<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zekat &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/zekat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Feb 2021 09:25:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Zekat &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Zekat Kurumunun Güncellenmesi -V</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi-v/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi-v/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2021 09:25:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16722</guid>

					<description><![CDATA[Zekat kurumunun güncellenerek aktif hale getirilmesi ile ilgili makaleye devam ediyoruz. Birinci yazıda “zekatın anlam ve önemi”, ikinci yazıda “zekatın, Sadaka ve İnfak ile İlişkisi”, üçüncü yazıda “zekat-vergi ilişkisi”, dördüncü yazıda “zekatın nelerden verilmesi gerektiği ve zekat mükellefiyeti” üzerinde durmuştuk. Bugün de kazançlarımızın ne kadarını, kime, nasıl infak edeceğimiz üzerinde duracağız. Peki; zekat vergisini servetten değil, kazanıp yararlandığı/harcadığı rızıklardan verenler “ne kadar bir gelir/gidere sahip olduklarında zekat mükellefi sayılacaklardır?” Bu konuda Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri dikkate alınarak aylık nisabın çıkartılması gerektiğini belirtmiştik. İstatistik Kurumu’nun verileri dikkate alındığında dört kişilik bir ailenin zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması için yaklaşık “aylık beş bin” liraya ihtiyaç olduğu ve beş bin rakamın altında bir gelir/gidere sahip olanların zekat mükellefi sayılmamaları kanaatine varmıştık. Peki, zekat mükellefi olan biri ne kadar ödemelidir?“Ne kadar ödemelidir” sorusuna, kimi alimler Bakara suresi 219.ayeti referans göstererek “fazlasını, arta kalanı” şeklinde cevap vermektedirler ki bu isabetli bir cevap değildir. Ayet şöyledir: “(Ey Muhammed!) Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar: De ki: Afv.” Dediğim gibi, genellikle “afv” kelimesini “ihtiyaçtan fazlası” şeklinde tercüme edilmişlerdir. Oysa sorulan soru, “ne kadar infak edelim” değil, “ne infak edelim” sorusudur. Dolayısıyla bu ayetteki “afv”ın tercümesi şöyle olmalıdır: “Hangi ürünlerden, nelerden yararlanıyorsanız (neleri tüketiyorsanız), onlardan yoksulların ihtiyaçlarını dikkate alarak infak edin.” &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Zekat kurumunun güncellenerek aktif hale getirilmesi ile ilgili makaleye devam ediyoruz.</p>



<p>Birinci yazıda “zekatın anlam ve önemi”, ikinci yazıda “zekatın, Sadaka ve İnfak ile İlişkisi”, üçüncü yazıda “zekat-vergi ilişkisi”, dördüncü yazıda “zekatın nelerden verilmesi gerektiği ve zekat mükellefiyeti” üzerinde durmuştuk.<br></p>



<p>Bugün de kazançlarımızın ne kadarını, kime, nasıl infak edeceğimiz üzerinde duracağız.<br></p>



<p>Peki; zekat vergisini servetten değil, kazanıp yararlandığı/harcadığı rızıklardan verenler “ne kadar bir gelir/gidere sahip olduklarında zekat mükellefi sayılacaklardır?” Bu konuda Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri dikkate alınarak aylık nisabın çıkartılması gerektiğini belirtmiştik.</p>



<p>İstatistik Kurumu’nun verileri dikkate alındığında dört kişilik bir ailenin zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması için yaklaşık “aylık beş bin” liraya ihtiyaç olduğu ve beş bin rakamın altında bir gelir/gidere sahip olanların zekat mükellefi sayılmamaları kanaatine varmıştık.</p>



<p>Peki, zekat mükellefi olan biri ne kadar ödemelidir?<br>“Ne kadar ödemelidir” sorusuna, kimi alimler Bakara suresi 219.ayeti referans göstererek “fazlasını, arta kalanı” şeklinde cevap vermektedirler ki bu isabetli bir cevap değildir. Ayet şöyledir:</p>



<p>“(Ey Muhammed!) Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar: De ki: Afv.” Dediğim gibi, genellikle “afv” kelimesini “ihtiyaçtan fazlası” şeklinde tercüme edilmişlerdir. Oysa sorulan soru, “ne kadar infak edelim” değil, “ne infak edelim” sorusudur. Dolayısıyla bu ayetteki “afv”ın tercümesi şöyle olmalıdır: “Hangi ürünlerden, nelerden yararlanıyorsanız (neleri tüketiyorsanız), onlardan yoksulların ihtiyaçlarını dikkate alarak infak edin.”</p>



