<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Editörden &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/kategori/editorden/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 Nov 2019 18:52:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Editörden &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Editörden Kasım 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-kasim-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-kasim-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 18:52:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Kasım 2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12935</guid>

					<description><![CDATA[Özel Sayı Gibi Yörünge bu sayısında Ekim ayında yaşadığımız yoğunluğun, tarihi günlerin adeta özel sayısı gibi hazırlandı. Niye mi? Evet, uzun süredir zaten Suriye merkezli bir terörle mücadele gündemimiz var. Bu gündemde PYD/YPG terör örgütüyle mücadele başı çekiyor. Çünkü ülkemizi tehdit eden bir bataklık söz konusu. Evet bataklık. Ancak bizim aktarmaya çalıştığımız, o birilerinin “Bataklığa girdik” ifadesindeki bataklık değil. Biz bataklığa girmedik. Türkiye 9 Ekim 2019 tarihi itibariyle çevresindeki bataklığı kurutmak için tarihi önemdeki bir adım attı ve Barış Pınarı Harekâtı’nı başlattı. Tarihi önemdeydi… Çünkü bölgede 40 yıldır planlaması yapılan ve 8 senedir de hayata geçirilen emperyalist oyunu bozmaya yönelik en etkili eylemdi. “Ruslar zaten gelmişti” demeyin. Rusya kendi ulusal çıkarları çerçevesinde bizim hoşumuza gitmeyen eylemler de gerçekleştirdi. Onlar açısından esas mesele Akdeniz’i tutmak. Onun dışında Fırat’ın doğusundaki ABD üslerine yönelik bir faaliyet görülmemişti. İran demeyin… Onlar da kendi çıkarları çerçevesinde Akdeniz’e gidiş güzergahını korumak dışında başka bir şey düşünmüyor. Akdeniz’e inecek, Lübnan’ı destekleyecek ve İsrail’e karşı mevzisini koruyacak. Şam mı? Şam şu an sadece ve sadece kendini koruma derdinde. Bakmayın sınırımızda görüntü vermelerine. Rusya ve İran’ın askeri desteği olmasa onların da o bataklığı kurutacak mecalleri yok. Müttefiklerimiz mi? Onlar bizzat bataklığı daha da güçlendirme derdinde. İşte Türkiye bu tür &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Sayı Gibi</strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yörünge bu sayısında Ekim ayında yaşadığımız yoğunluğun, tarihi günlerin adeta özel sayısı gibi hazırlandı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Niye mi?</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Evet, uzun süredir zaten Suriye merkezli bir terörle mücadele gündemimiz var. Bu gündemde PYD/YPG terör örgütüyle mücadele başı çekiyor. Çünkü ülkemizi tehdit eden bir bataklık söz konusu. Evet bataklık. Ancak bizim aktarmaya çalıştığımız, o birilerinin “Bataklığa girdik” ifadesindeki bataklık değil. Biz bataklığa girmedik. Türkiye 9 Ekim 2019 tarihi itibariyle çevresindeki bataklığı kurutmak için tarihi önemdeki bir adım attı ve Barış Pınarı Harekâtı’nı başlattı. Tarihi önemdeydi… Çünkü bölgede 40 yıldır planlaması yapılan ve 8 senedir de hayata geçirilen emperyalist oyunu bozmaya yönelik en etkili eylemdi. “Ruslar zaten gelmişti” demeyin. Rusya kendi ulusal çıkarları çerçevesinde bizim hoşumuza gitmeyen eylemler de gerçekleştirdi. Onlar açısından esas mesele Akdeniz’i tutmak. Onun dışında Fırat’ın doğusundaki ABD üslerine yönelik bir faaliyet görülmemişti.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İran demeyin… Onlar da kendi çıkarları çerçevesinde Akdeniz’e gidiş güzergahını korumak dışında başka bir şey düşünmüyor. Akdeniz’e inecek, Lübnan’ı destekleyecek ve İsrail’e karşı mevzisini koruyacak. Şam mı? Şam şu an sadece ve sadece kendini koruma derdinde. Bakmayın sınırımızda görüntü vermelerine. Rusya ve İran’ın askeri desteği olmasa onların da o bataklığı kurutacak mecalleri yok. Müttefiklerimiz mi? Onlar bizzat bataklığı daha da güçlendirme derdinde. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İşte Türkiye bu tür bir sorumluluğu yüklendi ve kendi ulusal güvenliği, Suriyeli sığınmacıların yerlerine dönmesi ve terörizme darbe indirmek için bölgeye girdi. Örgüt direnemedi bile. 4-5 günde Resulayn ve Tel Abyad merkezlere girildi. TSK’ya ve Suriye Milli Ordusu’na direnemeyen teröristler her zaman yaptıklarını yaptı ve sivilleri hedef aldı. Şehitler verdik… Ama terör örgütünü ve arkasındaki kuvvetleri ezdik. O kuvvetler yıllarca yatırım yaptığı üslerdeki pılılarını pırtılarını toplayıp kaçmak zorunda kaldılar. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Şimdi bölgede yeni bir denge var. ABD ve Rusya ile yapılan iki mutabakat sonrası oluşan bir denge… Bu satırlar yazılırken Türk ile Rus askerleri sınırımızın Suriye tarafında ilk ortak devriye faaliyetini icra ediyorlardı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Artık kartlar yeniden karılırken Yörünge’ye de bu meseleyi derinlemesine irdelemek düşerdi. Bizde Kasım sayımızda bunu yaptık. Operasyon başladığı andan itibaren sınırdan ayrılmayan ve gelişmeleri en yakından izleyen emekli Albay ve Strateji ve Güvenlik Uzmanı Yusuf Alabarda, dergimizin sorularını yanıtladı, gelecekte ne olacağının fotoğrafını çekmeye çalıştı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sıklıkla sorguladığımız NATO üyeliği ve ABD ile ilişkilerin tarihsel boyutunu Cüneyt Toraman hocamız ile genç gazeteci kardeşimiz İbrahim Baran irdeledi. İstihbarat ve güvenlik anlamında çalışmalarıyla bilinen usta Gazeteci ve Yazar Ferhat Ünlü, bölgedeki gelişmelerden bağımsız olmayan DEAŞ lideri Bağdadi’nin öldürüldüğü operasyonu, olası sonuçlarını Yörünge’ye değerlendirdi. Ulaş Başar Gezgin hocamız, Asya dünyasının gündemdeki projesi Bir Kuşak Bir Yol Projesi’nin Güneydoğu Asya dünyasındaki yansımalarını ele aldı. Arşivci Gazeteci Ercan Dolapçı’da Yörünge okurları için tarihte Kasım ayında yaşanan önemli olaylarını hatırlattı.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1">***</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu ayın 10 Kasım’ı Cumhuriyetimizin kurucusu Kurtuluş Savaşımızın ölümsüz komutanı Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi hayata intikalinin 81. yıldönümü. Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve kurtuluş mücadelemize emeği geçen tüm ölmüşlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhları şad, mekanları cennet olsun.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-kasim-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Ekim 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-ekim-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-ekim-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Sep 2019 20:31:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Ekim 2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12646</guid>

