Editörden Mayıs 2019

Emperyalistlerin Askeri Olmayalım

Önce bir saptama yapalım. Bir ülke için (ve söz konusu ülke Türkiye ise) tüm alanlarda stratejik bir ortak olduğumuz herhangi bir devlet yok. Bazı alanlarda işbirliği yapmanın her iki taraf için de faydalı olabileceği taktik hedefler olabilir.

20. yüzyılda yaşanan iki dünya savaşının ardından bugün küresel hegemonyanın yeni bir paylaşıma, dolayısıyla yeni bir savaşa ihtiyacı var. Paylaşım ve savaş ister taktiksel olsun isterse stratejik yeni işbirliklerine ihtiyaç duyar. Yaşadığımız coğrafyada olan bitenin özeti bu.

Soğuk Savaş dönemlerinden tevarüs eden paktlar ile yeni savaşlar/paylaşımlar yapmak ne kadar mümkün? Zamanın şartları icabı dâhil olduğumuz ittifaklar olsa olsa konjonktürel beraberlikler olarak değerlendirilebilir.

Bizim kendisinden söz ederken stratejik müttefikimiz dediğimiz devletlerin bizleri hiçbir zaman stratejik ortak olarak görmedikleri çok açık. Aksi söz konusu olsa idi maliyetine ortak olduğumuz savaş uçaklarının tesliminde bu kadar sorun çıkarılır mıydı?  

Türkiye’nin ABD-AB/NATO sevdasının “duygusal” yönünü de hatırla(t)makta yarar var. Yabancı sermaye Borsa’yı coşturan sıcak parayı çekti mi, Başbakanlığın önünde kasa atan adam görüntüleri çıkıverir birden ortaya. Nazım Hikmet, Kore’ye gönderilen Türk askeri için “23 Sentlik Asker” şiirini yazmıştı, o hesap!

Bir ülke için stratejik önemi haiz olan bir silah coğrafi, tarihi ve dini hiçbir ortak yönü olmayan bir başka ülke için nasıl stratejik ortaklık öznesi olabilir? F-35 savaş uçakları bir silah olmanın ötesinde, bugün Trump’ın “Amerika’yı yeniden büyük yapma” iddiasının en önemli halkalarını oluşturan istihdamı ve refahı artırma hedeflerini temin edecek stratejik bir ürün.

Üretici firma Lockheed Martin’in yalnızca proje ortağı 13 ülkeye satmayı planladığı, çoğunluğu A tipi F-35 uçaklarının sayısı 4 bin 500. En ucuz model olan F-35A tipi savaş uçağının birim fiyatının 89 milyon dolar olduğu göz önüne alınırsa, Amerikan savunma sanayiinin, Amerikan ekonomisinin ve Trump’ın 2020 başkanlık seçimi için bu projeden beklentilerinin boyutu da daha iyi kavranabilir.

Gelinen nokta itibariyle bir kısım aydınlarımız şöyle ifadeler kullanıyorlar: “Türkiye’nin ait olduğu coğrafyada kendi dünyasını kurmasının zamanı gelmiştir, bölgedeki komşularıyla Batı’nın önüne set çekecek siyasî, askerî ve iktisadî bir organizasyona gitmesi kaçınılmaz olmuştur, Türkiye’nin Batı ile oynadığı oyunun sürdürülebilirliği kalmamıştır.”

Emperyalizme asker olmamak için yeni vizyonumuz olmalıdır. “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye bu dünyada yerini alır” sözü çağcıl ve doğru bir tespit değildir. Batı bloğundan itizal eden Türkiye’nin gidip kendine yer bulacağı blok Avrasya bloğu olabilmesi için o ittifakı oluşturan ülkelerle stratejik hedeflerimizin örtüşmesi gerekmektedir.

Unutmayalım ki Rusya ve Çin gibi ülkelerle tarihten tevarüs eden anlaşmazlıklarımız hâlâ diridir. Bizim terörist dediğimiz silahlı örgütler onların nezdinde meşru hak arayıcılarıdır. Ne Rusya ve ne de Çin, PKK’yı terör örgütü olarak görmemektedirler. Dolayısıyla Batı bloğundan ayrılacak isek bazı hedeflerimizin örtüştüğü ülkelerle taktiksel ortaklıklar geliştirerek yolumuza devam edebiliriz.

Yeni bir dünya kurulacaksa Türkiye, o dünyanın içinde öncü, lider kurucu olmalıdır.

Gelecek sayımızda buluşmak dileğiyle…

Cevap Yazın