<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zekeriya Erdim &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/zekeriya-erdim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 May 2019 06:37:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Zekeriya Erdim &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Zimem Defteri Dersi, Diş Kirası Ödevi, Sadaka Taşı Projesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/zimem-defteri-dersi-dis-kirasi-odevi-sadaka-tasi-projesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/zimem-defteri-dersi-dis-kirasi-odevi-sadaka-tasi-projesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 May 2019 06:37:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Erdim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10541</guid>

					<description><![CDATA[Son günlerde, çok yoğun ve yaygın bir şekilde Milli Eğitim Bakanlığının, 2020-2021 öğretim yılından itibaren, lise birinci sınıflardan başlayarak uygulamaya koyacağı &#8216;yeni eğitim modeli&#8217;nden söz ediliyor. Bu modelin belirgin özelliklerinden birisi olarak daha fazla &#8216;hayata dönük&#8217; yahut hayatın gerçekleri ve ihtiyaçları ile irtibatlı olacağı belirtiliyor. Bu öngörü, bize yıllardır her fırsatta tekrar ettiğimiz temel tespitleri bir kere daha hatırlattı. Ramazan ikliminin oluşturduğu ruh hali ile birleşip bütünleşerek kadim kültür ve medeniyet geleneğimizdeki bazı uygulamalarla ilgili çağrışımlar yaptı. Bizim geçmişimizde tüm zamanlarda, tüm mekanlarda, tüm ülkelerde ve toplumlarda gerçekliğini, geçerliliğini koruyabilecek örnek ve öncü uygulamalar var. Bu zengin hayat bilgisinin ve birikiminin veraset hakkı başka ülkelerin ve toplumların elinde olsa hikayelerini ve romanlarını yazar, filimlerini ve belgesellerini yapar, üniversitelerini ve bölümlerini açar, enstitülerini ve ar-ge merkezlerini kurar, güncel projeler haline getirip dünya pazarlarında yüksek fiyatlara satarlar. Gelin, zihinlerimizin üzerine örtülen perdeleri yırtarak, algılarımızın önüne örülen duvarları yıkarak; bu uygulamalardan bazılarına şöyle bir göz atalım. Aile hayatımızda anneler ve babalar, eğitim hayatımızda öğretmenler ve idareciler, toplum hayatımızda aydınlar ve yöneticiler olarak sözü edilen yeni modeli, yeni öğretim yılını beklemeden, bütün sınıflar ve seviyeler için başlatalım. Mesela, derslerimizden biri, &#8216;Zimem Defteri&#8217; geleneğini araştırıp, yeniden uygulamaya koymak olsun. İmkan sahipleri, ihtiyaç sahiplerinin yükünü hafifletme &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde, çok yoğun ve yaygın bir şekilde Milli Eğitim Bakanlığının, 2020-2021 öğretim yılından itibaren, lise birinci sınıflardan başlayarak uygulamaya koyacağı &#8216;yeni eğitim modeli&#8217;nden söz ediliyor. Bu modelin belirgin özelliklerinden birisi olarak daha fazla &#8216;hayata dönük&#8217; yahut hayatın gerçekleri ve ihtiyaçları ile irtibatlı olacağı belirtiliyor.</p>
<p>Bu öngörü, bize yıllardır her fırsatta tekrar ettiğimiz temel tespitleri bir kere daha hatırlattı. Ramazan ikliminin oluşturduğu ruh hali ile birleşip bütünleşerek kadim kültür ve medeniyet geleneğimizdeki bazı uygulamalarla ilgili çağrışımlar yaptı.</p>
<p>Bizim geçmişimizde tüm zamanlarda, tüm mekanlarda, tüm ülkelerde ve toplumlarda gerçekliğini, geçerliliğini koruyabilecek örnek ve öncü uygulamalar var. Bu zengin hayat bilgisinin ve birikiminin veraset hakkı başka ülkelerin ve toplumların elinde olsa hikayelerini ve romanlarını yazar, filimlerini ve belgesellerini yapar, üniversitelerini ve bölümlerini açar, enstitülerini ve ar-ge merkezlerini kurar, güncel projeler haline getirip dünya pazarlarında yüksek fiyatlara satarlar.</p>
<p>Gelin, zihinlerimizin üzerine örtülen perdeleri yırtarak, algılarımızın önüne örülen duvarları yıkarak; bu uygulamalardan bazılarına şöyle bir göz atalım. Aile hayatımızda anneler ve babalar, eğitim hayatımızda öğretmenler ve idareciler, toplum hayatımızda aydınlar ve yöneticiler olarak sözü edilen yeni modeli, yeni öğretim yılını beklemeden, bütün sınıflar ve seviyeler için başlatalım.</p>
<p>Mesela, derslerimizden biri, &#8216;Zimem Defteri&#8217; geleneğini araştırıp, yeniden uygulamaya koymak olsun.</p>
<p>İmkan sahipleri, ihtiyaç sahiplerinin yükünü hafifletme niyeti ve gayreti içine girip özellikle yoksul kesimlerin bakkallarına, manavlarına, kasaplarına giderek bu günkü tabiriyle &#8216;Veresiye Defterleri&#8217;ni sorsun.</p>
<p>Bir baştan, bir sondan, bir ortadan üçer sayfa seçip her biri üçer fakirin borçlarını ödesinler. Ödeyenler kimlerin borçlarını ödediklerini, borçlular da kimler tarafından ödenip borç defterinden sildirildiklerini bilmesinler.</p>
<p>Sağ elin verdiğinden, sol el haberdar olmasın. Allah&#8217;ın emanet olarak verdiği malın ve mülkün bir kısmını, Allah&#8217;ın ihtiyaç sahibi kullarına dağıtmış olmaktan dolayı veren böbürlenme içine girmesin, alan birilerine karşı minnet duymak zorunda kalmasın.</p>
<p>Ceddimizin meşhur ve maruf &#8216;Diş Kirası&#8217; geleneğini, &#8216;dönem ödevi&#8217; olarak seçelim. Ramazan ayının iftar saatlerinde, diğer dönemlerin yemek vakitlerinde; hane kapılarımızı ardına kadar açık tutalım.</p>
<p>Yolcular, yoksullar &#8216;tanrı misafiri&#8217;miz olup Allah&#8217;ın selamı ile girebilsinler. Ayrıca, yakın ya da uzak çevremizdeki fakir fukara kişiler yahut aileler özel olarak iftara yahut yemeğe davet edilsinler.</p>
<p>Kendi hayat standartlarımızın altına düşmeyecek şekilde yedirip içirdikten sonra zekatımızı, infakımızı &#8216;diş kirası&#8217; adıyla verelim. Sıcak, samimi, sevecen bir dille ve üslupla &#8216;Misafir on nasip getirir, dokuzunu bırakıp birini götürür. Allah sizden razı olsun. Hanemizi ve soframızı şenlendirdiniz, ömrümüzün ve rızkımızın bereketlenmesine vesile olabilecek bir salih amel işlememiz için bize fırsat verdiniz. Zahmetiniz için teşekkür ederiz. Aklınıza estikçe, yolunuz denk geldikçe gene bekleriz.&#8217; diyelim.</p>
<p>Bir de diğer dostlarımızla ve yakınlarımızla birlikte organize edebileceğimiz bir &#8216;sosyal sorumluluk projemiz&#8217; olsun. Yaşadığımız bölgenin yahut mahallenin uygun bir noktasında, tıpkı geçmiş zamanlarda cennet mekan atalarımızın yaptığı gibi, &#8216;Sadaka Taşı&#8217; oluşturulsun.</p>
<p>İmkan sahipleri, Allah&#8217;tan başka kimsenin görmesine ve bilmesine aldırmadan, güçleri nispetinde nakit para koysunlar. İhtiyaç sahipleri ise tamahkarlık yapıp istismar etmeden, ihtiyaçları kadar alsınlar.</p>
<p>Kimin verdiği, kimin aldığı belli olmasın. Öyle adil ve makul davranılsın ki hiç kimsenin ümidi de güveni de sarsılmasın.</p>
<p>Her evde, iş yerinde, vakıfta, dernekte bir &#8216;sadaka kutusu&#8217; bulunsun. Azdan az, çoktan çok verilsin ama herkes bu projenin kendi çapında anlamlı ve değerli bir unsuru olsun.</p>
<p>&#8216;Komşusu açken tok yatan bizden değildir&#8217; düsturunu, birlikte hayata geçirelim. Yeryüzünün nimetlerini öyle adil ve dengeli bir şekilde dağıtalım ki günün birinde, yakın ve uzak çevremizde, zekatımızı ve infakımızı verebileceğimiz fakir fukara bulamayacak hale gelelim.</p>
<p>Ayrıca, bütün bu ve benzeri uygulamalar; yetişme çağındaki çocuklarla ve gençlerle birlikte yapılsın. Hatta bu derslerin, ödevlerin, projelerin asıl kahramanları onlar olsunlar; yetişkinler ve yaşlılar, destekleyici yahut tamamlayıcı unsurlar olarak katılsın.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı, yeni modelin mevzuatını ve müfredatını bu anlayışa ve işleyişe göre oluştursun. Hayata dönük derslerin, ödevlerin, proje çalışmalarının notla yahut puanla ölçülüp değerlendirilmesi konusunda da bir sistem geliştirsin.</p>
<p>Ama biz, &#8216;sosyal sorumluluk&#8217; bilincine ve &#8216;salih amel&#8217; inancına vurgu yapalım. Alınacak yahut verilecek notlardan, puanlardan ziyade, Allah indindeki hükmüne ve değerine bakalım.</p>
<p>Evlerimizde başlatıp okullarımızda devam ettireceğimiz ve arkasından hayatın içine doğru götüreceğimiz bu uygulamalar sayesinde sadece kendi ülkemiz ve toplumumuz değil, bütün yeryüzü, yeni nesiller için &#8216;mektep&#8217; ve &#8216;medrese&#8217; olsun. Birlikte beyazı besleyip büyütelim, büyütelim; dünya, her anlamda, daha fazla huzur ve güven içinde yaşanabilecek bir gezegen haline gelsin.</p>
<p>Zekeriya Erdim</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/zimem-defteri-dersi-dis-kirasi-odevi-sadaka-tasi-projesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Gizli Kahramanın Ardından</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bir-gizli-kahramanin-ardindan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bir-gizli-kahramanin-ardindan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 May 2019 13:57:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Koçibar]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Erdim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10471</guid>

					<description><![CDATA[İnsan ve toplum hayatının tüm safha ve süreçlerinde, yaşadığı dönemin aktif unsurlarından birisi olup, arkasında yol gösterici iz ya da ışık tutucu söz bırakan kimseler vardır. Bunlardan bazıları, geniş kitlelerin tanıyıp bildikleri açık kahramanlar; bazıları da daha dar çerçevedeki ilgililerinin haberdar oldukları gizli kahramanlardır. Öte yandan, atalar kültürünün veciz ifadesiyle; ak koyun, kara koyun geçit ağzında belli olur. Zor zamanlarda, dar zamanlarda; yol üstüne, adamların adamlığını tartan teraziler kurulur. Kimileri, dağlar gibi dik durur ve kazaya, belaya direnirler. Kimileri ise, zoru görünce pabuçları yağlayıp kaçar; buğdayı yele, çuvalı sele verirler. Geçtiğimiz günlerde, genelde Milli Eğitim camiasının, özelde 28 Şubat sürecinde verilen zorlu var oluş mücadelelerinin gizli kahramanlarından birisi olan Ahmet Koçibar&#8217;ı; dostları ve yakınları olarak, ahirete uğurladık. İyi bir insan ve samimi bir Müslüman olduğu konusunda hüsn-ü şehadette bulunup, dünyevi ve uhrevi haklarımızı helal ettik; bu vesileyle, kendisini hayırla ve hoşnutlukla andık. Hakkındaki sevgi, saygı, minnet duyguları; doğaçlama bir şekilde dışa vuruldu. Hem gidenin hakkını teslim edip vefa göstermek, hem de kalanlara kalıcı bir mesaj vermek için; arkasından kayıt düşmek vacip oldu. Türkiye&#8217;nin seksenli ve doksanlı yıllarında, Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nın il ve ilçe teşkilatlarında, selam verecek adam bulmakta zorlanıyorduk. Dindar ve muhafazakar kimlikli öğretmenler ve idareciler olarak; bizi öz yurdumuzda &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan ve toplum hayatının tüm safha ve süreçlerinde, yaşadığı dönemin aktif unsurlarından birisi olup, arkasında yol gösterici iz ya da ışık tutucu söz bırakan kimseler vardır. Bunlardan bazıları, geniş kitlelerin tanıyıp bildikleri açık kahramanlar; bazıları da daha dar çerçevedeki ilgililerinin haberdar oldukları gizli kahramanlardır.</p>
