Prof. Edward J. Erickson: “Zeytin Dalı Harekatı Amerika’nın Planını Bozdu”

Prof. Edward J. Erickson’dan Yörünge’ye Önemli Açıklamalar…
“Zeytin Dalı Harekatı Amerika’nın Planını Bozdu”

Türklerin bu son (Afrin) kararı Amerikalıların ellerini kollarını bağlamış oldu. Amerikalıları zor durumda bıraktı. Çünkü eğer bizim bundan sonra yapacaklarımız Türklerin çıkarlarına ters düşerse, onların yapacağı tek şey İncirlik Hava Üssü’nü kapatmak olacaktır. Eğer burayı kapatırlarsa biz bölgede şu anda yürüttüğümüz operasyonlarımızı sürdüremeyiz.

Prof. Edward J. Erickson, askerî ve akademik kariyeri olan önemli bir isim. 1991’de Körfez Savaşı’nda 3. Zırhlı Tümen Topçu Harekat Subayı olarak görev yapan Erickson, İzmir’de NATO subayı olarak da bulunmuş. 1995’te IFOR bünyesinde Saraybosna’da, 2003’te Irak’ın işgalinde 4. Piyade Tümeni’nde, 2007-2008 yılları arasında ise Bağdat’ta Irak Savunma Bakanlığı’nda görev almış. Siyaset bilimi dersleri veren Prof. Erickson, aynı zamanda Osmanlı ve modern Türkiye askerî tarihini en iyi bilen akademisyenlerden birisi. Türkiye’nin PYD-YPG unsurlarına yönelik başlattığı Afrin Zeytin Dalı Harekatı sonrası Prof. Erickson ile Türkiye, ABD ve NATO ilişkilerinin geleceğini konuştuk.

Uzman olduğunuz alanlar ışığında sizinle bugün Türkiye’nin son dönemlerde içinde bulunduğu bazı siyasî ve askerî gelişmeleri konuşmak istiyoruz. Ama öncelikle Amerika’nın Ortadoğu’ya olan genel ilgisinden bahsedelim biraz. Hepimizin bildiği petrol ve silahtan başka ne tür bir ilgisi var Amerika’nın Ortadoğu’ya? Değişen şartlar Amerika’nın çıkarlarını burada nasıl etkiledi?

Önceleri ilgimizin temelinde tabii ki bir enerji kaynağı olan petrol vardı. Ancak günümüzde işlerin boyutu çok değişti. Amerika bugün enerji ihraç eden ülkelerin başında geliyor. Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan Suudi Arabistan’la enerji ihracatı konusunda başa baş gidiyoruz ve neredeyse onları geçmek üzereyiz. Dolayısıyla bugünkü ilgimizin temelinde yatan daha önemli başka şeyler var. En önemlilerinden birisi bölgesel istikrarı sağlamak, ikincisi de İran’ın ve Rusya’nın bölgedeki etkisini en aza indirmek. Bence şu anda Amerika’nın bölgeye olan ilgisinin arkasındaki iki temel saik bunlar.

Ortadoğu ülkeleri arasındaki siyasî ve askerî rekabetin yakın bir gelecekte sıcak savaşa dönüşebileceğini düşünüyor musunuz?

Ben açıkçası devletler arasında bir savaş olacağını öngörmüyorum yakın gelecekte. Ancak büyük oyuncular, mesela İran, Suudi Arabistan, Amerika ve Rusya, vekalet savaşlarına devam edecekler. Onun haricinde Amerika ve İran arasında, İsrail ve İran arasında ya da Suudi Arabistan ve İran arasında doğrudan bir sıcak savaş olmaz. Askerî çatışmalar devam edecektir, ama bunlar vâsiler aracılığı ile sürdürülecektir. Bu bağlamda benim için önemli sorulardan bir tanesi Amerika’nın Irak’ta daha uzun süre kalıp kalamayacağıdır. Iraklılar bizim orda kalmamıza izin verecekler mi? İkinci soru da Amerika’nın Suriye’de kalıp kalamayacağıdır. Suriye’de şu an yaklaşık 2.000 Amerikan askeri var ve bizim orada kimse ile tam bir anlaşmamız yok. Rusların Esad rejimi ile anlaşması var ama Amerika’nın yok. Amerika orada dışarıdan bir oyuncu gibi…