					<description><![CDATA[Güvenliğimiz ve Asya Açılımı Eylül ayı ne kadar doluydu değil mi? Gözler Astana sürecinin 3 garantör ülkesinin liderlerinin Ankara’daki buluşmasındaydı. Fırat’ın doğusu ne olacaktı? İdlib’de Rusya ve Şam yönetimi operasyonlarını sürdürecek miydi? Yeni bir insanlık dramına mı şahit olacaktık? Bu sorularla toplantı takip edildi. Toplantıdan çıkan sonuçları şu şekilde sıralamak mümkün: &#8211; İdlib ve (Münbiç dahil) Fırat’ın doğusunda 3 ülke de çözümden yana. Ancak ciddi bir yöntem farklılığı var. &#8211; Üç ülke de Anayasa Heyeti konusunda mutabık kaldı. &#8211; Türkiye’nin ısrarla vurguladığı sığınmacı/mülteci meselesinde Rusya ve İran, Ankara’nın yanında yer aldıklarını beyan etti. &#8211; Suriye’de huzuru ve toprak bütünlüğünü tehdit edecek bütün güçlere ve terör örgütlerine karşı kararlı mücadele vurgusu da ortak. Özetle, bazı zamana yayılan ve çözümü yöntem farklılıkları içeren problemlerin haricinde Astana sürecinin kararlılıkla devam ettirileceği gözüküyor. Bu durum, bölgemizdeki Doğu Akdeniz ve PKK ile mücadeleye de yansıyacaktır. Bölge çözümünün öne çıkması, yeni dönemin de taşlarının döşenmesine yardımcı olacak. Bu nedenle Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Ağustos ayında yaptığı “Asya açılımı” açıklaması çok önemliydi. Kapak konumuz olarak bu konu öne çıkıyordu. Ancak eski Şırnak TEM Müdürü Hacı Murat Dinçer’in PKK ile ilgili yazısı fikrimi değiştirmeme neden oldu. Hepimizi ilgilendiren bir konu olan PKK terörünün geleceğinin ne olacağı konusu, Fırat’ın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><b>Güvenliğimiz ve Asya Açılımı</b></p>
<p class="p1"><span class="s1">Eylül ayı ne kadar doluydu değil mi? Gözler Astana sürecinin 3 garantör ülkesinin liderlerinin Ankara’daki buluşmasındaydı. Fırat’ın doğusu ne olacaktı? İdlib’de Rusya ve Şam yönetimi operasyonlarını sürdürecek miydi? Yeni bir insanlık dramına mı şahit olacaktık? Bu sorularla toplantı takip edildi. Toplantıdan çıkan sonuçları şu şekilde sıralamak mümkün:</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&#8211; İdlib ve (Münbiç dahil) Fırat’ın doğusunda 3 ülke de çözümden yana. Ancak ciddi bir yöntem farklılığı var. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&#8211; Üç ülke de Anayasa Heyeti konusunda mutabık kaldı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&#8211; Türkiye’nin ısrarla vurguladığı sığınmacı/mülteci meselesinde Rusya ve İran, Ankara’nın yanında yer aldıklarını beyan etti.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&#8211; Suriye’de huzuru ve toprak bütünlüğünü tehdit edecek bütün güçlere ve terör örgütlerine karşı kararlı mücadele vurgusu da ortak.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Özetle, bazı zamana yayılan ve çözümü yöntem farklılıkları içeren problemlerin haricinde Astana sürecinin kararlılıkla devam ettirileceği gözüküyor. Bu durum, bölgemizdeki Doğu Akdeniz ve PKK ile mücadeleye de yansıyacaktır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bölge çözümünün öne çıkması, yeni dönemin de taşlarının döşenmesine yardımcı olacak. Bu nedenle Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Ağustos ayında yaptığı “Asya açılımı” açıklaması çok önemliydi. Kapak konumuz olarak bu konu öne çıkıyordu. Ancak eski Şırnak TEM Müdürü Hacı Murat Dinçer’in PKK ile ilgili yazısı fikrimi değiştirmeme neden oldu. Hepimizi ilgilendiren bir konu olan PKK terörünün geleceğinin ne olacağı konusu, Fırat’ın doğusundaki gelişmeleri de etkileyecektir. Kapakta, Dinçer’in PKK’nın geçmişini, bugününü ve gelecekte ne olacağını inceleyen, özel bilgilerinin de yer aldığı dosyamızı okuyacaksınız.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İkinci önemli dosyamız, aktardığımız gibi Asya açılımı ve özellikle de bu coğrafyanın büyüyen devi Çin… Bölgeyi iyi analiz eden isimlerden, BİLGESAM Araştırma Koordinatörü Sibel Karabel, Yörünge’ye, Kuşak ve Yol Projesi’ndeki önemli ayrıntıları, Türkiye’nin bu projedeki yerini anlattı. Yine deneyimli ve Çin konusunda uzman Gazeteci Gökhun Göçmen de, Çin’in gelişimini, bölgede Türkiye için avantaj ve dezavantaj oluşturabilecek meseleleri irdeledi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu sayımızda, Cüneyt Toraman ve Ulaş Başar Gezgin hocalarımızın, yargı reformu ve dünyadaki eşitsizliğin nedenlerini sorguladıkları son derece bilgilendirici yazıları da yer alıyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Balkanlar ve Kıbrıs uzmanı Gözde Kılıç Yaşın, Yunanistan’daki Türklerin yaşadığı ciddi bir sorunu, eğitim meselesini, Beşir İyidiker de yine kendine has üslubuyla hem siyaseti hem de ekonomik bazı önemli ayrıntılarıyla yorumladıkları yazıları ile Ekim sayımıza zenginlik kattı. Bu sayımızda, Kırklareli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Akman’ın, İslam tarihindeki mezheplerle ilgili kaynakları ele aldığı ve günümüzdeki cemaatlerle benzer ve farklı yönlerini değerlendirdiği önemli bir çalışması da yer aldı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">***</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">29 Ekim’de Cumhuriyetimizin ilanının 96’ncı yıldönümü kutlayacağız. Binlerce yıldır bu topraklarda bulunan Türk milletinin Anadolu’daki son kurduğu devlet olan Türkiye Cumhuriyetimizin 96’ncı kuruluş yıldönümü kutlu olsun.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu arada Yörünge 3’üncü yılı devirdi. Sizlerin desteğiyle daha nice yıllara dileğimizi iletiyoruz. Tüm okurlarımıza teşekkürler.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-ekim-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Eylül 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-eylul-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-eylul-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2019 13:37:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Eylül 2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12346</guid>

					<description><![CDATA[Yörünge’nin Öngörüsü Geçen ay “Türkiye’nin Kader Ayı: Ağustos” kapağını yaparken, somut veriler ışığında hareket etmiştik. Hayale veya uydurmaya dayalı bir başlık değildi. Bu nedenle ilk Editörden yazımda “Türkiye’nin Yörüngesi” başlığını uygun görmüştüm. Evet, kader ayıydı ve Türkiye’nin Yörünge’si bunu öngörmüştü. Hatırlayın; &#8211; 5-7 Ağustos’ta ABD ile görüşen heyetler Barış Koridoru/Güvenli Bölge olarak adlandırılan bölgede atılacak adımlar konusunda bir mutabakata vardı. ABD’ye güvenilir mi? Kesinlikle güvenilmez. Geçmiş bunun örnekleri ile dolu. Terörle Mücadele Koordinatörlüğü, Münbiç Mutabakatı vs. hiçbirinde verdiği sözü tutmadı. Örnekleri çoğaltabiliriz. Ancak sözünü ettiğimiz, Türkiye’nin kaderini etkileyecek bir mutabakattı. Olumlu mu olumsuz mu sonuçlanacak önümüzdeki dönemde belli olacak. &#8211; Şu satırları yazdığım dakikalarda İdlib sınırımız kaynıyordu. Yüzlerce, binlerce İdlibli sınırımıza yığıldı. Neden mi? Çünkü Suriye ordusu, İdlib’in güneyinden kente saldırıya geçti. Aslında Mayıs ayında başlamıştı bu süreç. Ağustos ayında ise saldırılarını artırdı. Ordumuzun gözlem noktalarını hedef aldı. Sonuç mu: Türkiye’ye geri adım attıramadı. Ancak bölgede kartlar yeniden karılacak artık. Çünkü Rusya destekli Suriye ordusu güneyden İdlib’e doğru bir koridor açtı. &#8211; İdlib ile bağlantılı olarak Türk-Rus ilişkisinde de dozu düşük de olsa bir gerilim yaşandı. İnisiyatif alan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gerilimi düşürmek için önce Rusya lideri Putin ile telefonla görüştü, ardından gelen daveti kırmayarak Moskova’ya gitti. İki lider &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><strong>Yörünge’nin Öngörüsü</strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Geçen ay “Türkiye’nin Kader Ayı: Ağustos” kapağını yaparken, somut veriler ışığında hareket etmiştik. Hayale veya uydurmaya dayalı bir başlık değildi. Bu nedenle ilk Editörden yazımda “Türkiye’nin Yörüngesi” başlığını uygun görmüştüm. Evet, kader ayıydı ve Türkiye’nin Yörünge’si bunu öngörmüştü. Hatırlayın;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&#8211; 5-7 Ağustos’ta ABD ile görüşen heyetler Barış Koridoru/Güvenli Bölge olarak adlandırılan bölgede atılacak adımlar konusunda bir mutabakata vardı. ABD’ye güvenilir mi? Kesinlikle güvenilmez. Geçmiş bunun örnekleri ile dolu. Terörle Mücadele Koordinatörlüğü, Münbiç Mutabakatı vs. hiçbirinde verdiği sözü tutmadı. Örnekleri çoğaltabiliriz. Ancak sözünü ettiğimiz, Türkiye’nin kaderini etkileyecek bir mutabakattı. Olumlu mu olumsuz mu sonuçlanacak önümüzdeki dönemde belli olacak.