NATO ve Batı, Türkiye’nin Güvenliğini Tehdit Ediyor

S-400’ler, yapılacak anlaşmaya uygun olarak Türkiye’nin hava savunma sisteminin üretilmesini temin edecek ve Türkiye-Rusya ilişkilerinde siyasi, askeri, ekonomik boyutun yanı sıra savunma sanayii alanına da katkı sağlayacaktır.

Türkiye-NATO/Türkiye-ABD İlişkilerindeki Sorunlar

NATO üyesi Türkiye’nin Rusya’dan S-400’leri almaya kadar giden süreci daha iyi anlayabilmek için yeri gelmişken son günlerde gündemde olan Türkiye-NATO/Türkiye-ABD ilişkilerindeki sorunlar ve tartışma konularını bazı yönleriyle ele almakta fayda bulunmaktadır.

04 Nisan 1949’da 12 ülke tarafından imzalanan antlaşmayla kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (İngilizce: NATO/ North Atlantic Treaty Organization, Fransızca: OTAN/ Organisation du Traité de l’Atlantique Nord) 1952 yılında Türkiye ve Yunanistan’ın, farklı dönemlerde toplam 14 ülkenin ve en son 05 Haziran 2017 tarihinde Karadağ’ın katılmasıyla üye ülkelerin sayısı 29 olan bir askeri işbirliği anlaşmasıdır.

Fransa, 1966 yılında NATO’nun askeri kanadından çıkmış, 2009 yılında tekrar dönmüştür. Yunanistan, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra NATO’nun askeri kanadından çıkmış, 1980 yılında dönmüştür.

Fransa’nın 1966 yılında NATO’nun askeri kanadından çekilmesine kadar NATO’nun merkezi 1949-1967 yılları arasında Paris’tedir. NATO’nun merkezi 1967 yılından itibaren Brüksel’e taşınmıştır. 25 Mayıs 2017 tarihinde yapılan açılış töreni ile NATO, eski karargâhın yanındaki ana yolun hemen karşısında yer alan yeni karargâhına taşınmıştır.

Öncelikle bir yanlış algıyı düzeltelim. Türkiye’de herhangi bir NATO üssü veya ABD üssü yoktur. NATO ve ABD varlığı vardır. Türkiye’nin antlaşmalar gereği NATO veya ABD’nin kullanımına tahsis ettiği yerler vardır. Yani Türkiye ev sahibi ülke olarak istediği anda tahsis edilen üs, birlik ve yerleri NATO ve ABD’nin kullanımına kapatabilir.

08-17 Kasım 2017 tarihleri arasında NATO Harp Merkezi-Stavanger Norveç’de icra edilen “Trident Javelin-2017” bilgisayar destekli komuta yeri tatbikatı sırasında özetle; Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın düşman ülke liderleri olarak gösterilmesi ve NATO’nun böyle bir büyük skandala imza atması, zaten NATO’ya ilişkin hiç de iyi olmayan sicilinin yeniden tartışılmasına, NATO’dan çıkalım görüşünün ağırlık kazanmasına ve Türkiye’deki NATO ve ABD karşıtlığı oranlarının yükselmesine neden olmuştur. NATO tatbikatındaki skandal, NATO’dan çıkalım, çıkmayalım tartışmalarını da beraberinde getirmiştir.

NATO’da mutlaka kalınması gerektiğini savunanlar genel olarak aşağıdaki konuları ön plana çıkarmaktadırlar:

-NATO’da veto hakkımız var. Dolayısıyla NATO, Türkiye aleyhinde herhangi bir karar alamaz. Ayrılmamız durumunda ise Türkiye aleyhinde karar alınabilir, engel olma olanağımızı kendi elimizle yok etmiş oluruz.

-Türkiye, NATO üyesi olduğu için Kıbrıs Rum Kesimi’nin NATO üyeliğini veto etmektedir. Ayrılmamız durumunda Rum kesimi NATO üyesi olur ve Türkiye, Kıbrıs ve Ege sorununda sadece Rum kesimi ve Yunanistan’ı değil, bütün NATO ülkelerini karşısına almış olur.

-NATO’dan ayrılmamız durumunda mevcut silah sistemimiz kendimizi savunmamız açısından yeterli olmaz. Durup dururken dünyanın en gelişmiş silah sistemlerine sahip askeri paktını karşımıza almak akıllıca olmaz.

