<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yugoslavya &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/yugoslavya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 14 May 2020 07:50:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Yugoslavya &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yugoslavya’nın Dağılması ve Parçalanması  Ortadoğu Projesine Model Mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yugoslavyanin-dagilmasi-ve-parcalanmasi-ortadogu-projesine-model-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yugoslavyanin-dagilmasi-ve-parcalanmasi-ortadogu-projesine-model-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Güney Ferhat BATI]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2020 07:29:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkan]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Yugoslavya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14392</guid>

					<description><![CDATA[Balkanlar, klasik deyimle söylersek, Avrupa’nın ‘’Barut Fıçısı’’ olmuştur. Kıta Avrupa’sının büyük devletleri arasında yıllardır süre gelen uyuşmazlıkların önemli bir kısmı bu bölgede patlamıştır. Böylece, bu süreçlerin getirdiği kargaşa ortamı bölgenin siyasal tarih açısından başlıca özelliğini oluşturmuş ve Avrupa’nın büyük devletleri arasında ki çıkar çatışmalarına sahne olmuştur. Bölgeyi bu durum nedenleri içerisinde değerlendirecek birçok faktör etkili olmakla birlikte iki ana eksen içinde şöyle açıklama yapabiliriz; Balkan devletleri arasında ortak bir anlayışın ve birliğin kurulamaması; bölgenin büyük devletler açısından stratejik önem atfetmesidir. Balkan ülkelerine bakıldığında yabancı güçlere karşı ortak bir savunma amacı stratejisi kurabilmek bir yana, küçük bir bölgeye sıkışmış bir sorunlar yumağı içerisinde bile aralarında belli temel konularda uzlaşamamışlar ve ortak payda da buluşamamışlardır. Balkan milletleri irdelediğinde, aralarında temas azlığı bağlamında ortak bir anlayış geliştirebilmenin zorluğu ve bununla birlikte istilacı devletlere toplu olarak bir direnme güçlerinin kalmadığı görülmektedir. Bu irdelenmenin sonucu olarak Balkanlar, radikal milliyetçi söylemlere ve çatışmalara açık bir konuma gelmiştir. Bu doğrultuda, Yugoslavya bir nevi ‘laboratuar’dır,&#160; bu devletin/ülkenin dağılması iyice analiz edilmelidir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Yugoslavya, büyük güçlerin (özellikle soğuk savaşta) her zaman bilek güreşi yeri olmuştur. Ve küresel aktörlerin siyasi, ekonomik ve askeri alanlarında ki çarpışma sahası olagelmiştir. Yugoslavya’nın dağılması için zemin hazırlayanlar ve parçalanması ile &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Balkanlar, klasik deyimle söylersek, Avrupa’nın ‘’Barut Fıçısı’’ olmuştur. Kıta Avrupa’sının büyük devletleri arasında yıllardır süre gelen uyuşmazlıkların önemli bir kısmı bu bölgede patlamıştır. Böylece, bu süreçlerin getirdiği kargaşa ortamı bölgenin siyasal tarih açısından başlıca özelliğini oluşturmuş ve Avrupa’nın büyük devletleri arasında ki çıkar çatışmalarına sahne olmuştur. Bölgeyi bu durum nedenleri içerisinde değerlendirecek birçok faktör etkili olmakla birlikte iki ana eksen içinde şöyle açıklama yapabiliriz; Balkan devletleri arasında ortak bir anlayışın ve birliğin kurulamaması; bölgenin büyük devletler açısından stratejik önem atfetmesidir.</p>



