<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yardım &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/yardim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 04 Jul 2023 13:36:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>yardım &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kurban ve İnsan</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kurban-ve-insan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kurban-ve-insan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Jul 2023 13:36:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18803</guid>

					<description><![CDATA[Kurban kanaatkârlık, fedakârlık ve teslimiyettir. Ölçüyü kaçırmadan, aşırıya kaçmadan, açgözlülük yapmadan. Yüce Rabbimiz ne istediyse ne kadar istediyse ve ne şekil istediyse, tam da öyle. Yüce Allah, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in şahsında kurbana dair ölçüyü koymuş. Neyin kurban edilebileceğini ve neyin edilemeyeceğini belirlemiş. Meğer İsmail değil, koç kurban imiş. Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’in kıssası bize bunu anlatırmış. İnsan kurban edilmez, kurban olarak görülmez, haksız yere öldürülemez, ölüme terk edilemez, terk edilmesine göz yumulamaz. Son peygamber Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) teşrifiyle gerçek manada kurbanın ne olduğu son kez bildirildi, uygulaması gösterildi ve nasıl olması gerektiği öğretildi. Gerisi bizim kanaatkârlığımıza, fedakârlığımıza ve teslimiyetimize kaldı. Kurbana karşı çıkanlar göçmenlerin ölüme terk edilmesine, çocukların katledilmesine, zencilerin insanlık dışı muamele görmesine, hâsılı insanların kurban görülmesine, kurban seçilmesine, kurban edilmesine aynı tonda ses çıkarabiliyorlar mı? Ölen bir köpek için yas tutanlar denizde boğulan, kurşunlara hedef olan, fıtratından koparılan çocuklar için de birazcık üzüntü duyabiliyorlar mı? Her türlü imkâna ulaşmış olanlar, başkalarının haklı imkân arayışına en azından hoşgörüyle bakabiliyorlar mı? Yıllarca Afrikalıyı sömürenler sömürdüklerinin sadece kırkta birini hak sahiplerine iade edebiliyorlar mı? Denizleri aşarak, dalgalarla boğuşarak, kurulan tuzaklardan kurtularak kapılarına dayanan o sömürdüklerinin çocuklarına bir hoş geldin diyebiliyorlar mı? Daha yaşanabilir hayata ulaşmak için varını &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kurban kanaatkârlık, fedakârlık ve teslimiyettir. Ölçüyü kaçırmadan, aşırıya kaçmadan, açgözlülük yapmadan. Yüce Rabbimiz ne istediyse ne kadar istediyse ve ne şekil istediyse, tam da öyle.</p>



<p>Yüce Allah, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in şahsında kurbana dair ölçüyü koymuş. Neyin kurban edilebileceğini ve neyin edilemeyeceğini belirlemiş. Meğer İsmail değil, koç kurban imiş. Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’in kıssası bize bunu anlatırmış. İnsan kurban edilmez, kurban olarak görülmez, haksız yere öldürülemez, ölüme terk edilemez, terk edilmesine göz yumulamaz.</p>



<p>Son peygamber Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) teşrifiyle gerçek manada kurbanın ne olduğu son kez bildirildi, uygulaması gösterildi ve nasıl olması gerektiği öğretildi. Gerisi bizim kanaatkârlığımıza, fedakârlığımıza ve teslimiyetimize kaldı.</p>



<p>Kurbana karşı çıkanlar göçmenlerin ölüme terk edilmesine, çocukların katledilmesine, zencilerin insanlık dışı muamele görmesine, hâsılı insanların kurban görülmesine, kurban seçilmesine, kurban edilmesine aynı tonda ses çıkarabiliyorlar mı?</p>



<p>Ölen bir köpek için yas tutanlar denizde boğulan, kurşunlara hedef olan, fıtratından koparılan çocuklar için de birazcık üzüntü duyabiliyorlar mı?</p>



<p>Her türlü imkâna ulaşmış olanlar, başkalarının haklı imkân arayışına en azından hoşgörüyle bakabiliyorlar mı?</p>



<p>Yıllarca Afrikalıyı sömürenler sömürdüklerinin sadece kırkta birini hak sahiplerine iade edebiliyorlar mı? Denizleri aşarak, dalgalarla boğuşarak, kurulan tuzaklardan kurtularak kapılarına dayanan o sömürdüklerinin çocuklarına bir hoş geldin diyebiliyorlar mı?</p>



<p>Daha yaşanabilir hayata ulaşmak için varını yoğunu verip Akdeniz’de Avrupa açıklarında boğularak ölen çocuklar, anneler ve babalar turistik macera uğruna binlerce dolar vererek Titanik önünde ölüme giden servet sahipleri kadar medyada haber değeri taşıyabiliyor mı, haber olabiliyorlar mı?</p>



<p>Ne oldu insanlığımıza? İnsafımız mı kurudu, kalbimiz mi öldü, vicdanımız mı söndü; gözümüz kör, kulağımız sağır mı oldu? Bir insanı haksız yere öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibi değil miydi? Önceliklerimiz mi kayboldu? İnsanlık öldü de, insan en geri plana mı düştü?</p>



<p>İşte kurban bunları hatırlatıyor. Öncelikleri bilmeyi, her şeye hakkını vermeyi, her değeri yerli yerine koymayı, hakkı teslim etmeyi; insana insan, hayvana hayvan, bitkiye bitki gibi muamelede bulunmayı; dengeli, adaletli ve insaflı yaşamayı; elinde olanla yetinmeyi, fazlasından fedakârlık etmeyi, bir gün huzuruna varacağımız Yüce Allah’a teslimiyeti…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kurban-ve-insan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmem Muhannet Köprüsünden…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/gecmem-muhannet-koprusunden/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/gecmem-muhannet-koprusunden/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Haldun Sönmezer]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 May 2023 10:57:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[vicdan]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18779</guid>

					<description><![CDATA[“İyilik eden mükâfat beklediği an tefecidir.”Cemil Meriç Olay güneybatı vilâyetlerimizden biri olan Aydın’da geçiyor. Trafiğin içine dalmış bir kız kendinden geçercesine bağırıyor. Görenler aklını yitirmiş zanneder. Manzaraya şâhit olanların ilk anda vereceği hükümse şu olur: “Zavallı, sara nöbeti geçiriyor anlaşılan. Yazık, pek de genç…” Polisin hızla olay yerinden uzaklaştırdığı kızımızın ağzından ise o esnada şu inciler dökülüyor: “Cahiller, cahil ordusu.” Bu sözleri neden söylüyor, kim için sarf ediyor?” diye düşünürken şahsın kimliğini öğreniyoruz. İşte o zaman mes’elenin de ne olduğu anlaşılıyor. Hanımefendi(!) bir CHP sempatizanı. Seçim gecesi yaşanan bu hâdise de bir hayal kırıklığının ürünü. Kızımız, korna çalarak seçim zaferini kutlayan iktidar partisi konvoyuna saldırıyor ve mensubu olduğu partinin yaşadığı hezimetin sebebini, kendi partisine oy vermeyen iktidar destekçisi kitlede arıyor. Yıllardan beri iktidar olamamanın, sürekli seçim kaybetmenin, her seferinde sandığa gömülmenin sebep olduğu ezikliğin yansıması hep bunlar. Bunun münferit bir hâdise olduğu da söylenemez. Zîrâ kendi dar çevremizde bile buna benzer örneklerle karşılaşıyoruz sık sık. Bir süre önce yakından tanıdığım bir hanımefendi, 2018 seçimlerinden sonra bir yakınının sosyal medya sayfasında kendi yaşadığı ilçedeki hemşehrileriyle ilgili olarak şöyle bir paylaşım yaptığını söylemişti bana: “……..’ta yaşayan insanların çoğu aptal.” Babası o beldede bir CHP ileri geleni olan bu şahsın tavrıyla yukarıdaki hâdise &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right"><em>“İyilik eden mükâfat beklediği an tefecidir.”</em><br><em>Cemil Meriç</em></p>



<p>Olay güneybatı vilâyetlerimizden biri olan Aydın’da geçiyor. Trafiğin içine dalmış bir kız kendinden geçercesine bağırıyor. Görenler aklını yitirmiş zanneder. Manzaraya şâhit olanların ilk anda vereceği hükümse şu olur: “Zavallı, sara nöbeti geçiriyor anlaşılan. Yazık, pek de genç…” Polisin hızla olay yerinden uzaklaştırdığı kızımızın ağzından ise o esnada şu inciler dökülüyor: “Cahiller, cahil ordusu.” Bu sözleri neden söylüyor, kim için sarf ediyor?” diye düşünürken şahsın kimliğini öğreniyoruz. İşte o zaman mes’elenin de ne olduğu anlaşılıyor.</p>



<p>Hanımefendi(!) bir CHP sempatizanı. Seçim gecesi yaşanan bu hâdise de bir hayal kırıklığının ürünü. Kızımız, korna çalarak seçim zaferini kutlayan iktidar partisi konvoyuna saldırıyor ve mensubu olduğu partinin yaşadığı hezimetin sebebini, kendi partisine oy vermeyen iktidar destekçisi kitlede arıyor. Yıllardan beri iktidar olamamanın, sürekli seçim kaybetmenin, her seferinde sandığa gömülmenin sebep olduğu ezikliğin yansıması hep bunlar.</p>



<p>Bunun münferit bir hâdise olduğu da söylenemez. Zîrâ kendi dar çevremizde bile buna benzer örneklerle karşılaşıyoruz sık sık. Bir süre önce yakından tanıdığım bir hanımefendi, 2018 seçimlerinden sonra bir yakınının sosyal medya sayfasında kendi yaşadığı ilçedeki hemşehrileriyle ilgili olarak şöyle bir paylaşım yaptığını söylemişti bana: “……..’ta yaşayan insanların çoğu aptal.” Babası o beldede bir CHP ileri geleni olan bu şahsın tavrıyla yukarıdaki hâdise arasında mantalite itibarıyla hiçbir fark yok. Kendisine oy vermeyen kitleyi en bayağı sözlerle yaftalayan, en ağır ve galiz hakaretleri etmeyi hak olarak gören bir zihniyet bu. Suçu asla kendisinde aramayan ve sürekli olarak da muhatabını itham etmeye alışmış bir anlayış. İstediğini alamadığında kin ve nefret kusmaya hazır, vicdanı kararmış bir canlı türüyle karşı karşıyayız. Yüzlerine geçirdikleri kuzu postunun altında dişlerinin arasından kan damlayan hain bir kurt çehresi sırıtıyor. Pusuya yatmış, avının üzerine atılmak üzere bekliyor.</p>



