<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yalan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/yalan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Apr 2023 13:52:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>yalan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dürüst Lider Öyle Mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/18741/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/18741/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Apr 2023 13:51:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18741</guid>

					<description><![CDATA[Alemi kör milleti sersem sanan hokus pokusçular yapabilseler Kemal Kılıçdaroğlu’nu dürüst lider diye yutturacaklar bize ama alem kör değil, en azından biz değiliz. Dürüst lider öyle mi? Ya Hu dürüst lider her şeyden önce milletin gözüne baka baka yalan konuşmaz, yalanı bir alışkanlık haline getiren adamdan dürüst lider mi olur? Tamam, siyasetçi olarak muhalefeti abartır, olanı fazla gösterir, olmayanı varmış gibi sunarsın, bu da doğru değil ama hiç olmazsa bunlara yorum farkı veya abartı der geçeriz fakat Kemal beyin durumu böyle değil ki, alenen yalan konuşuyor. Hem de net yalanlar. İşte bazı örnekler; Baykal’ın kaset olayında ‘’genel başkanlığa aday değilim’’ dedi, iki gün sonra gitti kurultayda aday oldu ve CHP&#8217;nin başına geçti.&#160; Hükümetin 2008’de çıkardığı [ve Ak Partinin kapatılma davasına konu olan] başörtüsü yasasını iptal ettirmek için Anayasa Mahkemesine gitti, yani çözümü geciktirenlerden oldu ama sonra da çıktı dedi ki, ‘’başörtüsü sorununu ben çözdüm’’[evet aynen böyle dedi, iyice güçlenen hükümet 2013’te yasal düzenleme yapınca engelleyemedi ya, o mu çözmüş oluyor? Bu aslında “çözümü ben geciktirdim ama artık buna gücüm kalmadı” demektir, yani bu bir itiraf]. İktidara gelince Ali Babacan’ı yüce divana göndereceğim demişti ama şimdi onunla ittifak kurdu ve seçilirse CB yardımcısı yapacak [böyle bir şey ancak şu şartla kabul &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Alemi kör milleti sersem sanan hokus pokusçular yapabilseler Kemal Kılıçdaroğlu’nu dürüst lider diye yutturacaklar bize ama alem kör değil, en azından biz değiliz. Dürüst lider öyle mi?</p>



<p>Ya Hu dürüst lider her şeyden önce milletin gözüne baka baka yalan konuşmaz, yalanı bir alışkanlık haline getiren adamdan dürüst lider mi olur? Tamam, siyasetçi olarak muhalefeti abartır, olanı fazla gösterir, olmayanı varmış gibi sunarsın, bu da doğru değil ama hiç olmazsa bunlara yorum farkı veya abartı der geçeriz fakat Kemal beyin durumu böyle değil ki, alenen yalan konuşuyor. Hem de net yalanlar. İşte bazı örnekler;</p>



<p>Baykal’ın kaset olayında ‘’genel başkanlığa aday değilim’’ dedi, iki gün sonra gitti kurultayda aday oldu ve CHP&#8217;nin başına geçti.&nbsp;</p>



<p>Hükümetin 2008’de çıkardığı [ve Ak Partinin kapatılma davasına konu olan] başörtüsü yasasını iptal ettirmek için Anayasa Mahkemesine gitti, yani çözümü geciktirenlerden oldu ama sonra da çıktı dedi ki, ‘’başörtüsü sorununu ben çözdüm’’[evet aynen böyle dedi, iyice güçlenen hükümet 2013’te yasal düzenleme yapınca engelleyemedi ya, o mu çözmüş oluyor? Bu aslında “çözümü ben geciktirdim ama artık buna gücüm kalmadı” demektir, yani bu bir itiraf].</p>



<p>İktidara gelince Ali Babacan’ı yüce divana göndereceğim demişti ama şimdi onunla ittifak kurdu ve seçilirse CB yardımcısı yapacak [böyle bir şey ancak şu şartla kabul edilebilir; ‘’Ben o konuda eksik bilgi ile konuştum, Babacan’a haksızlık etmişim, durum öyle değilmiş…’’ der ve özür dilersin ama böyle bir şey olmadı].</p>



<p>Benzer şekilde Davutoğlu için de Cumhuriyet tarihinin en çapsız bakanı demişti ama şimdi onunla da ittifak kurdu ve seçilirse onu da CB yardımcısı yapacak.</p>



<p>2019 seçimlerinde “CHP’li Belediyeler hiçbir işçinin işine son vermeyecek size namus sözü veriyorum.” demişti ama CHP&#8217;li belediyeler değil bir kişiyi binlerce kişiyi işten çıkardı, lakin Kemal bey gıkını bile çıkarmadı, namus sözünü çiğnedi.</p>



<p>Habire “İktidara gelince israfı önleyeceğim” diyor ama TBMM’nin en müsrif milletvekilileri CHP’li vekiller çıkınca (CHP Adana milletvekili Elif Türkmen’in 2016’da bir yıllık telefon faturası 2 milyon TL olmuştu; eski parayla 2 trilyon TL, 857 asgari ücret, bugünkü rakamla 8,5 milyon/trilyon TL, meclisin ikinci ve üçüncü müsrif milletvekili de CHP’li idi), bu durum Kemal beye sorulduğunda pişkin bir şekilde aynen şöyle dedi; “Sonra bunlar niye bu kadar para harcadılar, derseniz, adama sorarlar, sen bu hakkı niye verdin arkadaş!”</p>



<p>Evet, ayynen böyle dedi.</p>



<p>‘’Darbe girişimi olursa o tankın önüne önce ben çıkarım’’ demişti ama darbe girişimi [hatta darbe] oldu, tanklar önünden geçti fakat o da tankların yanından sıvışarak geçti [kaçtı]. Daha kötüsü ise bu sözü hatırlatılınca verdiği şu pişkin cevaptı: ‘’İyi de tank getirselerdi madem. Nerede tank?&#8221; [havalimanında yanından geçtin ya, sonra da TV ekranının karşısına geçip izlendin ya bu tankları].</p>



<p>8 Haziran 2016’da Habertürk TV’de &#8220;Sözde ben hastanede PKK&#8217;lıları ziyarete gitmişim, ya pes ya, pes, ya bırak hastaneyi, bırak hapishaneyi ben hiçbir yerde gitmedim, ziyaret etmedim’’&nbsp; dedi, iki hafta sonra [24 Haziran 2016’da] CNNTürk’te ‘’Biz hapiste hasta yatan PKK’lıya da gittik, DHKP’liye de gittik…’’ dedi.</p>