<p>Balkan ülkelerine bakıldığında yabancı güçlere karşı ortak bir savunma amacı stratejisi kurabilmek bir yana, küçük bir bölgeye sıkışmış bir sorunlar yumağı içerisinde bile aralarında belli temel konularda uzlaşamamışlar ve ortak payda da buluşamamışlardır. Balkan milletleri irdelediğinde, aralarında temas azlığı bağlamında ortak bir anlayış geliştirebilmenin zorluğu ve bununla birlikte istilacı devletlere toplu olarak bir direnme güçlerinin kalmadığı görülmektedir. Bu irdelenmenin sonucu olarak Balkanlar, radikal milliyetçi söylemlere ve çatışmalara açık bir konuma gelmiştir. Bu doğrultuda, Yugoslavya bir nevi ‘laboratuar’dır,&nbsp; bu devletin/ülkenin dağılması iyice analiz edilmelidir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Yugoslavya, büyük güçlerin (özellikle soğuk savaşta) her zaman bilek güreşi yeri olmuştur. Ve küresel aktörlerin siyasi, ekonomik ve askeri alanlarında ki çarpışma sahası olagelmiştir.</p>



<p>Yugoslavya’nın dağılması için zemin hazırlayanlar ve parçalanması ile amaçlarına ulaşanlar aynı aktörlerdir. Ve günümüzde ise bu aktörlerin amaçları aynı olmakla birlikte sadece işlevleri değişken olabilir. Aslında ‘’Böl-Parçala-Yönet’ siyasetinin tezahürü Yugoslavya’da uygulandı. Keza Yugoslavya örneği birçok konuda farklı coğrafyalarda emellerine ulaşmak adına jeopolitik savaşın ve rekabetin modeli olacaktı ve oldu bile. Ve böylelikle Balkan coğrafyasının en büyük toprak parçası olan Yugoslavya ekonomik, siyasi ve etnik-ideolojik çekişmeler ile tarihin tozlu sayfalarına girecekti. Tabii ki Yugoslavya’nın dağılması ile ne yazık ki her şey bitmedi. Özellikle 1990’lar ile 2000’lerde yaklaşık 20 yıl süren kanlı bir süreç sonunda Yugoslavya yedi ayrı ülkeye bölünecekti; Slovenya, Hırvatistan, Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ ve Kosova olmak üzere ‘devlet’çikler oluştu. Hala da sıcak çatışma olmamasına rağmen, yukarıda değindiğim gibi ‘Barut Fıçısı’ özelliği ile birçok sorunsal devam etmektedir. Nihayetinde, Balkanlarda Yugoslavya modeline baktığımızda günümüzde gördüklerimiz şunlardan ibaret: Ortadoğu’da Irak, Suriye ve Yemen; Kuzey Afrika’da Sudan ve Libya’da gerçekleştirilen ‘gizli ajanda’ların projesi!</p>



<p>Küresel aktörlerin geçmişte uygulamaya koydukları modeli Ortadoğu’da devamlılık üzerine kurguladıkları apaçık ortada zaten. Önce Irak’ın Birinci Körfez Savaşı ile sonradan İkinci Körfez Savaşıyla işgal edilmesi ve adına da ‘’Özgürleştirme Operasyonu!’’ konulması. Bu operasyonun ismini duyunca aklıma Yugoslavya savaşında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Richard Holbrooke ait şu sözleri gelir: <em>“Yugoslavya krizi NATO tarafından ele alınmalıydı. NATO Atlantik kuru­luşlarının en ağırlık taşıyanıydı, ABD de orada kilit üyeydi. Savaşı önleme­nin en iyi yolu, Yugoslavlara açık seçik bir uyarıda bulunmak, ülkelerin­deki etnik gerilimle ilgili olarak kuvvet kullanacak taraflara karşı NATO hava gücünün kullanılacağını belirtmek olurdu”</em>. Ayrıca, R. Holbrooke ait ‘’Bir Savaşı Bitirmek’’ adlı eserini kişisel kütüphanenizde bulundurmanızı tavsiye ederim. &nbsp;</p>