<p>Evet, “ne kadar infak edilmelidir” sorusunun cevabı, “ihtiyaçlar kadar” olmalıdır. Bazı durumlarda rızıklandıklarımızın yüzde beşi yeterli gelirken, bazı durumlarda yüzde on bile az gelebilir. Onun için mutlaka yoksul/muhtaçlara yönelik bir bakanlık kurulmalı, bu bakanlık muhtaçları/ihtiyaçları sürekli araştırarak bilgilerini güncellemeli ve ona göre de zekat oranlarını belirlemelidir. Tıpkı fıtır/fitre sadakasını her yıl yeniledikleri gibi.</p>



<p>Öyle ise, -birinci temel ilke olarak- sadece belirli birkaç maldan/üründen yüzde 2.5 vermek değil, “zekat kurulu” her ay/yıl bir yandan muhtaçların ihtiyaçlarını tespit etmeli, diğer taraftan zekat mükellefi olanların rızıklandıkları (yararlandıkları, tükettikleri) tüm nimetleri esas alarak zekat ödemesi çıkartmalıdır.</p>



<p>İkinci temel ilke olarak da nimetleri az tüketenlerden az, çok tüketenlerden çok zekat vergisi alınmalıdır. Yani, her Müslüman aynı oranda zekat vergisi vermemelidir; kazanıp tükettiği ölçüde vergisini vermelidir ki nimetler israf edilmesin. Tıpkı bazı belediyelerin, –su sıkıntısı ve israfı önlemek için- suyu az kullananlara düşük bir fiyat, çok kullananlara yüksek fiyat uyguladıkları gibi.</p>



<p>Mesela; 5-10 ton kullananlara tonu 2 lira, 11-20 ton kullananlara tonu 3 lira, 21-30 ton kullananlara tonu 4 lira gibi.</p>



<p>Bu ilkelere göre bir oran belirtmek gerekirse; dört kişilik bir ailenin gelir/giderleri (rızıkları, harcamaları, tüketimleri) aylık 5-6 bin lira olanlar yüzde beş, 7-8 bin lira olanlar yüzde altı, 9-10 bin lira olanlar yüzde yedi, 11-12 bin lira olanlar yüzde sekiz, 13-14 bin lira olanlar yüzde dokuz, 15-16 bin lira olanlar yüzde on zekat vergisi vermelidirler. Tabi bu oranlar sadece bir taslak niteliğinde olup, göreceli ve değişkendir. Son kararı “zekat kurulu” vermelidir.</p>



<p>Şunu da hasseten belirtelim ki zekat zorunlu bir vergidir. Müslüman olduğunu kabul edenler bu vergiyi vermek zorundadırlar. Kişi zekatını verdikten sonra isterse ayrıca her türlü infakta bulunur. Yani zekat vergisi ayrı, bağışta bulunmak veya vakfetmek ayrı işlemlerdir. Kişi rızıklandıklarının vergisini/zekatını –zorunlu olarak- verdikten sonra, dilerse ayrıca farklı infaklarda bulunur; hatta yerine göre de bulunmak zorundadır.</p>



<p>Mesela; bir arsasını hastane, okul, cami gibi kamuya vakfedebilir. Yine, önemli gördüğü bir ihtiyaç için (5, 10, 50, 100 bin lira gibi) bağışta bulunabilir. Bilinmelidir ki ahiret hayatı, asıl bu gibi büyük meblağlar infak edilerek kazanılır.</p>



<p>Şunu da hatırlatalım ki resmi belgeyle tarla, arsa, konut, fabrika, atölye, dükkan, araba, araç-gereç, altın, para gibi büyük servete sahip olanlar o servetten yararlanmadıkça elbette zekat vergisiyle mükellef değildirler; ancak malı/sermayeyi insanların yararına sunmadıkları ve atıl bıraktıkları için sorumlu tutulacaklardır; çünkü malı, para ve altın gibi kıymetleri üretime ve toplumun istifadesine sunmayıp yıllarca bekletenleri, ranta dönüştürenleri ve riba yoluyla paradan para kazanmaya çalışanları Allah azapla tehdit etmektedir.</p>