<p>Öte yandan, atalar kültürünün veciz ifadesiyle; ak koyun, kara koyun geçit ağzında belli olur. Zor zamanlarda, dar zamanlarda; yol üstüne, adamların adamlığını tartan teraziler kurulur.</p>
<p>Kimileri, dağlar gibi dik durur ve kazaya, belaya direnirler. Kimileri ise, zoru görünce pabuçları yağlayıp kaçar; buğdayı yele, çuvalı sele verirler.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde, genelde Milli Eğitim camiasının, özelde 28 Şubat sürecinde verilen zorlu var oluş mücadelelerinin gizli kahramanlarından birisi olan Ahmet Koçibar&#8217;ı; dostları ve yakınları olarak, ahirete uğurladık. İyi bir insan ve samimi bir Müslüman olduğu konusunda hüsn-ü şehadette bulunup, dünyevi ve uhrevi haklarımızı helal ettik; bu vesileyle, kendisini hayırla ve hoşnutlukla andık.</p>
<p>Hakkındaki sevgi, saygı, minnet duyguları; doğaçlama bir şekilde dışa vuruldu. Hem gidenin hakkını teslim edip vefa göstermek, hem de kalanlara kalıcı bir mesaj vermek için; arkasından kayıt düşmek vacip oldu.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin seksenli ve doksanlı yıllarında, Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nın il ve ilçe teşkilatlarında, selam verecek adam bulmakta zorlanıyorduk. Dindar ve muhafazakar kimlikli öğretmenler ve idareciler olarak; bizi öz yurdumuzda parya durumuna düşüren amirlerin yahut denetçilerin elinde, kıvrım kıvrım kıvranıyorduk.</p>
<p>İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde; önceleri Müfettiş, sonraları Müdür Yardımcısı sıfatıyla görev yapan biri vardı. Malum çevreler ve onların medya sektöründeki uzantıları; O&#8217;nu &#8216;gerici&#8217; olarak tanımlıyor ve &#8216;takunyalı&#8217; diye damgalıyorlardı.</p>
<p>Ne zaman bir müşkülümüz olsa, kapısını çalar; fahri rehberlik ve danışmanlık hizmeti alırdık. Kişilerin ve kurumların derdine deva ararken; mesai saatlerinin ve görev mahallinin içinde de dışında da yanımızda bulurduk.</p>
<p>İşinin ehli olduğu için; mevzuatı da maslahatı da iyi bilirdi. Kanunu, yönetmeliği, genelgeyi, yönergeyi tefsir eder; muhatabına en uygun yolu gösterirdi.</p>
<p>28 Şubat postmodern darbesinin eğitim camiasındaki öncelikli hedefi; kişisel olarak dindar-muhafazakar öğretmenler ve idareciler, kurumsal olarak muhafazakar kesime hitap eden özel okullardı. Özellikle Batı Çalışma Gurubu cellatları; kişilere &#8216;mürteci&#8217;, kurumlara &#8216;irtica odağı&#8217; gözüyle bakıyorlardı.</p>
<p>Öğretmen ve idareci kadroları içinde bulunan bazı tetikçiler; Batı Çalışma Gurubu için belge ve bilgi topluyordu. Şikayet mekanizması abartılı bir şekilde kullanılarak, kişi ya da kurum isimleri veriliyor; ertesi gün oralara ani baskınlar yapılıyordu.</p>
<p>Ahmet Ağabey ile aramızda iki şifreli ifade vardı. Buluşmayı, görüşmeyi gerektiren bir durum olduğunda; ya iş çıkışı &#8216;çay içmek&#8217; için, ya da &#8216;reçete yazdırmak&#8217; için telefonla arardı.</p>
<p>Çay içmek; &#8216;görüşülmesi gereken acil durumlar var&#8217; anlamına geliyordu. Reçete yazdırmak ise; &#8216;hakkında belge ve bilgi toplanıp şikayet edilmesi gereken tetikçiler&#8217;e işaret ediyordu. Baskın yapılacak okulları ve dersaneleri tesbit edip, bize haber verirdi. Bilgiyi gece yarısı ilgilisine ulaştırırdık, sabaha kadar alabileceği tedbirleri alırdı.</p>
<p>Kaçırdığımız, göçürdüğümüz şeyler; dine ve dindarlığa dair işaretlerden ibaretti. Başörtülü öğretmen ve öğrenciler, darbeciler ve şakşakçıları ile aramızdaki en büyük dertti.</p>
<p>Hangi durumda nasıl davranabileceğimiz yahut kağıt üzerinde ne gibi ön tedbirleri alabileceğimiz konusunda, bizi aydınlatırdı. Mevzuatın esnek yanlarını, uygulamanın kaçamak yönlerini teker teker anlatırdı.</p>
<p>Bir yandan kendi görevinde ihmaller ve istismarlar yapıp, öte yandan birilerinin canını yakmak için şikayet tellalığına soyunan öğretmenler, idareciler, müfettişler hakkında belgeye ve bilgiye dayalı raporlar hazırlar; ilgili makamlara ulaştırırdık. Haklarında soruşturma açılmasını sağlar; en azından, biz de onları uğraştırırdık.</p>
<p>Başörtü mağduru öğretmenlere ve idarecilere, usul ve muhteva açısından yol gösterirdi. İfade ve itiraz süreçleri hakkında aydınlatma yapar, mümkün ve muhtemel sonuçlar hakkında bilgi verirdi.</p>
<p>Kelimenin tam anlamıyla, gadre uğrayan dostların &#8216;Marko Paşa&#8217;sı olmuştu. Ayrıca, mevzuatla ve müfredatla başı derde girenlerin; ortak buluşma noktası haline gelmişti.</p>
<p>İki binli yılların başlarında, başka bir çalışmada beraber olduk. Muhafazakar kesimin eğitim yöneticilerini bir arya getirerek, Eğitimciler Birliği gurubunu kurduk.</p>
<p>Uzun süre devam eden periyodik çalışma toplantıları sonunda; Eğitimin Yeniden Yapılandırılması başlıklı dosyalar oluşturuldu. Öncelikli ve önemli konularla ilgili sorun tesbitlerinden ve çözüm tekliflerinden oluşan draje raporlar; dönemin Milli Eğitim Bakanı&#8217;na sunuldu.</p>
<p>Sözün özü; kendisini hayırla yad ettiğimiz ve edeceğimiz Ahmet Koçibar; eğitim camiamızın yahut cephemizin çok yönlü emektarlarından biriydi. Biraz yer altı suyu gibi sessiz akardı, zahiren olaylara tedbirli ve temkinli bakardı ama ülkenin ve toplumun temel değerlerini koruma ve geliştirme davasının sadık, cefakar, vefakar bir neferiydi.</p>
<p>Zekeriya Erdim</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bir-gizli-kahramanin-ardindan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap Fuarları ve Dini Yayınlar Fuarı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kitap-fuarlari-ve-dini-yayinlar-fuari/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kitap-fuarlari-ve-dini-yayinlar-fuari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 May 2019 13:02:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Fuarı]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Erdim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10288</guid>

					<description><![CDATA[Zaman zaman, ülkelerin ve toplumların yayınlanan &#8216;kitap&#8217; sayıları ile &#8216;okuma&#8217; oranları hakkında istatistiki bilgiler veriliyor. Bu konudaki sayısal veriler, &#8216;gelişmişlik düzeyi&#8217;nin işaretlerinden birisi olarak görülüyor. Örgün ve yaygın eğitim kurumları, başta çocuklar ve gençler olmak üzere, insanımızı okumaya teşvik ediyorlar. Uzmanlar bilgi ve bilinç düzeyini artırmak için metotlar, usuller geliştirmeye çalışıyor; medya organları, çok okuyan ülkelerden iyi örnekler sunuyorlar. Diğer sektörlerde olduğu gibi basılı, sesli, görüntülü yayınlar konusunda da yıllardır devam eden bir &#8216;fuar&#8217; geleneği var. Yayın kuruluşları kendi aralarında organize olup; ilgili kamu kurumları ve sivil toplum örgütleri ile de iş birliği yaparak, birlikte görücüye çıkıyorlar. Bu güne kadar ilçe, il, bölge ve ülke düzeyinde pek çok kitap fuarı organizesine şahit olduk. Bizzat gidemediklerimizi haberlerden takip ettik, ne kadar ilgi gösterildiyse o kadar memnuniyet duyduk. Yazarlar, yayıncılar, okuyucular belirli zamanlarda ve mekanlarda bir araya getirildi. Cazibeyi artırmak için ilave eğitim, kültür, sanat faaliyetleri yapılarak; her seferinde biraz daha geliştirildi. Anneler ve babalar çocuklarının ellerinden tutarak, öğretmenler ve idareciler öğrencileri için özel organizeler yaparak kitap fuarlarını ziyaret ettiler. Bilim adamları, aydınlar, sanatçılar, siyasetçiler eylemleri ve söylemleri ile destekleyip; kamuoyu nezdinde artı değer kattılar. Bu sürece yerel yönetimler de doğrudan ya da dolaylı olarak katıldı. Kültür merkezlerinde yahut şehrin uğrak yerlerinde &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zaman zaman, ülkelerin ve toplumların yayınlanan &#8216;kitap&#8217; sayıları ile &#8216;okuma&#8217; oranları hakkında istatistiki bilgiler veriliyor. Bu konudaki sayısal veriler, &#8216;gelişmişlik düzeyi&#8217;nin işaretlerinden birisi olarak görülüyor.</strong></p>
<p>Örgün ve yaygın eğitim kurumları, başta çocuklar ve gençler olmak üzere, insanımızı okumaya teşvik ediyorlar. Uzmanlar bilgi ve bilinç düzeyini artırmak için metotlar, usuller geliştirmeye çalışıyor; medya organları, çok okuyan ülkelerden iyi örnekler sunuyorlar.</p>
<p>Diğer sektörlerde olduğu gibi basılı, sesli, görüntülü yayınlar konusunda da yıllardır devam eden bir &#8216;fuar&#8217; geleneği var. Yayın kuruluşları kendi aralarında organize olup; ilgili kamu kurumları ve sivil toplum örgütleri ile de iş birliği yaparak, birlikte görücüye çıkıyorlar.</p>
<p>Bu güne kadar ilçe, il, bölge ve ülke düzeyinde pek çok kitap fuarı organizesine şahit olduk. Bizzat gidemediklerimizi haberlerden takip ettik, ne kadar ilgi gösterildiyse o kadar memnuniyet duyduk.</p>
<p>Yazarlar, yayıncılar, okuyucular belirli zamanlarda ve mekanlarda bir araya getirildi. Cazibeyi artırmak için ilave eğitim, kültür, sanat faaliyetleri yapılarak; her seferinde biraz daha geliştirildi.</p>
