<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zeytin Dalı &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/zeytin-dali/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 Nov 2019 18:31:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Zeytin Dalı &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Batı Başkentlerinin Işıkları Sabaha Kadar Sönmedi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bati-baskentlerinin-isiklari-sabaha-kadar-sonmedi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bati-baskentlerinin-isiklari-sabaha-kadar-sonmedi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aynur Bayram]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 18:31:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Pınarı]]></category>
		<category><![CDATA[DEAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[idlib]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin Dalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12933</guid>

					<description><![CDATA[Emekli Albay Savunma Strateji ve Güvenlik Uzmanı Yusuf ALABARDA: “Türkiye kendisine yönelik terör eylemleri devam ettiği takdirde, 30. kilometrede elini kolunu bağlayıp oturmayacak. Bu noktada Rusya ile varılan Adana mutabakatı özellikle gündeme getiriliyor. Bu ne demek? Türkiye, Suriye içerisinde 31. kilometrede de 40. kilometrede kendisine tehdit oluşturabilecek terör örgütleriyle Suriye coğrafyası içerisinde askeri anlamda terörle mücadele konseptini yürütebilecek.” Barış Pınarı Harekâtı, başladığı andan itibaren Suriye özeli ve Ortadoğu genelinde taşlar yerinden oynadı. Küresel bir nizamı hedefleyenler bile kendi içinde olmak üzere şaşkındı. Neydi bu harekâtın amacı? Türkiye neyi hedefledi, ne elde etti? Harekâtın başladığı andan itibaren sınırın dibinde gelişmeleri takip eden Emekli Albay Savunma Strateji ve Güvenlik Uzmanı Yusuf Alabarda ile Barış Pınarı Harekâtı’nı, sonrasındaki gelişmeleri konuştuk. 9 Ekim’de başlayan Barış Pınarı Harekâtı bölgede birçok dengeyi değiştirdi. Resulayn ve Tel Abyad’daki terör örgütü işgali sonlandırıldı. Ayrıca bu iki kent arasında bulunan kırsal bölgede ve buradaki yerleşim alanları da çok kısa bir sürede temizlendi, M-4 karayoluna inildi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin harekât planlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Silahlı Kuvvetler özelinde konuyu değerlendirmek gerekirse, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, çukur terörü dediğimiz olaylarda, Afrin’ deki Zeytin Dalı Harekâtı, onun öncesinde Fırat Kalkanı Harekâtı ve en sonunda da Barış Pınarı Harekâtıyla meskûn mahal ve terörle mücadele konusunda bölgedeki &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Emekli Albay Savunma Strateji ve Güvenlik Uzmanı Yusuf ALABARDA:</strong></p>
<p><strong>“Türkiye kendisine yönelik terör eylemleri devam ettiği takdirde, 30. kilometrede elini kolunu bağlayıp oturmayacak. Bu noktada Rusya ile varılan Adana mutabakatı özellikle gündeme getiriliyor. Bu ne demek? Türkiye, Suriye içerisinde 31. kilometrede de 40. kilometrede kendisine tehdit oluşturabilecek terör örgütleriyle Suriye coğrafyası içerisinde askeri anlamda terörle mücadele konseptini yürütebilecek.”</strong></p>
<p class="p1">Barış Pınarı Harekâtı, başladığı andan itibaren Suriye özeli ve Ortadoğu genelinde taşlar yerinden oynadı. Küresel bir nizamı hedefleyenler bile kendi içinde olmak üzere şaşkındı. Neydi bu harekâtın amacı? Türkiye neyi hedefledi, ne elde etti? Harekâtın başladığı andan itibaren sınırın dibinde gelişmeleri takip eden Emekli Albay Savunma Strateji ve Güvenlik Uzmanı Yusuf Alabarda ile Barış Pınarı Harekâtı’nı, sonrasındaki gelişmeleri konuştuk.</p>
<p class="p1"><b>9 Ekim’de başlayan Barış Pınarı Harekâtı bölgede birçok dengeyi değiştirdi. Resulayn ve Tel Abyad’daki terör örgütü işgali sonlandırıldı. Ayrıca bu iki kent arasında bulunan kırsal bölgede ve buradaki yerleşim alanları da çok kısa bir sürede temizlendi, M-4 karayoluna inildi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin harekât planlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p class="p1">Silahlı Kuvvetler özelinde konuyu değerlendirmek gerekirse, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, çukur terörü dediğimiz olaylarda, Afrin’ deki Zeytin Dalı Harekâtı, onun öncesinde Fırat Kalkanı Harekâtı ve en sonunda da Barış Pınarı Harekâtıyla meskûn mahal ve terörle mücadele konusunda bölgedeki en etkin ve verimlilik esasına göre çalışan silahlı güç haline geldiğini değerlendiriyorum. Özellikle meskûn mahalde muharebe ve terörle mücadelede çok yoğun teknoloji kullanımı, bunun yanında profesyonel erbaş ve erlerden oluşan yapısı TSK’nın bölgede nasıl bir söz sahipliği yaptığı konusunda bence bütün dünya tarafından yakinen izlendi. Tüm bunlara rağmen öngörüm oydu ki, TSK’nın 450 kilometrenin üzerindeki bir cepheye sahip Fırat’ın doğusuna bir harekât yapmayacağı, yaptığı takdirde bunda başarılı olamayacağı, çünkü bunun Afrin’ deki Zeytin Dalı Harekâtı ile Fırat Kalkanı Harekâtı’nın çok daha fazlasına tekabül eden bir bölgeyi ihtiva ettiğiydi. Fakat bu beklentiler TSK’nın kendi içerisinde bir sıklet merkezi tesis edip Tel Abyad-Resulayn arasında bu sıklet merkezi üzerinden ele alması ve bu bölgede de çok başarılı bir iç güvenlik harekâtı ve gayri nizami harp unsurlarına yönelik olarak terörle mücadele harekâtı gerçekleştirip başarılı olmaya başladığımızda öngörüm odur ki; Batı başkentlerinin ışıkları sabaha kadar sönmedi.</p>
<p class="p2"><b>SON YILLARDAKİ<br />
EN BAŞARILI OPERASYON</b></p>
<p class="p1">Yaklaşık 7 gün gibi kısa sürede alan kontrol altına alındı. Yani bölgenin tamamının her bir zerresinin teröristlerden temizlenmesini kastetmiyorum, alan kontrolü anlamında 7 gün içerisinde bölgenin ele geçirilmesi Silahlı Kuvvetleri’n son yıllarda yaptığı en başarılı operasyonlardan biriydi. Özellikle bu harekât öncesinde bölgeye yapılan yığınakların da harekât boyunca devam eden çok karmaşık yapıdaki bir harekât tarzının kullanılması ve müşterek harekâtın icra edilmesi Silahlı Kuvvetlerine bu başarıyı getirdi.</p>
<p class="p1"><b>Müşterek harekât nedir?</b></p>
<p class="p1">Müşterek harekât dediğimiz; geride topçu birlikleri, TSK ile birlikte sahaya inen Suriye Milli Ordusu, Özel Kuvvetler Komutanlığımız gibi gayri nizami harp ve terörle mücadelede uzman birimler, zırhlı personel taşıyıcılarının ve tankların içine bindirilmiş zırhlı birlikler, yukarıda da Hava Kuvvetlerine bağlı unsurlar ile insansız hava araçları ve silahlı insansız hava araçlarımız. Bütün bu unsurların tek bir şekilde, tek bir elden kontrol edilmesi ve harekât merkezinin hem bölgede, hem de Ankara’da Genelkurmay Karargahı’nda tahsis edilmiş olması ve bunların hepsinin müthiş bir senkronizasyon içerisinde harekata devam etmesi bence diplomasinin dışında, uluslararası ilişkilerin dışında ayrıca askeri analistler tarafından analiz edilmesi gereken bir husustur. Ayrıca bu harekâtların lojistik desteğinin sağlanması, bölgenin içerisine sürekli olarak akaryakıt, yiyecek, içecek her türden ikmal, malzeme ve mühimmat sevkiyatının da yapılması Silahlı Kuvvetlerin harekât boyutuna aynı zamanda da lojistik faktörlerin ne kadar etkin bir şekilde eklemlendiğinin en güzel göstergesi oldu.</p>
<p class="p1">7 günün sonunda malum olduğu üzere Batı özellikle kendi eliyle besleyip büyütmüş olduğu organizasyonun tamamen elden çıkmasına mani olmak maksadıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne Amerika Birleşik Devletleri aracılığıyla 120 saat, daha sonra da Rusya Federasyonu’yla 150 saatlik bir bekleme moduna geçme ile ilgili bir mutabakat yaptılar. Bu mutabakat sonucunda Silahlı Kuvvetler karşısında dayanma gücünün olmadığını anlayan terör örgütü unsurlarının sair ekseriyetinin bölgeyi boşalttığını, başta özel askeri firma temsilcisi yabancı terörist savaşçılar başta olmak üzere bölgeyi boşalttıklarını, bölgede kalan bir takım terör unsurlarının hali hazırda Amerika Birleşik Devletleri’nin vermiş olduğu silah ve mühimmatlarla Mehmetçiği şehit etmeye bir süre daha maalesef istemeyerek de olsa dilimiz bunu söylemek istemiyor devam edebileceklerini değerlendiriyorum. Ama bunların artık bir tehdit unsuru oluşturacağını zannetmiyorum.</p>
<p class="p1"><b>Sizce Türkiye Barış Pınarı harekâtı ile Batı’ya ABD’ye meydan mı okudu?</b></p>
<p class="p1">Bu suali onların ağzıyla cevaplamak lazım.<span class="Apple-converted-space">  </span>Aksi takdirde belki bizi okuyanlar bir retorik, bir hamaset ile söylediğimizi düşünebilir. Bununla ilgili 3 kişiye baktığımızda sonucu anlayabiliriz. Pentagon’un başındaki Savunma Bakanı Mark Esper, Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ve<span class="Apple-converted-space">  </span>ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun söylemiş oldukları… Bunlara baktığımızda Türkiye’nin meydan okuyup okumadığını, ne yapıp ne yapmadığını, çok rahatlıkla anlayabiliyoruz. Esper; “Türkiye Cumhuriyeti Devleti bizden bu bölgeye müdahil olmak noktasında herhangi bir ricada bulunmadı. Sadece bu bölgeye müdahil olacaklarını söyleyip, bizden askerlerimizi çekmemizi istediler. Biz de buna mecbur kalıp askerlerimizi çektik” diyor. Diğer bir husus ise yine Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey kongrede, Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın önderlik ettiği ekip ile birlikte yapılan mülakatta “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Amerika Birleşik Devletleri’nden izin istemediğini, Amerika Birleşik Devletleri’ne ‘harekâta başlayacağını dolayısıyla Amerika’nın askerlerini çekmesi gerektiğini’ söyledi. Biz de bu duruma yapılan istişare sonucunda karşılık olarak askerlerimizi 30 kilometre güneyine çekmek zorunda kaldık” dedi.</p>
<p class="p2"><b>POMPEO’NUN<br />
AÇIKLAMALARINDAKİ AYRINTI</b></p>
<p class="p1">Bir diğer husus ise Amerikan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo.<span class="Apple-converted-space">  </span>O da diyor ki; “Bundan sonra yapacağımız diplomatik ilişkilerde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kendi planları doğrultusunda harekât icra edebilme kapasitesinin önüne geçmek için adımlarımız olacak.” Yani yapılan bu harekât o kadar rahatsız etmiş ki Türkiye’nin elindeki kapasiteyi bir dahaki sefere bu şekilde kullanamaması için dizayn yapacaklarını söylüyor.</p>
<p class="p1">Şimdi bu sözleri dikkate aldığımızda Türkiye’nin bu noktada Amerika Birleşik Devletleri’nden izin almadığını, kendisine biçilen bu terör devleti ile Türkiye’yi boğma projesine asla rıza gösterilmeyeceğini bu anlamda zaten binlerce yıl içerisinde barındırmış olduğu o devlet geleneği, son zamanlarda da biraz önceki bölümde izah etmiş olduğum gibi geliştirdiği kapasite, teknoloji birikimiyle birlikte kendisine rağmen bu bölgede bir oyuna müsaade etmeyeceğini gösteren bir harekâttı bu. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri’nden izin alıp almadığı hususunda Amerikalıların ağzından bu şekilde izah edebiliriz.</p>
<p class="p1"><b>Harekât süresince Türkiye’ye yönelik çok yoğun bir psikolojik savaş yürütüldü, baskı yapıldı. Bu baskının harekâtın başarısı görüldükçe artması da dikkat çekiciydi. Hatta karşıt kutupta yer aldığı bilinen ülkeler bile dozu farklı olsa da harekâta benzer tepkiler verdi. Bunu nasıl okumak lazım?</b></p>
<p class="p1">Harekâta yönelik bir okuma yapılabilir. Bir de tarihsel perspektiften bir okuma yapılabilir. Tarihsel perspektiften okuma yapıldığında Avrupa’nın Türkiye ve bu bölge söz konusu olduğunda, birlikte hareket etmesi ilk defa görülmüş bir husus değil. Bunu Haçlı Seferleri’nden günümüze, şartlar kendileri açısından namüsait seyrettiğinde, bir araya gelmekte asla sıkıntı çekmediklerini gördük. Afrin’deki terör unsurlarına yönelik gerçekleştirdiğimiz Zeytin Dalı Harekâtı’nda da aynısını yaşamıştık.</p>
<p class="p1">Şimdi gelmiş olduğumuz noktada Barış Pınarı Harekâtı’nda aynısını yaşıyoruz. Dolayısıyla özelde Avrupa’nın genelde Batı dünyasının bu şekilde bir davranış geliştirmesine şaşmamak lazım. Sadece onların bu tepkileri üzerine her türden kendimizle ilgili geliştirilmiş olunan senaryoya evet der isek asıl ona şaşmak lazım. Batının ben bu anlamdaki tepkilerinin bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gelmiş olduğu ekonomik, askeri ve dünya üzerindeki bir anlamda siyasi anlamda geliştirmiş olduğu siyasetle bir şekilde dengelendiğini açıkçası düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Batı bu anlamda burada tepki gösterdi diye Türkiye Cumhuriyeti Devleti harekâttan hiçbir şekilde vazgeçmedi, vazgeçmeyecek de bundan sonra. Ama bu tepkileri ortaya koyanların Rakka’da, Felluce’de, Ninova bölgesinde, Musul’da, Irak coğrafyasında, Hadifa kasabasında, Afganistan coğrafyasında neler yaptıklarını adeta bir Moğol ordusu gibi binlerce yıllık Babil uygarlığı dâhil olmak üzere yerle yeksan ettiklerini, buralardaki müzelerde tarihi değeri olan eserleri bile evlerine götürmekte sakınca görmediklerini Rakka’da 4 binin üzerinde Şii’nin çoluk &#8211; çocuk ve kadın demeden toprağın içerisine terörle mücadele diye gömüldüğünü Birleşmiş Milletler kendi raporlarında yazıyor.</p>
<p class="p1">Sadece bizim söylememiz değil. Rakka’nın DEAŞ terör örgütünden ele geçirilmesinden sonraki görüntülerle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Tel Abyad, Rasulayn hattına yapmış olduğu bu harekâttan sonraki görüntüler karşılaştırılırsa kuşkusuz ne demek istediğim çok daha anlaşılabilir. Rakka ve Tel Abyad üzerindeki harekât sonlandırıldıktan hemen iki gün sonra Tel Abyat’ta berberlerden kasaplara, bakkal dükkânlarından tüm esnafına birçok işyerinin açılarak hayatın seri bir şekilde başlamış olması da bunun en güzel örneğidir. Ama unutmayalım ki İran destekli milisler ile Esed’in Şebbihaları’ nın Halep de yapmış olduğu katliam sonrası aradan geçen 2 küsur yıldan bu yana Halep’ de yaşam hala başlamadı.</p>
<p class="p1">Rakka’nın şehir denecek hali kalmadı. Tekrardan ayağa kaldırılması çok uzun yıllar sürecek ama Türkiye’nin harekât yaptığı bölgelerde Azez’de, Cerablus’ta,El -Bab’da, Afrin şehir merkezinde ve Rasulayn ile Tel Abyat’ da harekatların hemen sonrasında hızlı bir iyileşmeye gidilerek şehirdeki hayati fonksiyonların ivedilikle yerine getirildiği ve bugün rejimin kontrol ettiği noktalarda birçok şeyin açtığı sıkıntı çekilirken, Türkiye’nin kontrolü altındaki bölgelerde okullardan hastanelere hayatın dolu bir şekilde aktığını hep birlikte biliyoruz.</p>