<p>Bu tehlikeli gürûh yıllardan beri hiç durmadan bileniyor. Her seçimden önce savaş baltalarını çıkarıp nara atıyorlar. Seçim geçtikten sonra ise çaresiz, o baltaları tekrar yerine koyuyorlar. Bunların derdi, millete hizmet değil kesinlikle… Tek dertleri var, o da intikam almak. İçlerinden çıkmış ve artık onlarla arasına mesafe koymuş Hulki Cevizoğlu gibi gazeteciler bile bu gerçeği itiraf ediyor. Peki, neyin intikamını alacaklar? Uzun süren muhalefet yıllarının, yıllar boyunca iktidara hasret yaşamanın intikamını mı? Garip ama gerçek&#8230; İşte bunun için milletten vekâlet istiyorlar. Niyetlerini sezen millet de her seferinde onlardan yüz çeviriyor. O yüzden de yalnızca vekile değil, onu iktidara taşıyan kitleye de düşmanlar.</p>



<p>Her küp içindekini sızdırır. Aralarından çıkan birtakım kodamanlar, çıldırının anaforunda yaşadıkları için zaman zaman niyetlerini ifşâ etmekten de geri durmuyor. “Allah yüzünün nurunu almış.” diyebileceğiniz kanadı kırık bir gazeteci müsveddesi bakın ne diyor:&nbsp; “Bunun da bir hesap günü gelecek. Şimdi mağdur biziz. Biz de sizi mağdur edecez elbette.” Soruyoruz hanımefendiye; Bugüne kadar ne tür bir mağduriyet yaşadınız acaba? Şahsen hangi hakkınız iktidar tarafından gasp edildi? Diktatör dediğiniz adama bile aklınıza estikçe küfür eden siz değil misiniz? Doğrusu yaşadıkları tek mağduriyet, hiçbir seçimde ekseriyetin tasvibine mazhar olamamak, iktidar yüzü görememek. O zaman da “Her şey sandık değil.” demeye başlıyorlar. Seçimle ulaşamadıkları iktidara bir takım cingözlüklerle el koymaya çalışıyorlar. Bunların karakterine işlemiş o faşizan ve antidemokratik ruh.</p>



<p>Bu minvalde yine bazı kendini bilmezlerin seçim sonrası sosyal medya üzerinden yaptıkları depremzedeleri hedef alan paylaşımlarına da hiç şaşırmadım. Birileri yadırgasa da ben yadırgamadım. Çünkü akrepten bal yapması beklenmez. Ben de bugüne değin bu zihniyetten memleketin hayrına olacak bir şey beklemedim, beklemiyorum da…</p>



<p>Ne kadar ucuz olduklarını ise ancak böylesine olağanüstü dönemlerden geçerken anlıyor insan. Tıynetlerini tümüyle teşhis edebilmek için, Allah’ın hikmeti, deprem ve seçim gibi iki hâdisenin peşi sıra yaşanması gerekiyormuş meğer. Yaptığı iyiliği başa kakan, deprem yardımını dahi oy şartına bağlayan, insanların mağduriyetlerinden bile menfaat devşirmeye kalkışan, o yüzden de kendisini kalp paradan bile daha adî bir derekeye düşüren bir zihniyetle karşı karşıyayız. Karşılığını alamadığında ise “Zehir zıkkım olsun.” diyecek kadar basitleşen kir ve habâset dolu bir zihniyet.</p>



<p>Ben şaşırmadım, şaşırmıyorum. Siz de şaşırmayın sakın. Bu zihniyet ve türevleri pozitivist ontolojiye mensuptur. Hâliyle varlığa bakışları da o istikamette şekillenmiştir. O yüzden de bu zihniyet sahiplerinden “Halka hizmet, Hakk’a hizmettir.” düstûru çerçevesinde bir tavır sergilemelerini beklemek abes olur. Yani onların defterinde vermeden almak yoktur. Diyebiliriz ki bu duygu, gökyüzündeki andromeda yıldızı kadar uzaktır onlara. Elbette CHP’ye oy veren, köken olarak bu partiye mensup herkesi aynı kefeye koymuyoruz. İçlerinde tamamen bu çerçevenin dışında kalan, benim de tanıdığım çok insan var. Hattâ bazıları da dostum ve büyüğüm. Kısacası biz burada yalnızca bir zihniyete işâret ediyoruz, şahıslara değil. Ve de biz yine sadece o zihniyeti eleştiriyoruz, kişileri değil. Evet, herkesin bilmesi ve tanıması gereken CHP adıyla mâhut milletin öz kültürüne yabancı sakim bir zihniyet yaşıyor bu memlekette. Bizim gayemizse, ciğerlerine kadar gayz ve nefretle dolu o zihniyeti her hâliyle teşhis ve teşhir etmek.</p>



<p>Bu zihniyetin millete hizmet potansiyeli de sıfıra yakın. Tek hobileri festival düzenleyip kermes yapmak. Göze çarpan tek icraatları ise her köşe başına heykel dikmek. Muhalefet anlayışlarında ise aka kara, karaya da ak demek var. Zaten bildikleri de yalnızca ondan ibaret. Fakat ne yazık ki hâlâ birileri “Biz dededen, babadan CHP’liyiz. Böyle geldik, böyle gideriz.” kör mantığı içerisinde bunların kavalını çalmaya devam ediyor. Tabiî kendi kararları, bundan öte bize söz düşmez.</p>



<p>Yine bu zihniyet, ülkemize sığınan Suriyelilere de bir an önce defedilmesi gereken varlıklar gözüyle bakıyor. Kanaatimce, birlikte yaşama kültüründen habersiz, istediğini alamayınca kendi insanına karşı bile acımasız olan bu zihniyetin, üzerine bastığımız topraklardaki varlık sebebinin tartışılması gerekiyor hepsinden önce. Zîrâ içlerinde öğrencilerimin de olduğu, hattâ bazılarını yakından da tanıdığım sığınmacılar ile daha kolay anlaşabildiğimi görüyorum. Büyük çoğunluğu canlarını kurtarmak için Türkiye’ye sığınmış Suriyeliler mi bize uzak, yoksa bu toplumda yaşadığı hâlde depremzedelere yaptığı yardımı, beklediği siyasî desteği alamayınca onların başına kakan hattâ daha da ileriye gidip “Ölsünler.” diyecek kadar zalimleşen bu kokuşmuş zihniyetin sahipleri mi? Acaba hangisi bu toplumun kültürel kodlarına daha yakın?</p>



<p>Fink attıkları sosyal medya mecralarında, “Biz basar gideriz yurtdışına, hayatımızı kurtarırız. Diplomamız var, yabancı dilimiz var. Ama bundan sonra siz bizim için yoksunuz.” diyen şuuraltı bulanık müptezellerin bu ülkeye olan nispet ve aidiyetlerinin sorgulanma zamanı gelmiştir artık.&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Kendi siyasî görüşünden olmayana zehirli dilini uzatıp “vatan haini” yaftasını basan fakat ilk fırsatta kapağı hayranı oldukları Batı ülkelerine atmakta hiçbir beis görmeyen bu şahısların mensubiyet iddiası kimlik kartlarının üzerindeki T.C damgasından ibarettir yalnızca. Millete hakaret etmeyi marifet sayan bu klavye kahramanı züppelerin birçoğunun hazır yemekten öte bu millete yaptıkları bir katkı da yoktur ayrıca.</p>



<p>Herhalde bu zihniyete verilebilecek en güzel cevabı şu kıssa fazlasıyla veriyor bize: Ağanın biri, günün birinde bir köprü yaptırır Dicle’nin üstüne. Muradı, davarlarını, marabalarını üzerinden geçirmektir. Gel zaman git zaman, oralardan geçen bir askerî birlik köprünün üzerinden geçecek olur. Üzerindeki silah ve ağırlıklarla köprünün önüne gelir. Ağa askerin önüne dikilerek komutana; “Buraların ağası benim. Köprü benim, mülk benim. Eğer köprüden geçecekseniz, eratın her biri için bir akçe isterim. Bu gece burada konaklamanıza da ancak öyle izin veririm.” der. Komutan hak duygusuna sahip bir âdemdir. İçinden şöyle geçirir: “Ağa haklı. Köprüyü o yaptırdı. Lâkin devletin de öyle bir parası yok.” Daha sonra da bir köprüye bakar bir de suya. Üstünde üniforması, ardında askerleri atlar suyun içine. Hiç ümit etmediği bir durumla karşılaşan ağa şaşkın bir vaziyette bakakalır komutanın yüzüne. Bunun üzerine komutan şöyle der ağaya: <strong><em>“Geçmem muhannet köprüsünden su aparsa beni, yatmam çakal yatağında aslanlar yese beni.”</em></strong></p>



<p>Yakın zamanda yaşadığımız deprem tecrübesi bize bir kez daha göstermiştir ki, bu zihniyete güven olmaz ve de onun ipiyle asla kuyuya inilmez. Ayrıca muhannete de devlet emanet edilmez. O yüzden de bu millet bundan sonra o cihetten gelecek suret-i haktan görünen her türlü teklife karşı komutanın ağaya vermiş olduğu o mânîdar cevabı verecektir nazikçe:</p>



<p><strong><em>“Geçmem muhannet köprüsünden su aparsa beni, yatmam çakal yatağında aslanlar yese beni.”</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/gecmem-muhannet-koprusunden/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İman Fedakârlık İster</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/iman-fedakarlik-ister/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/iman-fedakarlik-ister/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 May 2021 07:00:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17265</guid>

