<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yaşam &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/yasam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Jan 2022 08:14:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>yaşam &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sadaka [İnfak/İyilik/Din] Ömrü Nasıl Uzatıyor? -Tıbbî Kanıtlar-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sadaka-infak-iyilik-din-omru-nasil-uzatiyor-tibbi-kanitlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sadaka-infak-iyilik-din-omru-nasil-uzatiyor-tibbi-kanitlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jan 2022 08:14:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18055</guid>

					<description><![CDATA[Evet sadaka/infak/iyilik ömrü uzatır. Daha doğrusu ömrün kısalmasını önler, daha sağlıklı ve daha uzun bir ömür sağlar. Nasıl mı? Tıbbî kanıtlar/yayınlar eşliğinde izah edelim; Ama önce buradaki ‘’sadaka’’ ifadesini güncel dilde anladığımız gibi&#160; değil de Kur’anî bir kavram olarak [sadaka/t şeklinde] anlamamız gerektiğini söyleyelim. Nitekim Kur’an zekâtın kimlere verileceğini Tevbe 60’ta ‘’İnnemâ-ssadekâtu…’’ ifadesi ile bildirir [sadaka/t, sadece finansal yükümlüğü değil, insanın yaratıcısına karşı göstermesi gereken diğer fıtrî/dinî yükümlülüklerini de ifade eder;saddaka/sadakat]. Peki sadaka/t veya din/inanç ömrü nasıl uzatır? Şöyle; Mutluluğun 2 tipi var; 1)Hedonik mutluluk [hee-DON-ic], 2)Eudaimonic mutluluk [u-DY-moh-nick]. ‘’Hedonik mutluluk’’, herhangi bir ideal olmaksızın yapılan -haz alıcı- eylemlerin yaşattığı mutluluk tipidir. Bu eylemlerde herhangi bir anlam arayışı olmadığı, amaç zevk ve sefa olduğu için belli bir süre sonra hazzı sürekli kılma, hazzı maksimize etme, acılardan kaçınma çabası ve nihayetinde mutsuzluk olur. ‘’Eudaimonik mutluluk’’ ise anlamlı ideallere bağlı olarak yapılan fiillerin yaşattığı mutluluk tipidir. Burada merhamet ve yardımseverlik ön plandadır. Birey kendisi ve çevresi ile barışıktır. Eylemler anlam ve değer odaklı yani maneviyat eksenlidir.&#160; Hedonik ve Eudaimonic eylemlerin hücresel düzeydeki etkilerini inceleyen ilginç bir çalışma var (University of North Carolina at Chapel Hill, USA). &#8220;İnsan mutluluğu üzerine işlevsel bir genomik bakış’’ başlığı ile yayınlanan ve genomik tabanlı analizler içeren bu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Evet sadaka/infak/iyilik ömrü uzatır. Daha doğrusu ömrün kısalmasını önler, daha sağlıklı ve daha uzun bir ömür sağlar. Nasıl mı? Tıbbî kanıtlar/yayınlar eşliğinde izah edelim;</p>



<p>Ama önce buradaki ‘’sadaka’’ ifadesini güncel dilde anladığımız gibi&nbsp; değil de Kur’anî bir kavram olarak [sadaka/t şeklinde] anlamamız gerektiğini söyleyelim. Nitekim Kur’an zekâtın kimlere verileceğini Tevbe 60’ta ‘’İnnemâ-ssadekâtu…’’ ifadesi ile bildirir [sadaka/t, sadece finansal yükümlüğü değil, insanın yaratıcısına karşı göstermesi gereken diğer fıtrî/dinî yükümlülüklerini de ifade eder;saddaka/sadakat].</p>



<p>Peki sadaka/t veya din/inanç ömrü nasıl uzatır? Şöyle;</p>



<p>Mutluluğun 2 tipi var; 1)Hedonik mutluluk [hee-DON-ic], 2)Eudaimonic mutluluk [u-DY-moh-nick]. ‘’Hedonik mutluluk’’, herhangi bir ideal olmaksızın yapılan -haz alıcı- eylemlerin yaşattığı mutluluk tipidir. Bu eylemlerde herhangi bir anlam arayışı olmadığı, amaç zevk ve sefa olduğu için belli bir süre sonra hazzı sürekli kılma, hazzı maksimize etme, acılardan kaçınma çabası ve nihayetinde mutsuzluk olur. ‘’Eudaimonik mutluluk’’ ise anlamlı ideallere bağlı olarak yapılan fiillerin yaşattığı mutluluk tipidir. Burada merhamet ve yardımseverlik ön plandadır. Birey kendisi ve çevresi ile barışıktır. Eylemler anlam ve değer odaklı yani maneviyat eksenlidir.&nbsp;</p>



<p>Hedonik ve Eudaimonic eylemlerin hücresel düzeydeki etkilerini inceleyen ilginç bir çalışma var (University of North Carolina at Chapel Hill, USA). &#8220;İnsan mutluluğu üzerine işlevsel bir genomik bakış’’ başlığı ile yayınlanan ve genomik tabanlı analizler içeren bu çalışmaya göre; Hücrelerimiz Hedonik ve Eudaimonik eylemler esnasında farklı tepkiler veriyor ve gerçek mutluluk aslında sadece Eudaimonik eylemlerde görülüyor. Bu, hücresel olarak kanıtlanan bir durum. Hedonik –yani belli bir amaca yönelik olmayan haz verici- eylemlerimiz esnasında hücrelerimizdeki CTRA-stres genleri anlamlı biçimde artıyor. Yani vücudumuzda stres/depresyon birikiyor. Ama -haz veren- bu eylem bitince hücrelerimiz/bedenimiz hemen depresyona giriyor. Buna karşı Eudaimonik –yani belli bir ideal uğruna yaptığımız- fiillerde ise hücrelerimizdeki CTRA-stres genleri anlamlı biçimde azalıyor. Yani stres/depresyonumuz yok oluyor. Hatta bağışıklık sitemimiz güçleniyor. Ve hastalıklara karşı daha iyi savunma yapar hale geliyoruz [1,2].</p>



<p>Hedonik eylemler ile ancak ‘’anlık tatminler’’ yaşıyor ve günlük aktivitelerde kısa süreli mutluluklar tadıyoruz. Ama bu eylemler bittiği andan itibaren de hemen depresyona giriyoruz. Bu yüzden de hedonik eylemlerin süreklilik kazanmasını istiyoruz. Ama günlük pratikte (7&#215;24) bu mümkün olmadığı için haz odaklı yaşayanlar aslında sürekli bir sıkılmışlık ve depresyon hali içinde oluyorlar.&nbsp; Yani haz odaklı hedonik eylemler depresyon ve mutsuzluk yaparken, anlam odaklı eudaimonic eylemler fiziksel ve ruhsal olarak sağlığımızı olumlu etkiliyor. Araştırmanın lideri Fredrickson’a göre “Günlük aktiviteler kısa süreli hazlar sağlasa da uzun vadede negatif fiziksel sonuçlar doğuruyor. Hücresel düzeyde bakarsak, vücudumuzun tepki verdiği tek bir mutluluk türü var, o da bir amaç uğruna yaşamak ve o amaca bağlı olmak.”[1,2]</p>



<p>Sonuç olarak belli bir amaç (ideal) uğruna yaptığımız eylemler (iyilikler, salih ameller) bizi kısa ve uzun vadede daha sağlıklı-mutlu kılarken, anlık tatmin yaşadığımız –amaçsız- eylemler bizi depresyona sokuyor. Depresyon da direncimizi düşürüyor ve bizi muhtelif hastalıklara düçar kılıyor. Çünkü depresyon DNA’yı koruyan telomerleri kısaltıyor, onlara hasar veriyor. Telemorler, kromozomların bitişiğinde ve DNA’yı tehlikelerden koruyan bir noktada bulunur, hücrenin/bedenin yaşlanmasını önler. Depresyon telomerlere zarar verdiği için depresyonda hücresel hasar ve yaşlanma da hızlanıyor [3].&nbsp; Yani ömür kısalıyor. Nitekim başta depresyon ve anksiyete olmak üzere ruhsal hastalıkların hemen her türlü organik hastalığı ve bunlara bağlı ölümleri&nbsp; de artırdığı biliniyor [4].</p>



<p>Danimarka’da yapılan ve yaklaşık 7,5 milyon nüfusun takip edildiği güncel bir çalışma, yıllık ölüm oranını [1000 kişi başına] genel toplumda 12.9, ruhsal hastalıkları bulunan gruplarda ise&nbsp; 28.7 olarak raporluyor[5]. Yani iki kattan daha fazla. Tespit edilen erken ölüm nedeni sadece intiharlar değil, ilaveten kanser, solunum hastalıkları ve diyabet gibi hastalıklar da bulunuyor. Bu çalışmadaki veriler ömür açısından incelendiğinde de yaşam beklentisi, ruhsal bozukluğu bulunan erkeklerde 11,2 yıl, kadınlarda 7,9 yıl daha kısa bulunuyor. Yani ruhsal hastalıklar ömrü erkeklerde 11,2 yıl, kadınlarda ise 8 yıl kısaltıyor [6].</p>



