<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yunanistan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/yunanistan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 Feb 2022 14:17:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>yunanistan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yunanistan’ın Adaları Silahlandırması Savunma İçin Fazla, Türkiye İçin ise Çok Az…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yunanistanin-adalari-silahlandirmasi-savunma-icin-fazla-turkiye-icin-ise-cok-az/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yunanistanin-adalari-silahlandirmasi-savunma-icin-fazla-turkiye-icin-ise-cok-az/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Feb 2022 14:17:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[adalar]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18106</guid>

					<description><![CDATA[Tüm dünyanın gözü kulağı Ukrayna Rusya geriliminde iken geçtiğimiz günlerde Türkiye gündeminin iktidar muhalefet fark etmeksizin ana başlığını oluşturacağını düşündüğüm bir gelişmeyi bugün etraflıca köşemize taşımak istiyorum. Rusya Ukrayna krizinde bölge hala sıcaklığını koruyorken, komşumuzdan gelen bir krizin sesi kapımızda yankılanmaya başladı. Yunanistan ile çok defa sürtüşmeler olmuştur. Ama bu defa Yunanistan’ınki bir it dalaşından öteye geçerek ciddi bir krize sebebiyet vermektedir. Yunanistan’ın adaları gayri hukuki bir şekilde silahlandırma çabalarından söz ediyorum. Ankara anında ve sert yanıt verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘gerekeni yaparız’ dedi. Yunanistan’ın Türkiye’den gelen sert yanıta cevabıysa mekik diplomasisi oldu. Şimdi adım adım sürece giden yolu takip edelim. Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Yunanistan böyle devam ederse gerekeni yaparız.” Geçtiğimiz hafta Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan’ın Ege’de gayri askeri statüdeki adaları silahlandırmasıyla ilgili olarak “Bundan vazgeçmezlerse bu adaların egemenliği tartışılır’’ dedi. Bakanın ifadesindeki kelimeler düşünülmüş ve bir mesaj içeriğine kavuşturularak sarf edilmiştir. ‘Statüsü’ değil, ‘egemenliği tartışılır’ dedi. Hemen ardından Milli Savunma Bakanlığımız, 2022 yılında gayri askeri statüdeki adalara yönelik 229 ihlal gerçekleştiğini açıkladı. İşaret fişeği gibi ortaya çıkan bu açıklamalardan sonra tansiyon yükseldi ve Yunan tarafı mekik diplomasisi yapmaya başladı. Önce Yunan Dışişleri, ‘bu açıklamayı kabul etmiyoruz’ dedi. Sonra Savunma Bakan yardımcısı Hardalias, bu adaları ziyaret edip gerektiğinde silahlı kuvvetlerinin egemenlik &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tüm dünyanın gözü kulağı Ukrayna Rusya geriliminde iken geçtiğimiz günlerde Türkiye gündeminin iktidar muhalefet fark etmeksizin ana başlığını oluşturacağını düşündüğüm bir gelişmeyi bugün etraflıca köşemize taşımak istiyorum.</p>



<p>Rusya Ukrayna krizinde bölge hala sıcaklığını koruyorken, komşumuzdan gelen bir krizin sesi kapımızda yankılanmaya başladı. Yunanistan ile çok defa sürtüşmeler olmuştur. Ama bu defa Yunanistan’ınki bir it dalaşından öteye geçerek ciddi bir krize sebebiyet vermektedir. Yunanistan’ın adaları gayri hukuki bir şekilde silahlandırma çabalarından söz ediyorum. Ankara anında ve sert yanıt verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘gerekeni yaparız’ dedi. Yunanistan’ın Türkiye’den gelen sert yanıta cevabıysa mekik diplomasisi oldu. Şimdi adım adım sürece giden yolu takip edelim.</p>



<p><strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Yunanistan böyle devam ederse gerekeni yaparız.”</strong></p>



<p>Geçtiğimiz hafta Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan’ın Ege’de gayri askeri statüdeki adaları silahlandırmasıyla ilgili olarak “Bundan vazgeçmezlerse bu adaların egemenliği tartışılır’’ dedi. Bakanın ifadesindeki kelimeler düşünülmüş ve bir mesaj içeriğine kavuşturularak sarf edilmiştir. ‘Statüsü’ değil, ‘egemenliği tartışılır’ dedi. Hemen ardından Milli Savunma Bakanlığımız, 2022 yılında gayri askeri statüdeki adalara yönelik 229 ihlal gerçekleştiğini açıkladı. İşaret fişeği gibi ortaya çıkan bu açıklamalardan sonra tansiyon yükseldi ve Yunan tarafı mekik diplomasisi yapmaya başladı. Önce Yunan Dışişleri, ‘bu açıklamayı kabul etmiyoruz’ dedi. Sonra Savunma Bakan yardımcısı Hardalias, bu adaları ziyaret edip gerektiğinde silahlı kuvvetlerinin egemenlik haklarını savunmaya hazır olduğunu söyledi. Sonra da tüm diplomatları,&nbsp; bakanları Amerika, Avrupa nereyi tutturdularsa dolaşıp bu konuda açıklama yapmaya, destek aramaya başladılar. Hatta Dışişleri Bakan yardımcısı Varviçyotis, bu adalardan birini ziyaret edip “buradan Avrupa sınırlarının korunması mesajını gönderiyorum” dedi.&nbsp; Bu kısmı özellikle vurgulamak istiyorum ki, Milli Savunma Bakanlığımızın bu ziyaret için yaptığı açıklama müthişti, “3-5 adayı helikopterle dolaşmak ne siyasi ne de askeri bir deha örneğidir.” Yunanistan,&nbsp; bir yandan burnumuzun dibindeki adaları silahlandırıp bir yandan da AB ve NATO üyesi bir ülke olarak ‘Türkiye tarafından savaşla tehdit ediliyoruz’ diye açıklama yapıp kamuoyu yaratmaya çalışıyor. Yunan bakanlarının, Başbakanının açıklaması derken son nokta Cumhurbaşkanımızdan geldi, “Yunanistan’ın bu işi böyle devam ettirmesi halinde gerekli olan neyse onu yaparız.”</p>



<p>Konuya ilişkin haberler internet sitelerinde paylaşılırken ben sizi biraz daha geriye götürerek işin uluslararası anlaşmalar boyutu ve kamuoyunun çok fazla haberdar olmadığı başkaca boyutlarını da paylaşacağım.</p>



<p><strong>Yunanistan’ın git-gelleri…</strong></p>



<p>BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) 10 Aralık 1982 tarihinde Jamaika’nın Montego Bay kentinde imzalanmış olup, 16 Kasım 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye bu anlaşmayı imzalamamıştır ve tarafı değildir. UNCLOS, denize kıyısı olan ülkelere kıta sahanlığını 12 mile kadar çıkartma hakkı tanımıştır. Ancak Ege Denizi, Lozan Antlaşmasıyla Türkiye ve Yunanistan için karşılıklı 3 mil olarak hükme bağlandığı için Türkiye UNCLOS’u kabul etmemektedir. Zamanla iki ülke de Lozan ile imza altına alınan 3 mili 6 mile çıkardığını açıklamış ve şu anki 6 mil uygulaması çerçevesinde Ege Denizi’ndeki Yunan karasuları yaklaşık %43,6, Türk karasuları ise yaklaşık %7,4’lik bir orana ulaşmıştır.&nbsp; Bölgenin geri kalanı ise uluslararası statüdedir.&nbsp; Bu güne ışık tutması için 1973 ve 1987 yıllarında Ege Denizinde Türkiye ve Yunanistan arasında patlak veren iki krizi hatırlamak faydalı olacaktır. 1973 yılında Türkiye’nin Ege’de Türk karasuları dışında ve kıta sahanlığında bulunan alanlarda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) petrol arama ruhsatı vermesi o dönem tepkiyle karşılanmıştı.&nbsp; Yunanistan bir yandan Türkiye’yi protesto etmiş bir yandan da BMGK ve Uluslararası Adalet Divanı’na başvuruda bulunarak Türkiye’yi şikâyet etmişti. Uluslararası Adalet Divanı konuyu ikili görüşmelerle çözmeyi teklif etmiş ve önce Roma&#8217;da sonra da Bern’de görüşmeler devam etmiştir. İki ülke bakanlarının mutabık kalıp imzalayacağı ‘Bern Deklarasyonu’na kadar Kıbrıs meselesi Türkiye lehine çözülmüş,&nbsp; KKTC kurulmuştur.&nbsp; Bern Deklarasyonuyla da taraflar karşılıklı zarara sebebiyet verecek hareketlerden kaçınılması kabul edilmiştir. 1987 yılında ise Yunanistan tarafının Taşöz adasının 10 mil açığında petrol rezervi bulduğunu açıklamış, Bern Deklarasyonu’nun geçersiz olduğu iddiasıyla kıta sahanlığını 12 mile çıkardığını ve 28 Mart tarihinden itibaren de burada petrol arayacağını açıklamıştır. Bunun üzerine 25 Mart’ta Cumhurbaşkanı Kenan Evren başkanlığında toplanan MGK hükümete Ege’de petrol araması konusunda tavsiye kararı almış aynı gün Bakanlar Kurulu toplanıp TPAO’ya Ege’de petrol arama izni vermiş. Dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın tedavi sebebiyle İngiltere’de olmasından dolayı Hasan Celal Güzel, 26 Mart’ta basının karşına çıkarak Ege Denizinde TPAO’nun petrol arayacağını açıklamıştır. Aynı saatlerde MTA Sismik-I Çanakkale’ye çoktan demirlemişti. 27 Mart’ta Genelkurmay Başkanlığı MTA-sismik-I gemisinin petrol aramak üzere görevlendirildiğini, Hava Kuvvetlerinin de ona nezaret edeceğini ve yapılacak müdahaleyi savaş sebebi sayacağımızı açıkladı. Ve MTA-Sismik-l gemisi 28 Mart sabahı saat 11.00’de Çanakkale Denizinden ayrıldı.&nbsp; Savaş uçakları da gözlem uçuşu yaparken Yunan tarafı apar topar petrol arama taleplerinden vazgeçtiğini diplomatik kanallar aracılığıyla Türkiye’ye bildirdi. Hızlıca yurda dönen Başbakan Özal ve NATO Genel Sekreterinin açıklamalarıyla da durum sakinleşti ve ardından Türkiye de petrol arama faaliyetlerini askıya aldığını açıkladı.</p>



<p><strong>Ege adalarının iadesi Türkiye’nin milli politikasıdır&#8230;</strong></p>



<p>Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi Ege adaları sorunu Türkiye’nin en büyük sorunudur. Ege’deki sorun Kıbrıs sorunundan da büyük bir sorundur. Türkiye Cumhuriyetinin beka meselesidir. Türkiye Ege Denizinde kıyıya hapsedilmiş durumdadır. Karadeniz’deki filoyu Ege’ye getirmek bile problemlidir. Tüm bunlara rağmen bir de 12 mil meselesi üstümüzde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaktadır. Uluslararası toplumun da desteğiyle kıta sahanlığının 12 mile çıkması halinde Türkiye Ege Denizinden neredeyse tamamen silinecek durumdadır. Batı hiçbir zaman Türklerin denizlerde hâkim olmasını istememiştir. O yüzden Sevr Antlaşmasında da Türkleri Anadolu’ya sıkıştırmıştır. Ancak biz bunu da yırtıp attık. Doğu Ege adalarının iadesi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin milli politikasıdır. Üzerinde yaşayanların milliyeti önemli değil, bu adalar Türkiye’nin deniz hâkimiyetinin önünde settir, duvardır.</p>



<p><strong>Milli Savunma Bakanı Akar; “Bu silahlanma savunma için çok fazla, Türkiye için ise çok az.”</strong></p>