<p>“Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlara can yakıcı bir azap vardır.” (Tevbe 34)<br>“Mal toplayıp, onu sayıp durana yazıklar olsun.” (Hümeze 2)</p>



<p>Kimlerin, nelerden zekat vermesi gerektiğini belirgin hale getirdikten sonra şimdi de “zekat alacaklar” üzerinde kısaca duralım.</p>



<p>İlmihal fıkhında “zekat alacaklar” Tevbe suresi 60.ayeti dikkate alınarak belirlenmiştir. Bu ayette; fakirler, miskinler, amiller, müellefe-i kulüp, köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar, yolda kalanlar olmak üzere sekiz sınıf sayılmaktadır.</p>



<p>Tabi ki Allah, 7.yüz yıl Arap toplumunun sosyo-ekonomik durumunu (ihtiyaçlarını) dikkate alarak sadakaların/zekatların verileceği sınıfları belirtmektedir. Bu sınıflar/ihtiyaçlar günümüzde de devem ediyorsa, elbette bu talimata uymak zorunludur; ancak bu sınıflardan biri veya bir kaçı kalkmış veya şekil değiştirmiş ise, ona göre davranmak gerekir.</p>



<p>Fakir ve miskinler/yoksullar hiçbir zaman yok olmaz; onlar her asırda devam eder. Amiller, yani zekat işlerinde çalıştırılan memurlar ise, günümüz Türkiye’sinde söz konusu değildir; ancak kimi vakıf vb. teşkilatlarda çalışıp başka geliri olmayanlar bu kapsamda değerlendirilebilir.</p>



<p>Müellefe-i kulüp: Bu sınıf, İslam’ın şefkat ve merhamet dini olduğunu göstermek amacıyla, gayr-i müslim de olsa tüm muhtaçlara infak etmemiz gerektiğini göstermektedir. Bu sınıf da her zaman bulunabilir.</p>



<p>Köleler sınıfı her ne kadar geçmişteki evsafıyla yoksa da modern kölelik devam etmektedir. Özellikle kamplarda, çadırlarda, sokaklarda sürünen insanlar da bir çeşit köledirler. Özgürlükleri ve bağımsızlıkları kısıtlanmış olan bu gibi insanların mücadelesine destek vermek için zekat gelirinden pay vermek çok daha kıymetlidir.</p>



<p>Borçlulara gelince, normal iaşelerini karşılayacak maaşlarının/gelirlerinin yetersizliğinden veya hastalık gibi afetlere maruz kaldıklarından dolayı borçlanmışlarsa elbette zekat gelirlerinden yararlanabilirler; ancak henüz geçinemezken, başka varlıklara yatırım yaptıklarından dolayı borçlanmışlar ise, zekat gelirinden yararlanamazlar.</p>



<p>“Yolda kalanlar” sınıfının günümüzde pek bir ehemmiyeti kalmamıştır. Günümüzün ulaşım ve iletişim imkanları ile seferilik hükümleri tamamen değişmiştir. Varlıklı kişi, çeşitli nedenlerden dolayı yolda parasız kaldığında, yakınlarıyla iletişime geçerek para çıkartır veya borçlanır, evine ulaştığında borcunu gönderir/öder.</p>



<p>“Fi sebilillah (Allah yolunda olanlar)” sınıfı çok kapsamlı bir sınıftır. Kimi alimler sadece cihad edenlere özgüdür” demişlerse de esasen “Allah yolu” “meşru” olmak kaydıyla insanlık adına yapılan tüm hizmetleri kapsamalıdır. Dolayısıyla sadece cihad ve ilim için değil, insanlık için hayırlı/yararlı olan tüm alanlara zekattan pay verilebilmelidir.</p>



<p>NOT: Zekatın güncellenmesi konusuna devam edeceğiz. Kalan son yazıyı, maddeler halinde özetleyerek sonuçlandıracağız inşallah…</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi-v/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekat Kurumunun Güncellenmesi -II</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi-ii/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi-ii/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2021 07:44:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16654</guid>