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&#8211; Şu satırları yazdığım dakikalarda İdlib sınırımız kaynıyordu. Yüzlerce, binlerce İdlibli sınırımıza yığıldı. Neden mi? Çünkü Suriye ordusu, İdlib’in güneyinden kente saldırıya geçti. Aslında Mayıs ayında başlamıştı bu süreç. Ağustos ayında ise saldırılarını artırdı. Ordumuzun gözlem noktalarını hedef aldı. Sonuç mu: Türkiye’ye geri adım attıramadı. Ancak bölgede kartlar yeniden karılacak artık. Çünkü Rusya destekli Suriye ordusu güneyden İdlib’e doğru bir koridor açtı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&#8211; İdlib ile bağlantılı olarak Türk-Rus ilişkisinde de dozu düşük de olsa bir gerilim yaşandı. İnisiyatif alan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gerilimi düşürmek için önce Rusya lideri Putin ile telefonla görüştü, ardından gelen daveti kırmayarak Moskova’ya gitti. İki lider Moskova’da tarihi görüntüler verdi. Mesaj yerine ulaşmıştı. Ziyaretin akşamında ABD’den arka arkaya Türkiye karşıtı çıkışlar gelmeye başladı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Geçen sayımızda Astana liderler zirvesinin gerçekleşeceğini de yazmıştık. O zirve ertelendi. Muhtemelen ABD ile varılan mutabakat ve İdlib gerilimi bunda etkili oldu. Zirvenin Eylül ayı ortasında gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı. Bu ay sadece bizim değil, dünyanın gözü bu zirvede olacak.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Gelelim bu sayımıza…</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">FETÖ militanları 15 Temmuz ihanetinin altyapısını Harp Okulları’na girerek, 2000’li yıllarda da tamamen kontrolü ele geçirerek hazırlamıştı. Bu ihanet sürecinde kendilerine biat etmeyen Harbiyeli çocuklarımıza akıl almaz işkenceler yaptılar. Kapak dosyamızda bu işkenceleri okuyacaksınız. Yağız Aksakaloğlu yazdı. AK Parti’nin etkili isimlerinden Metin Külünk Yörünge’ye önemli açıklamalar yaptı. Fırat’ın doğusundan dış gelişmelerin iç siyasete etkilerine kadar çarpıcı değerlendirmeler okuyacaksınız. Cüneyt Toraman hocamız da, Adli Yıl Açılışına yönelik bazı Baroların tepkisini değerlendirdi.<span class="Apple-converted-space">  </span>Çin, ABD ile küresel bir rekabete girdi. Bu sayımızda bu ülkenin politik olarak iki kritik fay hattını inceledik. Gökhun Göçmen’in kaleminden. Malazgirt… Türk tarihinin bin yıllık mührü. Aydın Enes Seydanlıoğlu, Malazgirt zaferinde Kürt kardeşlerimizin katkısını inceleyen yazısıyla bu sayımıza değer kattı. Yine Beşir İyidiker, Şevket Apuhan, Ulaş Başer Gezgin, Güney Batı Ferhat ve Ercan Dolapçı ekonomiden tarihe, dünyadan felsefeye kadar çok önemli yazılarıyla bu sayımızda yer aldı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Dolu dolu bir dergi okuyacaksınız. Ülkemiz ve milletimiz için hayırlı bir ay olmasını dileriz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">***</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu ay Muharrem Orucu ayı. Alevi vatandaşlarımızın tuttukları orucu, yaptıkları ibadetleri Allah kabul etsin. </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-eylul-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Ağustos 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-agustos-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-agustos-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 12:57:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12054</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’nin Yörünge’si &#160; Türkiye kritik bir eşikte. Temmuz ayında öyle gelişmeler yaşandı ki, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı kesin gibi. 12 Temmuz’da S-400’lerin ilk partisi Türkiye’ye getirildi. Doğal olarak herkes Washington’ın göstereceği reaksiyonu bekledi. Ancak Pentagon’un arka arkaya ertelenen basın toplantıları haricinde ABD başkentinde bir hareketlilik gözlemlenmedi. Elbette süreç yeni başlıyor. ABD’li senatör Lidnsey Graham’ın görevlendirilip “Bari S-400’leri kurmayın” mesajı dışında ABD Başkanı Trump’ın Türkiye’ye hak veren duruşu devam etti. Ek olarak bu ay Türkiye’nin merkezinde olduğu önemli toplantıların yapılacak olması “Türkiye’nin Kader Ayı: Ağustos” dememize neden oldu. Evet, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Türkiye, müttefiklik ilişkilerini bozmadan, daha bağımsız politika yürütmenin adımlarını daha sağlam bir şekilde atmaya başladı. Biz de bu sayımızda bu adımları, yaşanan gelişmeleri işlemeye, Türkiye’nin yörüngesini anlatmaya gayret gösterdik. Kapak dosyamızla bağlantılı olarak Aynur Bayram arkadaşımızın Batı dünyasını çok yakından tanıyan ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ile yaptığı söyleşi, ABD ve Rusya ilişkilerimizden Suriye ve Doğu Akdeniz meselesine çok önemli bir perspektif sunuyor. Kapak konumuz ile bağlantılı olarak Tahran’ı iyi gözlemleyen gazeteci Yakup Aslan’ın İran’ın Amerikan yaptırımlarına karşı izlediği politikayı anlatan yazısı ile ekonomist Şevket Apuhan’ın Türkiye’ye yönelik ekonomik saldırıya karşı neler yapılması gerektiğini irdelediği yazısı önemli bilgiler içeriyor. yüzyılın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin Yörünge’si</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye kritik bir eşikte. Temmuz ayında öyle gelişmeler yaşandı ki, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı kesin gibi. 12 Temmuz’da S-400’lerin ilk partisi Türkiye’ye getirildi. Doğal olarak herkes Washington’ın göstereceği reaksiyonu bekledi. Ancak Pentagon’un arka arkaya ertelenen basın toplantıları haricinde ABD başkentinde bir hareketlilik gözlemlenmedi. Elbette süreç yeni başlıyor. ABD’li senatör Lidnsey Graham’ın görevlendirilip “Bari S-400’leri kurmayın” mesajı dışında ABD Başkanı Trump’ın Türkiye’ye hak veren duruşu devam etti. Ek olarak bu ay Türkiye’nin merkezinde olduğu önemli toplantıların yapılacak olması “Türkiye’nin Kader Ayı: Ağustos” dememize neden oldu. Evet, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Türkiye, müttefiklik ilişkilerini bozmadan, daha bağımsız politika yürütmenin adımlarını daha sağlam bir şekilde atmaya başladı. Biz de bu sayımızda bu adımları, yaşanan gelişmeleri işlemeye, Türkiye’nin yörüngesini anlatmaya gayret gösterdik.</p>
<p>Kapak dosyamızla bağlantılı olarak Aynur Bayram arkadaşımızın Batı dünyasını çok yakından tanıyan ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ile yaptığı söyleşi, ABD ve Rusya ilişkilerimizden Suriye ve Doğu Akdeniz meselesine çok önemli bir perspektif sunuyor.</p>
<p>Kapak konumuz ile bağlantılı olarak Tahran’ı iyi gözlemleyen gazeteci Yakup Aslan’ın İran’ın Amerikan yaptırımlarına karşı izlediği politikayı anlatan yazısı ile ekonomist Şevket Apuhan’ın Türkiye’ye yönelik ekonomik saldırıya karşı neler yapılması gerektiğini irdelediği yazısı önemli bilgiler içeriyor.</p>
<ol start="21">
<li>yüzyılın en önemli projesi olmaya aday Bir Kuşak Bir Yol Projesinin mimarı Çin’in, Doğu Akdeniz’e bakış açısı ve kıyısı bulunan ülkelerle ilişkisi da dosyamızın bir diğer boyutu.</li>
</ol>
<p>Ağustos sayımızda kapak dosyasının yanı sıra çeşitli konularda çok değerli dosyalar ve konular da yer alıyor. Örneğin kendisi de FETÖ tarafından hedef alınmış olan emekli İstihbaratçı Albay Coşkun Başbuğ ile özellikle Fırat’ın doğusuna yapılması beklenen operasyonu, terör örgütleriyle mücadelenin ayrıntılarını, Irak’ın kuzeyindeki terör yuvalarına yapılan operasyonun amacını konuştuk.</p>