<p>Son günlerde krize neden olan gayri askeri statüdeki 12 ada II. Dünya savaşı sonrası 1947 yılında Paris Antlaşmasıyla İtalyanlar tarafından Yunanistan’a devredilmiştir. Antlaşmaya göre silahlandırılamaz. Yunanistan Paris Antlaşmasının İtalya ve Yunanistan arasında yapıldığını Türkiye’nin taraf olmadığını iddia etmektedir. Türkiye ise ‘bu antlaşmanın sonuçları açısından taraf olup olmamanın önemi yoktur’ demektedir. 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşmasına ek Boğazlar Sözleşmesine göre Limni ve Semadirek adalarının da askerden arındırılması gereklidir. Ancak Yunan tarafı 1936’da imzalan Montrö sebebiyle buna gerek olmadığına kanaat getirmiş ve bunları da silahlandırmıştır. Türkiye ise Ege’de güvenliğini sağlayabilmek için 1974 yılında NATO kapsamı dışında Ege ordusunu kurmuştur. Bu adaların silahlandırılmasıyla Türkiye bir gedik bulmuş ve şu an bunu gündemde tutmaktadır. İlk fırsatta da bu delikten içeri girecektir. Türkiye açısından kaybedecek bir şey yoktur. Milli savunma Bakanımızın dediği gibi Kara Harp Okulu öğrencileri yüzerek bile gidip alabilir. Ancak Yunanistan açısından bu adaların ulaşımı, ikmali ve özellikle de savunması çok zordur. Bu adalarla ilgili Türkiye’nin çekinceleri dikkate alınmaz ve barışçıl çözümler sonuçsuz kalırsa Türkiye bu adalar üzerinde hakimiyet kurmak ve zamanı gelince de Kıbrıs’takine benzer bir metotla çözüme kavuşturmak zorunda kalabilir.&nbsp; Batı,&nbsp; Ukrayna- Rusya gerginliğinde Türkiye’ye muhtaç kalmıştır. Muhtemel savaş senaryosunda NATO Montrö Anlaşmasının tarafı değildir ancak Türkiye taraf olduğu durumda Boğazları kullanabilir ve ancak Türkiye’nin taraf olduğu durumda Rus gemilerine boğazı kapatabilir. Siz bizden Montrö’de, Boğazlarda, Kıbrıs’ta taviz isteyeceksiniz ama NATO’nun Güney Doğu Avrupa Deniz Gücü olan Türk donanmasını Ege’de boğacaksınız. NATO Ege’den Boğazlardan Marmara’dan geçip Karadeniz’e çıkacak ama Türk donanması Ege’de sıkışıp kalacak. Türkiye bugün yüksek sesle buna isyan etmektedir.&nbsp; Beka sorunu haline gelmiş olan bu duruma çözüm aramaktadır. Bugün dünyada dengeler değişirken yenidünya düzeni kurulurken Türkiye de doğal olarak hakkı olan adaları pazarlık masasına getirecektir.&nbsp; Bu sebepledir ki, Yunanistan bu gayri askeri statüdeki 23 adayı gırtlağına kadar silahlandırmış ve son yıllarda savunma sanayisini güçlendirmek için haddinden fazla askeri harcama yapmıştır. Bu askeri harcamaları hakkında Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar’ın açıklamasını buraya bırakıp konuyu kapatıyorum; “Diyoruz ki bu silahlanma ne için? Normal savunma için çok fazla, Türkiye için ise çok az.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yunanistanin-adalari-silahlandirmasi-savunma-icin-fazla-turkiye-icin-ise-cok-az/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunanistan Bir Proje Devlettir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yunanistan-bir-proje-devlettir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yunanistan-bir-proje-devlettir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2021 09:38:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16965</guid>

					<description><![CDATA[Yunanistan Krallığı İngiltere, Fransa ve Rusya&#8217;nın Osmanlıyı askeri ve siyasi yönden baskılaması ile 1832 de kuruldu. Eğer gerçek bir halk hareketi ile kurulsaydı büyük ihtimalle krallık olmazdı. Hatta Kral olarak Bavyera kralı I. Ludwig&#8217;in oğlu Otto atandı. Kuruluşuna önayak olan devletler birinci dünya savaşında &#8216;itilaf devletleri&#8217; ni oluşturdu ve Osmanlıyı parçalama, İstanbul&#8217;u işgal operasyonunu gerçekleştirdiler. Yunanistan&#8217;ın kurulma amacı Osmanlıya karşı bir koçbaşı olarak kullanılmasıydı. Bu devlet kuruluşundan itibaren hem Osmanlıyla daha sonra da Türkiye Cumhuriyeti ile hiç barışık olmadı. Sürekli olarak genişlemeci politikalar izledi. Zaman içinde İyon adalarını, Teselya&#8217;yı ve Selanik&#8217;i aldı. 1897 savaşı ve Balkan savaşları hep bu devlet tarafından kışkırtıldı. Hamisi olan itilaf devletlerinin safında birinci dünya savaşına katıldı ve Osmanlıya savaş açtı. Savaş sonunda Osmanlının İtalya&#8217;ya emanet bıraktığı bir kaç ada bu devlet tarafından Yunanistan&#8217;a verildi. Kendini Osmanlıdan yeterince hıncını alamamış hisseden İngiltere başbakanı Lloyd George&#8217;un talimatıyla 1919 da Anadolu&#8217;yu işgale başladı. Kurtuluş savaşı ile de dersini aldı. Ne Osmanlı ne de Türkiye Cumhuriyeti Yunanistan&#8217;a karşı herhangi bir taciz ya da saldırıda bulunmadığı, tam tersine kendisi bu halef selef devletlere karşı düşmanca tutumlar takındığı halde Yunanistan, tehdit altında olduğu propagandası yapmaktadır. Şu anda Miçotakis hükümetinin izlediği küstah, şımarık ve saldırgan politika klasik Yunan politikasıdır. Art arda çeşitli &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yunanistan Krallığı İngiltere, Fransa ve Rusya&#8217;nın Osmanlıyı askeri ve siyasi yönden baskılaması ile 1832 de kuruldu. Eğer gerçek bir halk hareketi ile kurulsaydı büyük ihtimalle krallık olmazdı. Hatta Kral olarak Bavyera kralı I. Ludwig&#8217;in oğlu Otto atandı. Kuruluşuna önayak olan devletler birinci dünya savaşında &#8216;itilaf devletleri&#8217; ni oluşturdu ve Osmanlıyı parçalama, İstanbul&#8217;u işgal operasyonunu gerçekleştirdiler.</p>



<p>Yunanistan&#8217;ın kurulma amacı Osmanlıya karşı bir koçbaşı olarak kullanılmasıydı. Bu devlet kuruluşundan itibaren hem Osmanlıyla daha sonra da Türkiye Cumhuriyeti ile hiç barışık olmadı. Sürekli olarak genişlemeci politikalar izledi. Zaman içinde İyon adalarını, Teselya&#8217;yı ve Selanik&#8217;i aldı. 1897 savaşı ve Balkan savaşları hep bu devlet tarafından kışkırtıldı. Hamisi olan itilaf devletlerinin safında birinci dünya savaşına katıldı ve Osmanlıya savaş açtı. Savaş sonunda Osmanlının İtalya&#8217;ya emanet bıraktığı bir kaç ada bu devlet tarafından Yunanistan&#8217;a verildi. Kendini Osmanlıdan yeterince hıncını alamamış hisseden İngiltere başbakanı Lloyd George&#8217;un talimatıyla 1919 da Anadolu&#8217;yu işgale başladı. Kurtuluş savaşı ile de dersini aldı.</p>



<p>Ne Osmanlı ne de Türkiye Cumhuriyeti Yunanistan&#8217;a karşı herhangi bir taciz ya da saldırıda bulunmadığı, tam tersine kendisi bu halef selef devletlere karşı düşmanca tutumlar takındığı halde Yunanistan, tehdit altında olduğu propagandası yapmaktadır.</p>



<p>Şu anda Miçotakis hükümetinin izlediği küstah, şımarık ve saldırgan politika klasik Yunan politikasıdır. Art arda çeşitli devletlerle (ABD, BAE, Suudi Arabistan) askeri tatbikatlar yapmaktadır. ABD ye ülkesinde üs vermeye hazırlanmaktadır. Bütün bunlara rağmen Türkiye&#8217;nin saldırgan politikalar izlediği kara propagandasını yaymaya çalışmaktadır. Peki; Türkiye&#8217;nin buna karşı politikası nedir. Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar&#8217;ın açıklamalarına bakınız. Diplomasi, diyalog, iyi komşuluk ilişkileri, kazan kazan ilişkisi temalı açıklamalardır bunlar. Bir başka deyişle &#8216;oğlum bak git&#8217; politikası.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yunanistan-bir-proje-devlettir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunanistan’ın Libya Politikası</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yunanistanin-libya-politikasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yunanistanin-libya-politikasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmail ŞAHİN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2020 06:18:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15086</guid>

					<description><![CDATA[Bu çalışmanın amacı; Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz ve Ege’deki tezlerinden hareketle, Libya krizine yönelik takip ettiği güncel politikayı genel hatlarıyla ortaya koymaktır. Ele alınan konu, güncel ve dinamik bir özellik arz ettiğinden bu çalışma kaleme alındığı güne kadar ge- çen olaylar üzerinden bazı sonuçlara ulaşmaya çalışmıştır. Yunanistan’ın Libya politikasında, Ankara ile Trablus arasında 27 Kasım 2019 tarihinde imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” ile “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten sonra Atina’nın dikkati “Libya krizi içerisinde Türkiye’nin rolüne” çevrilmiştir. Türkiye’nin Libya’da askeri, ekonomik ve siyasi herhangi bir şekilde nüfuz kurmasına, Doğu Akdeniz’deki çıkarları bağlamında karşı çıkan Yunanistan’ın, Libya’da meşruluk ve yasallık kaygısı gütmeyen bir siyaset izlemeye başladığı görülmektedir. Ankara-Trablus arasında imzalanan muhtıralar sonrası Yunan Hükümeti’nin Libya’ya yönelik olarak attığı somut adımlar; Libya’nın Atina Büyükelçisi’nin sınır dışı edilmesi, Libya sorununa çözüm arayan Berlin Konferansı’na katılma girişimleri, EastMed doğalgaz boru hattı anlaşmasının imzalanması, darbeci General Hafter’in desteklenmesi, İrini Operasyonu’nda aktif görev alınması, İyon Denizi’nde İtalya ile anlaşma yapılması ve son olarak Tobruk Meclisi ve Kahire ile münhasır ekonomik bölge anlaşmaları imzalanması için yoğun bir diplomasi yürütülmesi şeklinde sıralanabilir.vBu çalışmanın amacı; Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz ve Ege’deki tezlerinden hareketle, Libya krizine yönelik takip ettiği güncel politikayı genel hatlarıyla &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu çalışmanın amacı; Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz ve Ege’deki tezlerinden hareketle, Libya krizine yönelik takip ettiği güncel politikayı genel hatlarıyla ortaya koymaktır. Ele alınan konu, güncel ve dinamik bir özellik arz ettiğinden bu çalışma kaleme alındığı güne kadar ge- çen olaylar üzerinden bazı sonuçlara ulaşmaya çalışmıştır. Yunanistan’ın Libya politikasında, Ankara ile Trablus arasında 27 Kasım 2019 tarihinde imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” ile “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten sonra Atina’nın dikkati “Libya krizi içerisinde Türkiye’nin rolüne” çevrilmiştir. Türkiye’nin Libya’da askeri, ekonomik ve siyasi herhangi bir şekilde nüfuz kurmasına, Doğu Akdeniz’deki çıkarları bağlamında karşı çıkan Yunanistan’ın, Libya’da meşruluk ve yasallık kaygısı gütmeyen bir siyaset izlemeye başladığı görülmektedir. Ankara-Trablus arasında imzalanan muhtıralar sonrası Yunan Hükümeti’nin Libya’ya yönelik olarak attığı somut adımlar; Libya’nın Atina Büyükelçisi’nin sınır dışı edilmesi, Libya sorununa çözüm arayan Berlin Konferansı’na katılma girişimleri, EastMed doğalgaz boru hattı anlaşmasının imzalanması, darbeci General Hafter’in desteklenmesi, İrini Operasyonu’nda aktif görev alınması, İyon Denizi’nde İtalya ile anlaşma yapılması ve son olarak Tobruk Meclisi ve Kahire ile münhasır ekonomik bölge anlaşmaları imzalanması için yoğun bir diplomasi yürütülmesi şeklinde sıralanabilir.vBu çalışmanın amacı; Yunanistan’ın, Doğu Akdeniz ve Ege’deki tezlerinden hareketle, Libya krizine yönelik takip ettiği güncel politikayı genel hatlarıyla ortaya koymaktır. Ele alınan konu, güncel ve dinamik bir özellik arz ettiğinden bu çalışma kaleme alındığı güne kadar ge- çen olaylar üzerinden bazı sonuçlara ulaşmaya çalışmıştır. Yunanistan’ın Libya politikasında, Ankara ile Trablus arasında 27 Kasım 2019 tarihinde imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” ile “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” bir dönüm noktasıdır. Bu tarihten sonra Atina’nın dikkati “Libya krizi içerisinde Türkiye’nin rolüne” çevrilmiştir. Türkiye’nin Libya’da askeri, ekonomik ve siyasi herhangi bir şekilde nüfuz kurmasına, Doğu Akdeniz’deki çıkarları bağlamında karşı çıkan Yunanistan’ın, Libya’da meşruluk ve yasallık kaygısı gütmeyen bir siyaset izlemeye başladığı görülmektedir. Ankara-Trablus arasında imzalanan muhtıralar sonrası Yunan Hükümeti’nin Libya’ya yönelik olarak attığı somut adımlar; Libya’nın Atina Büyükelçisi’nin sınır dışı edilmesi, Libya sorununa çözüm arayan Berlin Konferansı’na katılma girişimleri, EastMed doğalgaz boru hattı anlaşmasının imzalanması, darbeci General Hafter’in desteklenmesi, İrini Operasyonu’nda aktif görev alınması, İyon Denizi’nde İtalya ile anlaşma yapılması ve son olarak Tobruk Meclisi ve Kahire ile münhasır ekonomik bölge anlaşmaları imzalanması için yoğun bir diplomasi yürütülmesi şeklinde sıralanabilir.</p>