<p class="p1">Keza Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Suriye coğrafyasında kurulacağı belirtilen 3 adet yeni üniversitenin gelecekteki Suriye’ye katkıları olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütçeleri ile açılacak olan bu üniversiteler Türkiye’nin olaya nasıl baktığının en önemli göstergelerinden bir tanesidir. Dolayısıyla bu noktayı nazardan okuduğumuzda o yapılan eleştirilerin kendimize olan güvenimiz, savaş ahlakımız ve savaş ahlakı ile geçmiş çok derin bir tarihsel derinliğimiz olduğunu biliyoruz. Batı’dan öğrenebilecek çok fazla sözümüzün olmadığını da söylemek isterim.</p>
<p class="p1"><b>Büyük resmi anlattınız. Peki biz dünyaya kendimizi anlatabildik mi ya da nasıl anlatabiliriz?</b></p>
<p class="p1">Kendimizi dünyayı anlatma noktasında şartlı olarak manipülatif olarak dünyayı yanlış bilgi ile donatma noktasında yeminli olanlara kendimizi anlatma konusunda çok şansımızın olmadığını düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Çünkü zaten onların amacı bilgiyi manipüle ederek kafaları karıştırmak ama hem Avrupa’da, hem dünyada bir de ne oluyor diye hüsnüniyetle dinlemek isteyen önemli bir kitlenin olduğunu düşünüyorum. Batı’nın da tek bir Batı olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla bunlara kendimizi daha iyi anlatma noktasında eksiklerimizin olduğunu da görüyorum.</p>
<p class="p1">Bunların başında da harekât başladığı günden bu yana Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin faal bir şekilde varlığına devam eden üniversitelerin ki yüzün üzerinde uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümü var bunların her birinden 10 öğretim üyesi bir şekilde sosyal medya ve akademik yazılarla harekâta destek verir mi diye yapmış olduğum taramada maalesef akademiden bu noktada çok fazla destek gelmediğini, entelektüellerimizin bu noktada yeterli katkıyı sunamadıklarını gördüm.</p>
<p class="p1">Bir taraftan Türkiye’nin terörle mücadelesi devam ederken batının YPG ve PYD’yi terör örgütü olarak tanımlama noktasında çatlak ses çıkararak Türkiye’nin harekâtını boşa çıkartacak, Mehmetçiğin daha fazla kanının akmasına sebebiyet verecek açıklamalar varken ve bunlarla ilgili mücadelemizin yeterli olmadığını, Türkiye’de ana muhalefet düzeyinde dahi bu konuların Batı’yla aynı paralelde ele alınıyor olması bizim en büyük sıkıntımız.</p>
<p class="p1">Ben ne Amerika Birleşik Devletleri’nde ne de Batıda terörle mücadele konusunda kendi ülkeleri Türkiye kadar bile terörün bir şekilde kurbanı olmasa dahi terörle mücadele söz konusu olduğunda nasıl yek ve sert bir ses verdiklerini, nasıl herkesin bir araya geldiğini bizzat Batı’da yaşamış bir insan olarak canlı şahidiyim ama söz konusu Türkiye olduğunda bir taraftan Batı, bir de içimizde PKK-YPG- PYD’yi bir terör örgütü olarak tanımlama noktasında ortaya atılan sıkıntılı ifadeler var.</p>
<p class="p1">Bu olay bana sorarsanız kendimizi anlatamamamızdaki en önemli sıkıntılı ayaklarından bir tanesi. Diğer önemli husus ise bizim bu anlamda daha kapsamlı orta ve uzun vadeye yayılmış bir stratejik planımızın ve aklımızın oluşması gerekiyor. Maalesef bu noktada da büyük mesafeler kat edilmesine rağmen düşünce kuruluşlarından üniversitelere yayın ve neşriyat yapan medya organlarımıza kadar farklı dillerde sesimizi duyulabilecek bir etkinliğin içerisinde olmadığımızı görüyorum. Hiç kuşkusuz gayreti çabaları olan TRT World ekranı güzel şeyler yapma noktasında gayretkeş ama bunun da yeterli olmadığını düşünüyorum.<span class="Apple-converted-space">  </span>Özellikle Türkiye’nin Almanya’da üç buçuk milyonun üzerinde bir vatandaşının yaşadığı düşünülürse Avrupa üzerinde 3,5 milyon bunun ekseriyeti Almanya’da yaşıyor. TRT Word’ün Almanya’da Almanca yayın yapan servisinin daha bu ay hizmete giriyor olması bu işlerde ne kadar geç kaldığımızın en güzel göstergesi.</p>
<p class="p1">Çözüm olarak belki üniversitelerin ister vakıf üniversitesi, ister devlet üniversitesi olsun daha üretken olmaya zorlanması bu anlamda yazılmış olunan akademik yayınlarının sosyal medya üzerinden de yayılması ve akademi içerisinde bulunan kişilerin savaşın farklı bir boyutu haline gelen sosyal medyada daha organize bir şekilde karşılık verecek şekilde bir etkileşim içerisine girecek motivasyona tabi kılınması bu sorunun çözümünde önemli bir katkı sunacaktır diye düşünüyorum.</p>
<p class="p1"><b>Önce 17 Ekim’de ABD ile ardından 22 Ekim’de Rusya ile biri 13 diğeri 10 maddeden oluşan mutabakat gerçekleştirdik. Harekâtın bütünü ve bu mutabakatlar çerçevesinde Türkiye harekâtta neyi hedefliyordu neyi aldı?</b></p>
<p class="p1">Bunu şu boyuttan değerlendirmeliyiz; Cumhurbaşkanı’nın iki yıldan bu yana söylemi vardı. “Fırat’ın doğusunda bize tehdit oluşturacak hiçbir terör örgütünü barındırmayacağız.”</p>
<p class="p1">Bununla da yetinmedi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bir harita çıkarttı ve o haritada 30 kilometrelik sınırlarımız boyunca bulunan hattı, terör örgütü unsurlarından arındırma, ikincisi olarak da bu bölgeyi adeta bir barış koridoruna çevirerek Türkiye’deki sığınmacıların bir bölümünün buraya yerleştirilmesi şeklinde iki siyasi bir hedef koydu.</p>
<p class="p1">Bu iki siyasi hedefe diploması alanında bir çare bulunamayınca da askeri bir harekâta girişildi. Bu askeri harekâtın başarılı olması sonucunda hem Amerika, hem de Rusya’yla terör örgütü mensuplarının belirlenmiş olunan Fırat’ın doğusuna tekabül eden Irak sınırına kadar dayanan bölgeden 30 kilometre aşağıya çekilmesi taahhüt edildi. Bu taahhüt doğrultusunda Tel Abyad- Rasulayn<span class="Apple-converted-space">  </span>arası Amerika ile varılan mutabakat ile Rusya ile varılan mutabakat kapsamında ki süre şu an için çalışıyor. Fırat’ın doğusu dediğimiz Irak sınırıyla Fırat nehri arasında ve buna ilaveten de Mümbiç ile Tel Rifat’ı da dahil edecek şekilde terör örgütü unsurunun kalmaması isteniyor.</p>
<p class="p1">Eğer bu mutabakat masada planlandığı gibi sahada da karşılığı olursa ki Amerika Birleşik Devletleri ile yapılan mutabakat çerçevesinde Resulayn ve Tel Abyad arasında yaklaşık bine yakın teröristin bölgeden kendilerine gösterilen yol üzerinden bölgeyi boşalttığı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da teyit edildi. Bu husus diğer bölgelerde de sağlanırsa Aynel-Arap’ta, Münbiç’te, Malikiye’de, El- Basri’ye de bu bölgelerde sağlanırsa o zaman Türkiye siyasi anlamda koymuş olduğu hedefine kısmen de askeri gücü ile ama daha çok masadaki başarısıyla ulaşmış sayılacaktır. İkinci hedef olan sığınmacıların bu bölgeye yerleştirilmesi ile ilgili hususta önümüzdeki süreçte en hararetli konularından biri olmaya devam edecektir diye düşünüyorum.</p>
<p class="p2"><b>TÜRKİYE GEREKİRSE 40 KM’DE<br />
TERÖRLE MÜCADELE EDECEKTİR</b></p>
<p class="p1"><b>Yapılan mutabakatlarda YPG’nin<span class="Apple-converted-space">  </span>Fırat’ın doğusunda 30 km altında varlığını sürdürmesi riskine dikkat çekiliyor. Örgütün varlığını sürdürmesi, gelecekte Türkiye açısından terör tehdidinin devam edeceği anlamına mı geliyor?</b></p>
<p class="p1">Bu konu ile mücvir muhit kavramını kullanmak istiyorum.<span class="Apple-converted-space">  </span>Tabi ki Türkiye kendisine yönelik terör eylemleri devam ettiği takdirde, 30. kilometrede elini kolunu bağlayıp oturmayacak. Bu noktada Rusya ile varılan Adana mutabakatı özellikle gündeme getiriliyor. Bu ne demek? Türkiye, Suriye içerisinde 31. kilometrede de 40. kilometrede kendisine tehdit oluşturabilecek terör örgütleriyle Suriye coğrafyası içerisinde askeri anlamda terörle mücadele konseptini yürütebilecek.<span class="Apple-converted-space">  </span>Dolayısıyla bu şekilde olaya bakmak lazım ama derseniz ki; PYD ve YPG 30 kilometrede değil 300 kilometrede de bulunmasın! Bu da sizin masadaki ve sahadaki gücünüz ile alakalı. Ben Türkiye’nin 200- 300 kilometre güneye inerek terörist kovalamak gibi bir siyasi ve askeri bir hedefinin olmadığını düşünüyorum. Doğrusunun da şu an olduğu gibi kendi sınırları içerisinde tehdit edecek bir yapının kendi sınırlarından 30-40 kilometre uzaklaştırılmasının ve daha sonra da bu noktalardan gelebilecek terör saldırıları olursa bunun da Adana mutabakatı çerçevesinde arkasından koşulmasının en doğru şu an için kullanılabilecek bir seçenek olduğunu düşünüyorum.</p>
<p class="p1"><b>ŞAM İLE TEKRAR ESKİSİ GİBİ OLMAZ</b></p>
<p class="p1"><b>Adana Anlaşmasını vurguladınız bu durum Şam ile diyaloğun yolunu mu açıyor? </b></p>
<p class="p1">Adana mutabakatını uygulama noktasında Şam’ın yüzünün olmadığını düşünüyorum. Şam ile diyalog noktasında zaten bürokrasi bazında bir diyaloğun olduğunu hep birlikte biliyoruz. Özellikle de istihbarat paylaşımı başta olmak üzere ama ben şartlar ne olursa olsun anayasa komitesi çalışması devam ederken ve Suriye’de anayasa komitesi çerçevesinde yeni bir Suriye hedefi ortada dururken sanki hiçbir şey olmamış gibi birilerinin istediği şekilde Şam yönetimiyle tekrar geçmişte olduğu gibi sarmaş dolaş bir görüntü verileceğini zannetmiyorum. Çünkü hiç kimse unutmasın ki Şam rejimi eli kanlı bir rejimdir. 6 milyon vatandaşını başka ülkelere sürmüştür. Milyona yakınını da bizzat kimyasal bombalarla katletmiştir. Şu an için yeni oluşturulacak anayasa komitesi çerçevesindeki Suriye projesi ortaya çıkana kadar da Şam’da mevcudiyetini sürdüren bu rejim ile hiçbir şekilde irtibat kurulmaması anlamına gelmez. Dolayısıyla ben Rusya Federasyonu’nda varılan mutabakat ile Şam rejiminin şu anki hükümet tarafından her konuda muhatap alarak elinin sıkılacağı ve onlarla çok güzel görüntüler verileceği bir dönemden çok, terörle mücadele başta olmak üzere bazı hususlarda Rusya’nın orkestra şefliğinde bir koordine içerisinde bulunulma ihtimalini yüksek görüyorum.</p>
<p class="p1"><b>Rusya ile varılan mutabakat sonucu Rusya, Fırat’ın doğusuna geçmiş oldu. Rusya’yı kazançlı saymak mümkün mü, bu durumun oluşturabileceği riskler var mı?</b></p>
<p class="p1">Suriye coğrafyasında Türkiye tek başına oyun kurucu değil. Dolayısıyla bölgeye kimin girip kimin çıkacağına Türkiye tek başına karar vermiyor. Dolayısıyla bir güç maksimizasyonu yapabilecek durumda değiliz. Hattı zatında Rusya da, Amerika Birleşik Devletleri de bu durumda tek başına değil. Dolayısıyla Rusya’nın güney sınırlarımız boyunca Türk askerleri ile birlikte devriye gezmesi sınırlarımıza bir şekilde komşu oluyor gibi gözükmesi çok da sıkıntılı bir husus değil. Bu bölgede kontrol edilmesi ve rasyonel karar mekanizmaları olmayan PKK – YPG, uluslararası istihbarat örgütlerinin adeta taşeronu haline gelmiş DEAŞ gibi terör örgütlerinin bulunmasındansa, o toprakları Rusya Federasyonu gibi rasyonel bir devlet aklının kontrol ediyor olması bizim açımızdan çok sakıncalı bir tutum değil.<span class="Apple-converted-space">  </span>Bunun sebebi de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Suriye coğrafyasındaki aktörlerin kimin olacağı ya da kimin olmayacağı noktasında tek başına dizayn etme gücünün ve kapasitesinin olmamasından kaynaklandığını ama bu aynı kapasite eksikliğinin Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin; Rusya… Amerika Birleşik Devletleri Suriye coğrafyasına izinsiz gelmiş bir devlettir ama Amerika Birleşik Devletleri’ni oradan çıkartıp atma noktasında yetersizdir.</p>
<p class="p1">Amerika Birleşik Devletleri için Rusya’nın bu bölgede olması istenilen bir husus değildir ama Rusya, Hmeymim başta olmak üzere birçok üs konusunda Suriye rejiminden taviz almış, bölgede etkinliğini arttırmış bir devlettir. Aynı şey Türkiye Cumhuriyeti Devleti için de geçerlidir.<span class="Apple-converted-space">  </span>Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin Suriye coğrafyasında Afrin’den Irak sınırına kadar olan bir bölgeyi kontrol etmesini istememektedir. PKK’nın Suriye kolu olan YPG’ ye bu denli etkin tedbirler almasını istememektedir ama Türkiye’nin bu noktada ortaya koymuş oldu iradeye de engel olamamaktadır.<span class="Apple-converted-space">  </span>Denkleme bu noktadan baktığınızda o eleştirilerin çok fazla bir anlamının olmadığını düşünüyorum.</p>
<p class="p2"><b>İRAN TÜRKİYE’NİN BÜTÜNLEŞTİRİCİ SİYASETİNİ TEHLİKELİ BULUYOR</b></p>
<p class="p1"><b>Bölgede bir diğer önemli aktör Astana sürecindeki garantör üç ülkeden de biri olan İran. İran’ın Barış Pınarı Harekâtı’na yönelik olumsuz bir tutum takındığı görüldü. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda İran Cumhurbaşkanı Ruhani’ye yönelik sitemi oldu. İran neden rahatsız oldu harekâttan?</b></p>
<p class="p1">İran Türkiye’nin Suriye coğrafyasında anayasa komitesi gibi çok kritik bir sürece girildiğinde daha fazla alan kazanması ve etkinlik kazanmasını istemiyor aynı zamanda Barış Pınarı Harekâtı’nda da Türkiye’nin rolünün İran’ın Tahran’dan Beyrut’a kadar giden yol üzerinde bu faaliyetlerini rahatsız edebilecek bir boyutunun olduğunu düşünüyor. Asli siyaseti Türkiye’yi, Suriye’yi, Irak’ı kendi içlerinde manipüle etmek.</p>
<p class="p1">Bir diğer boyutu da İran kendi siyaseti ve stratejisi açısından mücadeleyi kendi coğrafyasında vermek yerine, Yemen’de, Lübnan’da, Irak’ta, Suriye’de ve hatta mümkün olsa Türkiye’nin içerisinde vermeyi tercih edebilecek bir devlet. Bu anlamdaki siyasetinden hiçbir şekilde vazgeçmiyor. Yeri geldiğinde İran’ın içerisindeki PKK unsurlarını himaye etmekten asla geri durmuyor. Yeri geldiğinde alan sosyolojisi asla İran’ın mezhepsel anlamda bir girişimde bulunmasına müsaade etmese de Suriye coğrafyasında da adeta Irak coğrafyasında olduğu gibi rahat hareket etmek istiyor. Irak coğrafyasında malumunuz olduğu üzere Şiilerin çoğunlukta olduğu bir coğrafya olmasına rağmen Suriye coğrafyasında Nusayrilerin ve Alevilerin yüzdelerine bakıldığında İran’a bu coğrafyada çok rahat hareket etme imkânı sağlamamasına rağmen Afganistan’dan Tacikistan’a kadar mezhepsel temelli ve demografiyi değiştirecek yabancı terörist savaşçıları bu bölgeye taşıyıp Halep’te etkinlik kurmak istiyor Fişhabur kapısında etkinlik kurmak istiyor. Farklı diğer noktalarda etkinlik kurmak istiyor. Türkiye’nin bu noktada ki bütünleştirici siyasetini de kendisi için büyük bir tehdit olarak görüyor. Tipik Fars’i siyaseti ile yani bir taraftan bir eliyle sırtınızı okşarken öbür tarafta da diğer eliyle de farklı noktada farklı pazarlıklar içerisine girebiliyor. Cumhurbaşkanı bu noktada İran’a yönelik olarak çok net açıklamalar yaptı. İran bu tavrını bu bölgede bu şekilde sürdürmeye devam ettiği takdirde kendisi için sıkıntı haline gelen ambargolar konusunda Türkiye’nin uzattığı rahatlatıcı elin kendisine uzanmayacağını da sanırım anlamış olmalı.</p>
<p class="p1"><b>İran’la Türkiye karşı karşıya gelir mi? </b></p>
