Orta Doğu’da Denge Arayışı

Trump’ın öncelikli amacı aslında İran değil. İran’ı, İsrail nedeniyle gündemine almış durumda. Trump’ın esas hedefi Asya-Pasifik bölgesi ve özellikle Çin… Çin’in, Yeni Dünya Düzeni olarak da adlandırılan Kuşak ve Yol projesinin geçtiği güzergâhları daha zor hale getirmeyi planlıyor. Bu bağlamda, Afganistan oldukça önemli bir stratejik coğrafya. ABD burada kontrolü ele alıp oluşturacağı güçle hem Rusya’ya hem de Çin’e meydan okuyacak.

2018’in son günlerinde ABD Başkanı Donald Trump’ın, sürpriz bir açıklama yaparak ABD’nin Suriye’den çekileceğini duyurması, Orta Doğu bölgesindeki denge arayışlarını altüst etti. Trump,  İran, Suriye, Suriye’deki İran varlığı, DEAŞ, İsrail’in geleceği ve güvenliği konusunda onlarca şey söylemişken, aksi yönde bir açıklama yaparak Suriye’den çekileceklerini dünyaya ilan etmesi, başta kendi kabinesi olmak üzere Pentagon, İsrail, Fransa, Suudi Arabistan ve Suriye’deki PKK uzantılı terör örgütlerinin yoğun eleştiri bombardımanına hedef olmuştur. Savunma Bakanı James Mattis ve ABD’nin DEAŞ ile Mücadele Koalisyonu özel temsilcisi Brett Mcgurk görevlerinden ayrılarak Trump’ı protesto ettiler.

Trump’ın Suriye’den çekilme kararını kabinesine, güvenlik ekibine ve müttefiklerine danışmadan alması ve bu konuda kabineyi dahi bilgilendirmemesi ama bu çekilme hakkında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bilgilendirerek istişare etmesi, Washington’da büyük bir politik krizin patlamasına neden olmuştur.

Bir başka deyişle Trump, kendi kabinesi ve Pentagon ile yapması geren istişareyi, Türkiye’nin cumhurbaşkanı ile yapmıştı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, karardan günler önce Washington’da daha hiç kimsenin haberinin olmadığı bir bilgiye sahip olmuştu. Amerikan medyası hem Suriye’den çekilme kararına şaşırmıştı hem de Trump’ın yakın bir geçmişte arasının pek de iyi olmadığı Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birden ABD’nin en mahrem sırlarını paylaşabildiği bir dostluk başlatmasına şaşırmıştı.

Sadece Washington’dakiler değil, aynı zamanda Pekin ve Moskova yönetimleri de bu gelişmeye şaşırmışlardı. Ayrıntılar, iki liderin karardan günler önce yapmış oldukları telefon görüşmesinde saklıydı.

Bu ayrıntıları Associated Press haber ajansından Suzan Frazer kamuoyuna yansıttı. Frazer’ın görüştüğü yetkililerden aldığı bilgiler ışığında telefon görüşmesi öncesinde Amerikalı yetkililer, Pompeo, Mattis ve ulusal güvenlik ekibinin diğer üyelerinin Trump’a, Erdoğan’dan Fırat’ın doğusuna yapılacak operasyon kararından geri adım atmasını da içeren konuşma başlıklarını içeren bir liste hazırlayıp verdiler.

Ancak daha önce böyle bir tavsiyeyi kabul eden ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, Suriye’deki YPG/PYD militanlarına saldırmamak ve ABD askerlerini riske atmamak konusunda ikna edeceği senaryoyu göz ardı eden Trump, bunun yerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanında yer aldı.

“Türkiye, DEAŞ Militanlarıyla Başa Çıkabilir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump ile telefon görüşmesinde ABD askerlerinin Suriye’de bulunmasının tek sebebinin DEAŞ’ı yenmek ve terör örgütünün %99’unun mağlup olduğunu hatırlatarak Trump’a  “Neden hâlâ oradasın?” diye sordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’a, Türkiye’nin kalan DEAŞ militanlarıyla başa çıkabileceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan hattayken Trump, Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’a, Türk Cumhurbaşkanının söylediği şey doğruysa Amerikan birliklerinin neden Suriye’de kaldığını sordu.