<p>Yunanistan’daki seçimlerin ardından Türk-Yunan ilişkileri ve bunun Ege ve Doğu Akdeniz’e olası yansımalarını Kıbrıs ve Balkan uzmanı Gözde Kılıç Yaşın değerlendirdi.</p>
<p>Avukat Cüneyt Toraman hocamız, yerel seçimlerin ardından gündeme gelen Cumhurbaşkanlığı sisteminde revizyon yapılması yönündeki tartışmalara, “Başkanlık Sisteminde Revizyon” başlıklı yazısıyla derinlikli bir katkı yaptı. Bingöl Üniversitesi Araştırma Görevlisi Erkan Baysal, geç kalan ve tüm dünyayı ilgilendiren bir konuyu, dini radikalizmi işledi.</p>
<p>Beşir İyidiker, hem ekonomiye hem de siyasete yönelik analizlerini iki yazı ile aktardı.</p>
<p>Bir başka dikkat çekici yazıyı da, Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin kaleme aldı. Prof. Gezgin, dünya dışı uzaya giden uzay gezginlerinin karşılaştığı zorluklar ve nasıl kriterlerle seçildikleri gibi çok bilinmeyen bazı bilgileri aktardı.</p>
<p>***</p>
<p>Adil Gülmez’den Genel Yayın Yönetmenliği bayrağını devraldım. Adil hocamızdan bundan sonra da katkılarını beklediğimizi belirterek, kendisine dergimize kattığı değer ve emekleri dolayısıyla teşekkür ediyoruz.</p>
<p>Ülkemize, milletimize ve okurlarımıza huzur dolu iyi bir ay diliyor, mübarek Kurban Bayramınızı ve 30 Ağustos Zafer Bayramınızı şimdiden kutluyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-agustos-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Temmuz 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-temmuz-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-temmuz-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:40:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Temmuz 2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11640</guid>

					<description><![CDATA[Adalet mi Mülkün Temeli Yoksa Mülk mü Adaletin Temeli? “Adalet mülkün temelidir” sözü, devletin ideolojisinin temel unsurudur. Adaletin nasıl sağlanacağını ve devletin varlığıyla olan ilgisini anlatır. “El adlü esasül mülk” sözünün kısmen Türkçeleştirilmiş şeklidir. Günümüz yorumunda bu ifade, “hukuku hukuk yapan iktidardır, iktidarı meşru kılan hukuktur” sözüyle uygulanmalıdır. Buradaki mülk, mal anlamına değil egemenlik anlamına gelir. Şöyle şematize ederek izah edelim: Asker olmadan devlet ya da mülk(egemenlik) olmaz. Asker olması için para(servet) gerekir. Para, vatandaşlardan toplanır. Uyruklar ancak adaletle refaha kavuşabilirler. Sonuç olarak, adalet olmadan devlet olmaz. Yani adalet mülkün temelidir. Bu esaslı cümle, Müslümanların ikinci halifesi Hz.Ömer’e nispet edilir ve Hz. Ömer’in en çok riâyet ettiği husûsun adalet olduğu belirtilir. Rivayet odur ki; halifeliği döneminde bir gün Rum Elçi yanında bir sürü muhâfız ile beraber Hz. Ömer’i ziyarete gelir. Fakat kendisi, makamında değildir. Derler ki “Emîril-müminîn bu saatte öğle uykusuna falan yerdeki ağacın altına gider.” Elçi muhafızları ile berâber tarif edilen yere gider. Hz. Ömer gerçekten de ağacın altına kıvrılmış tek başına kestirmektedir. Yanına yaklaşırlar. Hz Ömer doğrulunca Elçi şöyle der, “Ey Ömer, adalete riâyet ettin, kimsenin hakkını yemedin, muhafızın olmaksızın geziyorsun, bir de bizim şu hâlimize bak!” Buraya kadar yazdıklarımız çağdaş ve güçlü bir devlette olması gereken unsurlardır. Bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><b>Adalet mi Mülkün Temeli </b><b>Yoksa Mülk mü Adaletin Temeli?</b></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Adalet mülkün temelidir” sözü, devletin ideolojisinin temel unsurudur. Adaletin nasıl sağlanacağını ve devletin varlığıyla olan ilgisini anlatır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“El adlü esasül mülk” sözünün kısmen Türkçeleştirilmiş şeklidir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Günümüz yorumunda bu ifade, “hukuku hukuk yapan iktidardır, iktidarı meşru kılan hukuktur” sözüyle uygulanmalıdır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Buradaki mülk, mal anlamına değil egemenlik anlamına gelir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Şöyle şematize ederek izah edelim:</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Asker olmadan devlet ya da mülk(egemenlik) olmaz. Asker olması için para(servet) gerekir. Para, vatandaşlardan toplanır. Uyruklar ancak adaletle refaha kavuşabilirler. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sonuç olarak, adalet olmadan devlet olmaz. Yani adalet mülkün temelidir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu esaslı cümle, Müslümanların ikinci halifesi Hz.Ömer’e nispet edilir ve Hz. Ömer’in en çok riâyet ettiği husûsun adalet olduğu belirtilir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Rivayet odur ki; halifeliği döneminde bir gün Rum Elçi yanında bir sürü muhâfız ile beraber Hz. Ömer’i ziyarete gelir. Fakat kendisi, makamında değildir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Derler ki “Emîril-müminîn bu saatte öğle uykusuna falan yerdeki ağacın altına gider.” </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Elçi muhafızları ile berâber tarif edilen yere gider. Hz. Ömer gerçekten de ağacın altına kıvrılmış tek başına kestirmektedir. Yanına yaklaşırlar. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hz Ömer doğrulunca Elçi şöyle der, “Ey Ömer, adalete riâyet ettin, kimsenin hakkını yemedin, muhafızın olmaksızın geziyorsun, bir de bizim şu hâlimize bak!”</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Buraya kadar yazdıklarımız çağdaş ve güçlü bir devlette olması gereken unsurlardır. Bir de çağ dışında kalmış bir devlette bu sözü şöyle örneklendirebiliriz:</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Adaletin temeli mülktür” yani mülkün yok ise adaletten medet bekleme ya da istersen bekle. Mahkeme harcı yatırmaya gittiğin zaman anlaşılır ne demek istediğimiz. Paran yoksa hakkını bile arayamazsın. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hard kapitalizm dedikleri böyle bir şey olsa gerek. Yeni tasarlanan Yargı Reformu, adalet mefhumunu mülkün esası haline getirmeyi hedef almalıdır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Adalet bir ülkenin en büyük sermayesidir. Bizim gibi sırtımızı dayayabileceğimiz doğal kaynakları kısıtlı olan ülkelerin beynelmilel âlemde saygın bir yerinin olması ancak adaleti tam anlamıyla ikame etmeleriyle mümkündür.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye Cumhuriyeti olarak adalet duygusunun içini boşaltarak sonsuza kadar yaşamamız mümkün değildir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu ülke daha uzun yıllar ayakta kalacaksa ki öyle inanıyoruz; bu, adaletle mümkün olabilir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Adaletin yerli yerine oturmadığı düzenlerde kargaşa, anarşi ve kaos ortamı ülkeye hakim olur. Böyle bir düzenin ilelebet payidar olması da elbette düşünülemez.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Devlet ya da millet hepimizin olmazsa olmazı adil olmaktır.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-temmuz-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Haziran 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-haziran-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-haziran-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jun 2019 12:14:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Haziran 2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11001</guid>

