<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yörünge &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/yorunge/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 03 Jan 2019 20:04:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Yörünge &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Günümüzde Kur’an  Salt Metin Olarak Algılanıyor</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/gunumuzde-kuran-salt-metin-olarak-algilaniyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/gunumuzde-kuran-salt-metin-olarak-algilaniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jan 2019 20:04:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafaöztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7408</guid>

					<description><![CDATA[Sahabenin Kur’an anlayışı ile günümüz Müslümanlarının Kur’an anlayışı arasında sizin tespit ettiğiniz farklılıklar nelerdir? Kur’an’a metin veya hitap olarak yaklaşmak Kur’an anlayışımızı etkiler mi? Sahabe ya da kurucu ümmet Kur’an’ı Hz. Peygamber’in rehberliğinden bağımsız olarak algılamamış, dolayısıyla Kur’an konusunda bugün bizim karşı karşıya olduğumuz türden anlama ve açıklama sorunu yaşamamışlardır. Başka bir ifadeyle, sahabe Kur’an’ı kendilerinin bizzat hazır bulundukları bir vasatta Hz. Peygamber’in dilinden dökülen ve yine onun tarafından fiilî olarak tebyin ve tefsir edilen bir ilâhî hitap olarak kavramışlar, dolayısıyla Kur’an ile Sünnet arasında kategorik bir ayrımda bulunma ihtiyacı duymamışlardır. Günümüz Müslümanları Kur’an’ı salt metin olarak algılamakta ve bu minvalde anlayıp yorumlamaya çalışmaktadır. Oysa Kur’an kendi nüzul bağlamındaki ilk ve özgün anlamlarına kayıtsız kalınarak salt metin olarak yorumlandığında her türlü te’vil istismarına açık hale gelir. Çünkü metin suskun olup yorumcunun insafına kalmış bir şeydir. Burada yorumcunun manipülasyon alanını mümkün mertebe daraltmak ve aynı zamanda murad-ı ilâhîyi daha iyi anlamak için Kur’an’ı Hz. Peygamber ve sahabe tecrübesi dikkate alınarak yorumlamak gerekir. Bana göre İslam aslında Kur’an, Sünnet ve sahabe ya da kurucu ümmet demektir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sahabenin Kur’an anlayışı ile günümüz Müslümanlarının Kur’an anlayışı arasında sizin tespit ettiğiniz farklılıklar nelerdir? Kur’an’a metin veya hitap olarak yaklaşmak Kur’an anlayışımızı etkiler mi?</strong></p>
<p>Sahabe ya da kurucu ümmet Kur’an’ı Hz. Peygamber’in rehberliğinden bağımsız olarak algılamamış, dolayısıyla Kur’an konusunda bugün bizim karşı karşıya olduğumuz türden anlama ve açıklama sorunu yaşamamışlardır. Başka bir ifadeyle, sahabe Kur’an’ı kendilerinin bizzat hazır bulundukları bir vasatta Hz. Peygamber’in dilinden dökülen ve yine onun tarafından fiilî olarak tebyin ve tefsir edilen bir ilâhî hitap olarak kavramışlar, dolayısıyla Kur’an ile Sünnet arasında kategorik bir ayrımda bulunma ihtiyacı duymamışlardır. Günümüz Müslümanları Kur’an’ı salt metin olarak algılamakta ve bu minvalde anlayıp yorumlamaya çalışmaktadır. Oysa Kur’an kendi nüzul bağlamındaki ilk ve özgün anlamlarına kayıtsız kalınarak salt metin olarak yorumlandığında her türlü te’vil istismarına açık hale gelir. Çünkü metin suskun olup yorumcunun insafına kalmış bir