gerekmektedir. Bu görüş çerçevesini “İstanbul Perspektifi” olarak kavramsallaştıran Albayrak’a göre, “dekolonizasyonun amacı, tek merkezli hakim bilgi sisteminin karşısına başka bir tek merkez koymak yerine; çoğul merkezli bir açık toplum yaklaşımıyla birbirinin bilgeliğinden istifade eden, birbirinden güç alan kuşatıcı bir zemin tesis etmektir.” Batı-merkezli paradigma çerçevesinde tıkanmışlık yaşayan “uluslararası sistemin yeni merkezlere, yeni seslere ve çoğul tanıklıklara ihtiyacı olduğu açıktır. Hikâyelerin çeşitlenmesi, [Batı’nın beyaz üstünlüğüne dayalı oluşturduğu] tek anlatının aşılması için hem epistemik hem de etik bir zorunluluktur.”[27]
Bu görüş, 2026’ın ilk aylarında ABD-İsrail’in birlikte İran’a karşı başlattığı savaş göz önüne alındığında son derece yerinde bir tespit olmakla kalmamakta, aynı zamanda Filistin’i yok sayan Batı’nın Türk-İslam medeniyet anlayışı ve değerlerine saygı göstermesi halinde insani temelli çok kültürlü dünya inşasının mümkün olacağına da dikkat çekmektedir. Nitekim Küresel Sumud Filosu, soykırımcı İsrail’in “uluslararası hukuku çiğneme kapasitesini görünür kılmak ve meşruiyet krizini derinleştirmek” suretiyle, Batı’nın tek taraflı güce dayalı kolonyal dünya tasavvurunu tartışma zeminine taşımaktadır.[28]
Lübnan asıllı İngiliz akademisyen Gilbert Achcar’ın belirttiği gibi, Joe Biden’ın başkanlık döneminde Gazze konusunda aldığı pozisyon nedeniyle, liberal düzenin beyin ölümü gerçekleşmiştir. Ancak Trump’ın 2. başkanlık döneminin 20 Ocak 2025’te resmen başlaması ile birlikte, Batı’nın ve ABD’nin verdikleri destek neticesinde Gazze soykırımı “liberal Atlantik ittifakının tabutuna çakılan son çivi olmuştur.” Bu ölüm aslında “neofaşizm dönemine, aşırı sağcı güçlerin hızla artmasına ve yayılmasına kapı aralayan küresel bir dönüşümdür.”[29] Achcar’a göre, Batı’nın desteklediği İsrail vahşetine sahne olan ve uluslararası ilişkilerin “barbarlığa dönüşü” olarak nitelendirilmesi gereken Gazze’de yaşanan soykırımın arka planında, esas itibarıyla Holokost’un araçsallaştırılarak Avrupa ve genel anlamda Batı’da yabancı öteki tanımından çıkarılan “Yahudilerin beyazlaşması” yer almaktadır. Aimé Cesaire’e göre, Batı’nın Hristiyan elitlerinin Hitler’i affetmemesinin esas sebebi “beyaz insana karşı işlediği suçtur, beyaz insanı aşağılamasıdır ve o güne dek sadece Cezayir’in Araplarına, Hindistan’ın ‘amelelerine’ ve Afrika’nın ‘zencilerine’ saklanmış sömürgeci prosedürleri Avrupa’ya uygulamasıdır.”[30] Bugün gelinen noktada, Batı ile aynileştirilen “Yahudilerin beyazlaştırılması, beyaz üstünlüğünü savunanların Ortadoğu’da yani Kuzey Yarıküre’deki gündelik ırkçılığın en önde gelen nefret nesnesi İslam’ın beşiğinde kurdukları ileri bir karakol ve süper beyaz bir yer olarak algılanan İsrail’e duyulan çok menfur bir hayranlığa dönüşmektedir.” Hamas’ın saldırıları “İsrail’in sömürgeci baskısına duyulan nefret” yerine, antisemitizm şeklinde çarpıtılmaktadır. Ancak üstü örtülen sömürgeci devlet ile mücadele gerçeği, “Filistin, Arap veya Müslüman karşıtı bir ırkçılıkla ve beyazlaştırılmış İsrailliler için beslenen ‘narsist şefkatle’ gözleri kör olmamış herkes için barizce görülüyor olmalı.” Bu karanlık tabloda iyimserliği ön planda tutarak insani mücadeleye devam etmek için tek çıkar yol, “Filistinliler, İsrailliler, Arap halkları ve tüm dünya halkları arasında, özellikle de gençler arasında görülen direncin, neticede yeni neofaşist enternasyonalin bölgesel ve küresel tasarılarına engel olmayı başarabileceği” umudunu taşımaktır.[31]
Sonuç itibarıyla, artık geri dönülemez bir eşikte duran Gazze meselesi, ABD liderliğinde Batı’nın kolonyalizmi yeniden diriltme politikalarını şekillendiren Batılı/beyaz ittifakı sarsmaya başlayan sorgulama zeminini oluşturmaktadır. İşgal tarihleri boyunca sömürgeciliğe karşı duran direnişçi kahraman Filistin halkına destek veren küresel protesto ve dayanışma hareketleri, “Gazze’den sonra dünya[yı]”[32] şekillendirmek için umut vaat etmektedir.