<p>Kaynak: orsam.org.tr</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yunanistanin-libya-politikasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hay sizin medeniyetinize&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hay-sizin-medeniyetinize/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hay-sizin-medeniyetinize/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2020 08:34:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[suriyeliler]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13749</guid>

					<description><![CDATA[Takvimler 8 Kasım 1993 tarihini gösteriyordu. Hırvat topçu bataryası Mostar Köprüsü’nü dövmeye başladı. Osmanlı’nın bu muhteşem eseri uzun süre direndi. Ancak, yoğun ve ısrarlı atışların ardından, ertesi gün saat 10:16’da yıkıldı. O muhteşem tarihi eserin hedef alınmasının tek sebebi Osmanlı’ya ait olmasıydı! İşin en acı tarafı ise Hırvat Topçu Batarya Komutanının sivil hayatta sanat tarihi doçenti unvanını taşımasıydı! Duyduğu kin ve nefret, onun da gözünü kör etmişti! Daha sonra Türkiye deveye girdi. Barbarların yıktığı o köprüyü aslına uygun olarak eski haline getirdi. Hafta sonu Anadolu Yayıncılar Derneği’nin “Medya Çalışmaları” çerçevesinde Saraybosna’daydık. Düzenlenen panelde o dönemi çok iyi bilen Ak Parti Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş’la bir araya geldik. Numan Bey, aynen şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin müdahalesi olmasaydı, İdlib de aynı Saraybosna, Grozni ve Srebrenitsa gibi olacaktı.” Son derece doğru sözler bunlar… Ölüm makineleri başlattıkları işi nihayete erdirecek, kıyımı tamamlayacak, İblib’de taş üstünde taş bırakmayacaktı. Mostar Köprüsü gibi muhteşem bir eseri bile hedef alan zihniyet, İdlib’e ve orada yaşayanlara hiç acımayacaktı. Nitekim, şehirdeki masum sivillerin üzerine uçaklardan bomba yağdırırken acımadılar da! ***Anadolu Yayıncılar Derneği, son derece doğru bir zamanda, Saraybosna’da oldukça etkili bir medya buluşması gerçekleştirdi. Çünkü, dün yaşadıklarımız bugüne de ışık tutuyor. Dün nelerle karşılaşmışsak, bugün de onlar karşımıza çıkıyor… Numan Kurtulmuş, bugün Yunanistan sınırında yaşanan bir “insanlık suçundan” bahsetti orada. 1990’lı yıllarda Sırp ve Hırvatların içinde bulundukları ruh hali, bugün de canlınmış durumda. Kafa aynı kafa! Sınırına yığılmış savunmasız insanlara &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="row shaperin1alt1">
<div class="newsdetailwrap">
<div class="imagewrapper">
<div class="texts">
<p>Takvimler <b>8 Kasım 1993</b> tarihini gösteriyordu. <b>Hırvat</b> topçu bataryası <b>Mostar Köprüsü</b>’nü dövmeye başladı. <b>Osmanlı</b>’nın bu muhteşem eseri uzun süre direndi. Ancak, yoğun ve ısrarlı atışların ardından, ertesi gün saat 10:16’da yıkıldı.</p>
<p>O muhteşem tarihi eserin hedef alınmasının tek sebebi <b>Osmanlı’</b>ya ait olmasıydı! İşin en acı tarafı ise <b>Hırvat Topçu Batarya</b> <b>Komutanının</b> sivil hayatta sanat tarihi doçenti unvanını taşımasıydı! Duyduğu kin ve nefret, onun da gözünü kör etmişti!</p>
<p>Daha sonra <b>Türkiye</b> deveye girdi. Barbarların yıktığı o köprüyü aslına uygun olarak eski haline getirdi.</p>
<p>Hafta sonu <b>Anadolu Yayıncılar Derneği</b>’nin <b>“Medya Çalışmaları”</b> çerçevesinde <b>Saraybosna</b>’daydık. Düzenlenen panelde o dönemi çok iyi bilen <b>Ak Parti Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş</b>’la bir araya geldik.<b> Numan Bey, </b>aynen şu ifadeleri kullandı:</p>
<p><b>“Türkiye’nin müdahalesi olmasaydı, İdlib de aynı Saraybosna, Grozni ve Srebrenitsa gibi olacaktı.”</b></p>
<p>Son derece doğru sözler bunlar…</p>
<p>Ölüm makineleri başlattıkları işi nihayete erdirecek, kıyımı tamamlayacak, İblib’de taş üstünde taş bırakmayacaktı. <b>Mostar Köprüsü</b> gibi muhteşem bir eseri bile hedef alan zihniyet, İdlib’e ve orada yaşayanlara hiç acımayacaktı.</p>
<p>Nitekim, şehirdeki masum sivillerin üzerine uçaklardan bomba yağdırırken acımadılar da!</p>
<p><center><center><b>***</b></center></center><b>Anadolu Yayıncılar Derneği</b>, son derece doğru bir zamanda, <b>Saraybosna</b>’da oldukça etkili bir medya buluşması gerçekleştirdi. Çünkü, dün yaşadıklarımız bugüne de ışık tutuyor.</p>
<p>Dün nelerle karşılaşmışsak, bugün de onlar karşımıza çıkıyor…</p>
<p><b>Numan Kurtulmuş</b>, bugün <b>Yunanistan </b>sınırında yaşanan bir <b>“insanlık suçundan”</b> bahsetti orada. <b>1990</b>’lı yıllarda <b>Sırp</b> ve <b>Hırvatların</b> içinde bulundukları ruh hali, bugün de canlınmış durumda.</p>
<p>Kafa aynı kafa!</p>
<p>Sınırına yığılmış savunmasız insanlara gerçek mermilerle saldıran bir <b>Yunanistan</b> var karşımızda. Karada yaptıklarını denizde de sergiliyor, botları batırıp çoluk-çocuğu boğmaya çalışıyor. Üstelik, bu insanlık dışı uygulamalarını devam ettirmek için <b>Avrupa Birliği</b>’nden para desteği alıyor.</p>
<p>Dünden bugüne hiçbir değişiklik yok. Dün <b>Bosna</b>’da soykırıma destek verenler, bugün de <b>Yunan</b>’ın sırtını sıvazlıyor.</p>
<p>İnsani değerlerin tamamı rafa kaldırılmış!..</p>
<p>Sürdürülen uygulamalara bakılırsa, adeta <b>Hitler</b> ve <b>Mussolini</b> hortlamış durumda!</p>
<p>Bir yanda barbarlar var. Diğer tarafta İdlip ve <b>Yunanistan</b> sınırındaki zulme karşı duran ve <b>Mostar</b> örneğinde olduğu gibi yıkılan tarihi ayağa kaldırmaya çalışan Türkiye yer alıyor.</p>
<p>Şimdi soruyorum:</p>
<p>Geçmişte farklı din ve düşüncelerdeki insanlar ile tarihi mirasa acımasızca saldıran <b>Taliban</b> ve <b>DEaŞ</b>’ten ne farkları var bunların? <b>Taliban</b> ya da <b>DEAŞ</b> yapınca <b>“vahşet”</b> oluyor da bunlar sergileyince adına <b>“medeniyet”</b> mi deniliyor?</p>
<p><center><center><b>***</b></center></center>Çok açık ve net olarak ortada: Zulümden, savaştan kaçan; canını kurtarmak ve daha iyi bir hayat yaşamak için çırpınan birkaç sığınmacı görünce elleri-ayakları titreyen bir medeniyetle karşı karşıyayız bugün.</p>
<p>Yaşananlara bakınca, <b>“medeniyetiniz batsın sizin”</b> demekten kendini alamıyor insan!</p>
<p>Batsın ki, bütün dünya ve insanlık rahata, huzura kavuşsun…</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hay-sizin-medeniyetinize/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP ve müttefikleri nereye ait?!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/chp-ve-muttefikleri-nereye-ait/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/chp-ve-muttefikleri-nereye-ait/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jan 2020 09:04:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[güney kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13385</guid>

					<description><![CDATA[Evet dediklerini yaptılar, “Ne işimiz var Libya’da?..” dediler. İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Mısır, Fransa başta olmak üzere o sularda gezinen, Akdeniz’e kıyısı olan olmayan kim varsa onların Akdeniz’de işi var, ama bizim işimiz olamaz, öyle mi?!.. Anlaşmayı, BM tarafından tanınan meşru Trablus Ulusal Mutabakat Hükümeti’yle yapmışız. Yaptığımız anlaşmanın geçerliliği Akdeniz’deki sınırımız o hükümetim devamlılığı ile mümkün. Bizden askeri destek istemişler ve biz göndeririz demişiz. Hasılıkelam mesele bizim güvenliğimiz. Mesele, dünyanın gözünü diktiği Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin varlığı. İşte buna “Hayır” dedi CHP ve müttefikleri HDP, İP, SP… N’apacaktık peki?.. İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Mısır, Fransa..vs’nin bize; “Sen kendini yorma, biz doğalgaz petrol neyin bulursak seninle paylaşırız!” demesini mi beklemeliydik?!.. Daha nasıl anlatılabilir ki? “Libya’da ne işimiz var, niye asker gönderiyoruz?” demek, “cehaletten” ise kötü. Bilerek söylemek daha da kötü. Zira bu, Türkiye düşmanlığından başka bir şeyle açıklanamaz… HDP için söylenecek çok şey yok. PKK’lı teröristlerin siyasi aparatından ülkenin ali menfaatlerini gözetmesi beklenemez. CHP ve İP ne diyor peki?.. Engin Altay’a göre Libya’ya asker gönderirsek TSK lejyoner gibi olurmuş!.. Mehmetçiğe böyle bir sıfat yakıştırması Altay için absürt değil. Zira “bu hükümet dünyanın en doğru işini bile yapsa alkışlamayız” diyen bir kafa muhalefet ediyorum derken lejyoner de olur, misyoner &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="row shaperin1alt1">
<div class="newsdetailwrap">
<div class="imagewrapper">
<div class="texts">
<p>Evet dediklerini yaptılar, “Ne işimiz var Libya’da?..” dediler.</p>
<p>İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Mısır, Fransa başta olmak üzere o sularda gezinen, Akdeniz’e kıyısı olan olmayan kim varsa onların Akdeniz’de işi var, ama bizim işimiz olamaz, öyle mi?!..</p>
<p>Anlaşmayı, BM tarafından tanınan meşru Trablus Ulusal Mutabakat Hükümeti’yle yapmışız. Yaptığımız anlaşmanın geçerliliği Akdeniz’deki sınırımız o hükümetim devamlılığı ile mümkün. Bizden askeri destek istemişler ve biz göndeririz demişiz.</p>
<p>Hasılıkelam mesele bizim güvenliğimiz. Mesele, dünyanın gözünü diktiği Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin varlığı.</p>
<p>İşte buna “Hayır” dedi CHP ve müttefikleri HDP, İP, SP…</p>
<p>N’apacaktık peki?..</p>
<p>İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, Mısır, Fransa..vs’nin bize; “Sen kendini yorma, biz doğalgaz petrol neyin bulursak seninle paylaşırız!” demesini mi beklemeliydik?!..</p>
<p>Daha nasıl anlatılabilir ki?</p>
<p>“Libya’da ne işimiz var, niye asker gönderiyoruz?” demek, “cehaletten” ise kötü. Bilerek söylemek daha da kötü. Zira bu, Türkiye düşmanlığından başka bir şeyle açıklanamaz…</p>
<p>HDP için söylenecek çok şey yok. PKK’lı teröristlerin siyasi aparatından ülkenin ali menfaatlerini gözetmesi beklenemez.</p>
<p>CHP ve İP ne diyor peki?..</p>
<p>Engin Altay’a göre Libya’ya asker gönderirsek TSK lejyoner gibi olurmuş!.. Mehmetçiğe böyle bir sıfat yakıştırması Altay için absürt değil. Zira “bu hükümet dünyanın en doğru işini bile yapsa alkışlamayız” diyen bir kafa muhalefet ediyorum derken lejyoner de olur, misyoner de…</p>
<p>CHP’li vekil Ünal Çeviköz ise şöyle diyor;</p>
<p>“Bu tezkere Türk askerini savaşa gönderecek bir tezkeredir. Libya’dan şehit haberi geldiğinde ne yapacaksınız?”</p>
<p>Aynısını Suriye’de yaptığı harekatlar sürecinde de söylemişlerdi. “Başta ABD ve Rusya olmak üzere küresel güçler neden Ortadoğu’da, neden Akdeniz’de” diye sormazlar&#8230;</p>
<p>Dünyanın farklı coğrafyalarında yeşillik olsun diye mi onca üs, onca asker bulunduruyor bu ülkeler?..</p>
<p>Ayrıca, “Bu tezkere BM Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal ediyor.” diyor CHP’nin Çeviköz’ü. Yani “Türkiye’ye yüklenin eyy küresel güçler. Biri bizi durdursun” diye sesleniyor dünyaya.</p>
<p>Benzer şeyleri İP Milletvekili Aytun Çıray’dan da duyduk Meclis konuşmasında. Türkiye’nin Libya’ya asker göndermesinin uluslararası bir meşruiyet tartışması başlatacağını söyledi Çıray…</p>
<p>Evet,“İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, BEA, Suudi Arabistan, Yunanistan, ABD, Mısır, Fransa” için çok güzel hareketler bunlar.</p>
<p>Başka da bi’şey demiyorum..</p>
<p>Sadece merak ediyorum.</p>
<p>Siz nereye aitsiniz?</p>
<p>Hikmet Genç/Akşam</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/chp-ve-muttefikleri-nereye-ait/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunanistan’da Türkler için Cunta Dönemi Bitmedi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yunanistanda-turkler-icin-cunta-donemi-bitmedi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yunanistanda-turkler-icin-cunta-donemi-bitmedi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gözde Kılıç Yaşın]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Sep 2019 20:25:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[cunta]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12634</guid>

