<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ekonomi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/kategori/yorunge-haber/ekonomi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Sep 2024 11:48:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Ekonomi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Eskiden Devlet Nasıl Soyuluyordu, Biliyor musunuz?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/eskiden-devlet-nasil-soyuluyordu-biliyor-musunuz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/eskiden-devlet-nasil-soyuluyordu-biliyor-musunuz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gündüz Demirhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Sep 2024 11:48:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=19150</guid>

					<description><![CDATA[Mesela… Devlet bir minibüs alım ihalesi açıyordu. Her ihalenin bir de şartnamesi olur. Orada yazıyordu; vites kolu direksiyona 47 cm uzaklıkta olacak, diye… Böyle arabası olan koçum gibi iş adamı da pek olmadığı için, bu mesafe aralık üretim kime tesadüf ederse ihaleye mecburen sadece o giriyordu ve istediği fiyatı veriyordu. 3 liralık ihale 5 liraya gidiyordu. Elbette bu ihale mafyası çok güçlüydü…2014 yılında bizzat yaşadığımız olayı anlatayım bir de… Mesela… 2013 yılında Vestel&#8217;in 600 milyon liraya aldığı ve iptal edilen Fatih Projesi ihalesine Datateknik olarak girdik 280 milyona aldık. Şirket Ülker&#8217;den yeni teslim alınmıştı. Sen misin yarı yarıya ihale düşüren? Yine iptal edildi. Türkiye 3&#8217;e bölündü ve ihale toplam olarak 900 milyona verildi. Gülmeyin, gerçek olay anlatıyorum. Şimdilerde böyle… Yap işlet devret ihalelerine girenler ise vergi ödemiyor. İlaveten bir başka olay anlatayım… Sabancı bu yıl 7 trilyon lira zarar etmiş ve vergi listesinde bu nedenle yer alamamış. Sabancı grubunun zamanında SASA diye bir şirketi vardı. 50 yıl boyunca bu şirket Sabancılarda kaldı. 2015 yılında SASA, Erdemoğlu Holding&#8217;e satıldı. Erdemoğlu Holding adı üzerinde Erdemli bir holding olmalı ki, bu SASA&#8217;yı alınca Türkiye&#8217;nin en zengini oldu. Nasıl oldu? Çünkü Türkiye&#8217;nin tekstil sektörünün ihtiyacı olan, mesela diyelim ki, polyester bir ip modelinin tek &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mesela… Devlet bir minibüs alım ihalesi açıyordu. Her ihalenin bir de şartnamesi olur. Orada yazıyordu; vites kolu direksiyona 47 cm uzaklıkta olacak, diye… Böyle arabası olan koçum gibi iş adamı da pek olmadığı için, bu mesafe aralık üretim kime tesadüf ederse ihaleye mecburen sadece o giriyordu ve istediği fiyatı veriyordu. 3 liralık ihale 5 liraya gidiyordu.</p>



<p>Elbette bu ihale mafyası çok güçlüydü…2014 yılında bizzat yaşadığımız olayı anlatayım bir de…</p>



<p>Mesela… 2013 yılında Vestel&#8217;in 600 milyon liraya aldığı ve iptal edilen Fatih Projesi ihalesine Datateknik olarak girdik 280 milyona aldık. Şirket Ülker&#8217;den yeni teslim alınmıştı. Sen misin yarı yarıya ihale düşüren? Yine iptal edildi. Türkiye 3&#8217;e bölündü ve ihale toplam olarak 900 milyona verildi. Gülmeyin, gerçek olay anlatıyorum.</p>



<p>Şimdilerde böyle… Yap işlet devret ihalelerine girenler ise vergi ödemiyor.</p>



<p>İlaveten bir başka olay anlatayım…</p>



<p>Sabancı bu yıl 7 trilyon lira zarar etmiş ve vergi listesinde bu nedenle yer alamamış.</p>



<p>Sabancı grubunun zamanında SASA diye bir şirketi vardı. 50 yıl boyunca bu şirket Sabancılarda kaldı. 2015 yılında SASA, Erdemoğlu Holding&#8217;e satıldı. Erdemoğlu Holding adı üzerinde Erdemli bir holding olmalı ki, bu SASA&#8217;yı alınca Türkiye&#8217;nin en zengini oldu. Nasıl oldu? Çünkü Türkiye&#8217;nin tekstil sektörünün ihtiyacı olan, mesela diyelim ki, polyester bir ip modelinin tek üretici ve ithalatçı yetkilisi bu abiler olmuştu. Bütün iplerden haraç alır gibi komisyon alınca da, Türkiye&#8217;nin en zengini olmuşlardı. Sahi şimdi neredeler?</p>



<p>Bazıları işte özel analardan doğunca kendileri için böyle özel yasalar çıkıyordu. Şanslı olmak ayrı bir şey.</p>



<p>Yine yaşadığım bir olay…</p>



<p>Fildişi Sahili Ticaret Odası diye bir oluşumun kağıt üzerinde yetkilisiyim diye bazı bilgiler geliyor. Altın konusunda bir şeyler daha önce yazmıştım. O zaman kaju bilgisi gelmişti. Akreditasyon ayarlayıp piyasayı kontrol edeyim dedim. Bir de baktım, Irak üzerinden kaju ithal edenler vergi ödemiyordu. Adamlar Doğu Afrika&#8217;dan Hindistan&#8217;a, Hindistan&#8217;dan Irak&#8217;a ticareti bu şekilde tekellerine almışlardı. Araya girmek mümkün değildi. Ticaret Bakanlığı farklı ürünlerle ilgili sürekli böyle istisnalar yayınlar. Yüzde 30-40 vergi avantajı olan birilerinin karşısında ithalat yapmak mümkün olmaz.</p>



<p>İşte, şimdilerde de devlet böyle soyuluyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/eskiden-devlet-nasil-soyuluyordu-biliyor-musunuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fiyat Etiketlerine Kan Bulaşmadan!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/fiyat-etiketlerine-kan-bulasmadan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/fiyat-etiketlerine-kan-bulasmadan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ercan HARMANCI]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Mar 2024 14:04:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=19096</guid>

					<description><![CDATA[Evet, yazının başlığını okuyanlar “Bu nasıl başlıktır” diye sitem edebilirler. “Bu yazıyı yazmakla ne kazandın?” diye de eklenebilir…Fiyat Savaşları, üzerine 2021 yılından buyana değişik başlıklarla birden çok makale yazdım. Müneccimlik yapmadım ve yıldızları taşlamaktan da Rabbime sığınırım. Lakin bu sosyal gerçeği gören bir tek ben değilim belki zihnimden geçenleri çekinmeden kelimelere ve cümlelere dökme konusunda biraz hassas davranıyorum. Biliyorum ki “Ben düşünmüştüm” diye birinin bir mazereti olamaz … Lakin “ben söyledim, ben yazdım dahası ben uyardım” diyerek bir mazeretimiz olsun diye bu konuyu bir daha yazmak için bu başlığı attım… Öncelikle şunu ifade edeyim maalesef ülkemizdeki dayanıklı ve özellikle dayanıksız tüketim malların ve özel ya da kamu olarak verilen hizmetlerinin fiyatlarındaki artış küresel bir olayın raflardaki ürünlere yansıması değildir. Bu ne küresel Covid ne de bunun yansımaları olan petrol ve kur dalgalanmalarıdır. Türkiye’de mal ve hizmetlerin mantıkla ve vicdanla temellendirilemeyecek şekilde artması bir toplum mühendisliğidir. Ve küresel iletişimcilerin bile tahmin ettiklerinden önce fahiş fiyatların artışlarına karşı toplumun zihninde bu fiyat artışları meşruluk kazandı. Kısacası toplum bu durumu çok çabuk kanıksadı. Türkiye’de 2021 yılından sonra insanların en büyük korkusu daha büyük zamların fiyatlara yansıması değil; sahip oldukları mal ve hizmetlerin finansal göstergelerle açıklanamayacak yükselişinin bir gün akamete uğrama korkusudur. Bu süreçte &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Evet, yazının başlığını okuyanlar “Bu nasıl başlıktır” diye sitem edebilirler. “Bu yazıyı yazmakla ne kazandın?” diye de eklenebilir…Fiyat Savaşları, üzerine 2021 yılından buyana değişik başlıklarla birden çok makale yazdım.</p>



<p>Müneccimlik yapmadım ve yıldızları taşlamaktan da Rabbime sığınırım. Lakin bu sosyal gerçeği gören bir tek ben değilim belki zihnimden geçenleri çekinmeden kelimelere ve cümlelere dökme konusunda biraz hassas davranıyorum. Biliyorum ki “Ben düşünmüştüm” diye birinin bir mazereti olamaz … Lakin “ben söyledim, ben yazdım dahası ben uyardım” diyerek bir mazeretimiz olsun diye bu konuyu bir daha yazmak için bu başlığı attım…</p>



<p>Öncelikle şunu ifade edeyim maalesef ülkemizdeki dayanıklı ve özellikle dayanıksız tüketim malların ve özel ya da kamu olarak verilen hizmetlerinin fiyatlarındaki artış küresel bir olayın raflardaki ürünlere yansıması değildir. Bu ne küresel Covid ne de bunun yansımaları olan petrol ve kur dalgalanmalarıdır.</p>



<p>Türkiye’de mal ve hizmetlerin mantıkla ve vicdanla temellendirilemeyecek şekilde artması bir toplum mühendisliğidir. Ve küresel iletişimcilerin bile tahmin ettiklerinden önce fahiş fiyatların artışlarına karşı toplumun zihninde bu fiyat artışları meşruluk kazandı. Kısacası toplum bu durumu çok çabuk kanıksadı.</p>



<p>Türkiye’de 2021 yılından sonra insanların en büyük korkusu daha büyük zamların fiyatlara yansıması değil; sahip oldukları mal ve hizmetlerin finansal göstergelerle açıklanamayacak yükselişinin bir gün akamete uğrama korkusudur.</p>



<p>Bu süreçte vatandaş devletten daha fazla finansal göstergeye sahip olmuştur. Şöyle ki, emekli olan bir kişi emekli parasının üzerine yarısı kadar daha koyup bir ev alabilirken bugün bir emekli ikramiyesi ile bir evin ancak 1/10 kadarı alınabilmektedir.</p>



<p>Elbette bu süreçte ciddi finansal çıkmaza giren hatta açlık sınırında mücadele eden insanların olmadığını söyleyemeyiz.</p>



<p>Türkiye’de 2021 yılında bir kilo peynir 20 TL bandında iken bugün en düşük niteliğe sahip peynirin raf fiyatı 200 TL bandındadır. Bunun anlamı bir ürüne verilen para on kat arttı demektir. Avrupa’da bir ürün %50 arttığında devletten önce toplum bunun hesabını sormak için ciddi boyutta örgütlenip bunun sonunda mücadeleyi kazanabilmektedir.</p>



<p>Toplumda artık şu düşünce kemikleşmiştir “Şayet piyasadaki fiyatlar düşerse benim sahip olduklarımın da fiyatı düşecektir!” bu sebeple toplumun %80’e yakını sahip olduklarının değerini kaybetmemesi için zamlara sadece sembolik tepki göstermiştir. Bu da insan fıtratından kaynaklana bir durumdur kimse daha fazla ödemekten zevk almaz …</p>