					<description><![CDATA[“Unutmayalım! İnfak ettiklerimiz (verdiklerimiz) bizim olacak (kat kat bize dönecek), vermeyip biriktirdiklerimiz başkalarının olacaktır.” Bir önceki hafta “dini, 21. asrın aklıyla anlamak/yorumlamak” başlığı altında, dini konuların pek çoğunun (özellikle sosyo-ekonomik ayağı olanların) yeniden ele alınması ve güncellenmesi gerektiğini dile getirmiş ve bunların başında da zekat konusun geldiğini belirttikten sonra –birinci yazı olarak- “zekatın anlam ve önemi” üzerinde durmuştuk. Bu ikinci yazıda da “zekat-sadaka ve zekat-vergi ilişkisini belirttikten sonra, zekatı kimlerin, nelerden, kimlere vermesi ve nasıl bir organizasyonun yapılması gerektiği” üzerinde duracağız. Zekatın, Sadaka ve İnfak ile İlişkisiSözcük olarak sadaka; “sıdk” kökünden türemiş, “doğru söylemek ve sözünü tutmak” anlamlarına gelmektedir.Terimsel olarak geniş bir alanı kapsayan sadaka şöyle tanımlanabilir: Bir kişinin, bir başkasına sevgi ve merhamet duygularıyla gönüllü olarak yaptığı her türlü karşılıksız yardımdır. Kısaca, “her türlü hasenat ve salihat” (iyi ve yararlı iş) sadakadır. Sadaka sözcüğünün kök anlamı olan “doğru söylemek ve sözünü tutmak” Allah katında büyük bir “değer” olduğu için, “ her iyi ve yararlı iş” terimsel olarak “sadaka” adını almıştır.Zekat da her türlü mali ve ahlaki sorumlulukları kapsadığı, -iyi ve yararlı bir iş- olduğu için, sadakanın bir parçası olarak kabul edilmiştir. Esasen, “zekat vermek”, “sadaka vermek” demektir. Zaten Tövbe suresinde, “zekatın verileceği yerler” olarak kabul edilen ayette (60) zekat &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Unutmayalım! İnfak ettiklerimiz (verdiklerimiz) bizim olacak (kat kat bize dönecek), vermeyip biriktirdiklerimiz başkalarının olacaktır.”</p>



<p>Bir önceki hafta “dini, 21. asrın aklıyla anlamak/yorumlamak” başlığı altında, dini konuların pek çoğunun (özellikle sosyo-ekonomik ayağı olanların) yeniden ele alınması ve güncellenmesi gerektiğini dile getirmiş ve bunların başında da zekat konusun geldiğini belirttikten sonra –birinci yazı olarak- “zekatın anlam ve önemi” üzerinde durmuştuk.</p>



<p>Bu ikinci yazıda da “zekat-sadaka ve zekat-vergi ilişkisini belirttikten sonra, zekatı kimlerin, nelerden, kimlere vermesi ve nasıl bir organizasyonun yapılması gerektiği” üzerinde duracağız.</p>



<p>Zekatın, Sadaka ve İnfak ile İlişkisi<br>Sözcük olarak sadaka; “sıdk” kökünden türemiş, “doğru söylemek ve sözünü tutmak” anlamlarına gelmektedir.<br>Terimsel olarak geniş bir alanı kapsayan sadaka şöyle tanımlanabilir: Bir kişinin, bir başkasına sevgi ve merhamet duygularıyla gönüllü olarak yaptığı her türlü karşılıksız yardımdır. Kısaca, “her türlü hasenat ve salihat” (iyi ve yararlı iş) sadakadır.</p>



<p>Sadaka sözcüğünün kök anlamı olan “doğru söylemek ve sözünü tutmak” Allah katında büyük bir “değer” olduğu için, “ her iyi ve yararlı iş” terimsel olarak “sadaka” adını almıştır.<br>Zekat da her türlü mali ve ahlaki sorumlulukları kapsadığı, -iyi ve yararlı bir iş- olduğu için, sadakanın bir parçası olarak kabul edilmiştir.</p>



<p>Esasen, “zekat vermek”, “sadaka vermek” demektir. Zaten Tövbe suresinde, “zekatın verileceği yerler” olarak kabul edilen ayette (60) zekat değil, “sedakat/sadakalar” olarak ve hem de “feride/farz” olarak geçmektedir.</p>