<p>Kemal bey 2018’deki seçimlerde ‘’Niye CB adayı olmuyorsunuz?’’ şeklindeki soruyu aynen şöyle cevaplamıştı; &#8220;Efendim bir partinin genel başkanı Cumhurbaşkanı adayı olmamalı, bir partinin genel başkanı Cumhurbaşkanı adayı olursa, velev ki seçildi, nasıl gidecek namusu ve şerefi üzerine yemin edecek, &#8216;ben tarafsız olacağım&#8217; diye? Benim namusum ve şerefim bu kadar ucuz mu? Ben nasıl namusum ve şerefim üzerine, tarih huzurunda ve büyük Türk milleti önünde diyeceğim ki &#8216;tarafsız davranacağım&#8217;, ya o zaman demezler mi kardeşim, &#8216;tarafsızsan sen nasıl falan parti üyesisin?&#8221;</p>



<p>Ama şimdi CB adayı oldu ve CHP’den istifa etmedi. Dahası CB seçilirse de istifa etmeyecek [hatta bunu protokola yazdırdı, parlamenter sisteme geçilince istifa edecekmiş!, iyi de bunun olmayacağını kendisi de biliyor, ama hadi diyelim ki oldu, o zamana kadar namusu ve şerefi ne olacak? Velev ki seçildi, Kemal bey ‘’nasıl gidecek de namusu ve şerefi üzerine yemin edecek, &#8216;ben tarafsız olacağım&#8217; diye?’’ Kemal beyin ‘’namusu ve şerefi bu kadar ucuz mu?’’-kendi sözü böyle-]</p>



<p>Kemal bey şimdi de her akşam TV ekranlarında ‘’Gittim, milletimiz için 300 Milyar Dolar temiz yatırım getirdim’’ deyip duruyor [evet, dili geçmiş zamanla, ‘’getirdim’’ diyor]. Getirdiysen hani nerede bu yatırımlar, hangi ilde ve hangi alanda?</p>



<p>Gitmiş İngiltere’de bazı yatırım fonlarının alt düzey yöneticileri ile görüşmüş [yani doğru dürüst dikkate bile alınmamış ama] gelmiş bize caka satıyor [ilk yorumda bu konuda detaylı bilgiler, ekte de KK’nın İngiltere’de yaptığı bir görüşmenin görseli yer alıyor, bu görseldeki ciddiyetsizlik (dikkate alınmama)&nbsp; bile her şeyi anlatmıyor mu].</p>



<p>Böyle bir siyasetçiyi dürüst lider olarak takdim etmek, ne CHP tabanının ne de ülke halkının hak ettiği bir durum. Ama maalesef durum bu.</p>



<p>Sahi bir ara ‘’Kılıçdaroğlu aday olmasın’’ diye kampanya yapan CHP’liler vardı değil mi? Ne oldu onlara? Tıpış tıpış mı dediniz? Ha evet, anladım.</p>



<p>Ama lafa gelince biat eden, koyun gibi davranan [ne olursa olsun, belediyeciliğin çok kötü olduğu İzmir örneğinde olduğu gibi daima CHP&#8217;ye oy verenler değil de] zaman zaman Erdoğan&#8217;a bile kök söktüren&nbsp; Ak Parti seçmenleri oluyor değil mi?</p>



<p>Şu solcular algı manipülasyonunda hakikaten çok maharetliler, neredeyse akı kara, karayı ak gösterebiliyorlar!</p>



<p>Not: Kılıçdaroğlu’nun paylaşımdaki tüm sözlerine internetten ulaşabilirsiniz [hepsi açık kaynaklarda var]</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/18741/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bizim Evden Hikâyeler: Zihni Sapık Haber Peşinde</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bizim-evden-hikayeler-zihni-sapik-haber-pesinde/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bizim-evden-hikayeler-zihni-sapik-haber-pesinde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2023 11:03:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[iftira]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18668</guid>

					<description><![CDATA[Bir baktı, koca bir kalabalık, hem de caminin avlusunda. Gözleri parladı “buradan çarpıcı bir haber çıkar” dedi. İçeri daldı suret-i haktan görünerek selam verdi. “İftarımıza buyurunuz” dediler. “bedava sirke baldan tatlıdır” diye içinden geçirdi ama sofrada fena değildi. Yenildi, içildi, “çaylar teravih namazından sonra” diye anons edildi. Tamam, haberi bulmuştu. Hemen büroya koştu ertesi günün manşeti hazırdı: “Bir çayı bile çok gördüler”. O sırada geğirmesi ve esnemesi birbirine karışıyordu. “hemen bir soda içmem lazım, ancak hazmedebilirim onca yediklerimi” dedi. Ertesi gün cami cemaati şaşkına dönmüştü ama onun gülleri açmıştı. Biraz siyah ve iç karartıcıydı ama güldü neticede. Artık orada beni tanıdılar, başka mekâna gitmeliyim. Gerçi bu dindarlar kin tutmasını da beceremezler, unutur giderler ama ben gene de tedbirli olmalıyım. Baksana adamlar tedbir sayesinde neleri becerdiler, ülkeyi bile ele geçireceklerdi, demek ki işe yarıyor. Ertesi gün başka bir camiye takıldı. Başında beyaz takke, suratında yapmacık bir gülümseme, elinde otuzüçlük bir tesbih… “Kostüm tamam, bundan sonrası rol kesmeye kaldı. Onu da çok iyi beceririz evvel Allah” dedi. Birden uyandı. “Allah mı?” dedim. Allah Allah, nasıl böyle bir şey söyledim?” dedi ve devam etti. Yavaşça topluluğun içine sızdı, selam verip bir gencin yanına mütevazı bir edayla oturdu. Mecliste samimi bir sohbet vardı, dertleşiyorlardı. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir baktı, koca bir kalabalık, hem de caminin avlusunda. Gözleri parladı “buradan çarpıcı bir haber çıkar” dedi. İçeri daldı suret-i haktan görünerek selam verdi. “İftarımıza buyurunuz” dediler. “bedava sirke baldan tatlıdır” diye içinden geçirdi ama sofrada fena değildi. Yenildi, içildi, “çaylar teravih namazından sonra” diye anons edildi. Tamam, haberi bulmuştu. Hemen büroya koştu ertesi günün manşeti hazırdı: “Bir çayı bile çok gördüler”. O sırada geğirmesi ve esnemesi birbirine karışıyordu. “hemen bir soda içmem lazım, ancak hazmedebilirim onca yediklerimi” dedi.</p>



<p>Ertesi gün cami cemaati şaşkına dönmüştü ama onun gülleri açmıştı. Biraz siyah ve iç karartıcıydı ama güldü neticede.</p>



<p>Artık orada beni tanıdılar, başka mekâna gitmeliyim. Gerçi bu dindarlar kin tutmasını da beceremezler, unutur giderler ama ben gene de tedbirli olmalıyım. Baksana adamlar tedbir sayesinde neleri becerdiler, ülkeyi bile ele geçireceklerdi, demek ki işe yarıyor.</p>