<p>Dinin/inancın sağlığı olumlu etkilediğini ve yaşam beklentisini [ömrü] uzattığını gösteren pek çok çalışma var [7-15]. Ancak ilginç olan bir başka bulgu da şu ki, dindarlık düzeyi veya dini törenlere/hizmetlere katılım arttıkça dinin sağlığa ve ömre katkısı da artıyor. ABD’de yapılan güncel bir çalışma, haftada en az bir kez dini törenlere veya hizmetlere katılan bireylerde ortalama ömrün [daha az katılan veya hiç katılmayanlara göre] 1,1 ila 5,1 yıl daha uzun olduğunu gösteriyor [7].</p>



<p>İşin dini/Kur’anî boyutuna gelince;</p>



<p>Buraya kadar naklettiğim kaynaklar [sadakanın/iyiliğin/dinin sağlığa ve ömre katkı yaptığını gösteren] tıbbî yayınlardı. Peki din/Kur’an ne diyor bu konuda? Bir insanın ömrü uzar mı? Yani ecel değişir mi?</p>



<p>Evet değişir. Çünkü insanın iki eceli var; biri değişmez olan ‘’ecel-i musemma’’ yani insanın Allah tarafından belirlenen nihai yaşam süresi, diğeri ise değişebilir olan ecel. İnsan yaptıkları hatalarla [örneğin alkol ve sigara içerek, hatalı beslenerek, haz odaklı yaşayarak, yani Allah’ın istemediği şekilde [rızasının hilafına] yaşarsa ömrünü kısaltabilir [bu durumda Allah onu ecel-i musemma’sına kadar yaşatmadan öldürür ama bunu yukarıda naklettiğimiz bir sistem [yasa] ile yapar];</p>



<p>‘’Sizi balçıktan yaratan sonra da -size- bir ECEL tayin eden O’dur. Ve belirlenmiş ecel [ECELUN MUSEMMA] da O’nun katındadır. [Buna rağmen] Yine de tereddüt içindesiniz [öyle mi?]’’ [En’am, 6/2]</p>



<p>‘’… [De ki] “Ben size O&#8217;nun tarafından gönderilen bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden&nbsp; bağışlanma dileyin ve O’na yönelin ki [O da] belirlenmiş ecelinize [ecel-i musemma’nıza] kadar sizi güzel bir şekilde yaşatsın. Daha fazla [iyilik] yapan herkese de daha fazlasını versin…’’ [Hud, 11/2-3]</p>



<p>[Nuh] şöyle dedi: “Ey halkım! Ben size gönderilen bir uyarıcıyım. Allah’a kulluk edin, O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı bağışlasın ve sizi belirlenmiş olan ecelinizin sonuna [ecel-i musemma’nıza] kadar yaşatsın [yoksa o kadar yaşatmaz/yaşayamazsınız]. Ancak Allah’ın verdiği ömür bitince erteleme olmaz. Keşke bunu bilseniz!”[Nuh, 71/2-4]</p>



<p>Görüldüğü üzere nihai ecel [ecel-i musemma] değişmez ve uzatılamaz ama ömür -bu sınırlar içinde- kısalır veya uzar. Allah&#8217;ın rızasına aykırı bir yaşam ömrü kısaltırken, rızasına uygun [fıtrî] bir yaşam ömrü uzatır. Yani  din/İslam sadece ahireti değil, sağlığımızı ve yaşamımızı [dünyamızı] da güzelleştirir, tabii ki hakkı ile yaşadığımızda. Eğer bir din -bu ilkeler çerçevesinde- dünyamızı güzelleştiremiyorsa, bir eksikliğimiz var demektir. Kendimizi sorgulayalım ve Allah&#8217;a yönelelim ki O da bizi -bizim için belirlediği nihai süreye kadar- güzelce yaşatsın [yaşayabilelim] [11/2,3;71/2-4].</p>



<p>‘’Rabbimiz! Sen bize dünyada da ahirette de güzellikler ver…’’ (Bakara 2/201)</p>



<p>KAYNAKLAR</p>



<p>1-Fredrickson BL, Grewen KM, Coffey KA et al. A functional genomic perspective on human well-being. PNAS, July 29, 2013 DOI: 10.1073/pnas.1305419110</p>



<p>2-Fredrickson BL, Grewen KM, Algoe SB et al. Psychological well-being and the human conserved transcriptional response to adversity. PLoS One. 2015 Mar 26;10(3):e0121839.</p>



<p>3- Gillis JC, Chang SC, Wang W, Simon NM, Normand SL, Rosner BA, Blacker D, DeVivo I, Okereke OI. The relation of telomere length at midlife to subsequent 20-year depression trajectories among women. Depress Anxiety. 2019 Jun;36(6):565-575.</p>



<p>4-Momen NC, Plana-Ripoll O, Agerbo E, et al. Association between Mental Disorders and Subsequent Medical Conditions. N Engl J Med. 2020 Apr 30;382(18):1721-1731</p>



<p>5-Plana-Ripoll O, Pedersen CB, Agerbo E, et al. A comprehensive analysis of mortality-related health metrics associated with mental disorders: a nationwide, register-based cohort study. Lancet. 2019 Nov 16;394(10211):1827-1835.</p>



<p>6-Weye N, Momen NC, Christensen MK, et al. Association of Specific Mental Disorders With Premature Mortality in the Danish Population Using Alternative Measurement Methods. JAMA Netw Open. 2020 Jun 1;3(6):e206646</p>



<p>7-Ofstedal MB, Chiu CT, Jagger C, Saito Y, Zimmer Z. Religion, Life Expectancy, and Disability-Free Life Expectancy Among Older Women and Men in the United States.</p>



<p>J Gerontol B Psychol Sci Soc Sci. 2019 Oct 4;74(8):e107-e118.</p>



<p>8-Chida Y, Steptoe A, Powell LH. Religiosity/spirituality and mortality. A systematic quantitative review. Psychotherapy and Psychosomatics, 2009;78, 81–90.</p>



<p>9-Hill TD, Burdette AM, Idler EL. Religious involvement, health status, and mortality risk. In R. A. Settersten and J. L. Angel (Eds.), Handbook of sociology of aging, 2011, (pp. 533–546).</p>



<p>10-Koenig HG. Religion, spirituality, and health: The research and clinical implications. ISRN Psychiatry, 2012, 278730.</p>



<p>11-Krause N. Religion and health: Making sense of a disheveled literature. Journal of Religion and Health, 2011;50, 20–35.</p>



<p>12-Lavretsky H. Spirituality and aging. Aging Health, 2010;6, 749–769.</p>



<p>13-Moreira-Almeida A. Religion and health: The more we know the more we need to know. World Psychiatry, 2013;12, 37–38.</p>



<p>14-Seybold KS, Hill PC. The role of religion and spirituality in mental and physical health. Current Directions in Psychological Science, 2001;10, 21–24.</p>



<p>15-Zimmer Z, Jagger C, Chiu CT, Ofstedal MB, Rojo F, Saito Y. Spirituality, religiosity, aging and health in global perspective: A review. SSM-Population Health, 2016;2, 373–381.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sadaka-infak-iyilik-din-omru-nasil-uzatiyor-tibbi-kanitlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerimizi Mutsuz Eden ve Öldüren Asıl Faktör -Din Değil- Haz Odaklı Hedonist Yaşam Tarzıdır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/genclerimizi-mutsuz-eden-ve-olduren-asil-faktor-din-degil-haz-odakli-hedonist-yasam-tarzidir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/genclerimizi-mutsuz-eden-ve-olduren-asil-faktor-din-degil-haz-odakli-hedonist-yasam-tarzidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jan 2022 08:50:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[haz]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18023</guid>