<p>Evet Kur’an’da “zekat veriniz” emri, “sadakalarınızı vermek suretiyle kendinizi ahlaken tezkiye ediniz ve malınızı bereketlendiriniz” demektir. Yani, size emanet edilen ihtiyaç sahiplerini gözetin (hakkını verin) ki sadakanızı vermiş ve dolayısıyla sadakatinizi -dürüstlüğünüzü, samimiyetinizi- göstermiş olasınız.</p>



<p>Esasen zekat ve sadakayı içerisine alan daha kapsamlı bir kavram vardır; o da İNFAK’tır. Kur’an’da onlarca ayette, Allah yolunda infak edenler övülmekte ve kendilerine kat kat verileceği ifade edilmektedir. Dolayısıyla İnfak; zekat ve sadakayı da içerisine alan -Allah yolunda (fisebilillah) yapılan- her türlü maddi ve manevi yardımlaşma ve paylaşmadır.</p>



<p>“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe kavuşamazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” (Al-i İmran, 92)</p>



<p>Bilindiği gibi, Kur’an’da zekat ile ilgili herhangi bir ayrıntı yoktur; sadece “zekatı veriniz” emredilmektedir. Kimlere verileceği ile ilgili Tövbe suresinde (60) sekiz sınıf belirtilmekte, ancak bu sınıflar zekat kavramıyla değil, sadaka kavramıyla açıklanmaktadır. Dolayısıyla zekatın nerelere verileceği, sadaka ayetiyle açıklık kazanmıştır. Zekat ile ilgili diğer ayrıntılar ise, tamamen “sünnet” denilen Nebi as’ın uygulamalarıyla şekillenmiştir. Bu da zekat uygulamalarının değişkenliğini göstermektedir.</p>



<p>O halde, infakın (nafakanın) kategorileri olan zekat ve sadakaların, tedrici bir şekilde İslam hukukunda yer aldığını söyleyebiliriz.<br>Birinci aşamada (Mekke’de) “zekat veriniz” emri yer almakta, ancak ayrıntılara yer verilmemiştir. “Zekat veriniz” emri ile sadece ihtiyaç sahiplerinin gözetilmesi istenmiştir. Nebi as da Mekke’de zekat/sadaka ile ilgili detaylara yer vermemiştir.</p>



<p>İkinci aşamada (Medine’de) nelerden ve kimlere zekat/sadaka verileceği belirtilirken, üçüncü aşamada da -daha detaylı bir şekilde- zekatın/sadakaların düzenlendiği ve devlet eliyle toplatılıp dağıtıldığı görülmektedir. Böylece 23 yıllık nübüvvet döneminde “zekat hukuku” oluşturularak ihtiyaç sahipleri gözetilmiş ve bu uygulama, halifeler döneminde de kısmen devam etmiştir.</p>



<p>Tarih boyunca –İslam hukukunda- zekat, ayrıntıları/kuralları belli ve Müslümanlar için zorunlu bir vergi olarak kabul edilirken, sadaka da ayrıntıları/kuralları belli olmayan, tamamen kişilerin isteklerine terk edilen zekat dışındaki her türlü vergi olarak kabul görmüştür. Bir anlamda zekat özel bir vergi, sadaka da genel bir vergi olmuştur. Bu algı ve ilkeleri değiştirmek artık mümkün değildir; ama bilelim ki zekat, sadakanın bir parçasıdır ve ikisinin de adı “infak”tır.</p>



<p>Nebi as, sadakanın ne denli önemli ve kapsamlı olduğunu -Buhari’den gelen bir rivayette- şöyle açıklamaktadır:<br>“Her Müslüman’ın sadaka vermesi gerekir” deyince, Ashab şöyle sordu: “Ey Allah’ın resulü! Kişi sadaka verecek bir şey bulamayınca ne yapsın?” Resulullah; “eliyle çalışsın, hem kendisi faydalansın, hem de tasadduk etsin” buyurdu. Ashab; “yapacak iş bulamazsa” deyince, Resulullah; “ ister mazlum, ister aciz olsun ihtiyaç sahibine yardım etsin” buyurdu. Ashab; “şayet onu da bulamazsa” deyince, Resulullah; “iyilikle amel etsin ve kötülüklerden sakınsın; bu da onun için bir sadakadır” buyurdu.”</p>