<p>Anneler ve babalar çocuklarının ellerinden tutarak, öğretmenler ve idareciler öğrencileri için özel organizeler yaparak kitap fuarlarını ziyaret ettiler. Bilim adamları, aydınlar, sanatçılar, siyasetçiler eylemleri ve söylemleri ile destekleyip; kamuoyu nezdinde artı değer kattılar.</p>
<p>Bu sürece yerel yönetimler de doğrudan ya da dolaylı olarak katıldı. Kültür merkezlerinde yahut şehrin uğrak yerlerinde lokal kitap fuarları yapıldı.</p>
<p>Hatta, dünyanın çeşitli ülkelerinde, gurbetçi vatandaşlarımızın yoğun olduğu yerlerde, çok sayıda kitap fuarı açılıyor. Kitaplar ve yazarlar, yayıncılar ve organizatörler, eğitimciler ve kültür adamları, aydınlar ve sanatçılar akın akın yurt dışına taşınıyor.</p>
<p>Bu konuda, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından organize edilen Kitap ve Kültür Fuarı; alanında marka ve model oldu. Hep Ramazan ayı içinde ve büyük camilerin yanında, yöresinde yapıldığı için; halk arasında, &#8216;Dini Yayınlar Fuarı&#8217; olarak anıldı.</p>
<p>Geçen yıl, 21 Mayıs-10 Haziran 2018 tarihleri arasında, İstanbul&#8217;un sembol semtlerinden biri olan Sultanahmet Meydanı&#8217;nda, 37.si yapılmıştı. Toplam 400 kitabevinin 100.000&#8217;e yakın eseri, 263 stantta görücüye çıkarılmıştı.</p>
<p>Bu yıl, bu gelenek, beklenmedik (yahut beklendik) bir şekilde engellendi. İstanbul&#8217;un geçici Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından; &#8216;güvenlik endişesi ve bazı işlere engel olduğu gerekçesiyle yer tahsis edilemeyeceği&#8217; söylendi.</p>
<p>Doğal olarak yazarlar, yayıncılar, okuyucular ve ilgili sivil toplum kuruluşları tepki gösterdiler. &#8216;Kur&#8217;an ayı Ramazan&#8217;da dini yayınların okuyucuyla buluşmasını engellemek, tam bir faşizm göstergesidir. Seçim kampanyaları sırasında Yasin okuyarak muhafazakar kesime şirin görünmeye çalışıp, seçimden sonra ilk icraatlarından birisi olarak Dini Yayınlar Fuarı&#8217;nı yasaklayanlar bilsinler ki; saltanatları uzun sürmeyecektir. Kültür ve medeniyet dünyamızın merkezlerinden biri olan İstanbul, öyle ya da böyle, kitabın yurdu ve yuvası olmaya devam edecektir&#8217; dediler.</p>
<p>Ayrıca, bu yasakçı zihniyetin çağrıştırdığı mesajın ve muhtevanın altı çizildi. &#8216;Geçmişte yaptığı din düşmanlığı ile toplumun zihinsel altyapısında travmatik yaralar açan bir siyasal yapının; gelecekte de yerli, milli, dini olan her şeye karşı durmaya devam edeceğinin bir kez daha ispatlandığı&#8217; belirtildi.</p>
<p>Bu vesileyle Kur&#8217;an ve Ezan okumanın yasaklandığı, camilerin ahıra yahut kışlaya dönüştürülerek kapatıldığı, dini vecibelerini yerine getiren Müslümanların okullardan ve bilumum kamu kurumlarından atıldığı, direnenlerin idama yahut sürgüne kadar varan yollarla cezalandırıldığı dönemleri hatırladık. Kaybettiğimiz değerleri geri kazanmanın, kazandığımız değerleri iyi korumanın, bugün dünden yarın bugünden daha iyi olmak için yeni değerler üretmeye çalışmanın gereğini ve önemini bir kere daha anladık, kavradık.</p>
<p>Yıllar önce, aynı zihniyetin iktidar olduğu bir dönemde, bizim çocukların annesi kitap fuarına gittiğinde; kıyafetinden yahut dindar kimliğinden dolayı kendisiyle alay edilmişti. Fuarı organize eden belediyenin resmi görevlileri tarafından &#8216;Senin burda ne işin var? Siz ne anlarsınız kitaptan, kültürden?&#8217; denmişti.</p>
<p>Oysa biz, temel değerleri kitaba dayanan ve kitaplarla asırlardan asırlara, nesillerden nesillere taşınan bir kültürün ve medeniyetin çocuklarıyız. İlk ayeti &#8216;oku&#8217; emriyle başlayan bir ilahi dinin mensuplarıyız.</p>
<p>Hayır, hayır; asıl onlar kitaptan ve kültürden ne anlarlar? Hele söz konusu din ve dini yayınsa; elifi görseler mertek sanarlar.</p>
<p>İsimlerinin &#8216;imam&#8217; hatta &#8216;müftü&#8217; olması bizi gaflete düşürüp yanıltmasın. Rol icabı okunan Yasin&#8217;lere, Tebareke&#8217;lere bakılıp; nihayet onların da imana geldikleri sanılmasın.</p>
<p>Şayet öper gibi, koklar gibi yapıyorlarsa; bilinsin ki, bir yolunu bulup ısırmak içindir. Genel kabul görmüş görüşe göre; kişilerin ve kurumların geçmişte yaptıkları, gelecekte yapacaklarının delilidir.</p>
<p>Biz onların, cemaziyel evvelini biliyoruz. Yanılıyor olmayı tercih ederiz ama kendi eylemlerine ve söylemlerine bakarak; &#8216;kitap&#8217;larının ne, &#8216;kıble&#8217;lerinin nere olduğunu açıkça görüyoruz.</p>
<p>Elbette kitabımızı da kültürümüzü de kimsenin keyfine bırakmayacağız. Daha fazla hassasiyet gösterecek, daha çok çalışacak, evelallah bu krizi de atlatacağız.</p>
<p>Zekeriya Erdim</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kitap-fuarlari-ve-dini-yayinlar-fuari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hangi Türkçe?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hangi-turkce/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hangi-turkce/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 May 2019 08:27:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Erdim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10206</guid>

					<description><![CDATA[Genel kabule göre; bir ağacın kökü ne kadar derinlerde ise, gövdesi ve dalları da o kadar yükseklerde, yücelerde olur. Herhangi bir sebeple kökleri kesilen yahut koparılan ağaçların; zamanla gövdeleri ve dalları kurur. İnsanlar ve toplumlar için dil; ağacın kökünü oluşturan, gövdesini çalıştıran, dallarını çiçeklerle ve meyvelerle buluşturan ana damar gibidir. Bu damarın kuruması yahut kopması halinde; toprak ile yaprak arasındaki irtibat kesilir. Bir başka ifadeyle; dilin derinliği ve zenginliği ile okuyanlarının, yazanlarının, konuşanlarının düşünme, anlama, kavrama, üretme, yönetme kapasiteleri arasında doğru orantı vardır. Söylem aracı olan kelimelerin sayısı azaldıkça, eylem aracı olan düşüncelerin de alanı, oranı daralır. Dilsiz düşünce, düşüncesiz kültür, kültürsüz medeniyet olmaz. Dilini kaybeden yolunu kaybeder, yolunu kaybedenin yurdunda ve yuvasında huzur kalmaz. Yetmişli yıllarda, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü&#8217;nde okurken; Osmanlıca, Eski Türkiye Türkçesi, Eski Türk Edebiyatı gibi derslerimiz vardı. Hocalarımız bize, bir yandan eski alfabemizi öğretiyor; öte yandan, Cumhuriyet öncesi dönemlerde yazılmış şiirler ve metinler okutuyorlardı. Giderek, modern dünyaya ayak uydurmanın ilk adımı olarak takdim edilen &#8220;harf inkılabı&#8221;nın; bedenini korumak için canlarımızı feda ettiğimiz vatanın ve milletin, ruhunu kaybetmemize sebep olduğunu anladık. Kendi elimizle, ülkemize ve toplumumuza yapılanı yahut yaptırılanı; &#8220;cinnet hali&#8221; olarak tanımladık: Bu boşluk ne söyle can, nereye düşüyorum? / Yüreğimde yangın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genel kabule göre; bir ağacın kökü ne kadar derinlerde ise, gövdesi ve dalları da o kadar yükseklerde, yücelerde olur. Herhangi bir sebeple kökleri kesilen yahut koparılan ağaçların; zamanla gövdeleri ve dalları kurur.</p>
<p>İnsanlar ve toplumlar için dil; ağacın kökünü oluşturan, gövdesini çalıştıran, dallarını çiçeklerle ve meyvelerle buluşturan ana damar gibidir. Bu damarın kuruması yahut kopması halinde; toprak ile yaprak arasındaki irtibat kesilir.</p>
<p>Bir başka ifadeyle; dilin derinliği ve zenginliği ile okuyanlarının, yazanlarının, konuşanlarının düşünme, anlama, kavrama, üretme, yönetme kapasiteleri arasında doğru orantı vardır. Söylem aracı olan kelimelerin sayısı azaldıkça, eylem aracı olan düşüncelerin de alanı, oranı daralır.</p>
<p>Dilsiz düşünce, düşüncesiz kültür, kültürsüz medeniyet olmaz. Dilini kaybeden yolunu kaybeder, yolunu kaybedenin yurdunda ve yuvasında huzur kalmaz.</p>
<p>Yetmişli yıllarda, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü&#8217;nde okurken; Osmanlıca, Eski Türkiye Türkçesi, Eski Türk Edebiyatı gibi derslerimiz vardı. Hocalarımız bize, bir yandan eski alfabemizi öğretiyor; öte yandan, Cumhuriyet öncesi dönemlerde yazılmış şiirler ve metinler okutuyorlardı.</p>
<p>Giderek, modern dünyaya ayak uydurmanın ilk adımı olarak takdim edilen &#8220;harf inkılabı&#8221;nın; bedenini korumak için canlarımızı feda ettiğimiz vatanın ve milletin, ruhunu kaybetmemize sebep olduğunu anladık. Kendi elimizle, ülkemize ve toplumumuza yapılanı yahut yaptırılanı; &#8220;cinnet hali&#8221; olarak tanımladık:</p>
<p>Bu boşluk ne söyle can, nereye düşüyorum? / Yüreğimde yangın var, ya niye üşüyorum?</p>
<p>Üstüme devriliyor, dev kiprit kutuları; / Rabbim, ne kadar basık göklerin çatıları.</p>
<p>Hayret, nasıl unuttum zeberceti, yakutu; / Hayat ince bir boru, zaman küçük bir kutu.</p>
<p>Vadimi alev alev, bir kuru rüzgar dağlar; / Tepemde uğuldayan fırtına kime ağlar?</p>
<p>Tutunduğum gövde mi, dal mı, yoksa gölge mi? / Böyle nere gidiyor bu sarhoş, hasta gemi?</p>
<p>Güneş neden lekeli, ufuklar perde perde? / Kapıyı kim götürdü, benim pencerem nerde?</p>
<p>Hatırlıyor gibiyim, sararmış benizleri; / Neden kızıl boyalı, dünyanın denizleri?</p>
<p>Bu demir elbiseyi, kim giydirdi üstüme? / İçimde bin can var can, sen aldırma postuma.</p>
<p>Başıma balyoz indi, beynime şok saldılar; / Bildim, kendi elimle hafızamı çaldılar.</p>
<p>O gün bu gündür biz, kaybettiğimiz hafızamızı bulmaya çalışıyoruz. Haritası yırtılmış hazine arayıcısı gibi, kapı kapı dolaşıyoruz.</p>
<p>Şimdilerde, ümit ve heyecan perdesini aralayan yeni bir gündemimiz var. Etkili ve yetkili makamlarda bulunan büyüklerimiz; yetişkinlere ve yaşlılara hatıralarını hatırlatan, çocuklara ve gençlere &#8220;eskilerin masalları&#8221;nı çağrıştıran adımlar atıyorlar.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan; &#8220;Ortaokuldan itibaren, Osmanlı Türkçesini yaygınlaştıracağız&#8221; dedi. Ayrıca, &#8220;Osmanlı Türkçesine savaş açanların amacının bu günkü dili ve alfabeyi korumak değil, milletimizin mazisi ile olan bağlarını ve bağlantılarını kesmek olduğunu&#8221; söyledi.</p>
<p>Hemen arkasından, Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk&#8217;un &#8220;dev proje&#8221; açıklamasına şahit olduk. TRT Genel Müdürlüğü ile iş birliği içinde; haber spikerleri tarafından, öğretmenlere &#8220;Önce Türkçe&#8221; eğitimi verileceğini duyduk.</p>