					<description><![CDATA[Türklere dönük tüm politik girişimler ve uygulama dikkate alındığında Türk kimliğini eritme ve “Müslüman Yunan” kimliği tanımlamasına uygun bir şekillendirme çabası görülüyor. Aynı zamanda Yunanistan’ı bağlayan uluslararası antlaşmaları hükümsüz kılıp azınlık haklarının Yunan devletince tanımlanması ve belirlenmesi girişimi de söz konusu. Yunanistan’da Türk azınlık okullarının kapatılması ve Türk Vakıflarına ait arazilerin satılması, ciddi problem olma aşamasını çoktan geçti. Her iki sorun da Yunanistan’daki Türk varlığını ve kimliğini tehdit ediyor. Türk azınlık okullarının yüzde 60’ı Vakıflara ait. Bu da eğitim sorunları ile Türk Vakıflarının arasındaki bağın dikkate alınmasını gerektiriyor. 2019-2020 öğretim yılı başlamasından hemen önce altı Türk Azınlık Okulu daha kapatıldı. Diğer bazı okullarda da sınıf sayısı azaltıldı. Son sekiz yılda kapatılan Türk Okulu sayısı 65’e ulaştı. Öte yandan Türk okullarına yönelik müfredatta tarih ve coğrafya ders kitapları bulunmuyor. Türkçe ders sayısı da aşama aşama azaltılıyor. Okulların kapatılmasının mazereti öğrenci sayısının az olması olunca düzenleme makul gibi görünüyor. Ama durum tam öyle değil. Türklere dönük tüm politik girişimler ve uygulama dikkate alındığında Türk kimliğini eritme ve “Müslüman Yunan” kimliği tanımlamasına uygun bir şekillendirme çabası görülüyor. Aynı zamanda Yunanistan’ı bağlayan uluslararası antlaşmaları hükümsüz kılıp azınlık haklarının Yunan devletince tanımlanması ve belirlenmesi girişimi de söz konusu. Türk Azınlık Okullarının kapatılması, Türk kimliğinin ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türklere dönük tüm politik girişimler ve uygulama dikkate alındığında Türk kimliğini eritme ve “Müslüman Yunan” kimliği tanımlamasına uygun bir şekillendirme çabası görülüyor. Aynı zamanda Yunanistan’ı bağlayan uluslararası antlaşmaları hükümsüz kılıp azınlık haklarının Yunan devletince tanımlanması ve belirlenmesi girişimi de söz konusu.</strong></p>
<p class="p1">Yunanistan’da Türk azınlık okullarının kapatılması ve Türk Vakıflarına ait arazilerin satılması, ciddi problem olma aşamasını çoktan geçti. Her iki sorun da Yunanistan’daki Türk varlığını ve kimliğini tehdit ediyor.</p>
<p class="p1">Türk azınlık okullarının yüzde 60’ı Vakıflara ait. Bu da eğitim sorunları ile Türk Vakıflarının arasındaki bağın dikkate alınmasını gerektiriyor. 2019-2020 öğretim yılı başlamasından hemen önce altı Türk Azınlık Okulu daha kapatıldı.</p>
<p class="p1">Diğer bazı okullarda da sınıf sayısı azaltıldı. Son sekiz yılda kapatılan Türk Okulu sayısı 65’e ulaştı. Öte yandan Türk okullarına yönelik müfredatta tarih ve coğrafya ders kitapları bulunmuyor. Türkçe ders sayısı da aşama aşama azaltılıyor.</p>
<p class="p1">Okulların kapatılmasının mazereti öğrenci sayısının az olması olunca düzenleme makul gibi görünüyor. Ama durum tam öyle değil. Türklere dönük tüm politik girişimler ve uygulama dikkate alındığında Türk kimliğini eritme ve “Müslüman Yunan” kimliği tanımlamasına uygun bir şekillendirme çabası görülüyor. Aynı zamanda Yunanistan’ı bağlayan uluslararası antlaşmaları hükümsüz kılıp azınlık haklarının Yunan devletince tanımlanması ve belirlenmesi girişimi de söz konusu.</p>
<p class="p1">Türk Azınlık Okullarının kapatılması, Türk kimliğinin ve azınlık haklarının Yunanistan tarafından yeniden şekillendirilmesi projesinin bir parçası. Azınlık okulları, Yunan müfredatına uygun olarak iki dilli hazırlanan kitaplarla Türkçe dilinde eğitim alınan ama Yunanca da öğrenilen okullardır. Azınlık okulları kapandıkça çocuklar Yunan devlet okuluna gitmek zorunda kalıyor. Devlet okulunda, seçmeliler arasında dahi Türkçe dersi yok. Ayrıca burada özellikle tarih derslerinde Türklerin “öteki”, düşman, barbar ve kötü gösterildiği ders kitapları kullanılıyor. Okullar kapatıldıkça en yakın yerdeki azınlık okuluna ulaşımın güçlüğü, çocuklar için devlet okulunu zorunlu kılıyor. Yani gerçekte okula giden öğrenci sayısı azalmıyor; Yunan devlet okullarına gönderilen çocuk sayısı artıyor.</p>
<p class="p2"><b>Türk Okullarının Yetersiz Bırakılması</b></p>
<p class="p1">Türk okulları öğrenci sayısının yetersizliği gerekçesiyle kapatılıyor. Ama bir tarafta da binanın yetersiz gelmesi nedeniyle öğrencisi teneffüse sırayla çıkan, sıkışıklıktan bodrumlarda sınıf açılan, vardiyalı eğitime mecbur kalındığı için akşam saatine kadar eğitimin sürdüğü okullar var. İskeçe’deki Muzaffer Salihoğlu Azınlık Lisesi ya da yine bina kapasitesi yetersiz kaldığı ifade edilen Gümülcine’deki Celal Bayar Azınlık Ortaokul ve Lisesi bu okullardan. Dolayısıyla açık olan okullar da sorunsuz eğitim veremiyor. Çünkü tadilat izni, derslik eklenmesi izni verilmiyor.</p>
<p class="p1">Öte yandan Türk okullarında müfredatın geliştirilmesine, günün koşullarıyla uyumlaştırılmasına müsaade edilmiyor. Türkiye’den güncel kitap getirmek mümkün değil; Yunan devletinin ilgili kurumlarından tarih ve coğrafya kitabı istendiğinde ise “Bu dersler zaten çok da önemli değil” yanıtının alındığı basına yansıyor. Yunanistan kitap ve araç gereç eksiğini karşılamıyor; Türkiye’nin bu eksiği gidermesine de izin vermiyor.</p>
<p class="p1">Türkiye’den öğretmen getirmek de mümkün değil; Türkiye’de eğitim almış azınlık mensubu Türklerin öğretmenliğini de kabul etmiyor –fark dersleri verdikten sonra İngilizce derslerinde sözleşmeli olarak görev alabiliyorlar- ve Yunan devleti kendi açtığı iki yıllık okuldan öğretmenleri görevlendiriyor. Onlar da uzak köylere gitmek istemiyor. Türkçe ders sayısı azalıyor, derslerin içi boşaltılıyor. Bu koşullar da çocukların devlet okuluna yönlendirilmesindeki bir başka etken oluyor.</p>
<p class="p1">Aslında bunların tamamı sistematik olarak azınlık okullarının eğitim seviyesinin yetersiz kalmasına da sebep oluyor. Azınlık okulları, eksik ve güncellenmeyen müfredat, öğretmen yetersizliği, ders araç gereçlerinin yokluğu nedeniyle üniversiteye devam edecek çocuklar için yeterli eğitimi veremiyor. Azınlığın ileri gelenleri, seçkinleri, aydınları çocuklarını devlet okullarına göndermeyi ya da belki Türkiye’deki okullara yönlendirmeyi tercih ediyorlar.</p>
<p class="p1">Azınlık okulunda kalmak isteyenler ise gün be gün sayıları azaldığı gerekçesiyle okulları kapanınca ya devlet okuluna devam etmek ya da taşımalı eğitimle evine en yakın yerdeki azınlık okuluna gitmek zorunda kalıyor.</p>
<p class="p1">Eğitim alanındaki sorunlara, zorunlu anaokulu aşamasında, iki dilli eğitim imkanı sağlanmadığı için çocukların anadilinden tamamen koparılmasını da eklemek gerekir.</p>
<p class="p1">Herhangi bir azınlıktan bahsetmiyoruz. Bir dizi uluslararası anlaşma ile hakları güvence altına alınmış ve kendilerine sağlam bir hukuki zemin oluşturulmuş Yunanistan Türklerinden bahsediyoruz. Bu hukuk düzeninin Yunanistan’daki Türklerin eğitimi ile ilgili getirdiği kolaylık ve haklar, bahsettiğimiz uygulamayla uyuşmuyor.</p>
<p class="p1">Haddizatında öğrenci sayısının azlığı Yunan devletini ilgilendirmemeli. Böyle bir gerekçeyle okulu kapatma kararı okulun encümen heyetinden çıkmalı. Zira Türk Okullarındaki Türk öğretmenlerin ve diğer çalışanların maaşları, okulun giderleri, Türk öğrencilerin velilerince ve illerdeki Türk azınlığın vakıflarından elde edilen gelirle karşılanır. Zaten mesele bir yandan da Türk Vakıfları; vakıfların mülkleri, gelirleri ve en çok da vakıfların idaresiyle ilgili.</p>
<p class="p1"><b>Türk Vakıf Malları</b></p>
<p class="p1">Vakıflara ait mal ve taşınmazlardan sağlanan gelir, Batı Trakya Türklerinin öncelikle din ve eğitim ihtiyaçlarının temel kaynağını oluşturur. Bu özelliği ile vakıflar, Türklerin kamusal ekonomik kaynağıdır. Yunanistan’ın vermediği, veremediği kamu hizmetini sağlar.</p>
<p class="p1">Ama Yunanistan’da Türkler vakıf mallarına sahip çıkabiliyor mu? Türk Vakıf malları satılıyor, bağışlanıyor, kamulaştırılıyor. En son Kos İslam Vakfına ait İstanköy (Kos) Adası’ndaki 34 dönümlük arazi, 181 bin Euro karşılığında Haziran 2019’da bir turizm şirketine satıldı. Çoğu boş arazi olan 70’ten fazla mülkün bu şekilde satılarak gelirinin belediyeye aktarıldığı bildiriliyor.</p>
<p class="p1">Vakfın malları satılıyor ama tadilata ihtiyaç duyduğu için kapalı tutulan Defterdar ve Germe Camiine para aktarılmıyor. Rodos ve İstanköy’deki Türk çocukların eğitim görebileceği okullar ise 1972’de kapatıldı ve bir daha açılamadı. Hâlbuki Vakıfların öncelikli kuruluş nedeni zaten okullar ve camiler.</p>
<p class="p1">Satış ve bağışlar, Kos Vakıf Malları İdaresi onayıyla gerçekleştiriliyor. Sorun şu ki vakıfların idaresinde görev alanlar, Türkler tarafından seçilmesi gerekirken Yunanistan tarafından atanan isimlerden oluşuyor. Rodos’ta da neredeyse vakıf malı kalmadı. Batı Trakya’da da vakıf idarecileri yine atanıyor, Vakıfların gelir getiren gayrimenkulleri de yine yüksek oranda vergiye tabi.</p>
<p class="p1">Yunanistan’daki Türklere ait vakıf mallarının satılması, el değiştirmesi ile ilgili konunun hukuka aykırılığını, vakıf idarecilerinin atama usulüyle göreve getirilmesi oluşturuyor. Bu da kamu yararı gözetilerek yapılabilecek bir kamulaştırma işlemini dahi sakatlar.</p>
<p class="p1">Bir hukuki işlemin doğabilmesi için öngörülen ve kurucu nitelikte olan emredici hükümlere aykırılık halinde, bu aykırılık işlemin unsurlarında eksikliğe yol açar ve hukuken “yokluk” dediğimiz durum söz konusu olur. Yok, sayılan işlem, şeklen dahi meydana gelmemiştir.</p>
<p class="p1">Yani örneğin vakıf malı -aslında bağışlanmaz ama- belediyeye bağışlanacaksa bu kararı alan Vakıf İdaresi’nin atanmış değil, kendi hukukuna uygun şekilde seçilmiş kişilerden oluşması gerekir. Devlet kamulaştırma yapacaksa muhatabı olan Vakıf İdaresi’nin hukuka uygun şekilde yani seçimle oluşması gerekir. Aksi durumların tamamında işlem hukuken sakatlanmıştır, yok hükmündedir.<span class="Apple-converted-space">  </span>Ama Yunanistan Türklerin hukuki statüsünü belirleyen antlaşmalara uymadığı gibi evrensel hukuk ilkelerine de uymuyor.</p>
<p class="p1"><b>Yasalar Karşısında Eşit Yurttaşlık İlkesi: Kilise Emlakı v. Vakıf Emlakı</b></p>
<p class="p1">Vakıf hukukunu belirleyen antlaşmaları bir tarafa koyalım Yunanistan, kendi iç hukukunda Kilise Topraklarına gösterdiği saygıyı, onunla aynı hukuki statüdeki Türk Vakıf mallarına göstermiyor. Kiliseye ait tüm malların yönetimindeki ana söz sahibi olan Atina Başpiskoposu’nun seçim usulüne karışmıyor, “metropolitleri devlet belirler, kilise karışamaz” demiyor, Kilise meclisinde kimlerin olabileceğini belirlemiyor, Kilisenin topraklarının idaresi ile ilgili kurumuna atama yapmıyor, zaten Kilise topraklarını da satmıyor.</p>