<p>Özetle belirtelim ki, zekat ve sadaka infakı, muhtaçlar için hayat kaynağıdır. Bu kaynağın (zekat hukukunun) ayrıntıları her yıl –tıpkı fıtır sadakasında olduğu gibi- güncellenmesi gerekir; zira Türkiye konjonktüründe –sosyo-ekonomik alanda- her yıl önemli değişiklikler yaşanmaktadır. Bu değişiklikler dikkate alınmazsa, ciddi hak ve adaletsizlikler yaşanır ve zenginler ile fakirler arasında “köprü” olma vasfını kaybeder.</p>



<p>Zekat kurumunun güncellenmesiyle ilgili makaleye devam edeceğiz. Zekat/sadak ile vergi ilişkisini değerlendirdikten sonra, kim, nelerden, ne kadarını, kime, nasıl infak edeceğini imkanlar ölçüsünde yazacağız inşallah…</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi-ii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekat Kurumunun Güncellenmesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2021 06:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16633</guid>

					<description><![CDATA[Bir önceki hafta “dini, 21. asrın aklıyla anlamak/yorumlamak” başlığı altında, dini konuların pek çoğunun (özellikle sosyo-ekonomik ayağı olanların) yeniden ele alınması ve güncellenmesi gerektiğini dile getirmiştim. Bunlardan biri de zekat konusuydu. Zekat konusunu gündeme taşımamın temel sebebi, yaşadığımız bu PANDEMİ (COVİD-19) ve farklı ülkelerde yaşanan savaşlar ve sürgünler den doğan ekonomik sıkıntılar, işsizlik, göç, çaresizlik, aç ve açıkta kalma gibi sorunlara çare olabilmektir. Bir tarafta servetinin anahtarlarını taşımakta zorlananların olduğu, diğer tarafta evsiz barksız, açıkta, yollarda, çadırlarda, sular içerisinde, aç, susuz, ilaçsız, sağlıksız koşullarda nefes alıp verenlerin bulunduğu bir çağda yaşamak, vicdanı çalışan insanları oldukça rahatsız etmektedir. Kimsesizlerin ve çaresiz kalmışların derdine derman olacak pek çok faktör vardır ki bunlardan biri de infak (zekat/sadaka) dır. Onun için Allah, zekat vergisini farz/zorunlu kılmıştır. Bu kurum, hakkaniyet üzere çalıştırıldığında, inanıyorum ki hiçbir insan aç ve açıkta kalmayacaktır. Yeter ki Müslümanların yaşadığı ülkelerde yetkililer bu konuda inançlı, iradeli ve çözüme odaklı olsun. Şimdi, “zekat nedir, ne işe yarar, nelerin, nasıl değişmesi (güncellenmesi) gerekir ve dertlere nasıl derman olur” gibi sorulara cevap vermeye çalışalım. Zekat sözcük olarak; temizleme, arıtma, çoğalma ve bereket gibi anlamlara gelmektedir. Fıkıh literatüründe zekat; belli bir zenginliğe sahip olan kimsenin, belirli yerlere harcanmak üzere verdiği vergidir.Zekat, Kur’an’da otuzu aşkın ayette &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir önceki hafta “dini, 21. asrın aklıyla anlamak/yorumlamak” başlığı altında, dini konuların pek çoğunun (özellikle sosyo-ekonomik ayağı olanların) yeniden ele alınması ve güncellenmesi gerektiğini dile getirmiştim. Bunlardan biri de zekat konusuydu.</p>



<p>Zekat konusunu gündeme taşımamın temel sebebi, yaşadığımız bu PANDEMİ (COVİD-19) ve farklı ülkelerde yaşanan savaşlar ve sürgünler den doğan ekonomik sıkıntılar, işsizlik, göç, çaresizlik, aç ve açıkta kalma gibi sorunlara çare olabilmektir.</p>



<p>Bir tarafta servetinin anahtarlarını taşımakta zorlananların olduğu, diğer tarafta evsiz barksız, açıkta, yollarda, çadırlarda, sular içerisinde, aç, susuz, ilaçsız, sağlıksız koşullarda nefes alıp verenlerin bulunduğu bir çağda yaşamak, vicdanı çalışan insanları oldukça rahatsız etmektedir.</p>