<p>Yüzyıllar geldi ve geçti, ancak işgal için ‘algı’ dünyası yaratmayı beceren küresel aktörler realitesi bir bitmedi dünyamızdan. Her nedense binlerce masum insan katledildikten sonra Balkanlara ve Yugoslavya’ya ‘’Özgürlük’’ getirilmişti o zamanlarda da! Ve günümüzdeki Ortadoğu’da ise Irak parçalı bir vaziyette, siyasi ve ekonomik istikrar yok. Yemen zaten dünyanın gözleri önünde kaderine terk edildi acılarla ve açlıklarla birlikte. Gelgelelim Suriye’de ise ne bir devlet ne de bir toprak parçası kavramı kalmadı. Cemal Abdünnasır’ın (Mısır Devlet Başkanı) ölümünden sonra, Hafız Esad bir darbe ile Suriye’nin başına gelmişti ve Arap liderliğini ele geçirmişti. Günümüzde baba Esad yaşamış olsaydı, evladı olan Beşşar Esed’e beceriksiz devlet yönetimi yüzünden neler söylerdi bilinmez. Ve lakin Beşşar’ın küresel aktörlerin piyonu olması ve babasından kalan Arap liderliği mirasını yok etmesi hezeyan dolu. Ortadoğu jeopolitiğinde yeni bir ‘’Yugoslavyalılaşma’’ sürecini başlatanlar, Baas rejimine kökleri bağlı Irak ve Suriye gibi devletleri dağıtarak emellerine ulaştıkları görülmektedir. Sonuç olarak, ‘’müesses nizam’’ dün Balkanlar’da ne yaptıysa, günümüzde Ortadoğu’da ve diğer coğrafyalarda aynısını uygulamaya devam etmektedir. Yugoslavya’da yaşanan acılar ve soykırım bugün Suriye’de ve Yemen’de yaşanmaktadır. Küresel aktörler ve uzantıları olan Uluslararası Kurumlar (Örgütler) Ortadoğu’daki vahşete gözlerini kapatarak seyirci kalsa da, Bosna’da ve Kosova’da yaşananlar gibi tarih önünde mutlaka bir gün yargılanacaklar. Sırada kimler var dersek öngörülerim ışığında söylüyorum ve umarım yanılırım; Suudi Arabistan gibi geniş toprak parçasının üç parçaya bölünmesi/parçalanması/yönetilmesidir. Velev ki aynı Beşşar örneğindeki gibi Suudların beceriksiz ve piyon olan bir veliaht prensinin (MbS) olduğunu belirtmeliyiz. Ayrıca, Ürdün topraklarının işgali içinde zemin yoklandığını söylemek gerekir. ‘Ürdün Vadisi’ni ilhak isteği malum devlet onun hamisi olan devlet tarafından da uygun görülüyor zaten. Ezcümle; Balkanlar’da Yugoslavya’nın dağılması ve parçalanmasının Ortadoğu’ya model olarak sirayet ettiği aşikârdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yugoslavyanin-dagilmasi-ve-parcalanmasi-ortadogu-projesine-model-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balkanlarda (Eski) Yugoslavya’nın ‘Yalnız’laşan Ülkesi: Kosova</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/balkanlarda-eski-yugoslavyanin-yalnizlasan-ulkesi-kosova/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/balkanlarda-eski-yugoslavyanin-yalnizlasan-ulkesi-kosova/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Güney Ferhat Batı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2019 13:16:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kosova]]></category>
		<category><![CDATA[Yugoslavya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12325</guid>