					<description><![CDATA[Denge Politikamız Geçerli Olabilir mi? Nihal Atsız’ın, hezeyanın hakikate galebe çaldığı o meşhur mektubunu biliyorsunuzdur.  Ne diyordu Atsız, oğlu Yağmur Atsız’a yazdığı mektubunda? “Yağmur oğlum! Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol. Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlar tarihi düşmanlarımızdır. Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır. Japonlar, Afganlar ve Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır. Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içer(de)ki düşmanlarımızdır. Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı. Tanrı yardımcın olsun!” Nihal Atsız 4 Mayıs 1941 Şu fani dünyada millet olarak kendimizi yalnızlaştırmaktan başka bir şeye yaramayacak bu vasiyetnameyi bugünlerde mutlaka hatırlamamız gerekiyor. Yaşadığımız günler itibarıyla Türkiye’nin tam anlamıyla bir abluka altına alınmasına şahitlik ediyoruz. Kuşatma, Doğu Akdeniz deniz tabanının altında bulunan dev doğalgaz rezervleri dolayısıyla yapılıyor. Cephe içinde yer alan üretici ve müşteriler, Avrupa’yı Ruslara enerji bağımlılığından kurtarmaya çalışıyorlar. ABD ise gaz çıkarıcısı ve satıcısı pozisyonunda. Houston, Texas’ta kurulu Noble Energy adlı şirket bu işi yüklenmiş. Çıkarılacak gaz üzerinde İsrail, Mısır, Güney Kıbrıs ve Lübnan hak iddia ediyor. Doğu Akdeniz sorununa karşı geleneksel &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>Denge Politikamız Geçerli Olabilir mi?</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Nihal Atsız’ın, hezeyanın hakikate galebe çaldığı o meşhur mektubunu biliyorsunuzdur.<span class="Apple-converted-space">  </span>Ne diyordu Atsız, oğlu Yağmur Atsız’a yazdığı mektubunda? </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Yağmur oğlum! Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlar tarihi düşmanlarımızdır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Japonlar, Afganlar ve Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır. Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içer(de)ki düşmanlarımızdır. Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı. Tanrı yardımcın olsun!” Nihal Atsız 4 Mayıs 1941</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Şu fani dünyada millet olarak kendimizi yalnızlaştırmaktan başka bir şeye yaramayacak bu vasiyetnameyi bugünlerde mutlaka hatırlamamız gerekiyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yaşadığımız günler itibarıyla Türkiye’nin tam anlamıyla bir abluka altına alınmasına şahitlik ediyoruz. Kuşatma, Doğu Akdeniz deniz tabanının altında bulunan dev doğalgaz rezervleri dolayısıyla yapılıyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Cephe içinde yer alan üretici ve müşteriler, Avrupa’yı Ruslara enerji bağımlılığından kurtarmaya çalışıyorlar. ABD ise gaz çıkarıcısı ve satıcısı pozisyonunda. Houston, Texas’ta kurulu Noble Energy adlı şirket bu işi yüklenmiş. Çıkarılacak gaz üzerinde İsrail, Mısır, Güney Kıbrıs ve Lübnan hak iddia ediyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Doğu Akdeniz sorununa karşı geleneksel “denge” politikamız tutmayabilir. Kim ne derse desin Yunanistan ile tarihten gelen bir husumetimiz var. Bunun hümanistlik ya da insan hakları boyutunda incelenecek yönü yok. Çıkarları her daim çıkarlarımız ile ters düşen ve hedeflerinin en başında İstanbul olan bu ülkenin özellikle Ege’deki kıta sahanlığı avantajı ile üstümüzde büyük baskı oluşturmuş vaziyette.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Darbeden sonra tamamen Amerika’nın emrine giren Mısır’ın herhangi bir ABD eyaletinden farkı yok. Hakeza bu meyanda İsrail hepsinin ağababası. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sorun belki Rusya ile dengelenebilirdi lakin Rusya ile Amerika’nın resmen karış karış pay ettikleri Suriye’nin kara sınırlarının yanında, denizlerde de gereken ayarlamalar yapılmış gözüküyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Zira Suriye kıyılarında bulunan (özellikle Lazkiye-Tartus) Rusya gemilerinin gözleri önünde Amerikan gemileri rahatlıkla saldırılarda bulunabiliyor. Yani kısacası, bu bölgede büyük bir devlet ile yapılacak ittifaktan uzağız. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye, ortak paylaşım yaklaşımıyla bu kaynaktan hakkı olanı talep ederken özellikle bu problem çerçevesinde kendisine potansiyel müttefik olması beklenen Rusya ile de menfaat çatışması içine girmemesi gerekiyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İşte bu nokta bize, Atsız’ın vasiyetini hatırlatıyor. 1974’teki Barış Harekâtı’nda Kıbrıs Adası’nın tamamına hâkim olamamanın acısını bugünlerde yeniden yaşamak, yalnızlığımızı katmerlendirmekten başka bir işe yaramıyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Velhasıl zor günler bekliyor bizi. Siz yine de ümidinizi yitirmeyin. Zira iman varsa imkân da vardır.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-haziran-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Mayıs 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-mayis-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-mayis-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2019 11:23:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Adil Gülmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10155</guid>

					<description><![CDATA[Emperyalistlerin Askeri Olmayalım Önce bir saptama yapalım. Bir ülke için (ve söz konusu ülke Türkiye ise) tüm alanlarda stratejik bir ortak olduğumuz herhangi bir devlet yok. Bazı alanlarda işbirliği yapmanın her iki taraf için de faydalı olabileceği taktik hedefler olabilir. 20. yüzyılda yaşanan iki dünya savaşının ardından bugün küresel hegemonyanın yeni bir paylaşıma, dolayısıyla yeni bir savaşa ihtiyacı var. Paylaşım ve savaş ister taktiksel olsun isterse stratejik yeni işbirliklerine ihtiyaç duyar. Yaşadığımız coğrafyada olan bitenin özeti bu. Soğuk Savaş dönemlerinden tevarüs eden paktlar ile yeni savaşlar/paylaşımlar yapmak ne kadar mümkün? Zamanın şartları icabı dâhil olduğumuz ittifaklar olsa olsa konjonktürel beraberlikler olarak değerlendirilebilir. Bizim kendisinden söz ederken stratejik müttefikimiz dediğimiz devletlerin bizleri hiçbir zaman stratejik ortak olarak görmedikleri çok açık. Aksi söz konusu olsa idi maliyetine ortak olduğumuz savaş uçaklarının tesliminde bu kadar sorun çıkarılır mıydı?   Türkiye’nin ABD-AB/NATO sevdasının “duygusal” yönünü de hatırla(t)makta yarar var. Yabancı sermaye Borsa’yı coşturan sıcak parayı çekti mi, Başbakanlığın önünde kasa atan adam görüntüleri çıkıverir birden ortaya. Nazım Hikmet, Kore’ye gönderilen Türk askeri için “23 Sentlik Asker” şiirini yazmıştı, o hesap! Bir ülke için stratejik önemi haiz olan bir silah coğrafi, tarihi ve dini hiçbir ortak yönü olmayan bir başka ülke için nasıl stratejik ortaklık &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Emperyalistlerin Askeri Olmayalım</strong></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Önce bir saptama yapalım. Bir ülke için (ve söz konusu ülke Türkiye ise) tüm alanlarda stratejik bir ortak olduğumuz herhangi bir devlet yok. Bazı alanlarda işbirliği yapmanın her iki taraf için de faydalı olabileceği taktik hedefler olabilir. </span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">20. yüzyılda yaşanan iki dünya savaşının ardından bugün küresel hegemonyanın yeni bir paylaşıma, dolayısıyla yeni bir savaşa ihtiyacı var. Paylaşım ve savaş ister taktiksel olsun isterse stratejik yeni işbirliklerine ihtiyaç duyar. Yaşadığımız coğrafyada olan bitenin özeti bu. </span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Soğuk Savaş dönemlerinden tevarüs eden paktlar ile yeni savaşlar/paylaşımlar yapmak ne kadar mümkün? Zamanın şartları icabı dâhil olduğumuz ittifaklar olsa olsa konjonktürel beraberlikler olarak değerlendirilebilir. </span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Bizim kendisinden söz ederken stratejik müttefikimiz dediğimiz devletlerin bizleri hiçbir zaman stratejik ortak olarak görmedikleri çok açık. Aksi söz konusu olsa idi maliyetine ortak olduğumuz savaş uçaklarının tesliminde bu kadar sorun çıkarılır mıydı?  </span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Türkiye’nin ABD-AB/NATO sevdasının “duygusal” yönünü de hatırla(t)makta yarar var. Yabancı sermaye Borsa’yı coşturan sıcak parayı çekti mi, Başbakanlığın önünde kasa atan adam görüntüleri çıkıverir birden ortaya. Nazım Hikmet, Kore’ye gönderilen Türk askeri için “23 Sentlik Asker” şiirini yazmıştı, o hesap!</span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Bir ülke için stratejik önemi haiz olan bir silah coğrafi, tarihi ve dini hiçbir ortak yönü olmayan bir başka ülke için nasıl stratejik ortaklık öznesi olabilir? F-35 savaş uçakları bir silah olmanın ötesinde, bugün Trump’ın “Amerika’yı yeniden büyük yapma” iddiasının en önemli halkalarını oluşturan istihdamı ve refahı artırma hedeflerini temin edecek stratejik bir ürün. </span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Üretici firma Lockheed Martin’in yalnızca proje ortağı 13 ülkeye satmayı planladığı, çoğunluğu A tipi F-35 uçaklarının sayısı 4 bin 500. En ucuz model olan F-35A tipi savaş uçağının birim fiyatının 89 milyon dolar olduğu göz önüne alınırsa, Amerikan savunma sanayiinin, Amerikan ekonomisinin ve Trump’ın 2020 başkanlık seçimi için bu projeden beklentilerinin boyutu da daha iyi kavranabilir.</span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR" style="letter-spacing: -.1pt;">Gelinen nokta itibariyle bir kısım aydınlarımız şöyle ifadeler kullanıyorlar: “Türkiye’nin ait olduğu coğrafyada kendi dünyasını kurmasının zamanı gelmiştir, bölgedeki komşularıyla Batı’nın önüne set çekecek siyasî, askerî ve iktisadî bir organizasyona gitmesi kaçınılmaz olmuştur, Türkiye’nin Batı ile oynadığı oyunun sürdürülebilirliği kalmamıştır.”</span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Emperyalizme asker olmamak için yeni vizyonumuz olmalıdır. “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye bu dünyada yerini alır” sözü çağcıl ve doğru bir tespit değildir. Batı bloğundan itizal eden Türkiye’nin gidip kendine yer bulacağı blok Avrasya bloğu olabilmesi için o ittifakı oluşturan ülkelerle stratejik hedeflerimizin örtüşmesi gerekmektedir. </span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Unutmayalım ki Rusya ve Çin gibi ülkelerle tarihten tevarüs eden anlaşmazlıklarımız hâlâ diridir. Bizim terörist dediğimiz silahlı örgütler onların nezdinde meşru hak arayıcılarıdır. Ne Rusya ve ne de Çin, PKK’yı terör örgütü olarak görmemektedirler. Dolayısıyla Batı bloğundan ayrılacak isek bazı hedeflerimizin örtüştüğü ülkelerle taktiksel ortaklıklar geliştirerek yolumuza devam edebiliriz.</span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Yeni bir dünya kurulacaksa Türkiye, o dünyanın içinde öncü, lider kurucu olmalıdır. </span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Gelecek sayımızda buluşmak dileğiyle…</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-mayis-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Nisan 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-nisan-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-nisan-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2019 21:18:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9483</guid>

					<description><![CDATA[İslamofobia, Türkofobi’ya Dönüşmüştür “İslamiyet Allah tarafından gönderilen bir din değildir. Bizim görev vermediğimiz ve bize küsen bir papaz Mekke’ye giderek Hz. Muhammed’de Hristiyanlığı öğretti. Bunun adı da İslamiyet oldu.” Orta Çağ’da Katolik kilisesi papazları, Hristiyanları böyle kandırıyorlardı. Bu tarihi palavra tutmadı. Endülüs Emevilerinin İspanya’yı fethederek Avrupa’ya yerleşmesiyle beraber bu sefer papazlar Hristiyanları, “Müslümanlar bizi kılıçtan geçirecek” diye kandırmaya başladılar. Osmanlı’nın Avrupa’ya açılmasıyla Hristiyan papazların uydurdukları hikâyelerine bağlı olarak İslamiyet’e olan mesafeyi hep uzak tutmaya çalıştıklarını görüyoruz. Hatta bazı papazlar, Osmanlı’nın Avrupa’ya hâkim olmasıyla yeni keşfedilen Amerika’ya toptan göç etmeyi bile önerdiler. Osmanlı’nın Avrupa’da kaldığı 400 yıl boyunca papazlar halkı sürekli “Türk” varlığı üzerinden korkuttular. Modern zamanlarda 11 Eylül saldırıları ve Londra metrosuna düzenlenen saldırı ile İslamofobia kurgusu İsrail, AB ve ABD’nin katkılarıyla yeni bir evrim geçirdi. Ülkelerinde kime hizmet ettiği malum sözde Müslüman kimlikli kişilerin gerçekleştirdikleri terör saldırılarını da halka İslamiyet’in bir sonucu olduğuna dair gösterimlerle anlattılar. Batı’da ve Amerika’da halk hiç tanımadığı İslam’a ve görmediği Müslümanlara karşı kin duygusuyla doldu. Batılı insanların beyinleri Müslümanlardan korkmaları gerektiği şeklinde şartlandırıldı. Bu “öcü” her gün, her saat kendilerine hatırlatılmaya başlandı. Bu şartlandırma seanslarında İslamiyet’in kendisinden değil de bazı gurupların uygulamalarından örnekler vererek gerekçe oluşturdular. Önceleri çağcıl gelişmelerden ve refah düzeyinden mahrum olan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İslamofobia, Türkofobi’ya Dönüşmüştür</strong></p>
<p>“İslamiyet Allah tarafından gönderilen bir din değildir. Bizim görev vermediğimiz ve bize küsen bir papaz Mekke’ye giderek Hz. Muhammed’de Hristiyanlığı öğretti. Bunun adı da İslamiyet oldu.”</p>
<p>Orta Çağ’da Katolik kilisesi papazları, Hristiyanları böyle kandırıyorlardı. Bu tarihi palavra tutmadı. Endülüs Emevilerinin İspanya’yı fethederek Avrupa’ya yerleşmesiyle beraber bu sefer papazlar Hristiyanları, “Müslümanlar bizi kılıçtan geçirecek” diye kandırmaya başladılar.</p>
<p>Osmanlı’nın Avrupa’ya açılmasıyla Hristiyan papazların uydurdukları hikâyelerine bağlı olarak İslamiyet’e olan mesafeyi hep uzak tutmaya çalıştıklarını görüyoruz. Hatta bazı papazlar, Osmanlı’nın Avrupa’ya hâkim olmasıyla yeni keşfedilen Amerika’ya toptan göç etmeyi bile önerdiler. Osmanlı’nın Avrupa’da kaldığı 400 yıl boyunca papazlar halkı sürekli “Türk” varlığı üzerinden korkuttular.</p>
<p>Modern zamanlarda 11 Eylül saldırıları ve Londra metrosuna düzenlenen saldırı ile İslamofobia kurgusu İsrail, AB ve ABD’nin katkılarıyla yeni bir evrim geçirdi. Ülkelerinde kime hizmet ettiği malum sözde Müslüman kimlikli kişilerin gerçekleştirdikleri terör saldırılarını da halka İslamiyet’in bir sonucu olduğuna dair gösterimlerle anlattılar. Batı’da ve Amerika’da halk hiç tanımadığı İslam’a ve görmediği Müslümanlara karşı kin duygusuyla doldu.</p>
<p>Batılı insanların beyinleri Müslümanlardan korkmaları gerektiği şeklinde şartlandırıldı. Bu “öcü” her gün, her saat kendilerine hatırlatılmaya başlandı. Bu şartlandırma seanslarında İslamiyet’in kendisinden değil de bazı gurupların uygulamalarından örnekler vererek gerekçe oluşturdular.</p>
<p>Önceleri çağcıl gelişmelerden ve refah düzeyinden mahrum olan İslam toplumları kendilerini eğitim, toplumsal yapı ve ekonomik olarak geliştirmeye başlayınca Batı dünyası için tehdit olarak algılanmaya başladılar. Oluşturulan yapay tehditle Müslümanları şeytanlaştırmak için medya etkin olarak kullanıldı.</p>
<p>Amerika’da kurgulanan ve tüm dünyaya servis edilmeye çalışılan İslamofobia artık manipülatif bir politika olmuştur. İslamiyet Avrupa’da ve Amerika’da hızla yayıldığı için başta Hristiyan ve diğer gayrimüslim toplulukları tehdit ediyor. Daha doğrusu öyle bir algı gerçekleşiyor.</p>