NATO’dan çıkılması hususunun artık değerlendirilmesi gerektiğini savunanlar ise genel olarak aşağıdaki konuları ön plana çıkarmaktadırlar:

-NATO’yu kâğıt üzerindeki amaçlarına ve görevlerine göre değerlendirmek eksik bir yaklaşımdır. Günümüzde başta ABD olmak üzere tüm NATO üyeleri, gerektiğinde başka başka isimler altında birliktelikler kurarak koalisyonlar yaratarak “NATO teşkilatının adını kullanmadan, NATO sayesinde elde ettikleri imkânları Milli İmkânlar gibi kullanarak faaliyetler, operasyonlar” yürütmektedirler. Dolayısıyla NATO, eşit oy veya veto hakkını kullanmamızın ve NATO üyesi olmanın sağladığı haklardan yoksun bırakan durumlar yaratmaktadır.

-NATO üyelerinin Kıbrıs, Ege ve Adalar konusundaki genel tutumu başından itibaren Yunanistan lehine olmuştur. NATO, Ege Adalarının Yunanistan tarafından silahsızlandırılmasına karşı girişimlerde bulunmadığı gibi NATO tatbikatlarının söz konusu adalarda planlanması için her fırsatta girişimlerde bulunmaktadır.

NATO, Türkiye’ye ait olan ada, adacık ve kayalıkların Yunanistan tarafından işgaline de ses çıkarmamaktadır. NATO, Ege’de iki ülke arasındaki sorunlara taraf olmamaya özen gösteriyormuş gibi davranmasına rağmen her fırsatta Yunanistan lehine Türkiye aleyhine davranışlarda bulunmaktadır.

-Türkiye, yaklaşık 70 yıldır silah sanayiinde dışa bağımlılığı azaltmak için gayret göstermektedir. Türkiye, Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası ABD tarafından uygulanan silah ambargosu nedeniyle savunma ihtiyaçlarında yerlilik oranını ve farklı ülkelerle işbirliği yapma faaliyetlerini artırmıştır.

NATO ve ABD en son S-400 örneğinde olduğu gibi Türkiye’nin savunma sanayiinin gelişmesi ve ihtiyaçlarının karşılanmasındaki en büyük engel olarak her zaman karşımıza çıkmaktadır.

-Türkiye’nin soğuk savaş döneminde ve sonrasında NATO’nun barış ve savaş zamanında ikinci büyük askeri gücü olmasına ve bu gücü destekleyebilmek için kaynaklarını harcamasına rağmen, NATO içerisinde arzu ettiği saygınlığı görmediği gibi “gladyo” yapılanmaları nedeniyle demokrasisi zorunlu kesintiye uğratılarak yıkıcı operasyonlara maruz kaldığı, yurtiçi ve yurtdışı belgelerle ispatlanmıştır.

-Türkiye’nin milli menfaatleri ve politikaları ile NATO politikaları her zaman uyumlu olmamıştır. Türkiye, Soğuk Savaş döneminde SSCB’ye karşı NATO üye ülkeleri içerisindeki ikinci büyük ordusu ile önemli görevler üstlenmiş ve fedakârlıklarda bulunmuştur.

Türkiye, NATO şemsiyesi adı altında nükleer silahlara ev sahipliği yapmış, halen İncirlik’te bulunan tahrip gücü artırılmış uçaklardan atılabilen taktik ABD nükleer bombalarına ev sahipliği yapmakta ve açıkça “nükleer hedef” olmaktadır.

-NATO ve ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri, diğer bir deyişle NATO’nun ikinci büyük ordusu Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalarla zayıflatılırken sesini çıkartmamış, 15 Temmuz 2016 ABD-CIA destekli darbe girişimi nedeniyle tutuklanan FETÖ/PDY üyeleri için “en yakın çalışma müttefiklerini kaybettiklerini” söylemişlerdir.

-Yakın zamanda yaşadığımız bir örnekle devam edelim: Şu anda NATO’ya üye 29 ülkenin 28’i DEAŞ’la mücadele altında ABD’nin liderliğindeki koalisyon içerisinde Suriye’dedir. NATO ortada yok ama 28 NATO üyesi ile toplamda yaklaşık 70 ülke ABD liderliğindeki koalisyon içerisinde Suriye savaşına dahil olmaktadır.