şeydir. Burada yorumcunun manipülasyon alanını mümkün mertebe daraltmak ve aynı zamanda murad-ı ilâhîyi daha iyi anlamak için Kur’an’ı Hz. Peygamber ve sahabe tecrübesi dikkate alınarak yorumlamak gerekir. Bana göre İslam aslında Kur’an, Sünnet ve sahabe ya da kurucu ümmet demektir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/gunumuzde-kuran-salt-metin-olarak-algilaniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof.Dr. Mustafa Öztürk, Soruları Cevaplıyor-3</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/prof-dr-mustafa-ozturk-sorulari-cevapliyor-3/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/prof-dr-mustafa-ozturk-sorulari-cevapliyor-3/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Dec 2018 11:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7229</guid>

					<description><![CDATA[Cemaatler Din Eğitimi Veren Devlet Kurumlarına Mesafeliler İlahiyatçılara karşı çıkan kişi veya gruplara baktığımızda aynı kişilerin İmam-Hatip okullarından da çok hoşnut olmadıklarını görüyoruz. Diğer taraftan, İmam-Hatip okullarının ve İlahiyat fakültelerinin ortak yönlerinden birisi de devlet kontrolü ve müsaadesi ile eğitim yaptıkları gerçeğidir. Bu durum hesaba katıldığında İmam-Hatip ve İlahiyatçılara karşı çıkanların esas karşı çıktıkları şey din eğitiminin devletten izinli olması mıdır? Başka bir sorunuza cevaben söylediğim gibi, dindar çevreler ve bilhassa cemaatler din eğitimi veren devlet kurumlarına hayli mesafeliler. Bu mesafeli tutumun arka planında Cumhuriyet’in kurucu ilkelerine ve laiklik prensibine karşı çıkılması veya en azından ciddi rezervler konulması gibi bir tavırdan söz edilebilir. Ancak FETÖ örneğinde de gördük ki Türkiye’de sözüm ona gayri resmî din eğitimi-öğretimi veren yapılar her türlü istismar ve manipülasyona açıktır. Bu yüzden, dindar çevrelerde İmam-Hatip okullarına ve İlahiyat fakültelerine ne kadar karşı çıkılırsa çıkılsın, din ve dinî eğitim bu ülkede gayr-i resmi mahfillere terk edilemeyecek kadar önemli bir meseledir. Tüm sorunlarına ve eksik taraflarına rağmen en güvenilir dinî eğitim-öğretim kurumları İmam-Hatip ve İlahiyat Fakülteleri gibi devlet kurumlarıdır. YÖRÜNGE ÖZEL &#160;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cemaatler </strong><strong>Din Eğitimi Veren Devlet Kurumlarına Mesafeliler</strong></p>
<p><strong>İlahiyatçılara karşı çıkan kişi veya gruplara baktığımızda aynı kişilerin İmam-Hatip okullarından da çok hoşnut olmadıklarını görüyoruz. Diğer taraftan, İmam-Hatip okullarının ve İlahiyat fakültelerinin ortak yönlerinden birisi de devlet kontrolü ve müsaadesi ile eğitim yaptıkları gerçeğidir. Bu durum hesaba katıldığında İmam-Hatip ve İlahiyatçılara karşı çıkanların esas karşı çıktıkları şey din eğitiminin devletten izinli olması mıdır?</strong></p>
<p>Başka bir sorunuza cevaben söylediğim gibi, dindar çevreler ve bilhassa cemaatler din eğitimi veren devlet kurumlarına hayli mesafeliler. Bu mesafeli tutumun arka planında Cumhuriyet’in kurucu ilkelerine ve laiklik prensibine karşı çıkılması veya en azından ciddi rezervler konulması gibi bir tavırdan söz edilebilir. Ancak FETÖ örneğinde de gördük ki Türkiye’de sözüm ona gayri resmî din eğitimi-öğretimi veren yapılar her türlü istismar ve manipülasyona açıktır. Bu yüzden, dindar çevrelerde İmam-Hatip okullarına ve İlahiyat fakültelerine ne kadar karşı çıkılırsa çıkılsın, din ve dinî eğitim bu ülkede gayr-i resmi mahfillere terk edilemeyecek kadar önemli bir meseledir. Tüm sorunlarına ve eksik taraflarına rağmen en güvenilir dinî eğitim-öğretim kurumları İmam-Hatip ve İlahiyat Fakülteleri gibi devlet kurumlarıdır.</p>