<p class="p1">İran’ın kendisine ait bir gücü yok. Kendini terörleştiren milisleri aracılığıyla bu coğrafyalarda mücadelesini sürdürüyor. Dolayısıyla İran ile Türkiye’nin ben zaten Suriye coğrafyasında farklı zamanlarda karşı karşıya kaldığını, İdlip’te, Afrin Harekâtı’nda, Barış Pınarı Harekâtı’nda gördüğümüzü söyleyebilirim ama İran’a ait unsurların bizzat kendi kara gücüyle Suriye’ye vasıl olacak bir kara bağlantısı malum üzere yok yine milisleri aracılığıyla söylemiş olduğunuz vardır.</p>
<p class="p1">Hattı zatında bu risk olmaktan çıkıp zaman zaman pratiğe de dökülmüştür. Ancak İran’ın, milisleri aracılığıyla biraz önce saymış olduğum çok dominant bir terörle mücadele unsuru olan Suriye coğrafyasının en etkili gücü olan Türkiye’yi karşısına alabilecek bir gücünün olmadığını da bilmemiz gerek.</p>
<p class="p1"><b>Harekat sonrasında bir teröristin parlatıldığını da görüyoruz. Amerikalıların “Mazlum Kobani” adını taktıkları Şahin Cilo kod adlı Ferhat Abdi Şahin… Bakıyoruz bizim medyada bile “Mazlum Kobani” diye ismi zikrediliyor. Amerikalıların hedefi ne?</b></p>
<p class="p1">Amerika Birleşik Devletleri, Şahin Cilo kod adlı terörist üzerinden PKK’dan farklılaştırdığı bir yapı ortaya çıkartmak istiyor. PKK’nın giymiş olduğu üniformamsı o yapı dahi Şahin Cilo namlı teröristin üzerinde farklılaşıyor ve kendisine bir general payesi yakıştırılıyor. Bununla ilgili yapılmak istenilen bu 30 kilometrenin dışındaki alanda terörist olmadığı ve adıyla müsemma bir görüntü çizmeye çalıştıkları masum ve mazlum bir halkın önderliğini yapan kişi imajı çizilmek isteniyor.</p>
<p class="p1">Dolayısıyla mazlum isminin seçilmesi de dahil olmak üzere bir subliminal mesaj yöntemi olarak kullanıldığını düşünüyorum. Fakat Mazlum Kobani denilen Şahin Cilo kod adlı ve birçok takma adı bulunan teröristin Türkiye ve Afrin saldırısı dâhil olmak üzere birçok saldırıda PKK’lı olarak kırmızı bültenle arandığını ve Türkiye’nin Suriye coğrafyası da dahil olmak üzere bulduğu ilk yerde etkisiz hale getirme noktasında kararlı olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri, YPG konusunda sınırlarımız boyunca 30 bin tır dolusu silahı bir şekilde taşımama noktasında kendisine yapılan ikazları nasıl dikkate almayarak bu noktada devam ettiyse, bu ismi verilen teröristi koruma ısrarı devam edecektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendisi açısından terörist eylemler yaptığından hiçbir şekilde şüphe bulunmayan bu şahsı tıpkı diğer kırmızı bültenle aranan ve Kandil Dağı’nda ve farklı coğrafyalarda bulunan ve etkisiz hale getirilen teröristleri nasıl imha ettiyse onu da imha etmekten imtina etmeyeceğini kısa bir zaman içerisinde hepimiz hep birlikte şahitlik edeceğiz.</p>
<p class="p2"><b>RUSYA, PYD OLUŞUMUNU<br />
ABD’YE TERK ETMEK İSTEMİYOR</b></p>
<p class="p1">Rusya’nın tavrının ise Amerika’dan biraz daha farklı olduğunu düşünüyorum. Çünkü Rusya PYD bir terör örgütü olarak kabul etmiyor, aynı zamanda da hiçbir şekilde PKK – PYD -YPG oluşumunu tek başına Amerika Birleşik Devletleri’nin eline terk etmek istemiyor. Dolayısıyla da Şahin Cilo lakaplı terörist ile Rusya Savunma Bakanlığı yetkilileri arasında basına servis edilen görüntü aslında, 30 kilometreye biz sizi bir şekilde iteklemek, Türkiye’nin taleplerine boyun eğmek durumunda kalıyoruz ama unutmayın ki biz sizi tanıyoruz, tanımlıyoruz. Bu anlamda yeri geldiğinde sizinle telekonferans yapıyoruz anlamında verilen bir mesaj olarak okumak lazım.</p>
<p class="p1">Ben YPG ve PKK’nın Suriye coğrafyasında bu vakitten sonra 30 kilometrenin güneyine indiklerinde petrol sahalarının bekçiliğini yapma noktasında Amerika Birleşik Devletleri tarafından gönlünün okşandığını da düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Bu noktada tekrardan eskiden olduğu gibi bir terör devleti yaratma noktasında Rakka ve Deyr Ez Zor hattında çok fazla şanslarının olmadığını alan sosyolojisinin YPG’ye bu noktada destek verecek bir demografiye sahip olmadığını söyleyebilirim.</p>
<p class="p1"><b>PARÇALI BİR SURİYE YARATILACAK</b></p>
<p class="p1"><b>Suriye’de yeni bir anayasa süreci başlıyor. Bu süreçle ilgili öngörüleriniz nedir? </b></p>
<p class="p1">Anayasa süreci sona erdiğinde Suriyelilerin kendi yönetimlerini kendilerinin belirleyeceği bir rejimi, bir düzeni, bir devleti hiçbir şekilde kavuşamayacaklarını düşünüyorum. Bu noktada akıl hocalarının Irak’ta, Lübnan’da Bosna Hersek’te kurguladığı düzen akılda tutulduğunda Suriye’deki rejimin de farklı etnisiteler, farklı mezhepler, farklı inanç grupları arasında bölünerek adeta bölünmüş ve bir Suriye’ye imza atılacağını, bunun destekçisinin başta İsrail olacağını düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Suriye bu anayasa komitesi ile birlikte Mısır’da Muhammed Mursi’nin iktidara gelmesi ile ilgili yaşanan sürecin bir benzerinin bir şekilde Suriye’de kurgulamak isteyeceklerini dolayısıyla da şartlar ne olursa olsun halk kime oy verirse versin Cumhurbaşkanının bir mezhepten olduğu, Başbakanın farklı bir mezhepten olduğu, silahlı kuvvetlerinin komutanının farklı bir etnisiteden olduğu parçalı bir Suriye yaratılacaktır.</p>
<p class="p2"><b>BAĞDADİ’NİN ÖLDÜRÜLMESİ<br />
SORUNU ÇÖZMEYECEKTİR</b></p>
<p class="p1"><b>Terör örgütü DEAŞ’ın başındaki Bağdadi’nin öldürüldüğü iddiaları ortaya çıktı. Bu iddialar doğru ise DEAŞ’ın başına sizce kim geçer, DEAŞ terör örgütüne yeni bir misyon mu yükleniyor? </b></p>
<p class="p1">Pentegon’un basın muhabirleri aracılığıyla bu iddia ortaya atıldı. Trump’ın açıklamaları farklı bir noktaya tekabül ediyor. Şunu söylemek gerekiyor; Amerika Birleşik Devletleri’nin DEAŞ elebaşını öldürdüğünü iddia etmesi, iddia diyorum çünkü elimizde ne Usame Bin Ladin ile ilgili ne de Bağdadi ile ilgili bir bilgi yok. Amerika yine aynı taktiği kullanarak Bağdadi’nin etkisiz hale getirildiğini öldürüldüğünü başkan ağzıyla duyurdu. Bütün dünyanın bu söylenilen her şeye adeta haşa iman edercesine inanması isteniyor.</p>
<p class="p1">Bağdadi öldürülmüş olsa da olmasa da bizim açımızdan çok kayda değer bir husus değil. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri’nin soğuk savaş sonrasında en önemli projesi, terör örgütleri vasıtasıyla yaratıcı kaos dediğimiz kaos düzeninin; Çin’den Orta Asya’ya, Orta Asya coğrafyasından Kafkasya’ya, Kafkasya’dan Ortadoğu’ya ve Afrika içlerine kadar bir siyaset güdüyor.</p>
<p class="p1">Dolayısıyla Bağdadi’nin öldürülmüş olması sorunu çözmeyecektir. Bölgede istihbarat örgütleri tarafından Amerika Birleşik Devletleri ve Batı’nın ihtiyaçları doğrultusunda zaten sosyolojisi alanda hazır olan radikalleşmiş unsurlar etrafında farklı isimlerle, farklı terör örgütleri yaratma noktasında bir sıkıntılarının olmayacağını ön görebilirim.</p>
<p class="p1">Bu noktada yalnız bu coğrafyanın insanın da başta Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmak üzere bir bilinç oluştu ve bu bilinç doğrultusunda artık Deaş denilen terör örgütü diğer terör örgütü vasıtasıyla neler oluyor noktasında manipülatif düşünmeye itilmediğini ve olaya sorgulayıcı bakış açısı geliştirilerek Amerika Birleşik Devletleri’nin terörle bir dizayn, bir finansal düzenleme yaptığı noktasında herkesin kafasının çok berrak olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Bağdadi’nin öldürülmesi Trump’ın seçim kampanyası açısından önemli bir noktaya tekabül edebilir ama Ortadoğu coğrafyasında özellikle Türkiye siyaseti açısından çok bir değerinin olmadığını düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Çünkü Türkiye bu noktada kendisi için oynanan oyunu görmüştür. Bu noktadan sonra ister adına DEAŞ deyin ister başka isim koyun! Türkiye terörle kendisinin kuşatılmasına ve Batı medyasında da bir şekilde terörle irtibatlı gibi gösterilen zırva açıklamalara tavrını çok net bir şekilde ortaya koymuştur.</p>
<p class="p1"><b>İDLİB’İ ISITACAKLAR</b></p>
<p class="p1"><b>DEAŞ elebaşının öldürüldüğü iddiası doğruysa bu İdlib’e yapılacak bir operasyonun habercisi mi?</b></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu olay İdlib’te olsa da olmasa da ben İdlib’in ısıtılması noktasında asla tereddüt etmeyeceklerini, İdlib’ i bir şekilde ısıtmak isteyeceklerini düşünüyorum. İdlib’ten de Türkiye’ye yönelik olarak bir düzensiz göç hareketi olduğu takdirde, Fırat’ın doğusundaki sorunu halletmiş ve gücünü farklı noktalara tevkif etme noktasında eli daha da rahatlamış bir Türkiye’nin İdlib noktasında olup bitenlere seyirci kalmayacağını, sınırları içerisinde 3-4 milyon daha Suriyeliyi daha kabul etmeyeceğini söyleyebilirim</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bati-baskentlerinin-isiklari-sabaha-kadar-sonmedi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zeytin dalından Barış pınarına</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/zeytin-dalindan-baris-pinarina/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/zeytin-dalindan-baris-pinarina/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 07:44:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Pınarı]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin Dalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12803</guid>

					<description><![CDATA[Yaklaşık 2 yıl önce DHA adına Zeytin dalı operasyonunu 66 gün boyunca Suriye’den hiç çıkmadan izlemiştim. Afrin’in ele geçirilmesinin ardından Türkiye’ye ağır bir enfeksiyon geçirince dönmek zorunda kalmıştım. Ancak Afrin merkeze de TSK ve ÖSO ile birlikte girdiğim için gönlüm rahat Türkiye’ye dönebilmiştim. Bu kez Barış Pınarı Harekatı için Suriye topraklarındayım. Afrin Harekatını başta sonra beraber izlediğim ÖSO komutanları ve askerlerinden bazıları ile bir araya gelerek bir durum değerlendirmesi yaptılar bana. Beraber cephelerde olduğun bazı ÖSO askerleri de benim ayrılmamdan dolayı hayatlarını kaybederek şehit olmuşlar.  Aynı karede yer beraber yer aldığımız isimler tek tek bu dünyaya veda edince ister istemez insan garip duygulara kapılıyor. Afrin’de Türkiye’yi başarılı kılan şey nedir diye sorsanız hiç şüphesiz KARARLILIK derdim. Barış Pınarı Harekatında da Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kararlılığı gösterdi. Başta ABD, Rusya, İngiltere ve batılı ülkeler Türkiye’nin kararlılığını test etmenin bir faydası olmadığını iyice anladılar. Şimdi gözler 120 saatlik sürenin bitmesine çevrildi. Erdoğan Vilademir Putin ile salı günü bir araya geliyor. Bir anlaşmaya varılamazsa Türkiye kaldığı yerden harekata devam edecek. SURİYE’DE UMUTLAR HAREKATIN DEVAM ETMESİNDEN YANA Peki Suriye topraklarındaki umutlar nedir ? Benim neredeyse 25 yıllık arkadaşım DHA&#8217;nın eski Genel Müdürü Salih Zeki Sarıdanişmend liderliğinde SAHA Haber Ajansı kuruldu. Amaç tarafsız, objektif, sadece &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık 2 yıl önce DHA adına Zeytin dalı operasyonunu 66 gün boyunca Suriye’den hiç çıkmadan izlemiştim. Afrin’in ele geçirilmesinin ardından Türkiye’ye ağır bir enfeksiyon geçirince dönmek zorunda kalmıştım. Ancak Afrin merkeze de TSK ve ÖSO ile birlikte girdiğim için gönlüm rahat Türkiye’ye dönebilmiştim. Bu kez Barış Pınarı Harekatı için Suriye topraklarındayım. Afrin Harekatını başta sonra beraber izlediğim ÖSO komutanları ve askerlerinden bazıları ile bir araya gelerek bir durum değerlendirmesi yaptılar bana. Beraber cephelerde olduğun bazı ÖSO askerleri de benim ayrılmamdan dolayı hayatlarını kaybederek şehit olmuşlar.  Aynı karede yer beraber yer aldığımız isimler tek tek bu dünyaya veda edince ister istemez insan garip duygulara kapılıyor. Afrin’de Türkiye’yi başarılı kılan şey nedir diye sorsanız hiç şüphesiz KARARLILIK derdim. Barış Pınarı Harekatında da Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kararlılığı gösterdi. Başta ABD, Rusya, İngiltere ve batılı ülkeler Türkiye’nin kararlılığını test etmenin bir faydası olmadığını iyice anladılar. Şimdi gözler 120 saatlik sürenin bitmesine çevrildi. Erdoğan Vilademir Putin ile salı günü bir araya geliyor. Bir anlaşmaya varılamazsa Türkiye kaldığı yerden harekata devam edecek.</p>
<p>SURİYE’DE UMUTLAR HAREKATIN DEVAM ETMESİNDEN YANA</p>
<p>Peki Suriye topraklarındaki umutlar nedir ? Benim neredeyse 25 yıllık arkadaşım DHA&#8217;nın eski Genel Müdürü Salih Zeki Sarıdanişmend liderliğinde SAHA Haber Ajansı kuruldu. Amaç tarafsız, objektif, sadece gazeteciliği gazeteciler ile yapmak. Ben de soluğu SAHA Haber Ajansı Savaş Muhabiri olarak Suriye&#8217;de Münbiç yakınlarında aldım. CNN Türk Haber Koordinatörlüğü yaparken yaklaşık 1,5 yıl sahaya çıkamamıştım.  Sahayı özlemişim kısacası. Bu mesleğin Generalliği Muhabirliktir. Hiç kimse sizin elinizden bunu alamaz. Makamları bir anda altınızdan alırlar, ancak Muhabirlik mesleği hele hele şimdi hiç kimse sizin elinizden alamaz. Bir cep telefonu olan herkes aslında Gazeteci. Kendi sosyal medya hesaplarından istedikleri gibi bağımsız ve tarafsız bir şekilde seslerini duyurabilirler.  Sahadaki izlenimlerimi sizler ile paylaşmak istiyorum.  Münbiç yakınlarına kadar Suriye Milli Ordusu ile beraber gittim. Münbiç&#8217;e yaklaşık 20 km kadar uzaklıkta TSK ve Suriye Milli Ordusundan çeşitli gruplar yığınak yapmaya devam ediyor. Tıpkı Afrin harekatında olduğu gibi çok sayıda çeşitli tuzaklar ile karşılaştık. Milli Suriye Ordusu mensuplarından yollara çeşitli yerlere yerleştirilmiş olan EYP’lerin patlaması sonucu hayatını kaybedenler oldu. Türkmen ve Arap aşiret liderleri geceleri oturup onların bölge ile ilgili izlenimlerini dinledim. Türkiye’den beklentilerini not aldım. Her şeyden önce Türkiye’ye karşı büyük bir teveccühün olduğunu ve Afrin harekatından sonra da bu teveccühte yükseliş olduğunu gözlemledim.</p>
<p>ÜÇ ÜLKE BAŞKA OYUN PEŞİNDE</p>