<p>Ülkemizde genel kaos eksenli Gezi Olayı, çokuluslu işgal girişimi 15 Temmuz girişimleri hezimet uğrayarak Türkiye güç kazandı. Ve politik olarak Erdoğan iktidarının sarsılamayacağını asla politik örgütler üzerinden bir girişimin başarılı olmayacağı konusunda mutabık oldular.</p>



<p>Küresel iletişimciler, küresel güçlere bir tavsiyede bulundu. Bürokrasi üzerinden derin bir kaos stratejisi fikri verildi. 2019 Recep Tayyip Erdoğan seçimi kazandığı günün ertesi Türkiye’de Bürokrasi Konseyi yapılanması başladı.</p>



<p>Bürokrasi Konseyi yapılanması şu an çokuluslu organizasyonların en güç güvendiği yapılanmadır. Öncelikli olarak Bürokrasi Konseyi için ciddi bir finans kaynağına ihtiyaç yoktu. Bu önemli bir tercih sebebiydi.</p>



<p>İkinci önemli sebep tüm çokuluslu güçler Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 Temmuz sonrası köklü bir bürokrasi yapılanması beklenirken bu korkunun yersiz olduğu hem dış hem de iç mihrakları sevindirdi. Türkiye FETO ile referanslı memurların %90 oranındaki kamu çalışanlarına idari ve adli yaptırım yaparken üst düzey bürokrasi için ise tenzil yerine taltif hakim oldu.</p>



<p>Şimdi sözü uzatmadan nasıl oldu da Türkiye’de 250.000 TL olan meskenler 4.000.000 TL gibi bir rakama fırladı. Oysa gayrimenkulde girdi yoktur ki değişen finansal göstergelerden etkilensin.</p>



<p>Gayri menkuller neden fahiş şekilde pahalandırıldı; toplumda “Ben devletten daha zenginim” şöyle ki, bu fahiş fiyatlardan sonra devlet vatandaşına en çok finansal olarak 400.000 TL verebilirken bugün vatandaşlar bunun on katı finansal güce sahip…</p>



<p>Bundan önceki birkaç yazımda da yazdım özellikle araç ve gayrimenkul alanında fahiş fiyatlarsa satışa sunulan araç ve evleri satan ya da aracı olanlar yaşları 20 -35 bandındadır. Ve asıl altının çizilmesi gereken bu kişilerin bürokrasiye ya da politikacıya yakın isimler olmasıdır.</p>



<p>Aslında arz edilen mallara verilen değer o araca verilen değer değil atılacak imzaların sembolik göstergesidir. Birçok büyükşehirde değerli taşınmazlara inşaat izni verilen kişilerle kimlerin araç ve taşınmaz ticareti yaptığı araştırılırsa yazdıklarımın bir niyet okuma olmadığı anlaşılacaktır.</p>



<p>Bürokrasi ne yaptı? Bu fahiş fiyat artışlarına neden engel olmadı? Çünkü toplumun Erdoğan’a karşı tutumunu değiştirecek en baskın algı alım gücüdür. Ve bürokrasi özellikle üst düzey bürokrasi Erdoğan’dan rahatsız bunun en önemli bir sebebi kendilerini bu makamlara taşıyan Gülen Hareketi’ne karşı yapılan hareketlerdir.</p>



<p>Hem Tarım ve Ormancılık hem de Ticaret Bakanlığı’nın ilgili ve yetkili makamlara defalarca şu talepte bulundum. Özellikle dayanaksız tüketim mallarının birim üretim maliyet hesaplanmasının ilgili teknokratlar tarafından yapılıp yapılmadığı yapılmış ise bu bilgilerin özel de şahsımla genelde her il valisi bölgenin halkıyla paylaşılmasının ciddi şekilde gerçekçi olmayan fiyatları gerçek finansal değere döndüreceğini ifade ettim.</p>



<p>Devlet birçok şeyi aşı yapılıp yapılmadığını, doğum kontrolü yapılıp yapılmadığını, kız çocuklarını okutup okutmadığını hafiyelik boyutunda takip ederken hangi maslahatı gözeterek toplumun temel tüketim mallarının üretim maliyetlerini takip etmiyor?</p>



<p>Bir ürünün raf üzerinde birim üretim maliyetinin ibrazı zorunlu kılınırsa ve yetkili makamların teknokratları tarafından ürünlerin A, B ve C düzeyinde üretim maliyet hesabı paylaşılırsa bunun en iyi takibini toplum yapacaktır. Ve perakendeciler ise keyfi ve gerekçesiz periyodik fiyat artışı yapamayacaktır.</p>



<p>Küresel güçlerin beklentisi perakendecilerin daha fazla kazanması gibi bir hedefi yoktur. Onların beklentisi fiyatlar üzerinden toplumun Erdoğan’a tutumunu değiştirmek bu ilk strateji ikincisi ise bu tutumları değişen kitle belli doyum noktasına ulaşınca artık marketlerde “Açtım, alacak param yoktu öldürdüm” telkini hipnotik bir dille ana haber bültenlerine servis edilerek, öldürme algısı meşruluk kazandırılacak.</p>



<p>Fiyatlar üzerinden bir korku girdabı oluşturulacak birçok perakendeci artık ürünleri karaborsa şeklinde topluma değil aracılara satacak halk ürün bulamayız korkusu ile o aracılardan rica minnet almaya çalışacak.</p>



<p>Oysa tüm bunları sadece mal ve hizmetlerin üretim birim maliyetlerinin ibrazı bir toplumsal kaosun panzehri olacaktır…Öngörüm ilgili bakanlıklar bu konuda adım atmamak için ısrar edecektir ta ki Erdoğan bu konuda “Yap ya da terk et” emri vermesini bekleyecekler.</p>



<p>Kısacası, Bürokrasi Konseyi deşifre edilmeden ki bunun en kestirme yolu özellikle tüm üst düzey bürokratları Gülen Hareketi’nin Bürokrasi Koruma Kalkanı olarak bilinen adli ve idari soruşturma ve kovuşturma zorlukları kaldırılmalı ve üst düzey bürokratlar belli başarıyı elde edemediğinde memurluğu tenzil edilmelerinin önü açılmalıdır.</p>



<p>Ve bürokratlar bir kurumda 3 yıl süre ile görev yapmalıdır ki hem orada hegemonya kurmasın hem de çalışanlar bir korku ile hareket etmesin …</p>



<p>Son olarak temennim önlemler ivedilikle alınır ve fiyatlara kan bulaşmaz…Kirli hesap yapan iç ve dış mihraklar oturup kan ağlarlar…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/fiyat-etiketlerine-kan-bulasmadan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Refah Payı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/refah-payi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/refah-payi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jul 2023 13:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Maaş]]></category>
		<category><![CDATA[Refah Payı]]></category>
		<category><![CDATA[zam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18818</guid>

					<description><![CDATA[Tüm emekli maaşlarına enflasyon oranda zam yapılmasının eşit hak ilkesine dayandırılması normal sayılabilir. Ama &#8220;refah payı&#8221; denen ve tespiti tamamen hükümetin inisiyatifinde olan ek ödeme konusunda, az gelirli olan insanlara (moda tabirle) &#8220;pozitif ayrımcılık&#8221; yapılmış olsa idi, hem vicdanlara hem de hakkaniyete kesinlikle daha uygun olurdu. Yeni zamla birlikte maaşı 60.680.- TL olan memur emeklisine refah payı olarak 2420.- TL verilmesi o kişinin ne refahını arttırır, ne de dişinin kovuğuna gider. Her ne kadar hepsi memur statüsünde olmasına rağmen arada 7 kat maaş farkının olması garip ise de, en düşük memur emeklisi 9490.- TL alırken refah payı olarak o kişiye ancak 380.- TL takdir edilmesi pek de hakka uygun olmamış gibi. Benzer şekilde, seyyanen zam düzenlemesiyle ancak 7.500.-TL alabilen SSK-Bağkur emeklilerine 212.-TL yerine mesela 1500.-TL ödeseydiniz, asıl o zaman gereken kişilere gereken oranda refah payı ödemiş olurdunuz. Üstelik bu türden hakkaniyetli bir düzenlemeyle aynı anda iki ayrı sonuca da ulaşırdınız: 1- Genel seçim sonrası &#8220;büyük şehirlerde kazandık ama iç Anadolu ve diğer kasabalarda insanlar bize oy vermedi, niye vermediğini de anlayabilmiş değilim&#8221; diye düşünenleri sevindirmemiş, aksine üzmüş olurdunuz. 2) Hayat zorluğunu sırtlanıp az maaşla çok iş yaptığı için emeklilik payı da düşük olan ve (az önce adı geçen) büyükşehirlerdeki tuzu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tüm emekli maaşlarına enflasyon oranda zam yapılmasının eşit hak ilkesine dayandırılması normal sayılabilir. Ama &#8220;refah payı&#8221; denen ve tespiti tamamen hükümetin inisiyatifinde olan ek ödeme konusunda, az gelirli olan insanlara (moda tabirle) &#8220;pozitif ayrımcılık&#8221; yapılmış olsa idi, hem vicdanlara hem de hakkaniyete kesinlikle daha uygun olurdu.</p>



<p>Yeni zamla birlikte maaşı 60.680.- TL olan memur emeklisine refah payı olarak 2420.- TL verilmesi o kişinin ne refahını arttırır, ne de dişinin kovuğuna gider. Her ne kadar hepsi memur statüsünde olmasına rağmen arada 7 kat maaş farkının olması garip ise de, en düşük memur emeklisi 9490.- TL alırken refah payı olarak o kişiye ancak 380.- TL takdir edilmesi pek de hakka uygun olmamış gibi.</p>



<p>Benzer şekilde, seyyanen zam düzenlemesiyle ancak 7.500.-TL alabilen SSK-Bağkur emeklilerine 212.-TL yerine mesela 1500.-TL ödeseydiniz, asıl o zaman gereken kişilere gereken oranda refah payı ödemiş olurdunuz.</p>



<p>Üstelik bu türden hakkaniyetli bir düzenlemeyle aynı anda iki ayrı sonuca da ulaşırdınız:</p>



<p>1- Genel seçim sonrası &#8220;büyük şehirlerde kazandık ama iç Anadolu ve diğer kasabalarda insanlar bize oy vermedi, niye vermediğini de anlayabilmiş değilim&#8221; diye düşünenleri sevindirmemiş, aksine üzmüş olurdunuz.</p>



<p>2) Hayat zorluğunu sırtlanıp az maaşla çok iş yaptığı için emeklilik payı da düşük olan ve (az önce adı geçen) büyükşehirlerdeki tuzu kuruların aksine mevcut yönetimi her zaman destekleyip oy veren insanları sevindirmiş, daha da önemlisi onların&nbsp; güvenlerini kazanmış olurdunuz.</p>