<p><strong>YÖRÜNGE ÖZEL</strong></p>
<p><a href="http://www.yorungedergi.com/2018/12/ilahiyat-yuksek-islam-enstitusu-ikilemi/"><img decoding="async" class="alignleft size-full" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/mustafaoztur.jpg" width="720" height="305" /></a></p>
<p><a href="http://www.yorungedergi.com/2018/12/ozguvensizlik-sorunu/"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/o%CC%88ztu%CC%88rk.jpg" alt="" width="720" height="305" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/prof-dr-mustafa-ozturk-sorulari-cevapliyor-3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çok Sayıda Kadın Militan Asit Kuyularına Atıldı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/5513/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/5513/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Dec 2018 09:50:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5513</guid>

					<description><![CDATA[Pkk Elebaşılarının Kadın Düşmanlığı Dergimizin Dış Haberler Koordinatörü ve Yazarı Ceyhun Bozkurt, geçmişte yazdığı araştırma kitaplarının dışında ilk kez yazdığı roman ile gündemde. “Günlük” adındaki romanı ile okurun karşısına çokın Bozkurt, kitabında hendek-barikat kalkışması dönemine yeniden götürüyor. O dönem yaşanan ihanetleri, saldırıları işlediği romanda ayrıca PKK terör örgütünün gerçek yüzünü gören bir kadın teröristin başından geçenler yer alıyor. Biz de “Günlük” ile ilgili olarak Bozkurt ile görüştük. Araştırma kitaplarınız ile biliniyorsunuz. Özelliklele de PKK ile ilgili araştırmalarınız. Ancak bu defa roman ile karşımıza çıktınız. Neden özellikle PKK’daki kadına şiddet boyutunu araştırma kitabı olarak değil de roman olarak aktardınız? Öncelikle şunu belirteyim: terör örgütü ve kadınlara baskıları konusunu ilerleyen dönemde ayrı bir kitap olarak yazmayı düşünüyorum. Sorunuza gelecek olursak, bende çok düşündüm bunu. Ancak o dönem verilen mücadelenin çok farklı boyutları vardı. Örneğin PKK terör örgütünün kadınları kullanması vardı. O dönemin ve hala geçerliliğini koruyan bir başka boyutu daha vardı. O da Türkiye’nin karşısındaki kirli ve alçakça koalisyon. Hatırlayın o dönemi. Sadece PKK ile savaşmadık. FETÖ ile savaştık, bu güçlerin arkasındaki emperyalist güçlerle savaştık, azınlıkta olsa içimizdeki akıl tutulması sahiplerine karşı savaştık. Bunları bütün olarak aktarmak ancak ve ancak roman ile olabilirdi. Ek olarak gençliğe ulaşmak istedim. Türk milletinden, özellikle de gençlikten &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Pkk Elebaşılarının Kadın Düşmanlığı</strong></p>
<p>Dergimizin Dış Haberler Koordinatörü ve Yazarı Ceyhun Bozkurt, geçmişte yazdığı araştırma kitaplarının dışında ilk kez yazdığı roman ile gündemde. “Günlük” adındaki romanı ile okurun karşısına çokın Bozkurt, kitabında hendek-barikat kalkışması dönemine yeniden götürüyor. O dönem yaşanan ihanetleri, saldırıları işlediği romanda ayrıca PKK terör örgütünün gerçek yüzünü gören bir kadın teröristin başından geçenler yer alıyor. Biz de “Günlük” ile ilgili olarak Bozkurt ile görüştük.</p>