-Irak ve Suriye’de açıkça görüldüğü gibi terör örgütü PKK/PYD’ye “benim kara ordum” diyen ve NATO’yu örtülü olarak kullanan ABD yani NATO’nun lider ülkesi sözüm ona DEAŞ’la mücadele altında Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmekte ve terör örgütleri ile işbirliği yapmaktadır.

-Türkiye’nin komşularıyla ilişkilerini bozmak için çalışan NATO ve ABD ikiyüzlü politikaları ile insanlık suçu işlemekte ve DEAŞ’la mücadele altında PKK/PYD terör örgütüne yardım etmekte, Türkiye’nin güvenliğini ve bütünlüğünü açıkça tehdit etmektedir. Görüldüğü gibi zaten NATO organizasyonu dışında hareket eden ABD ve NATO üyeleri adeta gözümüzün içine baka baka Türkiye ile alay etmektedir.

-NATO kesinlikle artık güvenilir bir organizasyon değildir. ABD Başkanı Donald Trump’ın 2016 seçim çalışmaları sırasında ifade ettiği gibi DEAŞ terör örgütünü yaratan ABD, NATO’nun lider ülkesidir. NATO ve ABD, daha önce örtülü olarak terör örgütlerine verdiği desteğini artık açıkça yapmaktan kaçınmamaktadır.

-15 Temmuz darbe girişiminin bir numarası FETÖ/PDY lideri 21 Mart 1999 tarihinden itibaren ABD’de yaşamaktadır. Birçok FETÖ/PDY üyesi özellikle NATO üyesi ülkelerden sığınma ve siyasi destek almış, almaya da devam etmektedir.

-NATO üyesi ülkelerin yine büyük bir çoğunluğu ve ABD, PKK/PYD’yi yanına alarak eğitmiş, karadan ve havadan silah yardımı yapmış, hava gücü ile desteklemiş ve desteklemeye devam etmektedir. NATO’yu kullanan ABD, Suriye’de kurduğu üslerle Orta doğu’da kalıcı olmaya ve hakimiyet alanını genişletmeye çalışmaktadır. NATO ve ABD artık Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve sonrasında Türkiye ve İran’ın toprak bütünlüğünü hedef almış terör destekçisi potansiyel bir tehdit unsurudur.

-NATO tartışmalarını sadece antlaşma ruhuna uygun akademik olarak yaptığınızda eşit üyelik ve veto hakkınızı ön plana çıkarabilir hatta faydalarını saymakla bitiremezsiniz. Fakat NATO’yu, lider ülkesi ABD’yi, üyelerinin politika ve uygulamalarını birlikte değerlendirmek zorunluluğu kaçınılmazdır. Soğuk Savaş sonrası NATO ve ABD dünyada tek kutuplu kalmanın verdiği cesaretle kendilerine farklı görevler bulmaya başlamıştır. Bu fırsattan istifade ile ABD, NATO’yu hep kendi çıkarları için kullanmaya ve farklı oluşumlar şeklinde görevlendirmeye ve kullanmaya başlamıştır. Yani NATO, ABD’nin oyuncağı hale gelmiştir.

-Türkiye’nin üyesi olduğu 1952 yılından günümüze kadar faydasının yanı sıra zararı daha fazla olan NATO, görevini tamamlamış ve “kirli” bir organizasyon halini almıştır. Artık NATO’dan ayrılmak ve başta komşu ülkeler İran, Irak, Suriye ve Rusya olmak üzere Batı Asya’da yeni ittifaklar kurmak Türkiye’nin öncelikleri arasında olmalıdır. NATO’dan ayrılmaya ilişkin öncelikle askeri kanadından başlayan birçok yöntem uygulanabilir. Bu konuda verilecek kararın Türk halkının isteğini yansıtan bir “referandum” ile yapılması daha uygun olacaktır.

S-400 Uzun Menzilli Yüksek İrtifa Hava Savunma Sisteminin Özellikleri Nelerdir?

2017 yılından itibaren yürütülen görüşmeler ve iki ülke arasında Ocak 2018 ayında ödemeye ilişkin kredi usullerinde varılan anlaşma ile Türkiye Rusya’dan 2.5 Milyar Dolar tutarında 2 sistem, 4 bataryadan oluşan S-400 Uzun Menzilli Yüksek İrtifa Hava Savunma Füzesi satın almaya karar vermiştir. SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) döneminde S-300 füzelerinin üretilmesinden sonra geliştirilmeye başlanan S-400 Uzun Menzilli Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemi, 2007 yılından itibaren Rusya’nın silah envanterinde yer almaktadır.