<p>Doğru ve güzel Türkçeyi daha iyi okuyan, yazan ve konuşan öğretmenler; bu iyiliği öğrencilerine aktarmış olacaklar. Böylece, kültür ve medeniyet dünyamızın bayrağı olan dilimizi; kaleden kaleye, burçtan burca taşıyıp dalgalandıracaklar.</p>
<p>Ancak, bir konuyu hem merak ediyor, hem de endişe duyuyoruz. &#8220;Önce Türkçe&#8221; projesini memnuniyetle karşılamakla birlikte; eski yaralarımız kanıyor ve &#8220;Hangi Türkçe?&#8221; diye soruyoruz.</p>
<p>Bin yıllık tarihimizin, kültürümüzün, medeniyetimizin taşıyıcı dili olan ve Türk-İslam dünyasının her bir ferdi ile aramızda gönül köprüleri kuran Türkçe mi; önce Hagop Martayan iken sonra Agop Dilaçar olan zatın öncülüğünde kurulan Türk Dil Kurumu&#8217;nun uydurduğu, kaydırdığı Türkçe mi? Cumhurbaşkanımızın sözünü ettiği Osmanlı Türkçesi ile TRT spikerlerinin öğretmenlere öğretecekleri aynı şey mi?</p>
<p>Ayrıca, öğretmenlerimizi yetiştiren onlarca Eğitim Fakültesi var. Onlar bu işin neresinde duruyor, hangi ucundan tutuyorlar?</p>
<p>Yıllardır kendileriyle kültür ve medeniyet savaşı içinde bulunduğumuz Batı dünyasının dillerini öğrenmek ve öğretmek için gösterdiğimiz gayreti ve fedakarlığı, kendi dilimizi ve dünyamızı geri kazanmak için de gösterecek miyiz? Çocuklarımızın ve torunlarımızın, dedelerinin dilini anlayacak, halini kavrayacak seviyeye geldiklerine şahit olabilecek miyiz?</p>
<p>Güya, &#8220;Türkçeyi diğer diller arasında değerine yaraşır bir biçimde yükseltmek&#8221; amacıyla kurulan Türk Dil Kurumu&#8217;nun kurucuları arasında Yakup Kadri Karaosmanoğlu, ödül verdikleri arasında Kemal Tahir gibi isimler de var. Devrimlerle devire devire dilimizi o hale getirdiler ki; yeni nesiller, onların yazdıkları romanları bile okuyup anlayamıyorlar.</p>
<p>İstikbal, önce köklerde; sonra göklerdedir. Kökü olmayan ağacın ne gövdesi olur, ne çiçek açar, ne de meyve verir.</p>
<p>Onun için, cebren ve hile ile elimizden alınıp iyice kısırlaştırılan dilimizi geri istiyoruz. Dilimiz derinleştiğinde ve zenginleştiğinde, dünyamızın da daha anlamlı ve değerli hale geleceğini adımız gibi biliyoruz.</p>
<p>Zekeriya Erdim</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hangi-turkce/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitimin Geleceği, Geleceğin Eğitimi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/egitimin-gelecegi-gelecegin-egitimi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/egitimin-gelecegi-gelecegin-egitimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2019 10:47:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Erdim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9987</guid>

					<description><![CDATA[Ahir zamana yaklaştıkça, insan ve toplum hayatı açısından, dünya daha hızlı dönüyor. İsabetli gelecek öngörüsünde bulunmak, değişimin yönünü ve hızını iyi yönetiyor olmak, giderek daha büyük bir ihtiyaç haline geliyor. Bu sürecin odak noktasında, eğitim kadroları ve kurumları var. Çünkü, Hz. Ali&#8217;nin tabiriyle &#8220;bizim yaşadığımız zamana göre değil, onların yaşayacakları zamana göre&#8221; yetiştirilmesi gereken çocuklar ve gençler; söz konusu kadroların ve kurumların ellerinde şekilleniyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı, 2023 Vizyon Belgesi&#8217;ndeki teorik tesbitleri, pratiğe dönüştürme niyeti ve gayreti içinde. Yapılan açıklamalardan anlaşıldığına göre; çocuklar ve gençler için, &#8220;başarı&#8221; unsuruna ilave olarak, &#8220;mutluluk&#8221; eksenli bir anlayışın ve işleyişin de oluşturulmasının, geliştirilmesinin peşinde. Ayrıca, bölgeler ve okullar arasındaki farkı asgariye indirerek; eğitimde fırsat eşitliği açısından, mümkün mertebe adaleti sağlama düşüncesi var. Bir de Sayın Bakan ve diğer yetkililer; biraz daha hayata dönük bir eğitim, öğretim, yönetim tarzından söz ediyorlar. Bu bağlamda, önümüzdeki öğretim yılından itibaren icra edilecek yeni uygulamalar üzerinde çalışılıyor. Alanlar, konular parça parça gündeme geliyor ama bütüncül bir bakış açısının yansımaları olduğu anlaşılıyor. İYİ ÖRNEKLER ÖDÜLLENDİRİLSİN Eğitimin geleceği yahut geleceğin eğitimi planlanırken; sürecin içinde bulunan herkesten, azami derecede istifade edilmelidir. İyi örneklerin ve öykülerin kahramanı olan kişiler ve kurumlar; kamuoyunun bilgisi dahilinde, muhtelif şekillerde ödüllendirilmelidir. Milli Eğitim Bakanlığı Yenilik ve Eğitim &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ahir zamana yaklaştıkça, insan ve toplum hayatı açısından, dünya daha hızlı dönüyor. İsabetli gelecek öngörüsünde bulunmak, değişimin yönünü ve hızını iyi yönetiyor olmak, giderek daha büyük bir ihtiyaç haline geliyor.</p>
<p>Bu sürecin odak noktasında, eğitim kadroları ve kurumları var. Çünkü, Hz. Ali&#8217;nin tabiriyle &#8220;bizim yaşadığımız zamana göre değil, onların yaşayacakları zamana göre&#8221; yetiştirilmesi gereken çocuklar ve gençler; söz konusu kadroların ve kurumların ellerinde şekilleniyorlar.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı, 2023 Vizyon Belgesi&#8217;ndeki teorik tesbitleri, pratiğe dönüştürme niyeti ve gayreti içinde. Yapılan açıklamalardan anlaşıldığına göre; çocuklar ve gençler için, &#8220;başarı&#8221; unsuruna ilave olarak, &#8220;mutluluk&#8221; eksenli bir anlayışın ve işleyişin de oluşturulmasının, geliştirilmesinin peşinde.</p>
<p>Ayrıca, bölgeler ve okullar arasındaki farkı asgariye indirerek; eğitimde fırsat eşitliği açısından, mümkün mertebe adaleti sağlama düşüncesi var. Bir de Sayın Bakan ve diğer yetkililer; biraz daha hayata dönük bir eğitim, öğretim, yönetim tarzından söz ediyorlar.</p>
<p>Bu bağlamda, önümüzdeki öğretim yılından itibaren icra edilecek yeni uygulamalar üzerinde çalışılıyor. Alanlar, konular parça parça gündeme geliyor ama bütüncül bir bakış açısının yansımaları olduğu anlaşılıyor.</p>
<p>İYİ ÖRNEKLER ÖDÜLLENDİRİLSİN</p>
<p>Eğitimin geleceği yahut geleceğin eğitimi planlanırken; sürecin içinde bulunan herkesten, azami derecede istifade edilmelidir. İyi örneklerin ve öykülerin kahramanı olan kişiler ve kurumlar; kamuoyunun bilgisi dahilinde, muhtelif şekillerde ödüllendirilmelidir.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü, Hacettepe Üniversitesi ile iş birliği içinde, &#8220;geleceğin sınıfı&#8221;nı tasarlamış. Üniversite&#8217;nin Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü, üç boyutlu olarak, &#8220;yenilikçi sınıf&#8221; modelleri hazırlamış.</p>
<p>Bu çalışmayı memnuniyetle karşılar, emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Ancak, gereğine ve önemine inanarak, bir hususu da hatırlatmak isteriz.</p>
<p>İyi bir sınıf modeli için, sadece teknik ve estetik yönden bakmak yeterli değildir. Sosyal ve psikolojik, kültürel ve pedegojik pencerelerden de bakılması gerekir.</p>
<p>Ayrıca, &#8220;geleceğin sınıfı&#8221; ile birlikte, &#8220;geleceğin okulu&#8221; da çalışılmalıdır. Adına &#8220;okul&#8221; dediğimiz mekanlar ve ortamlar; sosyal, kültürel, fiziki altyapısıyla gerçekten &#8220;mektep&#8221; olmalıdır.</p>
<p>İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Ulusal Öğretmenler Arası Yenilikçi Öğretim Materyalleri Tasarım Yarışması düzenlemiş. Söz konusu yarışmaya, 78 ilden, 4.681 başvuru gelmiş.</p>
<p>Umarız bu çalışmanın yahut yarışmanın sonunda, güzel eğitim materyalleri ortaya çıkar. Ümit ve temenni ederiz ki; yeni, yerli, yeterli üretimin iyi örneklerini oluştururlar.</p>
<p>Edirne İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Edirne İl Müftülüğü arasında, &#8220;Dersimi Camide Yapıyorum&#8221; konulu bir protokol imzalanmış. İlkokul ve ortaokul öğrencilerinin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri, camilerde yapılmaya başlanmış.</p>
<p>İlk uygulamayı, Selimiye Camii&#8217;nde yapmışlar. İl Müftüsü ve diğer din görevlileri camilerin İslam&#8217;daki yerini ve önemini, öğretmenler ise müfredatta yer alan derslerini anlatmışlar.</p>
<p>Keşke her dersin hiç olmazsa bazı konuları, hayatın içinde ve ilgili mekanlarda, ortamlarda yapılabilse. Örgün ve yaygın eğitim hizmetleri açısından, okullar planlama ve koordine etme merkezleri haline getirilip; yakından uzağa doğru, &#8220;yeryüzü mektep&#8221; gözüyle bakılabilse.</p>
<p>EV OKULLARINA İZİN VERİLSİN</p>
<p>Eğitimde iyi örneklerin ve öykülerin yanı sıra, can sıkıcı durumlar da var. Mesela, çeşitli nedenlerle çocuklarını örgün eğitim kurumlarına göndermeyip, kendileri yetiştirmek isteyen anneler ve babalar; muhtelif şekillerde cezalandırılıyorlar.</p>
<p>Bu bağlamda, sorunu hatırlamamıza vesile olan yeni bir haber okuduk. Üzerinde kafa yorma, dünya genelindeki uygulamalara bakma ve bir çözüm önerisinde bulunma gereği duyduk.</p>
<p>Hatay&#8217;ın Erzin ilçesinde yaşayan bir aile, onları İslami usullere göre yetiştirmek amacıyla, çocuklarını okula göndermemiş. Devlet gücüyle annenin ve babanın elinden alınan beş çocuk, yurda yerleştirilmiş.</p>
<p>Biz biliyoruz ki; modern dünyanın pek çok ülkesinde ve toplumunda, &#8220;ev okulu&#8221; uygulaması var. Onlar, çocukların ve gençlerin okullara devam etmelerini değil, müfredatta yer alan dersleri okuyup öğrenmelerini şart koşuyorlar.</p>
<p>Aralarında ülkeler, bölgeler, eyaletler düzeyinde uygulama farkları olmakla birlikte; Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Avusturya, Macaristan, Danimarka, Norveç, İsviçre, Belçika, İrlanda, Hollanda, Portekiz, Polonya gibi ülkelerde &#8220;uzaktan eğitim&#8221;e yahut &#8220;ev okulu&#8221;na izin veriliyor. Gerekçesi sorgulanmaksızın, eğitim sistemine dahil ediliyor.</p>
<p>Ülkemizdeki &#8220;açık öğretim&#8221; uygulaması, eğitimin tüm kademelerini içine alacak hale getirilebilir. Zaman ve mekan sınırı konulmaksızın, öngörülen eğitilmişlik seviyesine ulaşmak için, mümkün ve muhtemel seçenekler arasından tercih yapma hakkı verilebilir.</p>
