<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yerel Seçimler &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/yerel-secimler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 01 Sep 2019 13:37:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Yerel Seçimler &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>A&#038;G Araştırma Genel Müdürü Adil Gür: “AK Parti Değişime Direnirse Rüzgâr Daha da Şiddetlenebilir”</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ag-arastirma-genel-muduru-adil-gur-ak-parti-degisime-direnirse-ruzgar-daha-da-siddetlenebilir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ag-arastirma-genel-muduru-adil-gur-ak-parti-degisime-direnirse-ruzgar-daha-da-siddetlenebilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aynur Bayram]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:34:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[27 Haziran]]></category>
		<category><![CDATA[31 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Adil Gür]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Değişim]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11630</guid>

					<description><![CDATA[23 Haziran İstanbul seçimi geride kaldı. Millet İttifakı’nın adayı Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. Peki, İstanbul seçimini nasıl yaptı? 31 Mart seçimlerinden sonra ne değişti? Bundan sonraki siyasi tablo nasıl şekillenecek? İsabetli kamuoyu araştırmalarıyla tanınan A&#38;G Araştırma Şirketi Genel Müdürü Adil Gür, Yörünge dergisine önemli açıklamalarda bulundu. AK Parti’nin İstanbul’da Kaybetmesinin 5 Nedeni AK Parti’ye İstanbul’u kaybettiren nedenleri sıralasanız, ilk beş maddeniz ne olurdu? Birincisi, mağduriyet. 6 Mayıs’ta Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) İstanbul seçimlerini yenileme kararı alması kamuoyunda, Ekrem İmamoğlu lehine mağduriyet duygusu yarattı. Bu mağduriyet duygusunun etkisi ilk günlerde daha fazlaydı. Neredeyse yüzde 10’ların üzerinde fark vardı iki aday arasında. Ama geçen süre içerisinde mağduriyet etkisi biraz azaldı. İkincisi, seçimin son iki-üç gününde araştırmalara dayanarak söylüyorum; Abdullah Öcalan ve kardeşinin açıklamaları. Özellikle İstanbul’da yaşayan milliyetçi seçmenin bir bölümünün son anda kararını değiştirmesine neden oldu. Çünkü AK Parti’nin gerek 23 Haziran, gerek 31 Mart seçimlerinde en önemli argümanı beka vurgusuydu. Beka vurgusu doğruydu, yanlıştı başka bir tartışma konusu. Ama ülkenin bekası vurgusu, ülkede yaşanan özellikle ekonomide yaşanan onca olumsuz gelişmeye rağmen seçmeni bir arada tutmaya, özellikle Cumhur İttifakı seçmenini konsolide etmeye yarayan önemli argümandı. Öcalanların 23 Haziran seçimlerine müdahil olması beka algısına zara verdi. Beka meselesi 31 Mart’tan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><i>23 Haziran İstanbul seçimi geride kaldı. Millet İttifakı’nın adayı Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. Peki, İstanbul seçimini nasıl yaptı? 31 Mart seçimlerinden sonra ne değişti? Bundan sonraki siyasi tablo nasıl şekillenecek? İsabetli kamuoyu araştırmalarıyla tanınan A&amp;G Araştırma Şirketi Genel Müdürü Adil Gür, Yörünge dergisine önemli açıklamalarda bulundu.</i></span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>AK Parti’nin İstanbul’da Kaybetmesinin 5 Nedeni</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>AK Parti’ye İstanbul’u kaybettiren nedenleri sıralasanız, ilk beş maddeniz ne olurdu? </i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Birincisi, mağduriyet. 6 Mayıs’ta Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) İstanbul seçimlerini yenileme kararı alması kamuoyunda, Ekrem İmamoğlu lehine mağduriyet duygusu yarattı. Bu mağduriyet duygusunun etkisi ilk günlerde daha fazlaydı. Neredeyse yüzde 10’ların üzerinde fark vardı iki aday arasında. Ama geçen süre içerisinde mağduriyet etkisi biraz azaldı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İkincisi, seçimin son iki-üç gününde araştırmalara dayanarak söylüyorum; Abdullah Öcalan ve kardeşinin açıklamaları. Özellikle İstanbul’da yaşayan milliyetçi seçmenin bir bölümünün son anda kararını değiştirmesine neden oldu. Çünkü AK Parti’nin gerek 23 Haziran, gerek 31 Mart seçimlerinde en önemli argümanı beka vurgusuydu. Beka vurgusu doğruydu, yanlıştı başka bir tartışma konusu. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ama ülkenin bekası vurgusu, ülkede yaşanan özellikle ekonomide yaşanan onca olumsuz gelişmeye rağmen seçmeni bir arada tutmaya, özellikle Cumhur İttifakı seçmenini konsolide etmeye yarayan önemli argümandı. Öcalanların 23 Haziran seçimlerine müdahil olması beka algısına zara verdi. Beka meselesi 31 Mart’tan sonra<span class="Apple-converted-space">  </span>çok da vurgulanmadı o nedenle ikinci sıraya beka ve Öcalan’ın mektubunu koyuyorum. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Üçüncüsü, seçime katılım oranının artması. 31 Mart’tan sonraki süreçte bayram tatili ve üniversite sınavları bittikten sonra İstanbullu seçmenlerin bir bölümü İstanbul dışına çıktı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bayramda gidenlerin bir bölümü döndü, bir bölümü dönmedi. Seçim zamanı geldiler, gelmediler tartışması çok yapıldı. 23 Haziran seçim sonuçlarına baktığımızda Kadıköy’de, Bakırköy’de, Beşiktaş’ta, Avcılar’da, Maltepe’de Millet İttifakı seçmenlerinin yoğun olarak yaşadığı yerlerde katılım 31 Mart’a göre ciddi oranda arttı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Örneğin; Kadıköy’de bu artış yaklaşık 5 puan oldu. Buna rağmen AK Parti seçmeninin yoğun olarak yaşadığı yerlerde ise katılımda çok fazla değişim olmadı, bazı ilçelerde düşüşler görüldü. O nedenle bu katılım, Ekrem İmamoğlu lehine oldu. Katılımın artmasındaki en önemli nedenlerden bir tanesi de Ekrem İmamoğlu’na oy verecek seçmenin motivasyonu ve sandığa gitme arzusu çok daha yüksekti. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Diğer bir etken, her seçimde olduğu gibi ekonomi. 31 Mart’ta da ekonomi elbette önemli etkenlerden bir tanesiydi ama 31 Mart’tan 23 Haziran’a geçen süre içerisinde yaklaşık 3 aylık süre var. Her ne kadar yaz geldi, sebze meyve ucuzladı, doğalgaz masrafı olmamaya başladı. Çocukların okulu tatil oldu desek de gün geçtikçe insanlar ekonomik krizin etkilerini daha fazla hissetmeye başladı. Kuvvetle muhtemeldir ki 31 Mart’la 23 Haziran arasında istihdam artmamış, işsiz sayısı artmıştır. Bu nedenle de ekonomiyi saymak lazım. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ondan sonra söylemler. Özellikle Pontus söylemi, Karadenizli seçmen üzerinde çok olumsuz etki yarattı. Araştırmalarda bunu görmek mümkün. İstanbul’da Karadenizlilerin en yoğun yaşadığı ilçelerden bir tanesi, AK Parti’nin kalelerinden biri olan Beykoz. Beykoz’da İmamoğlu birinci oldu. Bu Pontus söylemi de zarar verdi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İmamoğlu pozitif bir kampanya yürüttü. AK Parti’nin ve Cumhur İttifakı’nın kampanyası ona göre pozitif değildi. Dünyanın her yerinde pozitif kampanyalar daha etkili olur. Onlarca neden sayabiliriz. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) örgütleri, teşkilatları, AK Parti’den daha iyi çalıştı. Sokakta daha fazla görüldüler. İmamoğlu ilçelerde yoğun bir şekilde mitingler yaptı. Vesaire&#8230; Ama en önemli üç neden; bir mağduriyet, iki beka ve Öcalan meselesi ve seçime katılım. Üçünün çok önemli olduğunu düşünüyorum.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Sadece Olumsuzluklara Bağlarsak Haksızlık Etmiş Oluruz” </b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>31 Mart sonrasında çok sayıda seçmen neden tercihini değiştirdi? </i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Seçmen dedi ki; “Bu arkadaş seçimi kazandı, mazbatasını elinden aldılar. Seçim benim için bitti. Kararımı verdim.” Seçmen, İmamoğlu’nun mazbatasının geri alınmasından çok rahatsız oldu. Seçmenle inatlaşılmıyor, inatlaştığınız zaman seçmen ters tepki gösteriyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Çok neden var aslında. İmamoğlu’nun 17-18 günlük başkanlık dönemimde su ucuzladı, ulaşım öğrenciler için ucuzladı. Bir yandan dediğim gibi İstanbul’da yaşayan insanlar içerisinde 31 Mart’tan bu yana acaba kaç kişi işini kaybetti bilmiyoruz. Her ne kadar döviz fiyatları aşağıda gibi görülse de firmaların işçi çıkartmaya devam ettiğini görüyoruz. Ekonomi etkili oldu. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Öte yandan İmamoğlu’nun kazanmasını sadece olumsuzluklara bağlarsak İmamoğlu’na haksızlık etmiş oluruz. Sadece olumsuzlukları saymamak lazım. İşin başka bir boyutu var: Sayın Ekrem İmamoğlu’nun kampanyası pozitifti. İkincisi, seçmene göre oy verilebilir bir adaydı. Yani klasik CHP söyleminin dışına çıkan, toplumun her kesimindeki insanı kucaklamaya hazır olduğunu dile getiren, profili, yapısı, geçmişi olarak buna hitap eden bir adaydı. Güvenilebilir bir adaydı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">İmamoğlu çok iyi bir kampanya yönetti. Toplumu kucaklamaya hazırdı. Milliyetçilerden de muhafazakârlardan da HDP’lilerden de oy aldı. Herkesten oy alabildi. Dolayısıyla burada Sayın Ekrem İmamoğlu’nun kişisel özelliklerini ve seçim kampanyasındaki enerjisinin başarısını unutmamak lazım. </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“MHP’lilerin Ne Kadar Dahli Varsa AK Partililerin de O Kadar Dahli Var”</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>AK Parti, Binali Yıldırım yerine başka bir ismi aday gösterseydi sonuç değişir miydi? </i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Binali Yıldırım AK Parti’nin gösterebileceği en doğru adaydı. Çünkü Binali Yıldırım’ın geçmişi başarılarla dolu. Futboldan örnek vermek gerekirse Ronaldo, Messi idi yani. İstanbul bir Türkiye mozaiği. İstanbul’un en önemli problemi ulaşım. Adam köprülerin, yolların kralı. Aslında biz adayları, projeleri konuştuk ama bir iki puandan fazla değil. İnsanlar konjonktüre ve gündelik yaşamına bakarak karar verdi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kamuoyunda yanlış bir algılama var. Sayın Ekrem İmamoğlu’nun başarısı büyük bir başarı. Hakkı teslim etmek lazım ama “9 puan fark var. 800 bin fark var” söylemleri doğru değil. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sayın Binali Yıldırım bir önceki seçime göre 220 bin eksik oy almış veya rakamsal olarak baktığımızda iki tane aday yarıştığı için bir adayın lehine 4,5 puanlık bir gelişme öbür adayın aleyhine 9 puanlık bir durum yaratıyor. Yani yer değiştiren 9 puan değil. Yer değiştiren 4,5 puan aslında. Bu rakam küçük bir rakam mı? Hayır, küçük bir rakam değil. 400-500 bin seçmen yer değiştirmiş anlamına geliyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Öcalan’ın mektubunu sert yorumlamaması seçmende olumsuz bir etki mi meydana getirdi, yani bu strateji yanlış mıydı? </i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hayır. Devlet Bahçeli bu süreçte üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Devlet Bey’e daha fazlasını söylemek haksızlık olur. Devlet Bahçeli, Öcalan’ın mektubuna sert bir tepki gösterseydi oy kaybı çok daha fazla olurdu. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“İstanbul’da milliyetçi seçmenleri oy vermedi” demek yanlış olur. Milliyetçi seçmenler sadece MHP’de değil. Yani AK Parti içerisindeki milliyetçilerin sayısı sayısal olarak MHP’den daha fazla. Neticede %40-50’lilik bir partiden söz ediyoruz. O nedenle “MHP seçmenleri sandığa gitmedi, oy vermedi” demek MHP’ye haksızlık olur. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Emin olunuz ki İstanbul’da seçim sonucunun bu şekilde olmasında, Binali Bey’in kaybetmesinde, Ekrem Bey’in kazanmasında MHP’lilerin ne kadar dahli varsa AK Partililerin de o kadar dahli var.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Yeni Bir Kürt Siyasi Hareketi Ortaya Çıkabilir”</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>Seçim sonuçlarını değerlendirirsek sizi en çok şaşırtan şey ne oldu? </i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Haftalık düzenli araştırmalar yapıyoruz. Ben hiçbir zaman rakam telaffuz etmedim ama TV ekranlarında belki 10 kez söyledim. Hiç kimsenin endişesi olmasın.<span class="Apple-converted-space">  </span>Yaz tatilini herkes yapacak, kazanan bariz bir farkla kazanacak. 6 Mayıs’tan itibaren Sayın Ekrem İmamoğlu’nun kazanacağını herkes ama herkes öngörüyordu. Son zamanlarda aradaki fark biraz azalmıştı. Sayın Binali Yıldırım’ın öne geçmesi anlamında değil çünkü İmamoğlu yine öndeydi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Beni şaşırtan sonuçlardan bir tanesi şu: Öcalan’ın çağrısı, ertesi gün kardeşinin çağrısının en azından HDP tabanının birkaç puanın üzerinde etkili olacağını zannediyordum. En azından 50 yaş üzerindeki HDP seçmeninin üzerinde etkili olacağını zannediyordum. Etkili olmadığı gibi ters etki yarattığını görüyoruz. Yani Küçükçekmece’de, Esenyurt’ta daha önce fark 4’tü, 2’ydi. Bu sefer 12-14 oldu.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Görünen şu; 31 Mart seçimleri de gösterdi ki Abdullah Öcalan HDP’nin tabanının çok çok büyük bir bölümüne hakim değil. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>Sizce HDP’de bir değişim olur mu? </i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Önümüzdeki günlerde HDP’de birtakım tartışmalar yaşanacak muhakkak. Neden muhakkak? Abdullah Öcalan, Kandil, Demirtaş mevcut HDP yönetimi arasında her ne kadar bir uyum varmış gibi görünse de birtakım problemleri olduğunu görüyoruz bu aşikâr. Önümüzdeki dönemde bu net su yüzüne çıkabilir, ama görünen şu; 31 Mart seçimleri de gösterdi ki Abdullah Öcalan HDP’nin tabanının çok çok büyük bir bölümüne hakim değil. HDP yönetiminin, Demirtaş’ın, Kandil’in dediği oldu. Bölünme demek mümkün değil ama belki yeni bir Kürt siyasi hareketi ortaya çıkabilir demek daha doğru olur. Buna o zaman bölünme denmez.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Muhalefet, Ateşten Bir Gömleğe Niye Talip Olsun?”</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>Önümüzdeki dönemi biraz konuşalım. Sizce ufukta bir erken seçim görünüyor mu? Bir erken seçim kime fayda, kime zarar getirir?</i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Erken seçimin gündeme geleceği kanaatinde değilim. Şu an iktidar olmak, ateşten bir gömlek giymek gibi. Türkiye’nin çok ciddi meseleleri var. Birinci sırada ekonomi. S-400, F-35 tartışmaları var. Ayrıca Akdeniz yanıyor. O kadar çok problemlerimiz var ki! </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Böyle bir ortamda iktidar, seçime gitmek istemez. Muhalefet, ateşten bir gömleğe niye talip olsun? </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir de şöyle yorumlar var; çok kısa vadede ekonominin bu yöntemlerle düzelmesi mümkün değil. Muhalefet daha kötüye gideceğini öngörüyorsa iktidarın biraz daha yıpranmasını ister. Psikolojik nedenlerle ne iktidarın ne de muhalefetin seçim isteyeceği kanaatinde değilim. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İkincisi, seçim artık eskisi gibi değil. Türkiye bir anayasa değişikliği yaptı. Erken seçime karar vermenin çeşitli yolları var. O yollardan bir tanesi, Cumhurbaşkanı seçim isteyebilir. Meclis’i feshedebilir ama kendisi de seçime gidebilir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İkincisi, Meclis bir seçim kararı alabilir. Ancak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yenilenmesine karar verebilmesinin sayısal şartları var. Şimdi seçim kararı almanın hem pratik hem teorik zorlukları var. O nedenle çok kısa vadede bir seçimin hem gündeme gelmesinin ve bunu pratiğe dökmenin sayısal ve matematiksel olarak zor olduğunu düşünüyorum. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Az önce dediğim gibi ülkede bu kadar problemler varken, ortalık toz dumanken Cumhurbaşkanı neden böyle bir seçim istesin? Ben, üç vakte kadar bir seçimin Türkiye gündemine gelmeyeceğini düşünüyorum. Ama bu Parlamento, bu yapıyla 2023’e kadar gider mi, o soruya da evet gider diyemiyorum. Bir yıl sonra, iki yıl sonra farklı siyasi, sosyal, ekonomik gelişmeler nedeniyle Türkiye bir seçime zorlanabilir ama kısa vadede beklemiyorum.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Radikal Değişiklikler Olacağını Tahmin Ediyorum”</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçimin hemen ardından TBMM Grubu’nda “Siparişle kabine değişikliği olmaz” dedi ama siz yine de bir kabine değişikliği bekliyor musunuz? </i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Değişir mi? Değişmeli. 23 Haziran’dan önce konuşmalarımda 31 Mart’tan sonra yapılması gereken en önemli şeylerden bir tanesinin 31 Mart’ta seçmenin verdiği mesajın anlaşılması bakımından bir kabine değişikliği, parti yönetiminde değişiklikti. Yani 31 Mart seçim sonuçlarını il il, ilçe ilçe analiz ederek belki teşkilatlarda da bir değişikliğin mutlaka yapılması gerektiğini düşünüyordum ama buna karar verecek olan AK Parti yönetimi ve Cumhurbaşkanı’nın kendisi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Cumhurbaşkanı’nı biliyoruz ki dışarıda seslendirilen konuları “dayatma” diye kabul ediyor ve ters bir refleks gösteriyor. O nedenle yapar mı, yapmaz mı bilinmez ama yapmalı. AK Parti’nin makul bir sürede, hem kabineyi hem parti yönetimini değiştirerek yeniden bir sinerji yaratacak bir kongre toplaması ihtimalinin yüksek olduğunu, hatta sadece bununla sınırlı kalmayıp partinin teşkilatlarında da radikal değişiklikler olacağını tahmin ediyorum. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>AK Parti içinde sözünü ettiğiniz radikal değişimler olmazsa seçmenin partiye tepkisi artar mı?</i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu olmazsa 31 Mart’taki mesaj anlaşılmadı, 23 Haziran’daki mesaj ise hiç anlaşılmamış anlamına gelir. Bu da kısa, orta ve uzun vadede partiye daha çok zarar verir. Daha çok oy kaybetmesine neden olur.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Atatürkçülük Bu Ülkenin Ortak Paydası”</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen kişinin seçim arifesinde Atatürk ile ilgili açıklamaları oldu. Bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?</i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye’de cemaatlerin, tarikatların veya Türkiye’deki muhafazakârların Atatürk düşmanlığı yok aslında. Gerek siyasi çevrede, gerekse birçok alanda cemaat ve tarikatlara mensup tanıdığımız insanlar var. Ben bu insanların hiçbirinin Atatürk karşıtı ya da Atatürk’e bir düşmanlık içinde olduğuna inanmıyorum. Siyaseten nedense böyle bir algı var. Yaptığımız bütün kamuoyu araştırmalarında bu ülkede yaşayan sağcısı, solcusu, dindarı, laiki her neyse insanların ortak paydası olduğunu görüyoruz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Atatürkçülük bu ülkenin ortak paydası. O manada yeni bir politika değişikliğiymiş gibi o soru niye soruldu, öyle bir haber niye yer aldı bilmiyorum ama Türkiye’de kendisini muhafazakâr sağda tanımlayanlar arasında “Atatürkçüyüm” diyenlerin hiç de azımsanamayacak oranda olduğunu biliyoruz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>AK Parti’nin oy kaybetmesinde bu yaklaşım etkili olmuş olabilir mi?</i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hiç zannetmiyorum. Çünkü bu seçim döneminde çok daha ciddi faktörler vardı. Bu mesele Türkiye’de geçmiş yıllarda daha çok tartışıldı. Bu seçimde etkisi olacak bir tartışma değil. Ben öyle düşünüyorum.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“AK Parti Bir Boşluk Bırakırsa O Boşluk Mutlaka Dolacaktır”</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun yeni bir parti kuracağı konuşuluyor. Sizce ufukta yeni bir parti görünüyor mu? </i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sayın Davutoğlu’nun bir hareket içinde olduğu biliniyor. Kendisi de zaman zaman kamuoyuna çıkıp bunu deklare ediyor. O cephede bir sorun yok ama Sayın Ali Babacan ile ilgili çok şey yazılıyor, çiziliyor. Bunların hepsi duyumlara ve dedikodulara tabi. “Evet, böyle bir siyasi oluşumun içerisindeyiz. Aklımızda şunlar var” diye net bir görüntü, bir söylem duymadık. Ancak olabilir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>Neden olabilir? </i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye’nin şu an temel problemi nedir? Ekonomi. Babacan dönemi, Türkiye’de ekonominin, tırnak içinde şahlandığı dönem. O nedenle böyle bir ortamda Babacan’ın çıkışı kamuoyunda ilgi görebilir. Ama AK Parti, Tayyip Erdoğan partisi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Tayyip Erdoğan’ın kimliği, partinin daha üstünde. Her ne kadar Türkiye’de zaman zaman %50’nin üstünde oy almış bir partiden bahsediyorsak da lider partinin kurumsal yapısından daha önde. Türkiye’de çok kısa vadede AK Parti’yi ortadan ikiye bölecek, AK Parti’nin yerine geçebilecek bir siyasi oluşum yok gibi görünüyor. Ayrıca toplumda da böyle bir beklenti de yok. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">AK Parti kendine bir çekidüzen verirse, mesajları doğru anlarsa, halka yakın, halkın doğrularıyla hareket eden bir parti olmaya gayret ederse seçmenin başka bir arayışı olmaz. Vatandaş, AK Parti’yi tamamen silmedi, uyarıda bulundu. Ben öyle görüyorum. %1-2 önemli mi? Yeni hükümet sisteminde çok önemli. Binde birin bile ne kadar önemli olduğunu biz 31 Mart akşamı gördük. O nedenle AK Parti’den gidebilecek %0,5, %1, %5, %10’un çok çok çok önemli olduğunu görüyoruz. Ama ben, tüm bu gelişmelerin az önceki sorduğunuz sorularla bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Şayet AK Parti kendine bir çekidüzen verirse, mesajları doğru anlarsa, doğru okursa, gerekli radikal adımları atarsa yeniden halka yakın, halkın doğrularıyla hareket eden bir parti olmaya gayret ederse öyle zannediyorum ki siyasette AK Parti’nin bugünlerde bıraktığı varmış gibi görünen o boşluğu dolduracak bir arayış olmaz. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Tersi olursa, elbette ki o zaman hani halk arasında bir söz var; “Su akar dere yatağını bulur” diye. Bu, Babacan olur, Davutoğlu olur. Başka biri olur veya bugün ismini bilmediğimiz başka bir şey; merkez sağda birileri çıkar, bu boşluğu doldurmaya aday olabilir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kısa bir zaman önce seçim yapıldı ama sonuçlara bakarak bunu, “seçmen yeni bir parti istiyor” şeklinde okumanın çok doğru olduğu kanaatinde değilim. Bahsettiğiniz isimler çok tecrübeli isimler. Yani iki günde böyle bir karar vermeyeceklerdir. Önümüzdeki günlerde AK Parti’nin yaptıklarına, yapacaklarına, tavrına göre karar vereceklerdir. Elbette ki AK Parti bir boşluk bırakırsa o boşluk mutlaka dolacaktır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kimliği, partiden önde” dediniz. Sizce artık bu, seçmene yetmemeye mi başladı? Büyükşehirlerde yani Ankara, İstanbul, Adana, Mersin, İzmir, Antalya’da Millet İttifakı seçimleri önde bitirdi. Bu sonuçları nasıl yorumlamamız gerekiyor? </i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Şöyle demek daha doğru; AK Parti’ye oy veren, gönül veren seçmenlerin bir bölümü şikâyetlerini dile getirmeye başladı. Mesajlarının alınmasını istiyor. Bu şikâyetleri doğru okunursa biz bunun geçmişte, 2009’da gördük. AK Parti %38,4’e düştü. 2010 referandumunda %58 oy aldı. O nedenle kesinlikle böyle olur tarzındaki yaklaşımlardan daha ziyade bekleyip görmek lazım. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kabine revizyonu, parti yönetimi değişikliği, teşkilat değişikliği ne gerekiyorsa yapılması lazım. AK Parti’nin önünde çok çok uzun zaman yok. Eğer tüm bunları yaparsa rüzgâr değişebilir. Yapmaz da değişime direnirse rüzgâr daha da şiddetlenebilir. Vatandaş bir mesaj verdi. Bir poker masası düşünün. Gördü mü, görmedi mi AK Parti? Onu beklememiz lazım. Vatandaş, “evet, benim mesajım alındı, işler düzeliyor, yolunda gidiyor, ben yeniden ait olduğum mahalleye geri mi döneyim” diyecek? Yoksa “kardeşim artık olmuyor. Yeni bir arayış içindeyim” mi diyecek? Bunu zaman gösterir ama çok uzun bir zamandan bahsetmiyorum. Önümüzdeki iki-üç ay içerisinde bir şey yapması lazım. </span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>“Şimdiden Roller Biçmek Doğru Değil”</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>Ekrem İmamoğlu’nun başarısının nedenlerini sayarken “kullandığı dil”den bahsettiniz. Bu dil, muhalefet partilerinde de değişime neden olur mu?</i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Seçim sürecinde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu da tebrik etmek lazım. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ankara ve İstanbul gibi illerde sürpriz bir şekilde kazanmasında en büyük pay, Kemal Kılıçdaroğlu’na ait diye düşünüyorum. Çünkü pek çok tepkiyi, pek çok çıkışı göğüsleyerek adaylar gösterdi. Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş aday gösterildiğinde en çok CHP’liler tepki gösteriyordu. Bu tepkileri göğüsledi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye’de iktidar olmak, çoğunluğu elde tutmak istiyorsanız böyle bir dil kullanmanız lazım. Sadece dil ile de olmaz. Yaptıklarınızla, yapacaklarınızla da bunları desteklemeniz lazım. O manada Sayın İmamoğlu’nun çıkışı doğru. İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın dili, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yansırsa yarın bir gün Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’de iktidarın alternatifi neden olmasın? </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İşte gördük. İki aday baş başa yarışınca neler oluyor! İstanbullu suyu daha ucuz tüketiyor, ulaşımı öğrenciler bugün daha ucuz kullanıyor. Türkiye de birbiriyle yarışan siyasi partiler artar, başa baş bir yarış olursa bundan toplum olarak bizler faydalanırız. Rekabet her zaman kalite ve başarı getirir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>Seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından Ekrem İmamoğlu’nun yaptığı konuşma, 2002’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı konuşmayla çok benzerlik taşıyor. İmamoğlu’nun siyasi hayatı sizce nasıl şekillenir?</i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bence Sayın İmamoğlu için asıl sınav bundan sonra başlıyor. Çünkü Türkiye, İstanbul kamuoyu, İmamoğlu’nu 5-6 aydır tanıyor. Hâlbuki önümüzde Sayın İmamoğlu’nu tanıyacak daha uzun bir süre var. Çok kısa vadede bir seçim gündeme gelmeyecekse bundan sonra İmamoğlu, siyasi geleceğini kendisi tayin edecektir. Yaptıkları, yapacakları, duruşu tayin edecektir. Şimdiden roller biçmenin çok doğru olacağı kanaatinde değilim. Beklenilenden çok daha başarılı bir performans gösterebilir. Hayal kırıklığı da yaratabilir. Sonuçta bir insan. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sadece şahsıyla da ilgili değil. Sonuçta İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir kurum. Binlerce kişinin görev aldığı kurum. Oradaki yüz bin kişi de yaptıklarıyla, yapacaklarıyla İmamoğlu’nu temsil ediyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">O nedenle evet, dediğiniz gibi seçimden sonraki konuşması İstanbul’dan daha öte hayalleri veya yakıştırmalara tabi olan bir aday gibi görünüyor. Ama bunu zaman gösterecek. Sayın İmamoğlu’nun siyasi geleceğini performansı belirleyecek. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak mı kalır, CHP Genel Başkanı mı olur, Cumhurbaşkanı adayı mı olur, Cumhurbaşkanı mı olur? Bunları konuşmak için çok erken. Bunu zaman içerisinde hep beraber görüp yaşayacağız.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ag-arastirma-genel-muduru-adil-gur-ak-parti-degisime-direnirse-ruzgar-daha-da-siddetlenebilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>23 Haziran’da İstanbul’da Seçim Var!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/23-haziranda-istanbulda-secim-var/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/23-haziranda-istanbulda-secim-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jun 2019 12:11:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[23 haziran]]></category>