					<description><![CDATA[Kosova kimin olabilir? Arnavutlara göre bir Arnavut ülkesi, Türklere göre ise Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ve Sırplara göre de Sırbistan’dır. Bir realite var ki o da şudur: “KOSOVA KOSOVALILARINDIR!” Balkanlar tarih boyunca dünyanın en hareketli coğrafyalarından birisi olmuştur. Bölgede niceliksel olarak (devlet-cik) küçük ve farklı ulusların çokluğu ile dinsel ve kültürel ayrışmaların keskinliği sonucu çatışmalarda yoğun olmuştur. Bu farklılıklar Balkan uluslarını sürekli bir mücadele içine çekerek çatışma ortamı meydana getirmiştir. Bu çatışmalar, kaosun hiçbir dönem eksik olmadığı Balkanlardır. Jeopolitik konumu, karmaşık (kozmopolit) etnik yapısı ve küresel güçlerin çekişmelerine sahne olmasından kaynaklanan özellikleri sebebiyle her daim büyük bir öneme haiz olmuştur. Balkanlar, Soğuk Savaş dönemi boyunca Doğu ile Batı arasında bir tampon bölge niteliği kazanmıştır. Bu bağlamada devamlı olarak dengelerin bozulup yenilerinin kurulduğu bir yer olmuştur. Soğuk Savaş dönemi sonrasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin (SSCB) parçalanarak/dağılması Orta Asya ve Kafkasya gibi stratejik konumlarda güç boşluğu oluşmasına nasıl sebep oldu ise, hakeza Balkanlarda Yugoslavya’nın parçalanması/dağılması aynı şekilde belirgin bir güç boşluğu doğurdu. Yugoslavya’nın kurucusu ve efsanevi lideri Josip Broz Tito’nun 1981’de ölümü ile ülkenin mayasını da ortadan kaldırmıştır. Tito, dengeli ve çatışmaya meydan vermeyen bir yönetim uygulayarak Yugoslavya’yı bir arada tutmayı başarmış idi. Tito’nun şu cümlesi manidardı: “Ben Yugoslavya’yı nefesimle bir altın küre &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><strong>Kosova kimin olabilir? Arnavutlara göre bir Arnavut ülkesi, Türklere göre ise Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ve Sırplara göre de Sırbistan’dır. Bir realite var ki o da şudur: “KOSOVA KOSOVALILARINDIR!”</strong></p>
<p class="p1">Balkanlar tarih boyunca dünyanın en hareketli coğrafyalarından birisi olmuştur. Bölgede niceliksel olarak (devlet-cik) küçük ve farklı ulusların çokluğu ile dinsel ve kültürel ayrışmaların keskinliği sonucu çatışmalarda yoğun olmuştur. Bu farklılıklar Balkan uluslarını sürekli bir mücadele içine çekerek çatışma ortamı meydana getirmiştir. Bu çatışmalar, kaosun hiçbir dönem eksik olmadığı Balkanlardır. Jeopolitik konumu, karmaşık (kozmopolit) etnik yapısı ve küresel güçlerin çekişmelerine sahne olmasından kaynaklanan özellikleri sebebiyle her daim büyük bir öneme haiz olmuştur. Balkanlar, Soğuk Savaş dönemi boyunca Doğu ile Batı arasında bir tampon bölge niteliği kazanmıştır. Bu bağlamada devamlı olarak dengelerin bozulup yenilerinin kurulduğu bir yer olmuştur.</p>
<p class="p1"><span class="s1">Soğuk Savaş dönemi sonrasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin (SSCB) parçalanarak/dağılması Orta Asya ve Kafkasya gibi stratejik konumlarda güç boşluğu oluşmasına nasıl sebep oldu ise, hakeza Balkanlarda Yugoslavya’nın parçalanması/dağılması aynı şekilde belirgin bir güç boşluğu doğurdu. Yugoslavya’nın kurucusu ve efsanevi lideri Josip Broz Tito’nun 1981’de ölümü ile ülkenin mayasını da ortadan kaldırmıştır. Tito, dengeli ve çatışmaya meydan vermeyen bir yönetim uygulayarak Yugoslavya’yı bir arada tutmayı başarmış idi. Tito’nun şu cümlesi manidardı: “Ben Yugoslavya’yı nefesimle bir altın küre gibi taşıyorum. Bu nefes kesildiği zaman bu altın küre düşecek ve kırılacak.”</span></p>