					<description><![CDATA[İman fedakârlık ister. Kur’an ve Sünnet, imanda fedakârlık yapmaya atıflarda bulunan emir ve tavsiyelerle doludur. Bu nedenle Yüce Allah, malla ve canla yapılan atıflara sık sık değinmiştir. Zira mal ve can Allah’ın lütfudur, gerektiğinde onu verenin yolunda feda edilmelidir. Hayatın amacı Allah’ın rızasını kazanmak olunca her şeye izafi bakmak mümkündür. Zaten Kur’an, Müslümanları dünyaya bakış, rızkın mahiyeti, mal ve çocukların imtihan vesilesi ve hayatın geçici oluşu hususlarında sağlam bir eğitimden geçirmiştir. Bu nasları iyi anlayan bir Müslümanın dünyalık bir takıntısı kalmaz. Müslümanın hayatı ancak Allah Teâlâ ile anlam kazanır. Her şey O’nundur ve her şey O’nun içindir. Tüm ömrünü, malını, mülkünü Allah yolunda feda eden Hz. Peygamber, her konuda olduğu gibi bu konuda da ümmetine örnek olmuştur. O, doğduğu toprakları, yaşadığı çevreyi, akrabalarını, evini barkını, malını mülkünü, kutsal mabet Kâbe’yi hep bu fedakârlık duygusuyla terk ederek hicret etmiştir. Aynı fedakârlıkları nebevi eğitimden geçen sahabe de yapmıştır. Bu din, bugünlere bu seçkin ve adanmış Müslümanların sayesinde gelmiştir. Şayet insanlar dünyalık yığmayı ve maddi değerleri ilahi isteklerin önüne geçirecek olurlarsa başlarına gelecek musibetlere hazır olmaları gerekir ki şu ayet buna delalet etmektedir: “قُلْ إِن كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُم مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İman fedakârlık ister. Kur’an ve Sünnet, imanda fedakârlık yapmaya atıflarda bulunan emir ve tavsiyelerle doludur. Bu nedenle Yüce Allah, malla ve canla yapılan atıflara sık sık değinmiştir. Zira mal ve can Allah’ın lütfudur, gerektiğinde onu verenin yolunda feda edilmelidir. Hayatın amacı Allah’ın rızasını kazanmak olunca her şeye izafi bakmak mümkündür. Zaten Kur’an, Müslümanları dünyaya bakış, rızkın mahiyeti, mal ve çocukların imtihan vesilesi ve hayatın geçici oluşu hususlarında sağlam bir eğitimden geçirmiştir. Bu nasları iyi anlayan bir Müslümanın dünyalık bir takıntısı kalmaz. Müslümanın hayatı ancak Allah Teâlâ ile anlam kazanır. Her şey O’nundur ve her şey O’nun içindir. Tüm ömrünü, malını, mülkünü Allah yolunda feda eden Hz. Peygamber, her konuda olduğu gibi bu konuda da ümmetine örnek olmuştur. O, doğduğu toprakları, yaşadığı çevreyi, akrabalarını, evini barkını, malını mülkünü, kutsal mabet Kâbe’yi hep bu fedakârlık duygusuyla terk ederek hicret etmiştir. Aynı fedakârlıkları nebevi eğitimden geçen sahabe de yapmıştır. Bu din, bugünlere bu seçkin ve adanmış Müslümanların sayesinde gelmiştir. Şayet insanlar dünyalık yığmayı ve maddi değerleri ilahi isteklerin önüne geçirecek olurlarsa başlarına gelecek musibetlere hazır olmaları gerekir ki şu ayet buna delalet etmektedir:</p>



<p>“قُلْ إِن كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُم مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ”</p>



<p>“(Ey Peygamber! Tüm inananlara) De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, (bağlı olduğunuz sosyal çevre veya içerisinde yetiştiğiniz vatanınız, devletiniz, milletiniz veya) aşiretiniz, kazanmış olduğunuz mallar, kesintiye uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden (lüks ve şatafatlı) evler; evet, bütün bunlar, eğer size Allah’tan, Elçisinden ve O’nun yolunda mücadele etmekten daha sevimli ise, o zaman, Allah (hakkınızdaki toplumsal çöküş) emrini gönderinceye kadar bekleyin; çünkü Allah, (bilerek ve isteyerek) yoldan çıkan bir toplumu, asla doğru yola ve başarıya iletmez!”[1] Müslümanlar tarih içerisinde asli görevlerinden uzaklaştıklarında zaman zaman uyarılmışlardır. Bundaki temel etkenlerden biri de dünyayı ve dünyalıkları doğru anlayamamaktan kaynaklanan sapmalardır. Allah Teâlâ, şu ayette dünyayı bize en güzel biçimde tanımlamıştır:</p>



<p>“ وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاء أَنزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاء فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْأَرْضِ فَأَصْبَح هَشِيمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُ وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقْتَدِرًا”</p>



<p>“(Güzelliğiyle insanoğlunu cezbeden şu gelip geçici; fâni) dünya hayatınıngerçek yüzünü ortaya koymak için, şu çarpıcı örneği anlat onlara: Gökten yağmur yağdırırız da, yeryüzünün bitki örtüsü onun sayesinde (yeşerip boy verir ve renk renk, çiçek çiçek) birbirine karışır fakat (bunca göz kamaştırıcı güzellikler, çok geçmeden sararır, ufalanır ve) sonunda, rüzgârların önünde savrulup giden çöp kırıntılarına dönüşür. (İşte dünya nîmetleri de aynen böyle yok olup gidecektir. O hâlde, yok olup gitmeye mahkûm olan şu evrende sınırlı bir güce sahip olan insanoğlu, bir Yüce Kudrete muhtaç: İşte O) Allah, her şeye kadirdir.”[2] Ayet dünyanın kısa ve sonlu oluşuna işaret ederken, asıl rağbet edilmesi gereken şeyleri de şöyle sıralıyor:</p>



<p>“الْمَالُ وَالْبَنُونَ زِينَةُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ أَمَلًا”</p>



<p>“Gerçi mallarınız, (servetiniz, eşiniz ve) çocuklarınız, dünya hayatının süsleridir. (Bunlara sahip olmayı, insanlar arasında üstünlük ölçüsü ve değer yargısı yapmamak ve helâl sınırlarını aşmamak şartıyla, mal mülk sahibi olabilir, evlenip çoluk çocuğa karışabilir, hayatın güzelliklerinden yeterince istifâde edebilirsiniz. Fakat dünya ile ahiret arasında tercih yapma durumunda kaldığınızda elbette ahireti seçmelisiniz. Unutmayın ki, ürünleri sonsuza dek (kalıcı olan güzel davranışlar, Rabb’inin katında hem mükâfat bakımından daha iyidir, hem de (gönüllere huzur veren bir) ümit kaynağı olarak daha tatmin edicidir.”[3] Ayete göre kalıcı olan şeyler; Allah (c.c.) rızası için yapılan ibadetler, namaz, “Allah’ı eksik anlayıştan tenzih” ve “O’nun her şeye kadir” olduğunun[4] ikrarına dayanan bir anlayışla kendimiz için, insanlar için değerler üretmektir. Eğer insan bir değer üretemiyorsa, ayette buyurulduğu gibi kendisi de “çer-çöp” durumuna düşmüş olur. İnsanlık için değer üretmede bir yarışa girebilmek için, dünyanın kısa olduğunun bilincini Müslüman insanın sürekli yüreğinde hissetmesi gerekir. Çünkü “Ahiretin yanında dünya hayatı, bir geçimlikten ibarettir.”[5] İşi acele olan bir yolcunun belirli ihtiyaçlarını karşıladığı[6] bir uğrak yeri mantığı ile dünyaya yaklaşmak; onu hem kısa sürede verimli hale getirmek, hem de ona tapmama bilincinin doğmasına vesile olur. Aksi hâlde, insan “Dünya hayatına razı olur, ikinci bir hayatı reddederse”[7] ebedileştirdiği bu dünyada mutlu olmak için birçok kötülüğü yapmaktan çekinmez. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Altın, gümüş, saçaklı kadife, siyah zencefli kumaşın kulu olan kişiler kahrolsun. Böyle birisine verilirse razı olur, verilmezse razı olmaz.”[8] Hadisiyle dünyalık biriktirmeyi amaç hâline getirip sonra da fedakârlık yapamayacak şahısları uyarmıştır. Resulullah’ın yerdiği, kapitalist anlayıştır. Zira altın ve gümüşe kul olanlar, hiçbir zaman Allah’a kul olamazlar. Nitekim malda ve canda cömertlik yapmayıp korkak davranmayı hedef edinen anlayışı da şu olayda olduğu gibi şiddetle kınamıştır: “İbni Hasasiyye (r.), Hz. Peygambere gelip İslâm’ın emirlerinin zorluğu ve kolaylığı üzerinde yorum yapmış, sonra da “zekâtsız ve cihadsız bir din” tasavvurundan bahsetmiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber, bu zatı omuzundan tutup şiddetle sarsmış ve “Allah yolunda sadaka yok, infak yok, cihad yok, o zaman sen ne ile cennete gireceksin?”[9] Buyurmuştur. Peygamber Efendimizin bu uyarısı o şahsın üzerinden dinleri için fedakârlık yapamayan herkesedir. Dinimiz, her şeyini Allah için yoksullara verip sonra da “”Ailene ne bıraktın?” denildiğinde, “Allah ve Resulünü bıraktım” diyebilen Hz. Ebubekir gibi Müslümanlarla geleceğe hâkim olacaktır. Bu yaklaşım bir ütopya değil realitedir.</p>



<p>[1] Tevbe 9/24</p>



<p>[2] Kehf, 18/45.</p>



<p>[3] Kehf, 18/46.</p>



<p>[4] İbn-i Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, c. III, s. 84.</p>



<p>[5] R’ad, 13/26.</p>



<p>[6] Zemahşeri, Keşşaf, c. II, s. 507.</p>



<p>[7] Yunus, 10/7.</p>



<p>[8] Buhari, Cihad, c. VI, s. 80.</p>



<p>[9] Hakim, Müstedrek, had no: 2421, c. II, s 89-90</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/iman-fedakarlik-ister/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekat Kurumunun Güncellenmesi -V</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi-v/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi-v/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2021 09:25:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16722</guid>