<p>Ancak Türkiye’nin başladığı işi bitirmesi gerektiği yönünde görüşler hakim. Ne Rusya’ya, ne ABD’ye ne de İran’a güven hiç yok. Bu üç ülkede çeşitli yollar ile PKK, PYD gibi terör unsurlarına çeşitli şekilllerde destek çıkmayı sürdürüyorlar.  Türkiye’nin eline tarihi bir fırsatın geçtiğini ve 444 km uzunluğu 32 km derinliğindeki alanın tamamı ile PKK ve PYD’den terör unsurlarından temizlenmesi gerektiği belirtiliyor. Münbiç yakınlarındaki Türkmen köylerinde özellikle büyük bir heyecan var. Terör gruplarının elinde bulunan bölgelerdeki tarlalarına gidemiyorlar, ailelerini rahatça evlerine getiremiyorlar. Elektrik yok, güneş enerjilerinden belirli oranda özellikle telefonlarını şarj etmek en büyük öncelikleri. Çünkü tüm haberleşmelerini cep telefonları üzerinden yapıyorlar. Türktelekom Azez&#8217;de çok iyi çalışırken, internet hatları muntazam bir şekilde hizmet verirken, Azez&#8217;den Münbiç&#8217;e kadar olan sınır bölgelerinde ise Türkcell hakim diyebiliriz. Ancak güçlendirilmesi gerekiyor. Bölge insanlarının hemen hemen hepsinin cep telefonlarında Türktelekom ve Türkcell sim kartları bulunuyor.  Azez başta olmak üzere Münbiç Türkiye sınırlarına kadar olan tüm yerleşim merkezlerinde Türk bayrakları Suriye Milli Ordusu bayrağı ile birlikte dalgalanıyor. Yerel yönetimlerin idarecilerinin odalarını kocaman Türk bayrakları süslüyor. Masalarında Aselsan telsizleri, askeri elbiselerinin kollarında Türk bayrakları Türkiye’nin bölge halkının kalbine nasıl girdiğini ortaya koyuyor. İşte tüm bunları şunun için yazıyorum. Türkiyenin sınırlarımız boyunca uzanan yerleşim merkezlerindeki Arap, Türkmen, veya kalben Türkiye’ye bağlık Kürt kardeşlerimiz bir an önce teröristlerin bu bölgelerden temizlenmesini dört gözle bekliyor. Rusya, İsrail ve İran merkezli bazı derin güçler de bölgede boş durmuyor. Bu saydığımız üç ülkede Türk askerlerinin akıl almayacak şekilde insanları öldürdükleri yönünde sosyal medyada propaganda yapılıyor. Türkiye’nin ABD ile anlaşmasından bu üç ülkede oldukça rahatsız. Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasından  da ABD zaten rahatsız. Bu durumda Türkiye&#8217;nin bu ülkeler arasında bir dostunun olmadığı anlaşılıyor.  Onun için tüm dikkatlerin çevrildiği Erdoğan-Putin görüşmesinden bir sonuç elde edilemezse TSK ve Suriye Milli Ordusu her türlü hazırlığını tamamlamış durumda. Harekat sonuna kadar gidecek. Azez’de bulunan sayıları on binleri bulan Suriye Milli Ordusuna bağlı eski adı ile ÖSO güçleri de bütün hazırlıklarını tamamlamış ve gelecek emiri bekliyorlar.</p>
<p>SINIRLARIMIZ BOYUNCA ŞARTLAR ÇOK ZOR</p>
<p>Azez’den Münbiç’e kadar olan yaklaşık 3 saatlik yol üzerindeki kasabalar, köyler ve yerleşim merkezlerinde evet hayat öyle ya da böyle devam ediyor. Ancak çok zor şartlar altında. Bölgeye savaş ekonomisi hakim. Çoğu zaman asfalt yollardaki EYP tehlikesi ile tarlalara girip toz toprak içinde yol almaya çalışıyorsunuz.  Hemen Kilis&#8217;in karşısında bulunan Azez Zeytin dalından sonra toparlanmaya başlamış. Yerel yönetim yolları düzeltmeye, halkın su, elektrik gibi çeşitli ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Azez’de yerleşik çok sayıda insanın ailelerinin bir bölümü Türkiye’de, erkeklerin bir bölümü cephelerde, bir bölümü ise geçim derdine düşmüş ne yapacağını bilemez durumda. Azez’de önceden tanıdığım ve Zeytin dalında savaşı beraber takip ettiğim bazı genç insanlar, yani Eski Öso askerleri Afrin bölgesinin temizlenmesinden sonra mesleklerine dönmeye başlamışlar. Mesela tanıdığım bir arkadaşım tüm operasyonu kendisi ile beraber izlediğim Udey isimli genç insan şimdi gündüzleri berberlik yapıyor. Herhangi bir bölgeye harekat düzenlenecekse dükkanı kapatıp cepheye savaşmaya gidiyor. Bir başka genç arkadaşımız Ahmet Türkçesi çok iyi olduğu için Azez’de bir devlet kurumunda iş bulmuş. Son 2 yıldır çalışıyor. Aylık 200 dolar maaş alıyor. Maaşına şimdi 30 dolar zam gelmiş. Yeni evlendi ve bir çocuğu dünyaya gelecek. Kendine bir gelecek çizmeye çalışıyor.  Telrifattan Ebu Zekkur isimli bir başka arkadaşım Afrin operasyonu sırasında, Burseya dağında, Raco’da şiddetli çatışmalarda beni bir an yalnız bırakmayan ve koruyan bir kişi olarak o da bütün umudunu doğup büyüdüğü yer olan Telrifat’ta dönmeye bağlamış. Ne zaman karşılaşsak bana  “Emmi irfan Türkiye ne düşünüyor, ne zaman Telrifat’a amel (operasyon) olacak “ diye soruyor. Evlenmeyi de memleketine dönüşe bağlamış. Kısacası her insan bir Alem misali kime dokunsak altından koca koca romanlar çıkacak hikayeler dinliyoruz.</p>
<p>Şimdilik kalın sağlıcakla.</p>
<p>İrfan Sapmaz/WarTv.net</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/zeytin-dalindan-baris-pinarina/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrin Sahasında Satranç Hamleleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/afrin-sahasinda-satranc-hamleleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/afrin-sahasinda-satranc-hamleleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceyhun BOZKURT]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2018 06:21:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Afrin]]></category>
		<category><![CDATA[Ceyhun Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Harekat]]></category>
		<category><![CDATA[Mart 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin Dalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1722</guid>

					<description><![CDATA[Zeytin Dalı Harekatı, Suriye’deki dengeleri sarsmaya devam ediyor. PYD-YPG terör örgütünün Suriye’deki hamisi konumundaki ABD, Zeytin Dalı Harekatının başarısı kamuoyuna yansımaya başlayınca eski sert tonunu bırakma adımları attı. Rusya, Suriye yönetimini huzursuz etme adına Türkiye’nin yanında saf tutarken, Astana’da ortak hareket ettiğimiz ülkelerden İran ise Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunun artmasını endişe ile takip ediyor. Suriye’nin Afrin bölgesine yönelik 20 Ocak 2018 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve TSK yönetimindeki Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) unsurlarınca başlatılan Zeytin Dalı Harekatı bu satırlar yazıldığı sıralarda (22 Şubat 2018) 34’üncü gününü tamamlamıştı. Geride kalan 34 günde terör örgütleri PYD-YPG ve DAEŞ militanlarına büyük darbe indirilirken, 34 günde 1829 terörist etkisiz hale getirildi. Bu 34 gün süresince Afrin bölgesinin Türkiye ile sınırı adım adım PYD-YPG teröristlerinden temizlendi. Kalan çok kısa bir alanın da temizlenmesiyle terör örgütünün bölgede Türkiye ile sınırı hiç kalmamış olacak. Zeytin Dalı Harekatının Halkaları Sınır hattındaki üs bölgeleri ve bazı yerleşim yerleri teröristlerden temizlendiği zaman harekatın birinci halkasının tamamlanacağı belirtiliyor. Sonrasında ise diğer halkalar adım adım gelecek. 34 gün boyunca yapılan operasyonlarda PKK/PYD-YPG ile DAEŞ terör örgütlerinin işgalindeki Afrin’deki 5 beldeden biri ile 71’i köy, 6’sı köy altı yerleşim ve 20’si stratejik dağ veya tepe, biri YPG/PKK’ya ait üs olmak üzere 99 nokta &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zeytin Dalı Harekatı, Suriye’deki dengeleri sarsmaya devam ediyor. PYD-YPG terör örgütünün Suriye’deki hamisi konumundaki ABD, Zeytin Dalı Harekatının başarısı kamuoyuna yansımaya başlayınca eski sert tonunu bırakma adımları attı. Rusya, Suriye yönetimini huzursuz etme adına Türkiye’nin yanında saf tutarken, Astana’da ortak hareket ettiğimiz ülkelerden İran ise Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunun artmasını endişe ile takip ediyor.</strong></p>
<p>Suriye’nin Afrin bölgesine yönelik 20 Ocak 2018 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve TSK yönetimindeki Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) unsurlarınca başlatılan Zeytin Dalı Harekatı bu satırlar yazıldığı sıralarda (22 Şubat 2018) 34’üncü gününü tamamlamıştı. Geride kalan 34 günde terör örgütleri PYD-YPG ve DAEŞ militanlarına büyük darbe indirilirken, 34 günde 1829 terörist etkisiz hale getirildi. Bu 34 gün süresince Afrin bölgesinin Türkiye ile sınırı adım adım PYD-YPG teröristlerinden temizlendi. Kalan çok kısa bir alanın da temizlenmesiyle terör örgütünün bölgede Türkiye ile sınırı hiç kalmamış olacak.</p>
<p><strong>Zeytin Dalı Harekatının Halkaları</strong></p>
<p>Sınır hattındaki üs bölgeleri ve bazı yerleşim yerleri teröristlerden temizlendiği zaman harekatın birinci halkasının tamamlanacağı belirtiliyor. Sonrasında ise diğer halkalar adım adım gelecek.</p>
<p>34 gün boyunca yapılan operasyonlarda PKK/PYD-YPG ile DAEŞ terör örgütlerinin işgalindeki Afrin’deki 5 beldeden biri ile 71’i köy, 6’sı köy altı yerleşim ve 20’si stratejik dağ veya tepe, biri YPG/PKK’ya ait üs olmak üzere 99 nokta kurtarıldı. Afrin’de kent merkezi de dahil olmak üzere toplam 372 tane meskun mahalden yaklaşık yüzde 25’ine yakını temizlenmiş durumda.</p>
<p>Harekatın bundan sonraki halkalarında ise meskun mahal harekatı öne çıkacak gibi görülüyor. Buralarda ilk olarak öne çıkacak iki yerleşim alanı Raco ve Cinderes olacak (NOT: Mart ayı başında belki de bunların teröristlerden kurtarıldığı haberleri basına yansıyabilir). Sonrasında adım adım adım Afrin merkezine yönelen bir harekat planlamasından söz ediliyor. Son olarak Afrin merkezin teröristlerden temizlenmesi hedefleniyor. Böylece Afrin bölgesi terörden tamamen arındırılmış olacak. Harekat boyunca 32 askerimiz şehit olurken 143 askerimiz de yaralandı.</p>
<p>Zeytin Dalı Harekatı, iç kamuoyunda siyasi düşünce ayırt etmeksizin büyük çoğunluk tarafından desteklenirken cılız da olsa harekat karşıtlığını dile getirmeye çalışanlar var. Ancak onlardan daha tehlikeli olan, yine az da olsa harekatın başarısını sorgular görünmekle birlikte tersten psikolojik harekat söylemleri dikkat çekiyor. Bu söylem sahipleri ağırlıklı olarak sosyal medya üzerinden “Harekat neden ağır ilerliyor? Başarısız mıyız?” söylemiyle harekatın moral motivasyonunu kırmaya yönelik bilinçli veya bilinçsiz söylemleri geliştiriyor.</p>
<p><strong>Afrin Bölgesi’nin Önemi</strong></p>
<p>Bu söylemlerin boş olduğunu Afrin bölgesini çok iyi bilenler açıkça dile getiriyor. Harekatın kolay olmadığını şu bilgilerle aktarabiliriz:</p>
<p>1. Afrin coğrafi olarak kolay olmayan bir bölge. Dağlık ve tepelik alanı çok fazla. TSK, önce sınır bölgesindeki bu bölgelerin kontrolünü sağlayıp üs bölgeleri oluşturuyor. Aynı zamanda Afrin merkeze gidecek yolun güvenliğini bu üs bölgeleriyle sağlıyor. Çünkü doğrudan bu düzlük alanlara inilmesi durumunda, dağlık bölgelerindeki teröristlerin saldırısına maruz kalınabilir ve kayıp sayımız artabilirdi. Ayrıca harekatın başarısını da gölgeleyebilirdi. Zaten TSK’nın yüksek bölgelerde bu hakimiyeti kurduktan sonra önünde Afrin kent merkezine kadar uzanan düzlük alanlardan oluşan koridorların açılmasını sağlayacak. Bu nedenlerle önce ağırlıklı olarak Türkiye sınırına yakın dağlık bölgeler teröristlerden arındırılıyor. Bu da Güvenlik uzmanı Abdullah Ağar’ın belirttiği gibi, dünya harp tarihine geçecek bir başarıyla gerçekleştiriliyor.</p>
<p>2. Afrin bölgesinin ikinci önemli özelliği de bu bölgenin PKK ve ondan önceki Kürt örgütlerinin adeta kalesi olması. Kürt nüfusun örgütlü terör örgütlerinin kontrolünde olması, az sayıda olan Arap ve Suriye Türkleri’nin ise örgütsüzlüğü bu bölgeyi PKK terör örgütü açısından yıllardır merkezlerden biri yapıyor. Suriye Türkmen Dernekler Federasyonu Başkanı Tarık Sülo Cevizci, bu bölge için “Adeta 2. Kandil” tanımı yapıyor. Cevizci “Bu bölgenin düşürülmesi demek terör örgütüne ekonomik, psikolojik, siyasi olarak büyük darbe indirir” diyor.</p>
<p>3. Altını çizerek vurgulayalım: Zeytin Dalı Harekatı Kürt kökenli Suriyelileri değil, terör örgütleri PKK/PYD-YPG ile DAEŞ’i hedef alıyor. Afrin’in gerek kent merkezinde gerek diğer meskun mahallerinde çok sayıda sivil bulunuyor. Bunlar arasında terör örgütüne müzahir de olsa silaha bulaşmamış olanlar da var. Çünkü bir önceki maddede aktardığımız gibi bölge yıllardır terör örgütünün kontrolünde bulunuyor. İşte TSK adım adım ilerleyerek sivillerin güvenliğini gözeten, sadece ve sadece teröristleri hedef alan bir harekat yürütüyor. Hava bombardımanlarında bile örgütün karargahları, kampları ve mevzileri hedef alınıyor.</p>
<p><strong>Fetö, Pkk/Pyd-Ypg’nin Yanında Saf Tuttu</strong></p>
<p>İşte bu nedenlerden dolayı Afrin harekatı adım adım ilerliyor. Aktardığımız söylemlerin perde arkasını görmek açısından FETÖ ve PKK’nın da benzer söylem geliştirdiğinin altını çizelim. Örneğin terör örgütü PKK’nın yayın organında yazan Baki Gül’ün 21 Şubat’taki yazısındaki ifadeler ile FETÖ’nün önemli medya isimlerinden olan firari Tarık Toros’un bir FETÖ yayın organında yine 21 Şubat’ta yazdığı ifadelerin hemen hemen aynı olduğunu göreceksiniz. Baki Gül sözünü ettiğimiz yazıda “Türk ordusu ve çetelerin Efrin’i işgal planı 3 gün ile bir hafta arasında gerçekleşecekti” ifadesiyle TSK ve ÖSO’yu hedef alırken, Tarık Toros da yazısında “3 saatte Afrin’e giriyorlardı, manşetler öyleydi” diyerek Baki Gül ile adeta pişti oldu. Oysa gazete manşetleri incelendiğinde böyle bir söyleme rastlamadık. Yetkililer de hiçbir şekilde bu yönde bir açıklama yapmadı.</p>
<p>Harekatın hemen ikinci gününde basın temsilcileriyle bir araya gelen Başbakan Binalı Yıldırım, harekatın safhalarını ve hedefini açıklarken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da harekatın 6’ncı gününde sınır birliklerini ziyaretinde “Netice alana kadar devam edeceğiz” demişti. Aktardığım söylem FETÖ ve PKK’nın ağız birliği etmişçesine psikolojik harekat yürüttüğünü göstermesi bakımından çarpıcıydı.</p>
<p>Yine FETÖ’cülerin özellikle sosyal medya üzerinden, PKK/PYD-YPG terör örgütüne büyük destek verdiğini görüyoruz. Bu da 15 Temmuz’un gerçekleşmesi durumunda nasıl bir politika izleneceğinin işaretlerini bizlere göstermiş oluyor.</p>
<p><strong>ABD’den Türkiye Hamleleri</strong></p>
<p>Gelelim harekatın siyasi dengelerine… Bu ay itibariyle 7’inci yılına girecek olan Suriye iç savaşında Türkiye’nin ilk olarak izlediği ana politika Esad yönetiminin tasfiyesine yönelik olmuştu. Ancak süreç içinde KCK terör örgütüne bağlı PKK’nın Suriye’deki eşdeğeri PYD terör örgütü belli bölgelerde kontrolü sağlayınca Türkiye’nin önceliği yavaş yavaş Şam’dan Suriye’nin kuzeyine yöneldi. Çünkü Türkiye’nin sınır hattında bir terör yapılanması kurulmaya başlanmıştı.</p>
<p>Bu yapılanmanın en önemli hamisi, Türkiye’nin NATO’daki müttefiki ABD olmuştu. Bu ülkenin 2012 yılında gayri resmi olarak terör örgütü PYD ile ilişkileri 2014 yılının Ekim ayında Ayn el-Arap’a yönelik DAEŞ saldırısının başlamasıyla resmiyete döküldü. Ankara için alarm zillerinin çalması da bu döneme denk geldi. O döneme kadar Şam yönetimine karşı bu bölgedeki Kürtlerin haklarını da dile getiren Ankara, PYD terör örgütünün silahlı militanları aracılığıyla sınıra yığılmasını kabul etmedi ve artık geri dönüşü olmayan bir sürece girildi.</p>
<p>Bu iki müttefik, yaklaşık 3,5 yıl içinde önce 15 Temmuz, ardından Fırat Kalkanı Harekatı ve son olarak Zeytin Dalı Harekatı’yla gerilimi yüksek perdeden yaşamaya başladı. Vize krizi, ABD askerlerinin TSK kontrolündeki bölgelere silah doğrultarak pozlar vermesi gibi tansiyonun yükseldiği anlarda bile Türkiye diplomatik hamleleri doğru kullanmayı bildi.</p>