<p class="p1">Ve öyle de oldu; daha sonraları Yugoslavya’nın ortak yönetimi sırasında yaşanan sıkıntıların aşılamaması beraberinde ülkenin parçalanarak dağılma sürecine neden olmuştur. Bu bağlamda Balkanlar’ın ve eski Yugoslavya’nın parçalanarak/dağılmasının tezahürü olarak yıllar sonra bağımsızlığını kazanan Kosova değerlendirilerek analiz edilecektir. Kosova, tarih boyunca farklı imparatorlukların ve 1389’dan sonra Osmanlı Devle­ti’nin egemenliği altında kalmış, coğrafi konumu itibarıyla önemli bir ülkedir. Os­manlı’dan sonra 1912’den itibaren Sırp-Hırvat-Sloven krallığı egemenliğine geçen Kosova, Sırp milliyetçiliğinin mitlerinin yoğunlaştığı ülkedir. Nüfusunun çoğunluğunu Arnavutların oluşturduğu Kosova, 1944’ten sonra Tito döneminde eski Yugoslavya’nın iki özerk bölgesinden biri olmuştur. Kosova Arnavutları, 1960’ların sonundan beri kendilerine Federe Cumhuriyet statüsü veril­mesi talep etmelerine rağmen, 1974’te yapılan bir anayasal düzenlemeyle Kosova ve Voyvodina’ya genişletilmiş özerklik verilmiştir. Ancak yeni düzenleme Arnavutların taleplerini karşılamadığı için, Kosova meselesi 90’lı yıllara kadar gündemdeki sıcak­lığını korumaya devam etmiştir. 1990’ların başında Yugoslavya çözülme sürecine girdiğinde Kosova Arnavutları, federasyon içinde yükselen Sırp milliyetçiliği sebe­biyle tedirgin olmaya başlamıştır. Öte yandan, diğer Yugoslav ülkelerin federasyon­dan ayrılması da Arnavutlara yönelen Sırp baskısının artmasına neden olmuştur.</p>
<p class="p1">1980 yılında Tito’nun ölümünün ardından yük­selen Sırp milliyetçiliği, Kosovalı Arnavutların bağımsızlık fikrinin daha güçlü bir şekilde dile getirilmesine sebep olmuştur. Kosova’daki gelişmelerin kaderini etkileyen ve belki de momentum olarak değerlendirilebilecek olay, Miloşeviç’in 1989’da Kosova Ovası’nda Kosova Savaşı’nın 600. yıldönümünde yaptığı milliyet­çi tonu yüksek ve Yugoslavya’nın içindeki bütün ulusları korkutan konuşmasıdır. Miloşeviç, Kosova’nın özerkliğini kaldırarak bu korkuların artmasına ve Kosovalı Arnavutların bağımsızlık dışında herhangi bir alternatif düşünmemesine neden olmuştur. 1991-1995 arası Bosna-Hersek’te yaşanan etnik soykırım, endişe duyan Kosovalılara bağımsızlıktan başka bir seçenek bırakmamıştır. 1998’de Kosovalıları göçe zorlayıp bu sefer farklı bir etnik temizlik yöntemi uygulayan Sırpların bu tavırları Bosna-Hersek’te geç kalan uluslararası aktörleri harekete geçirmiş ve Kosova’nın bağımsızlığına kadar gidecek sancılı süreç başla­mıştır. 1999 baharında (Kuzey Atlantik Savunma Paktı) NATO’nun Sırbistan ve Kosova’daki Sırp ordusuna düzen­lediği operasyon ile Sırpların Kosova’dan çekilmesini sağlamış ve bölge BM’nin denetimi altına alınmıştır. Yugoslavya’nın dağılmasından itibaren geçen sürede Kosova sorunu ne uluslararasılaştırılabilmiş ne de çözüm­lenmiştir. NATO, 24 Mart’ta “Müttefik Güç Harekâtı” ismini verdiği operasyonla Belgrad ve Kosova’daki Sırp askeri merkezleri bombalamıştır. 10 Ha­ziran 1999’a kadar 77 gün süren NATO’nun hava operasyonu, Sırpların çekilmeyi kabul etmesi ve NATO’nun “Kosovo Force” isimli kara ordusunun (KFOR) Koso­va’ya girme emri alması üzerine sona ermiştir. İki gün sonra II. Dünya Savaşı’n­dan bu yana Avrupa’da gerçekleştirilen en geniş çaplı bir kara harekâtıyla NATO birlikleri 12 Haziran’da Kosova’ya girmiş ve Kosova’daki çatışmalar sona ermiştir.</p>
