<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yavuz Sultan Selim &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/yavuz-sultan-selim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Jun 2020 06:47:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Yavuz Sultan Selim &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kürdler Neden Yavuz Sultan Selim&#8217;den Yardım İstediler &#8211; 3</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kurdler-neden-yavuz-sultan-selimden-yardim-istediler-3/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kurdler-neden-yavuz-sultan-selimden-yardim-istediler-3/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Toptancı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2020 06:47:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Kürtler]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14667</guid>

					<description><![CDATA[Moğol istilasından kaçıp Harzem’den Anadolu topraklarına gelen Kızılbaş Alevi aşiretlerine, Osmanlılar, BOZ ULUS adını vermişlerdi.1 Boz Ulus’un bir beyliği olan Akkoyunlular Diyarbekir’i (Amid’İ) 1453’te başkent yapmışlardı. Diyâr-ı Bekir “Akkoyunlular Aşireti” tarafından başkent yapılması üzerine İlhanlı ve Moğol saraylarını terk eden Şiî âlimleri bu topraklara sığındılar. Çünkü Akkoyunlu Devleti Şiîliği resmî mezhebi olarak kabul etmişti.&#160; Akkoyunlular Devletinin Beyi Uzun Hasan, bölgedeki gücünü artırmak için, Safeviye Tarikatı şeyhi olan Şeyh Cüneydi Diyarbekir’e davet eder, geniş bir mürit kesimine sahip olan Şeyh Cüneyd’de kız kardeşi Hatice Begüm’ü verir.2 Trabzon da bulunan Rum Pontus İmparatoru Kalo İoannes, Diyarbekir’e 1457’de bir elçi göndererek, Fatih Sultan Mehmed aleyhine ittifak teklifinde bulunur. Nede olsa Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan’ın dedesi Kara yülük Osman Bey’in hanımı, Trabzon Rum Pontus İmparatoru IV. Alexis’in kızıydı. Yani babaannesi bir Rum İmparatorunun kızıdır. Uzun Hasan elçiyle yaptığı uzun görüşmelerde, bu ortaklık için isteklerinden biri de İmparator İonnesin’in güzelliği dillere destan olan kızı Katerina ile evlenmek olur. Burada ki bir amacı da akrabalık bağını daha da güçlendirmek arzusudur. Ne var ki, imparatorun kızı için şartlı bir isteği olur. Katerina evlenecek ama dinini değiştirmeyecektir. Diyarbekir Sarayında Despina Hatun olarak anılacak olan bu güçlü kadın, 3’ü kız biri erkek olmak üzere dört evlat verir.3 Kızlardan biri &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Moğol istilasından kaçıp Harzem’den Anadolu topraklarına gelen Kızılbaş Alevi aşiretlerine,</p>



<p>Osmanlılar, BOZ ULUS adını vermişlerdi.<sup>1</sup></p>



<p>Boz Ulus’un bir beyliği olan Akkoyunlular Diyarbekir’i (Amid’İ) 1453’te başkent yapmışlardı.</p>



<p>Diyâr-ı Bekir “Akkoyunlular Aşireti” tarafından başkent yapılması üzerine İlhanlı ve Moğol saraylarını terk eden Şiî âlimleri bu topraklara sığındılar.</p>



<p>Çünkü Akkoyunlu Devleti Şiîliği resmî mezhebi olarak kabul etmişti.&nbsp;</p>



<p>Akkoyunlular Devletinin Beyi Uzun Hasan, bölgedeki gücünü artırmak için, Safeviye Tarikatı şeyhi olan Şeyh Cüneydi Diyarbekir’e davet eder, geniş bir mürit kesimine sahip olan Şeyh Cüneyd’de kız kardeşi Hatice Begüm’ü verir.<sup>2</sup></p>



<p>Trabzon da bulunan Rum Pontus İmparatoru Kalo İoannes, Diyarbekir’e 1457’de bir elçi göndererek,</p>



<p>Fatih Sultan Mehmed aleyhine ittifak teklifinde bulunur.</p>



<p>Nede olsa Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan’ın dedesi Kara yülük Osman Bey’in hanımı, Trabzon Rum Pontus İmparatoru IV. Alexis’in kızıydı.</p>