<p>Zeytin Dalı Harekatı öncesinde de Türkiye bir taraftan Astana süreciyle birlikte Suriye’deki iç savaşı sonlandırmak hedefiyle yoğun işbirliğine girdiği Rusya ve İran’ı, diğer taraftan da ABD’yi ve diğer Batılı devletleri bilgilendirdi. Bu girişimler Suriye yönetimi üzerindeki etkisi bilinen Rusya’dan karşılık bulurken, ABD başta olmak üzere müttefik devletlerdeki hasmane söylemi değiştirmedi. Ancak Zeytin Dalı harekatının başlaması ve yazımızın girişinde aktardığımız başarısı, Washington yönetimini harekete geçirdi. Şubat ayının ortasında yoğun bir diplomasi trafiği yürütüldü.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, ABD Başkanı Trump’un Ulusal Güvenlik Danışmanı Herbert Raymon (HR) McMaster ile önce 26 Ocak’ta telefon ile 11 Şubat’ta da İstanbul’da yüz yüze görüşmeler yaptı. Yaklaşık 2 ay önce yaptığı bir konuşmada Türkiye ve Katar’ın radikal ideolojilerin “yeni sponsorları” olduğunu ileri süren McMaster’la yapılan görüşmelerde Türkiye ile ABD’nin uzun vadeli stratejik ortaklık ilişkilerine vurgu yapılması dikkat çekiciydi.</p>
<p>Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli de, ABD Savunma Bakanı James Mattis ile NATO Savunma Bakanları Toplantısı kapsamında 15 Şubat’ta Brüksel’de bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede öne çıkan iki başlık, ABD tarafının YPG’yi PKK’dan ayırabilecekleri ve bu örgütü PKK’ya karşı savaştırabilecekleri şeklinde bir önerisi ile Milli Savunma Bakanı Canikli’nin “aksini ortaya koymadığımız sürece ABD’nin Afrin’deki teröristlere silah vermedikleri beyanına inandıklarını” belirten açıklaması oldu.</p>
<p>Son olarak ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson da aynı gün Ankara’ya geldi ve gelir gelmez Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile 3 saat 15 dakikalık bir görüşme gerçekleştirdi. Tillerson, bir gün sonra da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile bir araya geldi. İki bakan basının karşısına çıktı, açıklamalar yaptılar.</p>
<p>Bu diplomasi trafiğinin ardından esas olarak öne çıkan, oluşturulacak 3’lü mekanizma oldu. Bu mekanizmalarda karşılıklı olarak Savunma ve Dışişleri Bakanlıkları ile istihbarat birimlerinin yetkilileri bulunacağı açıklandı.</p>
<p>Buna rağmen ABD ile oluşturulacak mekanizmaların, soruna neşter vuracağına çok sıcak bakılmıyor. Örnek olarak da son yıllarda ABD ile oluşturulan mekanizmalar ve koordinatörlüklerin hiçbir şekilde işe yaramamış olması, Türkiye’yi oyalamak dışında bir sonuç ortaya koymaması gösteriliyor. Öne çıkan iki örnek, 2006 yılında PKK terör örgütüne karşı Türkiye, ABD ve Irak arasında oluşturulan Terörle Mücadele Özel Temsilciliği ve Suriye iç savaşı sürerken Türkiye ile ABD arasında 2015 yılı Şubat ayında imzalanan Eğit-Donat protokolü. Terörle Mücadele Özel Temsilciliği, PKK ile mücadeleye fayda sağlamaması, Ankara’nın iyi niyetine karşın Washington yönetiminin oyalama taktiği izlemesi ve süreçten PKK terör örgütünün faydalanması nedeniyle bir yıl sonra sessiz sedasız kaldırılmıştı. Eğit-donat protokolünde de Türkiye yine oyalanarak süreç dışına itilmiş, Türkiye’ye bağlı gruplar bölgede terör örgütlerine ve diğer muhaliflere ezdirilmişti. Ayrıca ABD’nin Suriye’nin toprak bütünlüğünü hedef alan eylemleri de bu protokolün sessiz sedasız devre dışı kalmasına neden oldu.</p>
<p>Bu nedenle kamuoyunda ve uzmanlarda ABD’nin şimdi de benzer bir oyalama taktiği izlediği algısı hakim. Ancak bu durumu avantaj olarak gören uzmanlar da var. Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Ankara’nın ABD ile yürüttüğü diplomasiyi değerlendirdiği sohbetimizde şu vurguları yaptı:</p>
<p>“Görülen şu: Afrin harekatı planlandığı gibi sonuçlanacak. Münbiç’te de bir çözüm bulunacağı görülüyor. ABD bu iki alanda Türkiye’nin karşısına sertlikle çıkmayacak.<br />
Esas mesele ise Fırat’ın doğusu olacak. Çünkü ABD bu bölgeyi vermek istemeyecektir. Bunu korumak için de zaman kazanma hamleleri yapacak.<br />
Ancak bu durumda bizim de zamana ihtiyacımız olduğu açık. Çünkü İdlib meselesi başta olmak üzere birçok önemli mücadele alanımız var. Bunların çözülmesi, en azından kontrol edilebilecek seviyeye çekilmesi gerekiyor.”</p>
<p>Pekin, Türkiye’nin Afrin harekatı sonrası mücadele alanlarını ise şu şekilde maddeliyor:<br />
&#8211; İdlib’te yürütülecek mücadele ve buralarda kamu düzeninin sağlanması<br />
&#8211; YPG terör örgütüyle Afrin ve Münbiç üzerinde yürütülecek mücadele<br />
&#8211; PKK terör örgütüyle Türkiye içi ve Irak’ın kuzeyinde yürütülecek mücadele<br />
&#8211; Çok sayıda hücresinin bulunduğu belirtilen DAEŞ terör örgütüyle yurt içi ve yurtdışında yürütülecek mücadele<br />
&#8211; Kıbrıs ve Ege üzerinden Yunanistan ile yürütülecek mücadele<br />
&#8211; ABD’nin olası ekonomik operasyonlarına karşı bu alanda yürütülecek mücadele</p>
<p>Pekin, Fırat’ın doğusunun en az 2 yıl operasyonel anlamda gündeme gelmeyeceğini belirtirken, Ankara’nın ilk aşamada bölgesel iletişimi şimdikinden daha da kuvvetlendirmesi gerektiğinin altını çizdi. İsmail Hakkı Pekin, özellikle İran’la anlaşılması gerektiğini kaydetti.</p>
<p><strong>İran Faktörü</strong></p>
<p>Bu sohbeti yaptığımız günlerde basına yansıyan bazı haberler de Pekin’in uyarısının altının doldurulmasını sağladı. Astana’da ortak hareket ettiğimiz ülkelerden İran, Zeytin Dalı Harekatı sürerken, düşük tonda da olsa itirazlarını dile getirdi.</p>
<p>İlk açıklama harekatın 2’nci günü İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi tarafından yapıldı.</p>
<p>Kasımi, “Ümit ediyoruz bu operasyon bir an önce sona erer ve Suriye ve Türkiye’nin sınırındaki krizin yayılmasının önü alınır” dedi. İlerleyen günlerde İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin, “İsteğimiz bu operasyonun bir an önce son bulmasıdır, çünkü burada hem Türk kardeşlerimiz hayatını kaybetmiş oluyor hem karşı taraftan ve Kürtlerden ölenler oluyor.</p>
<p>Bu operasyonun bir faydası olmayacak. Bu tutumumuz tüm ülkeler için geçerlidir” açıklaması gündeme düştü. Ancak İran’ın PYD-YPG terör örgütüne yönelik tepki açıklamalarının tonuyla Türkiye’ye yönelik açıklamaların tonu arasındaki bariz fark dikkatlerden kaçmadı. İran, ağırlıklı olarak ABD’yi hedef almayı seçmişti. İşte tam da böyle bir dönemde, 18 Şubat günü Batı basınının önemli merkezlerinden Reuters haber ajansı, PYD-YPG terör örgütü ile Suriye ordusunun anlaştığını, Suriye ordusunun Afrin’e gireceğini ileri süren bir haber yaptı. Ardından da PKK terör örgütünün de desteklediği bir haber bombardımanı başladı. Önce Suriye ordusu diye yapılan yayınlar, ardından Afrin’e desteğe giden Suriye ordusu destekli milislere evrildi.</p>
<p>TSK bu gruplara gereken yanıtı, yaptığı hava ve topçu harekatlarıyla verdi. Son olarak 22 Şubat’ta Afrin’e yardıma gelen 30-40 araçtan oluşan ve içinde teröristler ile silah-mühimmat taşıyan konvoy, Afrin kent merkezine 15 km mesafeye geldiğinde vuruldu.</p>
<p>Askeri anlamda TSK’nın karşısında duramayacak bu gruplarla ilgili haberlerin psikolojik etkisi daha fazla oldu. Bu haber üzerine kamuoyu ikiye bölündü. Bir kesim PKK/PYD’nin geçmiş işbirliğini hatırlatarak Esad yönetimini hedef aldı. Diğer kesim ise bunun bir ABD provokasyonu olduğu haberlerini öne çıkardı.</p>
<p>Ancak meselenin altını deşince, 7 yıldır bölgedeki kaostan faydalanan bazı grupların bu konuda öne çıktığı görüldü. Suriye ordusu ile PYD arasındaki görüşmelerin gerçek olduğunun altını çizerek uzmanlara sorduğumuzda öne çıkarılan yanıt “Suriye’nin Afrin’de TSK’nın karşısına çıkacak gücü yok. Ancak bölgede İran’ın desteklediği bazı gruplar var. Afrin’de görülen gruplar bunlar olabilir” oldu. Neden İran sorusuna verilen yanıt ise şöyle:</p>
<p>“İran, Suriye’nin tamamını kendi nüfuz bölgesi olarak görüyor. Türkiye ile işbirliği yürütüyor ama yine de TSK’nın operasyonlarını bu nüfuz alanını elinden almak olarak görüyor. Bu nedenle doğrudan desteklemese bile kontrolündeki grupların bazı hareketlerini engellemek istemeyebilirler.”</p>
<p>Ayrıca Suriye ordusunun gerek PYD terör örgütünün işgalindeki Deyrizor gerek katliam haberleriyle gündeme gelen Doğu Guta’ya yoğunlaşması da Afrin’e yönelik bir Suriye harekatının kolay olmadığına kanıt olarak sunuluyor. Yine Türkiye ile Zeytin Dalı Harekatı konusunda anlaşan Rusya’nın, Suriye yönetimi üzerindeki etkisi de bu iddiayı zayıflatıyor.</p>
<p>İsmail Hakkı Pekin’in uyarısı da bu noktada önem kazanıyor. Bölgedeki dengelerin ne kadar hassas olduğu ortadayken, olası provokasyonların önüne geçmek, Zeytin Dalı Harekatı’nın başarısı için İran ile iletişimin önemli olduğunun altını çizmek gerekiyor.</p>
<p>Ancak İran’ın da bölgede işi zor. ABD’nin kuzeyden güneye PYD terör örgütü üzerinden, Ürdün sınırından da Şam’a kadar olan bölgede güneyden kuzeye doğru İsrail ve terör örgütleriyle İran’ın oluşturmaya çalıştığı hattı kesmeye çalıştığını hatırlatmak lazım. İran açısından bu hattın savunması, Afrin’den daha çok önem arz ediyor.</p>
<p><strong>Düğüm İdlib</strong></p>
<p>Son olarak kamuoyuna yansıyan haberlerin aksine Zeytin Dalı’ndan sonra Türkiye’nin önceliğinin Münbiç değil, İdlib olacağı belirtiliyor. Bilindiği üzere Astana anlaşmaları çerçevesinde İdlib bölgesinde 12 tane gözlem noktası oluşturulması kararlaştırılmıştı.</p>
<p>Genelkurmay Başkanlığı, 15 Şubat’ta yaptığı açıklamada Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları tarafından Surman bölgesinde gözlem noktalarından 6’ncısı olan 8 No’lu gözlem noktası tesis edildiğini duyurdu. Geriye 6 tane gözlem noktası kalıyor. İdlib’deki sıkıntıyı madde madde aktaracak olursak, bu kentin önemi daha iyi anlaşılacaktır:</p>
<p>&#8211; Kentte temelini El Nusra’nın oluşturduğu Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) hakimiyeti bulunuyor. HTŞ, Türkiye’nin bölgedeki en önemli partnerlerinden biri haline gelen Rusya’nın terör örgütleri listesinin başında yer alıyor. Rusya bu örgütün bitirilmesi noktasında kararlı. Kentte ayrıca çok sayıda muhalif örgüt ve son dönemde gücünde gözle görülür bir şekilde artma eğilimi gösteren ÖSO unsurları bulunuyor.</p>
<p>&#8211; Uluslararası Kriz Grubu’nun (International Crisis Group) İdlib’le ilgili olarak hazırladığı son rapora göre bu bölgede toplam 2 milyon 650 bin insan yaşıyor ve bu topluluğun yaklaşık yarısı ülke içinde yerlerinden edilmiş Suriyeliler. (Sedat Ergin, “Afrin’den sonra İdlib neden önemli”, Hürriyet, 14 Şubat 2018) Olası bir çatışma durumunda yaklaşık 3 milyona yakın bu insanların gerek can güvenliği gerek Türkiye’ye göçü, süreci geri dönüşü olmayan bir yola sokabilir.</p>
<p>&#8211; TSK’nın gözlem noktası kuracağı yerlerden olan İdlib’in güneyi Suriye ordusunun kontrolündeki bölge ile komşu. Burada olası provokasyon Türkiye ile Suriye ordularını karşı karşıya getirebilir.</p>
<p>Uzmanların uyarıları bu noktada TSK’nın yine sabırla işlemesi gereken bir sürece işaret ediyor. Ordumuzun önüne bu grupların teröre başvurmasını engelleme, çatışmayı sonlandırma, kentte yeniden kamu düzenini kurma gibi bir görev çıkacak.</p>
<p>İşte bu noktada yazımızı Güvenlik Bilimleri Uzmanı Mete Yarar’ın önerisiyle noktalayalım. Yarar, sohbetimizde İdlib’deki iç dengeleri hatırlatıyor ve “Burada ÖSO’nun güçlendirilmesi, ilerleyen dönemde Türkiye’nin elini güçlendirebilir. Kentte güçlendirilmiş ÖSO unsurları, aynen Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatlarındaki katkılarını burada da verebilir.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/afrin-sahasinda-satranc-hamleleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD’nin “Terör Ordusu” Planı Suya  Düştü&#8230; Orta Doğu’da Dengeler Değişiyor</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/abdnin-teror-ordusu-plani-suya-dustu-orta-doguda-dengeler-degisiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceyhun BOZKURT]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 21:52:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[5. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Afrin]]></category>
		<category><![CDATA[Ceyhun Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[PYD]]></category>
		<category><![CDATA[Şubat 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Terör Ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[TSK]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin Dalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1614</guid>

					<description><![CDATA[Afrin’in PYD’den alınmasıyla terör örgütü PKK’nın Akdeniz’e çıkış yolu kapatılacak, Amanoslar üzerinden Türkiye’ye yönelik terör tehdidi minimize edilecek, terör devleti projesine ikinci büyük darbe vurulacak. “ABD’nin, PYD’li teröristlerden oluşacak 30 bin kişilik sınır koruma ordusu kuracağı” haberleri Ortadoğu’da dengeleri değiştirecek itici güce dönüştü. Türkiye artık dünden daha da kararlı. Türkiye İçin Çıkış Noktası: Afrin Yıllar sonra “20 Ocak tarihi neyi ifade ediyor” denildiğinde, “Türkiye’yi ve bölgeyi paramparça etmeyi, Doğu Akdeniz havzasındaki münhasır ekonomi bölgelerini bölge ülkeleri aleyhine ele geçirmeyi amaçlayan bir planın tepelendiği tarihtir” yanıtı verilecektir. Evet, 20 Ocak saat 17.00’de Türk Silahlı Kuvvetleri ve TSK destekli ÖSO güçlerinin Afrin’e dört koldan başlattığı harekat bu kadar tarihi önemdedir. Başta PKK/PYD olmak üzere bölgedeki terör örgütlerini hedef alan harekat, aynı zamanda Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik önemli bir hamleydi. Harekatın siyasi, askeri, diplomatik aşamaları da Türkiye’nin attığı adımın ne kadar doğru olduğunu göstermekte. Bu önemli harekatın perde arkası ise yıllar öncesinde bu bölgede oluşturulan yapılanmaya dayanıyor. Geçmişten günümüze Afrin’in önemini bilirsek, harekatın önemini de bir o kadar özümseriz, öğreniriz. PKK İçin Afrin’in Önemi PKK terör örgütünün kuruluşundan bu yana en önemli üslenme bölgelerinin başında Suriye’nin kuzeyi geliyordu. Özellikle Suriye kontrolündeki Bekaa Kampı’na giden teröristler bu bölgeyi kullanıyor ve buradan güneye iniyorlardı. Bölgedeki &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Afrin’in PYD’den alınmasıyla terör örgütü PKK’nın Akdeniz’e çıkış yolu kapatılacak, Amanoslar üzerinden Türkiye’ye yönelik terör tehdidi minimize edilecek, terör devleti projesine ikinci büyük darbe vurulacak. “ABD’nin, PYD’li teröristlerden oluşacak 30 bin kişilik sınır koruma ordusu kuracağı” haberleri Ortadoğu’da dengeleri değiştirecek itici güce dönüştü. Türkiye artık dünden daha da kararlı.</strong></p>
<p><strong>Türkiye İçin Çıkış Noktası: Afrin</strong></p>
<p>Yıllar sonra “20 Ocak tarihi neyi ifade ediyor” denildiğinde, “Türkiye’yi ve bölgeyi paramparça etmeyi, Doğu Akdeniz havzasındaki münhasır ekonomi bölgelerini bölge ülkeleri aleyhine ele geçirmeyi amaçlayan bir planın tepelendiği tarihtir” yanıtı verilecektir. Evet, 20 Ocak saat 17.00’de Türk Silahlı Kuvvetleri ve TSK destekli ÖSO güçlerinin Afrin’e dört koldan başlattığı harekat bu kadar tarihi önemdedir.</p>