Bu Amerikalılar için hayatî bir soru tabii…

Tabii ki öyle. Eğer 2010’da olduğu gibi Irak bizim oradan çıkmamızı isterse, o zaman Amerika’nın Suriye’deki pozisyonu da çok kırılgan hale gelecek. Çünkü Suriye’ye ulaşmak için Amerika’nın Irak hava sahasını kullanması gerekiyor. Dolayısıyla şu an Ortadoğu’da Amerika’nın varlığı konusunda Irak anahtar role sahip.

Amerikalılar Irak’ta Ciddi Sorun

Irak Amerika’nın çıkmasını isteyecek mi sizce? Yoksa çok değişkenli bir denklem mi bu hala?

2008, 2009 ve 2010’da Amerika ve Irak arasındaki en önemli konu oradaki Amerikan askerlerinin ve diğer Amerikalıların durumlarıydı. Mesela bir Amerikalı suç işlediğinde Iraklı mahkemeler tarafından mı yoksa Amerikan askerî mahkemesi tarafından mı yargılanacaktı. Bu konularda hiç bir zaman bir anlaşmaya varılamadı. Bugün de durum bundan daha iyi değil. Yani pek çok konuda anlaşmazlıklar sürüyor. Dolayısıyla bence Amerika’nın Irak’ta kalıp kalmaması çok ciddi bir sorun. Görünen odur ki Amerikalılar Irak’ı kademeli olarak terk edecekler ve bir kaç yıl içinde de bizim oradan tamamen çıkmamız istenecek. Çünkü bizim orada daha fazla varlık göstermemizi istemiyorlar.

Bu yüzden mi Amerika Suudi Arabistan’a ve Körfez ülkelerine daha çok yanaşıyor? Yani Irak’tan çıkma durumunda Amerikalıların barınacağı yeni yerlere mi ihtiyacı olacak? Özellikle de askerî açıdan?

Şuan Katar ve Kuveyt’te de askerî üsler var zaten. Ancak bunlar asıl olarak hava üsleri ve lojistik üsler. Savaş çıktığında asker sevkiyatı için uygun yerler. Ama asıl ihtiyacımız olan Irak’ta serbestçe girip çıkabileceğimiz ve içinde hava üssünün de olduğu tam teşekküllü bir askerî üs.

Rusya’nın ve Çin’in bölge üzerinde artan etkisi ile Amerika nasıl başa çıkacak?

Rusya geçen sene Esad rejimi ile bir anlaşma imzaladı. Orada daimî bir askerî üsleri olacak. Biz de geçen Aralık ayında ilk defa İsrail ile daimî bir askerî üs kurmak üzere anlaştık. Bu konu henüz çok fazla basında tartışılmadı. Yani Amerikalıların İsrail’de daimî bir askerî üsleri olacak. Bu bir anlamda İncirlik Amerikan üssünün güneydeki karşılığı olacak.

Bu üs yapılmaya başladı mı?

Okuduklarıma göre Aralık ayında ilk kazma vurulmuş. Ancak nerede olduğunu bilmiyorum.

Biliyorum sizin uzmanlık alanınız değil ama, acaba bu gelişmenin İsrail-Filistin sorunu üzerine etkisi ne olur, bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz?