<p>Kimsesizlerin ve çaresiz kalmışların derdine derman olacak pek çok faktör vardır ki bunlardan biri de infak (zekat/sadaka) dır. Onun için Allah, zekat vergisini farz/zorunlu kılmıştır. Bu kurum, hakkaniyet üzere çalıştırıldığında, inanıyorum ki hiçbir insan aç ve açıkta kalmayacaktır. Yeter ki Müslümanların yaşadığı ülkelerde yetkililer bu konuda inançlı, iradeli ve çözüme odaklı olsun.</p>



<p>Şimdi, “zekat nedir, ne işe yarar, nelerin, nasıl değişmesi (güncellenmesi) gerekir ve dertlere nasıl derman olur” gibi sorulara cevap vermeye çalışalım.</p>



<p>Zekat sözcük olarak; temizleme, arıtma, çoğalma ve bereket gibi anlamlara gelmektedir. Fıkıh literatüründe zekat; belli bir zenginliğe sahip olan kimsenin, belirli yerlere harcanmak üzere verdiği vergidir.<br>Zekat, Kur’an’da otuzu aşkın ayette ve çoğunlukla namaz emri ile birlikte geçen temel bir görevdir. Namaz, bireysel arınmayı ve yükselişi sağlarken, zekat da toplumsal gelişmeyi ve barışı sağlamaktadır. Diğer bir ifadeyle namaz, bireysel anlamda Allah ile olan bağı güçlendirirken, zekat da sosyo-ekonomik anlamda Allah ile olan bağı güçlendirmektedir.</p>



<p>Biri bireysel ahlakı ve arınmayı sağlarken, diğeri de toplumsal ahlakı ve arınmayı sağlamaktadır. Allah, insana beden verdiği gibi, bu bedeni ayakta tutan mal da vermiştir. İnsan, Allah’a karşı şükrünü eda ederken hem bedenen ibadet etmesi, hem de malının zekatını/sadakasını vererek ibadet etmesi gerekir. O bakımdan namaz, oruç ve hac bedeni ibadet olarak kabul edilirken, zekat, sadaka ve diğer yardım türleri de mali ibadet olarak kabul edilmektedir.</p>



<p>Namaz, oruç, hac ve bedenen yapılan diğer yardımlar, yüce Allah’ın kullarına ihsan ettiği vücut sıhhatinin şükrü iken; zekat, sadaka ve diğer mali yardımlar da servetin/malın şükrüdür. O bakımdan kulun, Allah’a karşı sorumlu olduğu iki temel ‘alan’ vardır; o da namaz ve zekattır. Namazını hakkıyla kılıp, zekatını hakkıyla ödeyen kimseleri, Kur’an; muttaki, muhsin ve iyi kulların vasıflarından saymaktadır.<br>“Yüzlerini doğuya veya batıya çevirmeniz iyi olmanızı göstermez; asıl iyi olan, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanan; yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara ve kölelere sevdiği maldan harcayan; namaz kılan ve zekat ödeyendir…” (Bakara, 177)</p>



<p>Bir toplumda zengin ile fakirin bulunması doğaldır. Bu doğallık aynı zamanda bir denge oluşturmaktadır. Toplumun bütün fertleri zengin veya fakir olsa denge bozulur ve hayat çekilmez hale gelir. O bakımdan her şeyi bilen Allah, insanları birbirlerine muhtaç olacak şekilde yaratmıştır. Her bir fert, toplumsal düzenin bir ihtiyacını karşılamak zorundadır. Bu doğal bir yasadır. İşte zekat, fakir ile zengin arasındaki ekonomik seviyeyi korumakta ve böylece zenginin daha zengin, fakirin de daha fakir olmasını engellemektedir.</p>



<p>Zekat, fakirin zenginde olan hakkıdır; zira yüce Allah: “onların mallarında muhtaç ve yoksulların hakkı vardır” (Zariyat, 19) buyurarak, bu konuda zenginlere önemli görev yüklemektedir. Zenginler bu görev ve sorumluluklarını yerine getirdikleri takdirde, mal ve servet belirli ellerde değil, toplumun bütün fertlerinin istifadesine sunulmuş olacaktır. Aksi takdirde, mal ve servet belli ellerde kalacak ve toplumun önemli bir kesimini ezen bir araç, bir tahakküm ve bir sömürü unsuru haline dönüşecektir. Onun için toplumun ekonomik dengesi mutlaka sağlanmalıdır.</p>