		<category><![CDATA[31 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10964</guid>

					<description><![CDATA[31 Mart seçimlerinde on binlerce usulsüzlük varsa, seçim tutanaklarındaki sayılar değiştirilmişse, bir adayın oyu başka adayın hanesine yazılmışsa, beş binden fazla seçim tutanağı kayıpsa, bu usulsüzlükler hemen her ilçede yapılmışsa, yani organize bir usulsüzlük varsa, seçim sisteminin elden geçirilmesi, ıslahı gerekir. 1 Mart 2019 akşamı sandıkların açılmasıyla birlikte CHP ve AK Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adayları arasında nefes kesen bir yarış başladı. AK Parti’nin yoğun itiraz süreçlerinin ardından Yüksek Seçim Kurul (YSK) 6 Mayıs’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin iptaline, seçimlerin yenilenmesine karar verdi. AK Parti, YSK’nın iptal kararını “yanlış hesap Bağdat’tan döndü” diye değerlendirirken, bu karara muhalefet cephesinin tepkisi çok sert oldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında. “YSK içindeki 7 çete mensubu hakim iptal karar veriyorlar. 7 çete mensubu arka kapıdan AK Parti’nin belirli çevreleriyle diyalog kurarak seçimi iptal ediyorlar” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, YSK’nin kararını sert dille eleştirerek, “31 Mart’ta sandıktan çıkan irade dün masa başında gasp edildi. Bir hukuk cinayeti işlendi. Bu kararla sandığa darbe yapılmıştır” dedi. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “YSK’nin aldığı kararın hedefinde milletin iradesi olduğunu ve buna sessiz kalmayacaklarını” söyledi. HDP Twitter hesabından “YSK, hukuku çiğneyerek, kendini inkâr ederek ve iktidar baskısına boyun &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>31 Mart seçimlerinde on binlerce usulsüzlük varsa, seçim tutanaklarındaki sayılar değiştirilmişse, bir adayın oyu başka adayın hanesine yazılmışsa, beş binden fazla seçim tutanağı kayıpsa, bu usulsüzlükler hemen her ilçede yapılmışsa, yani organize bir usulsüzlük varsa, seçim sisteminin elden geçirilmesi, ıslahı gerekir.</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">1 Mart 2019 akşamı sandıkların açılmasıyla birlikte CHP ve AK Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adayları arasında nefes kesen bir yarış başladı. AK Parti’nin yoğun itiraz süreçlerinin ardından Yüksek Seçim Kurul (YSK) 6 Mayıs’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin iptaline, seçimlerin yenilenmesine karar verdi. AK Parti, YSK’nın iptal kararını “yanlış hesap Bağdat’tan döndü” diye değerlendirirken, bu karara muhalefet cephesinin tepkisi çok sert oldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında. <i>“YSK içindeki 7 çete mensubu hakim iptal karar veriyorlar. 7 çete mensubu arka kapıdan AK Parti’nin belirli çevreleriyle diyalog kurarak seçimi iptal ediyorlar” </i>dedi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, YSK’nin kararını sert dille eleştirerek, “31 Mart’ta sandıktan çıkan irade dün masa başında gasp edildi. Bir hukuk cinayeti işlendi. Bu kararla sandığa darbe yapılmıştır” dedi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, <i>“YSK’nin aldığı kararın hedefinde milletin iradesi olduğunu ve buna sessiz kalmayacaklarını” </i>söyledi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">HDP Twitter hesabından “YSK, hukuku çiğneyerek, kendini inkâr ederek ve iktidar baskısına boyun eğerek, zerre kadar demokratik meşruiyeti olmayan bir karar almıştır” derken, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu kararla ilgili olarak Twitter’da, <i>“YSK kararına ret oyu veren YSK üyelerine selam göndererek, “Yüksek Seçim Kurulu’ndaki Rabia(4)’ya selam olsun”</i> ifadelerini kullandı. İptal kararının ardından, sanatçıların “herşeyçokgüzelolacak” paylaşımında bulunması dikkat çekti.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">YSK’nın iptal kararına, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül “Anayasa Mahkemesi’nin 2007 yılındaki haksız ‘367 Kararı’ karşısında ne hissettiysem, başka bir yüksek mahkeme olan Yüksek Seçim Kurulu’nun dün aldığı kararı duyunca aynı duyguları yaşadım. Yazık, bir arpa boyu yol alamamışız” diye tweet atarken, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu da <i>“Siyasî geleneğimizin en temel değeri de son sözün sandıkta tecelli eden millet iradesine ait olmasıdır. Mazereti ve gerekçesi ne olursa olsun 31 Mart seçimleri sonrasında yaşananlar ve YSK’nın iptal kararı bu temel değerlerimizin zedelenmesine yol açmıştır Adil, kurallara uygun seçimler demokrasinin olduğu kadar ortak aidiyet bilincimizin de referans noktasıdır. YSK’nın kararı ise evrensel hukuka ve yerleşmiş teamüllere aykırılıklar barındırmakta, bu bilince zarar vermektedir”</i> tweetiyle YSK kararını eleştirdi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">En dikkat çeken tepkiler ise yurtdışından geldi. Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raportörü Kati Piri, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda “Erdoğan yenilgiyi kabul etmiyor ve halkın iradesine karşı çıkıyor. İstanbul seçimlerini yenilemesi için YSK’ye baskı yaptı. Bu, Türkiye’de seçimler yoluyla iktidarın demokratik yollarla değişiminin güvenilirliğini bitirmektedir” ifadelerini kullandı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Avrupa Parlamentosu’nda liberal grubun lideri ve Belçika eski Başbakanı Guy Verhofstadt, <i>“Türkiye’nin diktatörlüğe doğru savrulduğunu” </i>öne sürerken, Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Alman Federal Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Fransız hükümeti, benzer eleştirilerde bulundu. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu yoğun tepkilere rağmen YSK’nın kararı kesin olduğundan, seçim takvimi işlemeye başladı. YSK’nın kararının ne anlama geldiğini, İstanbul’da seçimlerin iptali (yenileme) koşullarının olup olmadığını, aynı zarf içindeki üç oyun geçerli kabul edilip birinin iptal edilmesinin tutarlı olup olmadığını, mahkemenin siyasal iktidardan etkilenip etkilenmediğini, suhuletle değerlendirmemiz gerekiyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Türkiye’de Seçimler Güvenli mi?</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">YSK’nın iptal kararını değerlendirmeye geçmezden önce, Türkiye’de seçimlerin güvenli olup olmadığını sorgulamamız gerekiyor. Türkiye’de seçimler, <i>“yargı denetiminde” </i>yapılıyor. YSK, seçim takvimini açıklamasıyla seçim saati işlemeye başlıyor. Siyasi partilerden adaylara, basın yayın organlarından parti mensuplarına, herkesin bu takvime uyması gerekiyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Aynı anda, itiraz ve şikâyet süreçleri de işlemeye başlıyor. Seçim yasaklarının ihlali, ağır hapis ve para cezası gerektiriyor. Bu düzenlemeler, seçmenin iradesinin özgür bir şekilde sandığa yansımasını, hiçbir baskı altında kalmadan oyunu kullanmasını, kullandığı oyun oy verdiği adayın hanesine yazılmasını teminat altına almaya çalışıyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">YSK’nın belirlediği saatte sandıklar açılır, oylar sayılır, kazanan belirlenmeye çalışılır. Türkiye’de, çok partili hayata geçtikten sonra açık oy gizli tasnifin uygulandığı 1946 seçimlerini saymazsak, 1950 yılından bugüne, 69 yıldır seçim yapıyoruz. Bu süre içinde çok sayıda genel seçim, yerel seçim, referandum gerçekleştirdik. Hemen her seçimde tartışmalar olsa da iktidarın kolayca el değiştirebildiği, küçük partilerin Meclis’te temsil edildiği, bağımsız adayların milletvekilliği, belediye başkanlığı kazanabildiği dikkate alındığında, seçmen iradesinin sandığa yansıdığını, seçimlerin “güvenli” olduğunu söyleyebiliriz. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye’deki seçimler, uluslararası kuruluşlar, gözlemciler tarafından da izleniyor, rapor haline getiriliyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">AK Parti’nin iktidara gelmesinden sonra bu kuruluşların ilgisi daha da arttı. Seçimlere yönelik raporlarda, birçok eksiklik sayılsa da bu eksikliklerin seçimin sonucunu etkileyecek düzeyde olmadığı belirtiliyor. Bu tespitlerden hareketle, seçmenin iradesinin sandığa yansıdığını, ancak seçim sisteminde bazı sorunların olduğunu söylememiz gerekiyor.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>31 Mart Seçimlerinde Usulsüzlük Yapıldı mı?</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">31 Mart’ta Türkiye’de, 30 büyükşehir belediyesi, 51 il belediyesi, 922 ilçe belediyesi, 386 belde belediyesinde seçim yapıldı. İki aday arasındaki farkın yüksek olduğu şehirlerde fazla sorun olmazken, farkın düşük olduğu şehirlerde, sonuçlara itiraz edildi. Bu itirazlar kurullar tarafından değerlendirilerek karar verildi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu süreçte, oyların yeniden sayılması, hatta seçimlerin yenilenmesi talep edildi. YSK, kısıtlı kişilerin oy kullandığı belirlenen Artvin’in Yusufeli, Denizli’nin Honaz ve Kırıkkale’nin Keskin ilçesi olmak üzere 3 ilçede seçimlerin yenilenmesine karar verdi. Bu ilçelerde seçimler 2 Haziran’da yenilenecek. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">YSK, AK Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptali için olağanüstü itiraz yoluna başvurusu üzerine 6 Mayıs’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin de iptaline (yenilenmesine) karar verdi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">YSK’nın Türkiye genelinde sadece üç şehirde, İstanbul’da ise sadece büyükşehir belediye başkanlığı seçiminin iptaline kararı vermesi, seçimlerin genel olarak güvenli olduğu, usulsüzlüklerin lokal olduğu anlamına geliyor. 31 Mart seçimlerini izleyen Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Seçimleri İzleme Heyeti Başkanı Andrew Dawson da seçimlerin genel anlamda sorunsuz şekilde gerçekleştiğini aktardı. (euronews, 1.04.2019)</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sandık kurullarında görev yapan parti temsilcileri, 31 Mart akşamı, seçim sonuç tutanaklarını seçim bürolarına götürüp oyları hesaplamaya başladılar. Seçim sonuçlarına itirazlar devam ederken, YSK Başkanı Sadi Güven, “CHP adayı Ekrem İmamoğlu’nun 29 bin 408 oy önde olduğunu” açıkladı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">AK Parti, oyların yeniden sayılmasını talep etti. İlçe seçim kurullarının çoğu, sayımı geçersiz sayılan oylarla sınırladı. Siyasi parti temsilcilerinin huzurunda oylar yeniden sayılmaya başladı. Oyların yeniden sayımı sırasında, hataların kahir ekseriyetinin AK Parti Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı aleyhine olduğu, çok farklı yöntemler kullanıldığı ortaya çıktı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Geçersiz sayılan 6 binden fazla oyun geçerli olduğu, bazı sandıklarda büyükşehir belediye başkanı için tutanağın olmadığı, bazı tutanaklarda Binali Yıldırım’ın oyunun başka adaylara yazıldığı, sandık sonuçlarının YSK sitesine farklı işlendiği anlaşıldı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Oyların onda birinin yeniden sayılmasıyla iki aday aradaki 29.408 olan fark, 1 Nisan’da 27.889’a, 2 Nisan’da 24.055’e, 3 Nisan’da 21.502’ye, 4 Nisan’da 19.683’e, 5 Nisan’da 18.182’ye, 6 Nisan’da 17.268’e, 7 Nisan’da 16.442’ye, 8 Nisan’da 13.729’a düştü. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Oyların onda birinin sayılmasıyla aradaki farkın 29.408’den 13.729’a indiğini belirten AK Parti, İstanbul’daki oyların tamamının yeniden sayılmasını talep etti. Başta CHP olmak üzere muhalefet partileri buna itiraz etti. AK Parti’nin itirazları, ilçe seçim kurulu, il seçim kurulu ve YSK tarafından da reddedildi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">AK Parti, 39 ilçenin tamamına itiraz ederken CHP’nin az bir oy farkıyla kaybettiği Silivri (2.762) ve Eyüp Sultan (3.936) ilçelerindeki itirazını geri çekmesi, CHP’nin oyların yeniden sayılmasını istemediği şeklinde yorumlandı. Olağan itiraz süreçlerinin sona ermesi üzerine İstanbul İl Seçim Kurulu, 17 Nisan’da mazbatayı Ekrem İmamoğlu’na verdi.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>AK Parti “Olağanüstü İtiraz Yoluna” Başvuruyor</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İstanbul’daki oylarının tamamının yeniden sayılmasına yönelik itirazları, 31 ilçe seçim kurulu, il seçim kurulu ve YSK tarafından reddedilen AK Parti temsilcisi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Büyükçekmece belediyesi seçiminin iptali ve yenilenmesi amacıyla olağanüstü itiraz başvurusunda bulundu. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Başvuru dilekçesinin ekinde YSK’ya iki bavul belge sundu. Dilekçesinde; “31.280 sandık başkanının 6.539’unun kamu görevlisi olmayanların arasından, 31.280 sandık kurulu memur üyesinin, 13.084’ünün kamu görevlisi olmayanlar arasından belirlenmekle, toplamda 62.560 sandık başkanı ve memur üyenin 19.623’ünün kamu görevlisi olmayan kişiler arasından belirlendiğini, il ve ilçe dışından görevlendirilmeler yapıldığını, sivil, askeri personel gibi görev yapamayacak olanların da listeye eklendiği ve görev verildiğinin tespit edildiğini, </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için oy kullanan seçmen sayısının 8.865.262 iken ilçe belediye başkanlığı için oy kullanan seçmen sayısının 8.851.159 olduğunu ve aradaki farkın 14.103 olduğunu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için geçersiz oy sayısının 314.243 iken, ilçe belediye başkanlığı için geçersiz oy sayısının 282.566 olduğunu, aradaki farkın 31.677 olduğunu, bu hususun sandık kurulunca seçmene fazla veya eksik oy pusulası verilmesinden kaynaklandığını açıkça ortaya koyduğunu,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İstanbul genelinde kullanılan yaklaşık 300.000 oy pusulasının hukuki durumunun belirsiz hale gelmiş olmasından dolayı seçim sonuçlarının her türlü şüpheden uzak ve kesin olarak belirlenmesine hukuken imkân bulunmadığını, ayrıca tüm bu hata ve usulsüzlüklerin sehven ve münferiden değil, bilakis kasten ve organizeli bir şekilde yapıldığını gösterdiğini” beyanla, </span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><i>“31 Mart 2019 Pazar günü İstanbul’da yapılan Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimlerinde oluşan “</i>seçimin neticesine ve dürüstlüğüne müessir olaylar ve haller” ve bu şekilde oyların iki parti arasındaki oy farkını kapatır sayıda bulunması ve tam kanunsuzluk nedeniyle, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimlerinin Anayasanın 67, 79 ve 2972 sayılı Kanunun 25. ve 29. maddeleri ile 298 sayılı Kanunun 14, 110, 112 ve 130. maddeleri kapsamında iptal edilmesini ve yenilenmesini” (YSK, Karar, shf.11) talep etti.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>YSK Büyükşehir Belediye Seçiminin İptaline Karar Verdi</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">YSK, ilçe seçim kurullarına yazı yazarak bu iddiaların cevaplandırılmasını istedi. İlçe seçim kurullarından gelen cevaplar, iddiaların önemli bir kısmının gerçek olduğunu kanıtladı. Bunun üzerine YSK, 6 Mayıs’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaline karar verdi. 22 Mayıs tarihinde de gerekçeli kararını yayınladı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">YSK, 4219 Karar sayılı kararının <i>“VI-Değerlendirme”</i> kısmında, (shf.200) “İstanbul ilinde, 12.259’u adliye personeli, 108.472’si Devlet okullarındaki kadrolu öğretmenler olmak üzere sadece 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre aylık ödenen ve sandık kurullarında görev alabilecek durumda olan yaklaşık 220.000 kamu görevlisi bulunmaktadır. (…) </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kanuna aykırı şekilde oluşan sandık kurullarının yaptığı seçim iş ve işlemlerine itibar edilmesi mümkün bulunmamaktadır. (…) </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">754 sandıkta sandık kurulu başkanlarının yukarıda yer verilen yasal zorunluluğa uyulmaksızın kamu görevlisi olmayan kişiler arasından belirlendiği görülmektedir. (…)</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Sandık kurulu başkanlarının kanun hükmüne aykırı olarak belirlendiği 754 adet sandıkta oy kullanan seçmen sayısının, 212.276 ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde Cumhuriyet Halk Partisi Adayı ile Adalet ve Kalkınma Partisi Adayı arasındaki oy farkının 13.729 olması nedeniyle, 754 sandıkta sandık kurulu başkanlarının kanun hükmüne aykırı olarak belirlenmesi ve bu şekilde oluşan sandık kurullarının yaptıkları seçim iş ve işlemlerine itibar edilemeyecek olması, sonuca müessir olay ve haller kapsamında değerlendirilerek seçimin neticesine müessir görülmüştür.</span></p>
<p class="p1"><span class="s2">İstanbul ili genelinde; yukarıda dökümü gösterildiği şekilde, 18 adet sandıkta sayım döküm cetvelinin hiç bulunmadığı, 90 adet sandıkta ise sayım döküm cetvellerinde sandık kurulu imzalarının bulunmadığı görülmüştür. Sayım döküm cetveli olmayan veya imzasız olmakla esasen yok hükmünde olan 108 adet sandıktaki oy kullanan seçmen sayısı 30.281’dir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, izah edilemeyecek şekilde büyükşehir belediye başkanlığı için sayım ve döküm cetvelinin düzenlenmediği 18 sandığın 16’sında, ilçe belediye başkanlığı ve ilçe belediye meclis üyeliği için sayım döküm cetvelinin düzenlendiği 90 sandığın 41’inde ilçe belediye başkanlığı için sayım ve döküm cetvelinin düzenlendiği, 90 sandığın 47’sinde ise ilçe belediye meclis üyeliği için sayım döküm cetvelinin düzenlendiği görülmektedir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Seçim sonucunun belirlenmesinde en önemli unsurlardan biri olan sayım döküm cetvellerinin 108 sandıkta düzenlenmemiş olması, bu sandıklardaki seçim sonucunun güvenilirliğini ciddi biçimde zedelemektedir. Sayım döküm cetvellerindeki bu eksiklik, tek başına seçim sonucuna müessir olmamakla birlikte, sandık kurulu başkanlarının kanuna aykırı biçimde belirlenmesi ile birlikte değerlendirilmiştir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ayrıca ara kararımız uyarınca itiraz dilekçesi ve ekleri üzerinde ilçe seçim kurullarınca yapılan incelemeler sonucunda 377 adet kısıtlının oy kullandığı, 6 sandıkta ölü olan kişilerin yerine oy kullanıldığı, 41 sandıkta ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu ve taksirli suçlardan hükümlülerin yerine oy kullanıldığı, 58 sandıkta ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin yerine oy kullanıldığı, 224 adet zihinsel engeli nedeniyle kısıtlı olan kişinin oy kullandığı tespit edilmiştir. Bu şekilde oy kullanma hakkı olmamasına karşın oy kullandığı tespit edilen kişi sayısının 706 olduğu görülmüştür.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Tüm bu nedenlerle sonuca etkili sayıdaki sandıkta, sandık kurulu başkanlarının kanun hükümlerine aykırı olarak görevlendirilmesi ve kanuna aykırı şekilde oluşan sandık kurullarının yaptığı seçim iş ve işlemlerine itibar edilmesinin mümkün bulunmaması hususu ile bir bütün olarak değerlendirilen yukarıda izah edilen diğer kanuna aykırılık ve usulsüzlükler, seçimin güvenilirliğini ortadan kaldıran ve seçim sonucuna müessir olay ve haller kapsamında görülmüş, bu nedenle seçimin iptali ve yenilenmesine karar verilmesi gerekmiştir” diyerek, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaline, seçimlerin 23 Haziran’da yapılmasına, oy çokluğuyla (7 kabul, 4 ret) karar verdi. Ret oyu kullanan 4 YSK üyesi, karara muhalefet şerhi yazmıştır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">YSK’nın iptal kararı baştan sona incelendiğinde kararın, yasaya açık aykırılıklarla sınırlı olduğu, itiraza tabi usulsüzlüklerin hiçbirinin dikkate alınmadığı görülecektir. YSK kararı, denizin altındaki buz dağının görünen kısmıdır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu kararda, sonuç tutanaklarında yapılan tahrifatlar yoktur, Binalı Yıldırım’ın oyunun sıfır veya eksik yazılması yoktur, binlerce oyunun başka partilere yazılması yoktur, birleştirme tutanaklarında yapılan hatalar yoktur, sandık sonuçlarının sisteme hatalı girilmesi yoktur, bütün muhalefet parti temsilcilerinin huzurunda tespit edilen, Binali Yıldırım’ın hanesine yazılan yaklaşık 16 bin oy yoktur. YSK, sandık kurullarının oluşumundaki yasaya aykırılığı ve oy kullanma hakkı olmayanların oy kullanmasını, seçimin iptali için yeterli görmüştür. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Üniversitelerimiz, 31 Mart seçimlerinde İstanbul’a gereken önemi verir, bu konuda akademik çalışmaları teşvik ederlerse, organize yolsuzluğu bütün boyutlarıyla öğrenmiş olacağız. Sadece öğrenmekle kalmayıp, daha güvenli bir seçim hukukuna katkı sağlamış olacağız. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">YSK’nun iptal karanının bir anlamı da iktidarda bulunan bir partinin oylarının (muhalefet partileri tarafından) çalındığının yüksek mahkeme tarafından tescil edilmesidir. Her seçimde, onlarla ifade edilen usulsüzlükleri rapor haline getiren seçimleri izleme örgütlerinin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde (hem de muhalefet partilerinin temsilcilerinin huzurunda gerçekleşen sayımlar sonucunda tespit edilen) geniş çaplı yolsuzluğa karşı “suskunluklarını” bir kenara not etmemiz gerekiyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Seçim Sisteminin Islahı Gerekiyor!</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">CHP adayı Ekrem İmamoğlu’nun kampanya direktörü ve siyasi danışmanı Necati Özkan’ın, 2014 yerel seçimlerinde, seçim günü attığı, 30 Mart 2014 (11:32) tarihli, <i>“Seçimlerin sonucunu oy kullananlar değil; oyları sayanlar belirler”</i> J. Stalin. Oy sayımına; oy birleştirmelerine dikkat!” tweeti, bu seçimin niçin iptal edildiğinin cevabı niteliğinde. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Aynı kişinin kampanya sürecini anlatan yazısında, İstanbul’da 1919 okulda bilişim uzmanı görevlendirdiklerini belirtmesi, bu seçimler için çok büyük bir hazırlık yapıldığını gösteriyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">31 Mart seçimlerinde on binlerce usulsüzlük varsa, seçim tutanaklarındaki sayılar değiştirilmişse, bir adayın oyu başka adayın hanesine yazılmışsa, beş binden fazla seçim tutanağı kayıpsa, bu usulsüzlükler hemen her ilçede yapılmışsa, yani organize bir usulsüzlük varsa, seçim sisteminin elden geçirilmesi, ıslahı gerekir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">YSK iptal kararıyla, mevcut seçim sisteminin <i>“kazananı belirleyemediğini”</i> söylüyor. Türkiye’deki seçim sistemi, sandık kurullarıyla, ilçe seçim kuruluyla, il seçim kuruluyla, siyasi partilere emanet edilmiş durumda. Seçimlere yönelik itirazlara ve şikâyetlere, en fazla üyeye sahip olan parti temsilcileri karar veriyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Yasa koyucu, siyasi partilerin birbirlerini kontrol esasına dayanan bu sistemin, uygun bir sistem olduğunu düşünmüş. Bu sistemin, uzunca bir dönem işe yaradığını söyleyebiliriz. Ancak 2014 yılından itibaren otokontrolün yerini partiler arası dayanışma aldı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Son iki seçimde Türkiye genelinde yapılan itirazlarda, muhalefet partilerinin, itirazın haklı olup olmadığına bakmadan, blok halinde aynı yönde oy kullandığını görüyoruz. Muhalefet partilerinin dayanışması nedeniyle itiraz süreçleri işlemez hale geldi. “Seçimleri siyasi partilerin yönetmesi” kulağa hoş geliyor, demokrasiye hizmet ettiği zannediliyor. Ancak pratikte böyle olmadığı görülüyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye’de, rektör seçimlerinde de benzer bir yöntem uygulandı, rektörlerin seçimi üniversitelere bırakıldı. Bu sistem, üniversitelerde demokrasi değil, kadrolaşma ve sistematik kıyım üretti. Mevcut seçim sistemi de 31 Martta benzeri bir haksızlık üretti. Bu sistemin değişmesi gerekiyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sandık kurulu, ilçe seçim kurulu 5 kişiden oluşmalı, bu kurullarda, o bölgede en fazla oy alan iki parti temsilcisi görev yapmalı. Sandık kurulu başkanı devlet memuru, iki üyesi kamu görevlisi olmalı. İlçe seçim kurulunun 2 üyesi yargıç, 1 üyesi devlet memuru olmalı. Sandıklar açıldıktan sonra bütün zarflar, tek tek taranarak YSK sistemine ve sayım tutanakları da taranarak sisteme aktarılmalı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sayımın tamamlanmasının ardından nizasız oylar bir torbaya, itiraz edilen oylar ayrı bir torbaya konulup mühürlendikten sonra güvenli bir şekilde, ilçe seçim kurullarına tutanakla teslim edilmelidir. Yine sayım tamamlanmasının ardından sonuçlarının birleştirilmesi aşamasında her seçimde önemli hatalar yapılması, bu yöntemin yanlış olduğunu gösteriyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Birleştirme işlemini, sadece YSK yapılmalıdır. İtirazlar sandık bazında değerlendirilmelidir. Sonuçları herkes YSK’nın web sitesinde izleyebilmelidir. Her seçimde milyonlarca oyun geçersiz sayılması, esaslı bir eksikliktir. Vatandaşların <i>“aynı anda”</i> 4 oy kullanması, çok sayıda oyun geçersiz sayılmasına neden oluyor. Oylama sadeleştirilmeli, basitleştirilmelidir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>YSK Baskı Altında mı Karar Verdi?</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Muhalefet cephesi “YSK’nın etki altında iptal kararı verdiğini” iddia ediyor. Türkiye’de yüksek yargı organlarının sicili, çok temiz değil. Ancak böyle bir baskı söz konusu ise bu baskının bütün üyelere yapılması gerekir. Karara ret oyu veren dört üye böyle bir baskıdan söz etmediğine göre, yedi üyenin kendi arzusuyla iptal kararı verdiğini kabul etmemiz gerekiyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu iddiayı test edebileceğimiz en önemli unsur kararın kendisidir. Eğer kararın hukuki gerekçeleri hukuka aykırıysa bu iddia haklı görülebilir. Karar, kendi içerisinde tutarlı görünüyor. Kurulun daha önce vermiş olduğu kararlarla çelişmediğini gerekçeleriyle ortaya koyuyor. Muhalefet şerhlerinin de iptal kararındaki gerekçeleri çürütecek nitelikte olmadığı görülüyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Muhalif üyeler de yolsuzluk olmadığını söylemiyor, bunların itiraza tabi hususlar olduğunu, itiraz sürelerinin geçtiğini belirtiyor. Her türlü usulsüzlüğün yapıldığı ortaya çıkan bir seçimde, karara muhalif üyelerin, <i>“seçmenin iradesine”</i> daha fazla önem vermesi daha çok yakışırdı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s3">Y</span>SK başvurunun reddine karar verseydi, iki bavul dolusu usulsüzlük aklanmış, seçim sistemindeki hataların üstünü örtmüş olacaktı. YSK’nın iptal kararı, sistemde hata olduğunun kabulü anlamına geliyor.</p>
<p class="p1">CHP Genel Başkanı’nın karar açıklanmazdan önce kurul üyelerini tehdit etmesi, ortaya çıkan usulsüzlüklerin seçimlerin iptalini gerektirecek nitelikte olduğunu, seçimlerin iptaline karar verileceğini anladıklarını gösteriyor. Yüksek mahkeme üyelerinden meydana gelen YSK’nın, bu tür tehditlerden etkilenmemesi, yasanın gereğini yerine getirmesi gerekir. Somut olayda, doğru olanı yapmıştır.</p>
<p class="p2"><b>“Aynı Zarftaki 4 Oydan Birinin İptali Çelişki Değil mi?”</b></p>
<p class="p1">YSK’nın iptal kararıyla birlikte, muhalefet cephesi yoğun bir kampanya başlattı. <i>“Aynı zarfın içindeki 4 oydan sadece birinin geçersiz sayılması çelişki değil mi?” “Yüz liranın 25 lirası sahte olabilir mi?” </i>gibi paylaşımlarda bulundular. Bu paylaşımların hukuki bir temeli bulunmuyor.</p>
<p class="p1">31 Mart seçimlerinde seçmenler, 4 ayrı oy kullandı. Oy pusulalarının tek zarf içine konulması “tek oy” kullanıldığı anlamına gelmiyor. Her adayın oyu ayrı ayrı sayıldı, ayrı ayrı değerlendirildi. Yüz liranın 25 liralık kısmı sahte olamaz ama aynı zarf içine 5 adet yirmi lira konulursa bunlardan biri sahte olabilir.</p>
<p class="p1">YSK, Yargıtay ve Danıştay’dan gelen yüksek yargıçlardan oluşuyor. Kararlarını hukukun temel esasları üzerine inşa etmesi gerekiyor. AK Parti, usulsüzlüklerin, tam kanunsuzluk olduğunu iddia etti. YSK ise tam kanunsuzluk değil, usulsüzlük (butlan) ve bu usulsüzlüklerin seçim sonucunu etkileyecek nitelikte olduğunu kabul ederek seçimin iptaline karar verdi.</p>
<p class="p1">Burada, <i>“yokluk”</i> ile <i>“butlan” </i>ayırımına değinmek gerekir. “Yokluk”, yasanın emredici hükümlerine aykırılığı, başından itibaren hükümsüzlüğü, <i>“Butlan”</i> ise geçersizliği, belli koşulların varlığı halinde iptal edilebilirliği ifade ediyor. Seçim hukukunda tam kanunsuzluk, yokluk anlamında kullanılıyor (Örnek; 5545 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu 124. madde, 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun 130.madde).</p>
<p class="p1">Tam kanunsuzluk seçimlerin tamamının yenilenmesini gerektireceğinden, muhalefet partileri YSK’nın iptal kararını, tam kanunsuzluk ile ilişkilendirdiler. Oysa tam kanunsuzluk, AK Parti’nin iddiası ve talebiydi. YSK ise AK Parti’nin talebini, <i>“bu eksikliği, tek başına seçim sonucuna müessir olay ve hal kapsamında değerlendirmedi”</i> (Karar, shf.207), usulsüzlük (butlan) olarak niteledi, bu usulsüzlükler seçimin sonucunu etkilediği için iptal kararı verdi.</p>
<p class="p2"><b>AK Parti’nin YSK’ya İptal Başvurusu Yerinde mi?</b></p>
<p class="p1">Seçim sonuçlarına itiraz etmek anayasal bir haktır. Hiçbir parti, seçim sonuçlarına itiraz ettiği için kınanamaz. Bundan önceki seçimlerde olduğu gibi, 31 Mart seçimlerinde de oldu, bundan sonraki seçimlerde de itirazlar olacak. YSK, 31 Mart seçimleriyle ilgili olarak (sadece İstanbul’da değil) başka şehirlerde de yenileme kararı verdi. CHP’nin, başka şehirlerde seçimlerin yenilenmesini talep ederken, AK Parti’nin İstanbul’daki başvurusuna itiraz etmesi kendisiyle çelişiyor.</p>
<p class="p1">AK Parti’nin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerin yenilenmesi (iptal) başvurusu hakkıdır ve hukuki açıdan meşrudur. Ancak <i>“hukuken”</i> haklı olmak ile<i> “siyaseten”</i> haklı olmak, her zaman birbiriyle örtüşmeyebilir.</p>
<p class="p1">YSK bağımsız bir kurum olsa da devletin erklerinden biri olduğu açıktır. Seçmenlerin önemli bir kesimi, YSK’nın iptal (yenileme) kararını, <i>“devletin bir tasarrufu” </i>olarak değerlendirdi. AK Parti’ye destek veren birçok isim, AK Parti’nin, iptal başvurusunu büyük bir hata olarak niteledi. Bu başvurudan sonra yollarını ayıranlar oldu. Bunların bir kısmının karşı mahalleden etkilendiğini kabul etsek bile, bir kısmının siyaseten yanlış bulduğu için tepki gösterdiğini kabul etmemiz gerekiyor.</p>
<p class="p1">Siyasi tarihimiz, halkın, devletin müdahalesinden hoşlanmadığını gösteriyor. Adnan Menderes’i iktidara getiren seçmenler, Adnan Menderese karşı darbe yapılarak idam edilmesinden sonra Demokrat Parti’nin devamı olan partilere oy verdi. 1983 seçimlerinde, devletin işaret ettiği partiye (MDP’ye) değil, Anavatan Partisi’ne oy verdi.</p>
<p class="p1">Eski ceza kanununun 312. maddesine istinaden mahkûmiyeti nedeniyle, muhtar dahi olması mümkün olmayan Erdoğan’ı önce milletvekili, sonra başbakan, sonra cumhurbaşkanı yaptı. Anayasa Mahkemesi’nin kapattığı Fazilet Partisi kadrolarını, 2002’de tek başına iktidara getirdi.</p>
<p class="p1">Turgut Özal’ın muhalefetine rağmen 1987 yılında, eski dönem Türkiyesi’nin siyasetçilerinin siyasi yasaklarını kaldırdı. 2007 yılında muhalefet partilerinin, AK Parti’nin Cumhurbaşkanı seçmesini engelleme girişimlerine, aynı yıl yapılan referandumda %69 “Evet” oyuyla ağır bir tokat attı.</p>
<p class="p1">Seçim yasasında kara delikler varsa, (var görünüyor) bunun sorumlusu AK Parti’dir. Gereken değişiklikleri yapıp, bu delikleri kapatması gerekirdi. Seçimden aylar önce, sandık organizasyonları alenen bilindiği halde, bunlara karşı hiçbir önlem alınmaması, bu sonucun en önemli sebeplerinden biri görünüyor.</p>
<p class="p1">Aynı şekilde, muhalefet blokundaki partilerin işbirliğini görüp buna uygun politikalar geliştirmeliydi. 16 Nisan 2017 tarihli Cumhurbaşkanlığı sisteminin oylandığı referandumda, İstanbul’da, <i>“Hayır”</i> oyları (4.728.318, %51,35) <i>“Evet” </i>oylarından (4.479.272, %48,65), 249.046 daha fazlaydı. Ankara’da da benzer bir durum (%48,85 Evet, %51,15 Hayır) söz konusuydu.</p>
<p class="p1">24 Haziran seçimlerinde de İstanbul’da muhalefet cephesinin (CHP %26,45, İP %7,99 HDP %12,67, SP %1,49) oy oranı %48,4 iken, Cumhur İttifakı’nın oy oranı, (MHP hiç fire vermese bile) (%42,69 + %8,26) 50,95’i zor buluyordu.</p>
<p class="p1"><b>“AK Parti’yi devirme”</b> dışında hiçbir ortak yanı olmayan partilerin birlikte hareket etmesi yadırganacak bir durum olsa da AK Parti’nin buna karşı politika üretmesi gerekirdi. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra FETÖ ile mücadelenin “ibadet tabakasını” da kapsamına alarak, (İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun deyimiyle) yarım milyon kişi hakkında adli takibat yapılması, AK Parti’nin oy kaybının önemli etkenlerinden biridir.</p>
<p class="p1">17/25 Aralık’tan itibaren bu yapıdan uzaklaşan ve AK Parti’yi tercih edenlerin ve ailelerinin küstürülmesi, bugün itibarıyla (ailesiyle birlikte) 2,5 milyon oy demektir. 31 Mart seçimlerinde AK Parti’nin oyu %44,33 olduğuna göre, 2,5 milyon oy %5’e tekabül ediyor.</p>
<p class="p1">Bu kadar önemli sebep varken <i>“oylarımız çalındığı için İstanbul’da seçimi kaybettik”</i> mazereti AK Parti seçmeninin kulağına hoş gelebilir ama iki aday arasındaki farkın kapanmasını açıklamaya yetmiyor. YSK’nın iptal kararının İstanbul seçmenleri üzerindeki etkisini, yenilenen seçimde göreceğiz.</p>
<p class="p2"><b>Yenilenen Seçimde Hangi Aday Kazanır?</b></p>
<p class="p1">YSK, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin iptaline, seçimin de 23 Haziran’da yapılmasına karar verdi. Her şeyden önce 23 Haziran’da yapılacak seçimin önceki seçimin tekrarı değil <b>“yeni bir seçim”</b> olacağının altını çizmek gerekir.</p>
<p class="p1">YSK’nın iptal kararını takiben, muhalefet partilerinin büyükşehir adaylarını geri çekmesi, (AK Parti’nin oylarını bölmesi beklenen) Saadet Partisi adayının seçimlere katılma kararı, 31 Mart tarihindeki şartların değiştiğini gösteriyor.</p>
<p class="p1">31 Mart seçimlerine katılım oranı Türkiye genelinde %84,67, İstanbul’da %83,88 oranında gerçekleşti. Bu oran, 2014 yerel seçimlerinde %89,2 olarak gerçekleşmişti. İstanbul’daki seçmen sayısı, 10.570.939 olduğuna göre, her %1’lik dilim, 105.709 oya tekabül ediyor. Seçime katılma oranının %2 artması, 210.000 oy demektir. Dolayısıyla 31 Mart seçimlerinde oy kullanmayan seçmenlerin oyları bu seçim üzerinde etkili olacak.</p>
<p class="p1">23 Haziran seçim sonucunu etkileyecek unsurlardan biri de geçersiz oylar. 31 Mart seçimlerinde İstanbul’da 319.540 oy geçersiz sayıldı. Bu kadar büyük çapta oyun geçersiz sayılması tuhaf bir durum. AK Parti’nin itirazları üzerine yapılan sayımlarda bu oyların önemli bir kısmı, AK Parti’nin hanesine yazılsa da geçersiz oy oranı çok yüksek.</p>
<p class="p1">23 Haziran’da seçmenler, sadece büyükşehir belediye başkanı için (tek oy) oy kullanacağından, hatalar en aza inecek, geçersiz oylar da azalacaktır.</p>
<p class="p1">23 Haziran’da, her iki adaya destek veren partilerin izleyeceği politikalar kadar, iki adayın performansı da etkili olacak. Medyanın ve sosyal medyanın payını da bunlara eklemek gerekiyor.</p>
<p class="p1">Bu seçimlerin belirleyici unsuru, hiç kuşkusuz “seçmenin tercihi” olacak. Seçmen, 23 Haziran’da yeniden muhasebe yapacak, hangi adaya oy vereceğine karar verecektir. Nihayet, 23 Haziran’da İstanbul’u kimin yöneteceğine on milyon seçmen karar verecek, vereceği karara da hepimiz saygı duyacağız. En büyük temennimiz, bu defa <b>seçime hile karıştırılmaması</b>, adil bir seçim yapılması!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/23-haziranda-istanbulda-secim-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin Etrafındaki Derin Kuşatma</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tu%cc%88rkiyenin-etrafindaki-derin-kusatma/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tu%cc%88rkiyenin-etrafindaki-derin-kusatma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceyhun BOZKURT]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2019 11:16:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[31 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10151</guid>

					<description><![CDATA[Yerel seçimlerin ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sonucuna odaklanan Türkiye’nin etrafında adeta adım adım bir kuşatmanın taşları döşendi. Bir taraftan terör örgütleri yeniden harekete geçirilirken öbür yandan adım adım bölgede Türkiye ile dost ülkeler ve yönetimlerde darbeler, askeri saldırılar yaşandı. Ayrıca bir anda yeniden sözde soykırım iddiaları piyasaya sürüldü. Bütün bunlara ek olarak medyada yaşanan bazı gelişmeler de Türkiye’ye karşı topyekûn bir kuşatmanın işaretlerini verdi. Türk milleti, 31 Mart Pazar günü yerel yöneticilerini belirlemek için sandığa gitti. 2019 yılının başından itibaren girdiğimiz seçim süreci ve 31 Mart sonrası tartışmalarla neredeyse 4,5 ayımız sonuçların ne olacağına odaklandı. Ancak bu süre zarfında Türkiye’nin güvenliği anlamında etrafını saran tehdit giderek büyüdü. Bizler iç siyasete odaklanmışken, bölge ile ilgili stratejik planlar yapanlar çalışmalarını sürdürdü. Parçaları birleştirdiğimizde karşımıza adım adım derin bir kuşatmanın fotoğrafı çıktı. Bu fotoğraftaki ana tema, başta Türkiye olmak üzere bölgede küresel planlara direnen ülkelerin yalnızlaştırılmasıydı. Bunun için darbeler, ekonomik kıskaçlar ve askeri hamleler yapıldı. Arka arkaya İtalya ve Fransa’da sözde soykırım iddialarının piyasaya sürülmesi de dikkat çekiciydi. Ülkemizde medyayı ilgilendiren bazı gelişmelerin yaşanması da Türkiye’ye yönelik kuşatmanın çapının büyüklüğünü göstermesi bakımından çarpıcıydı. Bölgemizde, bizi de içine çeken olası çatışma merkezlerini şu şekilde sıralamak mümkün. &#8211; Doğu Akdeniz &#8211; Suriye ve özellikle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yerel seçimlerin ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sonucuna odaklanan Türkiye’nin etrafında adeta adım adım bir kuşatmanın taşları döşendi. Bir taraftan terör örgütleri yeniden harekete geçirilirken öbür yandan adım adım bölgede Türkiye ile dost ülkeler ve yönetimlerde darbeler, askeri saldırılar yaşandı. Ayrıca bir anda yeniden sözde soykırım iddiaları piyasaya sürüldü. Bütün bunlara ek olarak medyada yaşanan bazı gelişmeler de Türkiye’ye karşı topyekûn bir kuşatmanın işaretlerini verdi.</strong></p>
<p>Türk milleti, 31 Mart Pazar günü yerel yöneticilerini belirlemek için sandığa gitti. 2019 yılının başından itibaren girdiğimiz seçim süreci ve 31 Mart sonrası tartışmalarla neredeyse 4,5 ayımız sonuçların ne olacağına odaklandı. Ancak bu süre zarfında Türkiye’nin güvenliği anlamında etrafını saran tehdit giderek büyüdü. Bizler iç siyasete odaklanmışken, bölge ile ilgili stratejik planlar yapanlar çalışmalarını sürdürdü. Parçaları birleştirdiğimizde karşımıza adım adım derin bir kuşatmanın fotoğrafı çıktı.</p>
<p>Bu fotoğraftaki ana tema, başta Türkiye olmak üzere bölgede küresel planlara direnen ülkelerin yalnızlaştırılmasıydı. Bunun için darbeler, ekonomik kıskaçlar ve askeri hamleler yapıldı. Arka arkaya İtalya ve Fransa’da sözde soykırım iddialarının piyasaya sürülmesi de dikkat çekiciydi. Ülkemizde medyayı ilgilendiren bazı gelişmelerin yaşanması da Türkiye’ye yönelik kuşatmanın çapının büyüklüğünü göstermesi bakımından çarpıcıydı.</p>
<p>Bölgemizde, bizi de içine çeken olası çatışma merkezlerini şu şekilde sıralamak mümkün.</p>
<p>&#8211; Doğu Akdeniz</p>
<p>&#8211; Suriye ve özellikle de İdlib’de dahil olmak üzere ülkenin kuzeyi</p>
<p>&#8211; Ege</p>
<p>Özellikle Doğu Akdeniz’deki saflaşma, bölgemizde çok şiddetli bir gerilimin fitilini ateşleyecek nitelikte. Bu perspektifte önce bölgemizdeki saflaşmayı ele almakta fayda olacaktır.</p>
<p><strong>Bölgemizdeki Saflaşma</strong></p>
<p>Geçen Mart ayında 8’inci yılını bırakıp 9’uncu yılından gün almaya başlayan Suriye’deki karışıklık, bölgedeki birçok dengeyi sarstı. NATO üyesi olan Türkiye ile ABD bu savaşta ilk başlarda aynı mevzide yer alırken, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeler ve 15 Temmuz sonrasındaki gelişmeler çerçevesinde karşı karşıya kalan iki ülke haline geldi.</p>
<p>ABD, KCK terör örgütünün Suriye ayağı PYD’ye desteğini yoğunlaştırırken, Türkiye doğal olarak bu desteğe büyük tepki verdi. Ayrıca vekalet savaşı yürüten terör örgütlerinin ülkemizi hedef alan saldırıları da doğal olarak gözleri Batı dünyasına çevirdi. Bu mücadelede Washington’un müttefikleri de hemen ABD’nin yanında saf tuttu. Doğu Akdeniz’de tespit edilen enerji yataklarının da denkleme dahil olmasıyla beraber bölgede saflaşma giderek netleşmeye başladı.</p>
<p>Bir tarafta ABD’nin başı çektiği Batı kutbu (Burada İngiltere ve Almanya dönem dönem kendi çıkarları çerçevesinde Washington’dan bağımsız hamle yapabiliyor), İsrail ve bu iki gücün bölgede işbirliği yaptığı Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri. Bu kutup, Doğu Akdeniz’deki gelişmeler çerçevesinde yanlarına Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni de aldı. Yine Mısır da Sisi darbesinden sonra yaşadığı ekonomik sıkıntı nedeniyle bu kutbun kucağına oturdu.</p>
<p>Diğer tarafta ise Astana Üçlüsü olarak bilinen Türkiye, Rusya ve İran yer aldı. Ayrıca Katar’da özellikle Türkiye ile ortak politika yürütme konusunda kararlı bir çizgi izledi. Hatta bu politikası nedeniyle sık sık Suud ve BAE hanedanları tarafından hedefe oturtuldu. Ancak Doha yönetimi geri adım atmamayı tercih etti.</p>
<p>Önceliği Suriye’nin kuzeyindeki terör yapılanmasını korumaya ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin elini zayıflatmaya veren ABD liderliğindeki güç, ilk olarak Astana birlikteliğini bozmaya yönelik adımlar atmıştı. Bu adımlardan sonuç alamayan ABD, bu defa Türkiye’yi sıkıştırmayı ve kuşatmayı kendine hedef olarak belirledi. Bende yazımda, özellikle son aylarda artan bu kuşatmanın maddelerini yazacağım.</p>
<p><strong>Suriye’nin Kuzeyi</strong></p>
<p>Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarıyla Fırat’ın batısındaki terör örgütlerine yönelik yürüttüğü istihbarat destekli askeri politika sonuç verdi ve Cerablus’tan Hatay’a kadar uzanan sınır hattı, belirli bir derinlikte teröristlerden temizlendi. Dikkat çekici olan karşıymış gibi görünen PYD ve DEAŞ terör örgütleri, TSK’nın komutasındaki operasyonlarda ortak hareket ettiler.</p>
<p>DEAŞ’a karşı Fırat Kalkanı Harekâtı’nı yaparken PYD/YPG terör örgütü, PYD/YPG’ye yönelik Zeytin Dalı Harekâtı’nı yaparken DEAŞ terör örgütünün saldırılarıyla da mücadele ettik. Ancak bu saldırılar Türkiye’yi engelleyemedi. Bu operasyonların bazı bölümlerinde Astana sürecindeki ortağımız Rusya’nın da kısmi desteğini aldık. Bu operasyonlardan sonra Türkiye gözünü, Münbiç ve Fırat’ın doğusundaki terör işgalindeki bölgeye dikti. Buraların temizliği şu çerçevede önemliydi:</p>
<p>&#8211; Türkiye’nin sınır ve iç güvenliği,</p>
<p>&#8211; Suriye’nin toprak bütünlüğü,</p>
<p>&#8211; Demografik yapının terör örgütü eliyle değiştirilmesinin önüne geçilmesi ve bölgeden koparılan insanların evlerine dönebilmesi.</p>
<p>Hazırlıklar yapıldı ve sınıra gerekli yığınak yapıldı. Ancak ABD bu harekâtı istemiyordu. Buna karşı elindeki tüm diplomatik, askeri, psikolojik kozları sahaya sürdü. Türkiye, NATO’daki müttefikiyle Fırat’ın doğusuna yönelik planlanan operasyon ile ilgili diplomasiyi sürdürmeye başladı. Görüşmeler daha çok Türk tarafının kararlılığını muhataplarına iletmesi, muhatapların ise orta yol bulmaya çalışmasıyla geçti, geçiyor.</p>
<p>ABD, açık açık PYD/YPG’yi himayesine almış durumda. Bunu da her fırsatta dile getiriyor. Hatta Türkiye’nin baskıları neticesinde Trump’un “Suriye’nin kuzeyinden çekiliyoruz” kararı bile hayata geçirilmedi. Geçirilip geçirilmeyeceği de meçhul. Ancak şöyle bir tehlikeden söz etmek mümkün: Biz seçimlere odaklanmışken, operasyon da geciktikçe, ABD bölgedeki yığınaklanmasını ve planlamasını sağlamlaştırıyor. Bir Türk-Amerikan çatışması beklemek mümkün değil. Ancak “müttefikimizin” PYD/YPG terör örgütü üzerinden ülkemize yönelik hasmane tutumu bir sıcak çatışmaya dönüşürse, hiç de hazırlıksız olduklarını söyleyemeyiz. Zaman geçtikçe bu hazırlıklar da giderek güçlendiriliyor.</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz</strong></p>
<p>Fırat’ın doğusunun yanında, Suriye ile bağlantılı bir sıkıntı alanı da Doğu Akdeniz. Gerek Atlas Okyanusu ile Hint Okyanusunu Süveyş Kanalı ve Cebelitarık Boğazı ile birbirine bağlaması açısından, gerek Karadeniz ile Orta Doğu’daki enerji kaynaklarını Batı’ya ulaştırma açısından son derece stratejik önemi olan Doğu Akdeniz, sahip olduğu enerji kaynakları nedeniyle küresel bir mücadelenin önemli bir alanı haline geldi.</p>
<p>Bu bölgede tespit edilen zengin hidrokarbon kaynakları, adeta dünyanın gözünü bu coğrafyaya çevirdi. Aslında kaynakların bulunmasının tarihi günümüz değildi. İtalya başta olmak üzere bazı ülkeler 2000’li yılların başında bölgede araştırmalar yapıyordu. İsrail’de 2010’lu yıllara gelirken araştırmalarını artırmıştı. Bu araştırmalar neticesinde İsrail bölgede ciddi enerji kaynakları tespit etti. Daha sonra Rumların yaptığı araştırmalar da olumlu sonuç verdi. Bölge çok ciddi bir şekilde doğalgaz kaynıyordu.</p>
<p>Bu keşiflerin ardından İsrail’in yanında Yunanistan ve Rumlar da harekete geçti. Ankara ise gerek Ana Vatanın gerek Yavru Vatan KKTC’nin çıkarlarını korumak adına duruşunu netleştirdi: Kesinlikle taviz verilmeyecekti. Bu süreçte Muhammed Mursi’nin bir darbe ile devrilmesinden sonra Mısır’da ABD’nin liderliğindeki İsrail-Yunanistan-Rum Kesimi kutbuna geçti. Sisi’nin ilk icraatlarından biri Rumlar ve Yunanistan ile iletişim kurmak oldu.</p>
<p>Ekonomik kriz içindeki Mısır’ın Suudi Arabistan ve BAE eliyle ABD-İsrail kutbuna çekildiğini de hatırlatmak gerekir. Biz seçim süreciyle oyalanırken, en yoğun gelişmenin yaşandığı bölge de burası oldu. ABD-İsrail-Suudi Arabistan-BAE-Yunanistan-Rum Kesimi’nden oluşan kutup arka arkaya hamle yaptı. Bunları madde madde sıralayacak olursak;</p>
<p><strong>&#8211; LİBYA: </strong>Bilindiği üzere bu coğrafya, Arap Baharı adı verilen süreçte olayların merkezinde yer almış, lideri Muammer Kaddafi belli bir gruba linç ettirilerek katledilmişti. Olaylar sonucunda ülke Doğu ve Batı diye fiilen ikiye bölündü ve iki iktidar merkezi oluştu. Bunlardan birincisi Fayez Saraç hükümeti. Ulusal Mutabakat Hükümeti olarak da adlandırılan bu hükümet başkent Trablus ve çevresine hâkim. Türkiye bu hükümeti tanıyor ve aşiretler tarafından oluşturulan Zintan Tugayı bu hükümeti destekliyor.</p>
<p>Libya’da var olan diğer hükümet ise Abdullah Sini Hükümeti. Bu hükümet ülkenin doğusuna ve güneyine hâkim. Kaddafi’nin öldürülmesinden sonra ülkeye dönen General Halife Hafter’e bağlı silahlı güçler tarafından destekleniyor. Ülke olarak da Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin finansman sağladığı iddia ediliyor.</p>