<p>Ertesi gün başka bir camiye takıldı. Başında beyaz takke, suratında yapmacık bir gülümseme, elinde otuzüçlük bir tesbih… “Kostüm tamam, bundan sonrası rol kesmeye kaldı. Onu da çok iyi beceririz evvel Allah” dedi. Birden uyandı. “Allah mı?” dedim. Allah Allah, nasıl böyle bir şey söyledim?” dedi ve devam etti.</p>



<p>Yavaşça topluluğun içine sızdı, selam verip bir gencin yanına mütevazı bir edayla oturdu. Mecliste samimi bir sohbet vardı, dertleşiyorlardı. O sırada birisi “Hocam! Belki milyonda bir olacak bir hadise ama bir problemimiz var.” Hoca da “Hayırdır inşallah, söyle bakalım” Adam anlatmaya başladı: “Mahallede karısına ve kızına kötü davranan bir adam vardı. İçer, ayyaş olur gelir; ardından döver, söver, sonra sızardı. Bağırtılarını bazen biz komşular da duyardık. Fakat bu mendebur işi azıtmış, kızına sarkıntılıkta bulunmuş, Allah’tan başarılı olamamış. Kadın ve kız bizim eve sığınmışlar. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Kadın kendi durumunu soruyor.” Hakikaten hiç olmaması gerekin bir hadise. Tuzun koktuğu yer sanki. Bir baba kızına nasıl böyle bir şey yaşatabilir? Canilik böyle bir şey olsa gerek. O kadın yani kızın annesi adama haram olmuştur artık. Nikâhları düşmüştür. Eğer böyle bir sarkıntılık yapmasaydı, anne haram olmazdı. Siz onu yetkili makamlara bildirin kadını ve kızı koruma altına alsınlar. Adama da cezayı keserler inşallah. Öte dünyada da Yüce Allah onun burnundan fitil fitil getirir. O kadınların da mağduriyetlerini giderir.”</p>



<p>Bizimkinin gözleri parlamıştı. Zihninin formatına uygun kelimeleri bulmuştu. “Baba, kız ve haram olmaz.” Manşet hazırdı. Caminin hocası dedi ki: Kızı babasına haram olmaz”. O gün neşesine diyecek yoktu. Apartman girişinde bir komşusuyla karşılaştı. “Hayrola ayakların yerden kesilmiş bugün” dedi komşusu. Hemen cevabı yapıştırdı: “Ben ne zaman yere bastım ki. Ben göklerde, uzayın derinliklerinde, galaksilerin orta yerinde dolaşan bir adamım. Baykuşlar bile beni kıskanır.” Komşusu güldü ve sessizce ayrıldı.</p>



<p>Ertesi gün bomba gibi düştü haber gündeme. Manşeti okuyanlar “Vay bu hocalar iyice azıttı. Böyle bir şey olabilir mi?” Bütün gazeteciler toplaştılar, hocaya mikrofonu uzattılar, garibim Yusuf misali, ne desin, nasıl savunsun kendini? Söyledi bir şeyler, yalan olduğunu beyan etti. Ertesi gün kalp krizi geçirdi, ameliyata alındı. Ona göre bu bir numaraydı. Kontrollü kalp kriziydi.</p>



<p>Bu olay bile durdurmadı onu. Deprem oldu. Bu depremden şöyle yakışıklı bir manşet çıkarırız dedi ve sahaya koştu. Enkaz altında kalanlar, ölenler, yaralananlar, orta yerde yatanlar, ağlaşanlar, soğukta tir tir titreyenler umurunda değildi. Çünkü bunlardan fiyakalı manşet çıkmazdı. Birden yolu bomboş bir araziye düştü. Bina veya enkaz yoktu ama önemli değildi. Manşet hazırdı: “Nerede bu Kızılay, nerede bu AFAD, nerede bu asker? Neden kışladan çıkarılmaz? Bakın bomboş arazi, sahipsiz. Suriyeliler gelecek buraya yerleşecek, yola düşmüşlerdir bile. Bu bölgede boşluk bırakmaya gelmez.” İnanır mısınız? İnandı bir güruh, iman edercesine. Durmadı, ikinci gün “Ortalığı biraz hareketlendirmem lazım” dedi: “Baraj patlamış, canını seven kaçsın” manşetini attı. Kaçtı da insanlar. Çünkü can tatlıydı. Kim kalmak isterdi suyun altında. Ne kurtarıcılar kaldı ortada ne yardım edenler.</p>



<p>Çarpıcı iki fiyakalı manşet çıkarmıştı, dönüş vakti gelmişti, döndü, ama durmadı. İnsanlar hayatlarını kaybetmişler, yaralanmışlar, mağdur olmuşlar, en acısı da bazı çocukların anne babası bile bulunamamıştı. Bir çözüm arıyordu millet hep birlikte. Bizim zihni sapık merak etti, bu dindarlar ne çözüm üretecekler diye” Hinoğlu hin. Biliyordu İslam’da evlatlığın olmadığını. Bir sürüngen sessizliğinde camiye sızdı ve ayakkabılığın hemen önünde bir yere konuşlandı, antenlerini odakladı, zihnini hevesine kodladı.</p>



<p>Hoca konuşmaya başladı: “Kardeşlerim! Bebekler ve çocuklar en korumasız varlıklardır. Bunlar bize emanettirler. Yüce Allah, yetimlerin korunması noktasında Kur’an’da birçok yerde hatırlatmada bulunur. Dinimizde evlatlık yoktur. Bütün çocuklar biyolojik anne-babasına nispet edilir. Ancak deprem mağduru bu çocuklara koruyucu ailelik yapabiliriz. Burada da ergenlik çağından sonra mahremiyet kurallarına uymaya dikkat etmemiz gerekir. Mahremiyette ölçü evlenebilirliktir. Yani evlenmeleri haram kılınmamış olanlar bu mahremiyet ölçülerine uymalıdırlar. Ancak bakacakları çocuğu evin annesi emzirerek sütanne olursa, baba sütbaba, kardeşler de sütkardeş olurlar. Mahremiyet sorunu da böylece ortadan kalkmış olur.”</p>



<p>Bizim ki aradığı yakışıklı manşeti bulmuştu. Anahtar kelime <em>evlenebilirlik</em>. Ertesi gün manşet: “Hoca koruma altına aldığınız kızlarla evlenebilirsiniz” dedi. Alıcı güruh coşmuştu. “Vay bu hocalar pornocu. İşleri güçleri cinsellik.” Aldı yürüdü bir dedikodu. Dijital dünya kazan, bunlar kepçe, karıştır babam karıştır. Olan oldu. Doğru, daha yerinden kalkmadan yalan okyanusu aşmıştı bile. Hoca şaşkın, cemaat şaşkındı. Herkes hocaya sahip çıktı, teselli ettiler ama olan olmuştu. Hoca Yusuf misali evine kapanmıştı.</p>



<p>Çok eğleniyordu. Eskiden cübbesinden tavşan çıkartanla al gülüm ver gülüm yapıyorlardı ama bunlar daha heyecanlı ve keyif vericiydi. Hazzın Everest’ine çıkmıştı adeta.</p>