					<description><![CDATA[Son 1 hafta içinde yirmiye yakın gencimiz öldü/intihar etti; 4 gün önce Çanakkale’de alkol yüzünden ölen 5 kişiden 3’ü üniversite öğrencisi kızdı. 2 gün önce Aydın’da 16 yaşındaki bir lise öğrencisi [CN] balkondan atlayarak intihar etti, aynı balkondan atlamaya çalışan erkek arkadaşı YM ise polis tarafından zor ikna edildi. 2 gün önce Avcılar’da bir kadın 7. kattan atlayarak öldü. Ankara’da ÖÇ adlı bir erkek, eşi ile birlikte yatak odasında iken [aynı evde yaşayan sevgilisi] GK tarafından ‘’sıra bende idi’’ gerekçesi ile öldürüldü. Daha dün 2 genç kadın arkadaşı ile tartıştıktan sonra balkondan atlayarak öldüler; Gaziantep’te 22 yaşında bir hemşire[AK], 4. kattaki evinin balkonundan atlayarak/düşerek, Konya’da 20 yaşında bir üniversite öğrencisi, erkek arkadaşının pansiyonunda 4. kattan atlayarak öldüler… Hiçbir gün yok ki böylesi intiharlar ve cinayetler görmeyelim. Bu şekilde ölen binlerce gencimiz/insanımız var. Artık bu tür intiharlar/ölümler sistematik bir hal adlı. Ama buna rağmen gündemi belirleyen Enes Kara’nın intiharı oldu. Neden? Çünkü Enes iki gerekçe bildirmişti son videosunda;&#160; 1-Tıp eğitiminin zorluğu-mesleki gelecek kaygısı, 2-Aile-din baskısı. İntihar olgularının dinamiği farklı işler, bu iki gerekçeden başka bireysel, ailesel ve çevresel gerekçeler de olabilir, zira depresyon ve intihar, her şeyden önce psikiyatrik yani tıbbî bir olgudur ve işi uzmanlarına bırakmak gerekir. Ancak biz Enes’in &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son 1 hafta içinde yirmiye yakın gencimiz öldü/intihar etti;</p>



<p>4 gün önce Çanakkale’de alkol yüzünden ölen 5 kişiden 3’ü üniversite öğrencisi kızdı.</p>



<p>2 gün önce Aydın’da 16 yaşındaki bir lise öğrencisi [CN] balkondan atlayarak intihar etti, aynı balkondan atlamaya çalışan erkek arkadaşı YM ise polis tarafından zor ikna edildi.</p>



<p>2 gün önce Avcılar’da bir kadın 7. kattan atlayarak öldü.</p>



<p>Ankara’da ÖÇ adlı bir erkek, eşi ile birlikte yatak odasında iken [aynı evde yaşayan sevgilisi] GK tarafından ‘’sıra bende idi’’ gerekçesi ile öldürüldü.</p>



<p>Daha dün 2 genç kadın arkadaşı ile tartıştıktan sonra balkondan atlayarak öldüler;</p>



<p>Gaziantep’te 22 yaşında bir hemşire[AK], 4. kattaki evinin balkonundan atlayarak/düşerek, Konya’da 20 yaşında bir üniversite öğrencisi, erkek arkadaşının pansiyonunda 4. kattan atlayarak öldüler…</p>



<p>Hiçbir gün yok ki böylesi intiharlar ve cinayetler görmeyelim. Bu şekilde ölen binlerce gencimiz/insanımız var. Artık bu tür intiharlar/ölümler sistematik bir hal adlı. Ama buna rağmen gündemi belirleyen Enes Kara’nın intiharı oldu. Neden?</p>



<p>Çünkü Enes iki gerekçe bildirmişti son videosunda;&nbsp; 1-Tıp eğitiminin zorluğu-mesleki gelecek kaygısı, 2-Aile-din baskısı.</p>



<p>İntihar olgularının dinamiği farklı işler, bu iki gerekçeden başka bireysel, ailesel ve çevresel gerekçeler de olabilir, zira depresyon ve intihar, her şeyden önce psikiyatrik yani tıbbî bir olgudur ve işi uzmanlarına bırakmak gerekir. Ancak biz Enes’in beyan ettiği bu iki gerekçenin de doğru olduğunu var sayalım, peki bu durumda neden Enes’in bahsettiği 1. gerekçe hiç gündemde yer bulamadı da sadece 2. gerekçeye odaklanıldı? Neden?</p>



<p>Çünkü Enes’in intiharını istismar edenler için bu 2. gerekçe daha uygundu, söylemek istediklerini bu gerekçeye sığınak daha rahat ve pervasız bir şekilde söyleyebiliyorlardı, çünkü hiç kimsenin itiraz edemeyeceği çelikten bir zırh kuşanmış oluyorlardı, zira gerçekten de bazı sıkıtılar vardı bu alanda/bu konuda! Ama acaba öyle mi gerçekten?</p>



<p>Daha önce de yazdım, ben tarikat-cemaat olgusuna -teolojik gerekçelerle- mesafeli ve hatta eleştirel bakan biriyim [ve bu konuda çok yazı yazdım].&nbsp; Hiçbir intihar/ölüm vakası olmasa bile bu yapıların içinde çok ciddi problemler var, özellikle de teolojik konularda. Ancak bu problemler ancak teolojik, sosyolojik ve psikolojik bilimler doğrultusunda ele alınırsa çözüme kavuşturulabilir. Teolojik ve sosyolojik zemini olan böylesi problemler yüzeysel bakışlarla hele de ‘’hariçten gazel okuma’’ sadedindeki çarpık yorumlarla anlaşılamaz ve çözülemez, bunu tekrar ifade etmiş olalım [benim bu ifadelerim bu yapılarda sorun olmadığı anlamına gelmez/gelmiyor].</p>



<p>Lakin tekrar ediyorum ki, gençlerimizi mutsuzluğa ve intihara/cinayetlere sürükleyen asıl tehlike [ki sistematik bir tehlikedir bu], haz odaklı hedonist yaşam tarzıdır. Bu yaşam tarzı dijital tsunami ile birlikte gençlerimizi adeta bir hortum gibi içine çekmekte ve çoğunu da parçalayıp savurmaktadır. Olay sadece intiharlar yani biyolojik ölümler değil, büyük bir psikolojik ölüm de var. Büyük dramlar yaşanıyor. Ve bunların büyük bir bölümü ekranlara/topluma yansımıyor. Ama ateş düştüğü yeri yakıyor. Nice ateşler var, nice ateşler var, biz bunları görüyoruz ve elimizden geldiğince de haykırıyoruz, ama maalesef ki duyuramıyoruz!&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>İnternet-dijital tsunami ile gelen depresyonlar ve intiharlar…</p>



<p>Alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ile gelen ölümler…</p>



<p>Haz odaklı hedonist yaşam tarzının getirdiği mutsuzluk ve depresyonlar&#8230;</p>



<p>Bu yaşam tazındaki serbest cinsellik ve buna bağlı olarak yaşanan fiziksel-duygusal travmalar, özellikle kadınlarda meydana gelen travmalar…</p>



<p>İşte gençlerimizi sistematik olarak depresyona sürükleyen ve öldüren asıl faktörler bunlardır. Hatta Enes’in intiharında bile [ulaşılamayan] bu yaşam tarzı indirekt olarak rol oynamış olabilir. Ama böyle olmasa bile sayılar ortada. Ne acı değil mi? Sayılar, yani intihar eden ve ölen gençlerimizin sayısı! Artık kuru bir istatistik bunlar! Yazık.</p>



<p>Eğer gençlerimizin ölümleri gerçekten sizi üzüyorsa,&nbsp; işte buyurun, buna zemin hazırlayan faktörler ortada, hadi buna din-cemaat-tarikat meselesini de ekleyelim ve tartışalım ama hepsini tartışalım;</p>



<p>Serbest alkol tüketimini, serbest cinselliği, hedonist yaşam tarzını, TV ve dizilerdeki teşvikleri vs…</p>



<p>Var mısınız? Hadi samimiyetinizi görelim!</p>



<p>Not: Bu yazıyı daha önce paylaştığım [yorumlarda naklettiğim] şu yazılarımla birlikte okumanızı tavsiye ederim;</p>



<p>1-İNTERNET/EKRAN GENÇLERDE İNTİHAR RİSKİNİ 70 KAT ARTIRIYOR</p>



<p>2-HAZ ODAKLI HEDONİST YAŞAM DEPRESYOA NEDEN OLUYOR</p>



<p>-haz eylemleri sonrasında hücresel depresyon gelişiyor-</p>



<p>3-DİJİTAL TSUNAMİ-II</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/genclerimizi-mutsuz-eden-ve-olduren-asil-faktor-din-degil-haz-odakli-hedonist-yasam-tarzidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Önce Söz Vardı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/once-soz-vardi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/once-soz-vardi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2021 13:04:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17436</guid>