<p class="p1">Aynı saygıyı esasen bir Türk kurumu olan Fener Rum Patrikhanesi’nin idaresinde görünen Yunanistan’daki topraklar ve gelirleri ile, yine Fener’in kendi topraklarına yaptığı metropolit atamaları için de gösteriyor. Bunun tek gerekçesi, Anayasasında dininin Ortodoks olduğu belirtilmesi ya da Yunan kökenlileri kayırmak da değil.</p>
<p class="p1">Ortodoks Ermeniler, Katolikler, Protestanlar, Yahudiler de dini cemaatlerinin işleyişi, dini liderlerinin seçilmesi ya da cemaatlerinin mülkleri ve bunların idaresi, açacakları okullar gibi konularda özgür bir ülkede yaşama hissini paylaşıyorlar. Yunanistan Anayasası bu güvenceyi tüm dini azınlıklara, dini cemaatlere tanımış. Yine Anayasaları sadece Ortodoks Kilisesinin malları için değil tüm dini cemaatlerden ve dini amaçlı hayır kurumlarından emlak vergisi alınmayacağını düzenliyor. Ama Türklerin Vakıf Malları vergiye tabi, vakıfların idaresi de doğrudan devlet eliyle yapılmak isteniyor. Peki, Türk Vakıfları nedir? “Hayır kurumu” değil mi? Müslüman Azınlık derken Yunanistan burada bir dine atıf yaptığının farkında değil mi?</p>
<p class="p1">Tüm dini toplumlar din özgürlüğünden faydalanırken Türkler faydalanamıyor. Yunanistan Türklerin dini liderlerini ve vakıf yöneticilerini kendi belirlemek, kamusal ekonomik kaynaklarını kurutmak, kimliklerini yeniden tanımlamak, değiştirmek, Türklükten arındırmak ve onları devlet yetkililerinin hep tekrarladığı gibi Müslüman Helenler haline getirmek istiyor.</p>
<p class="p1">Dahası azınlıklarla ilgili çıkardığı tüm yasa ve kararnamelerde, 1980’den itibaren kendini sadece Lozan Antlaşması ile bağlı saymak suretiyle, hem azınlık tek bir bölgeyle sınırlandırılmış (Batı Trakya) hem de “Müslüman azınlık” ifadesine atıf yapılmak suretiyle Türk kimliği üzerinden bir azınlık hukuku, hakkı söylemi dışlanmıştır.</p>
<p class="p1"><b>Yunanistan’ın Diğer Türk Azınlığı</b></p>
<p class="p1">Ülkedeki azınlıkların hakları için bölgesel sınırlandırma getirilebilir mi? Yunanistan getiriyor. Rodos ve İstanköy’deki Türkleri azınlık kapsamı dışında bırakıyor. Bir yandan da isminde Türk ifadesini hatta sadece “Azınlık” ifadesini taşıyan dernek ve birliklere izin vermezken Pomak ifadesini taşıyan dernekler kurduruyor, Pomakça alfabeler hazırlayıp dağıtıyor.</p>
<p class="p1">Tüm bunlar Türk kimliğini yok etmek, azınlığı kendi içinde bölmek, 1913 Atina Anlaşması, 1920 Sevr Antlaşması ve 1923 Lozan Antlaşmasından doğan yükümlülüklerini yeniden yorumlamak politikasının bir parçası gibi görünüyor.</p>
<p class="p1">Aslında Türkler için Cunta Dönemi’nin devam ettiği belirlemesini yapmak doğru olur. Çünkü gerek Onikiada Türkleri gerekse Batı Trakya Türklerinin hakları, 1967’de askeri yönetim iş başına gelince sabote edilmişti. 1967’den önce Türk cemaat, illerde “Cemaat Reisini” ve “Cemaat Yönetim Kurulu” üyelerini kendisi ve özgür iradesiyle seçmekteydi. Yunanistan’ın ilgili anlaşmalarla yükümlülük altına girdiği bu idari özerklik uygulaması, 1967’den itibaren vakıf yönetimine indirgendi. Seçimle gelenlerin yetkileri de kaldırıldı ve atama yöntemine geçildi.</p>
<p class="p1">1974’de Cunta dönemi bitti ama Türkler için Cunta yönetimi baki kaldı. Ülke seçim sistemine dönüldü ama Türklerin kurumlarına atama yönteminden dönülmedi; ülkenin sadece geri kalanına demokrasi geldi. 1980’den itibaren azınlığı ilgilendiren konuların tamamı ve vakıfların hukuki durumunu düzenleyen yasa ve kararnameler, 1967-1974 Cunta döneminin getirdiği sistemin yasallaştırılmasından ibaret oldu. Kurumların yapısı bozuldu, Türklerin azınlık hakları zedelendi, vakıfların idaresiyle birlikte Türk azınlığın kamusal ekonomik kaynakları da Yunan devletinin eline geçti.</p>
<p class="p1"><b>Başmüftülük Makamının Oluşturulamaması Sorunu</b></p>
<p class="p1">Sorunların hepsi birbiriyle bağlantılı ve sanki biri çözülürse hepsi barışçıl bir çözüme ulaşabilir gibi. Bizce öncelik Başmüftülük makamının oluşturulmasıdır. Türk azınlığın hukuki statüsünü belirleyen kurallar bir bütün ve bu kurallara uygun şekilde yani seçimle göreve başlayacak bir Başmüftü, Yunanistan’ın azınlıklarla ilgili uluslararası hukuka uyduğunun göstergesi olabilir.</p>
<p class="p1">Tüzel kişilik olduğu 1920 Sevr Antlaşması’nda vurgulanan İslam Cemaati’nin işleyişini tanzim ve denetleme yetkisi Başmüftü’deydi. Vakıf idaresiyle ilgilenen Cemâat-ı İslâmiye de denetçileri dışında Başmüftü’ye karşı da sorumluydu, hesap veriyordu. Başmüftü seçiminin yapılamaması, azınlık haklarıyla ilgili her türlü koruma hükmünün çiğnenebilmesini Yunanistan için kolaylaştırmıştır.</p>
<p class="p1">Başmüftü seçimi için müftülük seçimlerinin Dedeağaç’ta (Alexandrapolis) da yapılması ve diğer seçilmiş müftülerin de tanınması gerekir. Zaten sistem Patrik seçimiyle tamamen aynı. Hem İstanbul’daki Patrik hem Yunanistan’daki Başmüftü seçimi birbiriyle aynı usule dayanıyor, sonuçta ikisi de Osmanlı kurumuydu ve Yunanistan’a toprak bırakılırken bu sistemi uygulama zorunluluğu da bırakılmıştı.</p>
<p class="p1">Osmanlı 1913 Atina Anlaşması’yla hukuku garanti altına aldı, savaşın kazananları 1920 Sevr Anlaşmasıyla bu hukuka Milletler Cemiyeti güvencesi getirdi, 1923 Lozan Antlaşması da bu anlaşmaların Lozan Antlaşması ile birlikte Yunan Parlamentosu’nda onaylanacağı şartını koyarak tüm hukuk sistemini birbirine bağladı.</p>
<p class="p1">1913 Atina Anlaşmasında yer alan vakıf yönetiminin ve müftülerin İstanbul’la (Cumhuriyet’le birlikte Ankara) bağlantısını Şeyhülislam (şimdi Diyanet İşleri Başkanı) üzerinden kuran hükümler de bahsettiğimiz bütünlüklü hukuki statünün parçası.</p>
<p class="p1">Fener Rum Patrikhanesi, bir Türk kurumu olmasına rağmen Yunanistan’daki mülklerine, idari yetkilerine sahip çıkabiliyorken Yunanistan’da bunun muadili olan Başmüftülük makamının dahi oluşturulamamasının bir sorun olduğu görülmeli ve anlatılmalıdır. Patrikhane 1928 tarihli ve devletler hukuku alanına girmeyen iki kilise arasındaki bir anlaşmaya dayanarak mülkünü, yetkisini koruyup Yunan mahkemeleri aracılığıyla hükümetlerin geri adım atmasını sağlayabiliyorken Yunanistan’daki Türklerin devletler hukuku alanındaki güvencesine rağmen makamlarını, mülklerini, haklarını ve dahi kimliklerini koruyamaması kabul edilemez. Türkiye’deki Rum azınlıktan ayrı bir varlık olarak kendini oluşturan Patrikhane gibi Yunanistan’daki Türk azınlıktan ayrı bir varlık olarak kendini oluşturacak Türk İslam Birliği/ İslam Cemaati İdaresi gibi resmi olarak tanınmış bir yapıya ihtiyaç bulunmaktadır. Bu yapının yeniden canlandırılması gerekir. Bunun hukuki zemini de Başmüftülük makamını düzenleyen hükümlerde bulunmaktadır.</p>
<p class="p1">Doğrusu Türk azınlığın hukukunu hayata geçirme yükümlülüğü Yunanistan’ın ama bu hukukun sağlanmasından Lozan Antlaşması gereği Türkiye de sorumludur. Ya yol bulmak ya yol yaratmak zorundadır.</p>
<p class="p1"><b>Türkiye-Yunanistan İlişkilerinin Türk Azınlığa Etkisi</b></p>
<p class="p1">Türkiye-Yunanistan ilişkileri, 15 Temmuz 2016’dan bu yana olağanın dışında bir gerginlikte seyrediyor. Yunanistan’a sığınan darbeci teröristlerin iadesinin sağlanmaması ve hala daha bu örgütün kaçaklarına kucak açması temel neden ama süreç içinde Doğu Akdeniz’deki deniz egemenlik alanlarına dönük gerilim, Kıbrıs’ta yeni bir çıkışın aranması ve henüz resmi bir söylemle zikredilmese de Ege’de işgal edilen Türk adaları, iki ülke ilişkilerindeki sorunlu konulara eklendi. Türkiye, (işgal edilen adalar hariç) tüm konu başlıklarında tamamen farklı ve kararlı bir politika izliyor artık.</p>
<p class="p1">İçinde bulunulan gerginlik dönemi ise taraflardan birinin çok ciddi bir geri adımı ile ya da iddialarından vazgeçmesi ile bitebilir. Yunanistan’daki Türklerin iki ülke arasındaki gerginliklerden olumsuz etkilendiği bir vakıa ama doğruyu söylemek gerekirse ilişkiler iyi olduğunda da aslında Türk azınlığın hiçbir sorunu çözülmedi. 1999’dan itibaren 2016’ya dek uzunca bir süre ilişkilerin çok iyi olduğu söylendi ama ne Yunan ders kitaplarındaki Türklere karşı nefret duygusu işleyen ibareler çıkarıldı ne Seçilmiş Müftüler tanındı ne Vakıf idareleri için seçime gidilmesi sağlanabildi ne de Onikiada’da Türk okulları eğitime ya da camiler ibadete açıldı.</p>
<p class="p1">Görüşmelerin basına yansıyan kısımlarında bu sorunlar yer alamadı. Müftülük sistemini kökünden yeniden düzenlemek için getirilen 240 İmam Yasası, işte “iyi” denilen dönemde, 2007’de çıkarıldı. Müftü seçimini bu imamlara yaptırıp kağıt üzerinde hukuka uymuş görünme projesinin bu ilk adımı durdurulamadı.</p>
<p class="p1">Ama ne zamanki iyi denilen dönem bitti, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı sıfatıyla Yunanistan’a giden Erdoğan, Başmüftü seçimi gereğini söyleyiverdi. Kötü dönemler değil, uzlaşı aranırken alttan alınan dönemler biraz daha korkutucu sanki. Yunanistan’ın taze Başbakanı Miçotakis’e yakın kaynaklardan Atina ile Ankara arasında “gizli diplomasi” başlatıldığı haberi 13 Ağustos’ta basına sızdı.</p>
<p class="p1">Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın deneyimli diplomat Dimitris Avramopulos’u Ankara’ya gönderdiği ve Ankara’nın da gözlerden uzak ve basını katmadan yeni bir uzlaşı modelini denemeyi kabul ettiği aktarılıyor. İlk ele alınacak konu Ege’nin güneydoğusu, Rodos ile Girit arası ve S-400’lerin yerleşeceği bölgeler olacak.</p>
<p class="p1">Eylül ayı boyunca da Yunan basınında Kıbrıs’ın NATO üssü olmasının görüşülmekte olduğu iddiası dâhil bu gizli görüşmelerin içeriğine ilişkin ayrıntılar yer aldı. Türk Azınlığın sorunları böyle uzlaşı arayışları esnasında masaya konulamıyor ve gerçek sorun da budur.</p>
<p class="p1">Umalım ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başmüftü çıkışı, salt bir söz olarak orada kalmasın. Yine umalım ki kandırmaca yapılıp da 240 İmam Yasası üzerinden Başmüftü seçimine gidilmesin de antlaşmalardaki hukuka uygun bir sistem kurulsun.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yunanistanda-turkler-icin-cunta-donemi-bitmedi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunanistan’da Türkiye Düşmanları Mevzi Kaybetti!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yunanistanda-turkiye-dusmanlari-mevzi-kaybetti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yunanistanda-turkiye-dusmanlari-mevzi-kaybetti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jul 2019 13:58:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ömür Çelikdönmez]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11763</guid>