Şimdiye kadar İsrail ile resmî bir askeri anlaşmamız yoktu. Ancak siyasetçilerimiz her zaman “İsrail bizim müttefikimizdir” tabirini kullanıp durdular. Bu hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar için geçerli. Şüphesiz ki İsrail ile ortak çıkarlarımız mevcut. İran konusu mesela. Ama Japonya’ya Filipinler’e ya da NATO ülkelerine olduğu şekliyle İsrail’e karşı resmî bir sözümüz ya da yükümlülüğümüz yok. Yeni kurulacak olan tam teşekküllü askerî üs bir anlamda İsrail-Amerikan ilişkilerinin resmiyet kazanması yönünde bir gelişme… Bir noktada Amerika, İsrail ile resmi olarak güvenlik ya da savunma işbirliği anlaşması yapacak.

Böyle bir işbirliği aslında gayrı resmî olarak hep yok muydu?

Evet vardı. Ama resmî değildi. İşlerin resmiyete dökülmesi Trump yönetiminde hız kazandı. Trump’ın gündeminde sadece Kudüs yok. Buna benzer büyük konular da var. Şimdilik fazla tartışılmıyor ama bence bir kaç yıl içinde herkes İsrail ile yapılacak olan bu savunma paktı hakkında konuşuyor olacak. Bu bir saldırı değil, savunma paktı olacak. NATO’nun 5. Maddesinde olduğu gibi yani.

“Amerika’nın Derdi Kürt Devleti Kurmak Değil”

Şimdi biraz daha kritik konulara geçelim. Türkiye açısından tabii. ABD ve Türkiye iki NATO ülkesi. Ancak ABD, Türkiye’nin terörist grup olarak kabul ettiği PKK’nın bir uzantısı olan PYD-YPG’yi destekliyor. Türkiye bundan rahatsız. İki NATO üyesi bu konuyu nasıl çözecekler?

ABD Suriye’de oyuncu olmak ve gelişmelerin parçası olarak kalmak istiyor. 2014’ten sonra oraya Rusya, İran ve Hizbullah girdi ve Esad’a yardım etmeye başladılar. Eğer oyuncu olarak kalmak istiyorsak bizim de zeminde bir müttefikimizin olması gerekliydi. Önceleri Özgür Suriye Ordusu ile ittifak yaptık. Üyelerinin bazılarını Ürdün’e götürüp eğitim verdik. Ve proje için yaklaşık 300 milyon dolar harcadık. Ama bu proje yürümedi. Daha sonra dönüp yeni değerlendirmeler yaptık ve asıl düşman DEAŞ’a karşı kim bizimle savaşır diye düşünmeye başladık. Ve bu noktada PYD bize en uygun müttefik olarak göründü. Önce onlara eğitim verdik, daha sonra da silah. Böylelikle yeni bir ittifak kurmuş olduk. PYD ile işbirliği yaparak İran ve Rusya’nın etkisini de dengelemiş olduk. Yani bizim asıl derdimiz oradaki Kürt ayrımcılığını desteklemek ya da Kürt devleti kurmak değil. Bizim asıl derdimiz Rusya, İran ve Hizbullah’ın etkisini bölgede en aza indirmek. Anlaşmamıza göre PYD’ye verdiğimiz silahları daha sonra bize geri vereceklerdi. Türkiye’ye de bunun böyle olacağının sözünü vermiştik. Şimdi DEAŞ konusu neredeyse tamamen çözüldü. Ama zannetmiyorum ki PYD bu silahları ABD’ye geri versin. Bu da bir sorun tabii. PYD, Afrin’de de varlık gösteriyor. Türkiye’nin iddiasına göre burada 8-10 bin PYD üyesi konuşlanmış vaziyette. Ancak rakamın bu kadar yüksek olduğunu düşünmüyorum. Ama orada olanların elinde Amerikan silahları da vardır muhtemelen.