<p>General Halife Hafter liderliğindeki yapı 4 Nisan’da batıya doğru saldırıya geçti. Amerikan yayın organı <em>Wall Street Journal</em> gazetesi, Hafter’in saldırıdan birkaç gün önce Suudi Arabistan’ı ziyaret ettiğini yazdı. Suudi Arabistan’ın, General Hafter’in, Trablus’u ele geçirmek için başlattığı operasyona destek için milyonlarca dolar yardım sözü verdiği ileri sürülen haberde, ismi açıklanmayan bir Suudi yetkilinin, “Oldukça cömerttik” ifadesine de yer verildi.</p>
<p>Hafter’in amacı Libya’nın tamamını kontrol altına almak. ABD Başkanı Donald Trump’da telefonla görüştüğü Hafter’e desteğini açıkladı. Hafter’in harekâtı başarıyla sonuçlanırsa, Ulusal Mutabakat Hükümeti gibi Türkiye’nin Doğu Akdeniz açısından önemli bir müttefiki düşmüş olacak.</p>
<p><strong>&#8211; SUDAN:</strong> Bu ülke gündeme geldiğinde her zaman ilk konu insan hakları olmuştur. Bu konudaki hassasiyetlere katılmakla beraber, bu ülke yönetiminin Türkiye’ye yönelik stratejik yaklaşımı, iki ülke ilişkilerini her daim sıcak tutmuştur. Özellikle Doğu Akdeniz’e giden güzergâhta Kızıl Deniz’de stratejik öneme sahip Sevakin Adası’nın Türkiye’ye 99 yıllığına tahsisi gibi konularda iki ülke yönetimleri ortak hareket etti.</p>
<p>Sevakin Adası’na Türkiye askeri üs inşa ederek, Somali’deki üssüyle beraber bölgede bir güç haline gelecekti. İşte bu çerçevede stratejik ilişki kurduğumuz Sudan’da 19 Aralık’ta başlayan eylemler Mart ayında adeta isyana dönüştürüldü. Dönüştürüldü diyoruz çünkü olaylarda ciddi bir şekilde Suudi Arabistan ve Sisi’nin Mısır’ının etkisi olduğu basına yansıdı. Eylemlerin neticesinde 11 Nisan’da orduyu kontrol eden generaller darbe yaptı.</p>
<p>Dikkat çekici olan olayların başlangıcının Türkiye ile Sudan arasındaki ilişkinin yoğunlaştığı döneme denk gelmesiydi. Türkiye, Sevakin Adası’na yönelik hazırlıklarını hızlandırdığı bir dönemde gerçekleşen darbe sonrasında gözler doğal olarak bu ülkede neler olacağına döndü.</p>
<p>Ömer El Beşir’in devrilmesinin ardından bu ülkede Türkiye ile Katar bir tarafta, Suudi Arabistan-BAE-Mısır öbür tarafta bir bilek güreşi başladı. Ankara, darbeye karşı çok net bir tutum alırken, kendilerini demokrasi şampiyonu olarak gören Batı dünyası sessiz kalmayı tercih etti. <em>Sabah</em> yazarı Bercan Tutar, 21 Nisan’daki yazısında Sudan’daki olaylarla ilgili çarpıcı bilgiler aktardı:</p>
<p><em>“Harekete geçen darbecilerin tümü de Beşir’in en sadık adamlarıydı. Ancak darbeden sonra hepsinin dışarıya bağımlı olduğu ortaya çıktı. Örneğin, darbeyi yapan Savunma Bakanı Awad bin Avf, Mısır’daki darbeci Abdulfettah Sisi’nin Kahire’deki askeri okuldan sınıf arkadaşı. Avf’ın attığı ilk adımlardan biri, Sisi’nin can düşmanı Müslüman Kardeşler (İhvan) üyelerini tutuklamak oldu.</em></p>
<p><em>Ulusal Kongre Partisi (UKP) lideri Ahmed Harun ile bu partiden Başbakan olan Muhammed Tahir Ayala hapse atıldı.</em></p>
<p><em>Cuntanın başında yer alan Korgeneral Abdul Fattah Abdulrahman Burhan, Sudan’ın Yemen’e gönderdiği askerlerin sorumlusuydu.</em></p>
<p><em>Cuntanın beyni olarak gösterilen İstihbarat Başkanı Abdullah Salah Goshi, Sisi’ye ve BAE’ye yakın bir isim.</em></p>
<p><em>Cuntacılardan Hızlı Hareket Güçleri (RFS) komutanı Muhammed Hamdan ‘Hemeti’ ise Suudilerin adamı.</em></p>
<p><em>Zaten Suudilerin en sağlam ismi olan Korgeneral Burhan’ın Askeri Geçiş Konseyi’nin başına geçmesinden sonra Sisi, Suud Kralı ve BAE lideri, Sudan’a yardımların derhal hızlandırılması talimatını verdiler.</em></p>
<p><em>Hedef ise İhvan’ın iktidarda olduğu son ülke olan Sudan’ın denetim altına alınarak Türkiye’nin Kızıldeniz’den Körfez’e kadar uzanan alanda kuşatılmasıdır.”</em></p>
<p>Bölgeyi takip eden gazetecilerden Gökhun Göçmen de 16 Nisan tarihli <em>Aydınlık</em> gazetesindeki yazısında Türkiye ile Katar’ın bölgedeki gücünün küçümsenmemesi gerektiğini vurguluyordu. Göçmen’e göre, “Kalbi İhvan’la atan ancak cüzdanını Körfez’e teslim eden” Sudan’da bir iktidar rekabeti olacak. Abdulllah Salah Goshi ve Muhammed Atta’nın görevde alınması da bu iddiayı doğrular nitelikte. Zira iki ismin kesişim kümesinde Amerika bulunuyor.</p>
<p>Göçmen’in verdiği bilgiye göre, Sudan’da muhalefetin tutuklanmasını talep ettiği Goshi’nin CIA ile 2012 senesinde darbe görüşmesi yaptığı ortaya çıkmıştı. Mısır’ın başkenti Kahire’de Amerikalı yetkililerle buluşan Goshi, darbeye destek talep etmiş ve Washington’dan iktidarının tanınma sözünü almıştı. Goshi ayrıca geçen Şubat ayında İsrail istihbarat şefi Yossi Cohen ile Almanya’da bir araya geldi. Mısır’ın arabuluculuğunda ve S. Arabistan’ın bilgisi dâhilinde gerçekleşen buluşmada Ömer el Beşir sonrası Sudan’ın geleceği masaya yatırılmıştı.</p>
<p><em>Middle East Eye</em> sitesine konuşan bir kaynak da “Goshi’nin Suudiler Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısırlılarla güçlü bağı var. Onlar Beşir’in gidip kendi adamlarının iktidar olmasını istiyor” ifadelerini kullanmıştı.</p>
<p>Goshi gibi görevden alınan Washington temsilcisi Muhammed Atta da Amerika için özel isimler arasında yer alıyordu. Atta, bu yılın başında Amerikalı yetkilileri ile Villard Otel’de buluşmuş ve yaptırımların kalkması için kolları sıvamıştı. Atta’nın ne söz verdiği bilinmese de önce yaptırımlar hafifletilmiş ve Beyaz Saray’ın Afrika Özel Temsilcisi Cyrill Sartor, Hartum’u ziyaret etmişti. Amerika bununla da sınırlı kalmamış, taleplerinin yerine getirilmesi halinde Sudan’ın terörizme destek veren ülkeler listesinden çıkacağı sinyalini vermişti.</p>
<p>Gökhun Göçmen’in aktardığına göre, Amerikan medyasının dikkatle takip ettiği bir diğer isim ise Hametti adıyla bilinen Muhammed Hamdan Daglo. Sudan Geçici Askeri Konseyi Başkan Yardımcısı Daglo, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerine yakınlığı ile biliniyor. Darbe sonrası İngiltere’nin Sudan elçisine brifing veren Daglo, Suudilere de Yemen işgalinden ayrılmayacakları sözünü verdi.</p>
<p>Amerikan <em>The New York Times</em> gazetesi 11 Nisan tarihli haberinde Avad, Kuş ve Daglo’nun Türkiye ve Katar’ı yenilgiye uğratacağını iddia etmişti. Gazete şu ifadeleri kullanmıştı:</p>
<p>“General Avad, Kui ve Daglo’nun kombinasyonu Hartum caddelerinde iç savaşı önleyebilir. Onlar, Sudan Müslüman Kardeşleri’nin bağrından çıkan Ulusal Kongre Partisi’ne karşı hareket ettiler. Onlarca Ulusal Kongre Partisi yetkilisi tutuklandı, parti yasaklandı ve Ulusal Kongre Partisi milisleri dağıtıldı. Bu, Arap dünyasındaki son İslamcı kale olan Sudan yanlısı Türkiye ve Katar için darbe olacak.”</p>
<p>Ancak <em>New York Times</em>’ın Türkiye ve Katar’a darbe vurmasını beklediği üç isimden olan Avad ve Goshi istedikleri koltuğa oturamadı. Yine de gelişmelerin Türkiye aleyhine yükselmesi büyük ihtimal. Çünkü yazımızı hazırlarken gündeme düşen son gelişmenin, oluşturulan Sudan Geçiş Konseyi Başkanı Abdulfettah el Burhan’ın, Türkiye ile yapılan Sevakin Anlaşması’nı feshetme niyetinde olduğuydu. Eğer bu gerçekleşirse Suudi Arabistan ve Mısır, dolayısıyla ABD ve İsrail Libya’dan sonra Sudan’da da Türkiye’ye karşı bir mevzi kazanmış olacak.</p>
<p><strong>&#8211; ORTAK TATBİKATLAR:</strong> Seçim sürecinde gözlerden kaçan önemli bir gelişme de Doğu Akdeniz ve Ege merkezli iki kritik askeri tatbikattı. Bu tatbikatlardan bir tanesi, Yunanistan, Rum Kesimi ve Mısır’ın Medusa-8 adıyla Doğu Akdeniz’de gerçekleştirdiği hava-deniz tatbikatıydı. 13-19 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen tatbikata Yunanistan Silahlı Kuvvetleri 1 fırkateyn (Elli sınıf HS Elli F-450), 1 denizaltı, 1 narkotik gemisi, 8 adet F-16 savaş uçağı, 1 adet CH-47 Chinook helikopteri, 3 adet AH-64 saldırı helikopteri ve Yunan denizcilik filosu personeliyle yer aldı.</p>
<p>Güney Kıbrıs Silahlı Kuvvetleri tatbikata ‘Alasia’ adlı genel destek gemisi ve Özel Harekat Personeli (SAT-sualtı taarruz komandosu) ve planlama ve koordinasyon personeli ile katılırken Mısır ise 1 adet AH-64 helikopteri, 1 Fırkateyn (Gowind -2500 ENS-971), 2 Hücumbot (S. Ezzat -682 – M. Fahmy 688) , 1 Denizaltı, 8 adet F-16 savaş uçağı ve Özel Kuvvetler personeli katıldı.</p>
<p>Tatbikata ABD, Suudi Arabistan, BAE başta olmak üzere Bulgaristan, Fransa, Almanya, İtalya, Ürdün, Kuveyt, Fas, Bahreyn, Portekiz, Romanya, Sırbistan ve Sudan’dan gözlemciler davet edildi.</p>
<p>Bu tatbikatın yanı sıra çok çarpıcı bir başka tatbikat da Yunanistan’da yapıldı. Yunanistan’da düzenlenen en büyük askeri tatbikat olarak değerlendirilen Iniohos 2019’da; Yunanistan, İsrail, BAE ve İtalya uçakları birlikte hareket etti. Tatbikata İtalya’nın ve İsrail’in, F-35 ile katıldığı belirtiliyor.</p>
<p>Yunan Hava Kuvvetleri tatbikatın amacının, karmaşık ve çok boyutlu tehdit ortamı karşısında gerçekçi operasyonel eğitim sağlama olduğunu ifade etti. Yunanistan’ın, hem Arapları hem İsrail’i hem de Avrupalıları yanına alması, Türkiye’ye bir mesaj niteliğinde gibiydi. Tarihinin en büyük tatbikatlarından birini gerçekleştiren Yunanistan’ın, Türkiye’nin tek başına gerçekleştirdiği Mavi Vatan-2019’a cevap verme çabasında olduğu değerlendirmeleri yapıldı. Bu tatbikattaki en önemli gelişme ise BAE’nin hiç çekinmeden İsrail ordusuyla yan yana görüntü vermesiydi.</p>
<p><strong>İstihbarat Savaşları</strong></p>
<p>Askeri ve siyasi olarak bu gelişmeler yaşanırken, bölgemizdeki özellikle de ülkemizdeki mücadelenin bir başka boyutu da istihbarat savaşları. Özellikle 15 Temmuz işgal girişimindeki Suud-BAE bağlantıları ve Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda vahşice katledilmesiyle kızışan bu savaşlarda Türk istihbaratı, Suud ve BAE’yi sıkıştırmıştı. Ancak özellikle finans gücünü kullanan bu iki yapının, ABD ve İsrail’in teşvikiyle bazı faaliyetlere hız verdiği<br />
gözükmekte.</p>
<p>Örneğin, İstanbul’da yakalanan Filistin kökenli iki BAE ajanının itirafları, ülkemizde sansasyonel eylemler planlandığını göstermesi bakımından çarpıcı işaretler taşıyor. İki ajanın Türkiye’de yaşayan Arap kökenli insanlardan bir eleman ağı oluşturmaya çalıştığı, bu elemanlar üzerinden de Türk istihbaratını zor durumda bırakmaya çalışacağı, ayrıca yapılacak eylemlerle de ülkeyi kaosa sürükleme planına bağlı çalıştıkları anlaşıldı. Bu da Türkiye’deki bazı siyasi tartışmaların bitirilmesi gerektiğinin en önemli göstergesi. Ulaştığımız bilgiler de bunu doğruluyor. Bu istihbarat servislerine bağlı ajanların halen içeride bazı çalışmalar yürüttüğü belirtiliyor.</p>
<p><strong>PKK Hareketlendirildi</strong></p>
<p>Tüm bu gelişmelere ek olarak terör örgütü PKK’nın, özellikle Irak sınırında hareketlenmesi dikkat çekti. Türk Silahlı Kuvvetleri, 2018 yılının Mart ayından bu yana Irak’ın kuzeyinde çok ciddi operasyonlar yürütüyor. Operasyonlarda birçok bölge terörden arındırıldı, üs bölgeleri oluşturuldu. Ancak PKK’nın halen bir hareketlilik içinde olduğu görülüyor.</p>
<p>Bunun son emaresi, Hakkari’nin Çukurca ilçesine bağlı Kavuşak Seriberi Üs Bölgesi’ne sızmaya çalışan bir grup PKK/YPG’li teröristin saldırısı sonucu 4 askerimizin şehit düşmesi. Bu saldırıya misliyle karşılık verildi. Terör örgütünün sonradan bazı sızma girişimleri daha tespit edildi. Bu girişimler de engellendi. Ancak terör örgütünün uzun zaman sonra tam da iç siyasetin çalkantılı olduğu dönemde hareketlenmesi veya hareketlendirilmesi dikkat çekiciydi.</p>
<p><strong>‘Ermeni Soykırımı’ Yalanı Piyasaya Sürüldü</strong></p>
<p>Türkiye’ye yönelik kuşatmanın bir boyutu da sözde soykırım iddialarının yeniden piyasaya sürülmesi oldu. Doğu Akdeniz’de de karşı karşıya kaldığımız İtalya ve Fransa arka arkaya Ermeni tasarılarını gündemine getirdi. İtalya’daki koalisyon hükümetinden ‘Ermeni soykırımını resmi olarak tanıması ve bunu uluslararası alanda savunmasını’ isteyen önerge, 43 çekimsere karşı 382 evet oyuyla kabul edildi. Karşı oyun çıkmadığı önergeye sadece muhalefetteki sağ görüşlü Forza İtalia Partisi’nin milletvekilleri çekimser oy verdi.</p>
<p>İtalya’nın ardından Fransa benzer bir hamle yaptı. Macron yönetimi, 24 Nisan’ı ‘Ermeni Soykırımını Anma Günü’ ilan etti. Bu amaçla hazırlanan kararname 11 Nisan sabahı Fransa Resmi Gazetesi’nde yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>
<p>Toplam üç maddeden oluşan kararname Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Başbakan Edouard Philippe’in imzalarıyla yayımlandı. Kararnamede, Fransa’nın ‘Ermeni Soykırımı’nı 29 Ocak 2001 tarihinden bu yana resmen tanıdığı hatırlatılıp, 24 Nisan’ın bundan böyle ‘Ermeni Soykırımını Anma Günü’ ilan edildiği yazılı.</p>
<p>Bu gelişmelere Türkiye’nin yanıtı gecikmedi. Gerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gerek Mevlüt Çavuşoğlu başta olmak üzere Dışişleri Bakanlığı yetkilileri Fransa’ya sert tepki verdi. Bu gelişme, gelecekte karşımıza çıkarılacak kuşatma alanlarından birinin de asılsız Ermeni iddiaları olacağını göstermesi bakımından çarpıcıydı.</p>
<p><strong>Medya Operasyonu</strong></p>
<p>Seçim sonrasında çok dikkat edilmeyen, ancak son derece kritik bir operasyon da medya alanında gerçekleşti. Önce İngiliz yayın organı <em>Indepentdent,</em> Türkçe internet sitesini devreye soktu. Burada dikkatimizi çeken sitenin sermayesiydi. İnternet sitesi İngiliz ancak sermaye Suudi Arabistan’a aitti. <em>Independent Digital News&amp;Media Limited</em> <em>(IDML)</em> ile yapılan lisans anlaşması çerçevesinde <em>Independent Türkçe</em>’nin tüm hakları Suudi Arabistan Araştırma ve Pazarlama Grubu (SRMG) bünyesinde bulunan Media Arabia’ya ait olacaktı.</p>
<p>Saudi Research and Marketing Group/Suudi Arabistan Araştırma ve Pazarlama Grubu (SRMG) ile Independent arasında yapılan anlaşma kapsamında <em>Independent</em>’ın Arapça, Türkçe, Urduca ve Farsça dillerinde haber siteleri açma projesi kapsamında, Ocak ayında test yayınlarına başlayan <em>Independent Türkçe</em> sitesinin açıldığını duyuruldu.</p>
<p>Suudi sermayesine ait SRMG, geçen yıl İngiltere merkezli <em>The Independent</em> gazetesi ile dört farklı dilde, internet siteleri, haber uygulamaları ve sosyal medya hesapları üzerinden yayın yapmak üzere bir sözleşme imzaladığını duyurmuştu. Bu proje kapsamında önce Arapça yayın yapan <em>www.independentarabia.com</em> yayın hayatına başlamıştı. <em>Independent</em>’in Türkçe yayını da işte bu işbirliğinin ikinci adımı olarak yayın hayatına başladı.</p>
<p>Bu gelişme henüz tazeliğini korurken, çok daha çarpıcı bir gelişme yaşandı. Tarihte görülmemiş bir şekilde İngiltere’nin <em>BBC</em>, Almanya’nın <em>Deutsche Welle</em>, Fransa’nın <em>F24</em> ve Amerika’nın <em>VOA (Amerika’nın Sesi)</em> yayın organlarının bir araya gelerek Türkçe bir YouTube haber kanalı açmayı planladıkları ortaya çıktı. <em>Hürriyet </em>yazarı Ertuğrul Özkök bu gelişmeyi duyurduğu 25 Nisan tarihli yazısında şu notu düştü:</p>
<p><em>“Bana çok ilginç göründü&#8230;</em></p>
<p><em>Çünkü bunlar özel haber kuruluşları<br />
değil. Dördü de ülkelerinin kamusal kuruluşları.</em></p>
<p><em>Bu dört kuruluşu ilk defa böyle bir ortaklık içinde görüyorum.</em></p>
<p><em>Bu dörtlü bizim için iyi haber mi&#8230;</em></p>
<p><em>Yoksa kötü haber mi&#8230; Karar veremedim&#8230;</em></p>
<p><em>Ama şunu çok iyi biliyorum. ‘Neticede bir YouTube kanalı’ deyip geçilecek türden bir şey değil bu&#8230;</em></p>
<p><em>Eminim ileride çok konuşacağız&#8230;”</em></p>
<p>Sadece ileride değil, bugün bile çok konuşulacak bu gelişme, Türkiye’nin karşısındaki kutbun, yürüttüğü siyasi, askeri, istihbari faaliyetlerin yanı sıra propagandaya da yoğun bir şekilde kalkışacağının önemli bir göstergesiydi.</p>
<p>Sonuç olarak, biz 31 Mart seçimlerini tartışırken, çevremizi ve içimizi adım adım saran bir kuşatma yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz. Peki, bu kuşatmaya nasıl yanıt veririz? Uzun zamandan beri birlik olmanın, her zamankinden önem taşıdığı bir döneme girdiğimizi vurguluyoruz. Yazıma son verirken, bu çağrımızı yineliyorum. Birliğe her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü bizleri paramparça etmeye niyet etmiş bir koalisyon ile karşı karşıya olduğumuzu bilmek gerekiyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tu%cc%88rkiyenin-etrafindaki-derin-kusatma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplum İttifakları Benimsedi mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/toplum-ittifaklari-benimsedi-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/toplum-ittifaklari-benimsedi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2019 10:30:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[31 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhur İttifakı]]></category>
		<category><![CDATA[Millet İttifakı]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10138</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de siyasi partiler arasındaki “ittifak”, Başkanlık sisteminin amaçlarına hizmet etmiyor. Yeni sistemin rayına oturması için seçim yasası başta olmak üzere, birçok yasada değişiklik yapılması gerekiyor. Seçimlerden sonra Cumhurbaşkanlığını ve Meclis’te çoğunluğu kazanan Cumhur İttifakı ile bu seçimlerde oylarını artıran, yerel seçimlerde de büyük başarı elde eden Millet İttifakı’nın geleceğini herkes merak ediyor. Yeni sistemde siyasi partilerin “ittifaklarının” birleşmeye değil, partilerin daha da artmasına sebebiyet verecek gibi görünüyor. 31 Mart 2019 tarihinde, “tarihi” seçimlerden birini daha geride bıraktık. Daha doğrusu, Başkanlık sistemi referandumundan sonra biri genel diğeri yerel iki seçim tecrübesi yaşadık. Başkanlık sistemini, bu tecrübelerden sonra yeniden değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır. Başkanlık sistemine ilişkin Anayasa paketi gündeme geldiğinde, muhalefet partileri bu öneriye şiddetle karşı çıkmışlar, bu değişikliğin gerçekleşmemesi için kampanya yürütmüşlerdi. Bu değişikliğin demokrasinin sonu olacağını, devletin bütün erklerinin tek kişiye bağlanacağını, tek adam rejiminin hâkim olacağını öne sürmüşlerdi. Bu tartışmalar sırasında; “Mevcut sistemin parlamenter sistem olmadığını, esasen Türkiye’de hiçbir zaman parlamenter sistem uygulanmadığını, 2010 yılına kadar parlamenter sistem görünümlü askeri vesayet sisteminin uygulandığını, 2010 yılından itibaren bu vesayetin FETÖ’nün eline geçtiğini, 2014 yılına kadar devam ettiğini, bu sistemin, dış müdahalelere açık bir sistem olduğunu, siyasi tarihimizde bunun çok sayıda örneği olduğunu, AK Parti’nin önerisinin ‘Başkanlık sistemi’ olduğunu, bu sistemin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’de siyasi partiler arasındaki “ittifak”, Başkanlık sisteminin amaçlarına hizmet etmiyor. Yeni sistemin rayına oturması için seçim yasası başta olmak üzere, birçok yasada değişiklik yapılması gerekiyor. Seçimlerden sonra Cumhurbaşkanlığını ve Meclis’te çoğunluğu kazanan Cumhur İttifakı ile bu seçimlerde oylarını artıran, yerel seçimlerde de büyük başarı elde eden Millet İttifakı’nın geleceğini herkes merak ediyor. Yeni sistemde siyasi partilerin “ittifaklarının” birleşmeye değil, partilerin daha da artmasına sebebiyet verecek gibi görünüyor.</strong></p>
<p>31 Mart 2019 tarihinde, “tarihi” seçimlerden birini daha geride bıraktık. Daha doğrusu, Başkanlık sistemi referandumundan sonra biri genel diğeri yerel iki seçim tecrübesi yaşadık. Başkanlık sistemini, bu tecrübelerden sonra yeniden değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır. Başkanlık sistemine ilişkin Anayasa paketi gündeme geldiğinde, muhalefet partileri bu öneriye şiddetle karşı çıkmışlar, bu değişikliğin gerçekleşmemesi için kampanya yürütmüşlerdi. Bu değişikliğin demokrasinin sonu olacağını, devletin bütün erklerinin tek kişiye bağlanacağını, tek adam rejiminin hâkim olacağını öne sürmüşlerdi.</p>
<p>Bu tartışmalar sırasında; “Mevcut sistemin parlamenter sistem olmadığını, esasen Türkiye’de hiçbir zaman parlamenter sistem uygulanmadığını, 2010 yılına kadar parlamenter sistem görünümlü askeri vesayet sisteminin uygulandığını, 2010 yılından itibaren bu vesayetin FETÖ’nün eline geçtiğini, 2014 yılına kadar devam ettiğini, bu sistemin, dış müdahalelere açık bir sistem olduğunu, siyasi tarihimizde bunun çok sayıda örneği olduğunu, AK Parti’nin önerisinin ‘Başkanlık sistemi’ olduğunu, bu sistemin de parlamenter sistem gibi demokratik sistemlerden biri olduğunu, bu sistemlerin her birinin artılarının ve zaaflarının olduğunu, Başkanlık sisteminde, başkanın seçilmesi için %50+1 oy gerektiğinden, <strong>seçimden önce</strong> ittifakın, parlamenter sistemde ise <strong>seçimden sonra</strong> koalisyonun söz konusu olduğunu, Başkanlık sisteminin, toplumu iki kutupta topladığını, seçmenleri ittifaka zorladığını, zaman içinde iki partili bir sisteme evrildiğini, Türkiye’de bu sistemin en fazla CHP’nin işine yarayacağını” belirtmiştim. Bilindiği üzere 16 Nisan 2017 tarihinde, cumhurbaşkanlığı sistemi referanduma sunuldu, %51,41 ‘Evet’ oyuyla yeni bir sisteme geçmiş olduk.</p>
<p><strong>Başkanlık Sistemi Niçin Gündeme Geldi?</strong></p>
<p>Seçim ittifaklarını değerlendirmeye geçmezden önce <strong>bu sistemin niçin gündeme geldiğine</strong> göz atmak gerekir. Esasen, siyasi tarihimizde güçlü liderler, Başkanlık sistemi özlemi içinde olmuşlardır. Süleyman Demirel, Necmeddin Erbakan, Alpaslan Türkeş, Muhsin Yazıcıoğlu, Turgut Özal, başkanlık sistemini savunmuştur.</p>
<p>AK Parti de 2007 yılında “sistem içi operasyonlara” <strong>tepki olarak</strong> “<em>Başkanlık sistemini</em>” gündeme getirmiş, ancak kendi adayının cumhurbaşkanının seçilmesiyle bu konu gündemden düşmüştür. Askeri vesayet sisteminde köklü değişiklikler yapan 2010 referandumundan sonra bu konuyu tekrar gündeme getirmiş, 6 Kasım 2012 tarihinde bu teklifini TBMM Uzlaşma Komisyonu’na sunmuştur. Önerinin Anayasa değişikliği gerektirmesi ve muhalefet partilerinin destek vermemesi nedeniyle bu girişimi sonuçsuz kalmıştır.</p>
<p>AK Parti, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra bu sistemi yeniden gündeme getirmiştir. Başkanlık sisteminde başkan 5 yıl süreyle halk tarafından seçildiğinden, koalisyonlara gerek kalmayacağını, bunun da istikrara ve ekonomik kalkınmaya destek olacağını dile getiriyordu. Bu gerekçe, 1980 öncesi veya 2002 yılından önceki koalisyonlara tepki olarak dile getirilseydi makul karşılanabilirdi, ancak koalisyonların olmadığı bir dönemde gündeme getirilmesi, bu önerinin arkasında başka sebeplerin olduğunu gösteriyor.</p>
<p>AK Parti’nin, 2016 yılında Başkanlık sistemini yeniden gündeme getirmesini, <strong>2014 Cumhurbaşkanlığı</strong> ve <strong>7 Haziran seçimlerinde</strong> aramak gerekiyor. “Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçim bildirgelerinde Başkanlık sistemi önerisi <strong>ilk kez</strong> Sayın Erdoğan’ın 14 Ağustos 2014’te -Cumhurbaşkanı seçimini kazanmasından sonra- 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde yer almıştır.” (<em>Ertuğrul Günay, Başkanlık önerisi AK Parti belgelerinde ne zaman yer aldı? 20.01.2016, Radikal</em>)</p>
<p><strong>Muhalefet Partilerinin İttifak Denemeleri</strong></p>
<p>2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri, on dört siyasi partinin<sup>1</sup>, tek aday (Ekmeleddin İhsanoğlu) etrafında ittifakına sahne oldu. Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak, “<em>Cumhurbaşkanı adaylarının hiçbirinin Milli Görüş’ün ilke ve prensiplerine uymadıkları gerekçesi ile hiçbir adaya oy vermeyeceklerini, seçimlerin ikinci tura kalması durumunda yeniden değerlendirme yapacaklarını ve alacakları kararı kamuoyuyla paylaşacaklarını</em>” söyledi.</p>
<p>Üç adayın yarıştığı birinci turda AK Parti adayı Recep Tayyip Erdoğan %51,79, muhalefetin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu %38,4, HDP adayı Selahattin Demirtaş ise %9,8 oy aldı. Erdoğan birinci turda Cumhurbaşkanı seçildi. 16 Nisan’da yapılan referandumda, çatı adayı etrafında ittifak yapan muhalefet blokuna HDP de eklendi.</p>
<p>Başkanlık sistemine geçildikten sonra yapılan 7 Haziran genel seçimlerinde, HDP’nin barajı aşması için destek kampanyaları başladı. HDP, bu seçimlere (bağımsız adaylarla değil) parti olarak katılmaya karar verdi. HDP, kurulduğundan bu yana en yüksek oyunu (%13,2) aldı. AK Parti, %41 oyla 258 milletvekili çıkarabildi. Meclis’te çoğunluk, (2002 yılından itibaren) <strong>ilk kez</strong> muhalefetin (CHP 132, MHP 80, HDP 80 milletvekili ile) eline geçti.</p>
<p>Koalisyon görüşmeleri sırasında MHP’nin, HDP’nin içeriden veya dışarıdan destek vereceği hiçbir hükümet formülüne yanaşmayacağını açıklaması üzerine, “seçimlerin yenilenmesine” karar verildi. AK Parti, 3 Kasım 2015 seçimlerinde yeniden tek başına iktidara geldi. AK Parti’nin <strong>Başkanlık sistemi önerisini</strong>, muhalefet partilerinin 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi ve 7 Haziran seçimlerinde yaptıkları “ittifak” ile ilişkilendirmek daha mantıklı görünüyor.</p>