					<description><![CDATA[Her söz sahibinin kıymetini ortaya koyar. Deyim yerinde ise ederini belirler. Söz insanın terazisidir. Bu öyle bir hassas terazidir ki hesap günü mahşerde seni yakan odun olur. Bu öyle bir hassas terazidir ki cennet bahçelerinden bir tutam gül olur. Sözün senet olduğu günlerden senedin değersiz bir kağıt parçası olduğu günlere geldik. Sadece ticarette değil evlilik ve namus gibi değerler söz ile sabit kılınırdı. Nikah resmi değildi dahası imam nikahı dahi sözlü ahit ve akit idi. Kız verilirken söz verilir. Adına ise sözlü denirdi. Dünyada eşi benzeri olmayan bir örnek misali. Kız oğlan ile sözlü ise başka bir göz ile çakışmazdı. Nice sevdalar toprağa bu şekilde gömüldü. Eloğlunun sözlüsüne bakan namus düşmanı olarak ilan edilirdi. Okulda yazılı vardı ama sözlü notu belirlerdi sınıfı geçmeyi. Yazılıda başarısız olan öğrenciyi öğretmeni sözlü notu ile kurtarıyordu. Anlayacağınız Ademoğlu maddi ve manevi olarak değer verdiği her şeye söz ile kefil olup Söz ile sahip çıkardı. Hayatın hemen her alanında Söz vardı gerisi yalandı! Genel olarak yalan üzerine kurulu olduğu iddia edilen siyaset dünyasında yer alan siyasetçi bile söylediği yalandan korkar bir süre sonra vicdan azabı yaşardı. Kısacası söz asıl olan beyan idi. Allah adını anmak veya yemin etmek ise çok ama çok ağır meselelerde yer &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Her söz sahibinin kıymetini ortaya koyar. Deyim yerinde ise ederini belirler. Söz insanın terazisidir. Bu öyle bir hassas terazidir ki hesap günü mahşerde seni yakan odun olur. Bu öyle bir hassas terazidir ki cennet bahçelerinden bir tutam gül olur.</p>



<p>Sözün senet olduğu günlerden senedin değersiz bir kağıt parçası olduğu günlere geldik. Sadece ticarette değil evlilik ve namus gibi değerler söz ile sabit kılınırdı. Nikah resmi değildi dahası imam nikahı dahi sözlü ahit ve akit idi.</p>



<p>Kız verilirken söz verilir. Adına ise sözlü denirdi. Dünyada eşi benzeri olmayan bir örnek misali. Kız oğlan ile sözlü ise başka bir göz ile çakışmazdı. Nice sevdalar toprağa bu şekilde gömüldü. Eloğlunun sözlüsüne bakan namus düşmanı olarak ilan edilirdi.</p>



<p>Okulda yazılı vardı ama sözlü notu belirlerdi sınıfı geçmeyi. Yazılıda başarısız olan öğrenciyi öğretmeni sözlü notu ile kurtarıyordu. Anlayacağınız Ademoğlu maddi ve manevi olarak değer verdiği her şeye söz ile kefil olup Söz ile sahip çıkardı.</p>



<p>Hayatın hemen her alanında Söz vardı gerisi yalandı!</p>



<p>Genel olarak yalan üzerine kurulu olduğu iddia edilen siyaset dünyasında yer alan siyasetçi bile söylediği yalandan korkar bir süre sonra vicdan azabı yaşardı. Kısacası söz asıl olan beyan idi. Allah adını anmak veya yemin etmek ise çok ama çok ağır meselelerde yer bulurdu.</p>



<p>Kişinin yaptığından ziyade ne söylediği önemli idi. Eli veya gözü harama kaymış olabilirdi. Tövbesi ve nedameti söz ile mümkündü. Yine vicdanı, hakkı ve hakikati söylemekten alıkoymuyordu. Dil tıpkı huzuru mahşerde olduğu üzere doğruyu söylüyordu.</p>



<p>Ben Müslümanım diyenin kimse inancını sorgulamıyordu. Dahası sorgulayamıyordu. Ancak Müslüman olmayanda ben Müslümanım demiyordu. Deyim yerinde ise &#8220;kellesini kesseniz&#8221; dil yalan beyanda bulunmuyordu.</p>



<p>Aradan çok zaman geçmedi. Mevsimler yine aynı tarihlerde vuku buluyordu. Güneş her zamanki gibi &#8220;doğudan doğuyor ve batıdan batıyordu&#8221; dahası Rahmet Sahibi Ademoğluna istediğinden, hatta hayal ettiğinden fazlasını dünyanın türlü nimetlerini verdikçe veriyordu.</p>



<p>Bir gün söz gökyüzüne doğru uçup gitti. Tıpkı bir uçan balon misali! Söz balonu, göğe yükseldikçe sevinen Ademoğlu bir süre sonra yitip giden sözün ardından hüzünle bakakaldı. Çünkü artık söz yoktu.</p>



<p>Ben Müslümanım diyene de</p>



<p>Ben Halkçıyım diyene de</p>



<p>Ben Milliyetçiyim diyene de halk nezdinde inanç kalmamıştı.</p>



<p>Yeminler bile yetmiyordu ikna etmiyordu insanları. Ademoğlu el ele verip sözü katletmişti. Aslında ölen insanlığın ta kendisiydi.</p>



<p>Müslüman en büyük cihat olan nefsine yenik düşmüştü. Halkçıyım diyen önce halkı ezmişti. Milliyetçiyim diyen vatan hainleri ile iş tutmuştu. Al birini vur ötekine hesabı! Ele ele verip dünyevi amaçlarına ulaşmışlardı.</p>



<p>Ne hazindir ki önce söz sonrada göz ölmüştü. Ademoğlu sözünün ehli olmadığı gibi gözü ile gördüğünü inkar eder bir hal almıştı. Bu ise tuzun koktuğunun en büyük göstergesiydi.</p>



<p>Güzel insanlar güzel sözleriyle hatırlanır oldular! Ama o güzel insanlara sağlığında hayatı zor edenlerin gözyaşları da manasızdı. Dünün azılı örgütçü komünist militanları canına kast ettikleri ve post modern darbe düzenlediği müspet siyasetçilerin anma gecesinde timsah gözyaşları dökmekteydi.</p>



<p>Öyle ki dava partisi iktidar olunca partiye üye olanlar, dava adamı olduklarını sanıyorlardı. Dahası &#8220;Dağdan gelenler bağdakini kovabiliyordu&#8221; hem de acımasızca!</p>



<p>Bu vatan için kan akıtıp can veren şehitlerin hatırasına saygısızlık yapanlar sözde milliyetçi kimlikleri ile İYİ olduklarını iddia ediyorlardı. Nasıl olsa söz senet değildi artık! Koltuk ve makam uğruna ne hilaller sönüyordu&#8230;</p>



<p>Bu kadim millet tarih boyu her daim düştüğü yerden kalkmasını bilmişti. Bu tecrübeyle sabitti. Asırlar boyu 3 kıtaya söz ile hükmetmiş bir medeniyetin varlığını unutturanlara inat yeniden küllerinden doğacaktır inşallah!</p>



<p>Söz namustur ifadesi öylesine kullanılmamıştır bu coğrafyada. Sözün ne denli kıymetli ve geçerli bir kavram olduğunu bundan daha iyi bir dille anlatamazsınız. Bu aziz millet sözüne sadık olanlara saygı duymaya devam edecektir.</p>



<p>Bu nedenle hayatın her aşamasında sözünün arkasında duranlar er ya da geç hakikat mahkemesinden alnının akıyla çıkacaktırlar. Ne yaparsanız yapın sözünüzün sahibi olun.</p>



<p>İster siyaset, ister ticaret ya da bürokrasinin herhangi bir aşamasında olun, ya &#8220;Olduğunuz gibi görünün ya da göründüğünüz gibi olun&#8221;.</p>



<p>Selâm ve dua ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/once-soz-vardi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modern Zaman Nöbeti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/modern-zaman-nobeti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/modern-zaman-nobeti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 May 2021 07:00:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17205</guid>

					<description><![CDATA[Bu dünyaya her gelen, kendi nöbetini devralır. Bize de modern zamanların nöbeti düşmüş. Modern zamanlar, insanlığın adeta bir alt üst oluş halini yaşadığı ya da yaşamaya çalıştığı bir dönemin adı. Geleneksel bakış açılarının değişmesi bir yana bugün olanın yarına nasıl intikal edeceği, nasıl bir algı operasyonuna uğrayacağı ve kimin hangi yüzüyle karşımıza çıkacağı konusunda bütün öngörülerimizi ve beklentilerimizi yitirmiş durumdayız. Doğrudur, insan öngörülemeyen bir varlıktır. Ancak bu kadar öngörülememesi ve her şeyin adeta tersine dönmesi, insanın bedeninin ruhunun kaldırabileceği bir yük değildir. Bu yüzden her nerede, ne konumda, ne durumda olursa olsun insanın zihinsel, bedensel ve ruhsal bir çöküntü yaşadığı bir gerçektir bu çağda. Savaşların olduğu yerlerdeki maddî yıkım ile olmadığı yerlerdeki manevî yıkım neredeyse aynı oranda. Bu yıkımlar karşısında insan, o kadar kendi derdine düştü ve kendi içine kapandı ki, çaresizlik içinde kıvranan çocuklar, kadınlar ve yaşlılar bile kapsama alanının dışında kaldı. Kendini kurtarma kaygısı gözünde o kadar büyüdü ki, kendi derdi üstüne dert tanımaz hale geldi insan. En büyüğünün kendi derdi olduğuna inandı veya inandırıldı; büyüklük ve küçüklüğü aynı anda yaşamanın gerilimi bütün benliğini kuşattı. Hemcinsleri karşısında büyük, yıkım karşısında küçük… Zavallım, bu müthiş gerilim içinde kıvrım kıvrım kıvranıyor. Adını da tabipler koymuş: Psikolojik çöküntü. “Kardeşin kardeşten, çocuğun &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu dünyaya her gelen, kendi nöbetini devralır. Bize de modern zamanların nöbeti düşmüş. Modern zamanlar, insanlığın adeta bir alt üst oluş halini yaşadığı ya da yaşamaya çalıştığı bir dönemin adı. Geleneksel bakış açılarının değişmesi bir yana bugün olanın yarına nasıl intikal edeceği, nasıl bir algı operasyonuna uğrayacağı ve kimin hangi yüzüyle karşımıza çıkacağı konusunda bütün öngörülerimizi ve beklentilerimizi yitirmiş durumdayız.</p>