Türkiye bu yüzden şu anda Afrin’e askerî operasyon düzenliyor…

Evet, çünkü onların ellerinde roketler var ve bunları Türkiye’yi taciz etmek için kullanabilirler. Aynen Hizbullah’ın ve Hamas’ın İsrail’e attığı roketler gibi. Türkler şuan Afrin’e gidip oraları temizlemeye çalışıyor. Ama şunu tekrar etmek isterim, Amerika ne bağımsız Kürdistan’ı destekliyor ne de PKK’yı destekliyor. Bizim için PYD sadece DEAŞ’a karşı ittifak ettiğimiz bir güçtü. Benim şahsi görüşüme göre Amerika’nın bu ittifakı baştan itibaren yeterince düşünülmemiş ve yönetilememiş bir operasyondu.

“Amerika Biraz Daha İleri Giderse Türkler İncirlik’i Kapatabilir.”

Sonuçta Türkiye Amerika’nın bütün uyarı ve ihtarlarına rağmen Afrin’e girdi. Türk-Amerikan ilişkileri bundan nasıl etkilenecek?

Ben tarihe bakıyorum. 1974’te Türkiye, Amerika’nın bütün uyarılarına rağmen Kıbrıs Harekatı’nı başlattı, Amerikalılar Türkleri 1990’larda “Kuzey Irak’a girmeyin” diye bir çok defa uyardı. Amerikalılar Türkleri Kardak konusunda “Yunanlıları çok sıkıştırmayın” diye de uyardı. Ancak Türkler, bu uyarıların hiç birini dinlemedi ve kendi çıkarları için ne gerekiyorsa onu yaptılar. Demem odur ki Amerika’nın uyarıları hiç bir zaman Türkleri yapacakları işlerden alıkoymuyor. Türklerin bu son (Afrin) kararı aslında Amerikalıların elini kolunu bağlamış oldu. Onları daha zor durumda bıraktı. Çünkü eğer bizim bundan sonra yapacaklarımız Türklerin çıkarlarına ters düşerse, onların yapacağı tek şey İncirlik Hava Üssü’nü kapatmak olacaktır. Eğer burayı kapatırlarsa biz bölgede şu anda yürüttüğümüz operasyonlarımızı sürdüremeyiz. Suriye’deki operasyon kabiliyetimiz yarı yarıya azalır. Türkler baskıya boyun eğmiyorlar…

Yani şu an Amerikalılar Türklerden daha zor durumda öyle mi?

Evet, Türkiye’nin askerî harekatı bizi çok zor durumda bıraktı. Aslında bence Amerika kendi kendisini çok zor duruma soktu. Afrin’de Türkler halihazırda Ruslarla koordineli çalışıyorlar. Amerikalıların Suriye’de beraber hareket edeceği kimse yok ama Rusların var. Dolayısıyla Türkler olası bir Türk-Rus çatışmasından kaçınmak için şuan Ruslarla işbirliği yapıyor.

Sizce Türkiye bu operasyon sonucunda istediğini elde edebilecek mi?

Bence edecek. Türklerin istediği Dicle’nin batısı ile Hatay arasında güvenli bir bölge oluşturmak. Böylelikle güneyden gelebilecek saldırıları kontrol altına almak. Bunu yapabilecekler gibi görünüyor.

“Türkiye İçin En Kritik Soru: Suriye’de Kalacak mı, Kalmayacak mı?”

Türkiye genel anlamda Suriye’de ne yapabilir ya da yapmalıdır?

Tarihsel olarak Kuzey Irak’ta Kürtlere ne yaptıklarına baktığımızda şunu görürüz ki oraya girdiler, PKK’lıları ve kaynaklarını önemli ölçüde etkisiz hale getirdiler. Ve daha sonra geri çekildiler. Şimdi de Fırat Kalkanı operasyonuyla önce El-Bab’a girdiler, ardından Afrin’e. Bu noktada Türkiye için kritik soru şu olacaktır: “Burada kalmalı mıyım yoksa gitmeli miyim?” Sorun şu ki eğer kalmaya karar verirsen bu çok pahalıya patlayan bir operasyon olur. Çünkü bir yerde uzun süre asker barındırmak, o askerleri geri gönderip tekrar yerine yenilerini getirmek çok maliyetli işlerdir. Ancak Türkiye bölgeden hemen çekilirse de sorun bitmiyor. Yarın öbür gün oralarda YPG’nin tekrar ortaya çıkmayacağının garantisi nedir? PKK olayında böyle olmadı mı? Ya da oralar sonuçta tekrar Suriye’ye ve de dolayısıyla Rusya’ya bırakılmış olmuyor mu? Burada Türkiye’nin uzun vadede güvenliğini sağlayacak olan nedir?