Bolton da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın değerlendirmelerine katılmak zorunda kaldı. Telefon görüşmesini sonlandırırken Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, ABD’nin Suriye’den çekileceğini söyledi ancak ayrıntı vermedi.

Gazeteci Suzan Frazer’ın yukarıda anlattığı bu olayın gerçek olup olmadığı resmi makamlardan teyide muhtaç bir konu. Bu konuyla ilgili gerçekleri büyük ihtimalle gelecekte ya Trump’ın ya da Erdoğan’ın yazdıkları anılarında okuyacağız.

Perşembe’nin Gelişi Çarşamba’dan Belli

Ancak perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Trump, ABD’de ara seçimleri atlattıktan sonra dış politikada biraz daha rahat adımlar atmaya başladı.

Seçim öncesi tamamıyla Amerikan kamuoyunda oy kaygısıyla Türkiye’ye karşı takip ettiği sert söylemi bıraktı. Son G-20 zirvesi, Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bahar döneminin görülmesi açısından önemli bir zemin sundu.

İki ülkenin dışişleri bakanlarının sık sık görüşmesi, PKK terör örgütünün lider kadrosunun başlarına ödül konması, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in geri çekilme kararı verilmeden günler önce Türkiye’yi ziyaret etmesi ve iki liderin sık sık telefonla görüşmesi.

Daha önemlisi geri çekilme kararından birkaç gün önce ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye, Patriot füzelerinin satışını onaylaması aslında Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir sürecin de başladığının göstergesiydi.

Patriot füzelerinin satışı ile ilgili olarak Türk basınına konuşan bir Amerikan Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, bu satışın ABD’nin dış politikası ve ulusal güvenliğine de katkıda bulunacağını söyleyerek Türkiye, hava ve füze savunma yeteneğini geliştirmek, toprak bütünlüğünü savunmak ve bölgesel tehditleri önlemek için Patriot füzelerini kullanacağını ifade ediyordu.

Ayrıca önerilen satışın Türk ordusunun, düşmanca saldırılara karşı korunma ve Türkiye’nin sınırları içinde bulunan NATO müttefiklerini koruma amaçlı savunma yeteneklerini artıracağının da altını çizmekteydi.

İran’a Operasyon Başlıyor mu?

Trump’ın Suriye’den çekilme kararı İran konusunda da soru işaretlerine neden oldu. Özellikle, İsrail ve Suudi Arabistan’ın heyecanla beklediği ve takip ettiği İran meselesinde Trump’ın bu beklenmedik kararı, büyük hayal kırıklığı yarattı.

Zira başta Suriye olmak üzere, Lübnan, Irak ve Yemen’de İran’ın etkisi bölgedeki yerel Şii unsurlar, Hizbullah ve Kudüs Gücü gibi İran’ın paramiliter örgütleri üzerinden oldukça güçlü bir şekilde hissediliyor.

Bunlar ortadan kaldırılmadan ABD’nin sadece DEAŞ’ı ortadan kaldırarak Suriye’deki misyonunun tamamlanamayacağını söylüyorlar.

Kaldı ki DEAŞ’ın ABD’nin bir projesi olduğu konusundaki inanç da bir hayli yaygın. ABD’nin Suriye’deki “müttefiki” olan PYD-YPG terör örgütü daha şimdiden ABD’nin kendilerini sattığı konusunda Trump’a kızgınlar.

Şimdi sorulması gereken soru şu: ABD gerçekten Suriye’den çekiliyor mu yoksa bu çekilmeyi İran için yeni bir stratejik taktik olarak mı kullanıyor? İran, yakın geçmişte ABD’yi uyararak İran’a karşı bir saldırı yapılması halinde İsrail’i, bölgedeki ABD’nin müttefiklerini ve Amerikan üslerini vuracağını söylemişti.