S-400’ler, sratejik öneme sahip siyasi, ekonomik ve askeri hedefleri korumak için geliştirilen bir hava savunma sistemidir. Dünyadaki en iyi hava savunma sistemlerinden biri olarak nitelendirilen sistem, savaş uçakları, radar tespit ve kontrol uçakları, keşif uçakları, stratejik ve taktik uçaklar, taktik, operasyonel-taktik balistik füzeler, orta menzilli balistik füzeler, hipersonik hedefler ve diğer gelişmiş hava saldırısı araçlarını imha etmek üzere tasarlanmıştır.

Kısa, orta ve uzun menzillerde füzeleri aynı anda kullanabilen S-400’ler, radarı ile 600 kilometre uzaklıktaki hedefi algılama özelliğine sahiptir.

S-400’ler; çok uzun menzilli 40N6 model füzeyle 400 kilometre, uzun menzilli 48N6 model füzeyle 250 kilometre, orta menzilli 9M96E2 model füzeyle 120 kilometre ve kısa menzilli 9M96E model füzeyle de 40 kilometredeki hedefleri vurabilmektedir.

Türkiye’nin sahip olacağı füze adedi ve tiplerinin hangi menzilleri kapsayacağı ve diğer ayrıntılar henüz açık kaynaklara yansımamakla beraber karma menzillere sahip füzelerden satın alınacağı değerlendirilmektedir.

Türkiye S-400 Rus Füzeleri İçin Neden Israrcı Oldu?

ABD ve bazı Batı ülkeleri, PKK/PYD ve FETÖ/PDY ile mücadelede Türkiye’ye karşı iki yüzlü bir politika uygulamakta ve terör örgütlerini destekleyerek ülke güvenliğimizi yıllardır tehdit etmektedir. Türkiye, ABD’nin çeşitli bahanelerle yüksek teknoloji ürünü silahları hatta son yıllarda daha düşük kapasiteli silahları bile satmaktan vazgeçmesi üzerine farklı kaynaklara ve işbirliği yapacağı ülkelere yönelmiştir. Türkiye elbette PKK/PYD’ye kara gücüm diyen, 21 Mart 1999’dan beri FETÖ elebaşına ev sahipliği yapan, 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olan ülke ve ülkelere karşı bazı yaptırımlar uygulayacaktır. Bunlardan birisi de siyasi karar gerektiren S-400 alımıdır.

S-400’Leri Diğer Hava Savunma Sistemlerinden Ayıran Özellikler Nelerdir?

S-400 Uzun Menzilli Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemi, Türkiye’nin gündemine giren diğer uzun menzilli yüksek irtifa hava savunma sistemlerinden imkân ve kabiliyetleri açısından Tablo-1’de mukayeseli olarak görüldüğü gibi genel olarak 2.5 kat daha iyi özelliklere sahiptir.

Türkiye NATO’yu Kendisine Tehlike Olarak mı Görüyor?

Soğuk savaş sürecinin sona ermesinden sonra NATO üyesi ABD ve bazı Batı ülkeleri, bölgesel politikalarında Türkiye’nin ulusal bütünlüğüne karşı eylemler içerisindedirler. Yıllardır bazı NATO üyelerinin PKK/PYD terör örgütüne olan destekleri, Irak ve Suriye’de uyguladıkları politikalar, FETÖ/PDY’ye destekleri, 15 Temmuz’un arkasında durmaları, Barzani’nin sözde referandumuna verdikleri destek ile son olarak Suriye’de ağırlığı PKK/PYD’den oluşacak Irak ve Suriye sınırlarını korumak üzere 30 bin kişilik sınır koruma gücü kuracağını açıklaması açık bir şekilde Türkiye’yi hedef almaktadır. Bu özünde NATO’nun Türkiye’ye karşı düşmanca tutumundan başka bir şey değildir. Elbette Türkiye NATO’nun kendisine tehdit teşkil etmesini sorgulayacaktır. En önemli gösterge: NATO ve Batı, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne karşıdır. Artık ittifak ilişkilerinin bu yalın gerçekler karşısında sorgulanması ve ona göre tedbir alınması gereklidir.