Bu ciddi bir paradoks tabi ki. Kısa dönemde Türkiye açısından çözüm sağlansa da uzun vadede bunun bir garantisi yok.

Aynı şey İsrail’in başına geldi. Güney Lübnan’ı 15 yıl boyunca işgal ettiler. Ve orada kendilerine göre bir tampon bölge oluşturduktan sonra geri çekildiler. Daha sonra da periyodik olarak oralara öncü birlikler gönderip kontrol ettiler. İsrail ordusu bu operasyonlara bir isim bile bulmuştu: “Çimleri biçmek”. Yani çimler uzayınca gidip biçmek gerekiyordu. Şimdi Gazze’de aynı şeyleri yapıyorlar. Türkiye de bu paradoksla karşılaşacak. Orada kalmanın çok maliyetli ve siyasî olarak da tehlikeli bir şey olacağını anlayacaklar. Benim tahminim eğer kalmaya karar verirlerse en geç bir yıl içerisinde geri çekilirler. Ve daha sonra oralara keşif güçleri gönderirler.

Ama kimse kuzey Suriye’de bir “Lübnanlaşma” olmasını istemez herhalde.

Evet. Bu güzel bir benzetme oldu…

Beşar Esad’ın tüm bu olanlara karşı tepkisi ne olur?

Türkiye’nin bu tavrı karşısında Esad’ın çok rahatsız olduğunu tahmin etmek zor değil. Öte yandan bu konunun Türkiye ile Rusya arasında tartışılıyor olmasında da gayet memnundur. Bölgede Amerika hariç hiç kimse silahlı bir YPG varlığı görmek istemiyor. Aslında ironik olarak Türkler bir anlamda Esad’ın işini görüyorlar. Ona iyilik yapıyorlar. Türkler eninde sonunda Kuzey Suriye’den çıkacaklar. Ama bu Esad’ın ordusu yeterince güçleninceye, gelip bölgeyi tekrar kontrol altına alıncaya kadar olmayacak.

Amerika’nın Esad’a karşı tavrı bundan sonra ne olacak?

Obama yönetimi “rejim değişikliği”nden “Esad yakın dönemde çözümün bir parçası ama uzun vadede değil” noktasına geldi. Trump yönetiminin tavrı ise bu konuda daha da belirsiz. Benim tahminim Esad ve Rusya, Suriye’nin kontrolünü yeniden sağlarken Amerika kafasını başka tarafa çevirecek.

“Zeytin Dalı Harekatı Türk Amerikan İlişkileri Etkilemez.”

Rusya Türkiye’ye Zeytin Dalı Operasyonu için neden yeşil ışık yaktı peki? Amaçlarından birisi Türkiye ile Amerika arasında bir gerilim yaratıp Türkiye’yi NATO’dan uzaklaştırmak olabilir mi? Daha da önemlisi Amerikan-Rus soğuk savaşında Türkiye yeni bir savaş alanı haline dönüşebilir mi?

Eğer Putin NATO üyelerinin arasını açmak istiyorsa bunu kesinlikle yapabilir… NATO ittifakını istikrarsızlaştırmak ABD’nin Avrupa’daki pozisyonunu zayıflatır… Ve Zeytin Dalı Operasyonu Amerika ve Türkiye’yi karşı karşıya getirebilir. Afrin’de YPG’nin yanında hiç bir Amerikan gücü yok. Dolayısıyla sahada her hangi bir Türkiye-Amerika çatışması riski yok. Eğer Türkler operasyonu kısa zamanda bitirir ve fazla sivil zayiatına yol açmazlarsa, bunun Amerikan-Türk ilişkilerine bir etkisi olacağını düşünmüyorum.