<p><strong>Araştırma kitaplarınız ile biliniyorsunuz. Özelliklele de PKK ile ilgili araştırmalarınız. Ancak bu defa roman ile karşımıza çıktınız. Neden özellikle PKK’daki kadına şiddet boyutunu araştırma kitabı olarak değil de roman olarak aktardınız?</strong></p>
<p>Öncelikle şunu belirteyim: terör örgütü ve kadınlara baskıları konusunu ilerleyen dönemde ayrı bir kitap olarak yazmayı düşünüyorum. Sorunuza gelecek olursak, bende çok düşündüm bunu. Ancak o dönem verilen mücadelenin çok farklı boyutları vardı. Örneğin PKK terör örgütünün kadınları kullanması vardı. O dönemin ve hala geçerliliğini koruyan bir başka boyutu daha vardı. O da Türkiye’nin karşısındaki kirli ve alçakça koalisyon. Hatırlayın o dönemi. Sadece PKK ile savaşmadık. FETÖ ile savaştık, bu güçlerin arkasındaki emperyalist güçlerle savaştık, azınlıkta olsa içimizdeki akıl tutulması sahiplerine karşı savaştık. Bunları bütün olarak aktarmak ancak ve ancak roman ile olabilirdi. Ek olarak gençliğe ulaşmak istedim. Türk milletinden, özellikle de gençlikten ümidi kesenlerden hiç olmadım. İnanılmaz ilgililer ve yavaş yavaş yükselen bir bilinç var. Buna bir su damlası kadar da olsa katkı sunmak, onları bilgilendirmek istedim. Hepimiz mücadele ediyoruz. Ama onlar geleceğin de sahibi. Onlara ulaşmak için roman daha doğru bir yoldu. Kitabı okudukça o dönem nelerle karşılaştığımızı daha iyi görecekler.</p>
<p><strong>Kitabınıza dönecek olursak ne var orada?</strong></p>
<p>Kitap, teknik ifade ile bir meskun mahal operasyonu ile başlıyor. Yani bir sokakta yapılan operasyon. Bu operasyonu yapan JÖH timi bir şehit veriyor. Saldırı gizemli bir düşmandan, farkedilmeyen bir keskin nişancıdan geliyor. Sonrasında bu gizemli düşmanı araştırma çabalarına, olay yerinde bulunan Günlük’te ekleniyor. JÖH timinin komutanı Üsteğmen Koray Akbay günlüğü okumaya başlıyor. Burada roman ikiye ayrılıyor gibi görülüyor ancak aslında birbiriyle bağlantılı yürüyen bir kurgu yaptım. Komutan hem gizemli düşmanı araştırıyor hem de Günlük’te bir terörist kızın geçirdiği değişime şahit oluyor.</p>
<p><strong>Nedir bu değişim?</strong></p>
<p>Günlüğü yazan okulda edindiği çevre dolayısıyla terör örgütüne sempati duymaya başlayan genç bir kız. Malum, bir dönem üniversiteler terör örgütlerinin cirit attığı yerler haline gelmişti. Vatansever, milliyetçi gençler sürekli bu örgütlerin yandaşlarının saldırılarına uğruyordu. Bunu anlatmak için üniversiteli bir kızdan yola çıktım. Sonrasında örgütün çağrısı üzerine dağ kadrosuna katılıyor ama onu eğitmek için örgüt yönetimi Suriye’ye gönderiyor. Sonrasında genç kızın adım adım örgütü tanıması var o günlükte. Bazı olaylara şahit oluyor.</p>
<p><strong>Nedir bu olaylar?</strong></p>
<p>(Gülerek) Onu okuyucuya bırakalım. Sürprizi kaçmasın. Ancak aslında parça parça birçok kişinin bildiği olaylar.</p>
<p><strong>Gerçek mi bunlar peki?</strong></p>