<p>Doğrudur, insan öngörülemeyen bir varlıktır. Ancak bu kadar öngörülememesi ve her şeyin adeta tersine dönmesi, insanın bedeninin ruhunun kaldırabileceği bir yük değildir. Bu yüzden her nerede, ne konumda, ne durumda olursa olsun insanın zihinsel, bedensel ve ruhsal bir çöküntü yaşadığı bir gerçektir bu çağda.</p>



<p>Savaşların olduğu yerlerdeki maddî yıkım ile olmadığı yerlerdeki manevî yıkım neredeyse aynı oranda. Bu yıkımlar karşısında insan, o kadar kendi derdine düştü ve kendi içine kapandı ki, çaresizlik içinde kıvranan çocuklar, kadınlar ve yaşlılar bile kapsama alanının dışında kaldı. Kendini kurtarma kaygısı gözünde o kadar büyüdü ki, kendi derdi üstüne dert tanımaz hale geldi insan. En büyüğünün kendi derdi olduğuna inandı veya inandırıldı; büyüklük ve küçüklüğü aynı anda yaşamanın gerilimi bütün benliğini kuşattı. Hemcinsleri karşısında büyük, yıkım karşısında küçük…</p>



<p>Zavallım, bu müthiş gerilim içinde kıvrım kıvrım kıvranıyor. Adını da tabipler koymuş: Psikolojik çöküntü.</p>



<p>“<em>Kardeşin kardeşten, çocuğun anne babadan, kocanın karısında ve çocuklarından kaçtığı günün</em>” (80/34-36) provasını yaşıyoruz deyim yerindeyse. Bir volkan patlamasının önündeki korku, bir fırtına karşısındaki savrulmuşluk, bir karanlıklar içinde kaybolmuşluk ve bir koca dalgaların önünde çaresizlik hali yaşıyoruz.</p>



<p>Her şeyi tartışıyor hiçbir şeyi çözemiyoruz. Ha bire düğüm atıyoruz. Elimiz, ayağımız, gözümüz, kulağımız her yerimiz düğüm oldu. Zihnimiz kilitlendi; gözümüze ve kulağımıza perdeler indi, kalbimiz bizden saklanıyor…</p>



<p>Ne olacak halimiz&#8230; “<em>Ya Rab! Bu karanlık gecelerin yok mu sabahı?</em>”</p>



<p>Eski kitapların önsözlerini okurken gençliğimde onları kınardım. Ne çok kendi zamanlarından şikâyet ediyorlar diye. Yaşım ilerledikçe onları anlamaya başladım. Meğer gençlikte eskilerin diğerkâmlık dediği duygudaşlık biraz zayıf oluyormuş. Daha keskin, daha bıçkın ve daha müsamahasız…</p>



<p>Gençlik bu. Delikanlılık hali. Başında kavak yellerinin estiği, kalbinin pıt pıt attığı, gönül tellerinin titrediği, sevda türkülerinin dinlendiği coşkulu hal… Telli duvaklı gelin bekleyen veya gelin olma hayali kuran gençlik… Bir de içinde kabaran her duyguyu aşk zanneden garibim… Bu da gençlik rüzgârının yol açtığı gribal hal olsa gerek.</p>



<p>***</p>



<p>Hacivat’ın “yar bana bir eğlence” diyen nakaratının yerine “yar bana bir teselli” diyesim geliyor. Bu kadar derdin içinde ne çok teselliye ihtiyacımız var!</p>



<p>Tefsirleri okurken, “teselli ayetleri” diye bir tabir sık sık karşımıza çıkar: Müfessirler işte bu ayet, Hz. Peygamber’e gelmiş teselli ayetidir derler.&nbsp; Kim teselli ediliyor? O koca Peygamber (sav). Aslında o teselli ayetleri O’nun şahsında bizleri teselli için olsa gerek. Çünkü esas teselliye muhtaç bizleriz. Bu yıkıntı ve çöküntü altında, bitmişlik ruh halimizle, sürünen ruhumuzu taşıyan bedenimiz içinde… Allah aşkına, kim daha çok teselliye muhtaç. En güzel teselli, Allah’ın ayetlerinde aranan tesellidir. Çünkü O’nun dışında varacak kapımız, tutunacak dalımız, sığınacak yerimiz yok. Öyleyse gelin O’na sığınmakla başlayalım işe.</p>



<p>“Sabahın aydınlığının Rabbine sığınırım…” (Felak 113/1)</p>



<p>“Bütün insanların Rabbine sığınırım…” (Nas 114/1)</p>



<p>Sığınmak sağlam bir kulpa tutunmak, yıkılmaz bir güce dayanmak, o gücün yanında olduğuna güvenmektir. Çünkü güven, ruhun en büyük takviye gıdasıdır. Olmadı mı, ruh çöker bedeni de ıhtırır. İşte bunun adı tevekküldür.</p>



<p>“Allah’a tevekkül et.” (Nisa 4/81)</p>



<p>“Onlara karşı Allah sana yetecektir. O işitendir ve bilendir” (Bakara 2/137)</p>



<p>“Eğer yüz çevirirlerse, onlara de ki: Allah bana yeter. Zaten O’ndan başka ilah yoktur. Ben O’na dayandım. O, büyük arşın sahibidir” (Tevbe 9/129)</p>



<p>Bu kapıda ümitsizlik yoktur. Yoktur bu kapıda kötümserlik duygularına yer. Öyleyse gel, rahmete gel!</p>



<p>“Ey kendi aleyhlerine aşırılığa giden kullarım!” Günaha batmış bocalayan, ruhsal çöküntü içinde kıvranan, eziklik ve tükenmişlik hali yaşayan sizler! Sakın ha “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Bilin ki, Allah bütün günahları bağışlar.&nbsp; Çünkü Allah her daim bağışlayan ve bütün kullarına rahmetiyle muamelede bulunandır.” (39/53)</p>



<p>Demek ki, sıkıştığımızda hangi kapıya varacağımızın, hangi mercie başvuracağımızın ve kime yöneleceğimizin adresi belli.</p>



<p>***</p>



<p>Fakat şeytan azılı bir düşman, becerikli bir ayartıcı, her konumda saptırıcı ve her malzemeyle baştan çıkartıcı… En uç noktada da Allah ile aldatma becerisi… İşte, tam bu noktada daha çok uyanık olmak lazım:</p>



<p>“Ey İnsan! Seni kerim olan Rabbin ile aldatan nedir? Biz insana vermedik mi iki göz, bir dil ve iki dudak, göstermedik mi ona iki de yol” (90/8-10)</p>



<p>“İnsana ve onu yaratana, ona iyi ve kötüyü gösterene yemin olsun ki, kendini temizleyen kişi kurtuluşa ermiştir, günaha sapan da hüsranın dibini bulmuştur…” (91/7-10)</p>



<p>Öyleyse önce kalpten O’ndan başkasını silmek lazım. Orayı arındırmak lazım. Bunun için tövbe etmek, istiğfarda bulunmak ve azmetmek lazım…</p>



<p>Babamız Hz. Adem, annemiz Hz. Havva şeytanın vesvesesiyle yasak ağaca yaklaşmış ve bulundukları cennetten çıkarılmışlardı. Bir çaresizlik hali yaşıyorlardı. Ne yardım isteyecek kimseleri ne de gidecek bir kapıları vardı.&nbsp; İşte bu hal içindeyken ilahî rahmet imdatlarına yetişti. Büyük bir pişmanlık ve içtenlikle şu duayı yaptılar: “Ey Rabbimiz biz kendimize zulmettik. Eğer bağışlamaz ve rahmetinle muamele etmezsen, biz hüsrana uğramışlardan oluruz.” (7/23)</p>



<p>Onların bu hali bizim için hem ibret hem de rehberdir. Öyleyse buyurun duaya.</p>



<p>“Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma. Bize katından rahmet ihsan et. Sen her daim tövbeleri kabul edensin…” (3/8)</p>



<p>“Ey Rabbimiz, ‘iman edin’ diye seslenen bir davetçiyi işittik ve hemen iman ettik. Rabbimiz, günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi sil. Sonumuzu iyi ve güzel kullarının sonu gibi eyle. Ey Rabbimiz peygamberler vasıtasıyla bildirdiğin vaatlerini ver bize. Kıyamet günü bizi utandırma. Sen asla sözünden caymazsın.” (3/193-194).</p>