<p>Yani babaannesi bir Rum İmparatorunun kızıdır.</p>



<p>Uzun Hasan elçiyle yaptığı uzun görüşmelerde, bu ortaklık için isteklerinden biri de İmparator İonnesin’in güzelliği dillere destan olan kızı Katerina ile evlenmek olur.</p>



<p>Burada ki bir amacı da akrabalık bağını daha da güçlendirmek arzusudur.</p>



<p>Ne var ki, imparatorun kızı için şartlı bir isteği olur. Katerina evlenecek ama dinini değiştirmeyecektir.</p>



<p>Diyarbekir Sarayında Despina Hatun olarak anılacak olan bu güçlü kadın, 3’ü kız biri erkek olmak üzere dört evlat verir.<sup>3</sup></p>



<p>Kızlardan biri Safevili Şeyh Cüneyd’in Diyarbekir’de doğan oğlu Şeyh Haydar ile evlenir.</p>



<p>Haydarın (Şah) İsmail adında bir oğlu dünyaya gelir.</p>



<p>Yıl 1469’dur Uzun Hasan Akkoyunlu Devletinin Başkentini Diyarbekir’den Tebriz’e götürür.</p>



<p>Uzun Hasan, Devletini Başkent Diyarbekir’den yönetirken yaptığı bir icraatı, Cumhuriyet sonrası ülkemizde de CHP’nin dinde yapmak istediği ama amacına ulaşamadığı bir tahrifat olarak Kuran-i Kerimi Türkçeye çevirtip okutması olmuştur.<sup>4</sup></p>



<p>1492 yılında da Kürdler üzerine yürüyen Şah İsmail, Diyarbekir dolaylarına kadar gelir.</p>



<p>Daha önce Akkoyunluların zulmüne maruz kalmış olan Kürdler, bu kez de Safevilerin yönetiminde zulmü yaşamaya başlarlar.</p>



<p>Şah İsmail’in, seferlerinde aldığı toprakları Şiileştirmeye gayret etmesi nedeniyle, Kürd beyleri ile arası açılır ve tamamına yakını Sünni olan Kürd halkı ile yeni atanan Safevi emirleri arasında mezhebi ihtilaflardan kaynaklanan sorunlar tırmanmaya başlar.</p>



<p>Bu nedenlerden dolayı Şah İsmail’in 11 Kürd emirini tutuklatarak 1511’de Tebrize götürmesi Kürdler ile Safeviler arasındaki ilişkilerin bozulmasının en son gerekçesi olur.<sup>5</sup></p>



<p>Şah İsmail’in Savefi’nin himayesi altına almak istediği&nbsp;“Anadolu Alevîleri” Çaldıran Muharebesi esnasında aralarındaki mezhebi akrabalıktan dolayı Safevilere destek verirler.</p>



<p>Safeviler ve Harzem kökenli Kızılbaşlar bölgede ağırlıklı olarak yaşayan ehlisünnet Kürdler başta olmak üzere Müslüman Türklere de zulmetmeye başlarlar.</p>



<p>Safevi ordusundaki askerler, kafalarına&nbsp;Şah İsmail’in babası Şeyh Haydar’ın icadı ve on iki imam inancını anımsatmak maksadıyla&nbsp;“On İki kıvrımılı &#8211; kızıl renkli kumaş ile sargılanan mihverler”&nbsp;takmalarından ötürü de “Kızılbaş” olarak adlandırıldılar. &nbsp;</p>



<p>Günümüzde özellikle illegal terör örgütlerinden başta DHKP-C olmak üzere MLKP, THKP-C, TKP/ML gibi örgütler cenaze törenlerinde, eylemlerinde veya sema ayinlerinde başlarına bağladıkları kızıl bezlerin nedeni bu geçmişe dayanır.</p>



<p>Çaldıran savaşından (1514) önce Amasya’da Mevlana İdris-i Bitlisi aracılığı ile Yavuz Sultan Selim ile görüşen Kürd Beyleri arasında bir antlaşma yapılır.</p>



<p>Osmanlı Padişahının birlikten beraberlikten yana bir ruhla yaptığı bu antlaşmayı, onun şu aşağıda ki ümmet için gönlünden kopan mısralar özetler.&nbsp;</p>



<p>&#8220;İhtilâf u tefrika endişesi,<br>Kûşe-i kabrimde dahi bîkarar eyler beni;<br>İttihadken savlet-i a’dâyı def’a çaremiz,<br>İttihad etmezse millet, dağıdar eyler beni&#8230;&#8221;</p>



