Özgüvensizlik Sorunu

PROF.DR. MUSTAFA ÖZTÜRK, SORULARI CEVAPLIYOR-1

Müslüman Türkiye toplumunun genelinde İlahiyatçılara karşı soğuk bir yaklaşım var. Özellikle İslami cemaatler diye tabir ettiğimiz gelenekle irtibatlı Müslüman gruplardan İlahiyatçılara dinî endişelerden dolayı sert eleştiriler geliyor. Hatta bu kesimin bazı temsilcileri İlahiyat fakültelerinin kapatılması gerektiğini dahi savunuyorlar. Sizce İslâmî cemaatler gerçekte ne istiyor?

Türkiye’deki örgütlü dinî yapılar ve gruplarla öteden beri yıldızı hiç barışmamış biri olarak bu sorunuza belki çok sağduyulu bir cevap veremeyebilirim. Ama yine de gözlem ve tespite dayalı şahsî kanaatime göre cemaatler dinî alanda mutlak nüfuz ve iktidar istiyorlar. Yine bu grup ve cemaatler İlahiyat fakültelerini özellikle Ankara İlahiyat fakültesinin kuruluş hikâyesi üzerinden değerlendirerek bunları laik rejime hizmet eden kurumlar olarak görüyorlar. Bu sebeple, bir taraftan kendilerini İlahiyat fakültelerine karşı alternatif dinî merciiler olarak takdim ederken bir taraftan da sistematik şekilde öğrenci ve öğretim elemanı yetiştirerek bu fakülteler üzerinde vesayet kurmayı hedefliyorlar.

Birçok İlahiyatçı akademisyenin toplumsal taban olarak Cumhuriyet tarihinin özellikle Tek Parti döneminde aşağılanan, kimi zaman da sıkı takibata uğrayan dindar-muhafazakâr kesime mensup olması ve aynı zamanda Cumhuriyet’in ilk yıllarında dinî alana uygulanan tazyik neticesinde kayıt dışı yapılanmalar şeklinde vücut bulup hayatiyetlerini uzun yıllar boyunca bu minvalde sürdürme mücadelesi veren dinî grup ve cemaatlerle çok sıkı bir bağının bulunması ilahiyat akademyasında “din içinde din” ya da “dine karşı din” diye ifade edilebilecek çatışma ve ayrışma zeminleri oluşturmuştur. Bu olgunun çarpıcı tezahürlerini belli bir dinî grup ve cemaate mensubiyeti bulunan İlahiyatçı akademisyenler ile İlahiyat öğrencilerinde gözlemlemek mümkündür.

Bu durum kimi zaman resmi İlahiyat çatısı altında cemaat, tarikat menşeli asıl kimlik ve aidiyetini gizleme, temekkün şartı oluştuğunda ya da yeterli güç tedariki hâsıl olduğunda ise kendi cemaatinin çıkarlarına hizmet etme şeklinde dışa vurmuştur. Yine aynı durum çok kere de İlahiyatçı akademisyenin kendi cemaatinden bağımsız hareket etmemesi, kendi adına görüş bildirmemesi ve hep cemaat hiyerarşisindeki üst merciilerden gelecek talimatlar uyarınca tutum ve davranış tarzını belirlemesi gibi sonuçlar doğurmuştur ki 17-25 Aralık sürecinde tanık olunan İlahiyatçı suskunluğu bir yönüyle cemaat ve tarikat menşeli bu alt kimlikler ve mensubiyetlerle, diğer bir yönüyle de Tek Parti döneminden beri sık sık uygulanmış olan dinî alana baskı politikasının kalıcı yan etkilerinden biri olan ürkeklik, korkaklık ve özgüvensizlik travmasıyla alakalı bir husustur.

Cevap Yazın