					<description><![CDATA[Zekat kurumunun güncellenerek aktif hale getirilmesi ile ilgili makaleye devam ediyoruz. Birinci yazıda “zekatın anlam ve önemi”, ikinci yazıda “zekatın, Sadaka ve İnfak ile İlişkisi”, üçüncü yazıda “zekat-vergi ilişkisi”, dördüncü yazıda “zekatın nelerden verilmesi gerektiği ve zekat mükellefiyeti” üzerinde durmuştuk. Bugün de kazançlarımızın ne kadarını, kime, nasıl infak edeceğimiz üzerinde duracağız. Peki; zekat vergisini servetten değil, kazanıp yararlandığı/harcadığı rızıklardan verenler “ne kadar bir gelir/gidere sahip olduklarında zekat mükellefi sayılacaklardır?” Bu konuda Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri dikkate alınarak aylık nisabın çıkartılması gerektiğini belirtmiştik. İstatistik Kurumu’nun verileri dikkate alındığında dört kişilik bir ailenin zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması için yaklaşık “aylık beş bin” liraya ihtiyaç olduğu ve beş bin rakamın altında bir gelir/gidere sahip olanların zekat mükellefi sayılmamaları kanaatine varmıştık. Peki, zekat mükellefi olan biri ne kadar ödemelidir?“Ne kadar ödemelidir” sorusuna, kimi alimler Bakara suresi 219.ayeti referans göstererek “fazlasını, arta kalanı” şeklinde cevap vermektedirler ki bu isabetli bir cevap değildir. Ayet şöyledir: “(Ey Muhammed!) Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar: De ki: Afv.” Dediğim gibi, genellikle “afv” kelimesini “ihtiyaçtan fazlası” şeklinde tercüme edilmişlerdir. Oysa sorulan soru, “ne kadar infak edelim” değil, “ne infak edelim” sorusudur. Dolayısıyla bu ayetteki “afv”ın tercümesi şöyle olmalıdır: “Hangi ürünlerden, nelerden yararlanıyorsanız (neleri tüketiyorsanız), onlardan yoksulların ihtiyaçlarını dikkate alarak infak edin.” &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Zekat kurumunun güncellenerek aktif hale getirilmesi ile ilgili makaleye devam ediyoruz.</p>



<p>Birinci yazıda “zekatın anlam ve önemi”, ikinci yazıda “zekatın, Sadaka ve İnfak ile İlişkisi”, üçüncü yazıda “zekat-vergi ilişkisi”, dördüncü yazıda “zekatın nelerden verilmesi gerektiği ve zekat mükellefiyeti” üzerinde durmuştuk.<br></p>



<p>Bugün de kazançlarımızın ne kadarını, kime, nasıl infak edeceğimiz üzerinde duracağız.<br></p>



<p>Peki; zekat vergisini servetten değil, kazanıp yararlandığı/harcadığı rızıklardan verenler “ne kadar bir gelir/gidere sahip olduklarında zekat mükellefi sayılacaklardır?” Bu konuda Türkiye İstatistik Kurumu’nun verileri dikkate alınarak aylık nisabın çıkartılması gerektiğini belirtmiştik.</p>



<p>İstatistik Kurumu’nun verileri dikkate alındığında dört kişilik bir ailenin zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması için yaklaşık “aylık beş bin” liraya ihtiyaç olduğu ve beş bin rakamın altında bir gelir/gidere sahip olanların zekat mükellefi sayılmamaları kanaatine varmıştık.</p>



<p>Peki, zekat mükellefi olan biri ne kadar ödemelidir?<br>“Ne kadar ödemelidir” sorusuna, kimi alimler Bakara suresi 219.ayeti referans göstererek “fazlasını, arta kalanı” şeklinde cevap vermektedirler ki bu isabetli bir cevap değildir. Ayet şöyledir:</p>



<p>“(Ey Muhammed!) Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar: De ki: Afv.” Dediğim gibi, genellikle “afv” kelimesini “ihtiyaçtan fazlası” şeklinde tercüme edilmişlerdir. Oysa sorulan soru, “ne kadar infak edelim” değil, “ne infak edelim” sorusudur. Dolayısıyla bu ayetteki “afv”ın tercümesi şöyle olmalıdır: “Hangi ürünlerden, nelerden yararlanıyorsanız (neleri tüketiyorsanız), onlardan yoksulların ihtiyaçlarını dikkate alarak infak edin.”</p>



<p>Evet, “ne kadar infak edilmelidir” sorusunun cevabı, “ihtiyaçlar kadar” olmalıdır. Bazı durumlarda rızıklandıklarımızın yüzde beşi yeterli gelirken, bazı durumlarda yüzde on bile az gelebilir. Onun için mutlaka yoksul/muhtaçlara yönelik bir bakanlık kurulmalı, bu bakanlık muhtaçları/ihtiyaçları sürekli araştırarak bilgilerini güncellemeli ve ona göre de zekat oranlarını belirlemelidir. Tıpkı fıtır/fitre sadakasını her yıl yeniledikleri gibi.</p>



<p>Öyle ise, -birinci temel ilke olarak- sadece belirli birkaç maldan/üründen yüzde 2.5 vermek değil, “zekat kurulu” her ay/yıl bir yandan muhtaçların ihtiyaçlarını tespit etmeli, diğer taraftan zekat mükellefi olanların rızıklandıkları (yararlandıkları, tükettikleri) tüm nimetleri esas alarak zekat ödemesi çıkartmalıdır.</p>



<p>İkinci temel ilke olarak da nimetleri az tüketenlerden az, çok tüketenlerden çok zekat vergisi alınmalıdır. Yani, her Müslüman aynı oranda zekat vergisi vermemelidir; kazanıp tükettiği ölçüde vergisini vermelidir ki nimetler israf edilmesin. Tıpkı bazı belediyelerin, –su sıkıntısı ve israfı önlemek için- suyu az kullananlara düşük bir fiyat, çok kullananlara yüksek fiyat uyguladıkları gibi.</p>



<p>Mesela; 5-10 ton kullananlara tonu 2 lira, 11-20 ton kullananlara tonu 3 lira, 21-30 ton kullananlara tonu 4 lira gibi.</p>



<p>Bu ilkelere göre bir oran belirtmek gerekirse; dört kişilik bir ailenin gelir/giderleri (rızıkları, harcamaları, tüketimleri) aylık 5-6 bin lira olanlar yüzde beş, 7-8 bin lira olanlar yüzde altı, 9-10 bin lira olanlar yüzde yedi, 11-12 bin lira olanlar yüzde sekiz, 13-14 bin lira olanlar yüzde dokuz, 15-16 bin lira olanlar yüzde on zekat vergisi vermelidirler. Tabi bu oranlar sadece bir taslak niteliğinde olup, göreceli ve değişkendir. Son kararı “zekat kurulu” vermelidir.</p>



<p>Şunu da hasseten belirtelim ki zekat zorunlu bir vergidir. Müslüman olduğunu kabul edenler bu vergiyi vermek zorundadırlar. Kişi zekatını verdikten sonra isterse ayrıca her türlü infakta bulunur. Yani zekat vergisi ayrı, bağışta bulunmak veya vakfetmek ayrı işlemlerdir. Kişi rızıklandıklarının vergisini/zekatını –zorunlu olarak- verdikten sonra, dilerse ayrıca farklı infaklarda bulunur; hatta yerine göre de bulunmak zorundadır.</p>



<p>Mesela; bir arsasını hastane, okul, cami gibi kamuya vakfedebilir. Yine, önemli gördüğü bir ihtiyaç için (5, 10, 50, 100 bin lira gibi) bağışta bulunabilir. Bilinmelidir ki ahiret hayatı, asıl bu gibi büyük meblağlar infak edilerek kazanılır.</p>



<p>Şunu da hatırlatalım ki resmi belgeyle tarla, arsa, konut, fabrika, atölye, dükkan, araba, araç-gereç, altın, para gibi büyük servete sahip olanlar o servetten yararlanmadıkça elbette zekat vergisiyle mükellef değildirler; ancak malı/sermayeyi insanların yararına sunmadıkları ve atıl bıraktıkları için sorumlu tutulacaklardır; çünkü malı, para ve altın gibi kıymetleri üretime ve toplumun istifadesine sunmayıp yıllarca bekletenleri, ranta dönüştürenleri ve riba yoluyla paradan para kazanmaya çalışanları Allah azapla tehdit etmektedir.</p>



<p>“Altın ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlara can yakıcı bir azap vardır.” (Tevbe 34)<br>“Mal toplayıp, onu sayıp durana yazıklar olsun.” (Hümeze 2)</p>



<p>Kimlerin, nelerden zekat vermesi gerektiğini belirgin hale getirdikten sonra şimdi de “zekat alacaklar” üzerinde kısaca duralım.</p>



<p>İlmihal fıkhında “zekat alacaklar” Tevbe suresi 60.ayeti dikkate alınarak belirlenmiştir. Bu ayette; fakirler, miskinler, amiller, müellefe-i kulüp, köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar, yolda kalanlar olmak üzere sekiz sınıf sayılmaktadır.</p>



<p>Tabi ki Allah, 7.yüz yıl Arap toplumunun sosyo-ekonomik durumunu (ihtiyaçlarını) dikkate alarak sadakaların/zekatların verileceği sınıfları belirtmektedir. Bu sınıflar/ihtiyaçlar günümüzde de devem ediyorsa, elbette bu talimata uymak zorunludur; ancak bu sınıflardan biri veya bir kaçı kalkmış veya şekil değiştirmiş ise, ona göre davranmak gerekir.</p>



<p>Fakir ve miskinler/yoksullar hiçbir zaman yok olmaz; onlar her asırda devam eder. Amiller, yani zekat işlerinde çalıştırılan memurlar ise, günümüz Türkiye’sinde söz konusu değildir; ancak kimi vakıf vb. teşkilatlarda çalışıp başka geliri olmayanlar bu kapsamda değerlendirilebilir.</p>



<p>Müellefe-i kulüp: Bu sınıf, İslam’ın şefkat ve merhamet dini olduğunu göstermek amacıyla, gayr-i müslim de olsa tüm muhtaçlara infak etmemiz gerektiğini göstermektedir. Bu sınıf da her zaman bulunabilir.</p>



<p>Köleler sınıfı her ne kadar geçmişteki evsafıyla yoksa da modern kölelik devam etmektedir. Özellikle kamplarda, çadırlarda, sokaklarda sürünen insanlar da bir çeşit köledirler. Özgürlükleri ve bağımsızlıkları kısıtlanmış olan bu gibi insanların mücadelesine destek vermek için zekat gelirinden pay vermek çok daha kıymetlidir.</p>