<p>Çaldıran Zaferi ardından 1516 yılında, Yavuz Sultân Selim, kendisine Doğu Anadolu&#8217;nun fethedilmesini tavsiye eden meşhur Kürd âlim ve tarihçi Mevlana İdris-i Bitlisî&#8217;ye, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin Osmanlı Devleti&#8217;ne ilhâkı için vazife verir.</p>



<p>Aldığı bu görevi Kürdistan’da bulunan Kürd emir ve Beyliklerine bildiren Mevlana İdris-i Bitlis’iye olumlu cevap veren ve böylesine önemli bir zamanda İslâm birliğinin zaruretine inanan başta Bitlis Hâkimi Emir Şerefüddin; Hizan Meliki Emir Davud; Hısn-ı Keyfâ Emîri Melik Halid; İmadiye Hâkimi Sultân Hüseyin; Cezire Hâkimi Şah Ali Bey; Çemişgezek Hâkimi Melik Halil; Pertek Hâkimi Kasım Bey…</p>



<p>Ayrıca Suran, Urmiye, Atak, Cizre, Eğil, Garzan, Palu, Siirt, Meyyafarakin, Sason, Sincar, Çermik, Malatya, Urfa, Besni, Harput, Mardin ve benzeri yerlerdeki aşiretler de arka arkaya Osmanlı Devleti&#8217;ne katılmışlardır. <sup>6</sup></p>



<p>Kürd emir ve Beylerinin Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’e gönderdikleri mektupta şu samimi ve içten gelen duygular yer alır.</p>



<p><strong><em>“Can ü gönülden İslâm Sultânı’na bî’at eyledik, İlhâdları zâhir olan Kızılbaşlar’dan teberri eyledik. Kızılbaşların neşrettiği dalalet ve bid’atleri kaldırdık ve ehl-i sünnet mezhebi ve Şafi’î mezhebini icra eyledik. İslâm Sultânı’nın namı ile şeref bulduk ve hutbelerde dört halifenin ismini yâda başladık. Cihada gayret gösterdik ve İslâm Padişahı’nın yollarını bekledik. Bu muhlis ve size itaat eden bendelere yardım edesiniz.&nbsp; Bizim beldelerimiz Kızılbaş diyarına yakındır, komşudur ve hatta karışıktır. Nice yıllar bu mülhidler, bizim evlerimizi yıkmışlar ve bizimle savaşmışlardır. Sadece İslâm Sultânı’na muhabbet üzere olduğumuz için, bu inancı saf insanları o zâlimlerin zulümlerinden kurtarmayı merhametinizden bekliyoruz. Sizin inâyetleriniz olmazsa, biz kendi başımıza müstakil olarak bunlara karşı çıkamayız. Zira Kürdler, ayrı ayrı kabile ve aşiret tarzında yaşamaktadırlar. Sadece Allah&#8217;ı bir bilip Muhammed ümmeti olduğumuzda ittifak halindeyiz. Diğer hususlarda birbirimize uymamız mümkün değildir. Sünnetullah bizde böyle cârî olmuşdur.”</em></strong><sup>7</sup><strong></strong></p>



<p>Kürd emirlikleri Amasya antlaşması şartları nedeniyle, Osmanlı yönetimine bağlı olarak korunacaktır.</p>



<p>Kürd emirliklerinin yönetimi babadan oğula geçecek, cari yönetim için padişah ferman çıkaracaktır.</p>



<p>Savaş sonrasında Kürd Beyleri silahlı süvarileri ile Osmanlıya yardım edecektir.</p>



<p>Aynı şekilde Osmanlı Devleti de Kürdleri dış saldırılardan koruyacak ve her yıl Osmanlı’ya belirli bir miktarda vergi verilecektir.</p>



<p>Varılan ittifak neticesinde Kürdi Beylerinin hâkimiyetinde olan bölgenin büyük kısmı savaşsız olarak Osmanlı egemenliğine girmiş olur.</p>



<p><strong>Bu antlaşmaya karşılık Yavuz Sultan Selim Mevlana İdris-i Bitlisi’yi taltif etmek üzere kendisine bir ferman gönderir. Mektubunun başında Diyarbekir Vilâyeti’nin sulh ve cezbetme yolu ile katılımına vesile olduğu için İdris-i Bitlisî&#8217;ye teşekkür etmiştir. </strong><sup>8</sup></p>