S-400’ler NATO İçin Tehlike Mi?

S-400’ler bir hava savunma sistemi olup, saldırı silahı değildir. Türkiye’nin özellikle 1990’lı yıllardan itibaren eksikliğini hissettiği uzun menzilli yüksek irtifa hava savunma sisteminde önemli bir boşluğu dolduracaktır. Çok açık bir şekilde “Ülkemize, Anavatanımıza” tehdit teşkil edecek ve saldıracak düşmanlara karşı kullanılacaktır. Bu şu anlamı taşımaktadır: en çok gündeme getirildiği gibi yani direkt olarak NATO’ya karşı değil, havadan gelebilecek ister halihazır “NATO Üyesi” bir ülkeden olsun, ister olmasın kimden gelirse gelsin “düşman ülke” tehditlerine karşı kullanılacak bir sistemdir.

S-400’ler NATO Sistemleri İle Uyumlu mu? Uyumlu Hale Getirilecek mi? Getirilebilir mi?

Öncelikle bir konunun altına çizmekte fayda var. Teknik uzmanlar çok daha iyi detayları bileceklerdir. Dünyadaki farklı iki sistem yapılacak/yazılacak bir ara yüz vasıtasıyla birbirleriyle uyumla hale getirilebilir. S-400’ler de istenirse NATO sistemi ile birlikte kullanılabilir. Ama S-400 sistemi NATO üyesi olmayan bir ülkeden alındığı için NATO sistemlerine entegre edilmeyecektir. Bu NATO politikalarına aykırıdır. NATO ve ABD bu konudaki tehditkâr açıklamalarına devam etmektedirler. S-400’ler NATO sistemine politik olarak entegre olmaz ama teknik olarak her zaman entegre olması mümkündür. Ayrıca, S-400’lerin milli olarak kullanılması için fiziki ve teknik altyapı çalışmaları yürütülmektedir.

S-400’ler, Türkiye’nin öncelikle stratejik hedeflerinin savunmasında kullanılacak şekilde konuşlandırılacaktır. Yani tehdit değerlendirilmesine uygun olarak Türkiye’nin başkentine, doğu-batı, güney-kuzey her bölgesine konuşlandırılabilir. Sistemlerin hareketli (mobil) olması Türkiye’ye bu harekât elastikiyetini kazandıracaktır.

Türkiye’nin coğrafi özellikleri nedeniyle herhangi bir sistemin yerleştirildiği yer ve coğrafi şartlar S-400’lerin başlangıçta açıklanan teknik değerlerinin arazi şartlarına göre yeniden hesaplanmasını zorunlu kılmaktadır. Haritalarda gösterilen değerler azami olarak alınmış olup, gerçek değerler ise yerleştirilen bölgeye göre değişiklik gösterecektir.

Yalnız unutulmaması gereken bir diğer konu S-400’lerinin kendi öz savunması için başka füze ve uçaksavarlara da ihtiyaç vardır. Yani bu şu demektir: S-400’lerle uyumlu ve onların orta ve alçak hava savunma ihtiyacını karşılayacak ilave hava savunma sistemlerinin alınması kaçınılmaz olacaktır.

15 Temmuz ve Benzeri Olaylarda S-400 Benzeri Hava Savunmasının Önemi Nedir?

15-16 Temmuz 2016 tarihlerinde ABD-CIA destekli FETÖ/PDY darbe girişimi esnasında sadece F-16 uçakları ile yapılan bombalı saldırılarda 68 vatandaşımız şehit, 118 vatandaşımız gazi olmuş olup, Türkiye genelinde ise 249 vatandaşımız şehit, 2196 vatandaşımız gazi olmuştur.

15 Temmuz 2016 saat 23.18’de Emniyet Genel Müdürlüğü Havacılık Daire Başkanlığı bombalanmış, 7 vatandaşımız şehit, 5 vatandaşımız gazi olmuştur.

15 Temmuz 2016 saat 24.00’te Gölbaşı ilçesindeki Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekât Daire Başkanlığı bombalanmış, 44 vatandaşımız şehit, 36 vatandaşımız gazi olmuştur.

16 Temmuz 2016 saat 00.56’da ve saat 01.18’de olmak üzere Ankara Emniyet Müdürlüğü Binası 2 kez bombalanmış, 2 vatandaşımız şehit, 38 vatandaşımız yaralanmıştır.