<p>Böylece, devletin eğitim yükü de azalmış olur. Yapılacak seviye tesbit uygulamalarıyla, yeterlilik düzeyine ulaşanlar belge alır.</p>
<p>Endişe edilen şey &#8220;istismar&#8221; ise, bu hayatın bütün alanlarında ve konularında olabilir. Devlet, genelde özgür ve özgün yaklaşımların önünü açıp; kötü emellerine alet edenler için özel tedbirler alabilir.</p>
<p>Zekeriya Erdim</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/egitimin-gelecegi-gelecegin-egitimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tabip Odası’nın Cinsiyeti, Cibilliyeti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tabip-odasinin-cinsiyeti-cibilliyeti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tabip-odasinin-cinsiyeti-cibilliyeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Apr 2019 17:30:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Erdim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9908</guid>

					<description><![CDATA[Allah, alemleri ve içindekileri; muazzam bir denge ve düzen ile yaratmış. Varlıkların her birisi için bir yaratılış, var oluş gayesi belirleyip; ona uygun özelliklerle donatmış. Bu bağlamda; canlıların da iki temel özelliği var. Bir yandan, birbirlerinin mütemmim cüzü (tamamlayıcı unsuru) oluyor; öte yandan, kendi türlerinin varlığını devam ettirebilmek için, cinsiyet (dişilik-erkeklik) özelliği taşıyorlar. Ancak, irade (tercih etme) özelliğine sahip insanlardan ve cinlerden (şeytanlardan) bazıları; eskiden beri, bu fıtri dengeyi ve düzeni bozmak için uğraşıyor. Kulu Yaratıcı&#8217;nın yerine koyma cüretinde bulunup; çeşitli yollarla ve yöntemlerle, isyan etmeye ve ettirmeye çalışıyor. Kur&#8217;an ve Sünnet külliyatında, muhtelif ayetlerde ve hadislerde; &#8220;yeryüzünde bozgunculuk yapan kimseler&#8221;den söz edilir. Onların, bir yandan &#8220;ekinleri ve nesilleri ifsad&#8221; edip (yani bozup); öte yandan, &#8220;ıslah ediciler&#8221; (yani düzelticiler) gibi davrandıkları belirtilir. Bu durum, hayatın bütün alanlarında ve konularında, bugün de aynen devam ediyor. Birileri, insanın ve toplumun fıtratını (yaratılışını) bozmak için; kişisel ve kurumsal olarak, her türlü aracı yahut vesileyi kullanarak, yoğun çaba gösteriyor. Şeytanın günahları yahut günaha götüren amelleri süslü göstermesi gibi onlar da yıkıcı eylemlerine ve söylemlerine, meşru ve münasip gibi görünen vesileler buluyorlar. Zehri bal şerbeti gibi gösterip; altın tasta, gümüş tabakla sunuyorlar. Sığındığımız, güvendiğimiz, dayandığımız kalelerin hemen hepsi; önce kuşatılıyor, sonra işgal ediliyor. Tutunduğumuz dallar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Allah, alemleri ve içindekileri; muazzam bir denge ve düzen ile yaratmış. Varlıkların her birisi için bir yaratılış, var oluş gayesi belirleyip; ona uygun özelliklerle donatmış.</p>
<p>Bu bağlamda; canlıların da iki temel özelliği var. Bir yandan, birbirlerinin mütemmim cüzü (tamamlayıcı unsuru) oluyor; öte yandan, kendi türlerinin varlığını devam ettirebilmek için, cinsiyet (dişilik-erkeklik) özelliği taşıyorlar.</p>
<p>Ancak, irade (tercih etme) özelliğine sahip insanlardan ve cinlerden (şeytanlardan) bazıları; eskiden beri, bu fıtri dengeyi ve düzeni bozmak için uğraşıyor. Kulu Yaratıcı&#8217;nın yerine koyma cüretinde bulunup; çeşitli yollarla ve yöntemlerle, isyan etmeye ve ettirmeye çalışıyor.</p>
<p>Kur&#8217;an ve Sünnet külliyatında, muhtelif ayetlerde ve hadislerde; &#8220;yeryüzünde bozgunculuk yapan kimseler&#8221;den söz edilir. Onların, bir yandan &#8220;ekinleri ve nesilleri ifsad&#8221; edip (yani bozup); öte yandan, &#8220;ıslah ediciler&#8221; (yani düzelticiler) gibi davrandıkları belirtilir.</p>
<p>Bu durum, hayatın bütün alanlarında ve konularında, bugün de aynen devam ediyor. Birileri, insanın ve toplumun fıtratını (yaratılışını) bozmak için; kişisel ve kurumsal olarak, her türlü aracı yahut vesileyi kullanarak, yoğun çaba gösteriyor.</p>
<p>Şeytanın günahları yahut günaha götüren amelleri süslü göstermesi gibi onlar da yıkıcı eylemlerine ve söylemlerine, meşru ve münasip gibi görünen vesileler buluyorlar. Zehri bal şerbeti gibi gösterip; altın tasta, gümüş tabakla sunuyorlar.</p>
<p>Sığındığımız, güvendiğimiz, dayandığımız kalelerin hemen hepsi; önce kuşatılıyor, sonra işgal ediliyor. Tutunduğumuz dallar birer birer kırılıp; boşa düşenler, usturuplu bir şekilde uçuruma itiliyor.</p>
<p>Güncel örneklerden yahut öykülerden biri; son aylarda, İstanbul Tabip Odası tarafından düzenlenen seri paneller. &#8220;Kadın hakları&#8221; maskesi ve &#8220;sağlık çalışanları&#8221; kisvesi altında; aile kurumunun temeline dinamit koyan sinsi eller.</p>
<p>Öncelikle, &#8220;cinselliğin farklı yüzleri&#8221; ana başlığıyla; adına &#8220;cinsel kimlik&#8221; yahut &#8220;cinsel tercih&#8221; dedikleri sapkınlıkların tamamı için, aykırı geçiş kapılarını ardına kadar açıyorlar. Her panelin davet ve duyuru afişinde kullandıkları &#8220;kadın-kadın, kadın-erkek, erkek-erkek&#8221; figürleriyle; her üç tercihin de meşru ve münasip olduğunu anlatıyorlar.</p>
<p>&#8220;Erkek erkekle, kadın kadınla cinsel ilişki içine girip; birlikte aşk hayatı yaşayabilir&#8221; mesajı, muhtevası veriliyor. &#8220;Kadının kendi bedenine hakim olma ve kotrol etme hakkı&#8221; gibi süslü cümlelerle; kürtajın her türlüsü teşvik ediliyor.</p>
<p>Bu çok yüzlü yahut çok kimlikli faaliyete gerekçe olarak gösterilen şey; &#8220;hekimler arasında ve hastalarla iletişimde yaşanan toplumsal sorunları, cinsiyet eşitliği perspektifinden ele almak.&#8221; Seçilen konular ile konuklardan ve altı çizilip öne çıkarılan mesajlar ile vurgulardan anlaşılan ise; insanı aileye ve aileyi topluma dönüştüren temel değer yargılarını yıkıp, her türlü cinsel sapkınlığın önünü açmak ve olabildiğince yaygınlaştırmak.</p>
<p>Doğrusu, asıl alanı sağlık hizmetleri (koruyucu hekimlik, ilaçla tedavi, ameliyatla tedavi) olan yahut olması gereken Tabip Odası&#8217;nın; bir yandan siyasi ve ideolojik algı yönetimi seferberliğine, öte yandan cinsle ve cinsiyetle ilgili fıtri yapıyı ortadan kaldırarak nesilleri ifsad etme rehberliğine soyunmasını anlamakta zorlanıyoruz. Ayrıca, büyük bir aşkla ve şevkle bu işin kahramanlığını yapmaya çalışan hanımefendilerin, beyefendilerin cinsiyetini, cibilliyetini araştırıp soruşturma gereği duyuyoruz.</p>
<p>Sözlükler; cinsin &#8220;kök, soy&#8221; veya &#8220;çeşit, tür&#8221; anlamına gldiğini söylüyorlar. Cinsiyet konusunda ise; &#8220;Erkek ile dişiyi ayırt etmeye yarayan özellik&#8221; diyorlar.</p>
<p>Buraya bir de &#8220;cibilliyet&#8221;i eklemek gerekiyor. O da &#8220;Fıtrat, yaratılış; bir kimsede doğuştan var olan akıl, ruh, beden özelliklerinin tümü; huy, mizaç&#8221; olarak tarif ediliyor.</p>
<p>Peki; ülkenin ve toplumun, dünyanın ve insanlık aleminin, doğal dengesini ve düzenini bozmaya çalışanların derdi, zoru nedir? Genelde varlık aleminde, özelde canlılar içinde, daha özelde insan türünde ve cinsinde, bu mahluklara tam olarak ne ad verilir?</p>
<p>Lütfen, sağlıktan ve aileden sorumlu Bakanlar ve Bakanlıklar; kamuoyunu aydınlatacak açıklamalar yaparak, devletin bu konudaki temel tesbitlerini ve tercihlerini açıkça belirtsinler. Ayrıca, geniş kapsamlı bir ıslah projesi hazırlayıp; cinsiyetini ve cibilliyetini anlamakta zorlandığımız kişileri ve kurumları tanımlayıp rehabilite etsinler.</p>
<p>Böylece; bizler de nerelerde ve kimlerle dans ettiğimizin farkına varalım. Özellikle çocuklarımızın ve gençlerimizin cinsiyetini, cibilliyetini korumak için; devlet-millet iş birliği içinde tedbir alalım.</p>
<p>Zekeriya Erdim</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tabip-odasinin-cinsiyeti-cibilliyeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zehirli Kitaplardan Korunmanın Yolları</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/zehirli-kitaplardan-korunmanin-yollari/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/zehirli-kitaplardan-korunmanin-yollari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Apr 2019 09:11:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Erdim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9774</guid>

					<description><![CDATA[Anneler, babalar, öğretmenler, idareciler, aydınlar, yöneticiler olarak çocukları, gençleri, yetişkinleri, daha fazla bilgi ve bilinç sahibi olsunlar diye kitap okumaya teşvik ediyoruz. Basılan, satılan, okunan kitap sayılarıyla ilgili istatistiklere baktığımızda durumumuzun iç açıcı olmadığını anlayıp hayıflanma duygusu ve düşüncesi içine giriyoruz. Ancak bu konuda dikkate alınması, değerlendirilmesi ve uygun çözümler üretilmesi gereken önemli bir durum daha var. Birileri, kasten ve hileyle bilerek ve isteyerek özellikle çocuklar ve gençler için zihinleri ve gönülleri ifsad eden kirli ve zehirli kitaplar basıp dağıtıyorlar. Bir başka ifadeyle yazar-yayıncı-dağıtımcı iş birliği içinde &#8220;görürlerse şaka, görmezlerse hırsızlık&#8221; kurnazlığı yapılıyor. Okuyucu kesimi tarafından fark edilip tepki gösterildiğinde ve bu tepkiler kamuoyu nezdinde gündeme geldiğinde &#8220;affedersiniz, farkında değildik, derhal toplattık-toplatıyoruz&#8221; rolü oynanıyor; fakat el altından yahut internet siteleri üzerinden gene dağıtılıyor ve satılıyor. Meramımızı ifade etmek için yakın geçmişten birkaç örnek verelim. Arkasından, körpe dimağları bu kirli ve zehirli kitapların zararlarından korumak için alınabilecek tedbirlerle ilgili uygulanabilir teklifler üretelim. İhsan Büyükçalık tarafından yazılan, &#8220;Farkındayız, sadece kitap değil bir dünya veriyoruz.&#8221; diyen Nar Yayınları tarafından basılıp dağıtılan &#8220;Kahkaha Gülleri&#8221; adlı çocuk kitabında, babası tarafından başı kesilip kazanda pişirilen bir çocuk ile onun etini yemekle yüz yüze gelen kardeşinin hikâyesi anlatılıyor. Toplumdan gelen tepkiler üzerine, yayıncının sosyal medya hesabından, &#8220;Yayın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anneler, babalar, öğretmenler, idareciler, aydınlar, yöneticiler olarak çocukları, gençleri, yetişkinleri, daha fazla bilgi ve bilinç sahibi olsunlar diye kitap okumaya teşvik ediyoruz. Basılan, satılan, okunan kitap sayılarıyla ilgili istatistiklere baktığımızda durumumuzun iç açıcı olmadığını anlayıp hayıflanma duygusu ve düşüncesi içine giriyoruz.</p>