<p>Çaldıran Savaşı sonucu doğuda Tebriz’e batıda da Urfa’ya kadar topraklar Osmanlılara katılmıştır.<sup>9</sup></p>



<p>KAYNAKÇA:</p>



<p>1- 6. Şevket Beysanoğlu/Diyarbakır Tarihi 2.Cilt, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Yayınları, Ankara-1966</p>



<p>4-Faruk Sümer/Akkoyunlular, Türk Dünyası Araştırmaları, İstanbul-1986</p>



<p>7. İsmail Hakkı Uzunçarşılı /Osmanlı Tarihi, c. II, sh. 273<strong>&nbsp;&nbsp;</strong></p>



<p>8-Bayram Kodaman/Sultan II. Abdülhamid Devri, Doğu Anadolu Politikası, Ankara-1987 9-Şevket Beysanoğlu/age.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/11-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-14672" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/11-768x1024.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/11-225x300.jpg 225w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/11-1152x1536.jpg 1152w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/11.jpg 1386w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="768" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/22-1024x768.jpg" alt="" class="wp-image-14671" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/22-1024x768.jpg 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/22-300x225.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/22-768x576.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/22-95x71.jpg 95w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/22-320x240.jpg 320w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/22.jpg 1386w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption><br>Yavuz Sultan Selim’in Mevlana İdris-i Bitlisi’ye Gönderdiği Mektup</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="768" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/33-1024x768.jpg" alt="" class="wp-image-14670" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/33-1024x768.jpg 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/33-300x225.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/33-768x576.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/33-95x71.jpg 95w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/33-320x240.jpg 320w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/33.jpg 1386w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Mevlana İdris-i Bitlisi’nin Yavuz Sultan Selime Arzı</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-large is-resized"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/44.jpg" alt="" class="wp-image-14669" width="472" height="588" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/44.jpg 472w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/44-241x300.jpg 241w" sizes="(max-width: 472px) 100vw, 472px" /><figcaption>Uzun Hasan</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/55-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-14668" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/55-768x1024.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/55-225x300.jpg 225w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/55-1152x1536.jpg 1152w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/06/55.jpg 1386w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kurdler-neden-yavuz-sultan-selimden-yardim-istediler-3/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yavuz Yenilseydi, Şah İsmail Yenseydi&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yavuz-yenilseydi-sah-ismail-yenseydi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yavuz-yenilseydi-sah-ismail-yenseydi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Turan Günaydın]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 21:15:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[8. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Mayıs 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Şah İsmail]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih Denemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Sultan Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Turan Günaydın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1952</guid>