<p>Bunun bu hallerini bir görseydi Sokrat, eline verilen zehri bir yudumda içip hemen hayattan ayrılmak isterdi. Platon mağarasına kaçar, gölgelerin arkasına saklanırdı; Aristo küçük dilini yutar, elindeki Organon’u yere atardı. İskender bir an baka kalır, büyük istilasını durdururdu. Mete okunu şaşkınlıktan yıldızlara fırlatır, Roma askerleri ellerindeki kalkanları bakırdı. Sezar, “Senin yaptığın bir şey değilmiş” diye Brutus’u teselli ederdi. Cengiz’e gaddarlığı çerez gelir, Müslüman ve Yahudilere yaptıkları işkencenin hafif kalmasına hayıflanırdı Latinler.</p>



<p>Görseydi bir de Alparslan, hınçtan yumruklarını sıkar, kılıcını Ağrı dağına saplardı. Osman Gazi mezarında ters döner, Fatih yerinden fırlar, “Bire Zeus’un guguk kuşu” diye haykırır, Akşemseddin utancından ellerini yüzüne kapatırdı. Analar dizlerini döverler, feryad ü figan ederler; babalar kahırlarından dudaklarının kemirirler, beddua ederlerdi.</p>



<p>Bir de Hitler görseydi, gözleri parlar, “Yürü aslanım! Seni kim tutar! Dezenformasyonun şahı benim ama azmanı sensin” derdi. Mussolini’nin ağzından akan salyalar sele dönüşür, Akdeniz’i taşırırdı. Stalin donar kalır, buzları balyozla kırılırdı.</p>



<p>Hakkını yemeyelim bazılarını da acayip sevindirdi. Nitekim insanlığın köküne kibrit suyu dökenler “Bu, bizim aradığımızın ötesinde bir cinsiyet” diye etekleri zil çalıyordur. Siyonistler bayram ediyor, emperyalistler seyre çıkıyordur. İslamofobi endüstrisi tam kapasite üretime ve tahrike zaten devam ediyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bizim-evden-hikayeler-zihni-sapik-haber-pesinde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Savaş mı Fitne mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/savas-mi-fitne-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/savas-mi-fitne-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Mar 2022 13:53:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Çarpıtma]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18153</guid>

					<description><![CDATA[Son günlerde iki fotoğraf çok paylaşıldı. Birinde eli silahlı ve ülkesini Rusya’ya karşı korumaya hazır Ukraynalı bir kadın, diğerinde ise bavullarını toplamış ve ülkesini terk eden Suriyelerin olduğu bir fotoğraf…Bu iki fotoğrafı yan yana getirip ülkesini terk eden veya kalıp savaşanlar üzerinden kahraman ve olmayan hükümlerine veya tanımlarına varmak bizleri doğru sonuca götürmez. Neden mi? Eline silah almış Ukraynalı kadın veya erkek ülkesini işgal eden düşmana karşı savaşacak? Rusya ülkesine saldırmış o da ülkesini koruyacak . Peki ya Suriyeli, Mısırlı, Yemenli, Libyalı, Iraklı kime karşı savaşacaktı? Şartlar aynı değil ki! Lafı uzatmadan söyleyelim… Merhum Erbakan hocamız, 28 Şubat sürecinde yapılmak istenen ihaneti basiret ve ferasetiyle görmeyip seçmenlerini sokağa inmeye davet etseydi, bu durumda kim kimi öldürecek idiyse İslam Ülkelerinde birbirlerini öldürenler de onlardır. Bu duruma İslam, savaş veya iç çatışma değil “fitne” adını veriyor. Dinimizin özel bir ad kullanmasının nedeni, fitne ortamlarında Müslümanların birbirlerine karşı nasıl davranması gerektiğinin şartlarını ortaya koyarak en az hasarlı bu ortamdan çıkmayı sağlaması içindir. Çünkü fitne ortamlarında baba oğlunu, kardeş kardeşi, komşu komşuyu, amir memuru hatta başka partilerden oldukları için bazen eşler birbirlerini öldüreceklerdi. Ülkemizi feraset sahibi bir liderin varlığı bu büyük fitneden muhafaza etmiştir. Fitne demek, bir ülkede her biri birbirine eşit haklara sahip &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son günlerde iki fotoğraf çok paylaşıldı. Birinde eli silahlı ve ülkesini Rusya’ya karşı korumaya hazır Ukraynalı bir kadın, diğerinde ise bavullarını toplamış ve ülkesini terk eden Suriyelerin olduğu bir fotoğraf…Bu iki fotoğrafı yan yana getirip ülkesini terk eden veya kalıp savaşanlar üzerinden kahraman ve olmayan hükümlerine veya tanımlarına varmak bizleri doğru sonuca götürmez.</p>



<p>Neden mi?</p>



<p>Eline silah almış Ukraynalı kadın veya erkek ülkesini işgal eden düşmana karşı savaşacak? Rusya ülkesine saldırmış o da ülkesini koruyacak . Peki ya Suriyeli, Mısırlı, Yemenli, Libyalı, Iraklı kime karşı savaşacaktı? Şartlar aynı değil ki!</p>



<p>Lafı uzatmadan söyleyelim… Merhum Erbakan hocamız, 28 Şubat sürecinde yapılmak istenen ihaneti basiret ve ferasetiyle görmeyip seçmenlerini sokağa inmeye davet etseydi, bu durumda kim kimi öldürecek idiyse İslam Ülkelerinde birbirlerini öldürenler de onlardır. Bu duruma İslam, savaş veya iç çatışma değil “fitne” adını veriyor. Dinimizin özel bir ad kullanmasının nedeni, fitne ortamlarında Müslümanların birbirlerine karşı nasıl davranması gerektiğinin şartlarını ortaya koyarak en az hasarlı bu ortamdan çıkmayı sağlaması içindir.</p>



<p>Çünkü fitne ortamlarında baba oğlunu, kardeş kardeşi, komşu komşuyu, amir memuru hatta başka partilerden oldukları için bazen eşler birbirlerini öldüreceklerdi. Ülkemizi feraset sahibi bir liderin varlığı bu büyük fitneden muhafaza etmiştir. Fitne demek, bir ülkede her biri birbirine eşit haklara sahip olan vatandaşların birbirlerini çeşitli gerekçelerle öldürmeye kalkmalarıdır. Üstelik fitne de haklı haksızdan ayırt edilemez.</p>



<p>Sorun çok karmaşık olduğundan, “Fitne ortamlarında kavganın tarafları birbirlerine karşı nasıl davranacak? Olaylarla bağlantıları olmayan üçüncü taraflar bu durumda ne yapacaklar? Kan dökülmesi nasıl önlenecek?” sorularının cevaplarını Kuran-ı Kerim, sünnet ve İslam hukuku açıkça ortaya koymaktadır.</p>