<p>Yapılan işlerin insanların gözüne sokulurcasına duyurulacağı sosyal medya atağına kalkışmak yerine &#8220;çalmadık kapı bırakmayalım, herkese ulaşalım&#8221; gibi eski moda usulle yerel seçimlere hazırlanmayı düşünen ve yine bu yolla İstanbul ve Ankara&#8217;yı geri kazanmayı umanların, kendi elleri altındaki &#8220;refah payı&#8221; imkanını doğru yönde kullanamayıp (yine az önce adı geçen) kasabalıları küstürürlerse, büyük şehre pirince giderken eldeki kasaba bulgurundan olmaları bile mümkündür.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/refah-payi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Biraz Borsa İstanbul Konuşalım…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/biraz-borsa-istanbul-konusalim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/biraz-borsa-istanbul-konusalim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gündüz Demirhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Dec 2022 12:36:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[borsa]]></category>
		<category><![CDATA[hisse]]></category>
		<category><![CDATA[Para]]></category>
		<category><![CDATA[senet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18595</guid>

					<description><![CDATA[Lozan galiplerinin Türkiye masası müdürü Kılıçdaroğlu Borsa İstanbul&#8217;daki yükselişten fazlası ile rahatsız olmuş. Fiyatların şişirilmiş olduğunu söylüyor. Doların yükselmesinin önlenme yöntemlerini yasal bulmuyor. Peki doğru mu söylüyor ya da söylediklerinde gerçeklik payı var mı? Bu nedenle biraz borsa konuşalım istiyorum. Kılıçdaroğlu yalan söylüyor ve algı ajanlığı yapıyor. Borsada bu şekilde bir karalama da SPK yönetmeliğine göre suçtur. Öncelikle şunu söyleyeyim ki… Bu sayfada hiç bir zaman helal olmayan bir yatırım seçeneği tavsiye etmedim… &#8220;Borsa haram mı, helal mi?&#8221; tartışması bence abes ile iştigaldir. Haram da, helal de bellidir ve alış veriş helaldir… Borsa İstanbul alış veriş yapılan bir yerdir. Helaldir… Borsa İstanbul&#8217;da haram olan ise, neyi alıp sattığın ve nasıl alıp sattığın ile ilgili bir konudur. İçeriden haber yani tüyo aldın da kar etti isen, haramdır. Kredi kullanıp faize bulaşarak alım satım yaptı isen, haramdır. Faiz veya alkol üretimi gibi haram işle uğraşan bir şirkete yatırım yapıp aldı isen, haramdır. Birilerini zarara uğratacak yöntemlerle manipülasyon yaparak alım satım yaptı isen, haramdır. Kumar niyetiyle alım satım yapmak, haramdır. Bunları herkes kendi vicdanında bilir. Uzatmaya gerek görmüyorum. Birileri alış veriş işlemlerinin en tepe noktası olan bir borsa için, mesela;&#8220;Borsa İstanbul&#8217;da alım satım yapmak haramdır&#8221; diyorsa, bir düşünsün bakalım:&#8220;Medine Pazarında alım satım yapan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Lozan galiplerinin Türkiye masası müdürü Kılıçdaroğlu Borsa İstanbul&#8217;daki yükselişten fazlası ile rahatsız olmuş. Fiyatların şişirilmiş olduğunu söylüyor. Doların yükselmesinin önlenme yöntemlerini yasal bulmuyor.</p>



<p>Peki doğru mu söylüyor ya da söylediklerinde gerçeklik payı var mı?</p>



<p>Bu nedenle biraz borsa konuşalım istiyorum.</p>



<p>Kılıçdaroğlu yalan söylüyor ve algı ajanlığı yapıyor. Borsada bu şekilde bir karalama da SPK yönetmeliğine göre suçtur.</p>



<p>Öncelikle şunu söyleyeyim ki… Bu sayfada hiç bir zaman helal olmayan bir yatırım seçeneği tavsiye etmedim…</p>



<p>&#8220;Borsa haram mı, helal mi?&#8221; tartışması bence abes ile iştigaldir.</p>



<p>Haram da, helal de bellidir ve alış veriş helaldir… Borsa İstanbul alış veriş yapılan bir yerdir. Helaldir…</p>



<p>Borsa İstanbul&#8217;da haram olan ise, neyi alıp sattığın ve nasıl alıp sattığın ile ilgili bir konudur.</p>



<p>İçeriden haber yani tüyo aldın da kar etti isen, haramdır. Kredi kullanıp faize bulaşarak alım satım yaptı isen, haramdır. Faiz veya alkol üretimi gibi haram işle uğraşan bir şirkete yatırım yapıp aldı isen, haramdır. Birilerini zarara uğratacak yöntemlerle manipülasyon yaparak alım satım yaptı isen, haramdır. Kumar niyetiyle alım satım yapmak, haramdır. Bunları herkes kendi vicdanında bilir. Uzatmaya gerek görmüyorum.</p>



<p>Birileri alış veriş işlemlerinin en tepe noktası olan bir borsa için, mesela;<br>&#8220;Borsa İstanbul&#8217;da alım satım yapmak haramdır&#8221; diyorsa, bir düşünsün bakalım:<br>&#8220;Medine Pazarında alım satım yapan sahabe de haram mı işliyordu?&#8221;</p>



<p>Lütfen, herkes bildiği konuda ahkam kessin.</p>



<p>Kılıçdaroğlu aslında bu konuyu çok iyi biliyor… Bütün CHP yöneticileri de çok iyi bilir… Çünkü, CHP denilen, Hilafet Fonu gaspçısı yapı, İş Bankasını da yönetmektedir… Yani siyasetçilikten önce bankacı oldukları için bilirler… Ama şeytanın sözcülüğünü yapıyorlar.</p>



<p>Niye?</p>



<p>Çünkü &#8220;faizler hep yüksek olsun&#8221; istiyorlar. &#8220;Merkez Bankası politika faizini yüksek tutsun&#8221; istiyorlar. Paralarını halk veya üreticiye vermek yerine Merkez Bankasında tutmak istiyorlar. &#8220;Dolar biraz daha yükselsin ve hayat şartları zorlaşsın&#8221; istiyorlar.</p>



<p>Yoksa kamu bankalarının dolarına müdahale etmesinden hangi embesil zeka rahatsız olabilir ki?</p>



<p>İşte bunlar bu derece Lozan galiplerinin postalını yalamaya hazır ki, dolara müdahale edilmesinden rahatsızlık duyuyorlar.</p>



<p>Neyse…</p>



<p>Borsa konuşacaktık…</p>



<p>Takip ettiğim çok az hisse senedi var…</p>



<p>Mesela…</p>



<p>Bu sayfadan &#8220;ucuz&#8221; diye defalarca THY hissesi önerdim. Geçen yıl bu zamanlar 12 liralardaydı. Şimdi 110 lira… Geçen yıl 9 aylık karı 6 milyar lira idi, bu yıl 9 aylık karı 39 milyar lira olmuş. Burada bir balon yok… Hatta ucuz bile ve Şubat 2023 hedefi 140 lira üstü olabilir. Önemli olan fiyat kazanç oranları…</p>



<p>Peki CHP müdürü bu durumdan niye bu kadar rahatsız?</p>



<p>Çünkü yabancılar Borsa İstanbul&#8217;dan satıp çıkarken bunlar da satıp çıktı. Piyasa düşsün istiyorlar. Düşünce alacaklar ve alırken kar edecekler. Durumu böyle okuyorum.</p>



<p>20 yıl önce borsadaki hisse senetlerinin yüzde 80&#8217;den fazlası yabancıların elindeydi. Yüzde 10&#8217;luk bir portföy boşaltsalar, Türkiye&#8217;de ekonomik kriz olur, hükümetler yıkılırdı.</p>



<p>Şimdi Borsa İstanbul&#8217;da yabancı yatırımcı payı yüzde 18 civarında…</p>



<p>Ve çok önemli bir ayrıntı… Yeni açılan hesapların çoğu genç nüfusa ait. 3 milyon yatırımcının yüzde 20&#8217;si 18-24 yaş aralığında… Anlaşılan o ki, kriptocu çocukların gözdesi oldu Borsa İstanbul… Yükselten onlar… Çoğu üniversite öğrencisi… Teknik analizden anlıyorlar… Hesap yapmayı ve temel analiz yorumlamayı biliyorlar ve Borsa İstanbul&#8217;da yatırım yapıyorlar, bazen de oynuyorlar. Piyasa değeri ile defter değerini karşılaştırıp, gerçeği gördükleri için, kar da ediyorlar, çünkü doğru hesap yapmayı biliyorlar.</p>



<p>Gençler artık kahvehanede pişpirik oynamıyorlar… Starbucks andavalları kadar piyasa yapıcı genç de var.</p>



<p>Tamam bizde ve bütün dünyada bu piyasalar kumar ile iç içe… Kabul ediyorum. Ancak şöyle bir gerçek var; büyük kumarbazların en az olduğu borsa Türk borsasıdır.</p>



<p>Yabancı ve küresel yatırımcı er veya geç Borsa İstanbul&#8217;a tekrar gelecek…</p>



<p>Biraz düşünelim… Soralım… Artık bir dünya devi olan THY&#8217;den ne kadar uzak duracaklar? Artık silah ve yazılım piyasasında bir dünya oyuncusu olan ASELSAN grubuna daha ne kadar mesafeli kalacaklar? Ereğli Demir Çelik&#8217;in artık uçak motoru için de çelik ürettiğini bilmiyorlar mı? Borsa İstanbul&#8217;da işlem gören hangi enerji şirketine muhtaç olmayacaklar? Hangi gıda şirketine ihtiyaçları yok? Irak, Suriye ve Ukrayna imar beklerken hangi çimento şirketini görmezden gelecekler?</p>



<p>Borsalar, bir ülkenin ekonomiye dair beklentilerinin göstergesidir… Borsaları kumardan uzak tutmak da devlet kadar bizim de elimizdedir.</p>



<p>Gençler… Size tavsiyem… Küresel şeytani sermayeye, ucuz hisse senedi vermeyin. </p>



<p>Piyasa da, gelecek de sizlerin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/biraz-borsa-istanbul-konusalim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ülkedeki Tarım ve Hayvancılığın ABD Tarafından Planlanma ve Bitirilme Anlaşması</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ulkedeki-tarim-ve-hayvanciligin-abd-tarafindan-planlanma-ve-bitirilme-anlasmasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ulkedeki-tarim-ve-hayvanciligin-abd-tarafindan-planlanma-ve-bitirilme-anlasmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet HATUNOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Nov 2022 13:50:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[hayvancılık]]></category>
		<category><![CDATA[tarım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18553</guid>