<p>Ancak bu konuda dikkate alınması, değerlendirilmesi ve uygun çözümler üretilmesi gereken önemli bir durum daha var. Birileri, kasten ve hileyle bilerek ve isteyerek özellikle çocuklar ve gençler için zihinleri ve gönülleri ifsad eden kirli ve zehirli kitaplar basıp dağıtıyorlar.</p>
<p>Bir başka ifadeyle yazar-yayıncı-dağıtımcı iş birliği içinde &#8220;görürlerse şaka, görmezlerse hırsızlık&#8221; kurnazlığı yapılıyor. Okuyucu kesimi tarafından fark edilip tepki gösterildiğinde ve bu tepkiler kamuoyu nezdinde gündeme geldiğinde &#8220;affedersiniz, farkında değildik, derhal toplattık-toplatıyoruz&#8221; rolü oynanıyor; fakat el altından yahut internet siteleri üzerinden gene dağıtılıyor ve satılıyor.</p>
<p>Meramımızı ifade etmek için yakın geçmişten birkaç örnek verelim. Arkasından, körpe dimağları bu kirli ve zehirli kitapların zararlarından korumak için alınabilecek tedbirlerle ilgili uygulanabilir teklifler üretelim.</p>
<p>İhsan Büyükçalık tarafından yazılan, &#8220;Farkındayız, sadece kitap değil bir dünya veriyoruz.&#8221; diyen Nar Yayınları tarafından basılıp dağıtılan &#8220;Kahkaha Gülleri&#8221; adlı çocuk kitabında, babası tarafından başı kesilip kazanda pişirilen bir çocuk ile onun etini yemekle yüz yüze gelen kardeşinin hikâyesi anlatılıyor. Toplumdan gelen tepkiler üzerine, yayıncının sosyal medya hesabından, &#8220;Yayın Kurulu kararı ile ve çocuklar için uygun olmadığı gerekçesiyle yayından kaldırıldığına, dağıtıma verilenlerin de geri toplatıldığına&#8221; dair bir açıklamanın yapıldığı anlaşılıyor.</p>
<p>Duran Yılmaz tarafından yazılan, Yuva Yayınları tarafından basılıp dağıtılan &#8220;Keloğlan Ak Ülke&#8221; adlı çocuk kitabında, bir taşla iki kuş vurma yoluna gidilmiş. &#8220;Hızır&#8221; adlı masal kahramanının bir kız çocuğuna cinsel tacizde bulunup hamile bıraktığı anlatılarak hem dini kültürümüzün sembol isimlerinden &#8220;Hızır&#8221; bilinçli bir şekilde &#8220;muzır&#8221; gibi gösterilmiş, hem de dilimizde ve düşünce dünyamızda temizliğin timsali olan &#8220;ak&#8221; mefhumu kirletilerek &#8220;kara&#8221; hale getirilmiş.</p>
<p>Halime Erdoğan tarafından yazılan, Pusula Yayıncılık tarafından basılıp dağıtılan &#8220;Hayalci Çocuk&#8221; adlı çocuk kitabında yetişkin bir insan tarafından, küçük bir kız çocuğuna yapılan cinsel taciz, bütün detaylarıyla tasvir edilmekte. Yayınevinin beyanıyla, &#8220;tepkiler üzerine toplatıldığı&#8221;; yazarın ifadesiyle, &#8220;farkındalık oluşturmak için yazıldığı&#8221; söylenmekte.</p>
<p>Dee Shulman tarafından yazılan, Epsilon Yayıncılık tarafından tercüme edilerek basılıp dağıtılan &#8220;Polly Price&#8217;nin Çok Gizli Günlüğü&#8221; adlı çocuk kitabında, olayın kahramanı olan kız, yetişkin annesinin, oğlu yaşındaki bir delikanlıyla &#8220;aşk hayatı&#8221; yaşadığını anlatarak, &#8220;öpüşme-sevişme&#8221; sahnelerini tasvir ediyor. Ayrıca, annesinin kendisini &#8220;yeğeni&#8221; olarak tanıttığını ve &#8220;anne&#8221; demesini yasaklayarak &#8220;teyze&#8221; diye hitap etmesini şart koştuğunu belirtiyor.</p>
<p>Örneklerini artırabileceğimiz bu kirli ve zehirli kitapları; kimler, hangi amaçlarla yazıyor, basıyor, satıyorlar? Giderek hemen her şeyin belirli kurallara bağlandığı, teknik ve içerik açısından standartları belirlenerek yasalara-yönetmeliklere dayandırıldığı, bu sınırların dışına çıkanların mali, idari ve hukuki yönlerden cezalandırıldığı bir dünyada; &#8220;okunası&#8221; yahut &#8220;sakınası&#8221; kitapların denetimini hangi kurumlar yapıyorlar?</p>
<p>Bildiğimiz kadarıyla, Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nın yetki ve sorumluluk alanı içinde örgün ve yaygın eğitimin tüm kadroları ve kurumları var. Ders kitapları, yardımcı kitaplar ve tüm okuma kitapları ise örgün ve yaygın eğitimin ana unsurları olarak tanımlanıyorlar.</p>
<p>İnsanımızın beden sağlığını korumak için zararlı yiyeceklerle, içeceklerle mücadele ettiğimiz gibi akıl ve ruh sağlığını korumak için de zararlı yayınlarla mücadele etmemiz gerekmez mi? Ders kitaplarını denetleyen Talim Terbiye Kurulu gibi diğer basılı, sesli, görüntülü yayınları denetlemek için de &#8220;Yayın Denetim Kurulu&#8221; cinsinden bir yapı oluşturmaya değmez mi?</p>
<p>Belki sosyal güvenlik kurumlarının aynı çatı altında birleştirilerek daha aktif ve verimli hale getirilmesi gibi Talim Terbiye Kurulu ile Radyo Televizyon Üst Kurulu&#8217;nun ve eğer varsa diğer ilgili kurumların, kurulların fonksiyonları da birleştirilebilir. Yetki ve sorumluluk tanımları yeniden yapılarak bilumum basılı, sesli, görüntülü yayınlar bir merkezden denetlenip &#8220;yeşil, sarı, kırmızı&#8221; kategorilere ayırılabilir ve etiketlenebilir.</p>
<p>Ayrıca, sorumluluk bilinci gelişmiş &#8220;eğitim gönüllüleri&#8221; ile örgün ve yaygın eğitim alanında hizmet üreten &#8220;sivil toplum kuruluşları&#8221; da bu konuda aktif görevler üstlenebilirler. Yazılan, basılan, dağıtılan her türlü kitap, dergi, gazete ile diğer sesli ve görüntülü yayınları teknik, estetik, içerik bakımından inceleyip; hazırlayacakları gerekçeli raporlarla, kamuoyunu yönlendirebilirler.</p>
<p>En azından duyarlı anneler ve babalar, öğretmenler ve idareciler; kendi çapında, &#8220;okunası kitaplar&#8221; ile &#8220;sakınası kitaplar&#8221; konusunda bir süzme yapabilir. Kendileri alıcı gözü ile inceledikten sonra çocuklara ve gençlere tavsiye edebilir, yakın çevreyi aydınlatabilir.</p>
<p>Şüphesiz, bu işin bir &#8220;zararı engelleme&#8221;, bir de &#8220;faydayı temin etme&#8221; boyutu var. İlgili kamu kurumları, duyarlı sivil toplum kuruluşları ve sorumluluk sahibi özel sektör yatırımcıları; bir yandan &#8220;etkin denetim&#8221; görevini yaparken, öte yandan &#8220;faydalı üretim&#8221; konusunda da adım atmalılar.</p>
<p>Zekeriya Erdim</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/zehirli-kitaplardan-korunmanin-yollari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FETÖ ile Mücadelede Yurtdışı Eğitim Hizmetleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/feto-ile-mucadelede-yurtdisi-egitim-hizmetleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/feto-ile-mucadelede-yurtdisi-egitim-hizmetleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Apr 2019 14:40:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Erdim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9742</guid>

					<description><![CDATA[Başından beri &#8220;proje örgüt&#8221; olan, devletin ve toplumun bütün kurumlarını &#8220;ahtapot&#8221; gibi saran, 15 Temmuz 2016&#8217;da &#8220;darbe-işgal-iç savaş&#8221; girişiminde bulunup &#8220;sivil diriliş ve direniş hareketi&#8221; sayesinde savuşturulan FETÖ&#8217;nün içerideki ve dışarıdaki en önemli ayaklarından biri örgün ve yaygın eğitim kurumlarıydı. Buralar, İstiklal Harbi döneminde işgal kuvvetlerinin &#8220;karargah&#8221; olarak kullandıkları &#8220;yabancı misyon okulları&#8221; gibi; ihanet örgütünün &#8220;insan ve imkan devşirme&#8221; kaynakları, kanallarıydı. 2011 yılında başlayıp &#8220;dersaneler kapışması&#8221; ile biraz daha netleşen, &#8220;15 Temmuz kalkışması&#8221; ile daha açık ve kesin bir şekilde müdellel hale gelen &#8220;sosyal ve siyasal farkındalık&#8221; sonucu; örgütün yurt içindeki eğitim kadroları ve kurumları, büyük ölçüde tasfiye edildi. Arkasından sıra, yurtdışı uzantılarına da ulaşıp ahtapotun uzak diyarlardaki kollarını, bacaklarını kesmeye geldi. Ancak, köklü çözüm için, engellemek yetmiyordu. Devletler arası ilişkiler sonucu, ikna edilip iş birliği zemini oluşturulan ülkelerde; ya FETÖ&#8217;nün elindeki eğitim kurumlarını devralmak, yahut onları kapattırıp yerlerine yenilerini ikame etmek gerekiyordu. Bunun için, hem yasal hem de kurumsal dayanağı olan bir formül bulundu. 17.06.2016 Tarih ve 6721 Sayılı Kanun&#8217;la, Türkiye Maarif Vakfı kuruldu. Vakıf, 12 kişilik Mütevelli Heyeti tarafından yönetiliyor. Söz konusu heyet, Cumhurbaşkanlığı tarafından görevlendirilen 4 ve Bakanlar Kurulu Kararı ile seçilen 3 daimi üyeye ilave olarak; 2 Milli Eğitim Bakanlığı, 1 Dışişleri Bakanlığı, 1 Maliye Bakanlığı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başından beri &#8220;proje örgüt&#8221; olan, devletin ve toplumun bütün kurumlarını &#8220;ahtapot&#8221; gibi saran, 15 Temmuz 2016&#8217;da &#8220;darbe-işgal-iç savaş&#8221; girişiminde bulunup &#8220;sivil diriliş ve direniş hareketi&#8221; sayesinde savuşturulan FETÖ&#8217;nün içerideki ve dışarıdaki en önemli ayaklarından biri örgün ve yaygın eğitim kurumlarıydı. Buralar, İstiklal Harbi döneminde işgal kuvvetlerinin &#8220;karargah&#8221; olarak kullandıkları &#8220;yabancı misyon okulları&#8221; gibi; ihanet örgütünün &#8220;insan ve imkan devşirme&#8221; kaynakları, kanallarıydı.</p>
<p>2011 yılında başlayıp &#8220;dersaneler kapışması&#8221; ile biraz daha netleşen, &#8220;15 Temmuz kalkışması&#8221; ile daha açık ve kesin bir şekilde müdellel hale gelen &#8220;sosyal ve siyasal farkındalık&#8221; sonucu; örgütün yurt içindeki eğitim kadroları ve kurumları, büyük ölçüde tasfiye edildi. Arkasından sıra, yurtdışı uzantılarına da ulaşıp ahtapotun uzak diyarlardaki kollarını, bacaklarını kesmeye geldi.</p>
<p>Ancak, köklü çözüm için, engellemek yetmiyordu. Devletler arası ilişkiler sonucu, ikna edilip iş birliği zemini oluşturulan ülkelerde; ya FETÖ&#8217;nün elindeki eğitim kurumlarını devralmak, yahut onları kapattırıp yerlerine yenilerini ikame etmek gerekiyordu.</p>