<p>Başta PKK/PYD olmak üzere bölgedeki terör örgütlerini hedef alan harekat, aynı zamanda Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik önemli bir hamleydi. Harekatın siyasi, askeri, diplomatik aşamaları da Türkiye’nin attığı adımın ne kadar doğru olduğunu göstermekte. Bu önemli harekatın perde arkası ise yıllar öncesinde bu bölgede oluşturulan yapılanmaya dayanıyor.</p>
<p>Geçmişten günümüze Afrin’in önemini bilirsek, harekatın önemini de bir o kadar özümseriz, öğreniriz.</p>
<p><strong>PKK İçin Afrin’in Önemi</strong></p>
<p>PKK terör örgütünün kuruluşundan bu yana en önemli üslenme bölgelerinin başında Suriye’nin kuzeyi geliyordu. Özellikle Suriye kontrolündeki Bekaa Kampı’na giden teröristler bu bölgeyi kullanıyor ve buradan güneye iniyorlardı. Bölgedeki Kürt nüfusun varlığı da örgüt açısından bazı demografik avantajlar sağlıyordu. Özellikle Ayn el Arap ve Afrin’de yoğun olarak Kürt nüfus bulunması, dönemin Suriye yönetiminin örgüte verdiği destek vs. nedenlerle PKK terör örgütünü bölgede güçlendirmişti. Afrin bölgesi, örgüt açısından çok sayıda avantaj barındırıyordu.</p>
<p>Bölgenin dağlık yapısı, Akdeniz’e açılan kapılardan olması, Türkiye ile Suriye arasındaki Hatay gerilimini kullanması gibi nedenlerle örgüt Amanoslar üzerinden bölgede etkinliğini artırıyor, siyasi gücünü pekiştiriyordu. Irak’ın kuzeyindeki peşmerge destekli partilerin de diğer bölgelerde yoğunlaşması, Afrin’de PKK’nın aradığı boşluğu oluşturmuştu. Ayrıca Afrin önemli bir ekonomi merkeziydi. Afrin’in zeytin, zeytinyağı, un ve şeker üretiminde ciddi bir merkez olması, terör örgütüne mali kaynak sağlamasına yol açtı.</p>
<p>Bu durum yıllar sonra PKK’nın Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde oluşturduğu KCK’nın Suriye ayağı olarak kurulan PYD döneminde de devam etti. Örgütün Suriye iç savaşı başlamadan önce yığınak yaptığı yerlerden biri de Afrin’di. Bu hazırlıklar, 2011 yılı Mart ayında başlayan gösteriler ve ardından çıkan iç savaşla sonuç vermeye başladı. Terör örgütünün silahlı teröristlerinin 2012 yılı Temmuz’unda ele geçirdiği üç merkezden biri, Hatay’ın hemen dibindeki Afrin bölgesiydi. Bu dönemde terör örgütü PYD, silahlı teröristlerinden oluşturduğu YPG’nin ilanını da yaptı. Artık bölge YPG’li teröristlerin kontrolüne geçmişti.</p>
<p><strong>Koridor Planı Ortaya Çıkıyor</strong></p>
<p>Bu hamlenin üzerinden henüz birkaç ay geçmişti ki, şu an tutuklu bulunan Aysel Tuğluk, esas planın merkezini ve özünü itiraf eden bir yazı yazdı. Tuğluk, Radikal 2 internet sitesinde 21 Eylül 2012 tarihinde yayımlanan “Yeni Stratejik Hamleler” başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı:</p>
<p><em>“Sanırım Washington koridorlarında kavramlar epeyce değişti.</em></p>
<p><em>I- Basra’dan Akdeniz’e ‘Kürt koridoru’ üzerine uzun vadeli planlar tartışılıyor.</em></p>
<p><em>II- Sünniler, Şiiler ve farklı Sünni aktörler arasında Kürtlerin tampon ve denge unsuru olması konuşuluyor.</em></p>
<p><em>III- Ortadoğu’da Hıristiyan azınlıklar ile Kürtler arasında yeni bir ‘seküler merkez’ inşası düşünülüyor.”</em></p>
<p>Koridor demek, Suriye’nin kuzeyindeki üç bölgenin birleştirilmesi ve genişletilmesi hedefinin işaretiydi. Ancak önce buraların sağlamlaştırılması, askeri anlamda tahkim edilmesi gerekiyordu. Örgüt önüne ilk hedef olarak bunu koydu. 2014 yılının Ocak ayında Cezire ve Ayn el Arap’ın yanı sıra Afrin’de kanton yönetimi ilan edilmesi bunun işaretiydi.</p>
<p>Türkiye’nin hassasiyetleri daha çok kaşınmaya başlamıştı. Özellikle Türkiye’de PKK’nın silah bırakmasını esas alan Çözüm Süreci devam ederken yapılan bu hamle, sürece yönelik şüpheleri de artırdı. Örgüt, Türkiye’deki çatışmasızlık sürecini sadece Türkiye içinde değil, Suriye’de de istismar ediyordu.</p>
<p><strong>DAEŞ’in Ortaya Çıkması ve “Kobani” Olayları</strong></p>
<p>Örgüt açısından koridorun birleştirilmesi planı, DAEŞ’in ortaya çıkmasıyla rahatça uygulanmaya başlandı. DAEŞ terör örgütünün kanlı saldırıları gerekçe gösterilerek PYD adım adım toprak işgalini genişletti. Koridor için de ilk hamle Cezire bölgesi ve Ayn el Arap arasındaki Tel Abyad bölgesi işgal edilerek yapıldı.</p>
<p>DAEŞ’in Ayn el Arap’a yaptığı saldırı ile Batı kamuoyunda “seküler Kürt siyasi örgütü” görüntüsü kazandırılan PYD terör örgütü, Türkiye’nin NATO’daki müttefiki ABD’nin büyük askeri desteği ile bu kuşatmayı sonlandırdı. Artık örgütün Batı dünyasında önü açılmıştı. Sadece Kürtlerin yaşadığı topraklar değil, koridor planı ve Ortadoğu’yu yeniden dizayn edecek hamlelerin yapılacağı Arap, Türkmen coğrafyası da örgütün ve akıl hocalarının hedefindeydi.</p>
<p>Türkiye’de Çözüm Süreci’nin sona ermesi ve güvenlik güçlerimizin PKK terör örgütünü adeta ezmesi, PYD’nin de gözünü korkuttu. Ancak üst akıl terör örgütüne yeni rotasını çizmişti.</p>
<p>Herkes, PKK terör örgütünün şehir merkezlerindeki militanlarına indirilen darbelere kilitlenmişken PYD, Afrin ile diğer bölgenin birleştirilmesi için ilk hamleyi yaparak 2016 yılının Haziran ayında Fırat’ın batısına geçerek Münbiç’i işgal etti. Bundan sonraki hamle, Münbiç’in Afrin’le birleştirilmesiydi. PKK/PYD unsurları Suriye’nin kuzeyindeki sözde “Kobani”, “Cezire” kanton yapılarını Afrin’le birleştirmek için güneyde El Bab’ın kuzeyi, Mare ve Tel Rıfat hattını, kuzeyde ise Cerablus ve Azez hattını kullanmak istedi.</p>
<p><strong>Fırat Kalkanı İlk Hançer</strong></p>
<p>Tüm bu süreçte Türkiye, diplomasi ile sorunu çözme yolunu denedi. Başta ABD ile olmak üzere tüm müttefikleri PYD konusunda ikna çalışmaları, içeride de yaşanan bazı gelişmeler ve FETÖ unsurlarının etkinliği nedeniyle sonuç vermedi.</p>
<p>15 Temmuz’da yaşanan işgal girişimi püskürtülünce askeri hamle zamanı gelmişti. O zor dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri, 24 Ağustos 2016 tarihinde başlatılan Fırat Kalkanı Harekatı, koridor planının tam ortasına “hançer saplama” olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Yaklaşık 7 ay süren harekat sonucunda Türkiye Cerablus ile El Bab arasındaki yaklaşık 40 km’lik alana yerleşti ve PYD’nin Münbiç’teki teröristleriyle burun buruna geldi. Türkiye koridor planına ilk hançeri saplamıştı. Harekat sona erdikten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 3 Nisan 2017 tarihinde yaptığı açıklama bugünlerin habercisi gibiydi. Trabzon’da yaptığı konuşmasında terörle mücadele konusuna atıf yapan Erdoğan şunları söylemişti:</p>
<p>“El Bab’ın teröristlerden temizlenmesiyle Fırat Kalkanı harekatının birinci etabı şuanda bitti. Bundan sonra da olacak tabii. Durmak yok yola devam. Diğer bölgelerde de terör örgütlerinin tepelerine binmek için hazırlıklar yapıyoruz. Yeni harekatlara yeni isimler vereceğiz. Baharı bekleyen tüm terör örgütlerine PKK, YPG, DAEŞ, FETÖ’ye çok güzel sürprizlerimiz var. Önümüzdeki aylar Allah’ın izniyle Türk milletinin baharı teröristlerin ise kara kışı olacaktır. Biz terör örgütleri üzerinden kurulan oyunu bozacağız.”</p>
<p>Gerek Erdoğan gerek diğer üst düzey isimler, benzer açıklamaları bu yılın Ocak ayı başına kadar yineledi. Çünkü tehdit devam ediyordu. Fırat Kalkanı harekatı sırasında sık sık çatışmalar çıksa da, Türkiye PYD’nin işgal ettiği bölgelere henüz müdahale etmemişti. Kamuoyunda ağırlıklı olarak iki hedef nokta konuşuluyordu: Münbiç ve Afrin. Türkiye bu konuda ilk hamleyi Afrin ile yaptı. Bu süreçte Türk devleti, diplomasiyi ve Astana süreciyle başlayan bölgesel iletişimi son derece akıllıca uyguladı. Astana sürecinin bir sonucu olarak TSK tarafından İdlib’in kuzeyinde oluşturulan gözlem noktaları kuruldu.</p>
<p>Artık bu bölgede terör örgütünün kaçacağı tek bir yer kalmıştı. İdlib’in doğusunda Halep’e uzanan cep dışında artık bölge güvenlik güçleri tarafından tamamen kuşatıldı. Afrin’in PYD’den alınmasıyla örgütün Türkiye’yi tehdit edecek şekilde Akdeniz’e çıkış yolu kapatılacak, Amanoslar üzerinden Akdeniz’e uzanan terör tehdidi minimize edilecek, koridor planına ikinci büyük hançer saplanacaktı. Bardağı taşıran ise “ABD’nin, PYD’li teröristlerden oluşacak 30 bin kişilik sınır koruma ordusu kuracağı” haberleri oldu.</p>
<p>İşte 20 Ocak 2018 tarihinde başlayan Zeytin Dalı harekatı bu süreçte geldi.</p>
<p><strong>Harekatın Safhaları</strong></p>
<p>Zeytin Dalı Harekatı başladığından bugüne kadar geçen süreçte, harekatın boyutları üzerine çok sayıda değerlendirme, bilgilendirme yapıldı. Başbakan Binali Yıldırım, medya kuruluşlarının temsilcileriyle yaptığı toplantıda Afrin harekatının dört safhada yapılacağını belirtti. Başbakan Yıldırım bu safhaları şu şekilde açıkladı:</p>
<p><em>“Birinci safha bir kere sınırlarımızdan içeri doğru güvenli bir alanın oluşturulması. Azez bölgesinden başlayarak, kuzey batıya doğru, oradan tekrar güney batıya doğru 130 kilometrelik Afrin bölgesinin bir güvenli şerit oluşturulması, derinliği 20-30 kilometre. İlk hedef orada güvenli bir alan oluşturacağız ki ondan sonra terör unsurlarını yok etmek için oraya ayağımızı sağlam basmamız lazım. Daha sonra gerek Afrin merkezinde gerekse diğer bölgelerinde yerleşik bu terör örgütlerinin yok edilmesi için çalışma yapılacak. Sahadaki durum netleştikçe süre de -belirlediğimiz süreler var ama- bu sürelerin tutması, erken olması biraz daha uzaması sahada karşılaşacağımız durumla netleşecek. Güneye kaçıp sivil halkın arasına karışacaklar, orada da belki sivil halkı kalkan olarak kullanacaklar. O bakımdan ikinci, üçüncü, dördüncü safhalar daha titiz çalışmayı gerektirecek. O bakımdan ilk safahatı bizim için çok önemli. Buradan 20-30 kilometrelik bir bandı güvenli alan haline getirdiğimiz zaman sonraki işlerin önemi biraz daha azalıyor. O bir temizlik harekatına dönüşüyor. Orada çok aceleci davranmamıza ihtiyaç yok.”</em></p>
<p>İstihbarat uzmanları, bu açıklamaları “güvenlik güçlerinin ve istihbarat birimlerinin bölgeyi adım adım çalıştığını gösteriyor” şeklinde yorumlamakta.</p>
<p>Bir diğer boyut da harekatın iç ve dış siyasete yansımaları oldu. Özellikle içeride terör örgütüne müzahir yapılar haricinde topyekun bir birliktelik gösterilmesi, ülke içinde ayrıştırmayı körüklemeye çalışanların başarılı olmadığını gösteriyor. Bu durum, Türk milletinin harekatın meşru olduğuna inandığını da gösteriyor.</p>
<p>Türkiye’nin özellikle harekat öncesinde yürüttüğü diplomasi de meyvelerini verdi. Astana sürecini oluşturan ve Suriye’de etkili güç olan Rusya ile İran’ın küçük itirazlar dışında bir hamle yapmaması dikkat çekici. Hatta harekat öncesi Rusya’nın bölgeden askerlerini çekmesi, Türkiye ile Rusya arasında bir anlaşma olduğu şeklinde bir algı oluşmasına neden oldu. Yine Türk jetlerinin teröristlere yönelik hava harekatı yapması da bu çerçevede değerlendirildi.</p>
<p>Böylece, harekat öncesinde “Rusya ile anlaşılmadan bu harekat yapılırsa bölgedeki Rus hava savunma sistemleri, Türk jetlerini vurabilir” yorumları devre dışı kaldı. Üst düzey Rus yetkililerin de Türkiye’den çok ABD’nin Suriye politikalarını çok sert bir dille eleştirmesi de dikkat çekici. Bunların en çarpıcısı Rusya’nın Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un “ABD’nin Suriye’de tek taraflı eylemleri Türkiye’yi çıldırttı” demesi oldu.</p>
<p><strong>ABD’nin Tepkisi Cılız</strong></p>
<p>Harekatın en çok merak edilen yönlerinden bir tanesi de Amerikan yönetiminin göstereceği tepkiydi. Ancak gerek Amerikan yönetiminden gerek Pentagon’dan yapılan açıklamaların, Türkiye’nin haklılığını hedef almaması ve sadece “sükunet” çağrıları içermesi dikkat çekiciydi. En sert tepki “Türkiye’nin DAEŞ’le mücadeleye odaklanması” yönünde oldu. Ancak harekatın üçüncü günü ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM’un Komutanı General Joseph Votel’in Suriye’nin Rakka kentine yaptığı ziyaret dikkat çekti. Bilindiği üzere Rakka şu an terör örgütü PYD-YPG’nin kontrolünde bulunuyor. Votel burada terör örgütü elebaşları ile görüşmeler yaptı. ABD, adeta dolaylı bir mesajla PYD-YPG’nin yanında olduğu mesajı da veriyordu.</p>
<p><strong>Askeri Boyut</strong></p>
<p>Bu yazıyı kaleme aldığımızda harekat henüz dördüncü gününü tamamlamıştı (24 Ocak 2018). Bu dört günde Türk Silahlı Kuvvetleri 3 şehit vermişti. Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasına göre, harekat sırasında 260 PKK/KCK/PYD-YPG ve DAEŞ’li terörist etkisiz hale getirilmişti.</p>
<p>TSK unsurlarının, Afrin dört bölgeden kuşatması ve belli yerlerde işgal altındaki bölgeleri kurtardığı bilgileri de haber merkezlerine ulaşmaya başladı. Özellikle Burseya Dağı’nın hemen harekatın ilk günlerinde kontrol altına alınması büyük başarı olarak nitelendiriliyor. Burseya Dağı, Azez ile Afrin arasında stratejik bir nokta olarak görülüyordu. Bu dağın teröristlerden temizlenmesi, buradan gelebilecek saldırıların da önüne geçecek.</p>
<p>Ayrıca Türk jetlerinin terör örgütü hedeflerine yönelik son derece başarılı bir operasyon gerçekleştirmesi de dikkat çekici. Özellikle FETÖ gibi bir yapıyı sökmeye çalışan hava kuvvetlerinin başarısı, kara birliklerine büyük güven verdiği söyleniyor.</p>
<p>Yine bölgede Özel Kuvvet ve komando birliklerinin de gerek özel operasyonlar gerek süpürme harekatında etkili olduğu bilgileri ulaştı. Bu unsurlara verilen tank desteği de harekatın başlangıçtaki başarısında etkili olmakta.</p>
<p>Harekatın planlanan çerçevede sürmesi durumunda 2-3 ayda bitebileceği kaydedilirken, PYD-YPG’nin bu bölgede fazla direnemeyeceği ifade ediliyor. Ancak bu konuda en fazla merak edilen ve araştırılan konu ise Afrin ve PYD işgali altındaki diğer bölgelerde bundan sonrasında ne olacağı?</p>
<p><strong>Bundan Sonra Ne Olur?</strong></p>
<p>Ayrı bir makale konusu olabilecek bu soru, tehdidin Afrin kurtarılırsa sona ermeyeceğinin adeta önemli bir göstergesi. Türkiye’nin tam karşısında Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 15’ini işgal eden PYD-YPG terör örgütünün varlığının oluşturduğu tehdit, vurguladığımız üzere Afrin’le sınırlı değil. Özellikle PYD’nin kontrol ettiği coğrafyanın kuzeyinde yer alan Ayn el Arap, Tel Abyad ve Kamışlı hattı ile güney doğusunda Rakka’ya inen bölge bu terör örgütünü beslemeye devam ediyor. Türkiye’ye yönelik çok sayıda terör saldırısının merkezi de buralarda. Kamışlı’dan, Ayn el Arap’tan giriş yapan teröristlerin gerçekleştirdiği saldırılar halen hafızalarda. ABD’nin Münbiç dahil olmak üzere çok sayıda bölgede varlığı da kafa yorulan bir başka konu.</p>