“15 Temmuz Darbesinin Arkasından Fetullah Gülen Çıkarsa Şaşırmam.”

Şimdi biraz konuyu Türkiye’nin iç meselelerine getirmek istiyorum. Malumunuz yaklaşık bir buçuk yıl önce Türkiye’de başarısız bir darbe girişimi oldu. Türkiye’yi tanıyan bir asker olarak bu darbeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Kim yaptı? Niye yaptı? Hedef kimdi?

Buna çok tatmin edici bir cevabım yok. Son 5-6 yılda Türkiye ordusunun yapısı çok değişti. Genelkurmay Başkanının yetkileri önemli ölçüde azaltıldı ve ordu en genel anlamıyla sivillere bağlandı. Bence 15 Temmuz’da hedef çok net olarak Erdoğan ve onun yakın çevresiydi. Ancak bu, bildiğimiz klasik darbeler gibi değildi. Önceki darbelerin çoğunda Genelkurmay Başkanları işin içindeydi. Ancak bu darbede işin arkasındaki asıl mimar kimdir bilemiyorum. Bu konuda iyi bir cevabım yok maalesef.

Birileri yaptı birileri etti derken, “onlar” dediğimiz kimler olabilir? Malumunuz Türkiye’deki yaygın kabul ve Türkiye’nin resmî tezi darbeyi planlayanın, organize edenin ve sahneye koyanın FETÖ olduğu. Ancak bunu yaparken de dışarıdan yardım aldığı.

Şundan çok eminim ki CIA bu işin içinde yok. FETÖ mü yaptı? FETÖ öyle bir örgüt ki orduya, bürokrasiye, siyasete, medyaya, her yere, kilit mevkilere adamlarını yerleştirdi. Ancak bütün bu organizasyon nasıl bir araya geldi, Fetullah Gülen bunları nasıl koordine etti, bilemiyorum. Darbe çok büyük bir fiyaskoydu. Çok kötü planlanmış ve çok kötü yönetilmişti.

Bu plansızlık ve başarısızlık yüzünden mi CIA kesinlikle bu işin içinde yoktur diyorsunuz?

Evet, CIA ya da başka profesyonel bir ekip bir şekilde yardım etseydi çok daha sofistike ve iyi planlanmış bir darbe ile karşı karşıya kalırdık. Bu beceriksizlik ve sakarlık yüzünden işin içinde profesyonel planlayıcıların olmadığını düşünüyorum. Bütün bu yaşananların arkasından Fetullah Gülen çıkarsa hiç şaşırmam.

Türkiye’deki bir çok insan şu şekilde akıl yürütüyor. Darbeyi FETÖ organize etti ama Amerika’dan da yardım aldı. Zira son 50-60 yılda dünyadaki rejim değişiklerine ve darbelere bakıldığında Amerika bir şekilde işin içinde. Dolayısıyla bu darbede de işin içinde olmalı…

1953’te İran’a, 1961’de Küba’ya baktığımızda, ya da Irak ve Libya’ya baktığımızda Amerika buradaki rejim değişiklerinin içinde. Çok doğru. Ülkemiz maalesef bu konuda kötü bir sicile sahip. Dolayısıyla Türkiye’de bir çok insanın böyle düşünmesi anormal değil. Dışarıdan bakıldığında Amerika işlerini bu şekilde yürütüyor diye düşünülüyor. Bence her konuda bu yaklaşım doğru değil. Ama yine de kim bilir?

“Türkiye, Savunma Sanayiinde Dünya İle Rekabet Edecek Hale Geldi.”