<p>7 Haziran seçimlerinden sonra PKK’nın terör eylemleri artmaya başladı. Hükümetin PKK’nın saldırılara operasyonlarla karşılık vermesi ve MHP’nin desteğiyle “<strong>yeni bir süreç</strong>” başladı. Devlet Bahçeli’nin HDP’nin içeriden veya dışarıdan destek vereceği her türlü koalisyon formülüne kapılarını kapattığını açıklamasıyla seçimlerin yenilenmesine karar verildi.</p>
<p>Bu arada, MHP içinde muhalefet Devlet Bahçeli’yi tasfiye etmek için harekete geçti. 15 Temmuz darbe teşebbüsü, MHP ile AK Parti arasındaki işbirliğini “stratejik ortaklık” düzeyine taşıdı. Başkanlık sistemi süreci de Devlet Bahçeli’nin davetiyle başladı.</p>
<p>Devlet Bahçeli, 11 Ekim 2016 tarihli grup toplantısında; “<em>Ya Erdoğan Anayasa’nın öngördüğü Cumhurbaşkanlığı yetkilerine çekilsin ya da getirin Başkanlık sistemini Meclis’te oylayalım, PKK, FETÖ’nün başaramadığı çözülmeyi sağlamak için çırpınmaktadır. Hükümete sesleniyorum; arkanızda milletin duası, MHP’nin desteği vardır? O zaman niye duruyorsunuz? Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan elinizi çabuk tutunuz.”</em> (<em>Habertürk, 11 Ekim 2016</em>)</p>
<p>MHP’nin açık desteği olmasa AK Parti bu teklifi Meclis’e sunamaz, referandumdan geçiremez, 24 Haziran seçimlerinde Cumhurbaşkanlığını (iktidarı), 31 Mart seçimlerinde de elindeki belediyelerin yarısından fazlasını kaybederdi. Dolayısıyla Başkanlık sistemi AK Parti’nin durup dururken gündeme getirdiği bir konu olmayıp, muhalefetin referandumda ve son iki seçimdeki “ittifakına” cevap niteliğindedir. 17-25 Aralık’tan sonra “trenden inen” bazı isimlerin Erdoğan’a cephe alması, “<strong>yeni parti</strong>” söylentileri de başkanlık sistemi önerisinde etkili olmuş olabilir.</p>
<p><strong>İki Turlu Seçimlerde İttifak Sandıkta Oluyor?</strong></p>
<p>Başkanın veya cumhurbaşkanının, halk tarafından seçildiği iki turlu seçimler, birinci turda her partinin kendi adayını çıkarması ve kendi adayına oy vermesi, seçimler ikinci tura kalırsa, birinci turda elenen partilerin ikinci turda kendilerine en yakın gördükleri adaya oy vermesi esasına dayanıyor. Parlamenter sistemde siyasi partilerden biri tek başına hükümet kuracak çoğunluğu elde edemediği takdirde, <strong>seçimden sonra</strong> diğer partilerle koalisyon için uzlaşması gerekiyor. Başkanlık sisteminde ise hükümet kurma yetkisi başkanda olduğundan, uzlaşmanın <strong>seçimden önce</strong> (sandıkta) gerçekleşmesi gerekiyor.  Yarı başkanlık sisteminin uygulandığı Fransa’da son başkanlık seçimlerini örnek verelim. 23 Nisan 2017 tarihinde yapılan <strong>birinci turda,</strong> hiçbir aday %50+1 barajını aşamadı. Fransa’nın sağ kanadını temsil eden Cumhuriyetçiler Partisi adayı François Fillon (%19,90) da sol kanadını temsil eden Jean-Luc Melenchon (%19,69) da ilk ikiye giremedi. İkinci tura, Yürüyüş Hareketi lideri Emmanuel Macron (%23,80) ile aşırı sağcı Ulusal Cephe Partisi lideri Maire Le Pen (%21,50) kaldı. 7 Mayıs 2017 tarihinde yapılan <strong>ikinci tur oylamada</strong>, Macron %65,1 oy alırken, aşırı sağcı Maire Le Pen %34,9’a ulaşabildi. Birinci turda elenen partilerin seçmenlerinden Macron’a %41,21 ilave oy gelirken, Marie Le Pen’e destek %13,49’da kaldı.</p>
<p><strong>Ukrayna’da</strong>, 21 Nisan 2019 tarihinde yapılan birinci turda ünlü komedyen Vladimir Zelenskiy %30,24, mevcut devlet başkanı Proşenko %15,95, eski devlet başkanı Timeşenko %14,2, Rusya yanlısı muhalefet blokunun adayı Yuriy Boyko %9,8 oy aldı. 21 Nisan’da iki adayın yarıştığı <strong>ikinci turda</strong>, Zelenskiy oyların %73,2’sini alırken, Proşenko %25,3 oy alabildi. Zelenskiy, birinci turdaki oyunu, %30’dan %73,2’ye yükseltirken, Proşenko %15,95’ten %25,3’e yükseltebildi.</p>
<p>Her iki örnekte de birinci turda elenen partilerin seçmenlerinin, ikinci turda kendilerine en yakın gördükleri adaya oy verdiğini görüyoruz. Gerek Fransa’da ve gerekse Ukrayna’da, siyasi partilerin birinci turda “kendi adaylarıyla” seçime katıldı, birinci turda elenen partilerin ikinci turda parti mensuplarını serbest bıraktı, siyasi partiler arasında “ittifak” gündeme dahi gelmedi. Bizde ise Başkanlık sistemine geçmeden önce ve sonraki iki seçime, siyasi partilerin ittifakları damga vurdu.</p>
<p><strong>Sistemin Kurgusunda Hata mı Var?</strong></p>
<p>16 Nisan 2017 tarihli referandumda, istikrarlı ve güçlü bir Türkiye için oy verenler, referandumdan sonra gerçekleşen iki seçimin sonuçlarına <strong>anlam veremiyor</strong>. Başkanlık sistemini öneren AK Parti, 24 Haziran genel seçimlerinde Meclis’te çoğunluğunu, 31 Mart yerel seçimlerinde de elindeki önemli belediyeleri kaybetti. Başkanlık siteminin merkez partilerin işine yarayacağı söylendiği halde, %0,25 oy alan partiler bu sistemde hayat bulmaya, %1,34 oy alan Saadet Partisi Meclis’te temsil edilmeye başladı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı veya Başkanın halk tarafından seçildiği ülkelerde, birinci turda adaylardan biri salt çoğunluğu elde edemediği takdirde, en fazla oyu alan iki parti dışındaki partiler eleyip, sistemin dışına attığı halde bizde, toplumsal desteği az olan (küçük) partiler bir araya gelerek (ittifak yaparak), <strong>merkezde bulunan en büyük partiyi sistemin dışına </strong>atabiliyor. Bu sonuçlar, sistemin kurgusunda hata olduğunu gösteriyor. 16 Nisan’dan önceki sistem de parlamenter sistemin ruhuna uygun değildi. 1950-57 arasında liste usulü çoğunluk, 1980 sonrası getirilen %10 barajı, küçük partileri sistemin dışına atıyordu.</p>
<p>Başkanlık sistemi, yönetimde istikrarı ve yürütmeyi tahkim eden bir sistem olduğu halde, Türkiye’deki seçim sistemi buna izin vermedi. Başkanlık sisteminde, beş yıl boyunca başkanı değiştirme imkânı olmadığından, başkanın Meclis’te de güçlü olması gerekiyor. Bunu gerçekleştirmenin en etkili formüllerinden biri “<strong>dar bölge seçim sistemi</strong>” ve “<strong>siyasi partilerin ittifaklarına</strong>” yol verilmemesidir.</p>
<p>Türkiye 200 bölgeye ayrılıp, her bölgeden 3’er milletvekili seçilse, başkanın partisi Meclis’te de çoğunluğu elde eder ve Meclis ile hükümet uyumlu olarak çalışabilir. Dar bölge seçim sisteminde, herhangi bir partinin milletvekilliği kazanabilmesi %20’nin üzerinde oy almasını gerektireceğinden, <strong>seçim barajına</strong> da gerek kalmayacaktır.</p>
<p>Bir seçim bölgesinden sadece 3 adayın seçilecek olması, büyük partilerin kendi adaylarını göstermesini ve küçük partilerle ittifak yapmasını anlamsız hale getirecektir. Parlamenter sistemde, yasama organı ile yürütme arasında kriz çıkması durumunda, hükümet istifa edebilir, parlamento içinden yeni bir başbakan ve yeni bir hükümet çıkabilir. Ancak Başkanlık sisteminde başkanın alternatifi olmadığından, yasama ile yürütme farklı partilerde olursa, patlak verecek bir krizin sonuçları çok daha ağır olur.</p>
<p>Parlamentoda çoğunluğa sahip olmayan başkan, vaatlerini gerçekleştiremez. 16 Nisan’dan sonra bu sisteme uygun değişiklikler yapılabilseydi, iki seçimin ve bundan sonra yapılacak seçimlerin sonuçları daha farklı olabilirdi. Güçlü bir yürütme, istikrarlı bir Türkiye için mevcut sistemin, Başkanlık sistemine <strong>uyumlu</strong> hale getirilmesi gerekiyor. Parlamenter sistemde, %35 oy ile seçilen başbakanın sahip olduğu yetkiler, %50’den fazla oyla seçilen başkandan esirgenmemelidir.</p>
<p><strong>Başkanlık Sistemini ve İttifaklar Benimsendi mi?</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanlığı sistemine giden yolda, referandum ve iki seçim, yeni sistemin benimsenip benimsenmediği konusunda bize ipucu verebilir. Bu üç tecrübe, referandumdan önce söylenilenler için de test niteliğindedir. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AK Parti’nin Başkanlık sistemi önerisine, “Başkanlık sistemini kan dökmeden bu ülkede gerçekleştiremezsiniz” diye cevap vermişti. Son yerel seçimden sonra CHP’nin parlamenter sistemi hiç gündeme getirmemesi, yeni sistemin benimsendiğini gösteriyor.</p>
<p>Başkanlık sistemi de yarı başkanlık sistemi ve parlamenter sistem gibi <strong>demokratik sistemlerdir</strong>. Bu sistemlerin başarısı, toplumdaki demokrasi kültürünün düzeyine ve tercih edilen sistemin toplumun yapısına uygun olmasına bağlıdır. Her iki sistemin artıları olduğu gibi, zaafları da vardır.</p>
<p>AK Parti, mevcut sistemi (vesayet sistemini) ıslah ederek, yeni bir anayasayla, gerçek bir parlamenter sistemi inşa edebilir ya da başkanlık veya yarı başkanlık sistemini tercih edebilirdi. Mevcut sistemin ıslahı yerine başkanlık sistemini önerdi ve halk da buna “onay” verdi. Bu aşamadan sonra “<strong>sistem tartışmasının</strong>” enerji kaybı olduğunu düşünüyorum. Mevcut sistemin aksayan yanlarını tespit edip, bu sisteme uyumlu hale getirilmesi için destek vermemiz gerekiyor.</p>
<p><strong>İttifakların Olumlu Yanları</strong></p>
<p>Son iki seçimde, siyasi partilerin kurdukları “ittifaklar” Başkanlık sisteminin ruhuna uygun olmasa da demokrasi kültürüne katkılarını da görmemiz gerekiyor. Demokrasi, hukuk devletinin egemen olduğu, iktidarın toplumun bütün kesimlerine açık olduğu, paylaşıldığı, (kolayca) el değiştirebildiği, uzak olmayan periyodlarla<sup>2</sup> halkın yönetime katıldığı, yönetenleri denetlediği sistemin adıdır. Başkanlık sistemine bu açıdan baktığımızda, olumlu sonuçlarını görebiliriz.</p>
<p>Başkanlık sistemi en fazla HDP üzerinde etkili olmuştur. 24 Haziran seçimlerinde HDP (seçim barajını aşması için) “alıcı” pozisyonundaydı. 31 Mart seçimlerinde ise bir önceki seçimde aldığı desteğin karşılığını “vermesi” gerekiyordu. Türkiye’nin batısında, kuzeyinde, güneyinde, muhalefet partilerine destek verip vermeyeceği merak konusuydu. Seçim sonuçları, HDP’nin batıda Millet İttifakı adaylarına önemli oranda destek verdiğini gösteriyor. Etnik kimlik üzerinden siyaset yapan HDP’nin <strong>diğer partilere</strong> destek vermesi son derece önemlidir.</p>
<p>HDP seçmenlerinin başka partilere oy vermesi, HDP’yi sisteme entegre etmektedir. Bundan önceki seçimlerde HDP’ye oy verenlerin önemli bir kısmının, Doğu’da ve Güneydoğu’da HDP’ye oy vermemesi, Türkiye’nin üniter yapısına sahip çıkması son derece anlamlıdır. Siyasal iktidar ırkçı bir dil kullansaydı, Kürt seçmenler HDP’nin kucağına itilseydi bugün Doğu’da “<strong>özerkliği</strong>” tartışıyor olacaktık.</p>
<p>Başkanlık sistemi, salt çoğunluğun oyunu gerektirdiğinden, aşırılıkları törpülemekte, partileri merkeze çekmektedir. CHP, Ankara Büyükşehir Belediyesi için MHP kökenli Mansur Yavaş’ı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi için camiye giden, Yasin-i Şerif okuyan, (Şişli’de başarılı sonuçlar alan Mustafa Sarıgül’ün versiyonu) Ekrem İmamoğlu’nu aday göstermiştir. AK Parti İzmir Büyükşehir Belediyesi adayının CHP tabanına mesajlar vermesi, partilerin ideolojik kalıplarını esnetmesi olarak görebiliriz. AK Parti’nin adayının mesajlarının, İzmir’de karşı taraftan oy getirmediğinin de altını çizmek gerekir. Bu sistemin, uzun dönemde uç söylemleri merkeze çekeceğini daha fazla göreceğiz.</p>
<p>Bundan önceki sistemde CHP, 1950’den bu yana “tek başına” iktidara gelemedi. Azınlık hükümeti veya koalisyon dönemlerindeki iktidarları da uzun sürmedi. Muhalefet partilerinin olağan yollarla (seçimle) iktidara gelemeyecek olması, bu partileri sandık dışı seçeneklere itiyor, küresel güçler de bunu fırsata çeviriyordu. Başkanlık sistemine geçildikten sonra siyasi partilere ittifak yolunun açılması, muhalefet partilerine “kazanma” umudu aşıladı.</p>
<p>24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’a oy verenlerin %2,60’i muhalefet cephesine geçse, başkanlık seçimi ikinci tura kalacak, belki de muhalefetin adayı kazanacaktı. Son yerel seçimlerde de seçimi kazanan birinci parti ile ikinci parti arasındaki makas, ittifaklar nedeniyle iyice kapandı. AK Parti, birçok yerde oylarını artırmasına rağmen, muhalefet partilerinin ittifakı nedeniyle elindeki belediyeleri kaybetti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1994’te parlamenter sistemde %25,19 oyla kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni, (seçimler yenilenmezse) 25 yıl sonra %48,55 oyla kendi getirdiği Başkanlık sisteminde kaybetmiş olacak.</p>
<p>Seçimin ortada olması partiler arasındaki rekabeti artırır, sandığın hakemliğini tahkim eder. Seçimi kazanan adayların bir sonraki seçimde “kaybetme” endişesi, hizmet kalitesini artırır. Seçimi kaybeden bir partinin bir sonraki seçimde kazanma umudu, partileri motive eder, sandık dışı seçenekleri etkisiz hale getirir. İktidar partisi ve muhalefet partisi arasındaki rekabetin, Türkiye’nin bağımsızlığı ve çıkarları konusunda iki cepheyi birbirine yaklaştırması toplumdaki kutuplaşmayı da azaltabilir. Hukuk devletinden ödün vermeyen, istikrarlı ve güçlü bir Türkiye hepimizin özlemi!</p>
<p><strong>İttifaklar Devam Eder mi?</strong></p>
<p>Türkiye’de siyasi partiler arasındaki “ittifak”, Başkanlık sisteminin amaçlarına hizmet etmiyor. Yeni sistemin rayına oturması için seçim yasası başta olmak üzere, birçok yasada değişiklik yapılması gerekiyor. Seçimlerden sonra Cumhurbaşkanlığını ve Meclis’te çoğunluğu kazanan Cumhur İttifakı ile bu seçimlerde oylarını artıran, yerel seçimlerde de büyük başarı elde eden Millet İttifakı’nın geleceğini herkes merak ediyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde, 16 Nisan’da “Evet” oyu kullananların Cumhur İttifakı blokunda, “Hayır” oyu kullananların da Millet İttifakı blokunda toplanıp toplanmayacağını, iki cephede toplanan siyasi partilerin tek parti çatısı altında <strong>birleşip birleşmeyeceğini</strong> göreceğiz. Ancak yeni sistemde siyasi partilerin “ittifaklarının” birleşmeye değil, partilerin <strong>daha da artmasına</strong> sebebiyet verecek gibi görünüyor.</p>
<p>Son iki seçimde, ittifakların içinde yer alan partilerin tabanı (çoğunluğu), parti yönetimlerinin desteklediği adayları desteklerken, bir kısmı ittifakın adaylarına destek vermedi. Milliyetçi seçmenlerin bir kısmı (Millet İttifakı’nda yer alan) İP’ye, bir kısmı (Cumhur İttifakı’nda yer alan) MHP’ye oy verdi. Önümüzdeki dönemde, Millet İttifakı adaylarına destek vermeyen İP’lilerden MHP’ye, Cumhur İttifakı’na destek vermeyen MHP’lilerden İP’ye geçenler olacaktır. Bundan önceki seçimlerde HDP’ye oy veren muhafazakâr seçmenler AK Parti’ye, sol eğilimli olanlar da CHP’ye oy verdi. İttifakların siyasi kimliği oturuncaya kadar, her iki bloktan diğerine geçişler olacağını gösteriyor.</p>
<p>CHP, sağ seçmenin desteğini alabileceği adaylara yönelirken, partinin “kurucu unsurlarını” da küstürmemeye çalışıyor. CHP’nin başkan adaylarını beğenmeyenler DSP’ye yöneldi. Bu politika, DSP’ye oy akışını devam ettirebilir, (MHP’de olduğu gibi) kopmalar ve yeni parti kurulmasıyla sonuçlanabilir. CHP’li belediye başkanlarının son seçimde kendilerine verilen desteğini korumak için sağ seçmenleri de parti tabanını da memnun etmesi gerekiyor. İcraatlarında tercih yapmak zorunda olan belediyelerin, her iki kesimi memnun etmesi zor görünüyor.</p>
<p>HDP yönetimi “bağımsız” bir görüntü sergilese de 24 Haziran’da Millet İttifakı tarafından desteklendiği, 31 Mart’ta da Millet İttifakı adaylarını desteklediği biliniyor. 31 Mart seçimlerinde Millet İttifakı’na destek veren partiler (HDP dahil), bu ittifakın kazandığı belediyelerde söz sahibi olmak isteyecektir. Türkiye siyasetinde iki zıt kutbu temsil eden İP ve HDP’nin aynı çatı altında kalması zor görünüyor. Söylemler eyleme dönüştükçe, ittifakın bir kanadını mutlu ederken, diğer kanadının tepkisine neden olacaktır. Destek verdiği belediyelerde dışlanırsa HDP’liler, aksi durumda İP’liler, ittifaktan kopacaktır.</p>
<p>AK Parti’ye alternatif olması beklenen İP, 24 Haziran seçimlerinde beklenen başarıyı elde edemediği gibi, yerel seçimlerde de başarılı olamadı. Aynı değerleri benimseyen MHP birçok il ve ilçe belediyesi kazanırken aynı oy oranıyla İP’nin başarısız olması, ittifakın sorgulanmasına yol açtı. Millet İttifakı’na destek veren HDP’nin bu belediyelerdeki etkinlikleri, milliyetçi unsurların İP’den kopmasına ve partinin dağılmasına sebebiyet verebilir. Siyasi tarihimiz, aynı tabandan beslenen birden fazla partinin yaşamasının zor olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde, MHP ve İP aynı çatı altında bir araya gelmezse, ikisinden biri tasfiye olacak.</p>
<p>Refah Partisi’nin değerlerini sahip çıktığını söyleyen Saadet Partisi’nin, Millet İttifakı içinde yer alması ilginç bir durumdur. Partililer, bu ittifaka itiraz etmediklerine göre, partilerinin aday göstermediği yerlerde Millet İttifakı’na oy verdiklerini kabul etmemiz gerekiyor. SP yöneticilerinin, “AK Parti’nin dip dalgayla sarsılacağı, partiden kopanların SP’ye yöneleceği” beklentisi gerçekleşmedi, AK Parti oylarını korudu, SP sıçrama yapamadı. Seçimlerden sonra partiye tepkiler artmaya başladı. Parti yönetimi, bu baskılara daha fazla dayanamaz. SP’nin, yakın bir tarihte Millet İttifakı ndan çıkması, Cumhur ittifakıyla iş birliği yapmasa bile “tarafsız” kalması muhtemel görünüyor.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde, herkesin gözü “<strong>Cumhur İttifakı’nın</strong>” üzerinde olacak. Her iki partide, çok sayıda kişinin bu ittifaka karşı olduğunu biliyoruz. AK Parti’nin bundan önceki seçimlerde tek başına kazandığı belediyeleri, son yerel seçimde “ittifaka rağmen” kaybetmesi, bu ittifaka karşı olanların elini güçlendirdi. Bu ittifakın mevcut haliyle bundan sonraki seçimleri kazanması zor görünüyor. Bundan sonraki süreçte iki parti arasındaki ihtilaflar çoğalır, ekonomik kriz ve işsizlik devam ederse, Erdoğan bu ittifaka son verebilir.</p>
<p>İttifakın sona ermesi için AK Parti’nin toplumu kucaklayan “yeni politikalar” üretmesi ve bu boşluğu doldurması gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son günlerde gündeme getirdiği “<strong>Türkiye İttifakı</strong>” sözlerinin bahse konu politika değişikliğinin işareti olup olmadığını zamanla göreceğiz. Ancak AK Parti “özgürlükleri” esas alan “reformcu” kimliğine dönerse, başka partilerle ittifak yapmasına ihtiyacı kalmayacaktır.</p>
<p style="font-size: 0.8em;">1 2014 yılında Ekmeleddin İhsanoğlu’nu, 14 siyasi parti (CHP, MHP, DSP, LDP, DP, BTP, BBP, DHP, TSİP, DYP, Kadın Partisi (KP), Halk ve Adalet Partisi (HAP), Toplumsal Uzlaşma Reform ve Kalkınma Partisi (Turk Parti), Büyük Anadolu Kalkınma Hareketi (BAK Parti) desteklemişti.</p>
<p style="font-size: 0.8em;">2 Demokratik ülkelerde seçimler (genellikle) 4 yılda bir yapılmaktadır. Yerel seçimler ile genel seçimler farklı tarihlerde yapıldığından, halk 2 yılda bir yöneticilerini <strong>denetleme imkânına</strong> kavuşmaktadır. Yerel seçimlerin (1995 yılında) 5 yıla çıkarılmasıyla, iki seçim birbirine yaklaşmaya başladı. 16 Nisan’da genel seçimlerin de 5 yıla çıkarılması bu sorunu ortadan kaldıramadı. Bir sonraki seçimin 4,5 yıl sonra yapılacak olması, önemli bir eksikliktir. Halkın <strong>makul sürelerde</strong> yönetime katılması (denetlemesi) için Anayasa’daki genel seçim ve yerel seçim sürelerinin yeniden düzenlenmesi gerekiyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/toplum-ittifaklari-benimsedi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Senin İnceliğindir Sevgili Halk!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bu-senin-inceligindir-sevgili-halk/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bu-senin-inceligindir-sevgili-halk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali K. Metin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2019 09:23:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[31 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim 2019]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10136</guid>

					<description><![CDATA[Dışarıdaki ve içerdeki güç odaklarının menfaat ortaklığından faydalanmak FETÖ’vari siyasetin ana karakteri ve formülü haline gelmiş gözüküyor. 31 Mart seçimlerinde bu kirli siyaset neredeyse tavan yaptı. Organizatörlerin kimler olduğunu bilecek durumda değiliz ancak CHP’de dikkate değer bir derinlik kazanan söz konusu siyaset, başından sonuna kendisini ifşa eden tezahürler veriyor. 31 Mart seçim sonuçlarını doğru şekilde okuyor muyuz, öncelikle bu konuda ikna (edici) olmamız gerekiyor. Muhalefetin elde ettiği başarıyı nasıl değerlendireceğimiz, buna karşılık iktidar bloğunun bilinen kayıplarından hangi sonuçlara varılabileceği soruları etrafında net bir düşünce ve tavır ortaya konulmaması, fırsat ve infial peşindeki kamuoyu manipülatörlerinin tam da aradıkları ortamı onlara sağlamış olacaktır. Hepsinden önemlisi, İslami hassasiyetleriyle tebarüz eden kesimlerin iktidar partisine yönelik uzun süreden beri yapmaları gereken ve yapma ihtiyacı duydukları eleştirilerini 31 Mart seçim sonuçları üzerinden yoğunlaştırmaları -konjonktürel bakımdan- pek öyle akıl kârı bir iş sayılmaz. Buna karşılık, iktidar partisinin kaybetmesi dahası muhalefet konumuna çekilmesi gerektiğini düşünenler için hadiseye daha farklı bakılabilir, gerçekten de İslamcı, muhafazakâr bazı kesimler iktidar partisindeki dejenerasyona karşı başka çarenin kalmadığı fikrinde olabilirler. Hatta genel anlamıyla siyasetten şimdilik ümit kesme noktasına gelinmiş, yeni bir toplumsallaşma merhalesini yaşamak üzere siyaset dışı alternatifler geliştirme önerisi önümüze getiriliyor olabilir. Bunu kendi adıma saygıyla karşılarım. Siyasetin lütfettiği çıkar imkânlarına tevessül &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dışarıdaki ve içerdeki güç odaklarının menfaat ortaklığından faydalanmak FETÖ’vari siyasetin ana karakteri ve formülü haline gelmiş gözüküyor. 31 Mart seçimlerinde bu kirli siyaset neredeyse tavan yaptı. Organizatörlerin kimler olduğunu bilecek durumda değiliz ancak CHP’de dikkate değer bir derinlik kazanan söz konusu siyaset, başından sonuna kendisini ifşa eden tezahürler veriyor.</strong></p>
<p>31 Mart seçim sonuçlarını doğru şekilde okuyor muyuz, öncelikle bu konuda ikna (edici) olmamız gerekiyor. Muhalefetin elde ettiği başarıyı nasıl değerlendireceğimiz, buna karşılık iktidar bloğunun bilinen kayıplarından hangi sonuçlara varılabileceği soruları etrafında net bir düşünce ve tavır ortaya konulmaması, fırsat ve infial peşindeki kamuoyu manipülatörlerinin tam da aradıkları ortamı onlara sağlamış olacaktır.</p>
<p>Hepsinden önemlisi, İslami hassasiyetleriyle tebarüz eden kesimlerin iktidar partisine yönelik uzun süreden beri yapmaları gereken ve yapma ihtiyacı duydukları eleştirilerini 31 Mart seçim sonuçları üzerinden yoğunlaştırmaları -konjonktürel bakımdan- pek öyle akıl kârı bir iş sayılmaz.</p>
<p>Buna karşılık, iktidar partisinin kaybetmesi dahası muhalefet konumuna çekilmesi gerektiğini düşünenler için hadiseye daha farklı bakılabilir, gerçekten de İslamcı, muhafazakâr bazı kesimler iktidar partisindeki dejenerasyona karşı başka çarenin kalmadığı fikrinde olabilirler. Hatta genel anlamıyla siyasetten şimdilik ümit kesme noktasına gelinmiş, yeni bir toplumsallaşma merhalesini yaşamak üzere siyaset dışı alternatifler geliştirme önerisi önümüze getiriliyor olabilir. Bunu kendi adıma saygıyla karşılarım. Siyasetin lütfettiği çıkar imkânlarına tevessül etmemesiyle ayrıca takdire şayan bulurum.</p>
<p>İslamcılığı giderek buharlaştıran ve hatta gözden düşüren bir iktidardansa, İslam ruhunu ve değerlerini bütün diriliğiyle muhafaza edecek toplumsal bir güç, bir safiyet alanı oluşturmak yeğdir diye bakılabilir. Bu, yine de bizim yazımızın sınırları dışına çıkan fakat üzerine ciddiyetle düşünmemiz gerekli başka bir meseledir.</p>
<p>Ne ki buradan dahi bakıldığında, bugün iktidar olgusu etrafında ne olup bittiğini anlamamız son derece önemli. Kendi doğrularımızın bile tutsağı olmayacak bir ferasete ihtiyacımız var. Konu İslamcıların rant ve çıkar kaynaklarını kaybetmesine irca edilebilecek kadar basit değil. İslamcı, muhafazakâr özellikleriyle bilinen, bölgesinde oyun kurucu olma iddiası ve çabasına sahip bir iktidarın alaşağı edilmesiyle ilgili hayati bir meseledir. Beka meselesi diye bir şey varsa eğer, o da budur. Zayıf, istikrarsız, üst akıl tarafından yönetilebilir, NATO’nun maşası haline getirilmiş bir Türkiye! Dış güçler tarafından istenen budur.</p>
<p>Yazık ki toplumu kutuplaştırmaya dayalı iktidar siyaseti, Türkiye’nin bu noktaya gelmesinde önemli bir paya sahip. Bunun altını çizmek zorundayız. Kutuplaştırma siyasetinin Türkiye’ye de iktidar partisine de zarar vereceğini idrak edemeyen AK Parti stratejistleri, kimlerse onlar, çok ironik bir şekilde FETÖ’nün karıştırıcı ve çatıştırıcı metodolojisinden fazlaca etkilenmiş gözüküyorlar. Kutuplaştırma siyasetinin AK Parti’nin bindiği dalı kesmesine yol açması ise tam anlamıyla trajik bir durum olacaktır.</p>
<p><strong>Aynı Kumaştan Giyinmek</strong></p>
<p>Dışarıdaki ve içerdeki güç odaklarının menfaat ortaklığından faydalanmak FETÖ’vari siyasetin ana karakteri ve formülü haline gelmiş gözüküyor. 31 Mart seçimlerinde bu kirli siyaset neredeyse tavan yaptı. Organizatörlerin kimler olduğunu bilecek durumda değiliz ancak CHP’de dikkate değer bir derinlik kazanan söz konusu siyaset, başından sonuna kendisini ifşa eden tezahürler veriyor.</p>