					<description><![CDATA[Yunanistan’da yapılan erken seçimlerde rakibi Çipras’a 11,5 puan fark atan Kyriakos Miçotakis’in lideri olduğu Yeni Demokrasi Partisi tek başına iktidar oldu. Miçotakis’in tek başına iktidara gelmesi Avrupa’da da büyük yankı uyandırdı. Çünkü önceki başbakan Çipras, Avrupa Birliği&#8217;nin (AB) kurtarma programları gölgesinde 2015&#8217;te iktidara gelmişti. Kendisinden bekleneni yerine getirmiş, Yunanistan&#8217;ın AB ile ilişkilerini düzeltmişti.  Ancak başta ekonomi politikaları olmak üzere milliyetçi &#8220;Bağımsız Helenler&#8221; Partisi ANEL ile ittifak kurması ve son olarak &#8216;Makedonya&#8217; sorunundaki politikasından dolayı eleştiri oklarının hedefindeydi. Krizle gelen, krizle gitti. Yunanistan’ın kurucu ailesi Miçotakisler Hanyalı Konyalı… Güzel Türkçemize “Hanya’yı Konya’yı görmek” deyiminin yerleşmesi bir kaç yüzyıl öncesine uzanıyor. Genellikle Konya Vilayeti ve Hamid Sancağı Yörükleri’nden Osmanlı yönetimine sorun çıkaranlar Girit&#8217;in tamamen fethedilmesi için adada bulunan “Ordu”ya gönderilirdi.  İşte bu deyimin; “Başına olmadık işler gelmek, bir işin gerçek yönünü anlayarak aklı başına gelmek, görmek, anlamak ve akıllanmak…” gibi manası var.  Miçotakisler, Girit’in köklü ailesi.  Kiryakos Miçotakis, 1989-92 yılları arasında Başbakanlık yapan Konstantin Miçotakis&#8217;in oğlu, eski Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni&#8217;nin de kardeşi, son yerel seçimlerde büyük bir oy çoğunluğu ile Atina Belediye Başkanı seçilen Kostas Bakoyanni&#8217;nin de dayısı. Kyriakos Miçotakis’in ailesi Girit Hanya&#8217;dan Venizelos&#8217;un akrabası… 1897 ve 1905 yıllarındaki “Girit İsyanları”nın lideri, Balkan Savaşları döneminde Yunanistan Başbakanı ve Birinci Dünya Savaşı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yunanistan’da yapılan erken seçimlerde rakibi Çipras’a 11,5 puan fark atan Kyriakos Miçotakis’in lideri olduğu Yeni Demokrasi Partisi tek başına iktidar oldu. Miçotakis’in tek başına iktidara gelmesi Avrupa’da da büyük yankı uyandırdı. Çünkü önceki başbakan Çipras, Avrupa Birliği&#8217;nin (AB) kurtarma programları gölgesinde 2015&#8217;te iktidara gelmişti. Kendisinden bekleneni yerine getirmiş, Yunanistan&#8217;ın AB ile ilişkilerini düzeltmişti.  Ancak başta ekonomi politikaları olmak üzere milliyetçi &#8220;Bağımsız Helenler&#8221; Partisi ANEL ile ittifak kurması ve son olarak &#8216;Makedonya&#8217; sorunundaki politikasından dolayı eleştiri oklarının hedefindeydi. Krizle gelen, krizle gitti.</p>
<p><strong>Yunanistan’ın kurucu ailesi Miçotakisler Hanyalı Konyalı…</strong></p>
<p>Güzel Türkçemize “Hanya’yı Konya’yı görmek” deyiminin yerleşmesi bir kaç yüzyıl öncesine uzanıyor. Genellikle Konya Vilayeti ve Hamid Sancağı Yörükleri’nden Osmanlı yönetimine sorun çıkaranlar Girit&#8217;in tamamen fethedilmesi için adada bulunan “Ordu”ya gönderilirdi.  İşte bu deyimin; “Başına olmadık işler gelmek, bir işin gerçek yönünü anlayarak aklı başına gelmek, görmek, anlamak ve akıllanmak…” gibi manası var.  Miçotakisler, Girit’in köklü ailesi.  Kiryakos Miçotakis, 1989-92 yılları arasında Başbakanlık yapan Konstantin Miçotakis&#8217;in oğlu, eski Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni&#8217;nin de kardeşi, son yerel seçimlerde büyük bir oy çoğunluğu ile Atina Belediye Başkanı seçilen Kostas Bakoyanni&#8217;nin de dayısı.</p>
<p><strong>Kyriakos Miçotakis’in ailesi Girit Hanya&#8217;dan Venizelos&#8217;un akrabası…</strong></p>
<p>1897 ve 1905 yıllarındaki “Girit İsyanları”nın lideri, Balkan Savaşları döneminde Yunanistan Başbakanı ve Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti&#8217;nin parçalanma metni olan Sevr Antlaşması&#8217;nı imzalayan modern Yunanistan&#8217;ın en önemli siyasetçilerinden, Mustafa Kemal Atatürk döneminde Yunanistan Başbakanı olan Girit Hanyalı, Elefterios Venizelos&#8217;un akrabası. Venizelos, 1930’da Türkiye ile de münasebetlerini düzelterek aradaki gerginlikleri ortadan kaldırmayı başarsa da 1933&#8217;de Cumhuriyetçi Subaylar kendisini devirdi.  Venizelos, 1935&#8217;te Ankara’nın desteği ile bir karşı devrim yapmak istemiş, başaramayınca Paris’e sürgüne gönderilmiş ve 18 Mart 1936&#8217;da Paris’te ölmüştü.</p>
<p><strong>Kyriakos Miçotakis’in babası Konstandinos Miçotakis…</strong></p>
<p>Miçotakis&#8217;in ailesinde birçok kişi, daha önce siyasette önemli görevler üstlendi. 1960’lı yıllarda siyasette merkez konumda olan Kostas Miçotakis, her zaman Papandreu ve Karamanlisler’in arasına sıkıştı. Ancak Karamanlis döneminden sonra büyük krizdeki Yeni Demokrasi’ye 1984’te başkan olan Miçotakis, PASOK’tan Andreas’ı yenerek 1990’da başbakan oldu.  2017 yılında 97 yaşında öldü.  Kostas Miçotakis’in eşi Marika, çok varlıklı bir ailedendi. 1953 doğumlu Marika Miçotakis, 2012&#8217;de öldü ve naaşı, Girit&#8217;e götürülerek memleketinde toprağa verildi.</p>
<p><strong>Süleyman Demirel ve Çağlayangil, Atina Hapishanesinde Konstandinos Miçotakis’i nasıl kaçırdılar?</strong></p>
<p>Bakmayın siz “Ege’de ısınan sular”a, “Türk-Yunan düşmanlığı” söylemlerine?  İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler’e karşı Yunan direniş örgütlerini kim silahlandırdı sanıyorsunuz!..  Silah ve mühimmatlarını kim temin etti!.. Trakya bölgesinin savunmasını, ta Yunanistan içlerinden başlatan Türk Genelkurmayı, Hitler ordusunun Türkiye  sınırlarına ulaşmasını böylelikle engelledi.  Yunanistan İç Savaşı’nda faşizme karşı demokrasinin saflarında Türkiyeli bir devrimci, ‘Kapetan Kemal’  yani Mihri Belli tabur komutanlığı yaptı, ölümden döndü. Mihri Belli; 1946’da yurt dışına çıktı.  Yunan İç Savaşı’na gerilla olarak katıldı. Demokratik  Ordu saflarında tabur komutanlığına kadar yükseldi. “Kapetan Kemal” olarak anılıyordu. Çatışmalarda iki kez yaralandı. Bulgaristan ve Sovyetler Birliği‘nde tedavi gördü. “Yunan halkı açlıktan ölmesin” diye hangi ülke gemilerle hububat gönderdi!.. Tabi ki Türkiye gönderdi. İşgalin başladığı ilk günden itibaren Atina halkının tek umudu, dışarıdan ulaşacak bir yardımdı. Bu yardım için düşünülen ilk ülke, o zamanlar tarafsız bir konumda olan komşu Türkiye oldu. Ancak o günlerde Türkiye’de de kıtlık yaşanıyordu.  Tarımda çalışabilecek nüfusun büyük bölümü savaşın başlarında askere alınmış, yiyecek stokları, olası bir savaş ihtimaline karşı, orduyu beslemek üzere ayrılmış ve seferberlik ilan edilmişti.  Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 19 yıl önce topraklarından attığı düşman ordusunun halkına yardım etmek için alınan karara imza attı.  Yunanistan’a dostluk elini uzatan ilk ülke Türkiye olacak, Kızılay bu işe aracılık edecekti. Türk Hükümeti, savaşın sonuna kadar, Yunanistan’a 50 BİN ton gıdayı göndermeyi taahhüt etmişti. Kurtuluş Vapuru, Pire Limanı‘na her biri diğerinden daha acılı öykülerin yaşandığı üç sefer daha yaptı ve Şubat 1942’ye kadar bu 4 seferde, yaklaşık 7 bin 100 ton gıdayı Yunan halkına ulaştırdı. Kurtuluş Vapuru, 20 Şubat 1942’de saat 9.15’de Marmara Adası‘nın kuzey kayalıklarında, yaklaşık 2 BİN ton gıda ile sulara gömüldü. Çünkü Kurtuluş’u Alman denizaltıları bombalamıştı. 1967-1974 Yunanistan Askeri Cuntası, 1967 ile 1974 yılları arasında Yunanistan&#8217;da iktidarı ellerinde bulunduran sağ-kanat askeri hükümet, “Albaylar Rejimi”, “Albaylar Cuntası” ya da sadece “Cunta” olarak da bilinir.  Askeri yönetim, 21 Nisan 1967 sabahı yapılan darbeyle başladı. Bir grup albay, &#8220;Promotheus Planı&#8221; adı verilen bir planı uygulamaya koydular.  “Promotheus Planı”, aslında Yunanistan&#8217;ı olası bir &#8220;Komünist&#8221; işgaline karşı koruması düşünülen &#8220;Gladio&#8221; tipi bir yapılanmaya aitti. NATO tarafından 50&#8217;li yıllarda hazırlanmıştı.  Albaylar, bu plan uyarınca önce darbe zemininin olgunlaşması için gereken çalışmaları yaptılar. “Komünistler geliyor” korkusunu halkın içine yaydılar, işçileri “Sağcı ve solcu… İlerici ve gerici…” diye birbirlerine düşürdüler, kısacası, ülkeyi bir kaos ortamına sürüklemek için ne gerekiyorsa yaptılar.  21 Nisan 1967 günü Albay Papadopulos, Albay Makarezos ve General Pattakos, yönetime el koydu.  Konstandinos Miçotakis, Albaylar Cuntası’nın  hapishanesine atıldı. O dönemde Türkiye&#8217;de Adalet Partisi iktidardaydı.  Konstandinos Miçotakis&#8217;in Türkiye’ye ılımlı yaklaşımı ve Türk diplomatlarla dostane ilişkileri, Türk makamlarını harekete geçirdi. Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, durumu Başbakan Süleyman Demirel&#8217;e iletti. MİT Müsteşarı Fuat Doğu’yu çağıran Demirel, Miçotakis&#8217;in Türkiye’ye kaçırılması talimatını verdi. Bu sırada Kyriakos Miçotakis henüz bir yaşındaydı. 1967 darbesi sonrası, dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil yardımıyla Türkiye’ye kaçan Konstandinos Miçotakis, 7 yıl boyunca sürgünde yaşamıştı. Miçotakis ailesi, 1974 yılına kadar Türkiye&#8217;de ve daha sonra Paris&#8217;te sürgünde yaşayarak yıllar sonra Yunanistan&#8217;a geri dönebildi. Konstantinos Miçotakis daha sonra 1985&#8217;ten 1996 yılına kadar ND Partisi&#8217;nin genel başkanlığını yaptı ve 1993-1996 yılları arasında iktidarı alarak yeniden ülkenin başbakanı oldu. Baba Miçotakis görevi sırasında Türkiye ile yeni bir diyalog kurulmasını savundu ancak “Kıbrıs meselesi”ni çözümün ön şartı olarak koştuğu için bu konuda ilerleme sağlanamadı.</p>
<p><strong>Türkiye dostu Baba Miçotakis&#8217;den Kiryakos Miçotakis’e…</strong></p>
<p>McKinsey şirketinin eski danışmanı, ABD&#8217;deki Harvard ve Stanford üniversitelerinde eğitim alan Kiryakos&#8217;un sadece kendisi değil, tüm ailesi de halkın 2015&#8217;te seçimle görevden aldığı yönetimin önemli bir parçası olarak görülüyordu.  2004&#8217;ten beri milletvekili olan Miçotakis, 2013-2015 arasında İdari Reform Bakanı olarak görev aldı. 2016&#8217;da Yeni Demokrasi&#8217;nin genel başkanı seçildi ve ana muhalefet partisi lideri konumuna geldi.  Yeni Demokrasi (ND) Partisi lideri Kiryakos Miçotakis, seçimlerden önce yaptığı bir açıklamada Doğu Akdeniz&#8217;de yapılan doğal gaz sondaj çalışmaları ile ilgili oluşan kriz hakkında Türkiye&#8217;ye Avrupa Birliği (AB) yaptırımlarının uygulanmasını savundu. Miçotakis, seçim kampanyası sırasında Türkiye sınırı yakınlarında bulunan Kestanelik bölgesini ziyaret etmiş ve burada yaptığı açıklamalarda Türkiye&#8217;yi uluslararası hukuk kurallarına saygı göstermeye davet etmişti. Miçoktakis, iki ülke arasındaki komşuluk ilişkilerinin önemine değinmiş ve &#8220;Bu önemli siyasi konjonktürde karşı tarafa bir özgüven mesajı gönderme ve komşularımızla iyi ilişkiler kurma arzumuzu göstermeliyiz. Tabii iyi komşuluk ilişkileri her zaman uluslararası hukuka saygı çerçevesinde olmalıdır.&#8221; açıklamasında bulunmuştu.</p>
<p><strong>Kyriakos Miçotakis’in Yahudi asıllı eşi Mareva Grabowski…</strong></p>
<p>51 yaşındaki siyasetçi 3 çocuk babası. Eşi Mareva Grabowski  moda tasarımcısı. Mareva, 1967&#8217;de Yunanistan&#8217;ın Atina kentinde doğdu. 1995-2007 yılları arasında Deutsche Bank&#8217;ta yatırım bankacılığı ve varlık yönetimi bölümlerinde 12 yıl çalıştı.  Kyriakos Miçotakis ile ayrıldılar. Araları pek iyi değil. Mareva; Kiryakos’un kendisini öldürmek istediğini söylüyor. “Paradise Belgeleri”ne göre Grabowski-Mitsotakis, İngiliz Virgin Adaları&#8217;ndaki bir fonu yöneten Cayman Adaları merkezli bir denizaşırı şirket olan Eternia Capital Management&#8217;ın yüzde 50&#8217;sine sahipti.  “Grabowski&#8221; ismi, ABD&#8217;deki en yaygın 3 bin 637 soyadından. Grabowski ailesinin ataları büyük olasılıkla Çek Musevi, Alman Musevi, Polonyalı ya da Polonyalı Yahudi. Gelin biz buna “Hazar Türkü” diyelim. Mareva Grabowski, rafine işçilik temelli el yapımı, yüksek kaliteli ürünlerden oluşan bir koleksiyon olan “Zeus + Dione”nin kurucu ve yönetici ortağı.  Önde gelen yerel girişimcileri belirlemeyi ve desteklemeyi amaçlayan, kar amacı gütmeyen küresel bir kuruluş olan “Endeavor Greece”in kurucusu ve başkan yardımcısı.  2007 yılında Mareva Grabowski, kurumsal ve özel müşterilere portföy yönetiminde danışmanlık yapmaya odaklanan bağımsız bir danışmanlık firması olan “MG Capital Advisors SA”yı kurdu. 2010 yılında Mareva, hedge fon yatırımlarına odaklanan bir varlık yönetim şirketi olan “Eternia Capital”i kurdu. Mareva, Boston College’dan Siyaset Bilimi ve Tarih dalında lisans, Columbia University’den “MIA” ve Harvard Business School’dan “MBA” derecesine sahip. Ayrıca, TATE Modern&#8217;deki Asya Pasifik Edinme Komitesi üyesi, Atina Bienali Mütevelli Heyeti üyesi ve Kiklad Sanatı Müzesi Çağdaş Sanat Destek Komitesi üyesi.</p>
<p><strong>Çipras Türkiye karşıtı popülist politikasının kurbanı…</strong></p>
<p>Yunanistan Başbakanı Alexis Tsipras, Brüksel&#8217;deki AB zirvesinde Türkiye&#8217;nin faaliyetlerine son vermesi gerektiğini vurgulayarak, aksi halde Türkiye&#8217;ye karşı &#8220;Net önlemler”in alınması gerektiğini söylemişti. Türk gemilerinin, Doğu Akdeniz&#8217;de petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerinin Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti&#8217;nde rahatsızlık yarattığını, Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti, Avrupa Birliği (AB) liderlerine Türkiye&#8217;ye karşı daha sert bir tutum izlemesi gerektiğini savunmuştu.</p>
<p><strong>Yunanistan’da Albaylar Cuntasının varisi aşırı sağ kaybetti…</strong></p>
<p>Açıklanan sonuçlar, milletvekili sayısı bakımından parlamentodaki en büyük üçüncü parti konumundaki aşırı sağcı Altın Şafak’ı ise meclis dışında bıraktı.  Göçmen karşıtı partinin yüzde 2,95 olarak görünen oy oranı, yüzde 3&#8217;lük seçim barajının altında kaldı. Oysa Altın Şafak, 2015&#8217;teki parlamento seçimlerinde aldığı yüzde 7 oyla 18 sandalye kazanmayı başarmıştı. Seçimleri kazanan Mitsotakis&#8217;i ilk kutlayan isimler arasında Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da vardı.  Erdoğan tebrik mesajında, seçim sonuçlarının Türkiye-Yunanistan ilişkileri ve bölge için hayırlı olması temennisinde bulundu.</p>
<p><strong>Yunan halkı, Türkiye ile savaş istemiyor…</strong></p>
<p>Yunanistan&#8217;da erken genel seçimlerin sonucunda iktidara gelen Yeni Demokrasi Partisi (ND) lideri Kiriakos Miçotakis, &#8220;Yunan halkı konuştu. Kararı kesin. Yunan halkı, büyüme, istihdam, güvenlik ve hakettiği şekilde ülkesinin yeniden inşasını istiyor.&#8221; dedi. Erken genel seçimin galibi Kiryakos Miçotakis, &#8220;Bütün Yunanların başbakanı” olacağını söyledi ve bir önceki SYRIZA hükümetini ima ederek &#8220;Dar bir çembere sokulan Yunanlıları bu çemberden çıkarmaya çalışacağım&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Türkiye’yi, Türk devletini küçümsemeyin!..</strong></p>
<p>Mete Han’ın torunları, dünyanın dört bir tarafında “Üçler… Yediler… Kırklar…” desturuyla yeni bir dünya için dokunulması gerekenlere dokunuyor. Uyandırılması  gerekenleri uyandırıyor.  Ey Türk Titre ve kendine dön! Unutma muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.</p>
<p>Ömür Çelikdönmez</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yunanistanda-turkiye-dusmanlari-mevzi-kaybetti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dayan Çipras, CHP Gelecek!..</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dayan-cipras-chp-gelecek/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dayan-cipras-chp-gelecek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 May 2019 09:21:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Genç]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10784</guid>