					<description><![CDATA[12 Kasım 1956 Tarihli Zirai Maddeler Geliştirilmesi ve Yardımlaşma Hakkındaki Muaddel Amerikan Kanunun 1. Kısmı Gereğince Türkiye ile ABD arasında münakit Zirai Emtia Anlaşması.. Resmi Gazete No 10228 25 Ocak 1957 Tarihli ve 12 Kasım 1956 Tarihli Anlaşmaya Ek Anlaşma Resmi Gazate No 10228 Çukurova Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa&#8217;nın Osmanlı Devletine kafa tutup Mısırda kurduğu orduyla Bursa&#8217;ya kadar gelmesi, Bursa&#8217;da İngilizlerin arabuluculuğunda bir anlaşmaya varılıp Mısır Ordularının Çukurova topraklarına çekilmesi Mehmet Ali Paşa&#8217;nın oğlu İbrahim Paşa&#8217;nın Çukurova Bölgesinin verilmesinden sonra Çukurova&#8217;da çiftçilik profesyonelce yapılmaya başlamış. İbrahim Paşa ile birlikte Çukurova&#8217;ya yerleşen askerler çukurovada sulama ve ekim yapmaya, sazlıkları kurutmaya ve tarım arazisi açmaya başlarBu askerler yerliler Fellah diyorlar.Halada o bölgede varlar. Aslında Çukurovada çiftçiliği profesyonel anlamda başlatan Fellahlardır. 1955&#8242; yılına gelindiğinde Çukurova şehirleri, Mersin, Adana, Osmaniye, Hatay dünyanın en zengin şehirleri arasına girer. Dünyanın her yerine tarım ürünleri satılmaktadır.Doğu ve Güneydoğu Anadolu&#8217;nun tüm illerinden akın akın bölgeye çalışmak için insan akmaktadır. Türkiye&#8221;nin Nato üyeliği ve Kore Savaşına asker göndermesi ülke üzerindeki baskıyı kaldırmış ülke ekonomik olarak gerçekten şahlanmıştır. Ama Kore Savaşı bitmiş, evli evine, köylü köyüne dönmüştür. Hemen yurkadaki anlaşmaları dayarlar ülkenin önüne.Hemen bir yardım paketi ve borç anlaşması tertip edilir.Borç veren aynı tefeci gibi öyle şarlar koyuyor ki &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>12 Kasım 1956 Tarihli Zirai Maddeler Geliştirilmesi ve Yardımlaşma Hakkındaki Muaddel Amerikan Kanunun 1. Kısmı Gereğince Türkiye ile ABD arasında münakit Zirai Emtia Anlaşması..</p>



<p>Resmi Gazete No 10228</p>



<p>25 Ocak 1957 Tarihli ve 12 Kasım 1956 Tarihli Anlaşmaya Ek Anlaşma</p>



<p>Resmi Gazate No 10228</p>



<p>Çukurova Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa&#8217;nın Osmanlı Devletine kafa tutup Mısırda kurduğu orduyla Bursa&#8217;ya kadar gelmesi, Bursa&#8217;da İngilizlerin arabuluculuğunda bir anlaşmaya varılıp Mısır Ordularının Çukurova topraklarına çekilmesi Mehmet Ali Paşa&#8217;nın oğlu İbrahim Paşa&#8217;nın Çukurova Bölgesinin verilmesinden sonra Çukurova&#8217;da çiftçilik profesyonelce yapılmaya başlamış.</p>



<p>İbrahim Paşa ile birlikte Çukurova&#8217;ya yerleşen askerler çukurovada sulama ve ekim yapmaya, sazlıkları kurutmaya ve tarım arazisi açmaya başlar<br>Bu askerler yerliler Fellah diyorlar.<br>Halada o bölgede varlar.</p>



<p>Aslında Çukurovada çiftçiliği profesyonel anlamda başlatan Fellahlardır.</p>



<p>1955&#8242; yılına gelindiğinde Çukurova şehirleri, Mersin, Adana, Osmaniye, Hatay dünyanın en zengin şehirleri arasına girer.</p>



<p>Dünyanın her yerine tarım ürünleri satılmaktadır.<br>Doğu ve Güneydoğu Anadolu&#8217;nun tüm illerinden akın akın bölgeye çalışmak için insan akmaktadır.</p>



<p>Türkiye&#8221;nin Nato üyeliği ve Kore Savaşına asker göndermesi ülke üzerindeki baskıyı kaldırmış ülke ekonomik olarak gerçekten şahlanmıştır.</p>



<p>Ama Kore Savaşı bitmiş, evli evine, köylü köyüne dönmüştür.</p>



<p>Hemen yurkadaki anlaşmaları dayarlar ülkenin önüne.<br>Hemen bir yardım paketi ve borç anlaşması tertip edilir.<br>Borç veren aynı tefeci gibi öyle şarlar koyuyor ki ortaya,<br>Paranın nasıl kullanılacağı, kiminle kullanılacağı ve çok ağır şartlar kabul ettiriyorlar.<br>ABD Türk Devletine dünya fiyat ortalamasının üzerinde Buğday verme anlaşması yapıyor.</p>



<p>Müslüman Türk Halkına islami kurallara göre kesilmemiş ölü hayvan eti ve Domuz Yağı anlaşması yapıyorlar.<br>Zeytin Yağı yerine Donmuş Domuz Yağı getiriliyor ülkeye.<br>Zeyrin Yağı ile ilgili sağlıksız olduğuyla ilgili her yerde propaganda yapılmaya şarkılar bestelenmeye başlıyor..</p>



<p>&#8220;Zeytinyağlı yiyemem aman<br>Basmada fistan giyemem aman&#8221;</p>



<p>Zeytin ağaçları kesilmeye odun yapılmaya başlanıyor .<br>Oysa ülkede ne Buğday sorunu, nede et sorunu var.<br>Hiç böyle bir durum yokken Gemilerle et ve Buğday geliyor limanlara.</p>



<p>Hatta Zeytinden sabun yapımı yasaklanıyor ve ABD&#8217;den gelen Domuz karışımı don yağı ile sabun yapımı mecburi hale getiriliyor.</p>



<p>Türk Zeytincileri açlığa ve yokluğa makum ediliyor.<br>Bir yandanda Soya yağları getiriliyor ülkeye..</p>



<p>Amerikan Çiftçisinin pazarının korunması için Çukurova Tarımının ve Ege Zeytinçiliğinin bitirilmesi gerekir ve hızla anlaşmalar devreye sokulur.</p>



<p>Amerikan tarım ürünleri Türkiye&#8217;ye girdirilirken gümrük vergisi, özel idare ve belediyelere ait vergiler, resim ve harçlar, sundurma ve antrepo ücretleri, rıhtım vergisi ve rıhtım ücretlerinden muaf tutulur.</p>



<p>Yerli üreticileri korumak için konulan bu vergiler Amerikan ürünlerine konulmaz.<br>Eğer bu vergiler Amerikan ürünlerine konulmuş olsaydı hem hükümet vergi alacak hemde fiyatlar artacağından Türk ürünleri ile rekabet edemeyeceklerdi.</p>



<p>Bu politikayı uygulayanlar serbest piyasayı hakim kılma diye propagandası yaptılar.<br>Yani gümrüklerden serbest geçiş, serbest piyasaymış.</p>



<p>Aslında bu ürünlerin dünya borsalsrında bir fiyatı vardır ama Türk üreticiler dünyaya aynı ürünleri tüm vergiler dahil satma zorundaydı.<br>Ve ABD ürünleri nasıl oluyorsa Türkiye elini kolunu sallaya sallaya giriyordu.<br>Ülkede çiftçilik çok büyük darbe yedi.<br>Çukurova bölgesine çalışmaya gelen Doğu ve Güneydolu insanlar Çukurovayı bırakıp İstanbul&#8217;a göç etmeye başladı.</p>



<p>Adana&#8217;da bir kaç aile hariç tüm varlıklarını kaybettiler.<br>Ellerindeki arazileri yok pahasına çıkarmaya pavyon hayatlarına son vermeye başladılar.</p>



<p>Sabancı ve Karamehmetler ailesi bu dönemi çok iyi değerlendiren ailelerdendi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ulkedeki-tarim-ve-hayvanciligin-abd-tarafindan-planlanma-ve-bitirilme-anlasmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Faiz Yönetimi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/faiz-yonetimi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/faiz-yonetimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gündüz Demirhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2022 09:49:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Faiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18524</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, politika faizini 10,50&#8217;ye indirdi. Bazıları isyan etti, bazıları sevindi. İsyan eden niye etti, sevinen niye sevindi? Bunu anlatacağım… Faiz artsın isteyenler ne istiyor? Bunu iyi anlamak gerekiyor… Soruyorum… Çok paranız olsa ve bu para ile bir iş yapmıyorsanız ya da yasal bir tefeci iseniz resmi faiz oranları düşsün ister misiniz? Asla… Hatta, paralı ekonomistler tutup, medyada faizlerin yükseltilmesi gerektiğini söyletirsiniz, bu kapsamda oturma organlarından teoriler ürettirirsiniz, ülke için faydalı ve doğru olanın faizlerin yükseltilmesi olduğunu yazdırırsınız… Aynen oluyor bunlar değil mi? Ne kadar dinsiz, imansız ve satılık ekonomist sürüsü varsa bu yönde söylemler dile getiriyor. Bu gerekçe ile şöyle de bir teori uydurmuşlar; sıkı para politikası… Neymiş? Faiz yükselirse millet daha az ekmek alırmış, daha az yermiş… Akla mantığa sığmayan bu teoriye maalesef inananlar da olmuyor değil… Tekrar soruyorum… Faiz yükselirse, borçlanma ve iflaslar artmaz mı? Maliyeti artan tüketici borcunu ödeyemez duruma gelir. Üreticinin maliyeti artar ve üretimi kısar, işçi çıkarır. Özetle felaket senaryosu gibi bir süreç başlar. Faiz düşsün diyenler ne istiyor? Bir de madalyonun bu yüzüne bakalım… Türkiye, dünya ekonomisi durmaya giderken bir büyüme ivmesi yakaladı. Bu fırsatı değerlendirmek ve sanayicinin maliyetlerini düşürmek gerekiyor. Maliyetlerin düşmesi ve özellikle de sanayideki büyüme yeni isdihdam alanları &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, politika faizini 10,50&#8217;ye indirdi.</p>



<p>Bazıları isyan etti, bazıları sevindi.</p>



<p>İsyan eden niye etti, sevinen niye sevindi? Bunu anlatacağım…</p>



<p>Faiz artsın isteyenler ne istiyor? Bunu iyi anlamak gerekiyor…</p>



<p>Soruyorum… Çok paranız olsa ve bu para ile bir iş yapmıyorsanız ya da yasal bir tefeci iseniz resmi faiz oranları düşsün ister misiniz? Asla… Hatta, paralı ekonomistler tutup, medyada faizlerin yükseltilmesi gerektiğini söyletirsiniz, bu kapsamda oturma organlarından teoriler ürettirirsiniz, ülke için faydalı ve doğru olanın faizlerin yükseltilmesi olduğunu yazdırırsınız… Aynen oluyor bunlar değil mi? Ne kadar dinsiz, imansız ve satılık ekonomist sürüsü varsa bu yönde söylemler dile getiriyor. Bu gerekçe ile şöyle de bir teori uydurmuşlar; sıkı para politikası… Neymiş? Faiz yükselirse millet daha az ekmek alırmış, daha az yermiş… Akla mantığa sığmayan bu teoriye maalesef inananlar da olmuyor değil…</p>