<p>Şunu söyleyeyim: Bu romanı yazmak için çok sayıda gerçek günlük, ifade ve terör örgütündeki kadınların sıkıntılarını anlatan kitap okudum. Onları birleştirdim ve bu ifadeleri yazdım. Şunu söyleyeyim: Okuyucunun kurgu ile romanı çok iyi ayırt edeceğini düşünüyorum. Ama şu ipucunu verebilirim. Bazı olaylar tamamıyla yaşanmış olaylar.</p>
<p><strong>Neden gerçeklerden yola çıkarak bir terörist kadının sorunlarını yazdınız?</strong></p>
<p>Bunu sivil olsun, asker olsun, polis veya istihbaratçı olsun terörle mücadeledeki tüm uzmanlar anlatıyor. İlk adım dağa çıkışı önlemektir diye. Bunun çeşitli yöntemleri var. Bir yöntemi de, insanlara örgüte katılırlarsa başına ne geleceğini anlatmaktır. Bakın kitabımda yazılanların dışına çıkarak anlatayım. PKK terör örgütü tam bir kadın düşmanı örgütlenmedir.</p>
<p><strong>Ancak örgüt yandaşlarının yaptığı eylemlerde kadınlar hep ön planda?</strong></p>
<p>Onlar tamamen vitrin. Kadın özgürlüğü dedikleri şey, örgüt elebaşlarına kayıtsız şartsız teslimiyet. Bölücübaşı Öcalan’ın bir gün yanındaki militana söylediği bir söz var: “Dilan’dan geriye dişleri kalmıştır geriye” diyor bölücübaşı. Söylediği militan bir kadın. Yani ona teslim olmazsa, aynı akibet onun için de geçerli olacak. Bir başka mektupta çok sayıda kadın militanın Bekaa Vadisi’nin etrafındaki asit kuşularına atılmak suretiyle infaz edildiği yazıyordu. Sözüm ona kadın haklarını savunan bu örgütler bu infazları neden gündemine getirmiyor? Evet eş şiddetinden, mobbingden, feodal baskılardan söz etsinler. Ancak örgütün bu durumundan niye söz etmiyorlar. Bu nedenle bazı grupların “kadına şiddete hayır” söylemi bana samimi gelmiyor.</p>
<p><strong>Kitabın şifresi gibi bir sözünüz var. “Biz kendimize güvenmezken, düşman kudretimizi bizden daha iyi biliyordu.” Ne anlama geliyor bu?</strong></p>
<p>Kitapta bir bölümde geçiyor bu söz. Hatırlayın, Amerika 2002 yılında “Bin Yılın Meydan Okuması” diye bir tatbikat yapmıştı. Bu tatbikatın senaryosunda işgali planlanan ülke, tıpa tıp Türkiye’ye benziyordu. İlginçtir, tatbikatta Amerikan kuvvetleri düşman ülkeye karşı kaybediyor. ABD, güç dengelerini gözeterek yaptığı tatbikatta yenilirken, biz kendi içimizde ülkemizi, gücümüzü küçümsemeye devam ediyoruz. Peki ABD ne yapıyor? Geliyor bizi birbirimize düşürmeye çalışıyor, bu ülkenin insanlarını kirli propagandalarla ülkesine, milletine düşman haline getiriyor. Çünkü Türk milletini birbirine düşürmeden, zayıflatmadan, Türkiye’yi yenemeyeceğini çok iyi biliyor. NGO’larla, FETÖ’lerle, PKK’larla, diğer terör örgütleriyle yaşadığımız sürecin perde arkası aslında bu gerçek. Yani şu aşamada elbette küresel güç değiliz. Ancak dünya tarihine damgasını vuran, o kadar saldırıya rağmen hala küresel oyunları bozabilen bir ülkeyiz. O söz bunun için yazıldı.</p>
<p><strong>Araştırma kitabı mı yoksa roman yazmak mı zor?</strong></p>
<p>İkisi de apayrı zorlukları barındırıyor. Elbette araştırma yapmak, bilgiye ulaşmak kolay değil. Ancak şunu söyleyeyim, roman yazmak hiç de kolay değilmiş. Okurken keyif alarak okuyoruz ama duyguyu yazdıklarınıza aktarmak sancılı bir süreçmiş. Günlük’ü ele alalım. “Bir terörist olsa bu günlüğü nasıl yazardı, neler anlatırdı” diye kendi kendime sorarak anlattım. Ancak okuduklarım bu sıkıntımı giderdi. Hiç kolay değildi. Hele de yıllardır PKK terör örgütü ile mücadeleye inanan benim gibi biri için. Yansıttığımı umuyorum.</p>