					<description><![CDATA[O gün yeni bir yalanı ortaya çıkmadıysa, katıldığı programlarda anında üretebiliyor!.. Böyle bir kabiliyeti var yani. Boş geçmeyi sevmiyor!.. Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu Yunan medyasında yer alan; “İstanbul’u fetheden Yunan” haberini hatırlatmıştı. Neden cevap vermedi, “Ne Yunan’ı yahu ben Trabzonluyum’ demedi diye sormuştu. Ahmet Hakan mevzuyu açtığında; “Tanınmamış kıytırık bir internet sitesi, ciddiye alınacak bir gazete değil” deyip durdu. Bundan birkaç gün sonra haberimiz oldu. İmamoğlu, Yunanistan’ın tanınmış gazetelerinden Ethnos’un bir muhabirine röportaj vermiş, fotoğraflar çektirmiş meğer… Ethnos, haberi fotoğraflarıyla birlikte “Şehri Erdoğan’ın elinden alan Pontuslu ile bir gün” başlığıyla vermiş.. Bak, ‘Ethnos’ (Yunan’ın ana akım gazetelerinden üstelik) sana “Pontuslu” diyor… Bir gün geçirmişsin muhabirle. Ne anlattın? “Ben Pontusluyum” mu dedin?.. Yoksa muhabir mi uydurdu bir tarafından?.. Niye, “Türkiye’de Pontus montus yok , ben Trabzonluyum” demedin, itiraz etmedin?! Hadi “İstanbul’u fetheden Yunan” manşetini atan o kıytırık internet sitesini adam yerine koymadın diyelim, ‘Ethnos’u nereye koyacaksın?.. (Bu arada “kıytırık uyduruk” dediğin “Thema News” isimli internet sitesi Yunanistan’da haber kategorisinde çok tanınmış bir siteymiş.) Yahu bi’şey soracağım. Yunanistan’ın bu CHP sevgisi nereden geliyor?.. *** 2011 seçimleriydi sanırım. Hatırlar mısınız şunu; “Dayan Yorgo, biz iktidara geliyoruz!..” (Kılıçdaroğlu) Hürriyet’e röportaj vermişti Kılıçdaroğlu. “CHP olarak iktidara geldiğimizde projelerimizle Yunanistan’a da yardımcı olacağız. Yorgo Papandreu’nun &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>O gün yeni bir yalanı ortaya çıkmadıysa, katıldığı programlarda anında üretebiliyor!..</p>
<p>Böyle bir kabiliyeti var yani. Boş geçmeyi sevmiyor!..</p>
<p>Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu Yunan medyasında yer alan; “İstanbul’u fetheden Yunan” haberini hatırlatmıştı. Neden cevap vermedi, “Ne Yunan’ı yahu ben Trabzonluyum’ demedi diye sormuştu.</p>
<p>Ahmet Hakan mevzuyu açtığında; “Tanınmamış kıytırık bir internet sitesi, ciddiye alınacak bir gazete değil” deyip durdu.</p>
<p>Bundan birkaç gün sonra haberimiz oldu. İmamoğlu, Yunanistan’ın tanınmış gazetelerinden Ethnos’un bir muhabirine röportaj vermiş, fotoğraflar çektirmiş meğer…</p>
<p>Ethnos, haberi fotoğraflarıyla birlikte “Şehri Erdoğan’ın elinden alan Pontuslu ile bir gün” başlığıyla vermiş..</p>
<p>Bak, ‘Ethnos’ (Yunan’ın ana akım gazetelerinden üstelik) sana “Pontuslu” diyor…</p>
<p>Bir gün geçirmişsin muhabirle. Ne anlattın? “Ben Pontusluyum” mu dedin?.. Yoksa muhabir mi uydurdu bir tarafından?..</p>
<p>Niye, “Türkiye’de Pontus montus yok , ben Trabzonluyum” demedin, itiraz etmedin?!</p>
<p>Hadi “İstanbul’u fetheden Yunan” manşetini atan o kıytırık internet sitesini adam yerine koymadın diyelim, ‘Ethnos’u nereye koyacaksın?.. (Bu arada “kıytırık uyduruk” dediğin “Thema News” isimli internet sitesi Yunanistan’da haber kategorisinde çok tanınmış bir siteymiş.)</p>
<p>Yahu bi’şey soracağım. Yunanistan’ın bu CHP sevgisi nereden geliyor?..</p>
<p align="center"><strong>***</strong></p>
<p>2011 seçimleriydi sanırım.</p>
<p>Hatırlar mısınız şunu; “Dayan Yorgo, biz iktidara geliyoruz!..” (Kılıçdaroğlu)</p>
<p>Hürriyet’e röportaj vermişti Kılıçdaroğlu. “CHP olarak iktidara geldiğimizde projelerimizle Yunanistan’a da yardımcı olacağız. Yorgo Papandreu’nun mücadelesine destek oluruz. “ gibi bir şeyler demişti.</p>
<p>“Dayan Yorgo, geliyoruz” böylece ortaya çıkmıştı. Biz de bayağı bir geyiğini yapmıştık..</p>
<p align="center"><strong>***</strong></p>
<p>Anlaşılan o ki, İsmet Paşa’nın çabalarıyla pekişmiş “CHP-Yunan” dostluğuna bugüne kadar asla halel gelmemiş…</p>
<p>Dayan Çipras dayan, CHP gelecek, sana cep telefonu alacak!,</p>
<p>Hem de ‘ellemeli’ !..</p>
<p>Hikmet Genç/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dayan-cipras-chp-gelecek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunanlı Olmak Suç Değil</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yunanli-olmak-suc-degil/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yunanli-olmak-suc-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 May 2019 07:47:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ekrem imamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10665</guid>