<p class="p1"><span class="s1">NATO’nun Sırbistan’a müdahale etmesinin ardından, Sırplar Kosova’dan çekilmek zorunda kalmış­tır. Bunun ardından da Kosova’ya giren NATO askeri, KFOR ismiyle güvenliği sağladıktan sonra Kosova, UNMİK denilen BM’nin geçici idaresine geçmiş, son­rasında ise AB de bu idarenin bir bölümüne dâhil edilmiştir. Bu süreçten sonra Kosova’nın bağımsızlık süreci fiilen başlamıştır. Ancak 2000’den itibaren Sırplarla yürütülen müzakerelerde herhangi bir mesafe kat edilememesi sonucunda, Ko­sova Sırpların uzlaşmaz tavırlarına kızan uluslararası toplumun desteğini alıp ba­ğımsızlığını ilan etmesinin yolunu açmıştır. Kosova, 17 Şubat 2008’de bağımsız­lığını ilan etmiştir. Bağımsızlığını ilk tanıyan ülkeler Türkiye, ABD ve Arnavutluk olmuştur. Daha sonra BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyelerinden İngiltere ve Fransa da Kosova’nın bağımsızlığını tanırken, IMF ve Dünya Bankası gibi ulus­lararası kurumlara bağımsız bir ülke olarak katılmıştır. Ancak Kosova’nın bağım­sızlığı –halen- Çin ve Rusya’nın vetosuna takılmaktadır. </span></p>
<p class="p1">Kosova, bağımsızlığının ardından bir taraftan uluslararası meşruiyetini arttırmaya yönelik hamleler yapmakla be­raber, diğer yandan ülke içinde yoğun bir reform sürecine girişmiştir. Kosova’nın devlet olma yolunda attığı adımlar arasında şüphesiz ekonomik reformların çok büyük önemi vardır. Dışarıya açık ve serbest piyasa ekonomisi modeline geçiş ya­pan Kosova’da yeni bir devlet olmanın getirdiği yapısal sorunlar ülke ekonomisi­nin olumsuz etkilenmesine sebep olmaktadır. Bunun yanı sıra, bu süreçte siyasi ve idari kuruluşların kurulma süreçleri de bu reformlara paralel bir şekilde gerçek­leşmektedir. Kosova’nın kurumlarını yapılandırma sürecinde hedeflenen kurumsal standart­lara ulaşması için en önemli motivasyon AB ile 15 Ekim 2012’de imzaladığı ‘Or­taklık Anlaşması Müzakerelerinin Başlangıcı için Teknik Kriterler’ anlaşmasıdır. Buna göre, Kosova hem kurumsal gereklilikleri yerine getirmek durumundadır hem de AB’nin talep ettiği demokratikleşme ve özgürlükler alanındaki kriterleri sağlamalıdır. Devletleşme yolunda hızla ilerleyen Kosova’nın AB standartlarına erişme hedefine katkı sağla­ması umulmaktadır.</p>
<p class="p1"><span class="s1">Serbest piyasa ekonomisine geçiş sürecinde olan Kosova ekonomisi, bağımsız­lığından itibaren yadsınamayacak derecede gelişme gösterse de, henüz makro­ekonomik istikrarı yakalayamamıştır. Bunun en önemli nedenleri arasında ha­len uluslararası yardımlara bağımlı olması ve diasporadan gelen dövize ihtiyaç duymasıdır. Bunun yanı sıra Kosova ekonomisi dışarıya açık olmakla birlikte, iç üretim imkânlarını geliştirememesi nedeni ile ticaret açığı vahim boyutlardadır. Kosova’nın ekonomisi de yaşadığı gerilimler ve savaşlar ile uluslararası arena­daki siyasi durumundan birinci derecede etkilenmiştir. 90’lı yıllarda zaten Yugoslavya’nın ekonomik anlamda durumu en kötü bölgesi olan Kosova’nın ekonomik durumu savaşlar sonucu iyice kötüleşmiştir. 1999 yılından itibaren savaş sonrası yeniden yapılanma hamlesi ve dış yardımlar sonucu toparlanan Kosova ekonomi­si şu an görece daha iyi bir konumda olsa da, ülkedeki tüm kurumların oluşum evresinde olması ülke ekonomisinin kalkınmasını yavaşlatmaktadır. </span></p>