<p>İslam ülkelerinde meydana gelen fitne olaylarında ihtilafa düşen taraflar ve bizler gibi üçüncü taraf olanlar şayet dinimizin ortaya koyduğu ilkelere göre hareket etmiş olsaydık, Suriye, Libya, Yemen ve Irak çatışmalar sonucunda devlet olmaktan çıkmaz, Mısır’da çok büyük bir topluluk olan Müslüman Kardeşler zalimce terörist muamelesine tabi tutulup çok ağır zulme uğramaz ve ülkelerini terk etmeye zorlanmazlardı.</p>



<p>Soru; fitne sonrasında Suriye, Mısır, Libya, Yemen, Irak ve diğer İslam ülkeleri önceki yaşamlarına göre daha iyiye mi gittiler yoksa öldürülüp, vatanlarından sürülüp, sakat bırakılıp dağılıp gittiler mi? Atılan adımların doğru olup olmadıkları bu sorunun cevabında saklıdır. Cevap açıktır. Kıyası mümkün olmayacak biçimde çok daha kötü olmuştur. Hem fitnenin tarafları hem de üçünü taraf olan izler gibi ülkeler yanlış yapmışlardır.</p>



<p>Fitne ortamlarında üçüncü tarafların tavrı çoğu zaman kavgayı çok daha fazla ateşler…Somut bir örnek üzerinden konuyu izah daha kolaydır. Diyelim ki, komşularınızdan biri çok güçlü ve zalim, diğeri de güçsüz ve mazlumdur. Kavga ettiklerinde, şayet engelleme gücümüz varsa önce elimiz, yoksa dilimiz buna da gücümüz yetmezse mazlum olanın daha fazla ezilmesini önlemek bari zalimi engelleyelim tutumu ediniriz değil mi?</p>



<p>Şayet gücünüz zulmü engellemeye yetiyorsa ölçü şudur. “Eğer Mü’minlerden iki tâife çarpışırlarsa hemen aralarını bulun barıştırın, şayet biri diğerine karşı tecâvüz ediyorsa o vakit Allah’ın emrine dönünceye kadar o taşkınlık edenle savaşın! Eğer dönerse yine adâletle aralarını sulh edin ve hep insaflı olun, çünkü Allah âdil davrananları sever.” (el-Hucurât, 9)</p>



<p>İçinde büyük bir yırtıcının olduğu kuyuya kardeşi düşmüş biri onu kuyudan çekip alamıyor veya yırtıcının başını ezemiyorsa, yırtıcıya çomak sokarak öfkelenmesine neden olur mu? Kardeşin selameti için ona çomak sokmamayı tavsiye edenler, zalimin yanında durmakla itham edildiler. Mısır, Suriye, Libya, Irak fitnelerinde Türkiye’nin hatası ne yazık ki tam da bu olmuştur. Hem kardeşini kuyudan alamıyor, hem de başını ezemediği zalime çomak soka yanlışına düşmüştür. Bunun yanlış olduğunu söyleyen bizler de, diktatörlerin yanında durmakla suçlandık.</p>



<p>Allah-ü Teala Maide Suresinde, Kabil’in, kurbanının kabul olmamasında hiçbir günahı olmayan kardeşi Habil’i öldürmek istemesine karşılık verdiği cevabı</p>



<p>29- Ben diliyorum ki sen hem benim günahımı hem de kendi günahını yüklenesin, cehennemliklerden olasın! Zalimlerin cezası işte budur.”</p>



<p>30-Sonunda içindeki duygular onu kardeşini öldürmeye itti; onu öldürdü ve böylece hüsrana uğrayanlardan oldu.</p>



<p>Dikkat edilirse bu ayeti kerimede Habil kardeşi Kabile, “kurbanını Allah kabul etmedi bana ne demiyor”. Bu nedenle bir yerde iş, ölme ve öldürme aşamasına geldiğinde, öldürmek değil de ölmek övülüyor.</p>



<p>Bu hadis-i şerif durumu daha güzel izah ediyor. “Rasûlullâh (s.a.v) Efendimiz’den işittim, «İki müslüman kılıçlarıyla karşılaştıkları zaman kâtil de maktûl de Cehennem’dedir.» buyuruyorlardı.<br>«‒Yâ Rasûlallâh, kâtil tamam, peki öldürülen niçin Cehennem’e girer?» diye sordum.<br>«‒O da arkadaşını öldürmeye hırslıydı da ondan!» buyurdular.” (Buhârî, Îmân, 22)</p>



<p>İşte sizlere bir hadisi şerifle yol haritası “Yakında büyük fitneler olacak, o fitnelerde (yerinde) oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan, daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa, ondan uzak dursun. O zaman bir iltica yeri, sığınacak mekan bulursa ona sığınsın.” (Sahihu’l-Buhari VIII, 92; Tefriru’l-Kurani’l-Azim II, 43; Sunenu İbn-i Mace, II, 3961.)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/savas-mi-fitne-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İktidar Cenahında Kavga Var mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/iktidar-cenahinda-kavga-var-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/iktidar-cenahinda-kavga-var-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Nov 2021 06:39:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[muhalefet]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17891</guid>

					<description><![CDATA[Sözcü gazetesi yazarı&#160;Aytunç Erkin&#8217;in&#160;TBMM başkanlarından&#160;Cemil Çiçek&#160;Bey&#8217;le yaptığı telefon görüşmesi üzerin kaleme aldığı yazı gündemin ilk maddesine yerleşti. Cumhurbaşkanı seçimi konusunda Cemil Bey&#8217;in&#160;yüzde 50 artı 1&#8217;in sıkıntıya sebep olacağı&#160;fikri yeni değil ki. Yeni olan bu düşüncenin Sözcü gazetesinde yer almasıdır. İktidar partisinde bulunmuş herhangi bir ismin farklı bir fikri gündeme gelince muhalif çevreler hemen&#160;iktidar cenahında kavga var&#160;dercesine yorumlar yapmaya başlıyor. İşte 50 artı 1 tartışması da bu kabilden bir tartışma. İktidara muhalif çevrelerin bir de şöyle bir ezberleri var. Zannediyorlar ki iktidar partisinde görev alanlar ve iktidar partisini destekleyenler hiçbir farklı fikir beyan etmiyorlar, doğru yanlış her uygulamaya her teklife ve her karara körü körüne teslim oluyorlar. Oysa gerçek öyle değil. İktidar partisi içinde görevli olanlar ve destekleyenler gördükleri bir yanlışı yahut ikna olmadıkları bir teklif veya kararı ilgili mercilere bir şekilde ulaştırıyorlar. Mesela partinin basına kapalı toplantılarında eleştiriler gündeme gelir, herkes fikrini serbestçe açıklar. Ya da heyetler halinde yapılan özel görüşmelerde bizzat parti genel başkanına doğrular da yanlışlar da açıklıkla ifade edilir. Yahut ilgili mercilere bizzat şifahen ya da yazılı olarak farklı düşünceler iletilir. Bunlar gazetelerde veya televizyonlarda açıkça yapılmadığı için muhalif çevreler iktidar mensuplarını körü körüne itaatle itham ederler. Ya da benzer toplantılardan dışarıya farklı bir şey sızınca kraldan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sözcü gazetesi yazarı&nbsp;<strong>Aytunç Erkin&#8217;in</strong>&nbsp;TBMM başkanlarından&nbsp;<strong>Cemil Çiçek</strong>&nbsp;Bey&#8217;le yaptığı telefon görüşmesi üzerin kaleme aldığı yazı gündemin ilk maddesine yerleşti.</p>