<p>Bunun için, hem yasal hem de kurumsal dayanağı olan bir formül bulundu. 17.06.2016 Tarih ve 6721 Sayılı Kanun&#8217;la, Türkiye Maarif Vakfı kuruldu.</p>
<p>Vakıf, 12 kişilik Mütevelli Heyeti tarafından yönetiliyor. Söz konusu heyet, Cumhurbaşkanlığı tarafından görevlendirilen 4 ve Bakanlar Kurulu Kararı ile seçilen 3 daimi üyeye ilave olarak; 2 Milli Eğitim Bakanlığı, 1 Dışişleri Bakanlığı, 1 Maliye Bakanlığı ve 1 YÖK temsilcisinden meydana geliyor.</p>
<p>Amacı; yurt dışında, okul öncesinden üniversiteye kadar, örgün ve yaygın eğitim hizmeti vermek. Bir yandan, muhtelif seviye ve standartlarda okullar, yurtlar açmak; öte yandan kütüphaneler, labaratuarlar, sanat ve spor tesisleri kurmak.</p>
<p>Kapsama alanı içinde; burs, barınma, eğitim materyalleri, AR-GE, kariyer danışmanlığı, eğitim yayıncılığı, uluslar arası öğrenci organizeleri gibi hizmetler de var. Vakfın tüm kadroları ve kurumları; Türkiye ile dünyanın pek çok ülkesi arasında &#8220;kültür elçiliği&#8221; yapıyor, &#8220;gönül köprüleri&#8221; kuruyorlar.</p>
<p>Genelde insanlığın &#8220;evrensel&#8221;, özelde Türkiye&#8217;nin &#8220;yerel&#8221; bilgi ve birikimlerini esas alarak; ilmini ve irfanını dünyanın ve içindekilerin barışı, huzuru, güveni, refahı için kullanacak &#8220;iyi insanlar yetiştirme&#8221; yolunda adım adım ilerliyor. Giderek, Anadolu insanının ve irfanının dünyanın çeşitli ülkelerinde ve toplumlarında makes bulan sıcak, samimi, sevecen sesi ve nefesi haline geliyor.</p>
<p>Şimdilerde, Maarif Vakfı&#8217;nın; 33 ülkede, 268 okulu ve 30 binden fazla öğrencisi var. Farklı dinlere, dillere, etnik kimliklere sahip çocuklar ve gençler; &#8220;yabancı dil&#8221; olarak, Türkçe öğreniyorlar.</p>
<p>Devletin tüm kadroları ve kurumları, dünyanın bütün ülkelerinde; FETÖ&#8217;nün nasıl bir örgüt olduğunu, bulunduğu ülke ve toplum için ne gibi tehditler oluşturduğunu anlatıyor. İnananlar, güvenenler, uyananlar; sosyal ve siyasal mücadele sürecini başlatıyor.</p>
<p>Maarif Vakfı&#8217;nın faaliyet alanlarının ve konularının da buna paralel olarak oluştuğunu, geliştiğini görüyoruz. Ayrıca; yurt dışında faaliyet gösteren tüm sosyal ve siyasal kurumlarla diyalog ve iş birliği içinde olunduğunu biliyoruz.</p>
<p>Ancak, bu işin birtakım zorlukları da var. Vakıf yetkilileri, bir yandan mevzilerini koruma direnci gösteren FETÖ kadroları ve kurumları ile amansız bir mücadele verirken; öte yandan, açılan ya da devralınan kurumlara öğretmen, idareci bulmakta zorlanıyorlar.</p>
<p>İhanet şebekesinin kesin inançlıları, dünyanın en uzak ülkelerine ve bölgelerine, karın tokluğuna bile gidiyorlardı. Her ülkeyi bir ilin &#8220;mütevelli&#8221;sine zimmetleyip; insanlarını ve imkanlarını seferber ediyorlardı.</p>
<p>Büyüyen ve gelişen Türkiye&#8217;nin nimetlerinden istifade eden tüm kişiler, kurumlar, çevreler; yurt içi ve yurt dışı eğitim seferberliğine kendi çapında iştirak etmelidir. İstiklalimizin ve istikbalimizin teminatı için; kimi malıyla, kimi canıyla, uzak diyarlardaki savunma hatlarına gönüllü gitmelidir.</p>
<p>İlgi ve sorumluluk alanlarımız, konularımız, Türkiye&#8217;nin coğrafi sınırları ile başlayıp bitmiyor. Sevdiklerimizle birlikte, huzur ve güven içinde yaşayıp varlığımızı devam ettirebilmemiz için yakın cephelerde nöbet tutmak yetmiyor.</p>
<p>Küresel köy haline gelen dünyanın, uzak diyarlarında da ulaşmamız gereken dostlarımız ve savaşmamız gereken düşmanlarımız var. Bu bilgi ve bilinç ile hareket etmeyen ülkeler ve toplumlar; büyük ülke, güçlü toplum olamıyorlar.</p>
<p>Milli Eğitim Vakfı ve hizmetleri, FETÖ ile mücadelenin yurtdışı eğitim cephesinde, &#8220;okçular tepesi&#8221; kadar önemlidir. Çağırılanlar gitmeyi, gidenler hakkıyla nöbet tutmayı zor da olsa göze alabilmelidir.</p>
<p>Açılan örgün ve yaygın eğitim kurumları; bulunduğu ülke ve toplum için her açıdan &#8220;model&#8221; olmalı. Oluşturduğu etki, yetiştirdiği insan kaynakları sayesinde; elimizin ve dilimizin tesirini artıracak &#8220;yumuşak güç&#8221; haline gelmeli.</p>
<p>Umulur ki; içeride ulaşamadığımız eğitim hedeflerine dışarıda ulaşabiliriz. O zaman; &#8220;Maarif Vakfı&#8217;nın yurtiçi ayağı da oluşturulsun&#8221; deriz.</p>
<p>Zekeriya Erdim/Fikriyat</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/feto-ile-mucadelede-yurtdisi-egitim-hizmetleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Nesil Aile</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yeni-nesil-aile/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yeni-nesil-aile/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Apr 2019 08:31:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Erdim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9667</guid>

					<description><![CDATA[Merkezi İdare&#8217;nin başı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;nin Başkan&#8217;ı Sayın Erdoğan; zaman zaman, kamuoyu önünde iç geçirip hayıflanıyor. En yüksek makamdan, en samimi beyanlarla eğitimde ve öğretimde, kültürde ve sanatta, arzu edilen seviyeye gelinemediği vurgulanıyor. Aslında, bu zincire bir halka daha eklenmelidir. Aile konusunda da arzu edilen seviyeye gelinemediği ve hatta bulunduğumuz noktadan daha geriye gidildiği ifade edilmelidir. Çünkü bu teşhisi koymazsak tedavi niyeti ve gayreti içinde olmayız. Derdi kabul etmezsek, devayı da bilmeyiz. İnsanlık tarihi boyunca, toplumsal hayatın tohumu da toprağı da aile olmuştur. Aile bozulunca dirlik ve düzen bozulduğu için eskiden beri ilk kale gibi kurulmuş, son kale gibi korunmuştur. Toplum kubbe ise, aile onun kilit taşıdır. O taş herhangi bir sebeple yerinden oynar yahut düşerse, bütün kubbe yıkılır. Ancak modern zamanlarda, bu kaleler yahut kubbeler teker teker yıkılıyor. Ülkelerin ve toplumların temel dayanak noktasını oluşturan aileler algı ve olgu bakımından eriyip yok oluyor. Salgın hastalık yahut sosyal afet gibi dalga dalga yayılan arızalı bir anlayış ve işleyiş; bizim ülkemize ve toplumumuza da bulaştı. Kötü huylu kanser tümörü gibi bütün bünyeyi sardı, tedavisi imkansız denebilecek düzeye ulaştı. Eskiden, sütü mayalayıp yoğurda yahut peynire dönüştürebiliyorduk ama artık olmuyor. Kadın ile erkeğin evlenip aynı evde oturmasıyla aile oluşmuyor, yuva kurulmuyor. Tarifler ve tanımlar, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Merkezi İdare&#8217;nin başı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#8217;nin Başkan&#8217;ı Sayın Erdoğan; zaman zaman, kamuoyu önünde iç geçirip hayıflanıyor. En yüksek makamdan, en samimi beyanlarla eğitimde ve öğretimde, kültürde ve sanatta, arzu edilen seviyeye gelinemediği vurgulanıyor.</p>
<p>Aslında, bu zincire bir halka daha eklenmelidir. Aile konusunda da arzu edilen seviyeye gelinemediği ve hatta bulunduğumuz noktadan daha geriye gidildiği ifade edilmelidir.</p>
<p>Çünkü bu teşhisi koymazsak tedavi niyeti ve gayreti içinde olmayız. Derdi kabul etmezsek, devayı da bilmeyiz.</p>
<p>İnsanlık tarihi boyunca, toplumsal hayatın tohumu da toprağı da aile olmuştur. Aile bozulunca dirlik ve düzen bozulduğu için eskiden beri ilk kale gibi kurulmuş, son kale gibi korunmuştur.</p>
<p>Toplum kubbe ise, aile onun kilit taşıdır. O taş herhangi bir sebeple yerinden oynar yahut düşerse, bütün kubbe yıkılır.</p>
<p>Ancak modern zamanlarda, bu kaleler yahut kubbeler teker teker yıkılıyor. Ülkelerin ve toplumların temel dayanak noktasını oluşturan aileler algı ve olgu bakımından eriyip yok oluyor.</p>
<p>Salgın hastalık yahut sosyal afet gibi dalga dalga yayılan arızalı bir anlayış ve işleyiş; bizim ülkemize ve toplumumuza da bulaştı. Kötü huylu kanser tümörü gibi bütün bünyeyi sardı, tedavisi imkansız denebilecek düzeye ulaştı.</p>
<p>Eskiden, sütü mayalayıp yoğurda yahut peynire dönüştürebiliyorduk ama artık olmuyor. Kadın ile erkeğin evlenip aynı evde oturmasıyla aile oluşmuyor, yuva kurulmuyor.</p>
<p>Tarifler ve tanımlar, haklar ve sorumluluklar, öncelikler ve önemler değişti. Kadınlar annelik, erkekler babalık rolünden uzaklaştılar, çocuklar ve gençler evlat olmanın ötesinde bir şeye dönüştü.</p>
<p>Özellikle kadın anlayışı konusunda bir yanlıştan kurtulmaya çalışırken, başka bir yanlışa kapı araladık. Aldığımız tedbirler, yaptığımız teşvikler sayesinde kadının, yaratılış gayesinin ve misyonunun dışına doğru savrulmasını sağladık.</p>
<p>Onu iş hayatına, siyasete, sivil topluma dahil edip değerlendirelim derken evin ve ailenin dışına yöneldi, anneliğin içi boşaldı. İstiklalimizin ve istikbalimizin teminatı olacak, bize dünya ve ahiret saadeti sağlayacak çocuklarımız ve gençlerimiz; şefkat ve merhamet kat sayısı düşük bakıcıların, hizmetçilerin eline kaldı.</p>
<p>İyi anne olmak ve iyi evlatlar yetiştirmek, kadının ideali olmaktan çıktı. Aklının, ruhunun, bedeninin enerjisi başka derelere, denizlere doğru aktı.</p>
<p>Kadın istihdamı ile birlikte hiç evlenmeyenlerin, geç evlenenlerin ve erken boşananların sayısı da artıyor. Hakikaten, nezaketen, siyaseten estirilen sosyal rüzgarlar, feminizm donanmasına dahil olan gemilerin yelkenlerini kabartıyor.</p>
<p>Bir zamanlar, geniş aile yahut büyük aile anlayışı ve işleyişi vardı. Üç nesil bir arada yahut birleşik kaplar gibi irtibatlı yaşıyor; her bakımdan, birbirlerini tamamlıyorlardı.</p>
<p>Artık, sadece anne, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aileler var. Büyük anneler ve babalar ya sahipsiz kalıyor yahut huzur evlerine bırakılıyorlar.</p>
<p>Genç nüfus olma ve kalma avantajını korumak için; asgari üç çocuğu hedef almalıyız. Hayatın ana unsuru olarak insanı görmeli; insana yatırımı, yatırımların en hayırlısı saymalıyız.</p>
<p>Gel gör ki yeni nesil aileler, bir-iki çocukla yetiniyor. Yıldan yıla artış oranı düşüyor ve nüfusumuz giderek daha yaşlı hale geliyor.</p>
<p>Eskiden yuvanın bir dişi, bir de erkek kuşu vardı. Zaman zaman birlikte kanat çırpsalar bile genellikle biri içeride, öteki dışarıda uçup konuyorlardı.</p>
<p>Yavrular ve yumurtalar içeride, anne kuşun himayesinde duruyordu. Baba kuş onların rızıklarını temin ediyor; dışarıdan gelecek tehlikelere karşı kalkan oluyordu.</p>