<p>Borçlulara gelince, normal iaşelerini karşılayacak maaşlarının/gelirlerinin yetersizliğinden veya hastalık gibi afetlere maruz kaldıklarından dolayı borçlanmışlarsa elbette zekat gelirlerinden yararlanabilirler; ancak henüz geçinemezken, başka varlıklara yatırım yaptıklarından dolayı borçlanmışlar ise, zekat gelirinden yararlanamazlar.</p>



<p>“Yolda kalanlar” sınıfının günümüzde pek bir ehemmiyeti kalmamıştır. Günümüzün ulaşım ve iletişim imkanları ile seferilik hükümleri tamamen değişmiştir. Varlıklı kişi, çeşitli nedenlerden dolayı yolda parasız kaldığında, yakınlarıyla iletişime geçerek para çıkartır veya borçlanır, evine ulaştığında borcunu gönderir/öder.</p>



<p>“Fi sebilillah (Allah yolunda olanlar)” sınıfı çok kapsamlı bir sınıftır. Kimi alimler sadece cihad edenlere özgüdür” demişlerse de esasen “Allah yolu” “meşru” olmak kaydıyla insanlık adına yapılan tüm hizmetleri kapsamalıdır. Dolayısıyla sadece cihad ve ilim için değil, insanlık için hayırlı/yararlı olan tüm alanlara zekattan pay verilebilmelidir.</p>



<p>NOT: Zekatın güncellenmesi konusuna devam edeceğiz. Kalan son yazıyı, maddeler halinde özetleyerek sonuçlandıracağız inşallah…</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi-v/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekat Kurumunun Güncellenmesi -III</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi-iii/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi-iii/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2021 12:17:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16670</guid>

					<description><![CDATA[Zekat kurumunun güncellenmesiyle ilgili makaleye devam ediyoruz. Birinci yazıda “zekatın anlam ve önemi”, ikinci yazıda “zekatın, Sadaka ve İnfak ile İlişkisi üzerinde durmuştuk. Bugün de -üçüncü olarak- zekat-vergi ilişkisini belirttikten sonra, “kim, nelerden, ne kadarını, kime, nasıl infak edeceğini ve nasıl bir organizasyonun yapılması gerektiği” üzerinde duracağız inşallah… Zekat-Vergi İlişkisiÖnce zekat vergisine bakalım:Bilindiği gibi, Kur’an’da “zekatı veriniz” emredilmekte, ancak zekat ile ilgili detaylar yer almamaktadır. Hatta “kimlere verileceği” ile ilgili açıklama/ayet, (Tevbe 60) zekat kavramıyla değil, sadaka kavramıyla açıklanmaktadır ki bu da zekatın sadaka olduğunu ortaya koymuştur. Evet zekat, Kur’an’da detayları belli olmayan ve herkesin vermesi gereken bir sadaka olarak bilinir. Hatta zengin olmayan Nebi’nin hanımlarına da “zekatınızı veriniz” emredilmektedir. (Ahzab 33)Zekat, Kur’an’da sadakanın bir parçası olarak tanıtılırken, zamanla İslam fıkhında bütün infakların başı kabul edilerek şöyle tanıtılmıştır:Zekat; belli bir zenginliğe sahip olan kimsenin, belli mallardan, belirli yerlere harcanmak üzere verdiği paydır/vergidir.” Evet zekat, Nebi as’ın son iki yılından itibaren Medine’de vergi niteliğine kavuşturulmuş, hukuk haline getirilmiş ve tayin edilen memurlarca toplanmaya başlanmıştır. Bu da zekat uygulamalarının değişkenliğini ve detaylarının yönetenler tarafından düzenlemesi gerektiğini ortaya koymuştur. Nebi as’dan sonra Ebu Bekir ve Ömer devrinde de zekat devlet memurları tarafından tahsil edilmiş, ancak Osman devrinde ikili bir ayırıma gidilerek, görünen/bilinen mallardan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Zekat kurumunun güncellenmesiyle ilgili makaleye devam ediyoruz. Birinci yazıda “zekatın anlam ve önemi”, ikinci yazıda “zekatın, Sadaka ve İnfak ile İlişkisi üzerinde durmuştuk. Bugün de -üçüncü olarak- zekat-vergi ilişkisini belirttikten sonra, “kim, nelerden, ne kadarını, kime, nasıl infak edeceğini ve nasıl bir organizasyonun yapılması gerektiği” üzerinde duracağız inşallah…</p>



<p>Zekat-Vergi İlişkisi<br>Önce zekat vergisine bakalım:<br>Bilindiği gibi, Kur’an’da “zekatı veriniz” emredilmekte, ancak zekat ile ilgili detaylar yer almamaktadır. Hatta “kimlere verileceği” ile ilgili açıklama/ayet, (Tevbe 60) zekat kavramıyla değil, sadaka kavramıyla açıklanmaktadır ki bu da zekatın sadaka olduğunu ortaya koymuştur.</p>



<p>Evet zekat, Kur’an’da detayları belli olmayan ve herkesin vermesi gereken bir sadaka olarak bilinir. Hatta zengin olmayan Nebi’nin hanımlarına da “zekatınızı veriniz” emredilmektedir. (Ahzab 33)<br>Zekat, Kur’an’da sadakanın bir parçası olarak tanıtılırken, zamanla İslam fıkhında bütün infakların başı kabul edilerek şöyle tanıtılmıştır:<br>Zekat; belli bir zenginliğe sahip olan kimsenin, belli mallardan, belirli yerlere harcanmak üzere verdiği paydır/vergidir.”</p>



<p>Evet zekat, Nebi as’ın son iki yılından itibaren Medine’de vergi niteliğine kavuşturulmuş, hukuk haline getirilmiş ve tayin edilen memurlarca toplanmaya başlanmıştır. Bu da zekat uygulamalarının değişkenliğini ve detaylarının yönetenler tarafından düzenlemesi gerektiğini ortaya koymuştur.</p>



<p>Nebi as’dan sonra Ebu Bekir ve Ömer devrinde de zekat devlet memurları tarafından tahsil edilmiş, ancak Osman devrinde ikili bir ayırıma gidilerek, görünen/bilinen mallardan devlet almaya devam etmiş, görünmeyen/bilinmeyen mallar ise sahiplerinin reyine bırakılmıştır.</p>



<p>Nebi as döneminde zekat/sadakanın yanı sıra bir de ganimet malları vardı. Vefatından sonra Müslüman coğrafyası genişleyince beytülmal/hazinenin, Müslümanlardan alınan zekat, gayri Müslümanlardan barış yoluyla alınan FEY, savaş yoluyla alınan cizye/haraç gelirleriyle mali kaynakları artmaya başladı. Bu kaynaklar, o dönemin vergileriydi; vergilerini vermeyenlere bazı müeyyideler uygulanırdı.</p>



<p>Dört halife döneminden sonraki (Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar) dönemlerde de devletin mali kaynakları zekat, ganimet, öşür, haraç, cizye, fey ve bazı örfi vergilerle devam etmiştir.</p>



<ol class="wp-block-list" start="21"><li>asra geldiğimiz bu çağda Müslümanlar arasında zekatın bir vergi olup olmadığı, kazançlarda/malda zekat dışında bir hakkın bulunup bulunmadığı ve zekatın yanı sıra ikinci bir verginin konulup konulmayacağı, zekatın vergiden, verginin de zekattan mahsup edilip edilmeyeceği gibi konular çokça tartışılmaktadır.</li></ol>



<p>Belirtmek isterim ki teknik anlamda -fıkıh literatüründe- zekat ayrı, vergi ayrı tanımlanmıştır; ancak “hakkın edası” anlamında ikisi de vergidir. Dolayısıyla “zekat vergisi” olarak ifade etmenin hiçbir sakıncası yoktur.</p>



<p>Geçmiş dönemlerde zekat-vergi ilişkisi ile ilgili çalışmalara baktığımızda, zekatı vergi olarak kabul edenler olduğu gibi, kabul etmeyenler de vardır. Zekatı vergi olarak kabul edenlerin dayanağı, ikisinin de “hakkın edası” olmasıdır. Yani, toplumun ihtiyaçlarının karşılanması için varlıklı kişilerin –adına zekat, sadaka ne derseniz deyin- vergi olarak vermeleri zorunlu görülmüştür. Nebi as da zekatı/sadakayı bir vergi (hak) olarak almıştı.</p>



<p>Zekatı vergi olarak kabul etmeyenlerin dayanağı da verginin bir vatandaşlık görevi olduğu, zekâtın ise, dinî bir yükümlülük olduğudur. Ayrıca zekât ile vergi; mükellefiyet, temel gaye, oran, miktar ve harcanacağı yerler (Tevbe, 9/60) bakımından birbirinden farklıdır. Bu itibarla, devlete ödenen vergiler zekât yerine geçmez. Zekâtın ayrıca verilmesi gerekir (Karadâvî, Fıkhu’z-zekât, II, 1118) (Dergipark.org.tr)</p>



<p>Nebi as döneminde devlet henüz bütün kurumlarıyla oluşmadığı için, zekat/sadak ve ganimet dışında üçüncü olarak bir vergi mükellefiyeti getirilmemişti; ancak daha sonra Müslüman ülkelerde zekatın yanı sıra “vatandaşlık vergisi” adı altında ganimet, öşür, haraç, cizye, fey ve bazı örfi vergilerin zorunlu hale getirildiği görülmektedir.</p>



<p>Türkiye dışındaki Müslümanların yaşadığı ülkelerin zekat sistemlerini incelediğimizde, kısmen bir sisteme bağlayan ülkelerin başında Malezya gelmektedir. Malezya’da devlet, zekatı -vergiden ayrı olarak- birkaç şirket eliyle toplatarak ihtiyaç sahiplerine dağıtmaktadır; ancak çifte vergilendirmenin önüne geçebilmek için, zekat veren kişilere -belirli şartlar dahilinde- verdikleri zekat miktarınca gelir vergisi muafiyeti tanımıştır. Bu durum, zekatların tam ödenmesini ve zekat gelirlerinin artışına sebep olmuştur.<br>Türkiye’de yaşayan Müslümanların “zekat-vergi” sorununu çözmek elbette kolay değildir. Türkiye laik, demokratik bir cumhuriyettir. Onun için zekat ile vergiyi birleştirmek reel olarak mümkün değildir. Hatta Malezya’da olduğu gibi şirketler eliyle toplamak ve vergiden düşürmek de kolay değildir. Dolayısıyla zekata işlerlik kazandırmak için başka bir çözüm getirmek gerekir.</p>