<p>Türkiye’nin baskısıyla Zeytin Dalı’na yumuşak tonda tepki vermeyi tercih eden ABD’nin, Münbiç ve Fırat’ın doğusundaki bölgede daha sert bir direnç göstereceği belirtiliyor. Bölgede Amerikan unsurlarının ve üslerinin varlığı da bu tezi kuvvetlendiriyor. Pentagon’dan yapılan açıklamalarda da bunun işaretlerini görebiliyoruz.</p>
<p>PYD-YPG terör örgütünün Afrin’deki unsurlarını sahiplenmeyen ancak diğer terör bölgelerine yönelik bir eleştiri getirilmemesi dikkat çekici. Votel’in sözünü ettiğimiz Rakka ziyareti de yine bu çerçevede dile getirilebilir. Pentagon yalanlasa da bu ülkenin, Türkiye-Suriye sınırındaki Tel Abyad’a yığınak yaptığı yönündeki bilgilerin haberlere yansıması da dikkat çekici.</p>
<p><strong>Şam Yönetimi Detayı</strong></p>
<p>Bir diğer merak edilen konu, Astana sürecinin aktif aktörleri Rusya ve İran’ın sözü edilen bölgelere olası bir harekata yönelik tavrının aynı olup olmayacağı yönünde. Bu noktada kamuoyunda iki görüş öne çıkmakta. Birinci görüşe göre, benzer şekilde yoğun diplomasi yürütülerek bu bölgelere yönelik harekat adım adım planlanabilir.</p>
<p>İkinci görüşe göre ise, bu bölgelere operasyon planlaması, Şam yönetimiyle temas kurularak gerçekleştirilebilir. Bu görüş sahipleri, “böyle bir hamle yapılırsa Rusya ve İran’ın desteği de sağlanır ve PYD militanları bölgeden temizlenirken ABD’nin de bölgeyi terk etmesinin önü açılır” yorumunu öne çıkarıyor. Başbakan Yıldırım’ın gazetecilere yaptığı şu açıklama, önümüzdeki dönemde Şam yönetimiyle ilgili önemli gelişmeler olabileceği yorumlarına neden oldu: “Rejimle de Rusya üzerinden mutabakat sağlandı.</p>
<p>Suriye merkezi hükümeti ile alt düzeylerde konuşuluyor. 7 yıldır yaşadıklarımızı göz önüne alırsak kolay olmuyor. Geldiğimiz noktada rejim de işin parçası. Bunu yok sayamayız.”</p>
<p>Bu açıklama, Zeytin Dalı Harekatı açısından önemli bir diplomasi hamlesi olarak yorumlanırken, “Rejimi yok sayamayız” sözleri basın organlarında “önemli detay” şeklinde yer buldu.</p>
<p>Henüz ilk günlerini yaşadığımız ve gelecekte çok sayıda önemli gelişmeyi tetikleyebilecek Zeytin Dalı Harekatı sürerken, gelecek günler kritik gelişmelere gebe gözüküyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Edward J. Erickson: “Zeytin Dalı Harekatı Amerika’nın Planını Bozdu”</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/prof-edward-j-erickson-zeytin-dali-harekati-amerikanin-planini-bozdu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cengiz Şişman]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 21:50:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[5. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Afrin]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Şişman]]></category>
		<category><![CDATA[Edward J. Erickson]]></category>
		<category><![CDATA[İncirlik Hava Üssü]]></category>
		<category><![CDATA[Körfez Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Nato]]></category>
		<category><![CDATA[PYD]]></category>
		<category><![CDATA[Şubat 2018]]></category>
		<category><![CDATA[YPG]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin Dalı]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin Dalı Harekatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1607</guid>

					<description><![CDATA[Prof. Edward J. Erickson’dan Yörünge’ye Önemli Açıklamalar&#8230; “Zeytin Dalı Harekatı Amerika’nın Planını Bozdu” Türklerin bu son (Afrin) kararı Amerikalıların ellerini kollarını bağlamış oldu. Amerikalıları zor durumda bıraktı. Çünkü eğer bizim bundan sonra yapacaklarımız Türklerin çıkarlarına ters düşerse, onların yapacağı tek şey İncirlik Hava Üssü’nü kapatmak olacaktır. Eğer burayı kapatırlarsa biz bölgede şu anda yürüttüğümüz operasyonlarımızı sürdüremeyiz. Prof. Edward J. Erickson, askerî ve akademik kariyeri olan önemli bir isim. 1991’de Körfez Savaşı’nda 3. Zırhlı Tümen Topçu Harekat Subayı olarak görev yapan Erickson, İzmir’de NATO subayı olarak da bulunmuş. 1995’te IFOR bünyesinde Saraybosna’da, 2003’te Irak’ın işgalinde 4. Piyade Tümeni’nde, 2007-2008 yılları arasında ise Bağdat’ta Irak Savunma Bakanlığı’nda görev almış. Siyaset bilimi dersleri veren Prof. Erickson, aynı zamanda Osmanlı ve modern Türkiye askerî tarihini en iyi bilen akademisyenlerden birisi. Türkiye’nin PYD-YPG unsurlarına yönelik başlattığı Afrin Zeytin Dalı Harekatı sonrası Prof. Erickson ile Türkiye, ABD ve NATO ilişkilerinin geleceğini konuştuk. Uzman olduğunuz alanlar ışığında sizinle bugün Türkiye’nin son dönemlerde içinde bulunduğu bazı siyasî ve askerî gelişmeleri konuşmak istiyoruz. Ama öncelikle Amerika’nın Ortadoğu’ya olan genel ilgisinden bahsedelim biraz. Hepimizin bildiği petrol ve silahtan başka ne tür bir ilgisi var Amerika’nın Ortadoğu’ya? Değişen şartlar Amerika’nın çıkarlarını burada nasıl etkiledi? Önceleri ilgimizin temelinde tabii ki bir enerji &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Prof. Edward J. Erickson’dan Yörünge’ye Önemli Açıklamalar&#8230;</strong><br />
<strong> “Zeytin Dalı Harekatı Amerika’nın Planını Bozdu”</strong></p>
<p><strong>Türklerin bu son (Afrin) kararı Amerikalıların ellerini kollarını bağlamış oldu. Amerikalıları zor durumda bıraktı. Çünkü eğer bizim bundan sonra yapacaklarımız Türklerin çıkarlarına ters düşerse, onların yapacağı tek şey İncirlik Hava Üssü’nü kapatmak olacaktır. Eğer burayı kapatırlarsa biz bölgede şu anda yürüttüğümüz operasyonlarımızı sürdüremeyiz.</strong></p>
<p><em>Prof. Edward J. Erickson, askerî ve akademik kariyeri olan önemli bir isim. 1991’de Körfez Savaşı’nda 3. Zırhlı Tümen Topçu Harekat Subayı olarak görev yapan Erickson, İzmir’de NATO subayı olarak da bulunmuş. 1995’te IFOR bünyesinde Saraybosna’da, 2003’te Irak’ın işgalinde 4. Piyade Tümeni’nde, 2007-2008 yılları arasında ise Bağdat’ta Irak Savunma Bakanlığı’nda görev almış. Siyaset bilimi dersleri veren Prof. Erickson, aynı zamanda Osmanlı ve modern Türkiye askerî tarihini en iyi bilen akademisyenlerden birisi. Türkiye’nin PYD-YPG unsurlarına yönelik başlattığı Afrin Zeytin Dalı Harekatı sonrası Prof. Erickson ile Türkiye, ABD ve NATO ilişkilerinin geleceğini konuştuk.</em></p>
<p><strong>Uzman olduğunuz alanlar ışığında sizinle bugün Türkiye’nin son dönemlerde içinde bulunduğu bazı siyasî ve askerî gelişmeleri konuşmak istiyoruz. Ama öncelikle Amerika’nın Ortadoğu’ya olan genel ilgisinden bahsedelim biraz. Hepimizin bildiği petrol ve silahtan başka ne tür bir ilgisi var Amerika’nın Ortadoğu’ya? Değişen şartlar Amerika’nın çıkarlarını burada nasıl etkiledi?</strong></p>
<p>Önceleri ilgimizin temelinde tabii ki bir enerji kaynağı olan petrol vardı. Ancak günümüzde işlerin boyutu çok değişti. Amerika bugün enerji ihraç eden ülkelerin başında geliyor. Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan Suudi Arabistan’la enerji ihracatı konusunda başa baş gidiyoruz ve neredeyse onları geçmek üzereyiz. Dolayısıyla bugünkü ilgimizin temelinde yatan daha önemli başka şeyler var. En önemlilerinden birisi bölgesel istikrarı sağlamak, ikincisi de İran’ın ve Rusya’nın bölgedeki etkisini en aza indirmek. Bence şu anda Amerika’nın bölgeye olan ilgisinin arkasındaki iki temel saik bunlar.</p>
<p><strong>Ortadoğu ülkeleri arasındaki siyasî ve askerî rekabetin yakın bir gelecekte sıcak savaşa dönüşebileceğini düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Ben açıkçası devletler arasında bir savaş olacağını öngörmüyorum yakın gelecekte. Ancak büyük oyuncular, mesela İran, Suudi Arabistan, Amerika ve Rusya, vekalet savaşlarına devam edecekler. Onun haricinde Amerika ve İran arasında, İsrail ve İran arasında ya da Suudi Arabistan ve İran arasında doğrudan bir sıcak savaş olmaz. Askerî çatışmalar devam edecektir, ama bunlar vâsiler aracılığı ile sürdürülecektir. Bu bağlamda benim için önemli sorulardan bir tanesi Amerika’nın Irak’ta daha uzun süre kalıp kalamayacağıdır. Iraklılar bizim orda kalmamıza izin verecekler mi? İkinci soru da Amerika’nın Suriye’de kalıp kalamayacağıdır. Suriye’de şu an yaklaşık 2.000 Amerikan askeri var ve bizim orada kimse ile tam bir anlaşmamız yok. Rusların Esad rejimi ile anlaşması var ama Amerika’nın yok. Amerika orada dışarıdan bir oyuncu gibi&#8230;</p>
<p><strong>Bu Amerikalılar için hayatî bir soru tabii&#8230;</strong></p>
<p>Tabii ki öyle. Eğer 2010’da olduğu gibi Irak bizim oradan çıkmamızı isterse, o zaman Amerika’nın Suriye’deki pozisyonu da çok kırılgan hale gelecek. Çünkü Suriye’ye ulaşmak için Amerika’nın Irak hava sahasını kullanması gerekiyor. Dolayısıyla şu an Ortadoğu’da Amerika’nın varlığı konusunda Irak anahtar role sahip.</p>
<p><strong>Amerikalılar Irak’ta Ciddi Sorun</strong></p>
<p><strong>Irak Amerika’nın çıkmasını isteyecek mi sizce? Yoksa çok değişkenli bir denklem mi bu hala?</strong></p>
<p>2008, 2009 ve 2010’da Amerika ve Irak arasındaki en önemli konu oradaki Amerikan askerlerinin ve diğer Amerikalıların durumlarıydı. Mesela bir Amerikalı suç işlediğinde Iraklı mahkemeler tarafından mı yoksa Amerikan askerî mahkemesi tarafından mı yargılanacaktı. Bu konularda hiç bir zaman bir anlaşmaya varılamadı. Bugün de durum bundan daha iyi değil. Yani pek çok konuda anlaşmazlıklar sürüyor. Dolayısıyla bence Amerika’nın Irak’ta kalıp kalmaması çok ciddi bir sorun. Görünen odur ki Amerikalılar Irak’ı kademeli olarak terk edecekler ve bir kaç yıl içinde de bizim oradan tamamen çıkmamız istenecek. Çünkü bizim orada daha fazla varlık göstermemizi istemiyorlar.</p>
<p><strong>Bu yüzden mi Amerika Suudi Arabistan’a ve Körfez ülkelerine daha çok yanaşıyor? Yani Irak’tan çıkma durumunda Amerikalıların barınacağı yeni yerlere mi ihtiyacı olacak? Özellikle de askerî açıdan?</strong></p>
<p>Şuan Katar ve Kuveyt’te de askerî üsler var zaten. Ancak bunlar asıl olarak hava üsleri ve lojistik üsler. Savaş çıktığında asker sevkiyatı için uygun yerler. Ama asıl ihtiyacımız olan Irak’ta serbestçe girip çıkabileceğimiz ve içinde hava üssünün de olduğu tam teşekküllü bir askerî üs.</p>
<p><strong>Rusya’nın ve Çin’in bölge üzerinde artan etkisi ile Amerika nasıl başa çıkacak?</strong></p>
<p>Rusya geçen sene Esad rejimi ile bir anlaşma imzaladı. Orada daimî bir askerî üsleri olacak. Biz de geçen Aralık ayında ilk defa İsrail ile daimî bir askerî üs kurmak üzere anlaştık. Bu konu henüz çok fazla basında tartışılmadı. Yani Amerikalıların İsrail’de daimî bir askerî üsleri olacak. Bu bir anlamda İncirlik Amerikan üssünün güneydeki karşılığı olacak.</p>
<p><strong>Bu üs yapılmaya başladı mı?</strong></p>
<p>Okuduklarıma göre Aralık ayında ilk kazma vurulmuş. Ancak nerede olduğunu bilmiyorum.</p>
<p><strong>Biliyorum sizin uzmanlık alanınız değil ama, acaba bu gelişmenin İsrail-Filistin sorunu üzerine etkisi ne olur, bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz?</strong></p>
<p>Şimdiye kadar İsrail ile resmî bir askeri anlaşmamız yoktu. Ancak siyasetçilerimiz her zaman “İsrail bizim müttefikimizdir” tabirini kullanıp durdular. Bu hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar için geçerli. Şüphesiz ki İsrail ile ortak çıkarlarımız mevcut. İran konusu mesela. Ama Japonya’ya Filipinler’e ya da NATO ülkelerine olduğu şekliyle İsrail’e karşı resmî bir sözümüz ya da yükümlülüğümüz yok. Yeni kurulacak olan tam teşekküllü askerî üs bir anlamda İsrail-Amerikan ilişkilerinin resmiyet kazanması yönünde bir gelişme&#8230; Bir noktada Amerika, İsrail ile resmi olarak güvenlik ya da savunma işbirliği anlaşması yapacak.</p>
<p><strong>Böyle bir işbirliği aslında gayrı resmî olarak hep yok muydu?</strong></p>
<p>Evet vardı. Ama resmî değildi. İşlerin resmiyete dökülmesi Trump yönetiminde hız kazandı. Trump’ın gündeminde sadece Kudüs yok. Buna benzer büyük konular da var. Şimdilik fazla tartışılmıyor ama bence bir kaç yıl içinde herkes İsrail ile yapılacak olan bu savunma paktı hakkında konuşuyor olacak. Bu bir saldırı değil, savunma paktı olacak. NATO’nun 5. Maddesinde olduğu gibi yani.</p>
<p><strong>“Amerika’nın Derdi Kürt Devleti Kurmak Değil”</strong></p>
<p><strong>Şimdi biraz daha kritik konulara geçelim. Türkiye açısından tabii. ABD ve Türkiye iki NATO ülkesi. Ancak ABD, Türkiye’nin terörist grup olarak kabul ettiği PKK’nın bir uzantısı olan PYD-YPG’yi destekliyor. Türkiye bundan rahatsız. İki NATO üyesi bu konuyu nasıl çözecekler?</strong></p>
<p>ABD Suriye’de oyuncu olmak ve gelişmelerin parçası olarak kalmak istiyor. 2014’ten sonra oraya Rusya, İran ve Hizbullah girdi ve Esad’a yardım etmeye başladılar. Eğer oyuncu olarak kalmak istiyorsak bizim de zeminde bir müttefikimizin olması gerekliydi. Önceleri Özgür Suriye Ordusu ile ittifak yaptık. Üyelerinin bazılarını Ürdün’e götürüp eğitim verdik. Ve proje için yaklaşık 300 milyon dolar harcadık. Ama bu proje yürümedi. Daha sonra dönüp yeni değerlendirmeler yaptık ve asıl düşman DEAŞ’a karşı kim bizimle savaşır diye düşünmeye başladık. Ve bu noktada PYD bize en uygun müttefik olarak göründü. Önce onlara eğitim verdik, daha sonra da silah. Böylelikle yeni bir ittifak kurmuş olduk. PYD ile işbirliği yaparak İran ve Rusya’nın etkisini de dengelemiş olduk. Yani bizim asıl derdimiz oradaki Kürt ayrımcılığını desteklemek ya da Kürt devleti kurmak değil. Bizim asıl derdimiz Rusya, İran ve Hizbullah’ın etkisini bölgede en aza indirmek. Anlaşmamıza göre PYD’ye verdiğimiz silahları daha sonra bize geri vereceklerdi. Türkiye’ye de bunun böyle olacağının sözünü vermiştik. Şimdi DEAŞ konusu neredeyse tamamen çözüldü. Ama zannetmiyorum ki PYD bu silahları ABD’ye geri versin. Bu da bir sorun tabii. PYD, Afrin’de de varlık gösteriyor. Türkiye’nin iddiasına göre burada 8-10 bin PYD üyesi konuşlanmış vaziyette. Ancak rakamın bu kadar yüksek olduğunu düşünmüyorum. Ama orada olanların elinde Amerikan silahları da vardır muhtemelen.</p>
<p><strong>Türkiye bu yüzden şu anda Afrin’e askerî operasyon düzenliyor&#8230;</strong></p>
<p>Evet, çünkü onların ellerinde roketler var ve bunları Türkiye’yi taciz etmek için kullanabilirler. Aynen Hizbullah’ın ve Hamas’ın İsrail’e attığı roketler gibi. Türkler şuan Afrin’e gidip oraları temizlemeye çalışıyor. Ama şunu tekrar etmek isterim, Amerika ne bağımsız Kürdistan’ı destekliyor ne de PKK’yı destekliyor. Bizim için PYD sadece DEAŞ’a karşı ittifak ettiğimiz bir güçtü. Benim şahsi görüşüme göre Amerika’nın bu ittifakı baştan itibaren yeterince düşünülmemiş ve yönetilememiş bir operasyondu.</p>
<p><strong>“Amerika Biraz Daha İleri Giderse Türkler İncirlik’i Kapatabilir.”</strong></p>
<p><strong>Sonuçta Türkiye Amerika’nın bütün uyarı ve ihtarlarına rağmen Afrin’e girdi. Türk-Amerikan ilişkileri bundan nasıl etkilenecek?</strong></p>