<p>***&nbsp;</p>



<p>Ne demiştik adres belli… Öyleyse dur divana, uy Kur’an’a, yönel Kabe’ye… Tıpkı Rahmet Peygamberi ve O’nun güzel dostları gibi; sıddîklar, sâlihler, şehitler ve peygamberlerin varisleri alimler gibi…</p>



<p>&nbsp;“Rabbimiz! Sadece sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz.</p>



<p>Bizi doğru yola ilet. Nimet verdiğin kullarının yoluna…</p>



<p>Gazabına uğramış ya da sapmış olanların yoluna değil…” Amin…</p>



<p>***<strong>Not</strong>: Bu yazı Nisan 2021’de Türkiye Gençlik Vakfı Yayınları arasında çıkan <strong>Çağdaş İnanç Problemleri</strong> adlı kitabımızın önsözünden.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/modern-zaman-nobeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam Hangi Alanlara Müdahale Eder?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/islam-hangi-alanlara-mudahale-eder/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/islam-hangi-alanlara-mudahale-eder/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat PADAK]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Dec 2020 07:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16380</guid>

					<description><![CDATA[“Sesini yükseltme” diyen İslam, sese müdahale eder.واغضض من صوتك“Gözlerini (harama) kıs” diyen İslam, gözün görüş açısına müdahale eder.وقل للمؤمنين يغضوا من أبصارهم“Şımarık şımarık yürüme” diyen İslam, yürüme şekline müdahale eder.ولا تمش في الأرض مرحا“Kimsenin sözlerini dinlemek suretiyle casusluk yapma” diyen İslam, dinleme şekline müdahale eder.اجتنبوا كثيرا من الظن ولا تجسسوا“Kaş, göz ve dil ile kimseyi incitme” diyen İslam, kaşına, gözüne ve diline müdahale eder.ويل لكل همزة لمزة“Yemekte israf etme” diyen İslam, yeme-içmene müdahale eder.كلوا واشربوا ولا تسرفوا“İnsanlarla güzel konuş” diyen İslam, nezaket üslubuna müdahale eder.وقولوا للناس حسنا“Ölçü ve tartıyı adaletli yapın” diyen İslam, alış verişine müdahale eder.وأوفوا الكيل اذا كلتم وزنوا بالقسطاس المستقيم“Temiz ve helal yiyin” diyen İslam, yediğine müdahale eder.كلوا مما في الارض حلالا طيبا“Bilgiyi araştır” diyen İslam, bilgi kirliliğine ve kaynağına müdahale eder.ولاتقف ما ليس لك به علم ,,, ان جائكم فاسق بنبإ فتبينوا“Sabah namazı kıl” diyen İslam, uykuna müdahale eder.اقم الصلاة لدلوك الشمس الي غسق الليل وقرآن الفجر“Kimseyi incitmeyeceksin” diyen İslam, başıboşluğuna ve duyarsızlığına müdahale eder. فأما اليتيم فلا تقهر وأما السائل فلا تنهر “Elbiseni temiz tut” diyen İslam, temizliğine müdahale eder.وثيابك فطهر“Cimri olma” yüzü asık olma, cömert ol, diyen İslam, ahlakına müdahale eder.ولا تجعل يدك مغلولة الي عنقك“Zekât ver” diyen İslam, para ve mal varlığına müdahale &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<ol class="wp-block-list"><li>“Sesini yükseltme” diyen İslam, sese müdahale eder.<br>واغضض من صوتك</li><li>“Gözlerini (harama) kıs” diyen İslam, gözün görüş açısına müdahale eder.<br>وقل للمؤمنين يغضوا من أبصارهم</li><li>“Şımarık şımarık yürüme” diyen İslam, yürüme şekline müdahale eder.<br>ولا تمش في الأرض مرحا</li><li>“Kimsenin sözlerini dinlemek suretiyle casusluk yapma” diyen İslam, dinleme şekline müdahale eder.<br>اجتنبوا كثيرا من الظن ولا تجسسوا</li><li>“Kaş, göz ve dil ile kimseyi incitme” diyen İslam, kaşına, gözüne ve diline müdahale eder.<br>ويل لكل همزة لمزة</li><li>“Yemekte israf etme” diyen İslam, yeme-içmene müdahale eder.<br>كلوا واشربوا ولا تسرفوا</li><li>“İnsanlarla güzel konuş” diyen İslam, nezaket üslubuna müdahale eder<br>.وقولوا للناس حسنا</li><li>“Ölçü ve tartıyı adaletli yapın” diyen İslam, alış verişine müdahale eder<br>.وأوفوا الكيل اذا كلتم وزنوا بالقسطاس المستقيم</li><li>“Temiz ve helal yiyin” diyen İslam, yediğine müdahale eder.<br>كلوا مما في الارض حلالا طيبا</li><li>“Bilgiyi araştır” diyen İslam, bilgi kirliliğine ve kaynağına müdahale eder.<br>ولاتقف ما ليس لك به علم ,,, ان جائكم فاسق بنبإ فتبينوا</li><li>“Sabah namazı kıl” diyen İslam, uykuna müdahale eder.<br>اقم الصلاة لدلوك الشمس الي غسق الليل وقرآن الفجر</li><li>“Kimseyi incitmeyeceksin” diyen İslam, başıboşluğuna ve duyarsızlığına müdahale eder.</li></ol>



<p>فأما اليتيم فلا تقهر وأما السائل فلا تنهر</p>



<ol class="wp-block-list" start="13"><li>“Elbiseni temiz tut” diyen İslam, temizliğine müdahale eder.<br>وثيابك فطهر</li><li>“Cimri olma” yüzü asık olma, cömert ol, diyen İslam, ahlakına müdahale eder<br>.ولا تجعل يدك مغلولة الي عنقك</li><li>“Zekât ver” diyen İslam, para ve mal varlığına müdahale eder.<br>أتوا الزكاة</li><li>“Örtüneceksin, iffetli olacaksın” diyen İslam, giyim kuşamına müdahale eder<br>.يدنين عليهن من جلابيبهن ذلك أدني أن يعرفن فلا يؤذين</li><li>“Oku” diyen İslam, cehaletine müdahale eder.<br>اقرأ,,, هل يستوي الذين يعلمون والذين لا يعلمون,,<br>هل يستوي الاعمي والبصير</li><li>Dernek, vakıf ve stk kurmayı emreden İslam, yalnızlığına ve bireysel yaşama biçimine müdahale eder.<br>ولتكن منكم أمة يدعون الي الخير</li><li>Cihat yapmanı emreden İslam, hayat hakkına ve sivil hayatına müdahale eder<br>. وجاهدوا في الله حق جهاده</li><li>“Çalmayacaksın, öldürmeyeceksin, fitne çıkarmayacaksın” diyen İslam, toplum kurallarına uymayanlara müdahale eder.<br>والسارق والسارقة,,, والفتنة أكبر من القتل</li></ol>



<p>İslam&#8217;ın müdahale alanı elbette bunlarla sınırlı değildir. Bundan daha fazlası da vardır…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/islam-hangi-alanlara-mudahale-eder/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölümün Sıcak Yüzü</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/olumun-sicak-yuzu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/olumun-sicak-yuzu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2020 11:12:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15806</guid>

					<description><![CDATA[Yaşamak, yaşadıklarımızı en ince noktasına varıncaya kadar hissetmek, doyasıya tatmak, sahip olduklarımızın farkına varıp onları en güzel şekilde kullanabilmek, yaşadığımızın her anını sezerek zevkine varmamız ve saniye saniye yudumlayıp yaşantımızdan keyif almamızı sağlayan yegâne kaynağımız hayattır. Hayat, şu dünyada bizlere verilen en nadide yaşam bağımızdır. Hayat, karanlıktan aydınlığa geçişi sağlayan, his duygularını meydana çıkartan ve en önemlisi bizleri varlık alemine götüren tek unsurdur. İşte hayat, varlığımızın birinci temel noktasıdır. Hayat yoksa hiçbir şey yok demektir. Ne sevinç ne hüzün ne de bir yaşam. Hayatın zıttı, hiçlik ya da ölümdür. Ölüm denince hemen içimize bir ürperti girer. Yokluk, ayrılık, acı ve kaybetme gibi kavramlar aklımızda beliriverir. Ölüm, cesedin soğukluğu gibi his dünyamıza bir soğukluk getirir. İnsanların neşeli ve şen şakrak sohbet ettiği bir ortamda ölüm konusu geçtiğinde bir anda bir gerginliğe, bir durgunluğa ve kalplerin daralmasına dönüşen bir mekan oluverir. Ölüm, sevdiklerimizden ayrılığa, onlarsız bir hayat yaşamaya ve daima burnumuzun direğini sızlatacak hasrete sebep olan bir olgudur. Bu sebeple ölümden ve ölmekten korkarız. Ölüm anıldığında içimizi acı, sıkıntı ve ölümün soğukluğu kaplar. Halbuki, ölüm öyle göründüğü gibi kötü bir hadise veya yokluğa açılan bir kapı değildir. Bilakis ölüm, kavuşmaya, bir arada tüm sevdiklerimizle daha güzel mutlu ve saadetli yaşamaya vesiledir. Ölüme &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yaşamak, yaşadıklarımızı en ince noktasına varıncaya kadar hissetmek, doyasıya tatmak, sahip olduklarımızın farkına varıp onları en güzel şekilde kullanabilmek, yaşadığımızın her anını sezerek zevkine varmamız ve saniye saniye yudumlayıp yaşantımızdan keyif almamızı sağlayan yegâne kaynağımız hayattır. Hayat, şu dünyada bizlere verilen en nadide yaşam bağımızdır. Hayat, karanlıktan aydınlığa geçişi sağlayan, his duygularını meydana çıkartan ve en önemlisi bizleri varlık alemine götüren tek unsurdur. İşte hayat, varlığımızın birinci temel noktasıdır. Hayat yoksa hiçbir şey yok demektir. Ne sevinç ne hüzün ne de bir yaşam. Hayatın zıttı, hiçlik ya da ölümdür.</p>