Birdenbire ABD’nin Patriot füzelerinin Türkiye’ye satışına onay vermesi ve bu kararla Amerikan ulusal güvenliğinin ve Türkiye’nin güvenliğinin güçlendirileceğinin altı özenle çizilmesi bir değerlendirmeden öte sanki bir mesaj anlamı taşıdığı düşünülebilir. Türkiye, ABD’nin müttefiki, NATO üyesi, topraklarında Amerikan üsleri ve Kürecik’te, radar istasyonunu barındırıyor.

ABD’nin başından beri İran’a karşı yapılacak bir operasyonun Türkiye’den yönetilmesini istediği düşünüldüğünde ister istemez Türkiye de İran’ın hedefi haline geliyor. Bir başka deyişle Trump yönetimi, Türkiye’nin Rus S-400 füzelerini almasını önlemek amacıyla değil, İran’a karşı başlatacağı yen süreçte hedef haline gelecek olan Türkiye’yi ve kendisini İran füzelerine karşı korumak için harekete geçti.

Bu, en kötü senaryo olarak önümüzde duruyor. Daha iyi senaryo ise İran’ın, Türkiye ile son dönemde gelişen ilişkileri. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tam da Trump’ın çekilme kararını açıklama arifesinde Ankara’yı ziyaret etti.

Ankara’da oldukça sıcak karşılanan İran heyetine Cumhurbaşkanı Erdoğan, Farsça şiirler okuyarak büyük bir jest yaptı. Ankara, neredeyse bütün ülkeler tarafından terk edilmiş İran’ı adeta bağrına bastı. Yine acaba dedirtecek birtakım fikirler akıllarda dolaşmaya başladı:

Acaba İran ile ABD gizlice görüşüyorlar mı? Acaba Türkiye, İran ile ABD arasında bir arabuluculuk misyonu mu üstlendi? Böyle bir süreç Trump yönetiminde ABD açısından sürpriz olmayacaktır.

Zira Trump’ın işadamı olması ve iş dünyasından gelmesi nedeniyle pazarlık ve müzakere gibi konular, onun en iyi bildiği şeyler. Kuzey Kore örneği ortada. Dolaysıyla, Trump’ın dediği gibi her zaman bir pazarlık olanağı vardır. Bunun destekleyecek haber de çekilme kararının açıklanmasından birkaç gün sonra haberlere yansıyan ABD ile İran, Londra’da gizlice görüşüyorlar bilgisiydi.

Her ne kadar taraflar, bunu hemen yalanlasa da ki zaten işin kanununa göre,  gizli bir görüşme her zaman yalanlanır, asla ifşa edilmez. Bu noktada önümüzdeki günlerde daha net bir tablonun ortaya çıkacağından kuşku yoktur.

Batı Asya’nın Yeniden Dizaynı

ABD’nin bölgedeki tek probleminin İran olup olmadığı konusu da son günlerde tekrar tartışılmaya başlandı. ABD’nin İran’ın ötesinde Batı Asya’yı yeniden dizayn etme gibi büyük hayalleri var.

Bu bağlamda İran, ABD’nin ilk adımı olacak, ardından Afganistan gelecek. Afganistan’da yeni bir döneme hazırlanan ABD, Taliban ile gizlice görüşüyor, ayrıca Suriye’de yakalanan DEAŞ militanları da eğitilerek Afganistan’a gönderiliyor. Afganistan’da yeni bir askeri güç oluşturuluyor.

Hâlihazırda, Suriye’de Kürtlerden 8 bin kişilik bir peşmerge gücü oluşturan ABD, bu gücü Irak’taki peşmerge gücü ile birleştirmeyi düşünüyor. PYD-YPG militanlarını da bu gücün içine katarak meşrulaştırma hedefi var.