<p>Ben tarihe bakıyorum. 1974’te Türkiye, Amerika’nın bütün uyarılarına rağmen Kıbrıs Harekatı’nı başlattı, Amerikalılar Türkleri 1990’larda “Kuzey Irak’a girmeyin” diye bir çok defa uyardı. Amerikalılar Türkleri Kardak konusunda “Yunanlıları çok sıkıştırmayın” diye de uyardı. Ancak Türkler, bu uyarıların hiç birini dinlemedi ve kendi çıkarları için ne gerekiyorsa onu yaptılar. Demem odur ki Amerika’nın uyarıları hiç bir zaman Türkleri yapacakları işlerden alıkoymuyor. Türklerin bu son (Afrin) kararı aslında Amerikalıların elini kolunu bağlamış oldu. Onları daha zor durumda bıraktı. Çünkü eğer bizim bundan sonra yapacaklarımız Türklerin çıkarlarına ters düşerse, onların yapacağı tek şey İncirlik Hava Üssü’nü kapatmak olacaktır. Eğer burayı kapatırlarsa biz bölgede şu anda yürüttüğümüz operasyonlarımızı sürdüremeyiz. Suriye’deki operasyon kabiliyetimiz yarı yarıya azalır. Türkler baskıya boyun eğmiyorlar…</p>
<p><strong>Yani şu an Amerikalılar Türklerden daha zor durumda öyle mi?</strong></p>
<p>Evet, Türkiye’nin askerî harekatı bizi çok zor durumda bıraktı. Aslında bence Amerika kendi kendisini çok zor duruma soktu. Afrin’de Türkler halihazırda Ruslarla koordineli çalışıyorlar. Amerikalıların Suriye’de beraber hareket edeceği kimse yok ama Rusların var. Dolayısıyla Türkler olası bir Türk-Rus çatışmasından kaçınmak için şuan Ruslarla işbirliği yapıyor.</p>
<p><strong>Sizce Türkiye bu operasyon sonucunda istediğini elde edebilecek mi?</strong></p>
<p>Bence edecek. Türklerin istediği Dicle’nin batısı ile Hatay arasında güvenli bir bölge oluşturmak. Böylelikle güneyden gelebilecek saldırıları kontrol altına almak. Bunu yapabilecekler gibi görünüyor.</p>
<p><strong>“Türkiye İçin En Kritik Soru: Suriye’de Kalacak mı, Kalmayacak mı?”</strong></p>
<p><strong>Türkiye genel anlamda Suriye’de ne yapabilir ya da yapmalıdır?</strong></p>
<p>Tarihsel olarak Kuzey Irak’ta Kürtlere ne yaptıklarına baktığımızda şunu görürüz ki oraya girdiler, PKK’lıları ve kaynaklarını önemli ölçüde etkisiz hale getirdiler. Ve daha sonra geri çekildiler. Şimdi de Fırat Kalkanı operasyonuyla önce El-Bab’a girdiler, ardından Afrin’e. Bu noktada Türkiye için kritik soru şu olacaktır: “Burada kalmalı mıyım yoksa gitmeli miyim?” Sorun şu ki eğer kalmaya karar verirsen bu çok pahalıya patlayan bir operasyon olur. Çünkü bir yerde uzun süre asker barındırmak, o askerleri geri gönderip tekrar yerine yenilerini getirmek çok maliyetli işlerdir. Ancak Türkiye bölgeden hemen çekilirse de sorun bitmiyor. Yarın öbür gün oralarda YPG’nin tekrar ortaya çıkmayacağının garantisi nedir? PKK olayında böyle olmadı mı? Ya da oralar sonuçta tekrar Suriye’ye ve de dolayısıyla Rusya’ya bırakılmış olmuyor mu? Burada Türkiye’nin uzun vadede güvenliğini sağlayacak olan nedir?</p>
<p><strong>Bu ciddi bir paradoks tabi ki. Kısa dönemde Türkiye açısından çözüm sağlansa da uzun vadede bunun bir garantisi yok.</strong></p>
<p>Aynı şey İsrail’in başına geldi. Güney Lübnan’ı 15 yıl boyunca işgal ettiler. Ve orada kendilerine göre bir tampon bölge oluşturduktan sonra geri çekildiler. Daha sonra da periyodik olarak oralara öncü birlikler gönderip kontrol ettiler. İsrail ordusu bu operasyonlara bir isim bile bulmuştu: “Çimleri biçmek”. Yani çimler uzayınca gidip biçmek gerekiyordu. Şimdi Gazze’de aynı şeyleri yapıyorlar. Türkiye de bu paradoksla karşılaşacak. Orada kalmanın çok maliyetli ve siyasî olarak da tehlikeli bir şey olacağını anlayacaklar. Benim tahminim eğer kalmaya karar verirlerse en geç bir yıl içerisinde geri çekilirler. Ve daha sonra oralara keşif güçleri gönderirler.</p>
<p><strong>Ama kimse kuzey Suriye’de bir “Lübnanlaşma” olmasını istemez herhalde.</strong></p>
<p>Evet. Bu güzel bir benzetme oldu…</p>
<p><strong>Beşar Esad’ın tüm bu olanlara karşı tepkisi ne olur?</strong></p>
<p>Türkiye’nin bu tavrı karşısında Esad’ın çok rahatsız olduğunu tahmin etmek zor değil. Öte yandan bu konunun Türkiye ile Rusya arasında tartışılıyor olmasında da gayet memnundur. Bölgede Amerika hariç hiç kimse silahlı bir YPG varlığı görmek istemiyor. Aslında ironik olarak Türkler bir anlamda Esad’ın işini görüyorlar. Ona iyilik yapıyorlar. Türkler eninde sonunda Kuzey Suriye’den çıkacaklar. Ama bu Esad’ın ordusu yeterince güçleninceye, gelip bölgeyi tekrar kontrol altına alıncaya kadar olmayacak.</p>
<p><strong>Amerika’nın Esad’a karşı tavrı bundan sonra ne olacak?</strong></p>
<p>Obama yönetimi “rejim değişikliği”nden “Esad yakın dönemde çözümün bir parçası ama uzun vadede değil” noktasına geldi. Trump yönetiminin tavrı ise bu konuda daha da belirsiz. Benim tahminim Esad ve Rusya, Suriye’nin kontrolünü yeniden sağlarken Amerika kafasını başka tarafa çevirecek.</p>
<p><strong>“Zeytin Dalı Harekatı Türk Amerikan İlişkileri Etkilemez.”</strong></p>
<p><strong>Rusya Türkiye’ye Zeytin Dalı Operasyonu için neden yeşil ışık yaktı peki? Amaçlarından birisi Türkiye ile Amerika arasında bir gerilim yaratıp Türkiye’yi NATO’dan uzaklaştırmak olabilir mi? Daha da önemlisi Amerikan-Rus soğuk savaşında Türkiye yeni bir savaş alanı haline dönüşebilir mi?</strong></p>
<p>Eğer Putin NATO üyelerinin arasını açmak istiyorsa bunu kesinlikle yapabilir… NATO ittifakını istikrarsızlaştırmak ABD’nin Avrupa’daki pozisyonunu zayıflatır… Ve Zeytin Dalı Operasyonu Amerika ve Türkiye’yi karşı karşıya getirebilir. Afrin’de YPG’nin yanında hiç bir Amerikan gücü yok. Dolayısıyla sahada her hangi bir Türkiye-Amerika çatışması riski yok. Eğer Türkler operasyonu kısa zamanda bitirir ve fazla sivil zayiatına yol açmazlarsa, bunun Amerikan-Türk ilişkilerine bir etkisi olacağını düşünmüyorum.</p>
<p><strong>“15 Temmuz Darbesinin Arkasından Fetullah Gülen Çıkarsa Şaşırmam.”</strong></p>
<p><strong>Şimdi biraz konuyu Türkiye’nin iç meselelerine getirmek istiyorum. Malumunuz yaklaşık bir buçuk yıl önce Türkiye’de başarısız bir darbe girişimi oldu. Türkiye’yi tanıyan bir asker olarak bu darbeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Kim yaptı? Niye yaptı? Hedef kimdi?</strong></p>
<p>Buna çok tatmin edici bir cevabım yok. Son 5-6 yılda Türkiye ordusunun yapısı çok değişti. Genelkurmay Başkanının yetkileri önemli ölçüde azaltıldı ve ordu en genel anlamıyla sivillere bağlandı. Bence 15 Temmuz’da hedef çok net olarak Erdoğan ve onun yakın çevresiydi. Ancak bu, bildiğimiz klasik darbeler gibi değildi. Önceki darbelerin çoğunda Genelkurmay Başkanları işin içindeydi. Ancak bu darbede işin arkasındaki asıl mimar kimdir bilemiyorum. Bu konuda iyi bir cevabım yok maalesef.</p>
<p><strong>Birileri yaptı birileri etti derken, “onlar” dediğimiz kimler olabilir? Malumunuz Türkiye’deki yaygın kabul ve Türkiye’nin resmî tezi darbeyi planlayanın, organize edenin ve sahneye koyanın FETÖ olduğu. Ancak bunu yaparken de dışarıdan yardım aldığı.</strong></p>
<p>Şundan çok eminim ki CIA bu işin içinde yok. FETÖ mü yaptı? FETÖ öyle bir örgüt ki orduya, bürokrasiye, siyasete, medyaya, her yere, kilit mevkilere adamlarını yerleştirdi. Ancak bütün bu organizasyon nasıl bir araya geldi, Fetullah Gülen bunları nasıl koordine etti, bilemiyorum. Darbe çok büyük bir fiyaskoydu. Çok kötü planlanmış ve çok kötü yönetilmişti.</p>
<p><strong>Bu plansızlık ve başarısızlık yüzünden mi CIA kesinlikle bu işin içinde yoktur diyorsunuz?</strong></p>
<p>Evet, CIA ya da başka profesyonel bir ekip bir şekilde yardım etseydi çok daha sofistike ve iyi planlanmış bir darbe ile karşı karşıya kalırdık. Bu beceriksizlik ve sakarlık yüzünden işin içinde profesyonel planlayıcıların olmadığını düşünüyorum. Bütün bu yaşananların arkasından Fetullah Gülen çıkarsa hiç şaşırmam.</p>
<p><strong>Türkiye’deki bir çok insan şu şekilde akıl yürütüyor. Darbeyi FETÖ organize etti ama Amerika’dan da yardım aldı. Zira son 50-60 yılda dünyadaki rejim değişiklerine ve darbelere bakıldığında Amerika bir şekilde işin içinde. Dolayısıyla bu darbede de işin içinde olmalı…</strong></p>
<p>1953’te İran’a, 1961’de Küba’ya baktığımızda, ya da Irak ve Libya’ya baktığımızda Amerika buradaki rejim değişiklerinin içinde. Çok doğru. Ülkemiz maalesef bu konuda kötü bir sicile sahip. Dolayısıyla Türkiye’de bir çok insanın böyle düşünmesi anormal değil. Dışarıdan bakıldığında Amerika işlerini bu şekilde yürütüyor diye düşünülüyor. Bence her konuda bu yaklaşım doğru değil. Ama yine de kim bilir?</p>
<p><strong>“Türkiye, Savunma Sanayiinde Dünya İle Rekabet Edecek Hale Geldi.”</strong></p>
<p><strong>Sizin gibi bir askeri ve aynı zamanda da askerî tarihçiyi bulmuşken biraz da Türkiye’nin askerî kabiliyet ve kapasitesinin sınırlarını konuşmak isabetli olacak kanaatindeyim. Türk Silahlı Kuvvetleri yerli silah üretimini % 60’a çıkartmış durumda. Son dönemlerde Türkiye ile ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin ilişkilerindeki gerilimin nedenlerinden birisi bu olabilir mi? Çünkü bu silah piyasasında yeni bir rakip demek aynı zamanda…</strong></p>
<p>Normalde eğer ABD bir ülkeye silah satıyorsa ya da veriyorsa onu bir takım şartlara bağlar. Onun kullanım yerleri ve amaçları bellidir. 1980’lerden başlayarak Türkiye silahlanma açısından kendine yeten özerk bir hale gelmek için çaba göstermeye başladı. Hüseyin Kıvrıkoğlu gibi Genelkurmay Başkanları hep bu özerkliğin peşinde koştular. Ve her türlü silahı kendileri üretmek istediler. Şimdi artık tanklar, savaş helikopterleri, füzeler üretecek düzeye geldiler. Amerika bunun farkında. Türkiye artık Fransa, İngiltere, Brezilya hatta Rusya ve Çin gibi ülkelerle uluslararası silah pazarında rekabet edecek hale gelmeye başladı. Tabii henüz kimse Amerika ile rekabet edecek durumda değil. Zira Amerika’nın üretip sattığı savaş ve nakliye uçakları teknolojik olarak çok daha ileri düzeyde. Türkiye’nin üretip sattıkları ile Amerika’nın üretip sattığı silahlar aynı kulvarda rekabet etmiyorlar. Ama Türkler Ruslarla, Brezilyalılarla, Güney Afrikalılarla, Fransızlarla rekabet halinde. Bizim ürettiğimiz Patriot savunma füzelerini, savaş gemilerini ya da F35 savaş uçaklarını Türkiye belki 20 yıl sonra üretebilecek. Yani şu anda ABD ve Türkiye silah pazarında bir rekabet içinde değil. Dolayısıyla bu konu, Amerika ile Türkiye arasındaki gerilime katkıda bulunabilecek bir konu değil. Ancak Türkiye’nin geldiği bu yerin Rusları, Brezilyalıları ya da Fransızları rahatsız etmediğini söylemek mümkün değil.</p>
<p><strong>Ama bu gelişmeler Türkiye’yi silah pazarında Amerika için potansiyel bir rakip yapmaz mı? Sonuçta her bir silah üreten ülke kendi askerî-endüstriyel kompleksini inşa etmeye çalışıyor.</strong></p>
<p>Tabii tabii. Kesinlikle. Dünyada çok büyük bir silah pazarı var. Ve bu pazar çok karlı bir pazar. Türkler mesela Iraklılara silah satıyorlar. Pakistan ile yeni bir anlaşma imzaladılar. Amerikan silahlarını kullanan bazı ülkeler Türkiye gibi yerlerden silah almayı tercih ediyor; zira bu silahlar, Amerikan silahlarında olduğu gibi her hangi bir koşulla gelmiyor. Sözgelimi şuan Amerika’da Pakistanlılar tarafından parası ödenmiş savaş uçakları bekliyor. Çünkü Amerikan Kongresi uçakların teslimatını hala onaylamadı. Türkler piyasayı yokluyorlar. Görünen o ki Türkiye önümüzdeki 10-15 yıl içinde orta düzey büyüklükte, daha ziyade ikinci ve üçüncü dünya ülkelerine silah satan bir ülke olacak.</p>
<p><strong>“Türkiye’nin Kendini Savunmak İçin S 400’lere İhtiyacı Var.”</strong></p>
<p><strong>Son zamanlarda Türk Silahlı Kuvvetleri silah temininde farklı kaynaklara yöneliyor. (Rusya ile S-400 anlaşması ve Fransa ile ortak füze üretimi vs.) ABD için bu durum bir sorun. Oysa bir NATO ülkesi olan Yunanistan da daha önce Rusya ile benzer bir anlaşma yapmıştı. Türkiye’nin ve Amerika’nın bu tavırlarını nasıl açıklamak gerekir?</strong></p>
<p>S-400 çok yüksek kapasiteli bir savunma sistemi. Hem Stealth hem de daha konvansiyonel füzelere karşı çok etkin. Türkiye’nin şimdiye kadar böyle bir sistemi yoktu. 2011-2012 yıllarında NATO Türkiye’nin güneyine Patriot füzeleri yerleştirdi. Bunlar Amerikan, Alman ve Hollanda füze bataryalarıydı. Bir anlamda Türkiye’nin savunmasını NATO füzeleri yapıyordu. Ancak Türkiye füzeleri kendi satın almak istediğinde Amerika satmadı. Neden olduğunu bilmiyorum. Bu noktada Rusya onlara teklif götürdü. Ve sistemi satın almak için de onlara borç para vermeyi önerdi. Bunlar tabii çok yüksek teknolojiye sahip silahlar. Sofistike işletim sistemleri, kara kutuları falan var. Ama anladığım kadarı ile Ruslar bu sistemleri ve kara kutuları verme taahhüdünde henüz bulunmadılar. Yani bir anlaşma yapıldı ama ödemenin nasıl olacağı, bu kara kutuların verilip verilmeyeceği konuları hala muallakta.</p>
<p><strong>Türkiye açısından bakıldığında bu cazip bir anlaşma mı sizce?</strong></p>
<p>Öyle. Her ne kadar yapmamış olmalarını arzu etsem de, öyle. Eğer İran’dan, Irak’tan ya da Suriye’den balistik füze tehdidi altındaysa o zaman Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Yani neden ülkeni savunmak için Amerikan veya Alman ya da Hollanda füzelerine bağlı kalasın ki! Türkiye her zaman her alanda kendine yeten bir ülke olmak istiyor. Türkiye, NATO’da askerî açıdan kendi kendine yeten belki de ender bir iki ülkeden birisi. Diğer ülkelerin hepsi askerî kaynak ve mühimmata sahip olma konusunda işbirliği yapıyor. Önümüzdeki bir iki yıl içerisinde İngiliz ve Fransızlar ortak bir uçak gemisi yapacaklar. Hollanda bütün tanklarını tasfiye etti ve bir savaş durumunda Alman tanklarına güveniyor. Bütün NATO üyeleri masraflarını azaltacak yollar peşinde. Bunun tek istisnası Amerika, Fransa ve Türkiye.</p>
<p>Türkiye stratejik olarak tam bağımsız ve özerk bir ülke haline gelmek istiyor. Uçakları, gemileri, tankları olsun istiyor. Ve bu da askerî siyaset ve stratejilerine uyuyor aslında. Dolayısıyla Ruslarla yapılan anlaşma Türkler açısından mantıklı. Ancak bu, ABD ve NATO için endişe verici, zira çoğu insan bunu Türklerin Rusya merkezli yapılara kaydığı şeklinde yorumluyor. Ben böyle düşünmüyorum. Türkiye pragmatik olarak kendi planlarına uygun silahları satın alıyor.</p>
<p><strong>Son olarak Türkiye-NATO ilişkisine değinelim isterseniz. Bu gelişmeler ışığında ilişkinin geleceği nasıl olacak?</strong></p>
<p>Bence çok değişen bir şey olmayacak. Ancak şöyle bir problem var: Ruslardan alınan bu silahlar NATO savunma sistemi ile uyumlu değil. Eğer Türkiye bunları alırsa ve NATO da Rusya ile savaşa girerse burada bir sorun çıkacak. NATO’nun savunma hattında bir boşluk doğacak. Bu da ciddi bir sorun tabii. Bu arada, Suudi Arabistan, elinde Amerikan Patriotları olmasına rağmen, S-400 sistemini almak için anlaşma yaptı. Aynı şekilde Hintliler ve Çinliler de. Bunlar ilginç gelişmeler&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