<p>Tekrar soruyorum… Faiz yükselirse, borçlanma ve iflaslar artmaz mı? Maliyeti artan tüketici borcunu ödeyemez duruma gelir. Üreticinin maliyeti artar ve üretimi kısar, işçi çıkarır. Özetle felaket senaryosu gibi bir süreç başlar.</p>



<p>Faiz düşsün diyenler ne istiyor? Bir de madalyonun bu yüzüne bakalım…</p>



<p>Türkiye, dünya ekonomisi durmaya giderken bir büyüme ivmesi yakaladı. Bu fırsatı değerlendirmek ve sanayicinin maliyetlerini düşürmek gerekiyor. Maliyetlerin düşmesi ve özellikle de sanayideki büyüme yeni isdihdam alanları da açacak, işsizlik azalacak… Yüksek faiz ortamında borç ödeme zorluğu çekenler, borçlarını daha düşük maliyetli finansmanla ödeyebilecekler… Bunu kim istemez? İşte böyle olumlu ekonomik gelişmeleri istemeyen veledi iblis ekonomistler ülkemizde bol miktarda var.</p>



<p>Merkez Bankasının nasıl işlediğini bilmeyen zavallılar, faizin artması gerektiği konusundaki masallara hemen inanıyor. Bu da önemli bir sorun.</p>



<p>Şöyle bir iddia var; TCMB, neymiş, tasarruf sahibinin parasını alıp, sanayiciye peşkeş çekecekmiş…</p>



<p>Türkiye&#8217;de sadece bir tasarruf sahibi var… Bankalar… Bu bankaların hemen hepsi geçen dönem ve bu dönem yıllık 3+5 milyar dolar kar yaptı. Merkez Bankası bunların kasasından yüzde 7 alıyor ve onu politika faizi üzerinden uygun gördüğü yere dağıtıyor. Ayrıca bankaların, bilançolarına göre nakit fazlası varsa, bu fazlayı da Merkez Bankasında tutuyorlar ve düşük faizde de tutmak istemiyorlar. Kavga da burada başlıyor. Yani Merkez Bankası fakir fukaranın parasını dağıtmıyor. Zenginin parasını, ihtiyacı olan üreticiye dağıtıyor.</p>



<p>Ekonomist geçinip de &#8220;faiz niye düşürülüyor?&#8221; diye soran embesil sürüsü bu ayrıntıları çok iyi biliyor ama bilmeyene böyle anlatmıyor.</p>



<p>Sokrat filozof demiş ki:</p>



<p>&#8220;Yönetimle ilgilenmeyen akıllıları, aptallar yönetir&#8221;</p>



<p>Ve bizim mahallenin ağır abisi Erbakan bu sözü almış şöyle ifade etmiş:</p>



<p>&#8220;Siyasetle ilgilenmeyen Müslümanı, siyasetle ilgilenen siyonist yönetir.&#8221;</p>



<p>Ben de diyorum ki:</p>



<p>&#8220;Ekonomiyi bilmeyen akıllının parasını, ekonomi ile ilgilenen geri zekalılar yönetir.&#8221;</p>



<p>Ekonomideki faiz meselesinin özeti bundan ibarettir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/faiz-yonetimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karmaşık Borç İlişkileri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/karmasik-borc-iliskileri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/karmasik-borc-iliskileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gündüz Demirhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Oct 2022 13:29:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[borç]]></category>
		<category><![CDATA[Para]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18504</guid>

					<description><![CDATA[İMF küresel kamu borcu tahminini açıkladı… Şahıs veya şirket değil, devletlerin, şahıs veya şirketlere ya da başka devletlere olan borcu, yüzde 7,5 oranında artarak 90 trilyon dolara dayanmış. Küresel kamu borçlarının bir yıl içinde üretilen mal ve hizmetlere oranı ise yüzde 91&#8217;i bulmuş durumda… GSYH&#8217;nın yani milli gelirin yüzde 91&#8217;i devletin borcu… Dünyayı küresel bir borç lobisi yönetiyor. Bu hesaptan bunu anlıyorum. ABD bir yıl içinde 20,5 trilyon dolar mal ve hizmet üretiyor ve kamu borcu ise 31 trilyon doları buldu. ABD&#8217;nin toplam borcu ise 90 trilyon doları geçti. Ortalama yüzde 90 olan küresel kamu borcu oranı ABD&#8217;de yüzde 150&#8217;lere ulaşmış. Dolara yatırım yapanlar, uzun vadede bu borcun altına da elini sokmuş olmaktadır. Türkiye&#8217;de kamu borcunun GSYH&#8217;ya oranı yüzde 28 seviyesindedir. Dolar yükselmeden önce bu oran yüzde 15&#8217;lerdeydi. Milli gelire oranı yüzde 91 olan küresel borçlanmanın yanında, Türkiye kamu yönetimi, neredeyse borcu olmayan bir devlet durumundadır. Erdoğan&#8217;ın dik duruyor olmasının ve dünyada neredeyse her ülkeye meydan okuyor olmasını bu şekilde de okumak gerekiyor. Borç veren emir de verir. Dünyadaki borçlanmanın bir yüzünü de bu şekilde açıklamak gerekiyor. Peki bu küresel kamu borcunun alacaklıları kimler? Bu borcun yüzde 20&#8217;si devletlerin devletlere olan borcundan oluşuyor. Kalanı ise banka, sigorta reasürans veya benzer &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İMF küresel kamu borcu tahminini açıkladı… Şahıs veya şirket değil, devletlerin, şahıs veya şirketlere ya da başka devletlere olan borcu, yüzde 7,5 oranında artarak 90 trilyon dolara dayanmış.</p>



<p>Küresel kamu borçlarının bir yıl içinde üretilen mal ve hizmetlere oranı ise yüzde 91&#8217;i bulmuş durumda… GSYH&#8217;nın yani milli gelirin yüzde 91&#8217;i devletin borcu… Dünyayı küresel bir borç lobisi yönetiyor. Bu hesaptan bunu anlıyorum.</p>



<p>ABD bir yıl içinde 20,5 trilyon dolar mal ve hizmet üretiyor ve kamu borcu ise 31 trilyon doları buldu. ABD&#8217;nin toplam borcu ise 90 trilyon doları geçti.</p>



<p>Ortalama yüzde 90 olan küresel kamu borcu oranı ABD&#8217;de yüzde 150&#8217;lere ulaşmış. Dolara yatırım yapanlar, uzun vadede bu borcun altına da elini sokmuş olmaktadır.</p>



<p>Türkiye&#8217;de kamu borcunun GSYH&#8217;ya oranı yüzde 28 seviyesindedir. Dolar yükselmeden önce bu oran yüzde 15&#8217;lerdeydi.</p>



<p>Milli gelire oranı yüzde 91 olan küresel borçlanmanın yanında, Türkiye kamu yönetimi, neredeyse borcu olmayan bir devlet durumundadır. Erdoğan&#8217;ın dik duruyor olmasının ve dünyada neredeyse her ülkeye meydan okuyor olmasını bu şekilde de okumak gerekiyor.</p>



<p>Borç veren emir de verir. Dünyadaki borçlanmanın bir yüzünü de bu şekilde açıklamak gerekiyor.</p>



<p>Peki bu küresel kamu borcunun alacaklıları kimler?</p>



<p>Bu borcun yüzde 20&#8217;si devletlerin devletlere olan borcundan oluşuyor. Kalanı ise banka, sigorta reasürans veya benzer farklı finans kurumlarının devletlerden olan alacakları olarak açıklanabilir. Bu finans kurumları da, küresel şirketlerin gelirlerini kendi finansal ağlarına dahil eden ve çoğu birbirine ortak olan şirketlerdir.</p>



<p>Kurumlar arası borçlanmanın bir kısmı da, borçlanarak ekonomi yönetme sistemini ayakta tutmak için balonlar yöntemiyle oluşur.</p>



<p>Mesela… Türkiye&#8217;de özel bir bankanın, kendi yapısını oluşturan ortaklıktan borç alarak bir sigorta şirketi kurması, o sigorta şirketinin kendisini oluşturan ortaklıktan oluşan bir üst reasürans şirketinden ve kendi parasının toplandığı bankadan finansal destek alması gibi karmaşık ilişkiler ile borçlanma balonu oluşturulur. Özetle kurumun cebinde nakit parası varken bile bunu bir şirkete borç vererek, o şirketi kendi ağına dahil edip, o şirketen borç alması gibi bir yöntem vardır.</p>



<p>Devletler de bu karmaşık borç ilişkileri içinde oyuncak olabilmektedir.</p>



<p>Mesela… Almanya, Yunanistan&#8217;dan 300 milyar dolar euro alacaklı ama Yunanistan neyi varsa ABD&#8217;ye teslim etti. Görünen manzara bu şekilde ama Alman Merkez Bankasını, ABD&#8217;nin ya da FED&#8217;in finanse ettiğini bilirsek taşlar yerine oturur. Alman halkını temsil eden yöneticiler ile her şansölyedeki iş adamlarından oluşan yönetim bazen birbiri ile çatışsa da, ordusu olmadığı için Almanya öyle ya da böyle küresel sermaye hegamonyasında bir ülkedir.</p>



<p>Türkiye, bu borç sarmalından kurtulmak adına Karadeniz gazını hizmete soktuğunda tamamen hedef tahtasında olacaktır. Gerçi şimdi de aynı durumda ya… ABD ve küresel sermaye buna izin vermek istemeyecektir. Bu nedenle Rusya ve Ukrayna arasında denge politikası uygulamak zorundayız. ABD&#8217;nin Türkiye ile uğraşması ve bunu göremeyen cahil muhalefete destek vermesi de bu nedenledir.</p>



<p>Bu saldırılara karşı başarılı olmamız için, savunma sanayi ve dijitalleşmedeki ataklarımız ve bu işlerin başında Türkiye&#8217;nin kültürel vizyonuna uygun insanların olması gerekmektedir. Önümüzdeki seçim de, büyüyen ve küresel sermayeye direnen bir Türkiye için bu nedenle oldukça önemlidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/karmasik-borc-iliskileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşayan Kölelik</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yasayan-kolelik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yasayan-kolelik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet BELENKUYU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2022 06:57:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[iş]]></category>
		<category><![CDATA[işçi]]></category>
		<category><![CDATA[patron]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18435</guid>