					<description><![CDATA[Şah İsmail’e kadar ağırlıklı olarak Sünnî ve Şafii olan İran, o zamanlar merkezi Irak’taki Necef olan Şiîliğin taşınması (tehciri mi demeliydim?) sebebiyle belli bir süreç içinde Şiîleştirildi. Yalnız Sünnî İran’ın Şiîleşme süreci Şah İsmail’den çok oğlu Şah Tahmasb döneminde tamamlanmış gözükmektedir. Farz-ı muhal Yavuz, Şah İsmail karşısında yenilseydi ne olurdu? ‘Farz-ı muhal’ diyoruz ya, hiç de olmayacak bir şey değildi aslında. Daha çok “&#8230;saydı – &#8230;seydi tarihi” diyebileceğimiz bir tür tarih denemesinde bulunduğumuzun farkındayız; yalnız olmuşu da değiştiremeyiz elbette. Baştan bilinmelidir ki bu “&#8230;saydı, &#8230;seydi” denemesi, “keşke”leri içermiyor. Sadece olanı değerlendirmede farklı ve belki de tartışmaya yol açabilecek bir üslupla bir ‘deneme’ ortaya koymayı amaçlıyor. Yavuz ve Şah İsmail ilişkisi son zamanlarda romanlara da konu oldu: Önce Reha Çamuroğlu’nun İsmail’i (Om, 1999), daha sonra İskender Pala’nın Şah &#38; Sultan’ı (Kapı, 2010) bu iki hükümdarı birlikte kurgulayan ve çok okunan romanlar olarak yayın sahamızdaki yerlerini aldılar. Bunlar son örneklerdir ve elbette söz konusu literatür bunlarla sınırlı değildir. Gelelim Çaldıran Savaşı’na. Bu savaşta Yavuz’un Şah İsmail karşısındaki başarısı ne gibi sonuçlar doğurmuştur? Tarihçilere bakarsak bu savaş, Osmanlı ordusunda çarpışmaya karşı ilk isteksizlik belirtilerinin ortaya çıkması açısından dikkat çekicidir ve Yavuz, atını öne sürüp; “Karısını seven burada kalsın, dinini, memleketini seven benimle gelsin!” &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Şah İsmail’e kadar ağırlıklı olarak Sünnî ve Şafii olan İran, o zamanlar merkezi Irak’taki Necef olan Şiîliğin taşınması (tehciri mi demeliydim?) sebebiyle belli bir süreç içinde Şiîleştirildi. Yalnız Sünnî İran’ın Şiîleşme süreci Şah İsmail’den çok oğlu Şah Tahmasb döneminde tamamlanmış gözükmektedir.</strong></p>
<p>Farz-ı muhal Yavuz, Şah İsmail karşısında yenilseydi ne olurdu? ‘Farz-ı muhal’ diyoruz ya, hiç de olmayacak bir şey değildi aslında. Daha çok “&#8230;saydı – &#8230;seydi tarihi” diyebileceğimiz bir tür tarih denemesinde bulunduğumuzun farkındayız; yalnız olmuşu da değiştiremeyiz elbette. Baştan bilinmelidir ki bu “&#8230;saydı, &#8230;seydi” denemesi, “keşke”leri içermiyor. Sadece olanı değerlendirmede farklı ve belki de tartışmaya yol açabilecek bir üslupla bir ‘deneme’ ortaya koymayı amaçlıyor.</p>
<p>Yavuz ve Şah İsmail ilişkisi son zamanlarda romanlara da konu oldu: Önce Reha Çamuroğlu’nun İsmail’i (Om, 1999), daha sonra İskender Pala’nın Şah &amp; Sultan’ı (Kapı, 2010) bu iki hükümdarı birlikte kurgulayan ve çok okunan romanlar olarak yayın sahamızdaki yerlerini aldılar. Bunlar son örneklerdir ve elbette söz konusu literatür bunlarla sınırlı değildir.</p>
<p>Gelelim Çaldıran Savaşı’na. Bu savaşta Yavuz’un Şah İsmail karşısındaki başarısı ne gibi sonuçlar doğurmuştur? Tarihçilere bakarsak bu savaş, Osmanlı ordusunda çarpışmaya karşı ilk isteksizlik belirtilerinin ortaya çıkması açısından dikkat çekicidir ve Yavuz, atını öne sürüp; “Karısını seven burada kalsın, dinini, memleketini seven benimle gelsin!” gibisinden bir çıkışla askerini motive etmek zorunda kalmıştır. Bu durumun o zamana kadar Osmanlı ordusunda yaşanmadığı kaydedilir.</p>