<p>Şimdilerde, ikisi de sadece kuş oldular. Ayrı ufuklarda kanat çırpmaya başladılar; yavruları, mahallenin çayırına sardılar.</p>
<p>Yıllardır sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik unsurlarla beslediğimiz &#8220;cinsiyet eşitliği&#8221; yahut &#8220;kadın özgürlüğü&#8221; büyüdükçe büyüyor. Fakat toplum ağacının çekirdeği olan aile çürüyüp ölüyor.</p>
<p>Atalarımızın anlamlı ifadesiyle hem karnımızın doyması, hem çöreğin bütün kalması mümkün değildir. İki şıktan biri, öncelik ve önem sırasına göre tercih edilmelidir.</p>
<p>Yaparak, yaşayarak anladık, kavradık ki kadının hem iyi anne, hem iyi iş kadını, hem iyi sosyal ya da siyasal aktör olması mümkün de uygun da görünmüyor. Yaratılış, var oluş gayesine uygun rol tanımları ve tasnifleri yapılmadan müstahkem kaleler gibi korunaklı yuvalar kurulmuyor.</p>
<p>Bilelim ki aileyi yıkmaya yahut yıpratmaya çalışanlar, toplumun temelini yıkıyorlar. Birbirinde sükûn bulsun, tamamlayarak bütün olsun diye ayrı ayrı yaratılmış cinsleri eşitlemeye, aynileştirmeye kalkışanlar huzur ve güven ikliminin dışına çıkıyorlar.</p>
<p>Devlet ve toplum nezdinde evlerimiz ve ailelerimiz, en öncelikli ve önemli iş ve hizmet alanları olarak görülmelidir. Annelik sosyal ve ekonomik yönden teşvik edilip desteklenmeli, yuvasının dişi kuşu olmayı varlık sebebi haline getiren hanımefendilere, &#8220;en şerefli meslek erbabı&#8221; payesi verilmelidir.</p>
<p>Zekeriya Erdim/Fikriyat</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yeni-nesil-aile/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İkili Eğitimden Nasıl Kurtuluruz?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ikili-egitimden-nasil-kurtuluruz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ikili-egitimden-nasil-kurtuluruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Mar 2019 08:13:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ikili eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Erdim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9055</guid>

					<description><![CDATA[Eskiden &#8220;Anadolu Lisesi&#8221; statüsünde olup &#8220;merkezi yerleştirme&#8221; ile kayıt yapıyor iken sınav sisteminin değişmesi sonucu &#8220;yerel yerleştirme&#8221; ile kayıt yapan ve talebin çok olması sebebiyle &#8220;ikili eğitim&#8221;e geçmek zorunda bırakılan okulların müdürleri, &#8220;bir dokun, bin ah işit&#8221; derecesinde feryat ve figan ediyorlar. İdari kadroların fiili fonksiyon değişikliklerine dikkati çekerek &#8220;Artık Okul Müdürlüğü değil, Asayiş Amirliği yapıyoruz&#8221; diyorlar. Anlatılanlardan anlaşılan o ki &#8220;ikili eğitim&#8221; uygulaması, iki temel soruna yol açıyor. Bir yandan, &#8220;okul güvenliği&#8221;ni sağlamak daha zor bir iş haline geliyor; öte yandan, kadroların ve kurumların ana görevi olan eğitim-öğretim-yönetim faaliyetlerinin tadı kaçıyor. Sebep-sonuç ilişkileri içinde, &#8220;okul güvenliği&#8221; ile &#8220;ikili eğitim&#8221; ve &#8220;eğitimde kalite&#8221; konuları birlikte değerlendirilmelidir. Okul güvenliğini olumsuz yönde etkileyen ve eğitimin kalitesini düşüren sebepler arasında, ikili eğitimin getirdiği sorunlara da yer verilmelidir. OKUL GÜVENLİĞİ SORUNU Yapılan araştırmaların ortaya koyduğu tabloya göre, okullarda yaşanan güvenlik sorunları, birkaç başlık altında toplanıyor. Genel olarak &#8220;akran zorbalığı, siber zorbalık ve zararlı madde satışı&#8221; şeklinde sıralanıyor. Akran zorbalığının içinde tehdit, şiddet, yaralama, yasaklama, parasına yahut eşyasına el koyma gibi olaylar var. Okul içinde ve dışında oluşan çeteler, muhtelif sebeplerle akranlarını baskı altına alıp taciz ediyorlar. Siber zorbalıklar, daha çok sosyal medya üzerinden organize ediliyor. İzinsiz fotoğraf ya da video yayınlama, hakaret ve iftira &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eskiden &#8220;Anadolu Lisesi&#8221; statüsünde olup &#8220;merkezi yerleştirme&#8221; ile kayıt yapıyor iken sınav sisteminin değişmesi sonucu &#8220;yerel yerleştirme&#8221; ile kayıt yapan ve talebin çok olması sebebiyle &#8220;ikili eğitim&#8221;e geçmek zorunda bırakılan okulların müdürleri, &#8220;bir dokun, bin ah işit&#8221; derecesinde feryat ve figan ediyorlar. İdari kadroların fiili fonksiyon değişikliklerine dikkati çekerek &#8220;Artık Okul Müdürlüğü değil, Asayiş Amirliği yapıyoruz&#8221; diyorlar.<br />
Anlatılanlardan anlaşılan o ki &#8220;ikili eğitim&#8221; uygulaması, iki temel soruna yol açıyor. Bir yandan, &#8220;okul güvenliği&#8221;ni sağlamak daha zor bir iş haline geliyor; öte yandan, kadroların ve kurumların ana görevi olan eğitim-öğretim-yönetim faaliyetlerinin tadı kaçıyor.<br />
Sebep-sonuç ilişkileri içinde, &#8220;okul güvenliği&#8221; ile &#8220;ikili eğitim&#8221; ve &#8220;eğitimde kalite&#8221; konuları birlikte değerlendirilmelidir. Okul güvenliğini olumsuz yönde etkileyen ve eğitimin kalitesini düşüren sebepler arasında, ikili eğitimin getirdiği sorunlara da yer verilmelidir.</p>
<p><strong>OKUL GÜVENLİĞİ SORUNU</strong></p>
<p>Yapılan araştırmaların ortaya koyduğu tabloya göre, okullarda yaşanan güvenlik sorunları, birkaç başlık altında toplanıyor. Genel olarak &#8220;akran zorbalığı, siber zorbalık ve zararlı madde satışı&#8221; şeklinde sıralanıyor.<br />
Akran zorbalığının içinde tehdit, şiddet, yaralama, yasaklama, parasına yahut eşyasına el koyma gibi olaylar var. Okul içinde ve dışında oluşan çeteler, muhtelif sebeplerle akranlarını baskı altına alıp taciz ediyorlar.<br />
Siber zorbalıklar, daha çok sosyal medya üzerinden organize ediliyor. İzinsiz fotoğraf ya da video yayınlama, hakaret ve iftira kampanyası başlatarak muhatabını yıpratma gibi metotlarla gerçekleştiriliyor.<br />
Zararlı madde satışının başında bağımlılık oluşturan maddeler var. Dışarıdan okula girenler ile içeriden onlara yardım ve yataklık edenler, okulları ve öğrencileri cazip pazarlar gibi görüyorlar.<br />
Uzman kişiler ve kurumlar tarafından yapılan araştırmalara göre, okullardaki şiddet olaylarının sebepleri arasında, birinci sırada &#8220;ailede yaşanan sorunlar&#8221; yer alıyor. İkinci sırada ise, okulların sosyal, kültürel, fiziki çevre ve ortamları geliyor.<br />
Öğretmenler, okulların % 62&#8217;sinde; öğrenciler, % 74&#8217;ünde güvenlik sorunlarının olduğunu düşünüyorlar. Öğrencilerin % 22&#8217;si okullarda, % 25&#8217;i servislerde kendilerini güvende hissetmiyorlar.<br />
Okul güvenliğinin, okulların % 59&#8217;unda öğretmenler, % 15&#8217;inde özel güvenlik görevlileri, % 6&#8217;sında hizmetliler tarafından sağlandığı görülüyor. Toplam % 20&#8217;sinde ise, herhangi bir güvenlik tedbirinin bulunmadığı veya tedbir alma ihtiyacının duyulmadığı kanaatine varılıyor.</p>
<p><strong>İKİLİ EĞİTİM SARMALI</strong></p>
<p>Aslında son yıllarda, &#8220;tekli eğitim&#8221;e geçiş yolunda ciddi adımlar atıldı. Hem fiziki altyapı oluşturma, hem de kadro kapasitesini geliştirme konusunda büyük yatırımlar yapıldı.<br />
2002-2003 öğretim yılı, ikili eğitim oranı ilköğretimde % 57,13; ortaöğretimde % 36,88 iken 2017-2018 öğretim yılı, ilköğretimde % 43,04&#8217;e; ortaöğretimde % 7,36&#8217;ya kadar geriletildi. Aynı tarihlerde, ortalama sınıf mevcutları, ilköğretimde 36&#8217;dan 24&#8217;e; ortaöğretimde 30&#8217;dan 23&#8217;e indirildi.<br />
Çünkü Türkiye genelinde, okul sayısı da derslik kapasitesi de muazzam denebilecek düzeyde artırıldı. Derslik sayıları, okul öncesinde 6.886&#8217;dan 46.944&#8217;e; ilköğretimde 280.257&#8217;den 425.406&#8217;ya; ortaöğretimde 80.002&#8217;den 189.751&#8217;e; toplamda ise 367.145&#8217;ten 662.101&#8217;e çıkarıldı.<br />
Bu azim ve gayret içinde, dönemin Başbakanı da Milli Eğitim Bakanı da kamuoyu önünde söz verdiler. O günkü planlamaya göre, 2019 sonunda tamamen tekli eğitime geçileceğini söylediler.<br />
Ancak, şu anda, ikili eğitimin tamamen sona erdirilebilmesi ve tekli eğitime geçilebilmesi için Türkiye genelinde, 60.000 civarında ilave dersliğe ihtiyaç var. Bir yandan nüfus artışı, öte yandan yerel yerleştirme ile öğrenci kitlesinin önemli bir bölümünün belirli okullara kayışı, özellikle büyük yerleşim yerlerinde, ikili eğitimi zorunlu hale getiriyorlar.<br />
Mevcut mevzuata ve müfredata göre, lise düzeyindeki öğrenciler, günde 8 saat derse giriyor. Bir okulda ikili eğitim yapılması, öğretmen ve idareci kadrosunun, günde 16 saat koşturması anlamına geliyor.<br />
Üstelik eğitim-öğretim-yönetim faaliyeti, öğrencinin okula gelmesiyle başlayıp gitmesiyle biten bir süreç değildir. Maksat doldur-boşalt yapmak değil de çocukları ve gençleri hem bir üst kademeye, hem de hayata hazırlamaksa bu şartlar altında, kim ve ne kadar başarılı olabilir?<br />
Türkiye&#8217;nin, ikili eğitim sarmalından kurtulabilmesi için:<br />
1. Zorunlu eğitim, okul öncesiyle birlikte 1+4+4=9 yıla indirilip lise düzeyine devam etmeyen gençler, yamaklık-çıraklık-kalfalık-ustalık-başustalık sistemi ile iş hayatına yönlendirilmelidir.<br />
2. Mesleki eğitimin alanı genişletilmeli, oranı yükseltilmeli; belirli okullara yönelmenin ve yığılmanın önü kesilmelidir.<br />
3. Özel öğretim kurumları teşvik edilmeli, desteklenmeli; sağlık sektöründe olduğu gibi, belirli şartlarla hizmet satın alma yoluna gidilmelidir.<br />
Bazı ülkelerin toplam nüfusundan daha fazla olan öğrenci kitlesi, devletin sırtında ağır bir yük oluşturuyor. İnsan kaynakları ile toplumsal hedefler ve ihtiyaçlar arasında doğru denge kurabilenler iyi bir planlamayla nüfusu üretim gücüne dönüştürüyor.<br />
Biz biliyoruz ki yuvarlanan bilye yumuş tutar. Hayatın içinde hayata hazırlanan çocuklar ve gençler, yaşadıkları ülkeye ve topluma, dünyaya ve insanlık âlemine değer katar.</p>
<p>Zekeriya Erdim</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ikili-egitimden-nasil-kurtuluruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