					<description><![CDATA[İnsanları bulunduğu konumdan razı etme ve motive etmenin çok farklı yöntemleri vardır. Unvan ve&#160; kıyafet/üniforma ve bunların başında gelir. (1) Her unvan aslında bir salahiyet /yetki içerir. Ama bu yetki unvana göre sınırlıdır. Bir memurun makamı, rütbesi ne kadar yüksek olursa olsun, sonunda bir yetki sınırı vardır. Bu açıdan bakınca, bir memleketin en ücra kasabasındaki bir belediye işçisi ile genelkurmay başkanı veya herhangi bir bakan arasında özgürlük bakımından bir fark yoktur. Sadece ikinci grup, emrindeki diğer çalışanların isteklerini yerine getirdiklerini görünce mutlu olur ve nispeten refah seviyesi yüksektir. Onun yerine sınırlı arazisinde, kendi emeği ile ürününü kaldırıp geçimini sağlayan çiftçi ile aldığı üç beş parça alet, edavatı tahta bir bavulda satan çerçi daha özgürdür. Fakat bu özgür insanlar, çevre ve diğer etkileyici güçler tarafından, sürekli devletin veya büyük şirketlerin çalışanı olmak övüldüğü ve özendirildiği için kendilerini mutlu hissetmezler.&#160; Gücünü daha üst rütbeden ve unvandan alan özel kıyafetli/üniformalı köleler, tarih boyunca daha az yetkili köleler ile bağımsız yaşamak isteyen insanların, küçük çiftçi ve esnafın üzerine ağır vergiler koyarak, onların yükselmesini ve büyümesini engellemiştir. İşin ilginç yanı ise bu çiftçiler büyüyünce “toprak ağasına/senyörlere”, esnaf da burjuvaziye dönüşerek, yönetimle işbirliği yapmak veya yönetimi ele geçirme suretiyle, daha önce nereden geldiğini unutarak, yoksul ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsanları bulunduğu konumdan razı etme ve motive etmenin çok farklı yöntemleri vardır. Unvan ve&nbsp; kıyafet/üniforma ve bunların başında gelir. (1) Her unvan aslında bir salahiyet /yetki içerir. Ama bu yetki unvana göre sınırlıdır. Bir memurun makamı, rütbesi ne kadar yüksek olursa olsun, sonunda bir yetki sınırı vardır. Bu açıdan bakınca, bir memleketin en ücra kasabasındaki bir belediye işçisi ile genelkurmay başkanı veya herhangi bir bakan arasında özgürlük bakımından bir fark yoktur. Sadece ikinci grup, emrindeki diğer çalışanların isteklerini yerine getirdiklerini görünce mutlu olur ve nispeten refah seviyesi yüksektir. Onun yerine sınırlı arazisinde, kendi emeği ile ürününü kaldırıp geçimini sağlayan çiftçi ile aldığı üç beş parça alet, edavatı tahta bir bavulda satan çerçi daha özgürdür. Fakat bu özgür insanlar, çevre ve diğer etkileyici güçler tarafından, sürekli devletin veya büyük şirketlerin çalışanı olmak övüldüğü ve özendirildiği için kendilerini mutlu hissetmezler.&nbsp; Gücünü daha üst rütbeden ve unvandan alan özel kıyafetli/üniformalı köleler, tarih boyunca daha az yetkili köleler ile bağımsız yaşamak isteyen insanların, küçük çiftçi ve esnafın üzerine ağır vergiler koyarak, onların yükselmesini ve büyümesini engellemiştir. İşin ilginç yanı ise bu çiftçiler büyüyünce “toprak ağasına/senyörlere”, esnaf da burjuvaziye dönüşerek, yönetimle işbirliği yapmak veya yönetimi ele geçirme suretiyle, daha önce nereden geldiğini unutarak, yoksul ve sahipsiz insanları ezme yoluna gitmişlerdir.</p>



<p>O halde bu tehlikeli çarkı kıracak yol var mıdır? <strong>Yani yoksul ve güçsüz kimseler, daha sonra bu eleştirdikleri iktidar ve serveti elde ettiklerinde, bunların bir leviathana dönüşmesi engellenebilir mi?</strong></p>



<p>****</p>



<p>Çoğunluğu kölelerden oluştuğu halde, birey olarak bulunduğu konumdan memnun olan, hatta düzenin bozulmaması için canla başla çalışan insanlardan kurulu bu toplum, köle kelimesi kullanılmadan nasıl köleleştiriliyor?</p>



<p>Ta Aristo’dan günümüze köleliği doğal kabul edenler ve kabul etmeyenler arasında tartışmalar sürse de, yaşanan hayatta kölelik şekil değiştirerek devam etmiştir.(2) Günümüzde insan kaçakçılığı modern köleliğin bir türü olarak görülmekte ve kölelik benzer birkaç alanla sınırlandırılmaktadır. (3) &nbsp;Oysa kölelik çok daha geniş, gönüllü veya gönülsüz, alabildiğine çeşitli isim ve uygulamalar yoluyla devam etmektedir.</p>



<p>İnsanlar şekil ve isim değişikliğine aldanarak, ömürlerinin belli süresini köle olarak geçirmeye razı olmaktadırlar. Kişiler önce “düzenli” diye, düşük ücretle çalışmaya teşvik edilerek işe alınmakta, sonra aldıkları ücretle ömür boyu ödeyemeyeceği şekilde borçlandırılmakta, kredi ve faiz sistemi ile ölmeye yakın, hatta ölünceye kadar borçlu olduğu kurum ve kişilere çalıştırılmaktadırlar.</p>



<p>Kredi-faiz-emeklilik-sigorta sarmalı bir tarafa, insanlar devletlere veya uluslararası “köklü” şirketlere “hizmet edebilmek” için, mesleki okullara, kurslara, seminerlere, eğitimlere katılmakta, bu eğitimler sonucu giyilen üniformaların veya taşıdıkları rozet ve kimliklerin güvencesi ile kendilerini hür kimseler olarak hissetmektedirler.</p>



<p>Bir ülkenin vatandaşı, bir şirketin çalışanı, bir ordunun askeri, bir okulun mezunu hatta bir takımın taraftarı olmak, onlara kendilerini mutlu hissetmeleri için sürülen bir parmak bal olarak yetmektedir. Hatta bir ülkenin vatandaşlığını almak için akıl almaz mücadelelere girmek; devlet güvencesinde çalışabilmek için rüşvet vermek, torpil yaptırmak ve ahlaki normları çiğnemek; o çok uluslu şirketin çalışanı olmak için aşırı zor veya küçük düşürücü sınav ve yarışmalara girerek, nispeten rahat ve ömür boyu sürecek bir köleliği kabul etmektedirler.</p>



<p>Burada İsmet Özel’in “En iyi uşaklar en iyi okullarda yetişir.” sözünü hatırlıyor ve dünyan en iyi üniversitelerinden mezun olan kimselerin çoğunun, bağımsız iş yapmak yerine, çokuluslu şirketlerde önce sıradan ve alt basamaklarda, daha sonra orta ve üst basamaklarda çalışmaya razı olduklarını görmekteyiz.</p>



<p>Aynı zamanda spor okulları için yapılan kurs ve eğitimlerden sonra kurulan pazarlarda, oyuncular kulüpler arasında alınıp satılmakta, sporu yapamayacak yaşa gelince de sektörden çıkarılmakta, çok azı antrenör, spor yazarı veya yorumcu olarak kalırken, sonraları çoğunun adı sanı duyulmamaktadır.</p>



<p>Benzer bir uygulama fotomodel ve manken ajansları ve reklam dünyası için de geçerlidir. Pek çok genç kız ve erkek, onur kırıcı seçmelerden sonra girdikleri sektörde, belli yaşa kadar, güzelliklerinin ve performanslarının son sınırına kadar sömürülmekte, sonra sektörün dışına çıkarılmaktadırlar. (4)</p>



<p>Eskiden normal çarşılarda kurulan köle pazarları bugün plazalarda, kongre merkezlerinde, statlarda en çok da internette kurulmaktadır. Oyuncu, manken ajansları, fuhuş sektörleri bir tarafa, aracı kabul etmeden kendinizi pazarlayacağınız profesyonel iş ve işçi bulma siteleri en iyi köle pazarlarıdır. Bu açıdan bakarsanız adını kolaylıkla hatırlayacağınız bu profesyonel sitelerin sahipleri de günümüz köle tüccarlarıdır. Bireyden para almasa bile, elde ettiği reklam gelirleri ve insanların kişisel verilerini değerlendirerek, uluslararası sömürüye aracılık etmektedirler.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Ama esas kölelik diğer alanlarda, sanayi ve hizmet sektöründe “asgari ücret” diye “işverenler ve hükümetlerin işbirliği” ile çalışanın sınıf atlamasını engelleyecek şekilde belirlenmiş ücretle çalışanlar arasında hüküm sürmektedir. Hal böyle iken işçi hakları söz konusu olunca sermaye sahipleri, ellerindeki medya gücü sayesinde işçi ve sendikaları devlete yönlendirmekte, kendilerine zerrece toz kondurmamaktadırlar.</p>



<p>Günümüz dünyasında sistemin bütün okulları, medyası, siyasi ve kültürel yapıları, vatandaşları bu çarkı korumaya, her bireyi bulunduğu konumdan memnun olması için ikna etmeye ayarlanmıştır.&nbsp; Gelişmiş olarak sınıflanan ülkeler diğerlerine göre daha adil (ücretlendirme ve hak arama konularında) ve sınıflar arası geçirgenliğe ve görece sınıf atlamaya izin veriyormuş gibi görünürler. Ama üst sermaye sahipleri ve belirli örgütlenmeleri ifşa edecek gelişmeler olursa, geçişler net bir şekilde engellenir. Bunun böyle olmadığını göstermek için de geri kalmış ülkelerin yoksul aileleri, aşk hikayeleri, beklenmedik ilahi yardımlar ile avutulurken, gelişmiş ülkelerde sıfırdan başlamış ve zirveye tırmanmış iş adamlarının hikayeleri müthiş sinema filmleri ve çok satan kitaplarla idolleştirilir. Gerçekte en alt kesimden zirveye tırmanan kişiler, milyonda kaçtır? Bu göz kamaştırıcı hikayeler, yoksul halka umut vermekten ve oldukları durumdan memnun olmayanlara “önünüzde engel yok, sen de yapabilirsin” masalını anlatmaktan başka bir şey değildir.</p>



<p>Bu masallara inandırılan bireyler daha önceden topraklarını satarak taşındıkları şehirlerde, çoğu kirada, bir kısmı da evi olsa bile mevcut işinden başka iş yapamaz hale getirilmiş, kullandığı her şey belli ücrete tabi olduğundan geçimini sürdürmek için mevcut köleliğe razı olmak durumunda kalmışlardır.</p>



<p>İşverenler veya devlet, çalışanlara bulundukları şartları o kadar güzel gösterir ki, aile yardımı, çocuk yardımı, kira yardımı, düşük faizli kredi, bireysel emeklilik gibi bir grup düşük “yardımcıkları” devleştirerek toplumun beynine sokarlar. İşveren ve üst düzey bürokratların bir öğünde harcadıkları, çalışanların bir aylık, çocuk, aile ve kira yardımından daha fazla olduğu halde, bunu haber bültenlerinde günlerce tartışırlar, sonra da sendika şemsiyesi altında kazanılmış hak gibi göstererek kamuoyuna açıklarlar ki, işçilerin birikmiş öfkesi aylar veya yıllar boyu ötelensinler. Çalışanlar da aralarında bunu gündem yapıp günlerce tartışırlar, hesaplar yaparlar. Herhangi bir taksiti kapatabilecek olmanın huzurunu yaşarlar.</p>



<p>Ülkenin üniversitelerinde görevli memurları (öğretim görevlileri) televizyonlarda, verilen maaş ve mali yardımların yeterliliğinden ve ülkenin genel ekonomik durumunun gidişatından olumlu bahsederek, halkın memnun olmasını sağlama görevini yerine getirirler. &nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>****</p>