<p>Acaba bu isteksizliğin sebebi neydi? Tarihçilere göre sebep; Osmanlı ocağının ta baştan beri (Şeyh Edebalı’dan beri) Erdebil Tekkesi’ne bağlı olması ve bu bağlılığa büyük hürmeti bulunan Yeniçerilerin bu sebeple Erdebil Tekkesi bânisinin beşinci kuşaktan torunu olan Şah İsmail’e karşı savaşma konusunda zor motive edilebilmesidir. Zaten Yavuz’un babası Sofu Bâyezid Erdebil Tekkesi’nin samimi bir bağlısıdır ve Şah İsmail’in Hindistan taraflarına düzenlediği seferler için ona ‘savaş harçlığı’ göndermektedir. Nitekim bu zorluğun doğurduğu sıkıntılar savaşın ilk aşamalarına kadar sürmüş olmalıdır ki Yavuz’un, topları ve tüfekleri kullanacak olan askerlerini silah bırakmasınlar diye toplara bağlatması da gerekmiştir. Savaş başlamadan önceki duruma bugünden baktığımızda Yavuz’un, Şah’ın Haydar-ı Kerrâr gibi savaşan askerleri karşısında başarı şansı düşük gözükmektedir. Fakat şu da görülmektedir ki Osmanlı ordusunda ilk kez yoğun bir biçimde Çaldıran’da ateşli silâh (top ve tüfek) kullanılmıştır ve Safevî ordusunda ateşli silâh yoktur. İşte tam bu noktada söz konusu etkenin, savaşın gidişatını Yavuz’un lehine çeviren en önemli, hatta tek etken olduğu değerlendirmesi gündeme getirilmektedir. Her ne hâl ise, bütün tarihçilerin ittifak ettiği üzere savaş Osmanlı ordusunun galibiyeti ile sonuçlanmıştır; bunu net olarak biliyoruz.</p>
<p>Peki böyle sonuçlanmasaydı ve Osmanlı ordusu yenilseydi neler olabilirdi? Bu hususta söylenebilecek şeyler sınırlıdır elbette. Öncelikle görünen ve kılavuz istemeyen köy nazariyesine göre Anadolu’da sayısı bilinemeyecek kadar çok bağlısı bulunan Şah İsmail, Osmanlı topraklarıyla İran’ı birleştirmiş olacaktı. Şahkulu İsyanı onun bu isteğini zamansız olarak ve kendi kontrolü dışında su yüzüne çıkarmıştı zaten. Fakat zaman isabetsizliği sebebiyle Şahkulu’nu Tebriz’e çağırtıp öldürtmek suretiyle cezalandırmıştı. Şah, Anadolu üzerindeki arzularını eninde sonunda icra sahasına dökmeye çalışacaktı ama acaba ne zaman fırsat bulacaktı? Bunu bugünden baktığımızda tam olarak kestiremiyoruz. Fakat işte Yavuz’un gözlemci ruhu onun bu isteklerini sezmiş, Şahkulu isyanı bu gözlemleri pekiştiren bir etmen olmuş, nihayetinde Şah’a karşı safiyane yaklaşımıyla bütün bunların farkında olamayan Sofu Bâyezid’i, yani babasını tahttan uzaklaştırması gerekmişti. Yavuz, siyaseten doğru olanı yapmış, Çaldıran’da kazandığı zaferle de Şah’ın ve Safevîlerin Anadolu’daki bütün arzularını tam anlamıyla söndürmeyi başarmıştı. Fakat işte başaramasaydı ne olacaktı?</p>
<p>Dönemin İran’ına bakalım önce: Şah İsmail’in dedesi Şeyh Cüneyd döneminde Erdebil Tekkesinin ‘devletleşme’ temayülünün iyice ortaya çıkmasıyla gelişen süreç Tebriz’in fethiyle doruk noktasına ulaşmıştı. Şah, Tebriz’in fethinden önce İran’da ele geçirdiği şehir ve bölgelerde halkın kılına dokunmamış ve fakat Tebriz’i ele geçirdikten sonra tam tersi bir tutum takınmıştı. Halkı ‘Ehlibeyt düşmanları’ olmakla suçlayıp kendisine idam edilecekler listesi sunan adamlarının telkinleriyle Tebriz’i kan gölüne çevirmeye başlamıştı. Bu hususta kendisine karşı çıkan annesini bile boğdurtarak öldürttüğü, rivayetler arasındadır. Tabii Şah İsmail’e sunulan listenin başında cami ve medrese hocaları geliyordu. Dolayısıyla kaçabilenler direkt Yavuz’a sığınıyorlar ve onu Şah’a karşı tedbir alma yolunda teşvik ediyorlardı.</p>