16 Temmuz 2016 saat 02.35’te TBMM Bahçesi ve saat 03.24/03.25’te TBMM Yerleşkesi hedef olmak üzere TBMM 2 kez bombalanmış, 32 vatandaşımız gazi olmuştur.

16 Temmuz 2016 saat 03.14/03.15/ 03.17/03.19’da TÜRKSAT yerleşkesi bombalanmıştır.

16 Temmuz 2016 saat 06.19’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Yakınındaki Köprülü Kavşak ve Otopark bombalanmış, 15 vatandaşımız şehit, 7 vatandaşımız gazi olmuştur.

Darbeye teşebbüs faaliyeti sırasında 25 pilot F-16 uçağı kullanmış, bunlardan 11 pilot 6 hedefe 14 bomba atma faaliyetini gerçekleştirmiş, pilotlardan 2’si İstanbul üzerinde alçak uçuş yapmış, 2’si Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçağını takiple görevlendirilmiş, diğer 10 F-16 pilotu da Ankara üzerinde alçak uçuş yapmıştır.

Darbe girişimi sırasında uçak ve helikopterler Türk Hava Sahasını serbestçe kullanmışlar ve başlangıçta herhangi büyük bir engelleme ile karşılaşmamışlardır. Alçak irtifada yapılan helikopter saldırılarına karşı bir derece karşı konulmuş, uçaklar için ise hiçbir şey yapılamamıştır.

Ancak ilerleyen saatlerde darbeci pilotların kullandığı uçak ve helikopterler yine darbe karşıtı pilotların kullandığı uçaklar ile engellenmişlerdir. F-16 uçaklarının yaptığı saldırı ve uçuşlara dikkat çekmemizin amacı; S-400 ve benzeri uzun menzilli yüksek irtifa hava savunma füzelerinin tedarik edilmesiyle sadece yurt dışından gelen düşman hava ve füze saldırılarına karşı değil, 15 Temmuz kalkışmasında olduğu gibi içimizde bulunan hain FETÖ/PDY piyonları gibi hava sahamızda elini-kolunu sallayarak uçanlara karşı da gerektiğinde kullanılması söz konusu olabilecektir.

S-400’ler Türkiye’nin Savunması İçin Yeterli mi?

Hiçbir zaman bir hava savunma sistemi tek başına çözüm olmayacaktır. Çünkü her hava savunma sistemin kendisinin de hava savunma korumasına ihtiyaç vardır.

Buna karşılık Türkiye’nin Rusya ile S-400 anlaşması, hava sahamızın korunması açısından çok önemli bir caydırıcılık sağlayacaktır.

Dünyada silah üreticileri olarak başta ABD, Rusya, İngiltere ve arkasından da Almanya, İtalya olmak üzere hiçbir ülke ürettiği silahların kaynak kodlarını sattığı ülkelerle paylaşma yoluna gitmemektedir.

Teknoloji transferinde kısıtlı transferi ön görmektedirler. Bu sadece Rusya için değil ABD için de geçerlidir. Örnek olarak ABD, kaynak kodlarını veya ileri teknoloji paylaşımına ait bilgileri en yakın müttefiki İngiltere’yle bile paylaşmamaktadır.

Ayrıca, Rus yetkililer de S-400’lerin kaynak kodlarını Türkiye’ye vermeyi düşünmediklerini açıklamışlardır. 2020 yılından itibaren envantere gireceği ifade edilen S-400’ler, yapılacak anlaşmaya uygun olarak Türkiye’nin hava savunma sisteminin üretilmesini temin edecek ve Türkiye-Rusya ilişkilerinde siyasi, askeri, ekonomik boyutun yanı sıra savunma sanayii alanına da katkı sağlayacaktır.

Sonuç olarak başta ABD ve NATO, S-400 anlaşmasının Çin ile olan anlaşmada olduğu gibi yine iptal edilmesini ümitle beklemekte ve Türkiye’ye karşı her türlü baskı ve engelleme yollarını son ana kadar kullanacaklarını açıkça ifade etmektedirler.

Türkiye ve Rusya arasında S-400 tedariğine ilişkin imzalanan anlaşmanın uygulanması bu anlamda Türkiye’nin güvenirliği, güvenliği, uluslararası alanda saygınlığı ve komşu ülkelerle işbirliği açısından da büyük önem taşımaktadır.