<p>Cumhurbaşkanı seçimi konusunda Cemil Bey&#8217;in&nbsp;<strong>yüzde 50 artı 1&#8217;in sıkıntıya sebep olacağı</strong>&nbsp;fikri yeni değil ki.</p>



<p>Yeni olan bu düşüncenin Sözcü gazetesinde yer almasıdır.</p>



<p>İktidar partisinde bulunmuş herhangi bir ismin farklı bir fikri gündeme gelince muhalif çevreler hemen&nbsp;<strong>iktidar cenahında kavga var</strong>&nbsp;dercesine yorumlar yapmaya başlıyor.</p>



<p>İşte 50 artı 1 tartışması da bu kabilden bir tartışma.</p>



<p>İktidara muhalif çevrelerin bir de şöyle bir ezberleri var. Zannediyorlar ki iktidar partisinde görev alanlar ve iktidar partisini destekleyenler hiçbir farklı fikir beyan etmiyorlar, doğru yanlış her uygulamaya her teklife ve her karara körü körüne teslim oluyorlar.</p>



<p>Oysa gerçek öyle değil. İktidar partisi içinde görevli olanlar ve destekleyenler gördükleri bir yanlışı yahut ikna olmadıkları bir teklif veya kararı ilgili mercilere bir şekilde ulaştırıyorlar. Mesela partinin basına kapalı toplantılarında eleştiriler gündeme gelir, herkes fikrini serbestçe açıklar. Ya da heyetler halinde yapılan özel görüşmelerde bizzat parti genel başkanına doğrular da yanlışlar da açıklıkla ifade edilir. Yahut ilgili mercilere bizzat şifahen ya da yazılı olarak farklı düşünceler iletilir.</p>



<p>Bunlar gazetelerde veya televizyonlarda açıkça yapılmadığı için muhalif çevreler iktidar mensuplarını körü körüne itaatle itham ederler.</p>



<p>Ya da benzer toplantılardan dışarıya farklı bir şey sızınca kraldan fazla kralcılar o farklı fikri tartışmak ve düşünmek yerine sahibini tartışmaya başlarlar.</p>



<p>Cemil Bey&#8217;in yüzde 50 artı 1 konusundaki fikrinin basında yer alması tam da bu kabilden bir tartışmadır.</p>



<p><strong>Temel Karamollaoğlu&#8217;nun</strong>&nbsp;<strong>Başkan Erdoğan</strong>&nbsp;ile görüşmesi sonrasında &#8216;yüzde 50 artı 1&#8217;den Erdoğan da rahatsız&#8217; kabilinden söylediği sözler geçen hafta tartışılmıştı.</p>



<p><strong>Temmuz&nbsp;</strong>ayında yapılan anayasa toplantılarından birinde Cemil Bey bu konuda fikrini söylemiş ve yüzde 50 artı 1&#8217;in sıkıntıya sebep olacağı düşüncesini açıklamıştı.</p>



<p>Aytunç Erkin de bunu duyduğu için konuyu Cemil Bey&#8217;e sormuş.</p>



<p>Cemil Bey de o konudaki düşüncesini söylemiş. Kendine göre de gerekçeleri var.</p>



<p>Bence parti içinde farklı düşüncelerin bulunması zenginliktir. Herkesin o fikre katılma mecburiyeti yoktur. Ama farklı fikirlere tahammül etmek de çok önemli bir erdemdir.</p>



<p>Muhalif çevrelerin bunu iktidar içinde bir çatlak olarak değerlendirmeleri fırsatçılıktır,&nbsp;<strong>ucuz siyasettir.</strong></p>



<p>Kraldan fazla kralcıların fikir yerine şahsı tartışmaya açmalarının da iktidar cenahına zarar vermekten başka bir sonucu olmaz.</p>



<p><strong>Cemil Bey</strong>&nbsp;yarım asrı aşkın bir zamandır siyaset yapan bilgi birikim ve tecrübesinden istifade edilmesi gereken&nbsp;<strong>önemli bir şahsiyettir</strong>. Herkesin sevmesi, beğenmesi fikirlerini onaylaması şart değildir. Lakin hakaret olmadığı sürece&nbsp;<strong>farklı fikir beyan etmesini zenginlik</strong>&nbsp;olarak değerlendirmek gerekir.</p>



<p>Fazladan bir oy alabilmek için yaz kış demeden dağ taş demeden mahalle mahalle köy köy ev ev dolaşmayı ilke edinmiş bir siyasi hareketin binlerce insanı etkileme gücüne sahip değerleri farklı fikirleri sebebiyle tartışmak ve dışlamak da siyaset değil tam tersine siyasetsizliktir.</p>



<p>Her fikrine katılmıyorum ama Cemil Çiçek Bey konusunda ben böyle düşünüyorum. Kaldı ki Cemil Bey böyle bir tartışma açmamış aksine yapılan bir tartışma üzerine fikrini söylemiştir. Söylediği şey de AK Parti ile doğrudan ilişkili bir husus değil&nbsp;<strong>seçim sistemiyle ilgili teknik bir konudur.</strong></p>



<p>Muhalif çevrelerin iddia ettiği gibi bir çatlak söz konusu değildir.&nbsp;<strong>Cemil Bey</strong>&nbsp;gündelik siyasetle ilgilenmediğini meselelere particilik gözüyle değil objektif olarak baktığını ama Başkan Erdoğan&#8217;ın da yanında olduğunu ve fikirlerini ilgili mercilere lisan-ı münasiple ilettiğini söylüyor.</p>



<p>Keşke farklı düşünen herkes böyle yapsa.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/iktidar-cenahinda-kavga-var-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FETÖ Terör Örgütü ve Türkçe</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/feto-teror-orgutu-ve-turkce/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/feto-teror-orgutu-ve-turkce/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2021 08:19:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Terör]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17751</guid>