<p class="p1">Kosova ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler 1999’da Kosova’daki savaştan sonra güçlenmeye başlamıştır. AB Kosova’nın kurumsallaşma ve devletleşme sürecini yakından takip ederken, 2008’deki bağımsızlık sürecine de destek vermiştir. Ancak AB üyesi 5 ülkenin Kosova’nın bağımsızlığını tanımaması da bu desteğin sınırlı kalmasına neden olmaktadır. Doğal olarak bu durum Kosova’nın AB üyelik hedefi­ni olumsuz etkilemiştir. İlk etapta AB, Kosova’nın yeniden yapılanma ve ekonomik kalkınma süreçlerine destek olmakla yetinmiştir. Kosova bağımsızlığını ilan edene kadar Avrupa Parlamentosu ve Kosova Parlamentosu arasında üç gayri resmî top­lantı (2002, 2004 ve 2005) yapılmıştır. Ortaklık Antlaşması’nın bir parçası olarak 2004’te Avrupa Konseyi ilk kez Kosova’nın Avrupa ile ortaklığını kabul etmiştir. 2008’de AB, Kosova’da hukukun üstünlüğünü sağlamak için AB Heyeti kurulmasına karar vermiştir. 2009’da Avrupa Konseyi Kosova ile vize serbestisi sürecinin başlatılmasını ve aynı zamanda Kosova ile AB arasında ticaret anlaşması için müzakerelerin başlamasını önermiştir.</p>
<p class="p1">Sonuç olarak, Balkanlar bir barut fıçısıdır! Bu barut fıçısının alevlenmesi Yugoslavya’nın parçalanarak-dağılması ile tezahür etmiştir. Balkan jeopolitiği yeryüzünün en karmaşık ırk, dil ve din farklılıklarının bulunduğu yerdir. Bu nedenledir ki Yugoslavya’nın dağılması ile birden çok ‘devlet-cik’ meydana geldi/geliyor. Bu ‘devlet-cik’ler içerisinde bağımsızlığını en son kazanan (2008) Kosova olmuştur. Kosova, uzun yıllar Sırbistan’ın boyunduruğunda yaşamak zorunda kaldı; bu yetmezmiş gibi birde katliama maruz kaldı. Bugünün ve geleceğin Kosova’sı ise AB (Avrupa Birliği) yolunda kendinden emin adımlarla ilerliyor. Hakeza aynı şekilde ‘Uluslararası Siyasi-Askeri-Ekonomik ve Sosyo-Kültürel Örgütler’ tarafından meşru tanınırlığı için de çaba gösteriyor.</p>
<p class="p1">Kosova meselesinde, ilk kez otonom bir bölge, çoğunluğu belirleyen Arnavutların bağımsızlık isteği silahlı bir örgüt tarafından yürütülen savaş ve Batı’nın Kosova’nın bağımsızlık isteğine destek vermesi sonucunda bağımsızlığını duyurmuştur. Bu perspektiften bakıldığında Kosova’nın bağımsızlığı milattır. Tito’nun bir konuşmasında ki ‘’Ben iki alfabesi, üç dili, dört dini, beş milliyeti altı cumhuriyeti, yedi komşusu olan sekiz etnik azınlığın yaşadığı bir ülkenin lideriyim’’ cümlesi ise Yugoslavya’da aslında durumun ne kadar karmaşık ve vahamet içerisinde olduğunu gösteriyor idi. Ez cümle; Kosova kimin olabilir? Arnavutlara göre bir Arnavut ülkesi, Türklere göre ise Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ve Sırplara göre de Sırbistan’dır. Bir realite var ki o da şudur: ‘’ KOSOVA KOSOVALILARINDIR!’’ Ve İvo Andriç (Nobel Edebiyat Ödülü Sahibi), ünlü eseri ‘Drina Köprüsü’nde şöyle seslenir: Balkanlar’da insanları dinlerine ve dillerine göre ayırmak ahmaklıktır, Balkanlar’da insanları nehirler ve yollar ayırabilir ancak.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/balkanlarda-eski-yugoslavyanin-yalnizlasan-ulkesi-kosova/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