<p>Batılı İslamofobik teorisyenlere göre İslamiyet durağandır. İslamiyet kadınları ikinci planda ve sosyal hayat dışında tutan bir dindir. Batı’da var olan özgürlükler, dini serbestlikler İslamiyet’in Batı’da yayılmasıyla zamanla yok olacak. Örneğin, Belçika’da var olan eşcinsel evlilikler, evlilik dışı çocuklar bile İslam’a karşı bir silah olarak kullanılmaya başlanmıştır. Basında ve medya’da eğer İslam Avrupa’da ve Amerika’da bu hızla yayılmaya devam ederse tüm bu insanlar tehdit olarak görülecektir. Bu nedenle de herkes kendi tedbirini almalıdır anlayışı yaygınlaştırılmıştır. Bunu medya aracılığıyla halka yaydılar. Aslında İslam’a karşı 1920’li yıllardan itibaren Amerika’da halka işlenen bir anlayış mevcuttur. Bu anlayışı yerleştirebilmek için 1926-2014 yılları arasında 500’ün üzerinde film yapılmıştır.</p>
<p>Günümüzde İslamofobia propagandasının baş aktörleri Washington Post ve Fox Medya olduğuna dair birçok görüş vardır. Avrupa’da bugün yasaların çoğu İslamofobia bahane edilerek dönüşüme uğramıştır.</p>
<p>Yörünge, meselelere tek pencereden bakmayarak Türkiye’nin entelektüel aklının buluşma noktası olmaya devam ediyor. Bunu kapak konumuza ilişkin makaleleri okurken daha iyi göreceğinizi düşünüyoruz.</p>
<p>Son Yeni Zelanda katliamında da görüldüğü gibi, mağdur Müslümanlara en esaslı bir biçimde Türkiye Cumhuriyeti sahip çıkarken Kudüs’ü ve Kudüs Davası’nı ABD’ye satanlar meseleyi sıradan taziye mesajlarıyla geçiştirmişlerdir. İmam-ı Şafii’nin dediği gibi fitne oklarının yönü yani katilin silahındaki yazıların hedefi belliydi. İslamofobia, Türkofobia’ya dönüşmüştür.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-nisan-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Mart 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-mart-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-mart-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 22:05:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[mart 2019]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge Dergi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8828</guid>

					<description><![CDATA[Sağduyu Galip Gelecek Türkiye, 31 Mart 2019’da yerel seçimlere gidiyor. Aday belirleme sürecini geride bıraktığımız bu günlerde seçim propaganda faaliyetlerinin hız kazandığına şahit oluyoruz. Yerel seçimler doğası gereği, ülkeyi kimin yöneteceğine karar verilen seçimler değildir. Ancak siyasi partilerin seçimlere atfettikleri öneme bakarak bu seçimlerin bir “genel seçim” gibi algılandığını rahatlıkla görebiliriz. Türkiye’de siyasetin sürekli olarak ekonomi ve bürokrasi başta olmak üzere siyaset dışı alanların etkisine açık olduğu düşünüldüğünde, yerel seçimlerin neden genel siyasetin dışında tutulacağını açıklamak zorlaşır. Sonuçta siyaset, çatışma grupları arasında iktidarı kazanmak için yapılan bir mücadeledir ve iktidarı elde etme mücadelesinin merkezinde psikolojik dengeler yatar. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi sembolik değere sahip belediyelerde seçimi kazanamayan bir partinin, genel siyasette de zayıflaması, gücünü kaybetmesi ihtimal dâhilindedir. Mezkûr şehirlerdeki belediye seçimlerinden galip çıkan tarafın ise genel siyaset için özgüven kazanması ve ileri hamle yapmasından daha doğal bir durum söz konusu değildir. İşte bu sebepten ötürü İstanbul, Ankara ve İzmir gibi sembolik öneme haiz metropollerde Cumhur İttifakı’nı geriletmek adına İYİ Parti, CHP lehine seçimden çekilmiş durumdadır. HDP ise kimi meçhul farklı gerekçelerle Cumhur İttifakı’nın kalelerinde gedik açmak adına CHP’ye ya da CHP-İYİ Parti işbirliğine ve Saadet Partisi’ne açıktan destek sunmaktadır. Diğer tarafta MHP, Cumhur İttifakı’nı korumak ve ilerletmek adına AK &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>Sağduyu Galip Gelecek</b></span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Türkiye, 31 Mart 2019’da yerel seçimlere gidiyor. Aday belirleme sürecini geride bıraktığımız bu günlerde seçim propaganda faaliyetlerinin hız kazandığına şahit oluyoruz. </span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Yerel seçimler doğası gereği, ülkeyi kimin yöneteceğine karar verilen seçimler değildir. Ancak siyasi partilerin seçimlere atfettikleri öneme bakarak bu seçimlerin bir “genel seçim” gibi algılandığını rahatlıkla görebiliriz. Türkiye’de siyasetin sürekli olarak ekonomi ve bürokrasi başta olmak üzere siyaset dışı alanların etkisine açık olduğu düşünüldüğünde, yerel seçimlerin neden genel siyasetin dışında tutulacağını açıklamak zorlaşır. Sonuçta siyaset, çatışma grupları arasında iktidarı kazanmak için yapılan bir mücadeledir ve iktidarı elde etme mücadelesinin merkezinde psikolojik dengeler yatar.</span></p>
<p class="p5"><span class="s2"><b>İstanbul, Ankara ve İzmir </b></span><span class="s1">gibi sembolik değere sahip belediyelerde seçimi kazanamayan bir partinin, genel siyasette de zayıflaması, gücünü kaybetmesi ihtimal dâhilindedir. </span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Mezkûr şehirlerdeki belediye seçimlerinden galip çıkan tarafın ise genel siyaset için özgüven kazanması ve ileri hamle yapmasından daha doğal bir durum söz konusu değildir. İşte bu sebepten ötürü İstanbul, Ankara ve İzmir gibi sembolik öneme haiz metropollerde Cumhur İttifakı’nı geriletmek adına İYİ Parti, CHP lehine seçimden çekilmiş durumdadır. </span></p>
<p class="p5"><span class="s1">HDP ise kimi meçhul farklı gerekçelerle Cumhur İttifakı’nın kalelerinde gedik açmak adına CHP’ye ya da CHP-İYİ Parti işbirliğine ve Saadet Partisi’ne açıktan destek sunmaktadır. </span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Diğer tarafta MHP, Cumhur İttifakı’nı korumak ve ilerletmek adına AK Parti lehine siyasi tavırlar almaktadır. Netice itibarıyla yerel seçimlerin, genel siyasetin çizdiği çerçevede ve ona hizmet edecek biçimde şekillendiğini söyleyebiliriz. </span></p>
<p class="p5"><span class="s1">31 Mart’ta yapılacak seçim sonuçları konusunda umutlu olmamız gerekir. Umutlu olmak için de pek çok sebep var. En başta da 2014 yılından beri ülkenin girdiği seçim sağanağının sona erecek olmasıdır. 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden 31 Mart 2019 yerel seçimlerine kadar geçen 5 yıllık süre boyunca ikisi yerel, biri Cumhurbaşkanlığı, ikisi genel seçimler, biri Anayasa değişikliği referandumu ve biri Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler (ya da Başkanlık seçimi) olmak üzere toplam 7 defa, ortalama her 8,5 ayda bir sandığa gidilmesinin, en istikrarlı ülkelerde bile ciddi sonuçları olurdu. Buna son 5 yıla biri sivil (17-25 Aralık operasyonları) diğeri askeri (15 Temmuz) iki ciddi darbe teşebbüsü de eklendiğinde, ülkenin yaşadığı türbülansın şiddeti ve tahrip gücü hakkında bir fikir edinilebilir. Hatta bu türbülanslı dönemin başlangıcını daha da geriye götürmek mümkündür. 2011 seçimlerinin üzerinden daha bir yıl geçmeden gerçekleştirilmeye çalışılan MİT operasyonları (7 Şubat 2012 ve 19 Ocak 2014) ve Gezi olayları (12 Haziran 2013) siyasi iktidara siyaset dışı (demokrasi dışı) araçlarla müdahale etmenin araçlarını ve yöntemlerini gözler önüne sermektedir. </span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Kısaca 2011 genel seçimlerinin üzerinden daha bir yıl geçmeden girdiğimiz bu türbülanslı dönem ülkeye, son derece hayati önemde 8 yılı kaybettirmiştir. AK Parti, iktidarına (doğrudan ve dolaylı) siyaset dışı yöntemlerle müdahaleye karşı, her defasında sandığa giderek halk desteğini arkasına almayı başarmıştır.<br />