Benim de bu makalede Batılı/beyaz kolonyal eksenin kırılma noktası olarak nitelendirdiğim Gazze meselesi, sadece beyaz üstünlüğüne dayalı Batı tahakkümü karşısında meydan okuyan Filistin halkının direnişle özdeşleşmesiyle sınırlı değildir. Kırılma noktası, Batı/ABD’nin beyaz üstünlüğünü savunan yönetici elitlerinin sömürgeci tasavvurlarını canlandırmayı umdukları yeni kolonyal dünya düzenine yönelik olarak vaziyet alma konusunda, Türkiye ve İspanya gibi devletlerin liderliğinde vicdanı harekete geçirilen insanlığın büyük bir çoğunluğunun paradigma değişikliğine gitmesinden kaynaklanmaktadır. Başka bir ifadeyle söylemek gerekirse, Batılı/beyaz kolonyal eksenin kendi mülkiyetçi hırslarını tatmin etmek için “riviera” inşa etmeye dayalı Orta Doğu coğrafyasını soykırım sonrasında kâr getirecek aparat şeklinde gören stratejik körlük temelli politikalarına karşı çıkma cesaretine dayalı küresel dayanışma içerisinde bulunan merhamet ve vicdan sahibi dünya nüfusunun üzerinde durduğu ahlaki zemini savunmak büyük bir önem taşımaktadır. Filistin meselesini ortak değerler zemininde vicdani sorumluluk içinde mercek altına alan insanlık açısından bu soykırım, Batı devletlerinin benimsediği ve Joe R. Feagin’in 2010 yılında ortaya attığı ırkçı görme biçimi anlamına gelen “beyaz ırksal çerçeve”[33] (white racial frame) yerine, Gazze-merkezli paradigma inşasının önünü açan bir kırılma noktasıdır.
[1] Ayşe Böhürler, “Ölümleri Zihnî Meşrulaştırma Aracı: Neo-sömürgecilik”, Yeni Şafak Gazetesi, 6 Mart 2026. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 19 Mart 2026. https://www.yenisafak.com/yazarlar/ayse-bohurler/olumleri-zihni-mesrulastirma-araci-neo-somurgecilik-4803398.
[2] Ashjan Ajour, “Unveiling the Colonial Violence of Space in the Gaza Genocide”, European Journal of Cultural Studies, Vol. 28, No. 5, (2025), 1252, 1258. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 27 Haziran 2026. Unveiling the colonial violence of space in the Gaza genocide.
[3] Ajour, “Unveiling the Colonial Violence of Space in the Gaza Genocide”, 1259, 1260.
[4] Muhannad Ayyash, “Colonial Racial Capitalism and Violence: Theorising the Relationship between Empire and Israeli Settler Colonialism”, Journal of Holy Land and Palestine Studies, Vol. 23, No. 2, (2024), 206. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 13Temmuz 2026.
https://doi.org/10.3366/hlps.2024.0339.
[5] Ali Kırıktaş, “Trump’ın Gazze Planı: Strateji ve Tepkiler”, akademiyet.com, 11 Şubat 2025. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 27 Haziran 2026. https://akademiyet.com/trumpin-gazze-plani-strateji-ve-tepkiler/.
[6] Bünyamin Bezci, “Kendini Terk Eden Avrupa: Avrupa Popülist Sağının ABD ve Rusya Destekleri”, Kriter Dergisi, Sayı 109, (Haziran 2026), 10, 11.
[7] Bezci, “Kendini Terk Eden Avrupa: Avrupa Popülist Sağının ABD ve Rusya Destekleri”, 11, 12.
[8] Noura Erakat, “Foreword”, içinde Adam H. Johnson, How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza, (London: Pluto Press, 2026), xiii.
[9] Brenna Bhandar ve Alberto Toscano, “Mülkiyet Savaşı: Gazze’de Soykırımın İnşası”, Çev. İsmail Kaygısız, Ayrıntı Dergisi, Sayı 50, (Bahar 2026), 52, 53.
[10] İbrahim Halil Üçer, “Gazze Aynasında İnsanlığın Geleceği ve İslam Ümmetinin Mükellefiyeti”, Teklif Dergisi, Sayı 14, (Mart 2024), 57, 63.
[11] Ahmet Demirhan, “‘Yahudi-Hıristiyan’ Karşısında Gazze”, Teklif Dergisi, Sayı 14, (Mart 2024), 150, 151.