					<description><![CDATA[Fetöcüler yıllardır Türkçe öğretme görüntüsü altında kandırdı çoğunluğu…İhanetlerini de bu yolla kolayca gizlemeyi başardılar… Türkçe öğretmek veya öğrenmek adam olmak için yeterli olsaydı, üniversite sınavlarında Türkçe sorularının tamamını doğru yapıp en zirve üniversitelerde okuyanlar, 15 Temmuz alçak darbe girişiminde milletimize ait uçaklara binip milletimizi bombalayarak şehit ederler miydi? Bu sebeple bugüne kadar, bir elinin parmağıyla Türkçe öğretiyorum tabelasını gösterenlerin diğer eliyle ne iş çevirdiklerine bakarım hep! İnanmam boş sözlerine….Bu yüzden de ömrümde hiç aldanmadım bu konuda hamdolsun…. Çünkü bu söz bir milli görüşçü olarak ömrüm buyunca hiç değerli olmadı benim gözümde. 15 Temmuz ihanetinde yaşananlardan sonra olması mümkün müdür? Benim için önemli olan; Türkçe diliyle yalan konuşmayan, aldatmayan, kandırmayan, kumpas kurmayan, çelme takmayan, hile yapmayan haram yemeyen, yolsuzluğa bulaşmayan adam yetiştirilmesi önemlidir. Ahlaklı, kendisinden emin, önce ahlak ve maneviyat diyen, hak hukuka riayet eden, adaletli insanları yetiştirmek hangi dilde olursa olsun büyük kazanımdır. Türkçe ile ne öğretildiği önemlidir…İçeriği nedir? Bir yalancı, Türkçe ile ne öğretebilir öğrencisine? Profesyonel yalan konuşmayı değil mi? Ne işe yarar bu? Bir ahlaksız, Türkçe ile ne öğretebilir peki? Ahlaksızlığı değil mi? Bu yüzden her Türkçe öğretiyorum veya öğreniyorum diyenin kimden ne öğrendiğine bakarım… Öğreten kişinin her şeyden önce yaşam tarzıyla ahlakıyla örnek olmasının yanı sıra, güzel &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Fetöcüler yıllardır Türkçe öğretme görüntüsü altında kandırdı çoğunluğu…İhanetlerini de bu yolla kolayca gizlemeyi başardılar…</p>



<p>Türkçe öğretmek veya öğrenmek adam olmak için yeterli olsaydı, üniversite sınavlarında Türkçe sorularının tamamını doğru yapıp en zirve üniversitelerde okuyanlar, 15 Temmuz alçak darbe girişiminde milletimize ait uçaklara binip milletimizi bombalayarak şehit ederler miydi?</p>



<p>Bu sebeple bugüne kadar, bir elinin parmağıyla Türkçe öğretiyorum tabelasını gösterenlerin diğer eliyle ne iş çevirdiklerine bakarım hep! İnanmam boş sözlerine….Bu yüzden de ömrümde hiç aldanmadım bu konuda hamdolsun…. Çünkü bu söz bir milli görüşçü olarak ömrüm buyunca hiç değerli olmadı benim gözümde. 15 Temmuz ihanetinde yaşananlardan sonra olması mümkün müdür?</p>



<p>Benim için önemli olan; Türkçe diliyle yalan konuşmayan, aldatmayan, kandırmayan, kumpas kurmayan, çelme takmayan, hile yapmayan haram yemeyen, yolsuzluğa bulaşmayan adam yetiştirilmesi önemlidir.</p>



<p>Ahlaklı, kendisinden emin, önce ahlak ve maneviyat diyen, hak hukuka riayet eden, adaletli insanları yetiştirmek hangi dilde olursa olsun büyük kazanımdır.</p>



<p>Türkçe ile ne öğretildiği önemlidir…İçeriği nedir?</p>



<p>Bir yalancı, Türkçe ile ne öğretebilir öğrencisine? Profesyonel yalan konuşmayı değil mi? Ne işe yarar bu?</p>



<p>Bir ahlaksız, Türkçe ile ne öğretebilir peki? Ahlaksızlığı değil mi?</p>



<p>Bu yüzden her Türkçe öğretiyorum veya öğreniyorum diyenin kimden ne öğrendiğine bakarım…</p>



<p>Öğreten kişinin her şeyden önce yaşam tarzıyla ahlakıyla örnek olmasının yanı sıra, güzel Türkçemizi öğretme amacının ne olduğu da çok önemlidir…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/feto-teror-orgutu-ve-turkce/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yörünge Dergisi ve Ahmet Hakan</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yorunge-dergisi-ve-ahmet-hakan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yorunge-dergisi-ve-ahmet-hakan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Sep 2021 14:07:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Çarpıtma]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17723</guid>

					<description><![CDATA[Salı günü yayınlanan yazımda Hürriyet&#8217;in yayın yönetmeni Ahmet Hakan Coşkun hakkında,&#160;&#8220;16 yıl önce de benim askeri kışlaların Ankara&#8217;dan çıkarılması teklifime (ki 15 Temmuz&#8217;dan sonra çıkarıldı!) karşı yayınladığı makaleye gönderdiğim açıklamayı yayınlama cesareti gösteremeyen&#160;Ahmet Hakan&#160;da tıpkı Özkoç gibi teklifimin birinci kısmını öne çıkartıp, &#8220;Resul&#160;Tosun, &#8216;Laiklik Anayasa&#8217;dan çıkabilir&#8217; demiş.&#8221; diye başlayan yazısıyla istiskali tercih etmiş maalesef. Oysa bu yazdıklarına ilaveten her zamanki üslubuyla, &#8220;Tamam birinci bölümünü katılmıyorum ama ey ötekiler tarif edilmesine neden karşı çıkıyorsunuz? diyebilirdi. Diyememiş, kendisine yakışanı yapmış! &#8220;&#160;yazdım ya, dayanamamış bugün yine &#8216;Resul Tosun&#8217;un çıkardığı yapay laiklik tartışması&#8217;&#160;diye başı da içi de boş ve bayat bir yazı kaleme almış. Diyanetin görünürlüğünden Yargıtay binasının açılışına kadar, &#8216;laiklik elden gidiyor&#8217; diye başlayan tartışmayı ben mi çıkarmışım? Bu tartışmayı dinden diyanetten rahatsız olan çevreler çıkarmış hatta öyle bir raddeye gelmiştir ki bu konuda en sert tepkiyi MHP Genel başkanı Devlet Bahçeli koymuş ve yaptığı açıklamada, &#8220;Kulaklarında çan sesi çınlayan fikrî ve siyasî yobazların, son günlerde&#160;&#8216;Laiklik elden gidiyor&#8217;&#160;feryadı koparmaları tahammülsüzlük, inanç ve insan haklarına kategorik bir başkaldırı olarak yorumlanmalıdır.&#8221;&#160;diyerek tartışmayı kimi başlattığını en üst düzeyde tescil etmiştir. Ama sen beni 30 yıldır tanımana rağmen tanımıyormuş edasıyla, &#8216;Bu kez tartışmayı başlatan isim&#160;AK Parti&#8217;de&#160;bir süre milletvekilliği yapmış&#160;Resul Tosun&#160;isimli zat.&#8217; diye istiskale devam etmişsin. Bak Ahmet &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Salı günü yayınlanan yazımda Hürriyet&#8217;in yayın yönetmeni Ahmet Hakan Coşkun hakkında,&nbsp;<em>&#8220;16 yıl önce de benim askeri kışlaların Ankara&#8217;dan çıkarılması teklifime (ki 15 Temmuz&#8217;dan sonra çıkarıldı!) karşı yayınladığı makaleye gönderdiğim açıklamayı yayınlama cesareti gösteremeyen&nbsp;<strong>Ahmet Hakan</strong>&nbsp;da tıpkı Özkoç gibi teklifimin birinci kısmını öne çıkartıp, &#8220;<strong>Resul</strong>&nbsp;Tosun, &#8216;Laiklik Anayasa&#8217;dan çıkabilir&#8217; demiş.&#8221; diye başlayan yazısıyla istiskali tercih etmiş maalesef.</em></p>