31 Mart yerel seçimlerinin bu türbülanslı dönemin son seçimi olması umut edilir. Cumhur İttifakı’nın, dokuz ay önceki genel seçimlere yakın bir başarı ile gücünü muhafaza etmesi ve ittifakın seçim sonrasında da derinleşerek devam etmesi beklenmektedir. Bunun anlamı, Cumhurbaşkanlığı sisteminin iki partili sistem üzerinden konsolide edileceğidir. AK Parti- MHP ittifakının<span class="Apple-converted-space">  </span>sadece<span class="Apple-converted-space">  </span>bu seçim sonuçlarını güvence altına almak değil,<span class="Apple-converted-space">  </span>aynı zamanda muhalefet partilerini de bir ittifaka mecbur ederek, seçim sonrasının iki partili sisteminin temellerini oluşturmaktadır. Yani ittifakın başarısının seçimleri de aşan bir anlamı ve önemi bulunmaktadır. </span></p>
<p class="p6"><span class="s1">Önümüzdeki sayıdan itibaren dergimiz e-dergi haline dönüşecek ve yayın hayatına sanal alemde devam edecektir. Yeni sayılarda buluşmak dileğiyle.</span></p>
<p>Adil Gülmez</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-mart-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Şubat 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-subat-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-subat-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 22:30:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Sayı 17]]></category>
		<category><![CDATA[Şubat 2019]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge Dergi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8246</guid>

					<description><![CDATA[‘Aldırma Gönül, Aldırma …’ Sosyalist eğilimi yüzünden yaşadığı sürece hiç rahat bırakılmamış ve faili meçhul bir cinayete kurban gitmiş yazar. Bu tanımlama maktul meşhur Sabahattin Ali’yi tanımlamak için yeterli gelir mi? Gelmez, o modern Türkiye’ye ağır gelen bir yazar. ‘Leylim ley, aldırma gönül, çocuklar gibi, kıyamadığım, dağlar, melankoli, ben yine sana vurgunum’ şarkılarının sözlerine hayat veren şairin nasıl ve niçin, kim tarafından öldürüldüğü hâlâ meçhul. Ali, ‘aldırma gönül’ adlı şiiri Sinop Cezaevi’nde yazmıştır. Sinop Cezaevi, denize karşıdır ancak pencereler yüksekte olduğundan şu efsane sözler dökülür şairin kaleminden: “Dışarda deli dalgalar Gelip duvarları yalar Seni bu sesler oyalar Aldırma gönül, aldırma Görmesen bile denizi Yukarıya çevir gözü Deniz dibidir gökyüzü Aldırma gönül, aldırma” Tıpkı bu dizelerde olduğu gibi memleketin en haysiyetli aydınlarından biri, sağlığında tahkikatlardan başını kaldıramadığı, yetmezmiş gibi öldükten sonra da bıraktığı kültürel tereke tepe tepe kullanılmıştır. Onun şiirlerine şarkılar besteleyenler, o besteleri şakıyanlar ve hatta o şarkılardan keyif çıkaranlar, o maktul meşhura borçlarını ödememişlerdir. Yazar, muharrir, fikir ve eylem adamları dahi o borca bigâne kalanlar cümlesine dâhildirler. Dünya görüşü hangi cihete bakarsa baksın, günümüz Türkiyesi’nin nahak yere katledilen Sabahattin Ali’ye karşı borçlu olduğunu düşünüyorum. Mamafih bir biçimde bu borcu ödemek için bir şeyler yapmaya yeltenenlerin karşısına engeller çıkarmak, evvelemirde o &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>‘Aldırma Gönül, Aldırma …’</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sosyalist eğilimi yüzünden yaşadığı sürece hiç rahat bırakılmamış ve faili meçhul bir cinayete kurban gitmiş yazar. Bu tanımlama maktul meşhur Sabahattin Ali’yi tanımlamak için yeterli gelir mi? Gelmez, o modern Türkiye’ye ağır gelen bir yazar. ‘Leylim ley, aldırma gönül, çocuklar gibi, kıyamadığım, dağlar, melankoli, ben yine sana vurgunum’ şarkılarının sözlerine hayat veren şairin nasıl ve niçin, kim tarafından öldürüldüğü hâlâ meçhul.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ali, ‘aldırma gönül’ adlı şiiri Sinop Cezaevi’nde yazmıştır. Sinop Cezaevi, denize karşıdır ancak pencereler yüksekte olduğundan şu efsane sözler dökülür şairin kaleminden:</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">“Dışarda deli dalgalar<br />
</span><span class="s1">Gelip duvarları yalar<br />
</span><span class="s1">Seni bu sesler oyalar<br />
</span><span class="s1">Aldırma gönül, aldırma<br />
</span><span class="s1">Görmesen bile denizi<br />
</span><span class="s1">Yukarıya çevir gözü<br />
</span><span class="s1">Deniz dibidir gökyüzü<br />
</span><span class="s1">Aldırma gönül, aldırma”</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Tıpkı bu dizelerde olduğu gibi memleketin en haysiyetli aydınlarından biri, sağlığında tahkikatlardan başını kaldıramadığı, yetmezmiş gibi öldükten sonra da bıraktığı kültürel tereke tepe tepe kullanılmıştır. Onun şiirlerine şarkılar besteleyenler, o besteleri şakıyanlar ve hatta o şarkılardan keyif çıkaranlar, o maktul meşhura borçlarını ödememişlerdir. Yazar, muharrir, fikir ve eylem adamları dahi o borca bigâne kalanlar cümlesine dâhildirler. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Dünya görüşü hangi cihete bakarsa baksın, günümüz Türkiyesi’nin nahak yere katledilen Sabahattin Ali’ye karşı borçlu olduğunu düşünüyorum. Mamafih bir biçimde bu borcu ödemek için bir şeyler yapmaya yeltenenlerin karşısına engeller çıkarmak, evvelemirde o borca duyarsız kalmakla aynı şeydir. Yıllardır onun eserlerinden nemalananların telif haklarının serbest hale gelmesinden sonra kitaplarını yeniden basan yayınevleri arasında ayrımcılık yaparak bir kısmını görmezden gelip özellikle farklı addettikleri yayınevine karşı aba altından sopa göstermeleri, o zatın kültürel mirasını sömürmekten başka bir şey değildir. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sabahattin Ali, üzerine yazılan yazılarda gözden kaçırılan bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek istiyorum. Her ne kadar Sabahattin Ali’nin mahpushane ile tanışması Mustafa Kemal döneminde olsa da <b>(Ceza almasına neden olan şiir Mustafa Kemal’e hakaret etmek için değil İsmet İnönü ve Ali Çetinkaya hakkındadır:  “İsmet girmedi mi daha kodese/Kel Ali’nin boynu vurulmuş mudur?” Mısralarda ismi gecen kişiler İsmet İnönü ve Ali Çetinkaya’dır.) </b>akabinde devam eden İsmet İnönü döneminde de hakkındaki tahkikatlar ağırlaşarak devam etmiş olup katli dahi o dönemde vaki olmuştu. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ali, 2 Nisan 1948’de katledilirken iktidarda<br />
I. Saka Hükümeti (10.09.1947-10.06.1948) vardı. Sabahattin Ali’nin ölümünden CHP’nin mesul olduğu itirafı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan geldi. (https://www.ntv.com.tr/turkiye/kilicdaroglu-sabahattin-aliyi-chp-oldurdu,_ZIoySmlhUW16muhwBr95Q)</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kılıçdaroğlu’nun üstü örtülmüş bir hakikati ifade ederken bu itirafın gereğinin yapılmasına dair herhangi bir talepte bulunmaması manidardır. İşte Yörünge dergisi, günümüz Türkiye okur-yazarları adına bir misyon üstlenerek çağrıda bulunuyor: </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sabahattin Ali’ye iade-i itibar meyanında devlet adına bir komisyon kurulup Sabahattin Olayı incelenip dönemin yöneticileri dâhil sorumlular mahkûm edilsin. Ve bu çalışma kayıtlara bir borcun ifa edilmesi diye geçsin. Bir sonraki ay yeni bir sayıda buluşmak dileğiyle…</span></p>
<p class="p7" style="text-align: center;"><span class="s1">* * *</span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Not: Ocak 2019 sayılı 16. Sayımızda kapak konusu olarak yayınladığımız ”Tarihselciliğin Çöküşü” isimli makale, yazarının talebiyle yayından kaldırılmıştır. Okuyucularımıza duyurulur.</span></p>
<p>Adil Gülmez</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-subat-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