<p>Ölüm denince hemen içimize bir ürperti girer. Yokluk, ayrılık, acı ve kaybetme gibi kavramlar aklımızda beliriverir. Ölüm, cesedin soğukluğu gibi his dünyamıza bir soğukluk getirir. İnsanların neşeli ve şen şakrak sohbet ettiği bir ortamda ölüm konusu geçtiğinde bir anda bir gerginliğe, bir durgunluğa ve kalplerin daralmasına dönüşen bir mekan oluverir. Ölüm, sevdiklerimizden ayrılığa, onlarsız bir hayat yaşamaya ve daima burnumuzun direğini sızlatacak hasrete sebep olan bir olgudur. Bu sebeple ölümden ve ölmekten korkarız. Ölüm anıldığında içimizi acı, sıkıntı ve ölümün soğukluğu kaplar.</p>



<p>Halbuki, ölüm öyle göründüğü gibi kötü bir hadise veya yokluğa açılan bir kapı değildir. Bilakis ölüm, kavuşmaya, bir arada tüm sevdiklerimizle daha güzel mutlu ve saadetli yaşamaya vesiledir. Ölüme bu gözle baktığımız zaman ölümün, bildiğimizin aksine güzel, tadına doyum olmayan nimet ve en büyük lütuf olduğunun farkına varırız. “(Oysa onların tek gerçek kabul ettikleri) bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; âhiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi!” (Ankebut, 29/64) ayeti bu dünya hayatına karşılık ahiret yurdunun daha güzel, iyi ve en önemlisi mutluluğun ve huzurun yaşanacağının bir yer olduğu vurgulamaktadır.</p>



<p>Hayat, güzeldir. Yaşamak insana bir huzur bir sevinç ve var olmanın hazzını verir. Hayat her şeyiyle tatlıdır. Fakat o tatlı hayat bize güzelliklerle beraber dertler de getirmektedir. Hayat güzel, şirin ve leziz olmasına güzel ama, bir o kadar da acı ve hüzünleri de içinde barındırır. Hayat, bir lezzet sunar, bin felek sillesi vurur. Her zevkin ve güzelliğin arkasından hüzün ve dert gelir. İşte dünya hayatı ayetin belirttiği gibi oyun, eğlence ve boş, her şeyin gelip geçici olduğu bir hayattır. Öyleyse bize güzellikten çok acı ve sıkıntı veren hayata sımsıkı tutunup neden bağlanıyoruz? Acılar içinde kıvransak bile hayatı bu denli neden seviyoruz? En önemlisi hayatın amacı nedir? Allah hayatı ne için yaratmıştır? Hayat, tabiki dünya hayatı, yukarıdaki Ankebut suresinde belirtildiği gibi yalan, oyalayıcı, gelip geçici olmasına ve bizim de bunu çok iyi bilmemize rağmen <strong>“</strong><strong>Nefsânî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, soylu atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere düşkünlük insanlara çekici kılındı. İşte bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.”</strong> (Âl-i İmrân, 3/14) ayeti dünyanın çekiciliğinden, nefsimize güzel gösterilmesinden bahsetmektedir. Bu sebeple bizler dünya hayatını öleceğimizi bilmemiz rağmen hiç ölmeyecekmişiz gibi dünyaya sımsıkı bağlanıyoruz. Gerçek hayat ise ahiret yurdu yani cennettir. Hayatın amacı ise, önce bu çileli hayat olan dünya istasyonuna uğrayıp bir süre kalarak, acılar, kederler yaşadıktan sonra gerçek yurt, ebedi hayat ve daimi bir huzurun yaşanacağı ahiret yurdu cennete ulaşmaktır. Ebedi mutluluğu, cenneti kazanmak için de bir imtihandan geçmemiz gerekir. Hepimizin “Tebareke” diye bildiği mülk suresindeki ilk ayetiyle hayatı ne için yarattığını bizlere bildiriyor. <strong>&nbsp;“</strong><strong>Mutlak hükümranlık elinde olan Allah aşkındır, cömerttir ve O’nun her şeye gücü yeter. Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu deneyerek göstermek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.” </strong>(Mülk, 67/1.2)</p>



<p>Hayatın sırrı imtihandır. İmtihanın sırrı da ölümdedir. Hayat sınavını kazandık diyelim. Bu dünya hayatından ahirete, ebedi hayat olan cennete gitmek için önümüzde bir köprü bulunmaktadır. Ancak o köprüden geçilir gerçek hayat ahiret yurduna. O köprü de ölümdür. İşte, ölüm Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in de belirttiği gibi güzeldir, lütuftur. Bu dünyaya gelmiş en iyi insanlar peygamberler dahi öldüğüne göre ölüm zindan hükmünde olan bu dünyadan saadet diyarı ahirete cennete göç kervanının ilk durağıdır.</p>



<p>Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber&#8230;<br>Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber?&nbsp;</p>



<p>Bu şiirinde ne güzel ifade etmiş ölümün güzelliğini merhum Üstad. Güzel, enfes ve tadına doyum olmayan şeyler tadılmadan anlaşılmaz. Bir şey tadılır veya yaşanır ondan sonra onların çok güzel, enfes, tadına doyum olunmayacağı anlaşılır. İşte, ölümün güzelliği de ancak tadılınca yani kişi o ölümü yaşayınca anlar. Nadide ve çok değerli olan şeyler hep gizli kalırlar. Ne kadar gizlenirlerse o kadar değerleri artar. Ölümün güzelliği kendi içinde gizlenmiştir. Bu sebep Allah ölümün güzelliğini kendisinde gizlemiştir. Çünkü, imtihanın sırrı çözülmesin ve hayat sınavının manası bozulmasın. Bu ölümün güzelliğini ayet bizlere çok net bir şekilde açıklıyor.<strong>“Herkes ölümü tadacaktır; yaptıklarınızın karşılığı size eksiksiz olarak ancak kıyamet gününde verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılır da cennete konursa artık kurtulmuştur. Dünya hayatı zaten aldatıcı şeylerden ibarettir.” (</strong>Âl-i İmrân, 3/185<strong>)</strong> Ölüm, bizleri her ne kadar korkutsa da, içlerimize bir kasvet havası katsa da, ölümden hep kaçsak da o ölümü tadacağız. Eğer bu dünyada güzel ameller işleyip hayat sınavını başarıyla geçersek ölümün güzelliğini görürüz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/olumun-sicak-yuzu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ömür Dediğin</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/omur-dedigin/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/omur-dedigin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Nov 2018 14:29:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[ömür]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5225</guid>