<p>Benim tezim/önerim şudur ki laik, demokratik bir cumhuriyet sistemine sahip olan Türkiye’de, “sosyal güvenlik bakanlığı” adıyla bir bakanlık kurulmalı, “zekat” adı altında her türlü sadakalar (infaklar/yardımlar) bu bakanlık eliyle toplanarak “Kur’an’ın öngördüğü” ihtiyaçlara harcanmalıdır. Hatta verilen zekat/sadakalar belgelendirilerek, belli oranda vergiden de düşürülebilmelidir.</p>



<p>Kurulacak olan “sosyal güvenlik bakanlığı”nın başına liyakatli bir bakan getirilmeli, ilçelere varıncaya kadar şubeler açmalı ve tüm ülkede ihtiyaç sahiplerini tespit ederek derecelendirmeli (mesela 1. 2. 3. Derecede ihtiyaç sahibidir) ve her yıl bilgileri güncellenmelidir.</p>



<p>Adalet ve hakkaniyet üzerine öyle bir sistem kurulmalı ki sadece Türkiye’deki muhtaçlar değil, diğer ülkelerdeki muhtaçlara da yardımlar gitmeli, onlar da bu yardımlarla rahata kavuşmalıdırlar.</p>



<p>İnanıyorum ki kurulacak olan “sosyal güvenlik bakanlığı” adalet ve hakkaniyet üzerine çalışır ve toplumun güvenini kazanırsa, tüm yardımları rahatlıkla toplayarak, -tıpkı Nebi as döneminde olduğu gibi- zekat kurumunu aktif hale getirecek ve hiç kimse aç ve açıkta kalmayacaktır. Böylece ne idügü belli olmayan, nerelere harcama yaptığı tespit edilemeyen, yardımları istismar eden dernek, vakıf gibi homojen yapılardan da kurtulmuş olacağız.</p>



<p>Zekat/sadakalar devlet eliyle, (sosyal güvenlik bakanlığı ile) toplatılıp muhtaçlara dağıtıldığında yetersiz gelirse, devlet bütçesinden de destek sağlanır.</p>



<p>NOT: Yazı sıkıcı olmasın diye burada kesiyoruz; ancak zekat konusuna devam edeceğiz; zira daha söylenecek/güncellenecek çok şey var…</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi-iii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekat Kurumunun Güncellenmesi -II</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi-ii/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi-ii/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2021 07:44:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Paylaşım]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16654</guid>

					<description><![CDATA[“Unutmayalım! İnfak ettiklerimiz (verdiklerimiz) bizim olacak (kat kat bize dönecek), vermeyip biriktirdiklerimiz başkalarının olacaktır.” Bir önceki hafta “dini, 21. asrın aklıyla anlamak/yorumlamak” başlığı altında, dini konuların pek çoğunun (özellikle sosyo-ekonomik ayağı olanların) yeniden ele alınması ve güncellenmesi gerektiğini dile getirmiş ve bunların başında da zekat konusun geldiğini belirttikten sonra –birinci yazı olarak- “zekatın anlam ve önemi” üzerinde durmuştuk. Bu ikinci yazıda da “zekat-sadaka ve zekat-vergi ilişkisini belirttikten sonra, zekatı kimlerin, nelerden, kimlere vermesi ve nasıl bir organizasyonun yapılması gerektiği” üzerinde duracağız. Zekatın, Sadaka ve İnfak ile İlişkisiSözcük olarak sadaka; “sıdk” kökünden türemiş, “doğru söylemek ve sözünü tutmak” anlamlarına gelmektedir.Terimsel olarak geniş bir alanı kapsayan sadaka şöyle tanımlanabilir: Bir kişinin, bir başkasına sevgi ve merhamet duygularıyla gönüllü olarak yaptığı her türlü karşılıksız yardımdır. Kısaca, “her türlü hasenat ve salihat” (iyi ve yararlı iş) sadakadır. Sadaka sözcüğünün kök anlamı olan “doğru söylemek ve sözünü tutmak” Allah katında büyük bir “değer” olduğu için, “ her iyi ve yararlı iş” terimsel olarak “sadaka” adını almıştır.Zekat da her türlü mali ve ahlaki sorumlulukları kapsadığı, -iyi ve yararlı bir iş- olduğu için, sadakanın bir parçası olarak kabul edilmiştir. Esasen, “zekat vermek”, “sadaka vermek” demektir. Zaten Tövbe suresinde, “zekatın verileceği yerler” olarak kabul edilen ayette (60) zekat &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Unutmayalım! İnfak ettiklerimiz (verdiklerimiz) bizim olacak (kat kat bize dönecek), vermeyip biriktirdiklerimiz başkalarının olacaktır.”</p>



<p>Bir önceki hafta “dini, 21. asrın aklıyla anlamak/yorumlamak” başlığı altında, dini konuların pek çoğunun (özellikle sosyo-ekonomik ayağı olanların) yeniden ele alınması ve güncellenmesi gerektiğini dile getirmiş ve bunların başında da zekat konusun geldiğini belirttikten sonra –birinci yazı olarak- “zekatın anlam ve önemi” üzerinde durmuştuk.</p>



<p>Bu ikinci yazıda da “zekat-sadaka ve zekat-vergi ilişkisini belirttikten sonra, zekatı kimlerin, nelerden, kimlere vermesi ve nasıl bir organizasyonun yapılması gerektiği” üzerinde duracağız.</p>



<p>Zekatın, Sadaka ve İnfak ile İlişkisi<br>Sözcük olarak sadaka; “sıdk” kökünden türemiş, “doğru söylemek ve sözünü tutmak” anlamlarına gelmektedir.<br>Terimsel olarak geniş bir alanı kapsayan sadaka şöyle tanımlanabilir: Bir kişinin, bir başkasına sevgi ve merhamet duygularıyla gönüllü olarak yaptığı her türlü karşılıksız yardımdır. Kısaca, “her türlü hasenat ve salihat” (iyi ve yararlı iş) sadakadır.</p>



<p>Sadaka sözcüğünün kök anlamı olan “doğru söylemek ve sözünü tutmak” Allah katında büyük bir “değer” olduğu için, “ her iyi ve yararlı iş” terimsel olarak “sadaka” adını almıştır.<br>Zekat da her türlü mali ve ahlaki sorumlulukları kapsadığı, -iyi ve yararlı bir iş- olduğu için, sadakanın bir parçası olarak kabul edilmiştir.</p>



<p>Esasen, “zekat vermek”, “sadaka vermek” demektir. Zaten Tövbe suresinde, “zekatın verileceği yerler” olarak kabul edilen ayette (60) zekat değil, “sedakat/sadakalar” olarak ve hem de “feride/farz” olarak geçmektedir.</p>



<p>Evet Kur’an’da “zekat veriniz” emri, “sadakalarınızı vermek suretiyle kendinizi ahlaken tezkiye ediniz ve malınızı bereketlendiriniz” demektir. Yani, size emanet edilen ihtiyaç sahiplerini gözetin (hakkını verin) ki sadakanızı vermiş ve dolayısıyla sadakatinizi -dürüstlüğünüzü, samimiyetinizi- göstermiş olasınız.</p>



<p>Esasen zekat ve sadakayı içerisine alan daha kapsamlı bir kavram vardır; o da İNFAK’tır. Kur’an’da onlarca ayette, Allah yolunda infak edenler övülmekte ve kendilerine kat kat verileceği ifade edilmektedir. Dolayısıyla İnfak; zekat ve sadakayı da içerisine alan -Allah yolunda (fisebilillah) yapılan- her türlü maddi ve manevi yardımlaşma ve paylaşmadır.</p>



<p>“Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe kavuşamazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” (Al-i İmran, 92)</p>



<p>Bilindiği gibi, Kur’an’da zekat ile ilgili herhangi bir ayrıntı yoktur; sadece “zekatı veriniz” emredilmektedir. Kimlere verileceği ile ilgili Tövbe suresinde (60) sekiz sınıf belirtilmekte, ancak bu sınıflar zekat kavramıyla değil, sadaka kavramıyla açıklanmaktadır. Dolayısıyla zekatın nerelere verileceği, sadaka ayetiyle açıklık kazanmıştır. Zekat ile ilgili diğer ayrıntılar ise, tamamen “sünnet” denilen Nebi as’ın uygulamalarıyla şekillenmiştir. Bu da zekat uygulamalarının değişkenliğini göstermektedir.</p>



<p>O halde, infakın (nafakanın) kategorileri olan zekat ve sadakaların, tedrici bir şekilde İslam hukukunda yer aldığını söyleyebiliriz.<br>Birinci aşamada (Mekke’de) “zekat veriniz” emri yer almakta, ancak ayrıntılara yer verilmemiştir. “Zekat veriniz” emri ile sadece ihtiyaç sahiplerinin gözetilmesi istenmiştir. Nebi as da Mekke’de zekat/sadaka ile ilgili detaylara yer vermemiştir.</p>



<p>İkinci aşamada (Medine’de) nelerden ve kimlere zekat/sadaka verileceği belirtilirken, üçüncü aşamada da -daha detaylı bir şekilde- zekatın/sadakaların düzenlendiği ve devlet eliyle toplatılıp dağıtıldığı görülmektedir. Böylece 23 yıllık nübüvvet döneminde “zekat hukuku” oluşturularak ihtiyaç sahipleri gözetilmiş ve bu uygulama, halifeler döneminde de kısmen devam etmiştir.</p>



<p>Tarih boyunca –İslam hukukunda- zekat, ayrıntıları/kuralları belli ve Müslümanlar için zorunlu bir vergi olarak kabul edilirken, sadaka da ayrıntıları/kuralları belli olmayan, tamamen kişilerin isteklerine terk edilen zekat dışındaki her türlü vergi olarak kabul görmüştür. Bir anlamda zekat özel bir vergi, sadaka da genel bir vergi olmuştur. Bu algı ve ilkeleri değiştirmek artık mümkün değildir; ama bilelim ki zekat, sadakanın bir parçasıdır ve ikisinin de adı “infak”tır.</p>