Şu an Irak’ta yaklaşık 150 ila 200 bin arasında bir peşmerge gücünün olduğu düşünülüyor. Bu bölge için muazzam bir silahlı güç anlamına geliyor. İyi eğitilmiş bu unsurlarla ABD, bölgede hakimiyetini daha da pekiştirecektir.

Trump’ın öncelikli amacı aslında İran değil. İran’ı, İsrail nedeniyle gündemine almış durumda. Trump’ın esas hedefi Asya-Pasifik bölgesi ve özellikle Çin.

Dolayısıyla Trump yönetiminin baştan aşağı bütün dış politika çabası, amacı ve hedefi, Çin’i çevrelemek, Çin’i frenlemek ve Çin’i yavaşlatmak.

Trump, Çin’i durduramaz, durduramayacağını kendisi de biliyor; ancak Çin’i yavaşlatmak istiyor. Bu yavaşlatma sürecindeyse ABD’yi yeniden eski gücüne kavuşturmayı amaçlıyor. Özellikle Çin’in, Yeni Dünya Düzeni olarak da adlandırılan Kuşak ve Yol projesinin geçtiği güzergâhları daha zor hale getirmeyi planlıyor. Bu bağlamda, Afganistan oldukça önemli bir stratejik coğrafya. ABD burada kontrolü ele alıp oluşturacağı güçle hem Rusya’ya hem de Çin’e meydan okuyacak.

Çin’in Suriye Politikası

Çin’in Suriye politikası diğer ülkelere göre oldukça farklı. Kısaca Çin, Suriye’nin geleceğine Suriyeliler karar vermelidir şeklinde diplomatik bir söylem benimsiyor. Suriyeliler, Esad’la devam derlerse Çin için sorun yok. Suriye halkı, Esad’ı değiştirirse yeni yönetimle de Çin çalışabilir. Çin için önemli olan Suriye’nin stratejik konumu yani Doğu Akdeniz’de işgal ettiği yer.

Çin, Suriye meselesinde askeri ya da politik bir duruş sergilemiyor. Bu zaten Çin’in geleneksel uluslararası duruşuna aykırı bir durum; ancak Birleşmiş Milletler’de, Rusya’yla birlikte hareket etmeye özen gösteriyor. Çin’in Suriye’ye bakışı tamamıyla ekonomik temelli. Çin, özellikle savaş sonrası Suriye’nin yeniden yapılandırılmasında rol üstlenmek istiyor.

Bu bağlamda, özellikle altyapı, yeniden inşa gibi projeleri şimdiden hazırlamış durumda ve Suriye’yi yeniden ayağa kaldıracağı konusunda söylemi var.  Bu durum en son Ağustos ayında Çin’in Şam büyükelçisinin, Suriye yönetimine yazdığı mektupta da bir kez daha teyit edilmiştir.

Çin için Suriye’nin limanları oldukça hayati öneme sahip. Özellikle Doğu Akdeniz’de stratejik bir konumu olan Suriye’nin limanlarında Çin’in faaliyet göstermesi, Kuşak ve Yol İnisiyatifi açısından da oldukça önemli; hatta hâlihazırda bölgede zaten birçok ülkeyle özel anlaşmaları olan Çin, Suriye limanlarını da bu zincire katarak bölgede büyük bir deniz gücü olmak istemektedir.

Suriye’nin askeri ve siyasi meselelerinde Rusya’nın oynadığı rolü, Çin önemsemektedir. Rusya’nın varlığı aslında Çin için Suriye’de büyük bir güvence ve sigorta olmaktadır.

Suriye’nin Çin için bir başka önemi de DEAŞ ve öteki İslami grupların içindeki Uygur savaşçılardır. Suriye’deki Uygur savaşçılarının amacı, Esad’ı devirmekten çok gerçek bir savaş deneyimi edinmek. Bu savaşçıların şu günlerde ABD tarafından, Afganistan’a taşındığı iddia ediliyor.