<p>Oysa bunca savaşa, yoksulluğa, kıtlığa ve göçlere rağmen ülkeleri yönetenler, demokrasi oyununun final seçim sahnesiyle başa gelenler değil, belli zengin ve aristokrat aileler ile onların uluslararası destekçileri ile bunlarla işbirliği halinde olan, uyuşturucu, insan ve silah ticareti yapan mafyatik yapılardır. Öyle ya, nasıl oluyor da Japon Yakuzası ile Rus oligarkları, Meksika uyuşturucu baronları ve Amerikan tröstleri ile petrol şeyhleri bir araya gelerek bu çarkı döndürüyorlar? “O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) hâline gelmesin…” (5) diye ayetle uyarılan Müslüman zenginler, inançsız Çinli zenginler, Katolik Latin Amerika veya Protestan Avrupa geleneğinden gelen Güney Amerikalı ve Avrupalı zenginler, ortak çıkarlarında neden suspus olup işlerini gerek nazikçe, gerekirse en acımasız bir şekilde devam ettiriyorlar?</p>



<p>Çünkü karşılarında organize bir güç yok. Tarihin çoğu döneminde ve günümüzde, paranın kurduğu ve yönettiği çıkar ilişkisi, diğer bağlardan hep daha güçlü olmuştur. İnsan yoksullaşıp ekmek derdine düşünce, diğer değerler anlamını kaybediyor. Bu sermaye sahipleri, bilime, medyaya, askeri güce ve devlet aygıtına sahip olduklarından, köleleri önce durumlarını kabul etmeye zorluyorlar, sonra daha da kötüye gitmekle korkutuyorlar. “Beterin beteri vardır” ve “gelen gideni aratır” gibi sözler ile gelenekleri, dini ve ahlak kurallarını kendi çıkarlarına göre sistematize ediyorlar. Sinema, diğer sanat dalları ve okullar ile ikna edemediklerini polisiye, askeri ve adli yöntemlerle hizaya getiriyorlar. (6) Ve bu çark devam edip gidiyor. (7)</p>



<p>Pekiyi bu ikinci çarkı kırmak mümkün mü? <strong>Yani güçlenince Leviathana dönüşmeden varlığını sürdürecek yeni yönetim sistemi, yüzyılların getirdiği aristokrat aileler ve büyük sermaye gruplarının çarkını kırabilir mi? Yani dünya ölçeğinde, adil bir düzen kurulur mu?<br><br></strong>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>



<p>(1) Bir süre önce otogarda yürürken, yanımdan gri iş elbiseli/üniformalı bir adam geçti. İlk bakışta belediye işçisi zannetmişken, arkasında bildiğimiz polis, bekçi üniformalarından tanıdığımız yazı tipi ile ve büyük harflerle yazılmış “TAŞIYICI” yazısını gördüm. Bu da ne? Sinema dünyasının zihnimize çaktığı, Jason Statham’ın canlandırdığı “Taşıyıcı” filmleri aklıma geldi aniden. O filmlerin kahramanı taşıyıcı tam olarak hamalı ifade etmeyip, kurye veya nakliyeci anlamına kullanılmış olsa bile bu gördüğüm adam, bildiğimiz HAMAL’dı. Sırtında semeri, elinde urganı olmasa da öyleydi. Görülen o ki, modern kapitalizm, hamala “Taşıyıcı” diyerek işi normalleştirip, kelimeyi cilalayarak, kişinin psikolojik olarak rahatlamasını sağlıyordu.</p>



<p>(2) Aristoteles, Devlet, Köleler ve Vatandaşlık, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/876312</p>



<p>(3) Bu alanlar, insan ticareti, çocuk işçiliği, çocuk askerler, zorunlu askerlik, zorunlu evlilik, fuhuş vb.</p>



<p>(4) Bu konuda best model yarışmalarındaki rezaletlerin uzun süre tartışıldığını unutmayalım.</p>



<p>(5) Kur’an-ı Kerim, Haşr Sûresi(59) 7. Ayet</p>



<p>(6) Hindistan’da yoksul bir Müslüman çocuğun, olağanüstü tesadüfler ile “Kim Milyoner Olmak İster?” yarışmasını kazanışını ele alan  “Milyoner” (Slumdog Millionaire) filmi, kapitalizmin az gelişmiş ülkelere umut dağıtmasını anlatan en iyi örnektir. (Bu konuda ayrı bir çalışmamız olduğundan detaya girmedik.) https://tr.wikipedia.org/wiki/Milyoner_(film) </p>



<p>(7) Bu yazı, başka bir yazımızla doğrudan bağlantılıdır. https://www.yorungedergi.com/2021/02/korku-toplumu/</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yasayan-kolelik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Niçin Visa ve Kredi Kartı Kullanmıyorum!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/nicin-visa-ve-kredi-karti-kullanmiyorum/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/nicin-visa-ve-kredi-karti-kullanmiyorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jul 2022 06:28:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kredi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18350</guid>

					<description><![CDATA[İsraf kavramının harcama konusunda kullanılması her ne kadar meşhur olsa da insanın, yapmış olduğu her işte meşru sınırı aşmasıdır.[1] Verme konusunda eli tamamen açmak ve Allah&#8217;a isyan olan yerlere sarfta bulunmak gibi harcamayla ilgili anlamlarının yanında; ekinler ve hayvanlarla alakalı hususlarda Allah&#8217;a ortak koşmak[2] şeklinde iktisadi şirk içerikli manası da vardır. İsrafı meşru sınırları aşmak bağlamında düşünürsek, israfın itikadi, ameli, ahlaki boyutları ardır. Bütün bu alanlarda orta yolu belirleyen İslâm’dır. İktisadi şirkin tipik örneğini, malları konusunda liberalist/istedikleri gibi davranmayı -israf dâhil- doğal hakları olarak kabul eden Hz. Şuayb&#8217;ın (a.) kavminde şu ayette belirtildiği üzere görmekteyiz: “قَالُواْ يَا شُعَيْبُ أَصَلاَتُكَ تَأْمُرُكَ أَن نَّتْرُكَ مَا يَعْبُدُ آبَاؤُنَا أَوْ أَن نَّفْعَلَ فِي أَمْوَالِنَا مَا نَشَاء إِنَّكَ لَأَنتَ الْحَلِيمُ الرَّشِيدُ” “Dediler ki: &#8216;Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekten yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın.”[3] Hz. Şuayb&#8217;ın (a.) kavmi insanların mallarını kendi mallarıymış gibi düşünüyorlar ve bu mallar konusunda tasarruf hakkı iddia ediyorlerdı. Güçlerinin yetebildiği tecavüzü yapmak istiyorlar ve haramdan, bozgunculuktan kaçınma tekliflerini serbestliklerine engel sayıyorlardı: “Mallarımızla dilediklerimizi yapmaktan vazgeçmemizi namazın mı emrediyor, sofu sen ne akıllısın be!” gibi sözlerle mugalata yapıyorlardı. Allah&#8217;a karşı gurur ve kibirle namazı küçümseme, ticari &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İsraf kavramının harcama konusunda kullanılması her ne kadar meşhur olsa da insanın, yapmış olduğu her işte meşru sınırı aşmasıdır.[1] Verme konusunda eli tamamen açmak ve Allah&#8217;a isyan olan yerlere sarfta bulunmak gibi harcamayla ilgili anlamlarının yanında; ekinler ve hayvanlarla alakalı hususlarda Allah&#8217;a ortak koşmak[2] şeklinde iktisadi şirk içerikli manası da vardır. İsrafı meşru sınırları aşmak bağlamında düşünürsek, israfın itikadi, ameli, ahlaki boyutları ardır. Bütün bu alanlarda orta yolu belirleyen İslâm’dır.</p>



<p>İktisadi şirkin tipik örneğini, malları konusunda liberalist/istedikleri gibi davranmayı -israf dâhil- doğal hakları olarak kabul eden Hz. Şuayb&#8217;ın (a.) kavminde şu ayette belirtildiği üzere görmekteyiz:</p>



<p>“قَالُواْ يَا شُعَيْبُ أَصَلاَتُكَ تَأْمُرُكَ أَن نَّتْرُكَ مَا يَعْبُدُ آبَاؤُنَا أَوْ أَن نَّفْعَلَ فِي أَمْوَالِنَا مَا نَشَاء إِنَّكَ لَأَنتَ الْحَلِيمُ الرَّشِيدُ”</p>



<p>“Dediler ki: &#8216;Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekten yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın.”[3] Hz. Şuayb&#8217;ın (a.) kavmi insanların mallarını kendi mallarıymış gibi düşünüyorlar ve bu mallar konusunda tasarruf hakkı iddia ediyorlerdı. Güçlerinin yetebildiği tecavüzü yapmak istiyorlar ve haramdan, bozgunculuktan kaçınma tekliflerini serbestliklerine engel sayıyorlardı: “Mallarımızla dilediklerimizi yapmaktan vazgeçmemizi namazın mı emrediyor, sofu sen ne akıllısın be!” gibi sözlerle mugalata yapıyorlardı. Allah&#8217;a karşı gurur ve kibirle namazı küçümseme, ticari hürriyet adı altında hilekârlık, tecavüz, terbiyesizlik yapıyorlardı.</p>



<p>Dünden bugüne beğenilmeyen bir hareket tarzı olan israf; davranışlarda,[4] hukukta[5] ve dinde olur.[6] Allah (c.c.) israfçıları kesinlikle sevmediğini bizlere haber vermiştir:</p>



<p>“يَا بَنِي آدَمَ خُذُواْ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُواْ وَاشْرَبُواْ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ”</p>



<p>“Ey Âdemoğulları, her mescide (namaz için gidişiniz de) süs(lü, güzel, temiz ve helal kazançla elde edilmiş giysiler)inizi alın; yiyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez.”[7] Bu ayet, insanları ibadete başlayacakları zaman tam olarak örtülü olmaya teşvik etmektedir. Bu maksat için, sadece İslâm&#8217;ın mahrem yerler ve bunlara ilaveten toplumdan gizlenmesini istediği kısımların kapanması yeterli değildir. Dolayısıyla kişi, imkânları nispetinde her iki gayeye de uyacak şekilde ve temizce giyinmelidir. Ayet, cahiliye kültüründeki hem çıplak ibadet etme şeklini yasaklıyor[8] hem de temiz giyinmeyi emrediyor. Yine ayette, kendilerine yemeyi içmeyi yasaklayıp Allah&#8217;ı memnun edeceğiz zannıyla temiz ve helâl olanları kendilerine haram kılmak gibi ahmakça davrananların kötü tutumları sergileniyor.[9] Anlaşılan o ki Allah&#8217;ın sevmediği israf, hem iktisadi davranışları hem de yukarıda görüldüğü üzere çok yönlü davranış biçimlerini kapsamaktadır.</p>