<p>Nebi as, sadakanın ne denli önemli ve kapsamlı olduğunu -Buhari’den gelen bir rivayette- şöyle açıklamaktadır:<br>“Her Müslüman’ın sadaka vermesi gerekir” deyince, Ashab şöyle sordu: “Ey Allah’ın resulü! Kişi sadaka verecek bir şey bulamayınca ne yapsın?” Resulullah; “eliyle çalışsın, hem kendisi faydalansın, hem de tasadduk etsin” buyurdu. Ashab; “yapacak iş bulamazsa” deyince, Resulullah; “ ister mazlum, ister aciz olsun ihtiyaç sahibine yardım etsin” buyurdu. Ashab; “şayet onu da bulamazsa” deyince, Resulullah; “iyilikle amel etsin ve kötülüklerden sakınsın; bu da onun için bir sadakadır” buyurdu.”</p>



<p>Özetle belirtelim ki, zekat ve sadaka infakı, muhtaçlar için hayat kaynağıdır. Bu kaynağın (zekat hukukunun) ayrıntıları her yıl –tıpkı fıtır sadakasında olduğu gibi- güncellenmesi gerekir; zira Türkiye konjonktüründe –sosyo-ekonomik alanda- her yıl önemli değişiklikler yaşanmaktadır. Bu değişiklikler dikkate alınmazsa, ciddi hak ve adaletsizlikler yaşanır ve zenginler ile fakirler arasında “köprü” olma vasfını kaybeder.</p>



<p>Zekat kurumunun güncellenmesiyle ilgili makaleye devam edeceğiz. Zekat/sadak ile vergi ilişkisini değerlendirdikten sonra, kim, nelerden, ne kadarını, kime, nasıl infak edeceğini imkanlar ölçüsünde yazacağız inşallah…</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi-ii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zekat Kurumunun Güncellenmesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Jan 2021 06:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<category><![CDATA[Zekat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16633</guid>

					<description><![CDATA[Bir önceki hafta “dini, 21. asrın aklıyla anlamak/yorumlamak” başlığı altında, dini konuların pek çoğunun (özellikle sosyo-ekonomik ayağı olanların) yeniden ele alınması ve güncellenmesi gerektiğini dile getirmiştim. Bunlardan biri de zekat konusuydu. Zekat konusunu gündeme taşımamın temel sebebi, yaşadığımız bu PANDEMİ (COVİD-19) ve farklı ülkelerde yaşanan savaşlar ve sürgünler den doğan ekonomik sıkıntılar, işsizlik, göç, çaresizlik, aç ve açıkta kalma gibi sorunlara çare olabilmektir. Bir tarafta servetinin anahtarlarını taşımakta zorlananların olduğu, diğer tarafta evsiz barksız, açıkta, yollarda, çadırlarda, sular içerisinde, aç, susuz, ilaçsız, sağlıksız koşullarda nefes alıp verenlerin bulunduğu bir çağda yaşamak, vicdanı çalışan insanları oldukça rahatsız etmektedir. Kimsesizlerin ve çaresiz kalmışların derdine derman olacak pek çok faktör vardır ki bunlardan biri de infak (zekat/sadaka) dır. Onun için Allah, zekat vergisini farz/zorunlu kılmıştır. Bu kurum, hakkaniyet üzere çalıştırıldığında, inanıyorum ki hiçbir insan aç ve açıkta kalmayacaktır. Yeter ki Müslümanların yaşadığı ülkelerde yetkililer bu konuda inançlı, iradeli ve çözüme odaklı olsun. Şimdi, “zekat nedir, ne işe yarar, nelerin, nasıl değişmesi (güncellenmesi) gerekir ve dertlere nasıl derman olur” gibi sorulara cevap vermeye çalışalım. Zekat sözcük olarak; temizleme, arıtma, çoğalma ve bereket gibi anlamlara gelmektedir. Fıkıh literatüründe zekat; belli bir zenginliğe sahip olan kimsenin, belirli yerlere harcanmak üzere verdiği vergidir.Zekat, Kur’an’da otuzu aşkın ayette &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir önceki hafta “dini, 21. asrın aklıyla anlamak/yorumlamak” başlığı altında, dini konuların pek çoğunun (özellikle sosyo-ekonomik ayağı olanların) yeniden ele alınması ve güncellenmesi gerektiğini dile getirmiştim. Bunlardan biri de zekat konusuydu.</p>



<p>Zekat konusunu gündeme taşımamın temel sebebi, yaşadığımız bu PANDEMİ (COVİD-19) ve farklı ülkelerde yaşanan savaşlar ve sürgünler den doğan ekonomik sıkıntılar, işsizlik, göç, çaresizlik, aç ve açıkta kalma gibi sorunlara çare olabilmektir.</p>



<p>Bir tarafta servetinin anahtarlarını taşımakta zorlananların olduğu, diğer tarafta evsiz barksız, açıkta, yollarda, çadırlarda, sular içerisinde, aç, susuz, ilaçsız, sağlıksız koşullarda nefes alıp verenlerin bulunduğu bir çağda yaşamak, vicdanı çalışan insanları oldukça rahatsız etmektedir.</p>



<p>Kimsesizlerin ve çaresiz kalmışların derdine derman olacak pek çok faktör vardır ki bunlardan biri de infak (zekat/sadaka) dır. Onun için Allah, zekat vergisini farz/zorunlu kılmıştır. Bu kurum, hakkaniyet üzere çalıştırıldığında, inanıyorum ki hiçbir insan aç ve açıkta kalmayacaktır. Yeter ki Müslümanların yaşadığı ülkelerde yetkililer bu konuda inançlı, iradeli ve çözüme odaklı olsun.</p>



<p>Şimdi, “zekat nedir, ne işe yarar, nelerin, nasıl değişmesi (güncellenmesi) gerekir ve dertlere nasıl derman olur” gibi sorulara cevap vermeye çalışalım.</p>



<p>Zekat sözcük olarak; temizleme, arıtma, çoğalma ve bereket gibi anlamlara gelmektedir. Fıkıh literatüründe zekat; belli bir zenginliğe sahip olan kimsenin, belirli yerlere harcanmak üzere verdiği vergidir.<br>Zekat, Kur’an’da otuzu aşkın ayette ve çoğunlukla namaz emri ile birlikte geçen temel bir görevdir. Namaz, bireysel arınmayı ve yükselişi sağlarken, zekat da toplumsal gelişmeyi ve barışı sağlamaktadır. Diğer bir ifadeyle namaz, bireysel anlamda Allah ile olan bağı güçlendirirken, zekat da sosyo-ekonomik anlamda Allah ile olan bağı güçlendirmektedir.</p>



<p>Biri bireysel ahlakı ve arınmayı sağlarken, diğeri de toplumsal ahlakı ve arınmayı sağlamaktadır. Allah, insana beden verdiği gibi, bu bedeni ayakta tutan mal da vermiştir. İnsan, Allah’a karşı şükrünü eda ederken hem bedenen ibadet etmesi, hem de malının zekatını/sadakasını vererek ibadet etmesi gerekir. O bakımdan namaz, oruç ve hac bedeni ibadet olarak kabul edilirken, zekat, sadaka ve diğer yardım türleri de mali ibadet olarak kabul edilmektedir.</p>



<p>Namaz, oruç, hac ve bedenen yapılan diğer yardımlar, yüce Allah’ın kullarına ihsan ettiği vücut sıhhatinin şükrü iken; zekat, sadaka ve diğer mali yardımlar da servetin/malın şükrüdür. O bakımdan kulun, Allah’a karşı sorumlu olduğu iki temel ‘alan’ vardır; o da namaz ve zekattır. Namazını hakkıyla kılıp, zekatını hakkıyla ödeyen kimseleri, Kur’an; muttaki, muhsin ve iyi kulların vasıflarından saymaktadır.<br>“Yüzlerini doğuya veya batıya çevirmeniz iyi olmanızı göstermez; asıl iyi olan, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanan; yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara ve kölelere sevdiği maldan harcayan; namaz kılan ve zekat ödeyendir…” (Bakara, 177)</p>



<p>Bir toplumda zengin ile fakirin bulunması doğaldır. Bu doğallık aynı zamanda bir denge oluşturmaktadır. Toplumun bütün fertleri zengin veya fakir olsa denge bozulur ve hayat çekilmez hale gelir. O bakımdan her şeyi bilen Allah, insanları birbirlerine muhtaç olacak şekilde yaratmıştır. Her bir fert, toplumsal düzenin bir ihtiyacını karşılamak zorundadır. Bu doğal bir yasadır. İşte zekat, fakir ile zengin arasındaki ekonomik seviyeyi korumakta ve böylece zenginin daha zengin, fakirin de daha fakir olmasını engellemektedir.</p>



<p>Zekat, fakirin zenginde olan hakkıdır; zira yüce Allah: “onların mallarında muhtaç ve yoksulların hakkı vardır” (Zariyat, 19) buyurarak, bu konuda zenginlere önemli görev yüklemektedir. Zenginler bu görev ve sorumluluklarını yerine getirdikleri takdirde, mal ve servet belirli ellerde değil, toplumun bütün fertlerinin istifadesine sunulmuş olacaktır. Aksi takdirde, mal ve servet belli ellerde kalacak ve toplumun önemli bir kesimini ezen bir araç, bir tahakküm ve bir sömürü unsuru haline dönüşecektir. Onun için toplumun ekonomik dengesi mutlaka sağlanmalıdır.</p>



<p>Zekat, zengin ile fakir arasında bir köprüdür. Bu köprü, zengin ile fakir arasında sevgi, saygı ve güven sağlar. Zekat, sosyal dayanışma sisteminin vazgeçilmez temellerinden biridir. Bu dayanışma sayesinde fakir, yoksul, kimsesiz, yetim, yolda kalmış ve borçlu gibi yardıma muhtaç kimseler istifade ederek hayatlarını devam ettirirler. Bu kurum, İslam dininin toplumsal dayanışmaya ne kadar önem verdiğini ortaya koymaktadır.</p>