Sizin gibi bir askeri ve aynı zamanda da askerî tarihçiyi bulmuşken biraz da Türkiye’nin askerî kabiliyet ve kapasitesinin sınırlarını konuşmak isabetli olacak kanaatindeyim. Türk Silahlı Kuvvetleri yerli silah üretimini % 60’a çıkartmış durumda. Son dönemlerde Türkiye ile ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin ilişkilerindeki gerilimin nedenlerinden birisi bu olabilir mi? Çünkü bu silah piyasasında yeni bir rakip demek aynı zamanda…

Normalde eğer ABD bir ülkeye silah satıyorsa ya da veriyorsa onu bir takım şartlara bağlar. Onun kullanım yerleri ve amaçları bellidir. 1980’lerden başlayarak Türkiye silahlanma açısından kendine yeten özerk bir hale gelmek için çaba göstermeye başladı. Hüseyin Kıvrıkoğlu gibi Genelkurmay Başkanları hep bu özerkliğin peşinde koştular. Ve her türlü silahı kendileri üretmek istediler. Şimdi artık tanklar, savaş helikopterleri, füzeler üretecek düzeye geldiler. Amerika bunun farkında. Türkiye artık Fransa, İngiltere, Brezilya hatta Rusya ve Çin gibi ülkelerle uluslararası silah pazarında rekabet edecek hale gelmeye başladı. Tabii henüz kimse Amerika ile rekabet edecek durumda değil. Zira Amerika’nın üretip sattığı savaş ve nakliye uçakları teknolojik olarak çok daha ileri düzeyde. Türkiye’nin üretip sattıkları ile Amerika’nın üretip sattığı silahlar aynı kulvarda rekabet etmiyorlar. Ama Türkler Ruslarla, Brezilyalılarla, Güney Afrikalılarla, Fransızlarla rekabet halinde. Bizim ürettiğimiz Patriot savunma füzelerini, savaş gemilerini ya da F35 savaş uçaklarını Türkiye belki 20 yıl sonra üretebilecek. Yani şu anda ABD ve Türkiye silah pazarında bir rekabet içinde değil. Dolayısıyla bu konu, Amerika ile Türkiye arasındaki gerilime katkıda bulunabilecek bir konu değil. Ancak Türkiye’nin geldiği bu yerin Rusları, Brezilyalıları ya da Fransızları rahatsız etmediğini söylemek mümkün değil.

Ama bu gelişmeler Türkiye’yi silah pazarında Amerika için potansiyel bir rakip yapmaz mı? Sonuçta her bir silah üreten ülke kendi askerî-endüstriyel kompleksini inşa etmeye çalışıyor.

Tabii tabii. Kesinlikle. Dünyada çok büyük bir silah pazarı var. Ve bu pazar çok karlı bir pazar. Türkler mesela Iraklılara silah satıyorlar. Pakistan ile yeni bir anlaşma imzaladılar. Amerikan silahlarını kullanan bazı ülkeler Türkiye gibi yerlerden silah almayı tercih ediyor; zira bu silahlar, Amerikan silahlarında olduğu gibi her hangi bir koşulla gelmiyor. Sözgelimi şuan Amerika’da Pakistanlılar tarafından parası ödenmiş savaş uçakları bekliyor. Çünkü Amerikan Kongresi uçakların teslimatını hala onaylamadı. Türkler piyasayı yokluyorlar. Görünen o ki Türkiye önümüzdeki 10-15 yıl içinde orta düzey büyüklükte, daha ziyade ikinci ve üçüncü dünya ülkelerine silah satan bir ülke olacak.

“Türkiye’nin Kendini Savunmak İçin S 400’lere İhtiyacı Var.”

Son zamanlarda Türk Silahlı Kuvvetleri silah temininde farklı kaynaklara yöneliyor. (Rusya ile S-400 anlaşması ve Fransa ile ortak füze üretimi vs.) ABD için bu durum bir sorun. Oysa bir NATO ülkesi olan Yunanistan da daha önce Rusya ile benzer bir anlaşma yapmıştı. Türkiye’nin ve Amerika’nın bu tavırlarını nasıl açıklamak gerekir?