<p>Mansur Yavaş da Ekrem İmamoğlu da tıpkı Ekmeleddin İhsanoğlu gibi CHP’ye dayatılmış, CHP’liler tarafındansa düşmanımın düşmanı dostumdur anlayışıyla kerhen kabul edilmiş, FETÖ kriterleriyle tipikleşen nevzuhur siyasetçiler. Dolayısıyla CHP popülizmini karaktersizleşmeyle mücessem hale getiren kurmaca figürlerdir.</p>
<p>FETÖ açısından gayet tabii diye düşünebileceğimiz bu nevi gelişmeler CHP açısından gerçekte akıllara durgunluk verici bir “zillet” anlamına gelmektedir. AK Parti’nin çöpe attığı, tasfiye ettiği fesat unsurlarından nemalanma refleksi ve acizliği CHP’yi zelil bir duruma düşürmüş, mağduriyet söylemlerinden kendisine bir iktidar stratejisi üretmeye çalışmıştır.</p>
<p>Zinde kuvvetlerden artık ümidini yitiren CHP, sivil darbe imkânlarını elde etmek için her yola başvurmayı adeta mübah saymaktadır. FETÖ’nün CHP için bir adalet, hukuk meselesi olduğunu düşünmek hakikaten gülünç bir durum olmalı. Olsa olsa o, kullanışlı bir cihazdan ibarettir. Popülizm sarmalı ve iktidarsızlık kompleksi (duygusu), CHP’yi muhalefetin dalgalı sularında yılana sarılacak kadar zavallı bir hale getirmiştir.</p>
<p>Ajitasyon, bizdeki solun kronik hastalıklarından biridir gerçi ama Ekrem İmamaoğlu’nun seçim öncesi çizdiği mazbut ve soğukkanlı tavrın ardından, yangından mal kaçırır bir tavırla Anıtkabir defterine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı unvanıyla imza atma ve görüntü verme gayretkeşliği, diğer taraftan mazbata isteme konusundaki ısrarcılığı, FETÖ’vari kurmacaların ve provokatörlüğün muhtemel tezahürleri olarak dikkat çekmektedir. Hülasa, FETÖ’nün kumaşıyla CHP kumaşı arasında ilginç benzerliklerin olduğu görülebiliyor.</p>
<p>Her taşın altında FETÖ parmağı arama paranoyasına kapılmamız yanlış. Lakin dışarıdaki güç odaklarıyla CHP’li, İyi Parti’li organizatörler arasında FETÖ’nün oldukça işe yarar bir role sahip olabileceğini dikkate aldığımızda, seçim sonuçlarını daha doğru bir yerden görebileceğizdir. İktidarsızlık komplesi (iktidar açlığı) içindeki CHP solunun (tabanının) bu meseleye soğukkanlılıkla bakmasını asla beklemiyoruz. Bu oyunun başından beri, konuya sonuç odaklı bakma eğilimi CHP tabanında büyük ölçüde etkili olmaktadır. Radikal sol bile artık sonucu yani AK Parti iktidarından kurtulmayı birinci mesele haline getirmiş bulunuyor. HDP solu için hakeza yine öyle. Siyaseti (iktidarı) her şeye rağmen önemseyen ve solun dışında duranların düşebileceği en büyük yanılgıyı işte tam da burada aramamız lazım.</p>
<p>Türkiye’deki siyaseti konvansiyonel anlamıyla sağ-sol kutuplaşması üzerinden okumayı ne yeterli ne de doğru bulduğumu söyleyebilirim. Ancak reel parametrelerden hareketle bakacak olduğumuzda, sağ ve sol siyasetin “kimlik” kodları üzerinden temel bir ayrışma içersinde olduğunu yadsımamız pek mümkün değil. Siyasetteki büyük kavga esas itibariyle buradan kopmaktadır. İşin ekonomi-politik boyutuyla ilgili dikkatleri umursamayacak değiliz. Aksine bu dikkati çok daha baskın hale getirecek bir siyaset bilinciyle mücehhez olmak gerekiyor. Bununla beraber, bugün siyaset dünyasındaki kutuplaşmanın merkezinde “kimlik” kavgasının olduğunu biliyor, kendi içinde (muhalefet bloğu içindeki) birtakım aykırı unsurların ise siyasi ikbal uğruna yahut arka-plandaki sınıfsal-ekonomik mahiyete sahip gizil dinamiklerin etkisiyle kimlik meselesini talileştirdiklerini tahmin edebiliyoruz. Bu tutumu yadırgamak zorunda değiliz belki ancak hangi mesele, dava ve iyilik lehine kimlik mücadelesinin belirleyici olma özelliğini kaybettiğini sorgulamak zorundayız. Zira Türkiye’nin iç siyasetini belirleyen dinamikler açısından kabul edelim ki kavga en temelde kimlik kavgası niteliğini taşımakta; iktidar nimetlerinden faydalanabilmenin yolu -görece bile olsa- bu kavgaya taraf/dâhil olmaktan geçmektedir. AK Parti iktidarı döneminde kimlik olgusu bu minval daha da belirleyici hale gelmiş, kimlik siyasetine bağlı kutuplaşma süreci epeyce derinleşmiştir. Kavganın derinindeki temel faktör budur.</p>
<p>FETÖ gibi marazi yapıların konjonktürel durum sebebiyle konuyu bu zaviyeden ele almaları elbette beklenemez. Bunlar, siyasetten atılması gereken birer ifrazat olduklarını her geçen gün iyice kanıtlamışlardır. Lakin Türkiye’nin siyasetini şekillendirmede hâlâ güç odakları tarafından kullanılmaya devam edildiğini de görebiliyoruz. Büyük resme baktığımızda 15 Temmuz ile 31 Mart seçimleri arasındaki benzerlik bizi şaşırtıyor. Kurmaca ve organizasyonun dibini göremiyor ama mantığını ve tezahürlerini bütün açıklığıyla tefrik edebiliyoruz.</p>
<p>Seçim sonuçları üzerinden bu kirli oyun muhtemelen sürdürülecek. CHP’nin Ankara, İstanbul gibi şehirleri alması iktidarsızlık kompleksini teskin etmede bir nebze etkili olacak, bir özgüven tetiklemesi yapacaktır kuşkusuz. Ama AK Parti’ye karşı olan öfkeyi ve tahammülsüzlüğü ortadan kaldırmayacaktır. Bu başarıyı yeni bir fırsata dönüştürme yönündeki eğilimlerine gün gün yeni kapılar aralayacak, ajitatif alışkanlıklarla iktidarı yıpratmanın yol ve yöntemlerini deneyip duracaklardır. FETÖ’nün komplocu zihniyetiyle CHP solunun ajitatif karakteri bu süreçte mutlu izdivaçlarını sürdürerek, görünen o ki daha fazla iç içe geçecektir.</p>
<p><strong>Büyük Resimde Halkın Bilgeliği Var</strong></p>
<p>Oysa seçim sonuçlarının ortaya koyduğu büyük resme baktığımızda infiale sebep olacak bir durum yoktur. Ne Ankara ve İstanbul’un kaybedilmesi ne de CHP belediyelerindeki sayısal artış AK Parti’ye olan genel halk desteğinin azaldığı anlamına gelmiyor. AK Parti’nin yüzde 44, Cumhur İttifakı’nın yüzde 52 oyu, iktidarın devam etmesi anlamında halk desteğinin aynen sürdüğünü ortaya koyuyor.</p>
<p>AK Parti kadrolarının ve tabanının belediyelerin kaybedilmesini bu kadar mesele etmesi anlamsız değilse de gereksizdir. Bunun; aksine olarak bir iktidar ve Türkiye meselesi haline getirilmesinden kuşkulanmak gerekir. Ankara ve İstanbul gibi büyük şehir belediyelerindeki rant kaynaklarının kaybedilmesi –iktidar mahfillerinin olabilir ama– halkın bir sorunu değildir. Hatta demokrasi göstergeleri ve siyaset dengeleri açısından 20 bin oyla kazanmak neyse kaybetmek de odur. Bu bağlamda kazanmakla kaybetmek arasında bir fark yoktur denebilir.</p>
<p>Buna karşılık, Güneydoğu illerinde Kürt halkının AK Parti’ye teveccühünü göstermeye başlaması bu seçimin en önemli sonuçlarından biridir. Asıl görmemiz gereken budur. Bu açıdan, AK Parti 31 Mart seçimlerinin gerçek galibi sayılabilir. Ankara, İstanbul belediyelerine odaklı bir seçim değerlendirmesinin büyük resimle ilgili bir yanılsamaya yol açmasına izin vermeyecek bir feraset içinde hareket etmek, manipülatörlere bu süreçte prim vermemek gerekiyor. Manipülatörlerin söz konusu yanılsamayı empoze etmekten vazgeçmeyecekleri malum, ancak bundan çıkarı olanlar bellidir: Bir, iktidarsızlık kompleksi içindeki CHP solu; iki, FETÖ’cü madrabazlar. Üçüncü olarak Amerikan emperyalizmini de buraya dâhil etmek icap eder.</p>
<p>Diğer taraftan, iktidar partisinin kaybetmeyi hazmedecek bir olgunluk içinde davranması demokrasinin de şartıdır. 31 Mart’taki kimi kayıpların, AK Parti’de daha önce gündeme gelmiş ancak yüzeysel bir şekilde değerlendirildiğini düşündüğümüz değişim ihtiyacını bir kere daha gündeme getirmesi gerekiyor. AK Parti bir maraton koşucusu olarak kendisini ispatlamış, bu yönüyle zaten ümit kaynağı olmaya devam edebilmektedir. Bütün problemlerine rağmen halktan aldığı desteği kaybetmemesi onun bu ümidi ve duyguyu vermiş olmasından ileri gelmektedir. Belki de hemen bugün itibariyle şahsi ve iç çekişmelerin bir yana bırakılarak yeni bir kucaklaşma, yeni bir “sessiz devrim” sürecinin başlatılması gerekiyor. Başta Tayyip Erdoğan bu sürecin asıl faili olma mesuliyetini üstlenmeli. Seçim öncesi yaptığı “trenden inenler” göndermelerine rağmen, süreç bunu gerektiriyor. Hayal kurduğumuz düşüncesi ise gerçekten acı verici bir durum. İnsan ve düşünce potansiyelimizin heder edilmesi iktidara neyi kaybettirir, ayrı mesele; ancak Müslümanca var olma ısrarını bugün itibariyle AK Parti’de somutlaştırmak isteyen Türkiye halkının kaybetmemesi bizim gerçek meselemizdir.</p>
<p>Halkımız AK Parti’ye güvenmeye, ondan yana ümitli olmaya devam etmekte; bu bir gerçek. Ancak daha samimi, daha dürüst, titiz ve cesur olmak zorunda olduğunu da ona hatırlatmaktan geri durmuyor. Bir baba şefkatiyle adeta vuruyor ama öldürmüyor.</p>
<p>Eline sağlık, evet, sevgili halk! Peki ama şimdi sormazlar mı, bu böyle daha nereye kadar? Kanaatim odur ki yani ben ben isem, halkımızı biraz olsun tanımışsam eğer, bu gördüğümüz AK Parti’ye onun yeni sessiz devrimler için yaptığı son ihtarlardan biridir. Ve de hadise esas anlamıyla sanki bundan ibarettir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bu-senin-inceligindir-sevgili-halk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eşeğe Binmek Bir Ayıp İnmek İki Ayıp</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/esege-binmek-bir-ayip-inmek-iki-ayip/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/esege-binmek-bir-ayip-inmek-iki-ayip/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İyidiker]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2019 09:19:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[31 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[Seçimler]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10134</guid>

					<description><![CDATA[Seçim kazanılır, seçim kaybedilir, mesele bu değildir. Hatta 15-20 seneden bile sonra seçim kaybedilmiyorsa en büyük mesele budur. Asıl mesele, tertemiz seçimler yapıp yapamamaktır. Bir ülke seçilmiş insanlar tarafından idare edilecekse, ki buna demokrasi deniyor, ülkeyi idare etmeye talip kişilerin ve kadroların evvela bir yarışa girebilmeleri ve bu yarışın da düzgün bir yarış olması gerekir. Ülkemizde parti kurmak kısıtlı olmadığı gibi, kanunlarla parti kapatmak zorlaştırıldığına ve epey zamandır hiçbir parti de kapatılmadığına göre, parti kapatılması da artık söz konusu değildir. Yani artık ülkeyi idare etmeye gözü kesenlerin “ben yarışa giremiyorum ki” gibi bir bahanesi yoktur. Ya eşit yarış? Partiler sık sık medya imkânlarından eşit yararlanamadıklarını iddia etseler bile sosyal medyanın bu derece geliştiği bir dünyada sesini duyuramamak artık söz konusu olamaz. Ya ne olur? Olsa olsa edilen laf, laf olmadığı için kendini dinletememek söz konusu olur. “Oynamasını bilmeyen gelin yerim dar dermiş” ya, bazıları işte uzun süre bunu yapmaya kalktılar ve millet de anladı ve yutmuyor bu numaraları artık. Bunu yapanlar da milletin bu numarayı yemediğini gördüler ve artık bu rolü pek oynamıyorlar. Seçimler de düzgün yapılıyorsa pek bir mesele kalmamış demektir. Ülkemizde Seçimler Düzgün Yapılıyor mu? ‘Açık oy, gizli tasnif’ yöntemiyle yapılan 1946 seçim rezaletinden sonra halkın iradesinin sandığa &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Seçim kazanılır, seçim kaybedilir, mesele bu değildir. Hatta 15-20 seneden bile sonra seçim kaybedilmiyorsa en büyük mesele budur. Asıl mesele, tertemiz seçimler yapıp yapamamaktır.</strong></p>
<p>Bir ülke seçilmiş insanlar tarafından idare edilecekse, ki buna demokrasi deniyor, ülkeyi idare etmeye talip kişilerin ve kadroların evvela bir yarışa girebilmeleri ve bu yarışın da düzgün bir yarış olması gerekir. Ülkemizde parti kurmak kısıtlı olmadığı gibi, kanunlarla parti kapatmak zorlaştırıldığına ve epey zamandır hiçbir parti de kapatılmadığına göre, parti kapatılması da artık söz konusu değildir. Yani artık ülkeyi idare etmeye gözü kesenlerin “ben yarışa giremiyorum ki” gibi bir bahanesi yoktur.</p>
<p>Ya eşit yarış? Partiler sık sık medya imkânlarından eşit yararlanamadıklarını iddia etseler bile sosyal medyanın bu derece geliştiği bir dünyada sesini duyuramamak artık söz konusu olamaz. Ya ne olur? Olsa olsa edilen laf, laf olmadığı için kendini dinletememek söz konusu olur.<br />
“Oynamasını bilmeyen gelin yerim dar dermiş” ya, bazıları işte uzun süre bunu yapmaya kalktılar ve millet de anladı ve yutmuyor bu numaraları artık. Bunu yapanlar da milletin bu numarayı yemediğini gördüler ve artık bu rolü pek oynamıyorlar. Seçimler de düzgün yapılıyorsa pek bir mesele kalmamış demektir.</p>
<p><strong>Ülkemizde Seçimler Düzgün Yapılıyor mu? </strong></p>
<p>‘Açık oy, gizli tasnif’ yöntemiyle yapılan 1946 seçim rezaletinden sonra halkın iradesinin sandığa yansıması ve sandıktaki oyların da dosdoğru sayılması konusunda muhtelif zamanlarda bazı kural dışılıklar yaşanmış olsa bile Türkiye olarak yüzümüzün en ziyade ak olduğu alan galiba burasıdır.</p>
<p>1975 kısmi seçimlerinde ve 1977 genel seçiminde oy kullanırken kimlik sorulmamış, oy kullanacak olanın, Seçmen Bilgi Kâğıdı’nı sandık görevlilerine ibraz etmesi yeterli görülmüştür. Bazı partilerin militan taraftarları ev ev dolaşarak posta kutularını yoklamışlar, buldukları Seçmen Bilgi Kâğıtlarını toplayarak kendi partilerinden olan gözü kara kişilere dağıtmışlar, bu kâğıtları ellerine geçirenler de bu kâğıtlarla başkasına ait oyları kullanmışlardır. Bu sahtekârlıklar elbette herkesin birbirini tanıdığı yerlerde yapılamazdı. Ya nerede yapıldı bu sahtekârlıklar? Tabii ki kimsenin birbirini tanımadığı büyük şehirlerde. Mükerrer seçmen yazımının önüne de ancak tüm seçmenlerin bilgisayarlara yüklenmesiyle geçilebilmiştir.</p>
<p>Seçmen kayıtlarının bilgisayarlara yüklenmesinden önce hem nüfusa kayıtlı olduğu yerde, hem de ikamet ettiği yerde iki defa seçmen olmak çık sık rastlanan bir durumdu. Bütün bu kural dışılıklara rağmen 1977 genel seçiminde CHP’ye verilen %42 oranındaki oyların azami iki puanı haksız kullanılmış oylardan gelmişti. Kısaca bu tür kural dışılıklar hiçbir zaman milli iradenin yönünü ciddi derecede saptıracak seviyelere ulaşmamıştır. Lakin buna rağmen seçim kaybedenlerin “aslında seçimi kazanan bizdik ama alavere-dalavere bize seçimi kaybettirdiler” iddialarının da önüne bir türlü geçilememiştir. Hele de kaybedenle kazananın oyları birbirine yakınsa böyle iddialardan kaçınmak hiç mümkün olmamıştır.</p>
<p>Az farkla seçim kazanıp kaybetme de en ziyade, iki adayın yarıştığı seçimlerde veya iki alternatifli referandumların oylanmasında söz konusu olmuştur. Cumhurbaşkanlığı seçimi de artık bu tür seçimlerden biri haline gelmiştir. Bu tür seçimlerde evetlerle hayırlar veya yarışan iki aday arasındaki farkların birbirine yakın olması pek sürpriz bir durum değildir. O halde bu tür seçimler, bakkal terazisiyle meyve-sebze tartar gibi olmamalı, hassas teraziyle altın tartar gibi olmalıdır.</p>
<p><strong>Her Kim “Hain Organizasyon Şüphesi Uyandırmadı” Derse Yalan Söyler</strong></p>
<p>31 Mart’ta İstanbul’da yapılan Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde de sen kazandın-ben kazandım tartışmasının maalesef en büyüğü yaşanmıştır. Neden? Kural dışılıkları yeterince azaltmayan mevcut seçim uygulamamız böyle az farklı bir seçime uygun olmadığı için. Bu seçimde İstanbul’da da adaylar arasındaki fark bir puan bile olsaydı problem çıkmayacaktı ama fark 0,25 puan.</p>
<p>Elbette bunun en büyük sebebi oyların birbirine yakın olmasıdır ama başka hiçbir seçimde görülmeyen ama bu seçimde İstanbul’da görülen bazı kural dışılıklar da bu olaya tuz-biber ekmiştir. İstisnasız her sandıkta, yarışan tarafların müşahitleri bulunduğu halde ve oy kullanımı, tasnifi ve tutanakların hazırlanması sırasında hemen hemen hiçbir niza-ihtilaf söz konusu olmadığı halde neden böyle bir şüphe doğmuştur peki?</p>
<p>Elbette sandık sayım-döküm cetvellerinin ve sandık-sonuç tutanaklarının hazırlanmasında bazı hatalar vardır ama bunlar dikkatli bir inceleme sonunda düzeltilebilecek hatalardır olup, kesinlikle yeniden oy sayımını gerektirecek türden hatalar değildir. Birleştirme tutanaklarındaki hatalar da gene sayım-döküm ve sandık-sonuç tutanaklarıyla yeniden karşılaştırılarak düzetilebilecek hatalardır. Rakamların bilgisayara girişi sırasında yapılan hatalar da gene düzeltilebilecek türdendir. Zaten bu hatalar düzeltildikten sonra fark yarı yarıya azalmıştır.</p>
<p>Lakin kaybeden taraf olan AK Parti’nin bir iddiası vardır ki hiç de ‘bu kadar kusur kadı kızında da olur’ denecek hafiflikte değildir. Nedir bu? 62 bin kadar sandık başkanı ve başkan yardımcısından 18 bin kadarının kamu görevlisi tanımına uymayanlardan seçilmiş olmasıdır.</p>
<p>Böyle bir kusurun sehivle açıklanması hiç mümkün görünmemektedir. Her kim “bu durum bende bir hain organizasyon şüphesi uyandırmadı” derse yalan söyler. Bu şüphe Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) yapılan itirazda dile getirilmiş olup, herhalde araştırılacak ve böyle bir durumun bir daha tekerrür etmemesi için de herhalde bundan sonra uygulanmak üzere bazı tedbirler alınacaktır.</p>
<p>Lakin en kötü niyetli ve en gözü kara görevlilerin bile mevcut aleniyet ve şeffaflık şartlarında bir hainlik yapması pek de kolay gözükmemektedir. Bir partiye nizami olarak verilmiş bir oyun, yarışan tarafların müşahitlerinin gözünün önünde başka bir partiye verilmiş gibi göstermenin veya geçersiz sayılmasının imkânı da herhalde çok çok azdır. Lakin alınan oylar arasındaki fark çok çok az olunca böyle bir az farka 18 bin kadar kötü niyetli sandık görevlisi bile sebep olamaz” deme imkânı ortadan kalkmaktadır. Yani 18 bin kadar kötü niyetli sandık görevlisi pek ala seçimin sonucunu değiştirebilir. Böyle olunca da “Seçimin yenilenmesini isteyenler haklı o halde” gibi bir sonuca varılabilir. Ama hayır! Neden hayır?</p>
<p>Hükümet ve YSK seçimlerin daha az kusurlu olması için gerekli tedbirleri önceden almadığı için. Böyle olunca da iktidar partisi, YSK’ya seçimlerin yenilenmesi için başvuru yaparken, affedersiniz, “FETÖ uykuda haberimiz olmadan ırzımıza tasaddi etmiş” diyor adeta. FETÖ uykuda ırzımıza tasaddi ettiyse bu bir ayıp, böyle bir şey olmadığı halde iktidar partisi oldu diye iddia ediyorsa bu da iki ayıp. “Eşeğe binmek bir ayıp, inmek iki ayıp” diye bir laf vardır ya, eh işte, onun gibi bir şey.</p>
<p><strong>Hukuken Doğru Olan Siyaseten Yanlış Olabilir</strong></p>
<p>Şimdi de şu soruyu soralım: Diyelim ki FETÖ, şeytanın bile aklına gelmeyen bazı hain tertiplerle seçim sonucuna tesir etmeyi hakikaten başardı, ne yapalım o zaman? Peki, böyle bir şüphe gerçekten de var mı? 62 bin kadar sandık başkan ve başkan yardımcısından 18 bin kadarı kamu görevlisi tanımına uymadığına göre böyle bir şüphe tabii ki de var. O halde şu soruyu da sormak farz olur. Böyle bir şüpheyi görmezden gelip araştırmamak kabul edilebilir mi? Herhalde kabul edilemez. Eee, seçim mi yenilenmeli o halde? Evet, seçimi kaybeden tarafa göre seçim yenilenmeli!</p>
<p>Seçimin düzgün yapıldığı konusunda şüphe varsa, ki 62 bin kadar sandık başkan ve başkan yardımcısından 18 bin kadarı kamu görevlisi değilse vardır, “o halde bu seçim şaibelidir” demek mümkündür. Yani, “seçim şaibelidir ve yenilenmelidir” öyle mi? Bu soruya hukuki anlamda “evet, öyle” demek kolay da siyasi anlamda o kadar da kolay değil herhalde. Neden kolay değil? Hukuken doğru olan, siyaseten yanlış olabilir de ondan. Ha, şimdi de seçimi yenilemenin siyaseten neden yanlış olacağını anlatmaya çalışalım.</p>
<p>Bir ülkede seçimlerin tertemiz yapıldığı konusunda şüphe doğarsa bunun maliyeti bir ülkenin altından kalkamayacağı kadar büyük olabilir. FETÖ gibi bir hain teşkilat, şeytanın bile aklına gelmeyecek yollarla dahi olsa, seçim sonuçlarını değiştirebilecek kadar seçimlere müdahil olabildiyse bu kabahat ve bu kabahatin sorumluluğu elbette en ziyade hükümete aittir. Bu kabahatin ve sorumluluğun bir kısmı il-ilçe seçim kurullarına ve YSK’ya aitse bile kamuoyu bu sorumluluğu hükümete yükler. Neden böyle? YSK, bir zamanlar olduğu gibi muhalefetin yanında değil de hükümete daha yakın görülüyor da onun için.</p>
<p>Bütün sandıklar açıldıktan sonra seçimi önde götürdüğü görülen muhalefetin adayı ise şayet, seçimin iptali veya seçimi kazananın diğer aday olduğunun ilanı halinde, yüzde yüz haklı sebeplere dayansa bile “Türkiye temiz seçim yapamıyor” görüntüsünden asla kurtulamayız. Sayılmış oyları yeniden saymak suretiyle oyları adeta mıncıklayarak ve “müflis tüccar defter karıştırır” görüntüsü vererek imajımızı zaten epeyce zedeledik. Biraz evvel de söylendiği gibi, bütün bunlardan sonra farklı birini galip ilan etmenin veya seçimi iptal etmenin ülkemize maliyeti altından kalkamayacağımız kadar büyük olur.</p>
<p><strong>FETÖ’nün Maksadı Hasıl Olmuş Sayılmaz mı?</strong></p>
<p>Şimdi en can alıcı soruyu soralım o zaman: Ya seçimlerin iptalini gerektiren kesin bir hukuki bulguya ulaşırsa, ne yapsın böyle bir durumda YSK? YSK’nın kararı bu şartlarda siyasi olursa mı ülkeye daha fazla zarar verir, yoksa hukuki olursa mı? Apaçık ki karar hukuki olur da seçim iptal edilirse ülke daha çok zarar  görecektir.</p>
<p>Bir idari kurum olmanın yanında aynı zamanda bir hukuk kurumu da sayılan YSK siyasi karar verirse hukuki bakımdan pek şık olmayacaktır ama hukuki karar alınması durumunda ülkeye gelecek zarar YSK’nın bir miktar yıpranmasını göze aldıracak derecede büyüktür. YSK’nın kararı siyasi de olsa hukukçular buna bir hukuki kılıf bulabilirler herhalde.</p>
<p>Ha, şöyle bir soru daha var: YSK seçimi iptal etmezse FETÖ’nün maksadı hasıl olmuş sayılmaz mı? Maalesef FETÖ’nün maksadı hasıl olmuş sayılır. Ne yapalım, FETÖ’nün bu yaptığı melanetin hesabını da Türk polisi ve adliyesi görsün artık.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/esege-binmek-bir-ayip-inmek-iki-ayip/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>31 Mart Yerel Seçimlerinde Seçmen Ne Dedi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/31-mart-yerel-secimlerinde-secmen-ne-dedi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/31-mart-yerel-secimlerinde-secmen-ne-dedi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2019 21:13:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[31 Mart]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9472</guid>

					<description><![CDATA[AK Parti, elindeki belediyelerin büyük çoğunluğunu korumakla birlikte, bazılarını kaybetti. Buna göre, kısmi bir başarısızlıktan söz edebiliriz. Kurduğu ittifaklar nedeniyle yeni belediyeler kazanan CHP’nin oy oranı, seçmenin bu partiye yöneldiğini göstermiyor. HDP ve İP oylarını çıkardığımızda, 24 Haziran’daki oylarına tekabül ediyor. Ancak AK Parti’nin bir önceki seçimde “tek başına kazandığı” şehirleri MHP ile kurduğu ittifaka rağmen kaybetmesi, tehlike çanlarının çalmaya başladığını gösteriyor. 31 Mart akşamı önemli bir seçimi daha geride bıraktık. Seçmenlerin ilgisi nedeniyle araştırma firmaları, seçimlerden aylar önce anketler yaparak, seçmenlerin nabzını tutmaya, eğilimlerini tespit etmeye çalıştılar. Bu süreç içinde bilimsel metotlarla, uzman kadrolarla, özenle yapılan anketler kadar, adrese teslim anketler de tedavüle sürüldü. Çoğu 2.000 &#8211; 5.000 kişiyle yapılan anketlerden sonra en kapsamlı ve en büyük anket 31 Mart 2019 tarihinde yapıldı. Bu ankete sandığa giden seçmenlerin tamamı katıldı ve bu ankette yanılma yapı sıfır! Seçim sonuçları, siyasi partilerin karneleridir. Seçmenler her partiye not ve mesaj veriyor. Siyasi partiler bu mesajı doğru okursa, hatalarını giderip oylarını artıracak, sonuçları çarpıtırsa kendisi zarar görecek. Peki, 31 Mart sonuçları bize ne söylüyor? Paradigma Değişikliği 31 Mart seçim sonuçlarını değerlendirirken, sistem değişikliğini dikkate almak gerekiyor. Bilindiği üzere 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandumda, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçildi. Başkanlık sistemi, niteliği gereği, seçmenleri &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AK Parti, elindeki belediyelerin büyük çoğunluğunu korumakla birlikte, bazılarını kaybetti. Buna göre, kısmi bir başarısızlıktan söz edebiliriz. Kurduğu ittifaklar nedeniyle yeni belediyeler kazanan CHP’nin oy oranı, seçmenin bu partiye yöneldiğini göstermiyor. </strong><strong>HDP ve İP oylarını çıkardığımızda, 24 Haziran’daki oylarına tekabül ediyor. Ancak AK Parti’nin bir önceki seçimde “tek başına kazandığı” şehirleri MHP ile kurduğu ittifaka rağmen kaybetmesi, tehlike çanlarının çalmaya başladığını gösteriyor.</strong></p>
<p>31 Mart akşamı önemli bir seçimi daha geride bıraktık. Seçmenlerin ilgisi nedeniyle araştırma firmaları, seçimlerden aylar önce anketler yaparak, seçmenlerin nabzını tutmaya, eğilimlerini tespit etmeye çalıştılar. Bu süreç içinde bilimsel metotlarla, uzman kadrolarla, özenle yapılan anketler kadar, adrese teslim anketler de tedavüle sürüldü. Çoğu 2.000 &#8211; 5.000 kişiyle yapılan anketlerden sonra en kapsamlı ve en büyük anket 31 Mart 2019 tarihinde yapıldı. Bu ankete sandığa giden seçmenlerin tamamı katıldı ve bu ankette yanılma yapı sıfır! Seçim sonuçları, siyasi partilerin karneleridir. Seçmenler her partiye not ve mesaj veriyor. Siyasi partiler bu mesajı doğru okursa, hatalarını giderip oylarını artıracak, sonuçları çarpıtırsa kendisi zarar görecek. Peki, 31 Mart sonuçları bize ne söylüyor?</p>
<p><strong>Paradigma Değişikliği</strong></p>