[12] E. Lâle Demirtürk, ABD’nin Beyaz Egemen İktidar Projesi: Küresel Bir Güvenlik Sorunu, (İstanbul: Kopernik Kitap, 2024), 423.
[13] İsmail Yaylacı, “Uluslararası Düzenin Siyasal Teolojisi”, Teklif Dergisi, Sayı 14, (Mart 2024), 180, 181.
[14] Muhannad Ayyash, “The Western Imperial Order on Display in Gaza: Palestine as an Ideological Fault Line in the International Arena”, Third World Quarterly, Vol. 47, No. 10, (2026), 1919, 1931. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 29 Haziran 2026. https://doi.org/10.1080/01436597.2025.2465522.
[15] Pankaj Mishra, The World After Gaza, (London: Fern Press, 2025), 19, 10, 188, 189.
[16] Mishra, The World After Gaza, 232, 233.
[17] Mishra, The World After Gaza, 262, 272, 276.
[18] Ramzy Baroud, “Hypocrisy and Genocide: How Gaza has Exposed the West Like Never Before”, www.middleeastmonitor.com, February 29, 2024. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 13 Temmuz 2026. Hypocrisy and genocide: how Gaza has exposed the West like never before – Middle East Monitor.
[19] Jon Hoffman, “Israel Is a Strategic Liability for the United States”, ww.foreignpolicy.com, March 22, 2024. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 13 Temmuz 2026. For America, Israel Is a Liability, Not an Asset.
[20] Adam H. Johnson, How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza, (London: Pluto Press, 2026), 8, 11, 24, 49.
[21] Ibrahim Fraihat and Abeer Al-Najjar, “Gaza as Diagnostic: Genocide, Power, and the Unraveling of the Global North”, Third World Quarterly, Vol. 47, No. 10, (2026), 1886, 1888, 1893. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 8 Temmuz 2026. https://doi.org/10.1080/01436597.2026.2672512.
[22] Tariq Dana and Muhannad Ayyash, “Beyond Genocide: Colonial Modernity and the Destruction of the ‘Infrastructures of Existence’ in Gaza”, Race & Class, published online first, May 22, 2026. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 9 Temmuz 2026. https://doi.org/10.1177/03063968261425124.
[23] Ilan Pappé, Tariq Dana, and Nadia Naser–Najjab, “Palestine Studies, Knowledge Production, and the Struggle for Decolonisation”, Middle East Critique, Vol. 33, No. 2, (2024), 182. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 12 Temmuz 2026. https://doi.org/10.1080/19436149.2024.2342189.
[24] Annamária Artner and Zhiguang Yin, “Towards a Non-hegemonic World Order – Emancipation and the Political Agency of the Global South in a Changing World Order”, Third World Quarterly, Vol. 47, No. 10, (2026), 2193. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 8 Temmuz 2026. https://doi.org/10.1080/01436597.2023.2251422.
[25] Johnson, How to Sell a Genocide: The Media’s Complicity in the Destruction of Gaza, 203-204.
[26] Anonim. “Esra Albayrak’tan Dünya Dekolonizasyon Forumu’nda Daha Adil bir Dünya Mesajı”, Takvim Gazetesi, 11 Mayıs 2026. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 14 Mayıs 2026. https://www.takvim.com.tr/guncel/2026/05/11/esra-albayraktan-dunya-dekolonizasyon-forumunda-daha-adil-bir-dunya-mesaji#5.
[27] Esra Albayrak, “Dekolonizasyonu Aşmak: Bilgi, İktidar ve Ortak Sorumluluk”, Kriter Dergisi, Sayı 113, (Haziran 2026), 15-17.
[28] Mehmet Rakipoğlu, “Ablukayı Kırmak ve Teşhir Etmek: Küresel Sumud Filosu’nun Gazze Yolculuğu”, Kriter Dergisi, Sayı 113, (Haziran 2026), 48.
[29] Gilbert Achcar, “Gaza was the Last Nail in the Coffin of Liberal Atlanticism”, Interview with Trümmer auf Trümmer. www.anticapitalistresistance.org, June 3, 2026. Çevrimiçi. Erişim Tarihi: 30 Temmuz 2026. Gaza Was the Last Nail in the Coffin of Liberal Atlanticism – Anticapitalist Resistance.
[30] Gilbert Achcar, Gazze Felaketi: Soykırımı Tarihsel Perspektiften Okumak, Çev. Akın Emre Pilgir, (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2025), 68, 73, 83. (Orijinal Basım 2025)
[31] Achcar, Gazze Felaketi: Soykırımı Tarihsel Perspektiften Okumak, 86, 177, 240.
[32] Mishra, The World After Gaza, 280.
[33] Joe R. Feagin and Kimberley Ducey, Racist America: Roots, Current Realities, and Future Reparations, Fifth Edition, (New York: Routledge, 2026), 30, 31. (İlk Basım 2000)






