24 Haziran ve Devlet Olmak

İlk 30 yılı tek adam ve şeflik düzeni, son 60 yılı da ağır bir askeri vesayet altında demokrasicilik ve parlamenter rejim maskeli yarı askeri dikta rejimi olarak kontrol altında tutulmaya çalışılan bu ülke belki de ilk defa gerçekten bir devlet olma şansına kavuşuyor.

“…Ortadoğu ve Kuzey Afrika halkları ve bir dereceye kadar tüm Asya ve Afrika halkları, Batı’ya karşı öyle birleşebilirler ki, korkarım üzerinden bir kuşak, hatta Rusların zarar verme yeteneğini de göz önünde tutarsak bir yüz yıl geçmeden, bu düşmanlığın üstesinden gelinemez’ Dwight D. Eisenhower (Henry Kissinger/Diplomasi/s.518.) Ike’nin (Dwight David Eisenhower) 2 Eylül 1956’da Kraliyet başbakanı Eden’e Süveyş krizi dolayısı ile yazdığı bu sözleri birçok temel konuyu gayet güzel bir şekilde özetler; birinci ve en temel konu birinci dünya savaşı sonrasında kurulan ve halen de devam eden düzende Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Asya halkları yoktur, daha açık bir deyişle bu halkları savunabilecek adına Devlet dediğimiz bir askeri/sınai/kültürel ve siyasi güç odağı yoktur.

İkinci önemli vurgusu Ike’nin, Batı’nın bu halklara hasım olduğu ve onları açık bir şekilde sömürge haline getirdiği gerçeğidir.

Üçüncü ve daha önemli konu ise bütün bu halkların gerçekten bir araya gelebileceği, gerçek bir devlet olabilecekleri ve bunun Batı için nasıl büyük bir kabus olduğu vurgusudur.

Batının Korkusu Gerçek Bir Devlet Olmamız

Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu siyasi süreci, Ike’nin baktığı yerden bakabilirsek net kavrarız sanırım. Büyük İslam alimi İmam Şafii (Rh.A.)’nin dediği gibi: ‘dostlarını tanımak istiyorsan düşman oklarının yönüne bak.’ Ike’nin bahsini ettiği coğrafya büyük oranda İslam coğrafyasına tekabül etmektedir.

Türkiye, belki Ike’yi korkutan Arap milliyetçiliğinin iyice ateşlendiği 1950’li yıllardan sonra, İslam dünyasında ilk kez gerçek ve kapsamlı bir heyecan yaratan, gerçek anlamda bir devlet olma potansiyeli ve imkânı ortaya koyan bir aktör olmaktadır. Gerek içerden gerek dışarıdan bu kadar saldırının, ülkeyi askeri, ekonomik, sosyal olarak yalıtma çabasının ve bu çabaların neşet ettiği odakların temel derdi budur: Gerçek bir devlet olma ihtimali.

Yüz Yıllık Parantez

Yüz yıllık bir parantez den sonra, etrafımızda yaşanan askeri ve siyasi süreçlere müdahil olma şekli ve kapasitesi, Türkiye’nin, hem içinden geçmekte olduğu ağır kuşatmayı hem de 15 Temmuz ile zirveye ulaşan saldırıların, bu kuşatma ve saldırılara karşı geliştirdiği direnç ve karşı saldırı kapasitesinin nihayet gerçek bir devlet, askeri/sınai/kültürel bir güç odağı haline gelmekte olduğunun en büyük kanıtıdır.

Bu güç temerküzünü sadece Türkiye’nin içinde olan bitene, dar coğrafyamızın ürettiği artı değere bağlamak büyük hata olur, tersine hep söylendiği gibi Türkiye gövdesinden bir kaç kat büyük bir ülkedir. Bu yüzden birikmekte, gelişmekte olan güç, derinleşmekte olan, kavileşmekte olan devlet aynen Ike’nin dediği gibi bütün Orta Doğu halklarının, Kuzey Afrika’nın, Asya’nın çoğunun ve Afrika’nın gücüdür aynı zamanda, bütün bu halkların umut bağladığı devletidir.

İlk 30 yılı tek adam ve şeflik düzeni, son 60 yılı da ağır bir askeri vesayet altında demokrasicilik ve parlamenter rejim maskeli yarı askeri dikta rejimi olarak kontrol altında tutulmaya çalışılan bu ülke belki de ilk defa gerçekten bir devlet olma şansına kavuşuyor.

Coğrafyanın Tek Lideri

Şüphesiz siyaset ve siyasi süreçler siyasilerin karakterlerinden bağımsız ele alınamaz. Gerek sağdan, gerek soldan ideolojik çerçevelerin ve modern batı liberalizminin ‘sistem’ diye kutsadığı ve liderden bağımsız işleyen bir iktidar mekanizması tasavvurları kabullenmese de lider karakteri siyasi sürecin en temel belirleyenidir. Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı süresince ortaya koyduğu performans, vizyon ve cesaret Recep Tayyip Erdoğan’ı bütün bu coğrafyanın neredeyse tek lideri haline getirmiştir. ‘Dünya beşten büyüktür’ ve ‘topraklarımıza sınır çizebilirsiniz ama yüreklerimize asla’ diye haykıran bu ses sadece Türkiye’nin değil Ike’nin bahsini ettiği bütün coğrafyanın güvenliğini sağlayacak, dünya sisteminde bir söz sahibi aktör haline getirecek bir imkânın ifadesidir.

24 Haziran seçimleri bu zaviyeden bakıldığında hiç şüphesiz Türkiye ve İslam coğrafyasının kaderi üzerinde büyük etkiler yaratacak bir süreç. Halkın önüne konan sıradan bir sandık değildir, büyük bir değişim, muazzam etkiler yaratacak bir sistem inşası ve Türkiye’nin Batı müdahalesine açık duran, sivil toplum, partiler, parlamento, kurumlar, terör ve onlarca maske kullanan zaaf noktalarına derin bir neşter atacak devasa bir silkiniştir.

24 Haziran seçimleri, Türkiye’yi kontrol altında tutmak için ustaca kurgulanmış bütün bu kurguların yerle yeksan olacağı, bütün ezberlerimizin bozulacağı, halkın ve coğrafyamızın ümit ve ideallerinin tecessüm edeceği yepyeni bir devletin ortaya çıkış sürecidir.

Cevap Yazın