<p>İsraf dinimize göre haramdır. Şeriatın onamadığı yerlere harcamalar yapmak israftır. Dinin onayladığı yerlere servet bağışlamak bile israftan sayılmaz fakat meşru olmayan bir kuruşluk harcama bile israf sayılır. Yaşadığımız dünyanın belirleyici dünya görüşü olan kapitalizm, israf üzerine bina edilmiştir. Böyle bir sistemde kişi tükettiği kadar değerlidir. Tüketmeyen insanın değeri yoktur. Bu insanlık dışı anlayışa göre özürlüler topluma yüktür. Bu açıdan kapitalizme göre en değersiz varlıklar sistemin çarklarını döndürmeyen yoksullardır. Üretmeyi teşvik edip fakirlerle paylaşmayı ibadet kabul eden; tüketim konusunda Müslümanlara garip veya yolcu gibi yaşamayı tavsiye eden İslâm, getirdiği kriterlerle kapitalizmin de en büyük düşmanıdır. Şöyle de denilebilir; kapitalizm, insanlığa sunduğu insan modeli ve tüketim ilişkilerindeki sadelikten dolayı en büyük düşman olarak İslâm’ı seçmiştir. Bu durumu iyi kavrayan Müslümanların, kapitalizmin kalbi sayılan ve pahalılığın ve israfın kaynağı olan faiz kurumlarına karşı daha ilkeli bir tavır sergilemeleri elzemdir. Örneğin; kredi kartlarını imha etmek gibi. Kredi kartı kullanmamak da bir tür imha sayılabilir. Zaten bir kimsenin antikapitalist olduğunun ölçütlerinden biri de kredi kartı kullanıp kullanmadığıdır. Cüzdanının içerisini banka kartlarıyla dolduran bir Müslüman(!) asla dinini yaşama konusunda ciddi değildir. Bizim kanaatimize göre, önemsiz gibi gözüken bu uygulama kapitalizmi çökertebilir. Var mısınız?</p>



<p>[1] el-İsfahani, a.g.e, 407.</p>



<p>[2] Âlûsî, a.g.e, IV, 282.</p>



<p>[3] Hud 11/87.</p>



<p>[4] Bak: Mü&#8217;min 40/28.</p>



<p>[5] Bak: İsra 17/33.</p>



<p>[6] Bak: Zümer 39/53.</p>



<p>[7] A&#8217;raf 7/31.</p>



<p>[8] İbni Kesir, a.g.e, II, 201.</p>



<p>[9] Mevdûdî, Tefhim, II, 27.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/nicin-visa-ve-kredi-karti-kullanmiyorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 Maaş Alan Devlet Memuru Var Mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/5-maas-alan-devlet-memuru-var-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/5-maas-alan-devlet-memuru-var-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 May 2022 14:09:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Maaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18275</guid>

					<description><![CDATA[Küresel ekonomik dalganın ülkemizi de çok sert bir şekilde etkilediği dönemde,&#160;pahalılık ve geçim sıkıntısı&#160;ülkenin en önemli sorunu haline geldi. Bu durum inkâr edilmez yaşanan bir gerçektir! Hükümet, pahalılıkla mücadele için vergi muafiyetinden, desteklere, indirimlerden gelirlerin artırılmasına kadar çeşitli tedbirler almaya çalışıyor. Bu da inkâr edilemeyecek bir gerçektir! Ancak sorun kısa sürede çözülecek kadar küçük olmadığı için özellikle&#160;pahalılık vatandaşın cebini cüzdanını yakıyor. Sıkıntı var! İşte bunu fırsat bilen muhalefet&#160;&#8216;vatandaş sıkıntı çekerken kimi bürokratların 5 maaş hatta 10 maaş aldığını&#8217;&#160;iddia ederek vatandaşı hükümete karşı kışkırtıyor. Tahrik olmamak elde değildir. Böyle bir uygulamayı hiç kimse onaylamaz. İşin garip yanı yeterli açıklama yapılmayınca, sıkı AK Partililer de haklı olarak bu algının etkisinde kalıyor ve birilerinin 5-10 maaş almasından yakınıyorlar. Algı böyle bir şey. Oysa gerçek bambaşka. Çünkü, hukuken&#160;bir devlet memuru birden fazla maaş alamaz. Alması mümkün değildir. Bir memurun birden fazla maaş aldığını söyleyenler yalan söylüyorlar! Bu hususta mevzuat çok nettir.&#160;Bir memur sadece bir maaş&#160;alabilir; bir de eğer bir yerde üyeliği varsa, kaç yönetim kurulunda üye olursa olsun sadece&#160;birinden huzur ücreti&#160;alabilir. 631 sayılı&#160;Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Mali ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 12&#8217;nci maddesi aynen şöyledir: &#8220;Madde 12 &#8211; Memurlar ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Küresel ekonomik dalganın ülkemizi de çok sert bir şekilde etkilediği dönemde,&nbsp;<strong>pahalılık ve geçim sıkıntısı&nbsp;</strong>ülkenin en önemli sorunu haline geldi.</p>



<p>Bu durum inkâr edilmez yaşanan bir gerçektir!</p>



<p>Hükümet, pahalılıkla mücadele için vergi muafiyetinden, desteklere, indirimlerden gelirlerin artırılmasına kadar çeşitli tedbirler almaya çalışıyor.</p>



<p>Bu da inkâr edilemeyecek bir gerçektir!</p>



<p>Ancak sorun kısa sürede çözülecek kadar küçük olmadığı için özellikle<strong>&nbsp;pahalılık vatandaşın cebini cüzdanını yakıyor.</strong></p>



<p><strong>Sıkıntı var!</strong></p>



<p>İşte bunu fırsat bilen muhalefet&nbsp;<strong>&#8216;vatandaş sıkıntı çekerken kimi bürokratların 5 maaş hatta 10 maaş aldığını&#8217;</strong>&nbsp;iddia ederek vatandaşı hükümete karşı kışkırtıyor.</p>



<p>Tahrik olmamak elde değildir. Böyle bir uygulamayı hiç kimse onaylamaz.</p>



<p>İşin garip yanı yeterli açıklama yapılmayınca, sıkı AK Partililer de haklı olarak bu algının etkisinde kalıyor ve birilerinin 5-10 maaş almasından yakınıyorlar.</p>



<p>Algı böyle bir şey.</p>



<p>Oysa gerçek bambaşka.</p>



<p>Çünkü, hukuken&nbsp;<strong>bir devlet memuru birden fazla maaş alamaz</strong>.</p>



<p>Alması mümkün değildir.</p>



<p>Bir memurun birden fazla maaş aldığını söyleyenler yalan söylüyorlar!</p>



<p>Bu hususta mevzuat çok nettir.&nbsp;<strong>Bir memur sadece bir maaş</strong>&nbsp;alabilir; bir de eğer bir yerde üyeliği varsa, kaç yönetim kurulunda üye olursa olsun sadece&nbsp;<strong>birinden huzur ücreti</strong>&nbsp;alabilir.</p>



<p><strong>631 sayılı</strong>&nbsp;Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Mali ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 12&#8217;nci maddesi aynen şöyledir:</p>



<p>&#8220;Madde 12 &#8211; Memurlar ve diğer kamu görevlilerinden, kurum ve kuruluşların yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu, danışma kurulu üyelikleri ve komisyon, heyet, komite ile benzeri organlarda görev alanlara,&nbsp;<strong>kurum içi ve kurum dışı ayrımı yapılmaksızın bu görevlerinden sadece biri için ücret ödenebilir.&#8221;</strong></p>



<p>Yani bir bürokrat bir kendi maaşını alabilir, bir de huzur payı. İsterse 10 şirkette yönetim kurulu üyesi olsun&nbsp;<strong>sadece</strong>&nbsp;<strong>birinden huzur hakkı/ücreti alabilir.</strong></p>



<p>Bunu muhalefet liderleri bilmiyorlar mı?</p>



<p>Bal gibi biliyorlar. Ama vatandaşı kışkırtmaya yarayan bir yalan olduğu için üzerine basa basa 5-10 maaşlı bürokratlardan bahsediyorlar.</p>



<p>Daha önce de&nbsp;<strong>Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü</strong>&nbsp;hakkında da 12 yerden maaş alıyor diye propaganda yapmışlardı.</p>



<p>Bu iddiayı şöyle inandırıcı hale getiriyorlar:</p>



<p>Kooperatifin yüzde 50 den fazla hisse sahibi olduğu 7 şirket var. Kooperatif genel müdürü doğal olarak bu şirketlerin yönetim kurulu başkanıdır. Algı yürütmek isteyenler 7 şirketteki yönetim kurulusu listesinde genel müdürün adını görüyorlar, her şirketten de huzur payı aldığını varsayıyorlar ve genel müdür 8 yerden 10 yerden maaş alıyor diye yaygarayı basıyorlar.</p>



<p>Oysa genel müdür sadece genel müdürlük maaşını alıyor ve yönetim kurulu başkanı olduğu şirketlerden sadece birinden huzur ücreti alıyor.</p>



<p>Çünkü yukarda zikrettiğim mevzuat gereği ve yine kurumla ilgili 1581 sayılı kanunun 3. Maddesi gereği genel müdür sadece bir şirketten huzur ücreti alabiliyor.</p>



<p>Yani&nbsp;<strong>devlette görevli bir memur sadece bir maaş ve eğer birkaç şirkette/kurulda yönetim kurulu üyeliği varsa sadece birinden huzur ücreti alabilir.</strong></p>



<p>Özetle 5 maaş alan devlet memuru yoktur.</p>



<p><strong>Vardır diyenler yalan söylüyorlar.</strong></p>



<p>Ama saf vatandaşı etkiliyorlar.</p>



<p>Dikkat edin, hangi memurun 5 maaş aldığını söylemiyorlar, söyleyemiyorlar. Çünkü ellerinde öyle bir veri yok, olması da mümkün değil!</p>



<p>O yüzden<strong>&nbsp;isim vermeden sallıyorlar!</strong></p>



<p>İsim verdikleri anda yargı ile karşı karşıya gelecek ve mahkûm olacaklar onu da biliyorlar.</p>



<p>En son değerli bir bakan yardımcısının adını zikrettiler o da yalanlarını suratlarına vurmak için yargıya gidiyor.</p>



<p>Hülasa, vatandaşı kışkırtmak için kullanılan birden fazla maaş iddiası bir algı operasyonundan ibarettir.</p>



<p>Gerçek değildir.</p>



<p>Kimse birden fazla maaş alamaz.</p>



<p>Sadece emekli olmuş biri, yeniden göreve dönmüşse hem emekli maaşının bir kısmını hem de yürüttüğü görevin maaşını alabilir.</p>



<p>Tıpkı<strong>&nbsp;Kılıçdaroğlu</strong>&nbsp;gibi. Kılıçdaroğlu hem emekli maaşının bir kısmını hem de milletvekili maaşı almaktadır!</p>



<p>Kılıçdaroğlu, kendisinin aldığı çifte maaşı görmeyip başkasının olmayan maaşı üzerinden algı yürüterek siyaset yaptığını zannetmektedir!</p>



<p>Küçük ortağı da onun yolunda. </p>



<p>Siyasi kaliteleri o kadar!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/5-maas-alan-devlet-memuru-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