<p>Zekat, zengin ile fakir arasında bir köprüdür. Bu köprü, zengin ile fakir arasında sevgi, saygı ve güven sağlar. Zekat, sosyal dayanışma sisteminin vazgeçilmez temellerinden biridir. Bu dayanışma sayesinde fakir, yoksul, kimsesiz, yetim, yolda kalmış ve borçlu gibi yardıma muhtaç kimseler istifade ederek hayatlarını devam ettirirler. Bu kurum, İslam dininin toplumsal dayanışmaya ne kadar önem verdiğini ortaya koymaktadır.</p>



<p>Yüce Allah, “onların mallarından sadaka (zekat) al. Onunla kendilerini temizlemiş ve tezkiye etmiş olursun” (Tevbe 113) şeklinde buyurarak, zekatın malı temizlediğini, kişileri tezkiye (arındırmış) ettiğini ifade etmektedir. Zekat ödeyen kimse hem nefsini cimrilikten, mal hırsından ve hased gibi kötü duygulardan arındırmış olur; hem de malını bereketlendirmiş ve temizlemiş olur.<br>İslam dininde toplum bir vücut gibidir. Nasıl ki vücudun bir azası sızlayınca öbür organlar duyuyorsa, toplumun bir ferdi sıkıntı çekince bütün fertlerin o sıkıntıyı duyması ve ona göre sıkıntı duyana yardıma koşmaları gerekir. Toplumsal bünyenin ayakta kalması için, yardımlaşma şarttır. İşte zekat, bu yardımlaşmanın en güçlü unsurlarından biridir.</p>



<p>Toplumdaki muhtaç kimselerin durumu, vücuttaki bir organın kanaması gibidir. Nasıl ki kanamaya vaktinde müdahale edilmediğinde ölüme sebebiyet veriyorsa, toplumun yoksul ve muhtaçları için vaktinde tedbirler alınmazsa, toplumun sağlığı bozulur ve bu durum önemli problemlere sebep olur. O bakımdan yüce Allah’ın hak olarak tanıdığı zekat, istendiği şekilde ödenirse, toplum sağlıklı bir yapıya kavuşmuş olur.</p>



<p>Zekat vermek bütün zengin Müslümanlara farzdır. Bu farziyet Kur’an ayetleriyle sabittir. Resulullah as döneminde yaygın olan servet ve zenginlik maddeleri zekata tabi tutulmuş, bu malların belli bir kısmı zekat olarak zenginlerden alınarak ihtiyaç sahiplerine dağıtılmıştır. Dolayısıyla zekata tabi mallar, zekat nisapları, zekat gelirlerinin toplanması ve dağıtılması ile ilgili kurallar o günkü konjonktüre göredir. Bu gün ise, sosyo-ekonomik durum, zenginlik ölçüsü, nisap miktarı, zekata tabi olan mallar, zekat alıcıları, mallar arasındaki fiyat dengesi vs. hep değişmiştir. O bakımdan zekatı yeniden ele almak gerekir.</p>



<p>Evet, bugün üretim, hizmet ve harcamalar tamamen değişmiş ve geçmiş asırlardaki “zekat sistemi” gerçek anlam ve amacını yitirmiştir. Bir taraftan milyarlarca liralık servete sahip kimseler zekattan muaf tutulurken, diğer taraftan hiçbir mal varlığına sahip olmayıp sadece üç-beş altına sahip olanlar zekat ödemeye zorlanmaktadır. Dolayısıyla zekat, anlam ve amacı çerçevesinde bütünüyle yeniden değerlendirilerek işlevsel hale getirilmelidir. Bunun için de yeni bir takım formüllerin ve çözümlerin ortaya konması ve bunlar ışığında zekata işlerlik kazandırılması gerekir. İşte o zaman zekat, gerçek anlamına ve amacına kavuşmuş olacaktır.</p>



<p>NOT: İslam dininin en hayati kurumlarından olan zekatı dile getirmeye devam edeceğiz. Tezimiz odur ki zekat kurumu güncellenmedikçe ihtiyaç sahipleri rahat bir nefes alamaz ve zengin-yoksul dengesi ve yakınlığı sağlanamaz. O bakımdan zekat ile ilgili nelerin, nasıl değişmesi gerektiğini ortaya koymaya çalışacağız. Haftaya görüşmek dileğiyle…</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