Pekin yönetimi işte bu savaş deneyimi edinen Uyurlardan oldukça endişe duyuyor. Suriye’deki savaşı, Çin’e taşıyacaklarından korkuyor. Son günlerde Eğitim Kampı adını verdiği kamplarda Uygur halkına “radikal İslam’ın” zararları anlatılarak iyi bir komünist vatandaş olmaları konusunda telkinlerde bulunularak Uygur toplumunu, bir şekilde Çin’e dönebilen Uygur savaşçılarından uzak tutmayı amaçlıyor.

Rusya’nın Pozisyonu

Rusya, Suriye’de nispeten sessiz durmaktandır. Zira ABD, ekonomik zayıflığın Rusya’nın zaaf noktasını oluşturduğunu bilmektedir. Rusya’nın bir üretim ekonomisine sahip olmaması, sadece doğal gaz, petrol ve biraz da silah satışından kazandığı bir geliri var. Bütün bu gelirler daraldığında veya kısıtlandığında ise Rusya’nın bir başka geliri yok.

Dolayısıyla Rusya’nın, Suriye’de bir yeniden yapılandırma sürecini sürdürebilecek bir ekonomik gücü yok. ABD, başta nükleer silahlanmanın önünde duran ve geçmişte bizzat kendisinin Ruslar ile imzaladığı birtakım uluslararası anlaşmalardan birer birer çekilmeye başladı. Böylelikle yeniden bir silahlanma sürecine girmeye hazırlanıyor. Uzay çalışmalarına hız verdi.

Tarih tekerrürden ibarettir. 1980’lerde de ABD, uzay çalışmalarına hız vererek Yıldız Savaşları projesini başlatmış bu, Sovyetler Birliği’ne karşı açık bir meydan okuma olmuştur.

Sovyetler Birliği ise bu programa karşılık kendi programını başlatma adına oldukça zorlanmış, zira o dönemde Sovyetler Birliği büyük bir ekonomik krizle boğuşmakta, bir taraftan Afganistan’ın işgali, bir taraftan da ABD’nin Yıldız Savaşları projesine cevap verme çabası nihayetinde Sovyet ekonomisinin iflas etmesine neden olmuş ve Sovyetler Birliği dağılmıştır.

Çeçen Liderin Türkiye Ziyareti

Bugün de ABD, aynı stratejiyi Rusya’ya karşı uygulamaktadır. Hızla silahlanarak Rusya’yı da aynı silahlanma ve uzay yarışına sokarak Rusya’nın zaten zayıf olan ekonomisini tamamen çökerterek Rusya’yı bir şekilde Batıya bağımlı, en azından kendi bölgesine çekilen bölgesel bir ülke haline getirmeyi amaçlamaktadır.

ABD, Rusya’ya karşı sadece ekonomi silahın kullanmakla kalmıyor, başta Ukrayna, Kırım, Gürcistan ve Çeçen savaşçıları kartını masaya sürüyor.

Suriye’de tasfiye edilen DEAŞ militanları içerisinde Çeçen savaşçılar da bulunuyor. Bunların Afganistan’a geçtiği bilgisi de kamuoyunda dolaşıyor.

Buradan Kafkaslara; hatta Ramzan Kadirov yönetimine karşı bir hamle yapılabileceği konusunda senaryolar üretiliyor.

Geçtiğimiz günlerde sessiz sedasız İstanbul’a gelen Çeçen lider Ramzan Kadirov, Eyüp Sultan Türbesi’ni ve İsmail Ağa Cemaati’nin şeyhi Mahmut Ustaosmanoğlu’nu (Mahmut Efendi) ziyaret etti.

Hiçbir resmi sıfat taşımayan, tamamıyla İstanbul’a özel bir ziyaret olsa da Ramzan Kadirov’un Türkiye’nin, Kafkaslarda olası yeni gelişmeler için pozisyonu konusunda bir nabız yoklaması yapmış olma ihtimali de göz ardı edilmemelidir. 

Cevap Yazın