					<description><![CDATA[Vakit gelince vazifeli Melek gelir, vazifesini yapar, perde kapanır, bir daha dönmemek üzere dünyaya arkanızı dönüp ahiret yolculuğuna çıkarsınız. Çok sevdiğimiz dünya ile alakamız kesilmiştir. Sevdiklerimiz, ümit bağladığımız çocuklarımız kabrin derinliklerine elleri ile indirir bizi, en yakınlarımızdan başlanarak üzerimiz toprakla kapatılır. Bizi bırakıp dönerler, kalırız amelimizle baş başa; ‘’Mal ve çocukların fayda vermediği gündür, Allah’a salim bir kalple gelinmişse ne ala’’ İnsan doğduğunda kendisi ağlarken etrafındakiler sevinir. Yakınlarına müjde verilir, küçük kucaktan kucağa alınıp sevilir. Ebeveyne ‘’sağlıkla büyüsün, Salih evlat olsun’’ dilekleri iletilir. Kulağına merasimle ezan okunur ve bir isim konur, artık bir ismi vardır küçüğün; Onunla çağrılır. Çabuk büyüsün diye özenle seçilmiş besinler verilir. Ayrıcalıklıdır, müsamaha gösterilir, kırıp döktükleri hoş görülür. İlk telaffuz ettiği yarım ve komik kelimeler, ayağa kalkma girişimleri, ilk adım, yaptığı şaklabanlıklar… Hepsi evin neşe kaynağıdır, yorgunluğu unutturur. Derken bebeklik dönemi kapanıp çocukluk dönemine adım atılır… Eğitim dönemi başlar; Ana sınıfı, ilkokul, orta, lise, özel ders-dershane gibi kapıların hepsi çalınır, bu konuda hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz ebeveynler. Yeter ki çocuğum okusun der… Dünün çocuğu artık yetişkindir, ‘’artık çocuk değilsin’’ ifadeleri ile uyarılar başlar. Bu da kendisinden bir şeyler beklendiğinin işaret fişeği anlamına gelir. Artık bir yetişkindir dünkü çocuk; Sorumluluk alacak, eve ekmek getirecek, yarınları için hazırlık yapacak, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Vakit gelince vazifeli Melek gelir, vazifesini yapar, perde kapanır, bir daha dönmemek üzere dünyaya arkanızı dönüp ahiret yolculuğuna çıkarsınız. Çok sevdiğimiz dünya ile alakamız kesilmiştir. Sevdiklerimiz, ümit bağladığımız çocuklarımız kabrin derinliklerine elleri ile indirir bizi, en yakınlarımızdan başlanarak üzerimiz toprakla kapatılır. Bizi bırakıp dönerler, kalırız amelimizle baş başa; ‘’Mal ve çocukların fayda vermediği gündür, Allah’a salim bir kalple gelinmişse ne ala’’</p>
<p>İnsan doğduğunda kendisi ağlarken etrafındakiler sevinir. Yakınlarına müjde verilir, küçük kucaktan kucağa alınıp sevilir. Ebeveyne ‘’sağlıkla büyüsün, Salih evlat olsun’’ dilekleri iletilir. Kulağına merasimle ezan okunur ve bir isim konur, artık bir ismi vardır küçüğün; Onunla çağrılır. Çabuk büyüsün diye özenle seçilmiş besinler verilir. Ayrıcalıklıdır, müsamaha gösterilir, kırıp döktükleri hoş görülür.<br />
İlk telaffuz ettiği yarım ve komik kelimeler, ayağa kalkma girişimleri, ilk adım, yaptığı şaklabanlıklar… Hepsi evin neşe kaynağıdır, yorgunluğu unutturur. Derken bebeklik dönemi kapanıp çocukluk dönemine adım atılır…<br />
Eğitim dönemi başlar; Ana sınıfı, ilkokul, orta, lise, özel ders-dershane gibi kapıların hepsi çalınır, bu konuda hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz ebeveynler. Yeter ki çocuğum okusun der…<br />
Dünün çocuğu artık yetişkindir, ‘’artık çocuk değilsin’’ ifadeleri ile uyarılar başlar. Bu da kendisinden bir şeyler beklendiğinin işaret fişeği anlamına gelir. Artık bir yetişkindir dünkü çocuk; Sorumluluk alacak, eve ekmek getirecek, yarınları için hazırlık yapacak, kendisi de artık anne ya da baba adayı olduğunu unutmayacak.<br />
İlgi, alaka, imtiyaz, el üstünde tutulmalar yerini uyarılara, hatırlatmalara ve hayatın acı gerçekleri ile boğuşma dönemine bırakır. Evlenme, çoluk-çocuğa karışma derken yaşadığı bir dönemi kendi çocuklarında gözlemleme ve ‘’ah nerede o eski günler’’ hayıflanmaları…<br />
Gayretle taçlanmış nasip, Allah&#8217;ın imtihan vesilesi kıldığı imkânlar, kimileri için bol, kimileri için de kıt tayin edilmiştir. İmkân verilen akıllılar nimetin şükrünü edaya gayret eder. Kendisine tevdi edilen emanetin ağırlığı ile tir tir titrer. Gafil olanlar da verilenlerle övünür, şımarır, imtihanı kaybeder. Kimisi cennetini, kimisi de cehennemini inşa eder.<br />
Ömür yeterse çocukların okulu, düğünü derken çocuklar tek tek yuvadan uçar gider. Herkes evine çekilince iki ihtiyar kalır baş başa…<br />
Kalanlara ibret olur mu bilemem; Kimi bebek, kimi genç, kimi de olgunluk devresinde hayata veda eder. Kimileri de hayatın çetin kışına bırakılır bu fenada…<br />
Yaşlılıkla gelen sıkıntılar, hastalıklar, yalnızlık hüznü belleri büker. İlgi, alaka, şefkat ve merhametin merhem gibi ihtiyaç olduğu hazan dönemidir artık…<br />
Büyükleriniz, arkadaşlarınız, uzak-yakın komşularınız mukadderatın gereği bu darı fenada ki nöbetini tamamlayıp, pençeyi mevte takılıp darı bekaya göçmüşlerdir.<br />
Hal hatır soranlarınız azalmıştır. Hatırlanmak mutlu eder sizi. Unutulmaya, vefasızlığa üzülüp yıkıldığınız, ‘’ah-vah’’ların elde sermaye kaldığı ‘’erzelil ömür’’ denilen hayatın en acı ve acımasız devresidir. Yediklerinizin lezzet yerine elem verdiği, uykuya hasretle geçirdiğiniz geceler, hayatın, kamburlaşmış belinizi çatırdattığı kış mevsimidir. Ömrünüzü uğruna harcadığınız sevgili dünya çekilmez bir ıstıraba dönüşmüştür.<br />
Vakit gelince vazifeli Melek gelir, vazifesini yapar, perde kapanır, bir daha dönmemek üzere dünyaya arkanızı dönüp ahiret yolculuğuna çıkarsınız. Çok sevdiğimiz dünya ile alakamız kesilmiştir. Sevdiklerimiz, ümit bağladığımız çocuklarımız kabrin derinliklerine elleri ile indirir bizi, en yakınlarımızdan başlanarak üzerimiz toprakla kapatılır. Bizi bırakıp dönerler, kalırız amelimizle baş başa; ‘’Mal ve çocukların fayda vermediği gündür, Allah’a salim bir kalple gelinmişse ne ala’’<br />
Bir müddet ayrılık hasretinin duygusallığı ile merhuma methiyeler dizilir, müşterek hatıralar yad edilir. Hatimler, Yasinler, dua merasimleri, hatta mermerden süslü bir mezar, methiyelerin dizildiği makber…<br />
Ayrılık şoku atlatıldıktan sonra merasimler kesilir, mezar ziyaretleri seyrekleşir. Haftalık mezarlık ziyaretleri aylık, sonra yerini yıllık ziyaretlere bırakır. Derken bu sene müsait olamadık rahmetliğin mezarını ziyarete gidemedik mazeretleri ve son ziyaret…<br />
Bazı hatıralarınıza binaen bir müddet; ‘’Rahmetlik şöyle derdi, böyle yapardı’’ gibi anılarla muhabbet arasında anılırsınız belki…<br />
Emek verdiğiniz, sizinle hatıraları olan nesil de göçünce, bıraktığınız eserler ve mezar taşınızdır dünyadaki son şahidiniz. Bunlar da ömrünü tamamlayıp, çürüyüp devrilince tamamen kopar bu fena ile bağınız…<br />
Kaç kişi babasının dedesini hatırlar, ismini bilir, dua eder, onun adına hayır hasenat yapar, mezarını ziyaret edip Fatihalar okur?<br />
Ölümle dünyadan kopar, zamanla gönüllerden ve zihinlerden silinir gideriz. Bu hal ve ahval bu dünyaya ait olmadığımızı yüzümüze haykırır, lakin gaflet, hırs ve nisyan perde olur idrakimize…<br />
Âdemoğulları ebediyete namzet yaratılmışız. Yeryüzüne yerleşmeye gelmedik. Ahiretin tarlası olan dünyayı ekeceğiz-biçeceğiz sonra bu fenadan göçüp gideceğiz.<br />
Ölüm paydosu ile, çalışmak ve kazanmak son bulur. Telafi için geriye dönüş de yoktur. Son pişmanlığın para etmediği yerdir ahiret. Dünyada iken yaptığımız tercihle yerimizi biz rezerve ederiz. ‘’Ah akılsız başım’’ deyip dövünmenin de faydası yoktur orada.<br />
Merhum Mısri şöyle özetler ahvali;<br />
‘’Her gün binayı ömrümün düştü bir taşı<br />
Binası viran oldu can yatur gafil bi haber<br />
Bir ticaret kılmadım nakd-i ömür oldu heba<br />
Yola geldim lakin cümle kervan göçmüş bi haber’’<br />
ABDULGANİ TEKİN</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/omur-dedigin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