<p>Hâl böyle olunca İran’da camiler ve medreseler boşalmış ve hem bu noktada oluşan boşluğu doldurma hem de Osmanlı hukuk sistemine alternatif bir hukuk sistemi oluşturma ihtiyacı doğmuş bulunuyordu. Kabaca söyleyecek olursak Sünnî olan Osmanlı hukuk sisteminin karşısına konulabilecek en yakın sistem Şianın hukuk sistemiydi. Peki Şah İsmail Şiî miydi? Ne münasebet. Ondaki Ehlibeyt hassasiyeti Halvetî tarikatının bir temsilcisi olmasından ileri geliyordu. Halvetîler ise Şiî değil, Hz. Ali kanalıyla süregeldiği kabul edilen Sünnî tarikatlerden biri idiler. Erdebil Tekkesi’nin ve dolayısıyla başlangıçta tasavvufî bir ocak olan Safevî hanedanının kurucusu Şeyh Safiyyüddin Erdebilî Sünnî idi. Şah İsmail bu zatın beşinci kuşaktan torunuydu. Uzun lafın kısası Şah İsmail’in de temsilcisi olduğu ocağın Sünnî Halvetîliğe mensubiyeti dolayısıyla Şiilikle bir ilgisi yoktu. Ama Şah ne yapabilirdi ki? Ona Osmanlı sistemi karşısında alternatif bir sistem gerekliydi. Dolayısıyla Şah İsmail’e kadar ağırlıklı olarak Sünnî ve Şafii olan İran, o zamanlar merkezi Irak’taki Necef olan Şiîliğin taşınması (tehciri mi demeliydim?) sebebiyle belli bir süreç içinde Şiîleştirildi. Yalnız Sünnî İran’ın Şiîleşme süreci Şah İsmail’den çok oğlu Şah Tahmasb döneminde tamamlanmış gözükmektedir.</p>
<p>Eğer Şah İsmail Çaldıran’da yenilmeseydi yine de İran’ı Şiîleştirme ihtiyacı duyar mıydı? Tarihin akışına bakacak olursak bu soruya kolayca evet diyemeyiz. Ne İran Şiîleşirdi ne de Anadolu bugünkü gibi bir din anlayışının geliştiği bir İslâm beldesi olurdu. Belki daha farklı; Sünnîliğin daha tasavvufî ve Ehlibeyt vurgularıyla daha içli dışlı bir versiyonu hâkim olabilirdi. İkinci hususta net öngörülerde bulunmak zor ise de İran’ın Şiîleşmemiş olacağına kesin gözüyle bakabiliriz.</p>
<p>Sonuçta belki de İslâm dünyasında şöyle bir manzara ortaya çıkabilirdi: Anadolu, İran ve doğusuyla kuzeydoğusundaki Türk bölgeleri, ayrıca bunun da ötesinde -daha XV. Yüzyılda Babur eliyle İslâmlaşmaya başlayan- Hint sahası bir bütün teşkil edebilirdi. Tabii bu arada Şah İsmail Anadolu’da taraftarları (dâîleri ve müritleri) vasıtasıyla tutunsa bile, Yavuz’dan önce İstanbul’u başkent hâline getirmiş olan Osmanlı’yı tam olarak ortadan kaldıramaz, Osmanlı ise Abbasîlerin Endülüs’e sığınan Emevîleri gibi İstanbul’a sıkışıp kalabilirdi. Tabii orada kalmayıp İstanbul’un daha batısına (Avrupa’ya) akacağı zaten iki + iki dört idi. Kendini güçlü, Safevîleri zayıf hissettiği an, Anadolu’yu tekrar ele geçirmeye çalışmaktan da geri durmazdı elbette.</p>
<p>Sonuç itibariyle Yavuz ve Şah İsmail savaşmadan aralarında bir birlik oluşturabilselerdi Anadolu + İran + Orta Asya ve Hint sahalarının oluşturacağı bütünlük bütün İslâm dünyasının gücüne güç katacaktı. Safevî ocağının bir tarikat olarak kalmaması ve devletleşme temayülünün Şah İsmail’de son haddine ulaşması İslâm dünyasını bu birlikten mahrum etmiştir ne yazık ki. Fakat İran’ın XVI. yüzyılda Şiîleştirilmesiyle Anadolu ile Hint ve Orta Asya sahasının arasına kocaman ve aşılamaz bir engel girmiş oldu. Bu durum her yüzyıl geçtikçe İslâm dünyasını gücünü biraz daha zayıflattı. Bu arada İslâm dünyasının dışında baş gösteren bazı gelişmeler de (en başta Rus gücünün palazlanması) hem Osmanlı’nın hem de İran’ın başına yakın zamanlara kadar belâ olmuştur.</p>
<p>Ne diyelim, dış düşmana hâcet yok, Müslümanlar, kendilerini tarih içinde güçsüz düşürecek basiretsizlikleri kendi elleriyle gerçekleştirmişlerdir. Safevî vakıası ise tamamen dinî-tasavvufî saiklerle ortaya çıkan bir odağın zamanla devletleşme temayülü kazanması ve bunu da gerçekleştirmesinin, İslâm tarihinin doğal akışını nasıl etkileyebileceğinin en somut örneklerinden biridir. Bu vakıa İslâm dünyasının bugün içinde bulunduğu güçsüzlüğün temel saikleri arasındadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yavuz-yenilseydi-sah-ismail-yenseydi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