S-400 çok yüksek kapasiteli bir savunma sistemi. Hem Stealth hem de daha konvansiyonel füzelere karşı çok etkin. Türkiye’nin şimdiye kadar böyle bir sistemi yoktu. 2011-2012 yıllarında NATO Türkiye’nin güneyine Patriot füzeleri yerleştirdi. Bunlar Amerikan, Alman ve Hollanda füze bataryalarıydı. Bir anlamda Türkiye’nin savunmasını NATO füzeleri yapıyordu. Ancak Türkiye füzeleri kendi satın almak istediğinde Amerika satmadı. Neden olduğunu bilmiyorum. Bu noktada Rusya onlara teklif götürdü. Ve sistemi satın almak için de onlara borç para vermeyi önerdi. Bunlar tabii çok yüksek teknolojiye sahip silahlar. Sofistike işletim sistemleri, kara kutuları falan var. Ama anladığım kadarı ile Ruslar bu sistemleri ve kara kutuları verme taahhüdünde henüz bulunmadılar. Yani bir anlaşma yapıldı ama ödemenin nasıl olacağı, bu kara kutuların verilip verilmeyeceği konuları hala muallakta.

Türkiye açısından bakıldığında bu cazip bir anlaşma mı sizce?

Öyle. Her ne kadar yapmamış olmalarını arzu etsem de, öyle. Eğer İran’dan, Irak’tan ya da Suriye’den balistik füze tehdidi altındaysa o zaman Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Yani neden ülkeni savunmak için Amerikan veya Alman ya da Hollanda füzelerine bağlı kalasın ki! Türkiye her zaman her alanda kendine yeten bir ülke olmak istiyor. Türkiye, NATO’da askerî açıdan kendi kendine yeten belki de ender bir iki ülkeden birisi. Diğer ülkelerin hepsi askerî kaynak ve mühimmata sahip olma konusunda işbirliği yapıyor. Önümüzdeki bir iki yıl içerisinde İngiliz ve Fransızlar ortak bir uçak gemisi yapacaklar. Hollanda bütün tanklarını tasfiye etti ve bir savaş durumunda Alman tanklarına güveniyor. Bütün NATO üyeleri masraflarını azaltacak yollar peşinde. Bunun tek istisnası Amerika, Fransa ve Türkiye.

Türkiye stratejik olarak tam bağımsız ve özerk bir ülke haline gelmek istiyor. Uçakları, gemileri, tankları olsun istiyor. Ve bu da askerî siyaset ve stratejilerine uyuyor aslında. Dolayısıyla Ruslarla yapılan anlaşma Türkler açısından mantıklı. Ancak bu, ABD ve NATO için endişe verici, zira çoğu insan bunu Türklerin Rusya merkezli yapılara kaydığı şeklinde yorumluyor. Ben böyle düşünmüyorum. Türkiye pragmatik olarak kendi planlarına uygun silahları satın alıyor.

Son olarak Türkiye-NATO ilişkisine değinelim isterseniz. Bu gelişmeler ışığında ilişkinin geleceği nasıl olacak?

Bence çok değişen bir şey olmayacak. Ancak şöyle bir problem var: Ruslardan alınan bu silahlar NATO savunma sistemi ile uyumlu değil. Eğer Türkiye bunları alırsa ve NATO da Rusya ile savaşa girerse burada bir sorun çıkacak. NATO’nun savunma hattında bir boşluk doğacak. Bu da ciddi bir sorun tabii. Bu arada, Suudi Arabistan, elinde Amerikan Patriotları olmasına rağmen, S-400 sistemini almak için anlaşma yaptı. Aynı şekilde Hintliler ve Çinliler de. Bunlar ilginç gelişmeler…