<p>Yüce Allah, “onların mallarından sadaka (zekat) al. Onunla kendilerini temizlemiş ve tezkiye etmiş olursun” (Tevbe 113) şeklinde buyurarak, zekatın malı temizlediğini, kişileri tezkiye (arındırmış) ettiğini ifade etmektedir. Zekat ödeyen kimse hem nefsini cimrilikten, mal hırsından ve hased gibi kötü duygulardan arındırmış olur; hem de malını bereketlendirmiş ve temizlemiş olur.<br>İslam dininde toplum bir vücut gibidir. Nasıl ki vücudun bir azası sızlayınca öbür organlar duyuyorsa, toplumun bir ferdi sıkıntı çekince bütün fertlerin o sıkıntıyı duyması ve ona göre sıkıntı duyana yardıma koşmaları gerekir. Toplumsal bünyenin ayakta kalması için, yardımlaşma şarttır. İşte zekat, bu yardımlaşmanın en güçlü unsurlarından biridir.</p>



<p>Toplumdaki muhtaç kimselerin durumu, vücuttaki bir organın kanaması gibidir. Nasıl ki kanamaya vaktinde müdahale edilmediğinde ölüme sebebiyet veriyorsa, toplumun yoksul ve muhtaçları için vaktinde tedbirler alınmazsa, toplumun sağlığı bozulur ve bu durum önemli problemlere sebep olur. O bakımdan yüce Allah’ın hak olarak tanıdığı zekat, istendiği şekilde ödenirse, toplum sağlıklı bir yapıya kavuşmuş olur.</p>



<p>Zekat vermek bütün zengin Müslümanlara farzdır. Bu farziyet Kur’an ayetleriyle sabittir. Resulullah as döneminde yaygın olan servet ve zenginlik maddeleri zekata tabi tutulmuş, bu malların belli bir kısmı zekat olarak zenginlerden alınarak ihtiyaç sahiplerine dağıtılmıştır. Dolayısıyla zekata tabi mallar, zekat nisapları, zekat gelirlerinin toplanması ve dağıtılması ile ilgili kurallar o günkü konjonktüre göredir. Bu gün ise, sosyo-ekonomik durum, zenginlik ölçüsü, nisap miktarı, zekata tabi olan mallar, zekat alıcıları, mallar arasındaki fiyat dengesi vs. hep değişmiştir. O bakımdan zekatı yeniden ele almak gerekir.</p>



<p>Evet, bugün üretim, hizmet ve harcamalar tamamen değişmiş ve geçmiş asırlardaki “zekat sistemi” gerçek anlam ve amacını yitirmiştir. Bir taraftan milyarlarca liralık servete sahip kimseler zekattan muaf tutulurken, diğer taraftan hiçbir mal varlığına sahip olmayıp sadece üç-beş altına sahip olanlar zekat ödemeye zorlanmaktadır. Dolayısıyla zekat, anlam ve amacı çerçevesinde bütünüyle yeniden değerlendirilerek işlevsel hale getirilmelidir. Bunun için de yeni bir takım formüllerin ve çözümlerin ortaya konması ve bunlar ışığında zekata işlerlik kazandırılması gerekir. İşte o zaman zekat, gerçek anlamına ve amacına kavuşmuş olacaktır.</p>



<p>NOT: İslam dininin en hayati kurumlarından olan zekatı dile getirmeye devam edeceğiz. Tezimiz odur ki zekat kurumu güncellenmedikçe ihtiyaç sahipleri rahat bir nefes alamaz ve zengin-yoksul dengesi ve yakınlığı sağlanamaz. O bakımdan zekat ile ilgili nelerin, nasıl değişmesi gerektiğini ortaya koymaya çalışacağız. Haftaya görüşmek dileğiyle…</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/zekat-kurumunun-guncellenmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fakirden al, zengine ver!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/fakirden-al-zengine-ver/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/fakirden-al-zengine-ver/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2020 08:02:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[emin pazarcı]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13864</guid>

					<description><![CDATA[Adı lazım değil, kandilimi kutlamak için aradı. “Sen ne yapıyorsun, nasılsın?” dedim. “Yardım kolisi dağıtıyoruz abi” cevabını verdi. Belediyede çalışıyor. Şu sıkıntılı günlerde görev değişikliği yapılmış. 65 yaşın üstündekilere ve kronik rahatsızlığı bulunduğu için sokağa çıkamayanlara yardım için görevlendirilmiş. O da zevkle koşuşturup duruyor… Ama anlattıkları pek de iç açıcı değil! Bazen yaptıkları işten büyük haz duyduklarını, bazen de arkadaşları ile birlikte “lanet olsun” dediklerini anlattı. Şaşırdım tabi, sebebini sordum… “Sorma abi” diye cevaplandırdı: -Adam dubleks apartman dairesinde oturuyor. Vallahi benden zengin, billahi benden varlıklı. Oturduğu dairenin değeri en az 500 bin lira. Ama ona da koli götürüyoruz. Çünkü adam telefona sarılmış, “yardıma ihtiyacım var” demiş! Ahlaki bir problem bu! Toplumsal bir sıkıntı! Asgari ücretli bir belediye çalışanı kapısını çalıyor. Lüks dairesinde Robe de chambre giyip keyif çatan adam kapıyı açıyor. Kendisine uzatılan yardım paketini alıp evine koyuyor. Hem de hiç utanmadan ve sıkılmadan! İnanamadım, belediye yetkililerine sordum. “Çok değil, ama maalesef var bu tipler” dediler: -Görüyor arkadaşlar. Kapısına kadar gittiğimiz için geri dönemiyoruz. O utanmıyor, ama biz ayıbını yüzüne vurmaktan utanıyoruz. Veriyoruz o yardım paketini, ama notumuzu alıyoruz. Oraya bir daha gitmiyoruz. İşte halimiz bu maalesef… Bizde dar gelirli vatandaş, karınca kararınca elini taşın altına koyuyor, en azından yardım için 10 liralık SMS atıyor. Emekli, o küçücük aylığından artırıp bankaya koşuyor. Minik &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="row shaperin1alt1">
<div class="newsdetailwrap">
<div class="imagewrapper">
<div class="texts">
<p>Adı lazım değil, kandilimi kutlamak için aradı. <b>“Sen ne yapıyorsun, nasılsın?”</b> dedim. <b>“Yardım kolisi dağıtıyoruz abi” </b>cevabını verdi.</p>
<p>Belediyede çalışıyor. Şu sıkıntılı günlerde görev değişikliği yapılmış. 65 yaşın üstündekilere ve kronik rahatsızlığı bulunduğu için sokağa çıkamayanlara yardım için görevlendirilmiş. <b>O</b> da zevkle koşuşturup duruyor…</p>
<p>Ama anlattıkları pek de iç açıcı değil!</p>
<p>Bazen yaptıkları işten büyük haz duyduklarını, bazen de arkadaşları ile birlikte <b>“lanet olsun”</b> dediklerini anlattı. Şaşırdım tabi, sebebini sordum…</p>
<p><b>“Sorma abi”</b> diye cevaplandırdı:</p>
<p><b>-Adam dubleks apartman dairesinde oturuyor. Vallahi benden zengin, billahi benden varlıklı. Oturduğu dairenin değeri en az 500 bin lira. Ama ona da koli götürüyoruz.</b></p>
<p>Çünkü adam telefona sarılmış, <b>“yardıma ihtiyacım var”</b> demiş!</p>
<p>Ahlaki bir problem bu! Toplumsal bir sıkıntı!</p>
<p>Asgari ücretli bir belediye çalışanı kapısını çalıyor. Lüks dairesinde Robe de chambre giyip keyif çatan adam kapıyı açıyor. Kendisine uzatılan yardım paketini alıp evine koyuyor.</p>
<p>Hem de hiç utanmadan ve sıkılmadan!</p>
<p>İnanamadım, belediye yetkililerine sordum. <b>“Çok değil, ama maalesef var bu tipler”</b> dediler:</p>
<p><b>-Görüyor arkadaşlar. Kapısına kadar gittiğimiz için geri dönemiyoruz. O utanmıyor, ama biz ayıbını yüzüne vurmaktan utanıyoruz. Veriyoruz o yardım paketini, ama notumuzu alıyoruz. Oraya bir daha gitmiyoruz.</b></p>
<p>İşte halimiz bu maalesef…</p>
<p>Bizde dar gelirli vatandaş, karınca kararınca elini taşın altına koyuyor, en azından yardım için 10 liralık SMS atıyor. Emekli, o küçücük aylığından artırıp bankaya koşuyor. Minik yavrular, dayanışma için kumbaralarında biriktirdiklerini götürüp veriyor…</p>
<p>Karşımıza ise bu tür değersiz, vicdansız ve asalak tipler çıkıyor.</p>
<p>Toplumsal bozulmanın en çarpıcı fotoğrafıdır bu. Sayıları çok olmasa da var içimizde bunlar.</p>
<p><center><center><b>***</b></center></center>Yaşayıp görünce, olan biteni bilince, yardım kampanyalarının neden denetim altına alınmaya ve tek elde toplanmaya çalışıldığı daha iyi anlaşılıyor!</p>
<p>Belediyelerin yüzü yumuşak, istismar edilse de sesini çıkaramıyor. İstemese de kötü niyete ortak olmak zorunda kalıyor. Çünkü işin sonunda siyaset ve seçim var.</p>
<p>Ama valilik ve kaymakamlıklar öyle değil. Devlet adına görev yapıyorlar. Daha rahat hareket etme imkânları var onların, daha zor istismar edilirler.</p>
<p>Bu milletin kaynakları kıt…</p>
<p>Har vurup harman savurma noktasında değiliz.</p>
<p>O yüzden, kimse <b>“Vay bana neden yardım toplanma izni verilmiyor”</b> diye ortalığı ayağa kaldırmasın. <b>Türkiye</b> olarak, bütün dünyayı sarsan büyük bir salgınla karşı karşıyayız. Bu süreci de sağlıklı ve iyi yönetmek, gerçekten ihtiyaç sahiplerini koruyup kollamak zorundayız.</p>
<p>Devlet elbette gereken tedbirleri alacak. Görevi bu.</p>
<p>Toplumsal dayanışma, hali vakti</p>
<p>yerinde olanın, sıkıntıda olana yardım etmesidir. İyi niyetli dar gelirliden alıp, kötü niyetli ve istismarcı zengine vermek değil!</p>
<p>Bizim gördüğümüzü devlet de görüyor ve doğruyu yapmaya çalışıyor. Gün siyaset ve şov yapma günü değil çünkü. Bırakalım istismar siyasetini, ülkeye ve insanımıza nasıl yardımcı olacağımızı düşünelim şimdi!</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/fakirden-al-zengine-ver/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