<p><strong>Kitabınızda ayrıca JÖH timi komutanının yaşadıklarını, o mücadelenin insani boyutunu da aktarmışsınız.</strong></p>
<p>Evet. Sonuçta hendek barikat operasyonlarından tutun Zeytin Dalı Harekatı’na kadar bütün operasyonlarda yer alan güvenlik güçlerimiz sizin benim gibi etten kemikten oluşuyor. Maneviyatları var, duyguları var, belki aşıklar. Peki bu mücadelede neler yaşıyorlar. Bunu dinlediğim hikayelerden yola çıkarak elimden geldiğince yansıtmaya çalıştım.</p>
<p><strong>Bir boyutu da hendek barikat kalkışmasına bakış açısıyla ilgili tartışmalar sanırım.</strong></p>
<p>Evet öyle. O dönemi hatırlayın. Bir kesim “Bu Ak Parti seçimi kaybedince Tayyip Erdoğan tarafından başlatılan bir savaştır” tezini savunuyordu. Ancak olayın öyle olmadığını çok iyi biliyoruz. Devlet, kendisine karşı başkaldıran ve arkasına emperyalist güçleri ve içimizdeki hainleri alan bir terör örgütüne karşı refleks gösterdi. Nusaybin gerçeğini ne çabuk unuttuk. Daha sonra FETÖ’den tutuklanan zat yüzünden 80’e yakın şehit verdik. Sonrasında bir kumpas sonucunda yıllarca cezaevinde yatan Komutan görevi aldı ve şehit vermeden operasyonları tamamladık. Şimdi bu kadar ihanetin olduğu yerde nasıl “saray savaşı”ndan bahsedilebilir. Ayrıca PKK’nın çözüm süreci boyunca yaptığı yığınağın boyutu da bazı şeyleri ortaya koyuyordu. O dönemi anlattığım için de haliyle bu tartışmaları da karakterler üzerinden aktarmak gerekiyordu.</p>
<p><strong>Son olarak hazır sizi bulmuşken, Fırat’ın doğusu, PKK ile mücadele gibi bir gündemimiz var. ABD, her ne kadar ilişkisini “taktiksel” olarak nitelese de PYD’yi koruyup kollamaya devam ediyor. Gelecekte ne olacak?</strong></p>
<p>Bu ilişki aslında taktiksel değil stratejik. ABD stratejisinin ana merkezinde bölgeyi paramparça ederek bir kukla devlet kurmak istiyor. Buna ikinci bir İsrail diyebiliriz. PKK’ya devlet taahhüt ediyor, kendisi de o devletin ana yöneticisi oluyor. Amaçlanan bu. Çünkü burası üzerinden önce bölgeyi, ardından Asya dünyasını yeniden dizayn etmeyi planlıyor. Ancak bölge güçleri buna inanılmaz direniş gösterdi. Bu direnişin ana kaynağı da Türkiye. DEAŞ, DEAŞ dediler, Fırat Kalkanı Harekatı, o algıyı yerle bir etti. DEAŞ bilinçli olarak şişirildi. Amaç bu korkunç örgütü gerekçe göstererek PKK/PYD’ye meşruiyet sağlamaktı. Bu örgütle gerçek mücadeleyi ise Türkiye yaptı. Bu yüzden örgütün hedefi olduk. Biz bu terör örgütlerine vurdukça, ABD kazanımlarını kaybetmeme telaşına düştü. Bu nedenle bazı hamleler yapıyor. Şimdilerde PKK terör örgütünü yeniden yapılandırıyor. Şırnak’ta 10 Kasım’da İHA’larla yapılan saldırı girişimi buna işaret. Örgüt militan bulamıyor. Kendi ifadeleriyle eski gerilla yöntemiyle Türkiye’ye diz çöktüremeyeceklerini de anladılar. Bu nedenle küçük ama etkili eylemler yapmak için yeniden bir yapılanmaya girdi.</p>
<p><strong>Sonuç alabilirler mi?</strong></p>
<p>Mümkün değil. Ancak bu başarının devamlılığı için ülke içinde terörle mücadeledeki kararlı mücadelenin devam etmesi ve Fırat’ın doğusunun bölge ülkeleriyle işbirliği ekseninde temizlenmesi gerekiyor. Astana süreci bunu sağlayacak gibi görünüyor.</p>
<p><strong>YÖRÜNGE</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/5513/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