					<description><![CDATA[Ekrem İmamoğlu&#8217;nda bir telaş. Bir tedirginlik. Türkiye&#8217;de kimse ona Yunanlı dememiş. Bir Yunan gazetesi halt etmiş. Ekrem İmamoğlu, kendisi imtina etse ve açıkça söyleyemese de bana göre O, bu toprakların çocuğu. Rum da olsa, Ermeni de olsa, Laz da olsa,Türk de olsa, Kürt de olsa fark etmez. Bizim meclisimizde Ermeni, Yahudi ve Rum milletvekilleri olmuştur. Hele Osmanlı Meclisinde daha da çok. Çeşitli milliyetlerden Sadrazamlar Vezirler de olmuştur. Osmanlının çimentosu bu idi. Sonra sonra milliyetçilik işin içine girdi; bağlar zayıfladı, çözüldü. O zaman Osmanlı da zayıfladı. Anadolu&#8217;nun eski adı Diyar-ı Rum&#8217;dur. Evet; bu topraklar Doğu Roma İmparatorluğu idi. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul&#8217;u fethedince &#8216;Doğu Roma İmparatoru&#8217; unvanını da almıştır. Ben bu konuda &#8216;kavmiyetçi&#8217; bakmam. Roma&#8217;dan kalanlar içimizdedir. Kimisi Türkleşmiş, kimisi Müslüman olmuş, kimisi kimliğini korumuş, pek çoğu da Yunanistan&#8217;a mübadeleyle göç etmiştir. Fenerbahçeli olarak bir Lefter Küçükandonyadis ile gurur duyarım. Bu devlet de gurur duymaktadır ki onun adını bu futbol sezonuna vermiştir. Daha pek çok isim sayabilirim böyle. Rum demek, devlet millet düşmanı demek değildir. Ha&#8230; aralarından böyle düşünen de vardır. Ama kendi ülkesine ne kadar kin duyan Türk varsa o orandadır. Tabi çok kişi benim gibi bakmaz, bakamaz. O nedenle Türk&#8217;ten başka milliyetten olmayı suç gibi görür. Ama Cumhurbaşkanının öyle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ekrem İmamoğlu&#8217;nda bir telaş. Bir tedirginlik. Türkiye&#8217;de kimse ona Yunanlı dememiş. Bir Yunan gazetesi halt etmiş. Ekrem İmamoğlu, kendisi imtina etse ve açıkça söyleyemese de bana göre O, bu toprakların çocuğu. Rum da olsa, Ermeni de olsa, Laz da olsa,Türk de olsa, Kürt de olsa fark etmez. Bizim meclisimizde Ermeni, Yahudi ve Rum milletvekilleri olmuştur. Hele Osmanlı Meclisinde daha da çok. Çeşitli milliyetlerden Sadrazamlar Vezirler de olmuştur. Osmanlının çimentosu bu idi. Sonra sonra milliyetçilik işin içine girdi; bağlar zayıfladı, çözüldü. O zaman Osmanlı da zayıfladı.</p>
<p>Anadolu&#8217;nun eski adı Diyar-ı Rum&#8217;dur. Evet; bu topraklar Doğu Roma İmparatorluğu idi. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul&#8217;u fethedince &#8216;Doğu Roma İmparatoru&#8217; unvanını da almıştır. Ben bu konuda &#8216;kavmiyetçi&#8217; bakmam. Roma&#8217;dan kalanlar içimizdedir. Kimisi Türkleşmiş, kimisi Müslüman olmuş, kimisi kimliğini korumuş, pek çoğu da Yunanistan&#8217;a mübadeleyle göç etmiştir. Fenerbahçeli olarak bir Lefter Küçükandonyadis ile gurur duyarım. Bu devlet de gurur duymaktadır ki onun adını bu futbol sezonuna vermiştir. Daha pek çok isim sayabilirim böyle. Rum demek, devlet millet düşmanı demek değildir. Ha&#8230; aralarından böyle düşünen de vardır. Ama kendi ülkesine ne kadar kin duyan Türk varsa o orandadır.</p>
<p>Tabi çok kişi benim gibi bakmaz, bakamaz. O nedenle Türk&#8217;ten başka milliyetten olmayı suç gibi görür. Ama Cumhurbaşkanının öyle bakmadığını biliyorum. O&#8217;nun &#8216;yaratılanı yaratandan ötürü severiz&#8217; sözü çok şey ifade eder. Ekrem İmamoğlu da suçmuş gibi gördüğü için bu meseleyi gargaraya getirmek istiyor. Kimse ona &#8216;Rum&#8217; demedi ama o sanki denmiş, hatta bütün Trabzonlulara denmiş gibi davranıyor. Ama çıkıp da Yunan basınına sen ne ayaksın diyemiyor. Çünkü yalandan Yasin-i şerif okuyor. Günde birden fazla iftar açıyor. Dini ve milliyeti siyasete alet ediyor.</p>
<p>Yunanistan bizim kapı komşumuzdur. Geçmişte çok didişmişiz. Şimdi de şu doğu Akdeniz hidrokarbon yatakları yüzünden bizi çırak çıkarmaya, batılı emperyalist devletlerle iş tutmaya çalıştıkları için aramız limoni. Ama bu günler geçer. Sular durulur. Herkes gider yine biz bize kalırız. Bizim bir atasözümüz vardır. Komşu komşunun külüne muhtaçtır der. Arada husumet olsun diye uğraşan onlardan da bizden de çok insan var. Ama dostça bir arada, yan yana yaşamak isteyen de az buz değil. Bardağın dolu tarafına bakmak lazım. Aramızda sorunlar olabilir. Kimlerle yok ki. Sorun tabi olacak. Sorunlar çözülür, zaman düşmanlıkları öğütür. Husumetten kimseye fayda çıkmaz.<br />
Firuz Türker</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yunanli-olmak-suc-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsrail Hava Hâkimiyetini Yunanistan’a Borçlu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/israil-hava-hakimiyetini-yunanistana-borclu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/israil-hava-hakimiyetini-yunanistana-borclu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 May 2019 07:47:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yörünge Dergi]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10414</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’nin Rusya’dan füze sistemi almasının NATO ittifakının güvenliğini sarsacağını iddia edenler (konu Türkiye üzerinde tehdit meydana getirmek olduğunda) bir başka NATO üyesinin Rusya’yla silah ticaretine nasıl göz yummuşlardı? 1995 yılının son günlerinde başlayıp 1996’nın Ocak ayında zirve noktasına ulaşan Ege Denizi’ndeki Kardak krizi, Yunanistan’ın savunma stratejisinde dönüm noktası oldu. Kardak kayalıklarına sahip çıkma konusunda Türkiye’nin karşısında başarısız olan Yunanistan, ABD’nin Ege Denizi’nde dengeyi sağlamak adına her iki tarafa yaptığı orantılı silah satışının ihtiyaçlarını karşılamadığına karar verdi. Atina’nın ilk adımı 1996 yılında GKRY topraklarına yerleştirilmek üzere S-300 hava savunma sistemi alımı için Rusya ile anlaşma imzalamak oldu. Türkiye’nin baskıları sonucu Güney Kıbrıs’a konuşlandırılamayan bu füzeler 1998 yılında, bugün Doğu Akdeniz’de stratejik önemi giderek artan Yunanistan’ın Girit Adası’na yerleştirildi. İsrail yıllarca Rus yapımı bu sistemlere saldırı tatbikatlarını Girit’te gerçekleştirdi. İsrail Hava Kuvvetleri, Suriye hava sahasında bugün sağladığı hava hâkimiyetini büyük ölçüde Yunanistan’ın yaptığı bu katkıya borçlu. Girit’teki S-300 füze sistemi Türkiye kamuoyunun gündemine sık sık gelmekle beraber, Yunanistan bununla yetinmedi. 1999 ve 2004 yılında Rusya’dan TOR-M1 ve OSA AKM (SA-8B) orta ve alçak irtifa hava savunma sistemleri satın almak için de anlaşmalar imzaladı. Rus yapımı bu hava savunma sistemleri bugün NATO üyesi Yunanistan’ın hava savunma sistemine entegre edildiği gibi, GKRY topraklarına da &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin Rusya’dan füze sistemi almasının NATO ittifakının güvenliğini sarsacağını iddia edenler (konu Türkiye üzerinde tehdit meydana getirmek olduğunda) bir başka NATO üyesinin Rusya’yla silah ticaretine nasıl göz yummuşlardı? 1995 yılının son günlerinde başlayıp 1996’nın Ocak ayında zirve noktasına ulaşan Ege Denizi’ndeki Kardak krizi, Yunanistan’ın savunma stratejisinde dönüm noktası oldu.</p>
<p>Kardak kayalıklarına sahip çıkma konusunda Türkiye’nin karşısında başarısız olan Yunanistan, ABD’nin Ege Denizi’nde dengeyi sağlamak adına her iki tarafa yaptığı orantılı silah satışının ihtiyaçlarını karşılamadığına karar verdi. Atina’nın ilk adımı 1996 yılında GKRY topraklarına yerleştirilmek üzere S-300 hava savunma sistemi alımı için Rusya ile anlaşma imzalamak oldu.</p>
<p>Türkiye’nin baskıları sonucu Güney Kıbrıs’a konuşlandırılamayan bu füzeler 1998 yılında, bugün Doğu Akdeniz’de stratejik önemi giderek artan Yunanistan’ın Girit Adası’na yerleştirildi. İsrail yıllarca Rus yapımı bu sistemlere saldırı tatbikatlarını Girit’te gerçekleştirdi. İsrail Hava Kuvvetleri, Suriye hava sahasında bugün sağladığı hava hâkimiyetini büyük ölçüde Yunanistan’ın yaptığı bu katkıya borçlu.</p>
<p>Girit’teki S-300 füze sistemi Türkiye kamuoyunun gündemine sık sık gelmekle beraber, Yunanistan bununla yetinmedi. 1999 ve 2004 yılında Rusya’dan TOR-M1 ve OSA AKM (SA-8B) orta ve alçak irtifa hava savunma sistemleri satın almak için de anlaşmalar imzaladı. Rus yapımı bu hava savunma sistemleri bugün NATO üyesi Yunanistan’ın hava savunma sistemine entegre edildiği gibi, GKRY topraklarına da konuşlandırıldı.</p>
<p>Her iki füze sistemi, yine NATO hava güçleri için tehlike arz edecek radar sistemleriyle beraber kullanılıyor. Ancak ne hikmetse 1999 yılından bugüne ABD başta olmak üzere hiçbir NATO ülkesi, Yunanistan’ın Rus yapımı bu hava savunma sistemlerinin NATO için bir tehdit olup olmadığını sorgulamamış, Yunanistan silahlı kuvvetleri mensuplarının silah sistemlerinin kullanımı için Rusya’ya gidip gelmelerini, Rusya silahlı kuvvetleriyle işbirliği içinde olmalarını güvenlik meselesi haline getirmemiştir.</p>
<p>F-35 uçaklarıyla S-400’lerin bir arada kullanılması halinde Amerikan uçaklarının radar izlerinin Rusya tarafından elde edilmesi tehlikesi, herhalde Rus yapımı radarlar Yunan ordusu tarafından kullanıldığında söz konusu olmamaktadır.</p>
<p><strong>MEHMET AYFER KANCI</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/israil-hava-hakimiyetini-yunanistana-borclu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