<p>31 Mart seçim sonuçlarını değerlendirirken, sistem değişikliğini dikkate almak gerekiyor. Bilindiği üzere 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandumda, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçildi. Başkanlık sistemi, niteliği gereği, seçmenleri (birinci turda veya ikinci turda) iki adaydan birini tercihe zorladığından, seçmenleri iki bloka ayırıyor, siyasi partiler, seçimden önce ittifak yapıyor. Parlamenter sistemde ise seçimlerden sonra koalisyon formülleri devreye giriyor. Bu nedenle 2014 seçim sonuçlarını, 31 Mart 2019 yerel seçim sonuçlarıyla karşılaştırmak yanıltıcı olacaktır. Parametreleri farklı da olsa, 24 Haziran seçimleri kısmen emsal olabilir.</p>
<p>Farklı eğilimleri temsil eden siyasi partileri ana bloku temsil eden partilerden birine <strong>tercihe zorlayan</strong> “yeni sistemin” bu seçimin en çok tartışılan konularından biri olacağını tahmin ediyorum. Bu sistem, AK Parti için de çıtayı yükseltti. Eski sistemde kazandığı yerleri dahi kaybetmekle karşı karşıya. Muhalefet partilerinin bu sistemden daha çok yararlandığını görüyoruz. AK Parti iktidarı döneminde muhalefet partileri, 7 Haziran seçimlerinde ittifak yapmış, AK Parti Meclis’te çoğunluğu kaybetmişti.</p>
<p>Bu ittifak, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortak adayla (Ekmeleddin İhsanoğlu) devam etti. AK Parti bu ittifaka, 15 Temmuz darbe teşebbüsünü takiben “başkanlık sistemiyle” cevap verdi. 16 Nisan 2017 tarihinden itibaren yeni bir dönem başladı. Bu sistem ilk kez, 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinde uygulandı.</p>
<p>Muhalefet partilerinin ittifakı, baraj sorununu ortadan kaldırdı, daha fazla parti Meclis’e girdi. AK Parti, Meclis’teki çoğunluğu kaybetti. 31 Mart seçimleri, başkanlık sisteminin ikinci seçimidir. Muhalefet partileri, AK Parti’nin güçlü olduğu yerlerde, en güçlü adayın etrafında birleştiler. AK Parti’nin lider kadrosunun, “muhalefet partilerinin HDP ile ittifak yapmayacağı” öngörüsü gerçekleşmedi. HDP, Türkiye’nin batısında AK Parti’nin kaybettiği şehirlerde kilidi açan anahtar rolünü üstlendi. Belediye seçimlerinde ikinci sıradaki adayın oyu, %25’lerden %45’lere, %50’lere yükseldi.  AK Parti oyunun koruduğu hatta artırdığı yerlerde bile bazı belediyeleri kaybetti.</p>
<p><strong>Seçmenlerin Tercihini Etkileyen Unsurlar</strong></p>
<p>Yerel seçimlerde yerel yöneticiler seçilecek olsa da seçmenlerin tercihlerini birçok unsur etkilemektedir. <strong>Birinci unsur</strong>, parti aidiyeti, partiye bağlılıktır. Dünyanın her yerinde, seçmenler, siyasi çizgisine yakın gördüğü partilere destek vermektedir. Siyasi partiler rotasından sapmadığı müddetçe, bu desteğini devam ettirmektedir. Türkiye’de seçmenler üzerinde yapılan araştırmalarda bu bağlılığın %50 ile %70 bandı arasında değiştiği tespit edilmiştir. Bu oran, seçmenlerin partilerini çok kolay terk etmediğini gösteriyor.</p>
<p><strong>İkinci unsur</strong>, belediye hizmetlerinden memnuniyet veya memnuniyetsizliktir. Seçmen belediye hizmetlerinden memnunsa, bu hizmetleri sunan partiye desteğini devam ettirecektir. Memnun değilse muhalefet adaylarından birine yönelecektir.</p>
<p><strong>Üçüncü unsur</strong>, seçmen ile adayın uyumudur. Siyasi partinin, seçmenin benimseyeceği bir aday göstermesidir. Bazı şehirlerdeki sonuçlar bu açıdan anlamlıdır.</p>
<p><strong>Dördüncü unsur</strong>, adayın vaatleri, projeleridir. Seçmen, siyasi partinin ve adayın ne vaat ettiğine değil, bu partinin ve adayın bu vaadini yerine getirip getiremeyeceğine bakmaktadır. Eğer belediye bu partinin elindeyse o belediyede yaptıklarını, bu partinin elinde değilse diğer illerde yaptıklarına bakarak değerlendirir.</p>
<p><strong>Beşinci unsur</strong>, siyasi partinin ve adayının bu projeleri hayata geçirip geçiremeyeceğidir. Belediye, adayın mensup olduğu partinin elinde değilse, bu partinin diğer belediyelerdeki performansına göre değerlendirme yapmaktadır. Bütün bu unsurlara ilaveten, ekonomik veriler ve ülkenin güvenliği de seçmenlerin tercihi üzerinde etkilidir. Belediye iktidar partisinde ise hayat pahalılığı seçmenin tercihini etkilemektedir. Ülkenin tehdit altında olduğuna inanması da seçmenin tercihini etkileyen önemli unsurlardan biridir.</p>
<p>Seçmenlerin sandığa gitmesi, seçimlere katılması, seçimlerin meşruiyeti açısından son derece önemlidir. Türkiye’deki katılım oranlarına bakıldığında, seçmenlerin sandığa büyük ilgi gösterdiğini görüyoruz. Katılım oranları, 2004 yerel seçimlerinde %76,25, 2009 yerel seçimlerinde %85,19, 2014 seçimlerinde %89,16, 31 Mart’ta %84 oranında gerçekleşti. Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nin Türkiye’deki yerel seçimleri izlemek üzere görevlendirdiği heyetin başkanı Andrew Dawson, “Vatandaşların seçime gösterdiği ilgiden çok etkilendiklerini” söyledi. Türkiye’de siyasi kutuplaşma seçmenlerin sandığa olan ilgisini artırıyor. Başkanlık sistemi, bu ilgiyi daha da artıracak gibi görünüyor.</p>
<p><strong>Seçim Güvenliği</strong></p>
<p>Her seçimin ön koşulu, seçim güvenliğidir. Seçim güvenliği, seçmenlerin sandığa güven içinde gitmesi, hiçbir baskı altında kalmadan oyunu kullanması, sadece 1 oy kullanması, kullandığı oyun partisinin hanesine yazılması, seçim tutanaklarının parti temsilcilerine verilmesi, oyların doğru sayılması, oy pusulalarının güvenli bir şekilde muhafaza edilmesi anlamına geliyor. Türkiye’de seçimler, yargının hakemliğinde yapılıyor. Seçim takviminin başından sonuna kadar tüm iş ve işlemler, Yüksek Seçim Kurulu’nun denetiminde yürütülüyor. Buna ilaveten sandıkta, son seçimde en fazla oy alan 5 parti temsilcisi görev yapıyor. Oy sayım tutanaklarının birer sureti bu temsilcilere veriliyor. Siyasi partiler, sandık kurullarından Yüksek Seçim Kurulu’na varıncaya kadar iş ve işlemlere itiraz edebiliyor. Siyasi partiler, sandık kurullarının düzenlediği tutanakları birleştirmek suretiyle ne kadar oy aldıklarını, kazanıp kazanmadıklarını görebiliyor.</p>
<p>Türkiye’de, 1950 yılından 2019 yılına kadar uzanan 70 yıllık süreçte de çok sayıda seçim yapıldı. 1946 seçimleri hariç, seçim sonuçlarına yönelik ciddi bir itiraz olmadı. Darbenin bitimini takip eden seçimlerde dahi, darbecilerin istemediği partilerin kazanması (1961’de Adalet Partisi, 1983’te Anavatan Partisi, 2002’de AK Parti), seçimlerde geniş çaplı bir sahtecilik durumu söz konusu olmadı, seçmenin iradesi sandığa yansıdı. Bundan önce tartışma konusu olan bazı hususlarda önemli değişiklikler yapıldı. Tahta sandıklar, şeffaf sandıklarla değiştirildi. Sandık görevlileri, oylama başlamadan önce, sandık içinde zarf olup olmadığını görebiliyor. Oy kullanma süresi sona erdiğinde, sandık başkanı, sandık seçmen listesindeki imza sayısı ile oy sayısını karşılaştırıyor. Her ikisi birbiriyle örtüşüyorsa oy sayımına geçiliyor. Sandıktan çıkan oy, seçmen listesindeki imza sayısından fazla çıkarsa, o sayıda zarf sandık görevlilerinin huzurunda imha ediliyor. Siyasi partiler, her sandık için gözlemci görevlendiriyor.</p>
<p>31 Mart seçimlerinde, 56 milyon 911 bin 967 seçmenin oy kullanacağı 194 bin 390 sandıkta 3 milyon kişiyi görevlendirdi. Bu sayı, her on sekiz seçmenden birinin sandığı denetlemesi anlamına geliyor. Siyasi partilerin görevlendirdikleri temsilcilere ilaveten, o sandıkta oy kullanan seçmenler, STK temsilcileri de oylama sürecini ve oy sayımını kontrol ediyor.  Yerel unsurlara ilaveten, uluslararası kuruluşlar da seçimlere gözlemci gönderiyor. Bunlardan oy kullanma, sayım ve sonuçlarını takip ediyor, rapor hazırlıyor.</p>
<p>Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) 24 Haziran’daki cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği <strong>seçimlerini</strong> izlemek için Türkiye’ye yaklaşık 400 <strong>gözlemci </strong>görevlendirdi. AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu Seçim İzleme Heyeti Başkanı Büyükelçi Audrey Glover, gözlemcilerin not ettiği bazı düzensizliklerin asıl sonucu etkileyecek düzeyde olmadığını söyledi. 31 Mart seçimlerinden sonraki açıklamalar da olumlu yönde.</p>
<p><strong>Seçimlere Müdahale Var mı?</strong></p>
<p>Seçimlerin güvenliği kadar, adil ve tarafsız olması da son derece önemlidir. Seçimlerin adil ve tarafsız olması, siyasi partilerin eşit şartlarda yarışması, partilere avantaj veya dezavantaj sağlanmamasıdır. Bu avantaj ve dezavantajlar ülke içinden olabileceği gibi, dış kaynaklı da olabilir. AK Parti’nin iktidarda olmasının, kamudaki bilgilere erişim konusunda bu partiye avantaj sağladığı açıktır. Seçim öncesinde bazı adayların istihbari bilgilerini kamuoyuyla paylaşması, buna bir örnektir. PKK terör örgütüyle ilişkisi tespit edilen HDP’lilerin adli işlemlere maruz kalmasını, yargının görevi olarak görüyorum. Bunun sorumlusu hükümet değil, terör örgütüyle arasına mesafe koymayan HDP’dir.</p>
<p>Adil bir seçimde, muhalefet adaylarının seçmene erişimi de önemlidir. Muhalefet adayları, medyanın imkânlarından yeteri kadar yararlandı. Yüksek Seçim Kurulu, açıkladığı seçim takvimiyle, bütün partilere devlet televizyonunda konuşma hakkı, miting düzenleme hakkı tanıdı. Türkiye’deki seçimler, yabancı devletlerin de ilgisini çekmektedir. Hatta seçim sonuçlarını etkilemeye çalışmaktadır.</p>
<p>Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde Abdullah Öcalan, Ecevit’e avantaj sağlamak için Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirildi. Yabancı ülkeler, Türkiye’deki bürokrasi eliyle de seçim sonuçlarını etkileyen birçok operasyon yaptı. (İktidar partisi aleyhinde kapatma davaları açılması, 28 Şubat darbe sürecinde irtica kampanyaları, 1983’te seçim barajı getirilmesi, vs.)</p>
<p>Yabancı devletler bu çalışmaları gizlice yürütse de bazen itiraf etmektedir. Rusya’nın, Trump lehine ABD seçimlerine müdahalesi tartışılırken CIA’dan itiraf geldi. Eski CIA Başkanı James Woolsey, ABD’nin de başka ülkelerdeki seçimlere müdahale edip etmediği sorusuna “<strong>muhtemelen evet</strong>” cevabını verdi. CIA’nın eski başkanlarından James Woolsey, Amerikan istihbarat teşkilatının kirli tarihine ilişkin itiraflarda bulundu. Woolsey, CIA’nın kimi ülkelerdeki seçimlere <strong>“demokrasiyi korumak”</strong> bahanesiyle müdahil olduğunu kabul etti. Taşeronu FETÖ eliyle bir dizi operasyona imza atan, başarısız olunca 15 Temmuz darbe teşebbüsünde bulunan ABD’nin son seçimlere ilgisiz kalacağı düşünülemez. AK Parti’nin bu seçimleri kaybetmesi için de her türlü “desteği” verdiğini düşünmek daha mantıklı görünüyor.</p>
<p><strong>Sağ Seçmen Pragmatist mi?</strong></p>
<p>Seçimlerden önce yapılan yorumlarda, sağ partilere oy veren seçmenlerin oy verdikleri partileri terk ettikleri, “sadakatsiz” oldukları, bu seçimde AK Parti’den desteklerini çekecekleri iddia edildi. Bu tespitin doğru olmadığı ortaya çıktı. Sağ seçmen, kendisiyle birlikte yürüyen hiçbir partiye sırtını çevirmemiştir. Demokrat Parti’yi, kendi değerlerine sahip çıktığı için tek başına iktidara getirmiştir. Oy verdiği partiye darbe yapılması, genel başkanının (Menderes’in) asılması dahi bu partiye oy verenleri yolundan döndürememiştir. Demokrat Parti’nin devamı olduğuna inandığı için Adalet Partisi’ne oy vermiştir. Anavatan Partisi’ne, milletin değerlerine sahip çıktığı için oy vermiştir. AK Parti’ye de aynı gerekçeyle oy vermiştir. Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi’ne, istikametini değiştirene kadar destek vermiş, sırt çevirdiği anda desteğini çekmiştir. Son seçim sonuçlarını bu açıdan değerlendirdiğimizde, AK Parti seçmenine sırtını dönmediği için sağ seçmenin AK Parti’ye desteği de devam ediyor.</p>
<p><strong>Bu Seçimi Kim Kazandı, Kim Kaybetti?</strong></p>
<p>31 Mart seçimlerinin can alıcı sorularından biri, bu seçimleri kimin kazandığı, kimin kaybettiğidir. Başkanlık sisteminin “ilk yerel seçimi” olsa da önce üç büyük şehrin sonuçlarına, daha sonra ittifak içinde yer alan siyasi partilerin oy oranlarına, sonra sahip oldukları belediyeleri koruyup koruyamadığı ve yeni belediyeler kazanıp kazanamadığına bakmak gerekir.</p>
<p>Üç büyük şehrin çok önemli olduğu, AK Parti tarafından da kabul edilmekteydi. İzmir CHP’nin kalesi olduğundan, fazlaca tartışma konusu olmadı. Tartışma daha ziyade Ankara ve İstanbul üzerinden yapıldı. İstanbul ve Ankara’nın muhalefetin eline geçmesi AK Parti açısından önemli bir kayıp olarak görülüyordu. Seçim sonuçları henüz kesinleşmemiş olsa da AK Parti, Ankara’yı da İstanbul’u da kaybetmiş görünüyor. AK Parti’nin Ankara’da ve İstanbul’da ilçelerin belediye başkanlıklarının çoğunu kazandığı halde, büyükşehir belediye başkanlığını CHP adayının kazanması ilginç bir durum.</p>
<p>AK Parti’nin oy oranı açısından baktığımızda, bir önceki yerel seçimde oyu %45,60 olan oy oranı, bu seçimde %44,31 olarak gerçekleşti. Ancak son seçimdeki oyların içinde, (Cumhur İttifakı nedeniyle) MHP seçmenlerinin oylarının da bulunduğunu belirtmek gerekir. MHP ve AK Parti’nin 24 Haziran genel seçimlerinde toplam (%42,56 &#8211; %11,10) %53,66 oyu, 31 Mart seçimlerinde (%44,31 &#8211; %7,31) %51,52 ye düştü.</p>
<p>Bu seçimde AK Parti’nin, %2-3 oranında oy kaybettiği görülüyor. AK Parti’nin bazı şehirleri kaybetmesinde, Saadet Partisi’nin aldığı oyların önemli ölçüde etkili olduğunu belirtmek gerekir. Seçim sonuçlarını, belediye başkanlıkları açısından değerlendirdiğimizde, AK Parti, elindeki belediyelerin büyük çoğunluğunu korumakla birlikte, bazılarını kaybetti, bazı yeni belediyeler kazandı. Buna göre, kısmi bir başarısızlıktan söz edebiliriz.</p>
<p>AK Parti’nin özellikle büyükşehirlerdeki belediye başkanlıklarını kaybetmesi, dış basında da geniş yankı buldu. BBC, yerel seçim sonuçlarının “Tayyip Erdoğan referandumuna dönüştüğünü”, Le Monde “Erdoğan iktidarı için bir darbe olduğunu”, New York Times, “büyük bir gerileme olduğunu” dile getirdi. Seçime katılan bütün partilere büyük fark atan AK Parti, büyükşehirleri kaybetmesi nedeniyle bu sonuçlardan mutlu değil.</p>
<p>Kurduğu ittifaklar nedeniyle yeni belediyeler kazanan CHP’nin oy oranı (%30,11), seçmenin bu partiye yöneldiğini göstermiyor. Bu oyun içinden, HDP ve İP oylarını çıkardığımızda, 24 Haziran’daki oylarına tekabül ediyor. 31 Mart yerel seçimlerinin galibi hiç kuşkusuz, 30 büyükşehir belediyesinden (15-1) 16’sını, 82 il belediyesinden 52’sini, 957 ilçe belediyesinden (536 – 145) 681’ini kazanan Cumhur ittifakı.</p>
<p>Ancak AK Parti’nin bir önceki seçimde “<strong>tek başına kazandığı</strong>” şehirleri MHP ile kurduğu ittifaka rağmen kaybetmesi, tehlike çanlarının çalmaya başladığını gösteriyor. Önümüzdeki 4,5 yıl, hem AK Parti ve hem de muhalefet partileri açısından önemli bir sınav niteliğinde olacak.</p>
<p><strong>Cumhur İttifakı’nın Beka Vurgusu?</strong></p>
<p>24 Haziran seçimlerinde iktidarda bulunan, büyükşehir, ilçe ilçe belediyelerinin çoğunu elinde bulunduran AK Parti, müttefiki MHP ile birlikte, ortak bir strateji belirledi. Türkiye’nin çok yönlü saldırılara maruz kaldığını belirterek, beka vurgusu yaptı. Cumhur İttifakı’nın karşısındaki Millet İttifakı ise bu seçimlerin yerel seçimler olduğunu, hizmet yarışı olduğuna vurgu yaptı. Domates, soğan, patlıcan fiyat artışlarından, döviz kurlarından iktidarı sorumlu tuttu.</p>
<p>Bu arada, “bu seçimde, yeni sistemin (başkanlık sisteminin) de oylanacağını, AK Parti seçimleri kaybederse, sistemin de sorgulanmaya başlanacağını, erken seçim isteyeceklerini” belirttiler. Seçmenler, 31 Mart seçimlerinde bu soruları da cevaplamış oldu. AK Parti ve MHP seçmenleri Türkiye tehdit altında “beka sorunu var, kaos istemiyorum” dedi. Seçmenlerin bir kısmı da desteğine son verdi. Muhalefet partilerin seçmenleri, ne beka ne de hayat pahalılığı, sadece “AK Parti gitsin” dedi.</p>
<p><strong>HDP Seçmenlerinin Tercihi</strong></p>
<p>31 Mart seçimlerinde, HDP batıda son derece etkili oldu. HDP seçmenlerinin iktidar partisine destek vermesi Millet İttifakı’nın; Millet İttifakı’na destek vermesi ise Cumhur İttifakı’nın birçok belediyeyi kaybetmesi anlamına geliyordu. HDP seçmeninin, partisinin PKK ile ilişkisine, kayyum atanan 73 il ve ilçede nasıl bir tepki vereceği merak ediliyordu. HDP Eş Genel Başkanı Seza Temelli, seçim stratejisini “<strong>Kürdistan’da kazanmak, batıda AK Parti ve MHP’ye kaybettirmek</strong>” olarak açıkladı.</p>
<p>Kürt seçmenler, terör örgütüne destek nedeniyle kayyum atanan 73 belediyeden 24’ünü AK Parti’ye verdi. HDP, Doğu ve Güneydoğu’da önemli bir oy kaybına uğradı. HDP’nin kalesi Şırnak, Ağrı, Bitlis’i AK Parti kazandı. Bu sonuçlar, bölge halkının HDP’ye desteğinin giderek azaldığını gösteriyor. Batıda ise muhalefet partilerinin ve Millet İttifakı’nın adaylarına destek verdi.</p>
<p>24 Haziran seçimlerinde %11 oy alan HDP’nin oyu, 31 Mart seçimlerinde %4,24 oy oranına, muhalefet partilerine %3 eklediğimizde, %7,24’ye ulaşıyor. Bu sonuç, HDP’nin oylarındaki gerilemenin devam ettiğini gösteriyor. Bu seçimlerin en önemli sonuçlarından biri de HDP seçmenlerinin batıda diğer partilere destek vermesiydi. HDP’nin bu desteğini, merkeze yaklaşmasını, sisteme entegre olmasını, başkanlık sisteminin artılarından biri olarak görmek gerekiyor. Batıda bazı belediyelerin kazanılmasında HDP’nin etkisi olması, bu belediyeleri HDP’nin yöneteceği anlamına gelmiyor.</p>
<p><strong>Seçmenin Mesajı</strong></p>
<p>Türkiye’de hemen her seçimde toplum mühendisliği projeleri devreye sokulmasına rağmen seçmen, bu projelere rağbet etmiyor. Ne yapacağımıza kendimiz karar veririz diyor, her kesime, suhulet ve sükûnet içeren mesajlar veriyor. Seçmen bu seçimde de birçok mesaj verdi. Yerel seçim sonuçları, seçmenin AK Parti’ye olan güvenin devam ettiğini gösteriyor. AK Parti oylarındaki kısmi gerileme de uyarı niteliği taşıyor. Seçmen, AK Parti’nin fabrika ayarlarına dönmesini istiyor.</p>
<p>Bilindiği üzere AK Parti’yi, “3 Y” (yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar) sloganı iktidara taşımıştı. Geçen 17 yılda bu ilkelerin her biri yara almış durumda. Seçmen geniş kapsamlı ve <strong>köklü bir restorasyon</strong> bekliyor. AK Parti bu mesajı alırsa, ekonomide köklü bir reform yapması, üretim ekonomisine geçmesi gerekiyor. Kamudaki şeffaflığı artırması, yolsuzluklara karşı etkili bir mücadele yürütmesi gerekiyor. Hukuk alanında da köklü bir reformu hayata geçirmesi, adaleti tesis etmesi gerekiyor.</p>
<p>İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geçtiğimiz günlerde övünerek 500.650 kişiye FETÖ’den adli işlem yapıldığını söylüyor. Adli işlemden kastedilen terör örgütü şüphesiyle yapılan işlem. Dünyanın hiçbir yerinde, böyle bir örgüt tanımı yoktur. Kırk yıldır silahlı mücadele veren PKK’nın bile örgüt militanı 7.000 – 10.000 civarında iken, FETÖ’nün yarım milyon terör örgütü mensubu olamaz. Birileri, FETÖ ile mücadele adı altında, ceza yasalarının terör örgütü kriterleriyle oynuyor. Soruşturmalar hâlâ devam ettiğine göre, sağlam kriterler belirlenmesi, örgütün hiyerarşik yapısının hedef alınması gerekiyor. İfade özgürlüğünün alanının genişletilmesi, evrensel hukuk normlarına dönmemiz gerekiyor.</p>
<p>Seçmen, yerel seçimleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan referandumuna çevirmek isteyenlere de Erdoğan’sız Türkiye hesabını yapanlara da net mesajlar verdi. Seçmen, “Erdoğan’sız Türkiye hesaplarından vazgeçin, Cumhurbaşkanımızı seviyoruz, onu desteklemeye devam ediyoruz, arkasındayız” dedi. Bununla birlikte, bazı şehirlerde “yanlış adaylara” sarı kart gösterdi, benim razı olmadığım bir adayın kazanma şansı olmaz dedi.</p>
<p>Belli çevrelerin, MHP ile ittifakın, özellikle Doğu’da ve Güneydoğu’da AK Parti’ye oy kaybettireceği iddialarının da temelsiz olduğunu gösterdi. Cumhur İttifakı’na “devam” dedi. Türkiye genelinde AK Parti seçmenlerinin partisine olan desteğinin devam etmesi, yeni parti kurma arzusunda olanlar için de olumsuz bir mesaj içeriyor. AK Parti seçmeni, bazı olumsuzluklara rağmen, “yeni bir partiye ihtiyaç duymuyorum” dedi. Bu mesaja rağmen, AK Parti’nin küskünleri, yeni bir parti kurabilir. Ancak sandık sonuçları böyle bir zeminin olmadığını gösteriyor. Bazı büyük şehirleri muhalefet partilerine vererek, “sizi izleyeceğim, deneyeceğim” dedi. CHP, İP, HDP’nin birlikte nasıl yöneteceklerini, neler yapacaklarını izleyecek, sonraki seçimlerde tavrını belirleyecek.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/31-mart-yerel-secimlerinde-secmen-ne-dedi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seçmen Bekadan Anlar Mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/secmen-bekadan-anlar-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/secmen-bekadan-anlar-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Mar 2019 11:00:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[beka mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9268</guid>

					<description><![CDATA[Cumhur ittifakı bu seçimlerin beka konusu olduğunu, Millet ittifakı ise olmadığını savunuyor. Cumhur ittifakına göre varlık yokluk sorunu, Millet ittifakına göre hadi canım sende, alt tarafı yerel seçim. Peki seçmen bu tartışmanın neresinde? Seçmen geçim derdinde. O cebine, sofrasının üstündekine bakar. Öyle olunca beka da neymiş? İşte bu yüzden zincir marketler eliyle bir operasyon yürütüldü. İktidar tanzim satışlarla bunu bozdu. Halk anladı ki iktidar onun ekmeğinin aşının derdini umursamıyor değil. Şimdi seçime bir hafta kala döviz üzerinden bir operasyon çekiliyor. Türkiye&#8217;de borsa kapandıktan sonra açılan uzakdoğu borsaları üzerinden yapılıyor bu. Dolar 6 TL ye yaklaştı. İktidarın enerjisi de seçimden, bunlarla mücadeleye kanalize ediliyor. Kim yapıyor bu operasyonları; elbette beka problemine sebep olan odaklar. Beka sorunu varsa Cumhur ittifakı seçmeni konsolide olacak Millet ittifakı seçmeni kararsızlaşacak, belki de sandığa gitmeyecek; böyle bir sorun yoksa tersi olacak. Stratejiler buna göre oluşturuluyor. CHP ve İYİ Parti böyle bir sorun olmadığını savunuyor. Emim Çölaşan Sözcüde, &#8216;bir psikopat 50 Müslüman&#8217;ı öldürdü diye Türkiye işgale mi uğrayacak&#8217; diye yazabiliyor. O silahların üzerindeki mesajlara bakmadan. Onlara göre seçmen bekadan anlamaz. Yapılan operasyonlara bakar. Zaten bidon kafalı. Halbuki 15 Temmuzu anlamıştı. O yüzden TV başında kahve, çay içerek izlemek yerine sokağa dökülüp, bir ay boyunca işini gücünü erteleyip &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhur ittifakı bu seçimlerin beka konusu olduğunu, Millet ittifakı ise olmadığını savunuyor. Cumhur ittifakına göre varlık yokluk sorunu, Millet ittifakına göre hadi canım sende, alt tarafı yerel seçim. Peki seçmen bu tartışmanın neresinde?</p>
<p>Seçmen geçim derdinde. O cebine, sofrasının üstündekine bakar. Öyle olunca beka da neymiş? İşte bu yüzden zincir marketler eliyle bir operasyon yürütüldü. İktidar tanzim satışlarla bunu bozdu. Halk anladı ki iktidar onun ekmeğinin aşının derdini umursamıyor değil. Şimdi seçime bir hafta kala döviz üzerinden bir operasyon çekiliyor. Türkiye&#8217;de borsa kapandıktan sonra açılan uzakdoğu borsaları üzerinden yapılıyor bu. Dolar 6 TL ye yaklaştı. İktidarın enerjisi de seçimden, bunlarla mücadeleye kanalize ediliyor. Kim yapıyor bu operasyonları; elbette beka problemine sebep olan odaklar.</p>
<p>Beka sorunu varsa Cumhur ittifakı seçmeni konsolide olacak Millet ittifakı seçmeni kararsızlaşacak, belki de sandığa gitmeyecek; böyle bir sorun yoksa tersi olacak. Stratejiler buna göre oluşturuluyor. CHP ve İYİ Parti böyle bir sorun olmadığını savunuyor. Emim Çölaşan Sözcüde, &#8216;bir psikopat 50 Müslüman&#8217;ı öldürdü diye Türkiye işgale mi uğrayacak&#8217; diye yazabiliyor. O silahların üzerindeki mesajlara bakmadan. Onlara göre seçmen bekadan anlamaz. Yapılan operasyonlara bakar. Zaten bidon kafalı. Halbuki 15 Temmuzu anlamıştı. O yüzden TV başında kahve, çay içerek izlemek yerine sokağa dökülüp, bir ay boyunca işini gücünü erteleyip geceli gündüzlü demokrasi nöbetleri tutmuştu.</p>
<p>Anlamayacak olanlar ise zaten anlamak istemeyenler olacak. Onlar zaten 15 Temmuzu da tersinden anlamıştı. Çünkü onlara, köprüde Mehmetçik boğazlandı, asıl darbe 15 inde değil, 20 sinde oldu diye anlattılar. Onlar inandı, daha doğrusu buna inanmak işlerine geldi. Durum öyle mi değil mi diye bakmadılar. Kılıçdaroğlu&#8217;nun ağzından bal damlıyor. Bu yerel seçim, cumhurbaşkanı seçmiyoruz, iktidarın meşruiyetini kim sorgulayacak türünden sözler söylüyor. Ama seçim sonucunda Cumhur ittifakı azınlığa düşse kim bilir nasıl gürleyecek.</p>
<p>Bu seçimin sonucunu üç şey belirleyecek. Birincisi beka sorunu, ikincisi çekilen ekonomik operasyonlar, üçüncüsü Millet ittifakının ucube yapısı. Seçmen önce bunlara sonra da kim ne yapacağını söylüyor, sözünün eri mi değil mi buna bakarak karar verecek. 31 Mart akşamı anlamış mı anlamamış mı bunu öğreneceğiz.</p>
<p>Firuz Türker</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/secmen-bekadan-anlar-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yıldırım Başkan</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yildirim-baskan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yildirim-baskan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Dec 2018 17:57:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Binali Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[İBB]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Seyit Mehmet Şen]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7142</guid>

					<description><![CDATA[25 Haziran’da şöyle yazmışım: “Yıldırım Başkan Yardımcısı, Soylu ve Çavuşoğlu bakan olarak devam etmeli!” Sayın Cumhurbaşkanımız Binali Yıldırım’ı Başkan Yardımcısı olarak tercih etmedi&#8230; Demek oluyor ki, Binali Yıldırım için düşündüğü görev Başkan Yardımcılığı değil de İstanbul Belediye Başkanlığı imiş. Şüphesiz ki İstanbul Belediye Başkanlığı, şu andaki konumuyla, Başkan Yardımcılığından daha önemli ve daha etkin bir görev. Öncelikle Binali Yıldırım&#8217;a, İstanbul&#8217;a ve Türkiye&#8217;mize hayırlı olsun&#8230; Her ne kadar İstanbullular Binali Yıldırım’ı 1994 yılından itibaren tanımaya başladılarsa da, bu milletin çoğunluğu, Ulaştırma Bakanlığından itibaren Binali Yıldırım’ı tanımaya başladı&#8230; Geçmişte aklımda kalan, iz bırakan bir başka ulaştırma bakanı olmadığı için, kendi adıma, yaptığı işlere bakarak, Binali Yıldırım’ı Cumhuriyet Tarihinin en faydalı işler yapan ulaştırma bakanı olarak söylemekte hiçbir beis görmüyorum&#8230; Sakin, sessiz, nükteli ve uzlaşmacı kişiliğiyle Binali Yıldırım&#8217;ın, tıpkı ulaştırma bakanlığında ve başbakanlığında olduğu gibi çok güzel, etkili, kavgasız, gürültüsüz, çözüm odaklı bir İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapacağını umuyorum. Elbet bu seçim kolay bir seçim olmayacak&#8230; Çünkü karşısında keçe gibi kenetlenmiş bir millet ittifakı var! Devlet Bahçeli’nin ifadesiyle “üç benzemezden oluşan” bu ittifak her ne pahasına olursa olsun İstanbul ve Ankara’yı almak istiyor. Üç benzemezin oluşturduğu bu ittifak İstanbul&#8217;u alabilir mi? Bana kalırsa alamaz&#8230; Seyit Mehmet Şen]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>25 Haziran’da şöyle yazmışım:<br />
“Yıldırım Başkan Yardımcısı, Soylu ve Çavuşoğlu bakan olarak devam etmeli!”<br />
Sayın Cumhurbaşkanımız Binali Yıldırım’ı Başkan Yardımcısı olarak tercih etmedi&#8230;<br />
Demek oluyor ki, Binali Yıldırım için düşündüğü görev Başkan Yardımcılığı değil de İstanbul Belediye Başkanlığı imiş.<br />
Şüphesiz ki İstanbul Belediye Başkanlığı, şu andaki konumuyla, Başkan Yardımcılığından daha önemli ve daha etkin bir görev.<br />
Öncelikle Binali Yıldırım&#8217;a, İstanbul&#8217;a ve Türkiye&#8217;mize hayırlı olsun&#8230;<br />
Her ne kadar İstanbullular Binali Yıldırım’ı 1994 yılından itibaren tanımaya başladılarsa da, bu milletin çoğunluğu, Ulaştırma Bakanlığından itibaren Binali Yıldırım’ı tanımaya başladı&#8230;<br />
Geçmişte aklımda kalan, iz bırakan bir başka ulaştırma bakanı olmadığı için, kendi adıma, yaptığı işlere bakarak, Binali Yıldırım’ı Cumhuriyet Tarihinin en faydalı işler yapan ulaştırma bakanı olarak söylemekte hiçbir beis görmüyorum&#8230;<br />
Sakin, sessiz, nükteli ve uzlaşmacı kişiliğiyle Binali Yıldırım&#8217;ın, tıpkı ulaştırma bakanlığında ve başbakanlığında olduğu gibi çok güzel, etkili, kavgasız, gürültüsüz, çözüm odaklı bir İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapacağını umuyorum.<br />
Elbet bu seçim kolay bir seçim olmayacak&#8230;<br />
Çünkü karşısında keçe gibi kenetlenmiş bir millet ittifakı var!<br />
Devlet Bahçeli’nin ifadesiyle “üç benzemezden oluşan” bu ittifak her ne pahasına olursa olsun İstanbul ve Ankara’yı almak istiyor.<br />
Üç benzemezin oluşturduğu bu ittifak İstanbul&#8217;u alabilir mi?<br />
Bana kalırsa alamaz&#8230;</p>
<p>Seyit Mehmet Şen</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yildirim-baskan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erdoğan, AK Parti’nin İstanbul Adaylarını Açıkladı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/erdogan-ak-partinin-istanbul-adaylarini-acikladi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/erdogan-ak-partinin-istanbul-adaylarini-acikladi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Dec 2018 14:36:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Seçimler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7005</guid>

					<description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart 2019&#8217;da yapılacak yerel seçimlerde, partisinin İstanbul Büyükşehir ile ilçe belediye başkan adaylarını tanıttı. İSTANBUL Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart 2019&#8217;da yapılacak yerel seçimlerde, partisinin İstanbul Büyükşehir ile ilçe belediye başkan adaylarını tanıttı. AK Parti&#8217;nin İstanbul adayları açıklandı Sinan Erdem Spor Salonu&#8217;ndaki tanıtım toplantısı öncesi İstanbul&#8217;un farklı ilçelerinden gelen partililer salonu doldurdu. Türk bayrakları ve AK Parti bayrakları taşıyan katılımcılar, sık sık sloganlar attı. Sinan Erdem Spor Salonu&#8217;nda, partisinin 31 Mart Yerel Seçimleri İstanbul Belediye Başkan Adayları Tanıtım Programı&#8217;nda konuşan Erdoğan, tarih boyunca hep insanlığın göz bebeği olmuş, Hazreti Peygamberin övgüsüyle şereflenmiş, tek taşına tüm servetlerin feda edildiği kutlu şehrin bahtiyar insanlarını, Marmara&#8217;dan, Tuzla&#8217;dan Silivri&#8217;ye, Karadeniz&#8217;den, Şile&#8217;den Çatalca&#8217;ya kadar tüm ilçeleriyle &#8220;Ana gibi yar İstanbul gibi diyar olmaz&#8221; denilen bu dünya şehrinin şanslı insanlarının selamladığını dile getirdi. Ülkenin en güzel renklerinden olan merhum Cem Karaca&#8217;nın şarkısındaki &#8220;Dur, bırak kaynasın kahvenin suyu/Bana İstanbul&#8217;u anlat nasıldı?/Bana boğazı anlat nasıldı?/Haziran titreyişlerle kaçak yağmurlar ardı/Yıkanmış, kurunur muydu yine o yedi tepe/Ana şefkati gibi sıcak bir güneşle/Dur, bırak kalsın açma televizyonu/Bana İstanbul&#8217;u anlat nasıldı/Şehirlerin şehrini anlat nasıldı?/Beyoğlu sırtlarından yasak gözlerimle bakıp/Köprüler, Sarayburnu, minareler ve halice/Diyiverdin mi bir merhaba, gizlice/Dur, bırak, kımıldama, kal biraz öylece nolur/Kokun &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart 2019&#8217;da yapılacak yerel seçimlerde, partisinin İstanbul Büyükşehir ile ilçe belediye başkan adaylarını tanıttı.</p>
<p class="selectionShareable">İSTANBUL</p>
<p class="selectionShareable">Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>, 31 Mart 2019&#8217;da yapılacak yerel seçimlerde, partisinin İstanbul Büyükşehir ile ilçe belediye başkan adaylarını tanıttı.</p>
<ul>
<li><strong><a href="https://www.aa.com.tr//tr/politika/ak-partinin-istanbul-adaylari-aciklandi/1351847?preview=1&amp;r=e5b674cb-71e2-4c09-ad93-7588e4cdba50" target="_blank" rel="noopener">AK Parti&#8217;nin İstanbul adayları açıklandı</a></strong></li>
</ul>
<p class="selectionShareable">Sinan Erdem Spor Salonu&#8217;ndaki tanıtım toplantısı öncesi İstanbul&#8217;un farklı ilçelerinden gelen partililer salonu doldurdu. Türk bayrakları ve AK Parti bayrakları taşıyan katılımcılar, sık sık sloganlar attı.</p>
<p class="selectionShareable">Sinan Erdem Spor Salonu&#8217;nda, partisinin 31 Mart Yerel Seçimleri İstanbul Belediye Başkan Adayları Tanıtım Programı&#8217;nda konuşan Erdoğan, tarih boyunca hep insanlığın göz bebeği olmuş, Hazreti Peygamberin övgüsüyle şereflenmiş, tek taşına tüm servetlerin feda edildiği kutlu şehrin bahtiyar insanlarını, Marmara&#8217;dan, Tuzla&#8217;dan Silivri&#8217;ye, Karadeniz&#8217;den, Şile&#8217;den Çatalca&#8217;ya kadar tüm ilçeleriyle &#8220;Ana gibi yar İstanbul gibi diyar olmaz&#8221; denilen bu dünya şehrinin şanslı insanlarının selamladığını dile getirdi.</p>
<p class="videoWrapper selectionShareable"><iframe src="https://www.youtube.com/embed/wOJPli1gV18" width="864" height="486" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></p>
<p class="selectionShareable">Ülkenin en güzel renklerinden olan merhum Cem Karaca&#8217;nın şarkısındaki &#8220;Dur, bırak kaynasın kahvenin suyu/Bana İstanbul&#8217;u anlat nasıldı?/Bana boğazı anlat nasıldı?/Haziran titreyişlerle kaçak yağmurlar ardı/Yıkanmış, kurunur muydu yine o yedi tepe/Ana şefkati gibi sıcak bir güneşle/Dur, bırak kalsın açma televizyonu/Bana İstanbul&#8217;u anlat nasıldı/Şehirlerin şehrini anlat nasıldı?/Beyoğlu sırtlarından yasak gözlerimle bakıp/Köprüler, Sarayburnu, minareler ve halice/Diyiverdin mi bir merhaba, gizlice/Dur, bırak, kımıldama, kal biraz öylece nolur/Kokun İstanbul gibidir, gözlerin İstanbul gecesi/Şimdi gel sarıl, sarıl bana kınalım/Gökkubbenin altında ordada beraber/Çok şükür diyerek yeniden başlamanın hayali/Hasretinin çölünde sanki bir pınar gibi/İnsanlar gülüyordu de/Trende, vapurda, otobüste/Yalan da olsa hoşuma gidiyor, söyle/Hep kahır, hep kahır, hep kahır/Bıktım be&#8221; dizeleri seslendiren Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p class="selectionShareable">&#8220;Biz İstanbul&#8217;u hep kahırla devraldık. Tarihine, kültürüne, medeniyetine, çağına uygun hizmetlerle donatarak biz bugünlere getirdik. Şimdi İstanbul yeni bir yol ayrımında, yeni bir tercih aşamasında. İnşallah İstanbul, 31 Mart 2019 akşamı, kendisini sakinlerinin her yerde güldüğü, huzur ve mutluluk içinde yaşadığı bir şehir olarak geleceğe taşıyacak belediye başkanlarını seçecek.&#8221;</p>
<p class="selectionShareable">AK Parti olarak hem Büyükşehirde hem de ilçelerde tüm benliğini İstanbul&#8217;a adamış adaylarla milletin karşısına çıkacaklarını dile getiren Erdoğan, konuşmasının sonunda isimlerini ilan edeceği Büyükşehir ve ilçe adaylarının birikimleriyle, enerjileriyle, projeleriyle ve gayretleriyle 5 yıl süreyle İstanbul&#8217;a hizmet edeceklerini vurguladı.</p>
<p class="selectionShareable">Erdoğan, AK Parti&#8217;nin her ferdi gibi İstanbul adaylarının da hizmet siyasetiyle gece gündüz hemşehrilerinin emrinde olacağını ifade ederek, adaylara başarılar diledi.</p>
<h3>&#8220;Geleceğe taşıyacak belediye başkanlarını seçecek&#8221;</h3>
<p class="selectionShareable">Cumhurbaşkanı Erdoğan, &#8220;Şimdi İstanbul yeni bir yol ayrımında. Yeni bir tercih aşamasında. İnşallah İstanbul, 31 Mart 2019 akşamı, sakinlerinin her yerde güldüğü, huzur ve mutluluk içinde yaşadığı bir şehir olarak geleceğe taşıyacak belediye başkanlarını seçecek.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p class="selectionShareable"><img decoding="async" src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/fe386ddc-9865-4064-86ce-4843f9d09fd4/Burak%20Yilmaz%2F2018%20OCAK%2FE%2F3%2Fyeni%2F7b0be759-7ef9-49c2-8e3e-40e35431f7c4.jpg" alt="" /></p>
<p class="selectionShareable">Erdoğan şunları söyledi:</p>
<p class="selectionShareable">&#8220;AK Parti olarak hem Büyükşehir&#8217;de, hem de ilçelerde tüm benliğini İstanbul&#8217;a adamış adaylarla milletimizin karşısına çıkacağız. En büyük tehdit depremse en büyük siyasi tehdit de CHP zihniyetidir. CHP adını da değiştirse kılığını da değiştirse söylemini de değiştirse milletimiz onu sesinden tanır. Milletimiz (CHP&#8217;yi) nasıl mı tanır? Tek parti devrindeki zulmünden tanır. Darbelere cuntalara verdiği destekten tanır. Sokak teröristlerine sahip çıkmalarından tanır. İnancına, kültürüne, tarihine olan husumetinden tanır. Terör örgütleriyle olan &#8216;al takke ver külah&#8217; ilişkisinden tanır. Ülkesini yurt dışına şikayet edip bu şekilde içeride siyasi rant peşinden koşmasından tanır. Cumhurbaşkanı adayı dahi olmaya cesaret edemeyen genel başkanından tanır.&#8221;</p>
<p class="selectionShareable">&#8220;Ekonomimizin dengelenme sürecinin somut emarelerini her alanda görmeye başladık. İhracatta inşallah 170 milyar dolarla rekor kırıyoruz.&#8221; diyen Erdoğan, &#8220;Geçtiğimiz günlerde asgari ücret açıklandı. Son 15 yılda sadece üç asgari ücret tespiti oy birliği ile olmuştur. 2019 asgari ücreti de işte bunlardan biridir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p class="selectionShareable"><img decoding="async" src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/fe386ddc-9865-4064-86ce-4843f9d09fd4/Burak%20Yilmaz%2F2018%20OCAK%2FE%2F3%2Fyeni%2F3a6444c5-e237-4933-af4a-78e09cf48dc5.jpg" alt="" /></p>
<p class="selectionShareable">Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul&#8217;un şehircilikte ihmale gelmeyeceğini, hemen etrafının gecekondularla, derme çatma binalarla kuşatılacağını, hizmette ihmale gelmeyeceğini, sokaklarının çöpten, caddelerinin çamurdan, çukurdan geçilmeyeceğini dile getirerek, şunları kaydetti:</p>
<p class="selectionShareable">&#8220;Havası kirden solunmaz. Haliç&#8217;i kokudan yanına varılmaz hale gelir. Mesela insanı ihmale gelmez. Böyle bir şehirde ne aç açıkta, ne mahrum, mağdur, ne umutsuz yaşamaya tahammül edemez. Bunun için biz İstanbul&#8217;a hep layık olduğu şekilde muamele etmenin çabası içinde olduk. 1994&#8217;te İstanbul&#8217;un yönetimini devraldığımızda karşımızda öyle ihmal edilmiş, öyle örselenmiş, öyle sahipsiz bırakılmış bir şehir vardı ki kelimenin tam anlamıyla yüreğimiz cız etti. Ama ne diyor şair, &#8216;Kazara bir sapan taşı bir altın kaseye değse, ne kıymeti artar taşın, ne kıymetten düşer kase.&#8217; Biz de bu inançla, hemen kolları sıvadık. Ekibimizle İstanbul&#8217;u hak ettiği hizmetlere kavuşturmak için çalışmaya başladık. Bu süreçte gördük ki İstanbul için en büyük doğal tehdit depremse, en büyük siyahi tehdit CHP zihniyetidir.</p>
<p class="selectionShareable">CHP zihniyeti ne zaman bu şehrin başına musallat olmuşsa, İstanbul acı çekmiş, kıvranmış, vakit kaybetmiştir. İdeolojik olarak bu partiye oy verenler dışında hiçbir vatandaşımız, CHP&#8217;nin İstanbul&#8217;a hizmet sunabileceğine inanmadığı için 24 senedir o zihniyeti Büyükşehire yaklaştırmadı. Genel başkanından il başkanına, adaylarına kadar şöyle bir baktığımızda CHP zihniyetinin 1994&#8217;ün bir adım ötesine geçemediğini görüyoruz. Sadece konuşuyor, lafazanlık yapıyor, sadece millete hakaret ediyorlar. Ne İstanbul umurlarında, ne Türkiye umurlarında, ne da dünyada ne olup bittiği umurlarında. Varsa yoksa kendi partilerindeki iktidar mücadelesi, adaylık mücadelesi, ekipçilik, hizipçilik mücadelesi. CHP neredeyse sadece bunlardan ibaret bir partidir.&#8221;</p>
<h3>&#8220;Milletimiz bunları ciğerine kadar tanıyor&#8221;</h3>
<p class="selectionShareable">Cumhurbaşkanı Erdoğan, &#8220;Tabii kendileri de bunun farkında olduğu için her seçim şapkadan başka bir tavşan çıkarmanın peşine düşüyorlar. Bir gün bakıyorsunuz çarşaflı kadınlara rozet takıyor. Bir başka gün müftünün karısı kılığında bir mensuplarıyla tüm insanlara hakaret ediyor. Bir gün bölücü örgütün güdümündeki partiyle el sıkıyorlar, ertesi gün tam tersi görüşleri savunan bir başka partiye göz kırpıyorlar. Velhasıl, her seçim döneminde kılıktan kılığa, şekilden şekle giriyorlar. Transferden transformasyona her türlü siyasi oyun bunlarda mübahtır. Tek bir hedefleri var AK Parti&#8217;nin önünü kesmek, şahsıma verebilecekleri her zararı vermek, bunun için kendilerini, siyasi duruşlarını inkar dahil, çeviremeyecekleri numara yok. Halbuki boşu boşuna uğraşıyorlar çünkü milletimiz bunları ciğerine kadar tanıyor. Milletimiz bunların tıynetini çok iyi biliyor.&#8221; diye konuştu.</p>
<p class="selectionShareable">Cenap Şahabettin&#8217;in &#8220;Karga adını değiştirse de sesinden tanınır&#8221; dizelerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:</p>
<p class="selectionShareable">&#8220;Kargayı biz sesinden tanırız, istediği kadar adını değiştirsin. CHP adını da kılığını da değiştirse, söylemini de değiştirse milletimiz onu sesinden tanır. Nasıl mı tanır? Tek parti devrindeki zulmünden tanır. Darbelere, cuntalara verdiği destekten tanır. Sokak teröristlerine sahip çıkmalarından tanır. İnancına, kültürüne, tarihine olan husumetinden tanır. Terör örgütleriyle olan &#8216;al takke ver külah&#8217; ilişkisinden tanır. Ülkesini yurt dışına şikayet edip bu şekilde içeride siyasi rant peşinden koşmasından tanır. Cumhurbaşkanı adayı dahi olmaya cesaret edemeyen genel başkanından tanır. Millete hakaret eden yöneticilerinden, milletvekillerinden, il başkanlarından, belediye başkanlarından tanır. Lafa gelince demokrat, özündeyse ya simsiyah ya kıpkızıl faşist duruşundan tanır. Milletimiz bunları 26 milyon 330 bin kişinin oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanını asmakla, zehirlemekle, darbeyle tehdit eden o bed sesinden tanır. Bakın sahip çıkıyor. Niye? Al birini vur öbürüne. CHP hangi boyaya boyanırsa boyansın, hangi kılığa girerse girsin, milletimiz onu tanır ve hak ettiği yere yerleştirir. Çünkü bizim milletimiz feraset ve basiret sahibidir. Çünkü bizim milletimizin hamuru adaletle yoğrulmuştur.&#8221;</p>
<p class="selectionShareable">Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hz. Mevlana&#8217;nın adaleti &#8220;Adalet ağaçlara su vermek, zulüm dikeni sulamaktır.&#8221; şeklinde tarif ettiğini aktararak, &#8220;Milletimiz bilir ki CHP&#8217;ye ülkeyi veya İstanbul gibi bir şehri teslim etmek dikeni sulamaktır.&#8221; dedi.</p>
<p class="selectionShareable">Bu gerçek karşısında en büyük görevin, en büyük sorumluluğun AK Partililere düştüğünü vurgulayan Erdoğan, milleti dikeni sulamak mecburiyetinde bırakmamak için teşkilatlarıyla, milletvekilleriyle, adaylarıyla, AK Parti&#8217;ye gönül vermiş herkesle birlikte çok çalışmak zorunda olduklarını söyledi.</p>
<h3>&#8220;Tevazu, samimiyet, gayret&#8230;&#8221;</h3>
<p class="selectionShareable">Erdoğan, &#8220;Unutmayınız, kimse AK Parti&#8217;ye oy vermek zorunda değil. Biz insanlarımızın önce gönüllerini fethetmek, sonra da oylarına talip olmak durumundayız. Önce ahlakımızla, karakterimizle, duruşumuzla, hasbiliğimizle, mütevaziliğimizle, değerlerimizle milletimizin gönlüne girecek, ardından yaptığımız ve yapacağımız hizmetlerle onların oyunu alacağız.&#8221; diyerek, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p class="selectionShareable">&#8220;Her şeyden önce bir şeye çok dikkat edeceğiz. Tevazu, samimiyet, gayret&#8230; Ve biz 31 Mart&#8217;ta kampanyamızı gönül belediyeciliği üzerine bina ettik ve gönül belediyeciliğini yapacağız. Bunun başka bir yolu yoktur. Şayet bu salonda milletimizin gönlüne girerek, oyunu alamayacağına kalpten inanmayan tek bir kişi varsa bilsin ki yanlış yerdedir. Şimdi sesleniyorum, İstanbul 31 Mart&#8217;ta bu şehirde gönlüne girmediğimiz tek bir hemşehrimizi bırakmamaya hazır mısın? İstanbul 31 Mart&#8217;a kadar şu Şehr-i İstanbul&#8217;da kapısını çalmadık ev, iş yeri, hatırını sormadık insan bırakmamaya hazır mısın? İstanbul Büyükşehir ile birlikte, 39 ilçenin tamamını da AK Parti&#8217;nin eser siyaseti ile buluşturmaya hazır mısın? Ana kademesiyle, kadın, gençlik kollarıyla bu süreci inşallah başarılı kılacağız. Rabbim şu güzel manzarayı, 31 Mart akşamı da yaşamayı nasip etsin diyorum.&#8221;</p>
<h3>&#8220;İstanbul ekonomimizin de lokomotif şehri&#8221;</h3>
<p class="selectionShareable">Her biri İstanbul&#8217;un ulaşım sorununun çözümüne katkıda bulunan Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osmangazi Köprüsü ile Marmaray ve Avrasya Tünelini hizmete sunduklarını anımsatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p class="selectionShareable">&#8220;Dünyanın en büyük orta açıklıklı asma köprüsü olacak Çanakkale 1915 Köprüsünün yapımına başladık. 2018 içinde milletimizin hizmetine sunduğumuz bazı hizmetler şunlardır; şubat ayında Tuz Gölü Yeraltı Depolama Tesislerini, mart ayında Artvin&#8217;deki Cankurtaran Tünelini, mayıs ayında Kayseri Şehir Hastanesini, haziran ayında oy tünelini, İzmir-Manisa arasındaki Sabuncubeli Tünelini, Azerbaycan&#8217;dan Türkiye&#8217;ye uzanan TANAP&#8217;ı, ağustos ayında Elazığ Şehir Hastanesini, ekim ayında kardeş ülkemiz Azerbaycan ile yapmış olduğumuz dünyanın en prestijli petrol projelerinden biri olan STAR Rafinerisini, ekim ayında İstanbul Havalimanımızın yılda 90 milyon yolcu kapasiteli olan ilk etabını, ayrıca Eskişehir ve Manisa şehir hastanelerini hizmete sunduk. Yatırım hamlelerimizi hızlandırarak sürdürüyoruz, sürdüreceğiz.&#8221;</p>
<p class="selectionShareable">İstanbul&#8217;un diğer pek çok vasfıyla beraber ekonomimizin de lokomotif şehri olduğunu vurgulayan Erdoğan, &#8220;Ekonominin olumlu göstergeleri yukarı doğru yükseldiğinde İstanbul&#8217;un yüzü güler, aşağı doğru indiğinde kara kara düşünmeye başlar. Geçtiğimiz ağustos ayında tarihimizin en sinsi, en alçak ekonomik saldırılarından birine maruz kaldığımızda da öyle oldu. AK Parti olarak geçtiğimiz 16 yılda ekonomide gerçekleştirdiği yapısal reform ve ortaya koyduğumuz güçlü irade sayesinde bu saldırıyı kısa sürede bertaraf ettik. Gelişmiş sınıfındakiler dahil, başka ülkelerin üstesinden gelmesi yıllar sürecek dalgalanma dönemini hamdolsun birkaç ay içinde istikrar rayına oturtmayı başardık. Böylece ülkemizi diz çöktürtmek isteyenlerin heveslerini bir kez daha kursaklarında bıraktık. Ekonomimizin dengelenme sürecinin somut emarelerini her alanda görmeye başladık. İhracatta inşallah 176 milyar dolarla rekor kırıyoruz. Cari açığımız 30 milyar doların altına düşüyor. İstihdamda tüm sıkıntılara rağmen son 10 yılda 9 milyonluk bir artış sağladık. Büyüme oranımız kur faiz enflasyon dalgalanmasına rağmen ilk üç çeyreğin ortalaması olarak yüzde 4,7 olarak gerçekleşti. Ülkemize gelen doğrudan yatırım rakamı yılın ilk on ayı itibariyle 9 milyar doları buldu.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p class="selectionShareable">Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, savunma sanayi alanındaki yatırımlara da değinerek, &#8220;Savunma sanayinde gerçekten çok önemli gelişmeler kaydediyoruz. Artık savunma sanayi ihtiyaçlarımızın yüzde 65&#8217;ini kendimiz üretiyoruz. Ayrıca bu ürünleri yurt dışına da ihraç ediyoruz. Sadece tek bir sözleşmeyle Pakistan&#8217;a gerçekleştirdiğimiz 1,5 milyar dolarlık ihracat savunma sanayimizin dünya çapında söz sahibi olmaya başladığının işaretidir.&#8221; dedi.</p>
<h3>Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım</h3>
<p class="selectionShareable">AK Parti&#8217;nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım oldu.</p>
<p class="selectionShareable">Erdoğan, &#8221; En güzide, kıdemli, tecrübeli, pratik, icraatçı bir ismi aday olarak gösterdik. İstanbul buna layık.&#8221; dedi.</p>
<p class="selectionShareable"><img decoding="async" src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/fe386ddc-9865-4064-86ce-4843f9d09fd4/Burak%20Yilmaz%2F2018%20OCAK%2FE%2F3%2Fyeni%2Ff53c82bb-de5a-4903-8952-8da195a048ed.jpg" alt="" /></p>
<h3>Adaylar</h3>
<p class="selectionShareable">AK Parti Adalar&#8217;da Özlem Öztekin Vural, Arnavutköy&#8217;de Ahmet Haşim Baltacı, Ataşehir&#8217;de İsmail Erdem, Avcılar&#8217;da İbrahim Ulusoy&#8217;u belediye başkanlığına aday gösterdi.</p>
<p class="selectionShareable">AK Parti, Bağcılar&#8217;da Lokman Çağrıcı, Bahçelievler&#8217;de Hakan Bahadır, Bakırköy&#8217;de Mehmet Umur, Başakşehir&#8217;de Yasin Kartoğlu&#8217;nu belediye başkanlığına aday gösterdi.</p>
<p class="selectionShareable">AK Parti, Bayrampaşa&#8217;da Atila Aydıner, Beykoz&#8217;da Murat Aydın, Beylikdüzü&#8217;nde Mustafa Necati Işık, Beyoğlu&#8217;nda Haydar Ali Yıldız, Büyükçekmece&#8217;de Mevlüt Uysal&#8217;ı belediye başkanlığına aday gösterdi.</p>
<p class="selectionShareable">AK Parti, Çatalca&#8217;da Mesut Üner, Çekmeköy&#8217;de Ahmet Poyraz, Esenler&#8217;de Mehmet Tevfik Göksu, Esenyurt&#8217;ta Azmi Ekinci, Eyüpsultan&#8217;da Deniz Köken, Fatih&#8217;te Ergün Turan&#8217;ı belediye başkanlığına aday gösterdi.</p>
<p class="selectionShareable">AK Parti, Gaziosmanpaşa&#8217;da Hasan Tahsin Usta, Güngören&#8217;de Bünyamin Demir, Kadıköy&#8217;de Özgül Özkan Yavuz, Kağıthane&#8217;de Mevlüt Öztekin, Kartal&#8217;da Ebubekir Taşyürek, Küçükçekmece&#8217;de Temel Karadeniz&#8217;i belediye başkanlığına aday gösterdi.</p>
<p class="selectionShareable">AK Parti, Pendik&#8217;te Ahmet Cin, Sancaktepe&#8217;de Şeyma Döğücü, Sarıyer&#8217;de Salih Bayraktar, Sultanbeyli&#8217;de Hüseyin Keskin, Sultangazi&#8217;de Abdurrahman Dursun&#8217;u belediye başkanlığına aday gösterdi.</p>
<p class="selectionShareable">AK Parti, Şile&#8217;de İlhan Ocaklı, Şişli&#8217;de Nihal Yıldırım, Tuzla&#8217;da Şadi Yazıcı, Ümraniye&#8217;de İsmet Yıldırım, Üsküdar&#8217;da Hilmi Türkmen, Zeytinburnu&#8217;nda Ömer Arısoy&#8217;u belediye başkanlığına aday gösterdi.</p>
<h3>&#8220;İstanbul&#8217;un 3 ilçesinde biz aday göstermiyoruz&#8221;</h3>
<p class="selectionShareable">Cumhurbaşkanı Erdoğan, &#8220;İstanbul&#8217;un 3 ilçesinde biz aday göstermiyoruz, Cumhur İttifakı adayı olarak üç isim belirledik.&#8221; dedi.</p>
<p class="selectionShareable">Erdoğan, yerel seçimlerde Beşiktaş&#8217;ta MHP&#8217;den Serkan Toperi, Maltepe&#8217;de Ahmet Baykan, Silivri&#8217;de de Volkan Yılmaz&#8217;ı destekleyeceklerini bildirdi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/erdogan-ak-partinin-istanbul-adaylarini-acikladi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