<p><em>Oysa bu yazdıklarına ilaveten her zamanki üslubuyla, &#8220;Tamam birinci bölümünü katılmıyorum ama ey ötekiler tarif edilmesine neden karşı çıkıyorsunuz? diyebilirdi.</em></p>



<p><em>Diyememiş, kendisine yakışanı yapmış! &#8220;</em>&nbsp;yazdım ya, dayanamamış bugün yine &#8216;<strong>Resul Tosun&#8217;un çıkardığı yapay laiklik tartışması&#8217;&nbsp;</strong>diye başı da içi de boş ve bayat bir yazı kaleme almış.</p>



<p>Diyanetin görünürlüğünden Yargıtay binasının açılışına kadar, &#8216;laiklik elden gidiyor&#8217; diye başlayan tartışmayı ben mi çıkarmışım?</p>



<p>Bu tartışmayı dinden diyanetten rahatsız olan çevreler çıkarmış hatta öyle bir raddeye gelmiştir ki bu konuda en sert tepkiyi MHP Genel başkanı Devlet Bahçeli koymuş ve yaptığı açıklamada, &#8220;<strong>Kulaklarında çan sesi çınlayan fikrî ve siyasî yobazların, son günlerde</strong>&nbsp;&#8216;Laiklik elden gidiyor&#8217;&nbsp;<strong>feryadı koparmaları tahammülsüzlük, inanç ve insan haklarına kategorik bir başkaldırı olarak yorumlanmalıdır.&#8221;&nbsp;</strong>diyerek tartışmayı kimi başlattığını en üst düzeyde tescil etmiştir.</p>



<p>Ama sen beni 30 yıldır tanımana rağmen tanımıyormuş edasıyla, &#8216;Bu kez tartışmayı başlatan isim&nbsp;<strong>AK Parti&#8217;de</strong>&nbsp;bir süre milletvekilliği yapmış&nbsp;<strong>Resul Tosun</strong>&nbsp;isimli zat.&#8217; diye istiskale devam etmişsin.</p>



<p>Bak Ahmet Hakan, tartışmayı ben başlatmadım bunu sen de çok iyi biliyorsun.</p>



<p>Yazımın başlığını bile,&nbsp;<strong>&#8220;Ya çıkarılmalı ya da tarif edilmelidir!&#8221;</strong>&nbsp;şeklinde belirleyerek iki seçeneğin olduğunu anlattım. Ya çağdaş ülkelerde olduğu gibi (Fransa dışında hiçbir ülkenin anayasasında laiklik yoktur) anayasadan çıkaralım (ki bunun hukuken teklif dahi edilemeyeceği için) ya da istismarı engelleyecek netlikte tarif edelim dedim, diyorum.</p>



<p>Fakat sen tıpkı&nbsp;<strong>CHP&#8217;li Engin Özkoç gibi</strong>&nbsp;benim teklifimin ilk bölümünü alıp ikinci bölümünü görmezden gelerek benimle alay etmeyi yeğledin.</p>



<p>Onun için senin hakkında &#8216;<strong>Kendisine yakışanı yapmış!&#8217;</strong>&nbsp;yazdım.</p>



<p>Senin iyi bir gazeteci olduğunu yayınladığım haftalık haber dergisi&nbsp;<strong>Yörünge</strong>&#8216;ye rahmetli&nbsp;<strong>Ömer Lütfü Mete&#8217;nin</strong>&nbsp;tavsiyesiyle gönderdiğin dosyadan anlamıştım.</p>



<p>Elimize gelen dosyaları yayına hazır hale getirebilmek için mutfakta uzun çalışmalar yapardık. Senin gönderdiğin dosya, başlığıyla spotlarıyla ana metniyle dört dörtlüktü.</p>



<p>Münasebet düştüğünde&nbsp;<strong>Kanal 7&#8217;de</strong>&nbsp;ki arkadaşlara da senin iyi bir gazeteci olduğunu söylemiştim.&nbsp;<strong>Yeniş Şafak&#8217;ta</strong>&nbsp;da bir ara yazdın, o zaman da yeni Şafak Patronu Ahmet Albayrak beye de iyi bir gazeteci olduğunu söyledim.</p>



<p>Benim kimseyi kıskanma gibi bir yaklaşımım yoktur. Takdir edilecek insanı takdir ederim.</p>



<p>Ama Kanal 7&#8217;de çalıştığın için bu camia seni kendisi gibi zannediyordu.</p>



<p>Mahalle değiştirdiğinde senin hakkında &#8216;<strong>Ne kadar değişti!</strong>&#8216; diyenlere ben &#8216;Hayır Ahmet Hakan hiç değişmedi. Bugün ne ise Kanal 7&#8217;deyken de öyleydi.&#8217; dedim.</p>



<p>İtiraf ettiğin gibi gözünün Mekke&#8217;de Medine olmadığını Paris&#8217;te Londra&#8217;da olduğunu gözlüyordum, biliyordum.</p>



<p>Onun için de senin yeni adresinde bulunmanı hiç yadırgamadım, hatta gazetecilik adına bir başarı olarak da gördüm, görüyorum.</p>



<p>Bunları özellikle yazdım ki senin hakkında bir önyargım yok, bilesin.</p>



<p>Ancak yazılarını okutan temel özellik, kimi isimleri doğrudan olumlu ya da olumsuz anman olduğunun farkındayım.</p>



<p>Siyaset, sanat, medya ve iş dünyasının isimlerini anman yazını okunur kılıyor. Ya övüyorsun ilgi çekiyor. Ya eleştiriyorsun ilgi çekiyor. Ya alay ediyorsun ilgi çekiyor.</p>



<p>Zekice bir taktik.</p>



<p>Ancak Ahmet Hakan bunu&nbsp;<strong>dürüstçe yapmıyorsun</strong>.</p>



<p>Son yazında benim başlatmadığım tartışmayı bana mal etmeye çalışıyorsun. Bir önceki yazında da benim teklifimi bütün olarak değil laikçi çevrelerin ağzıyla değerlendiriyorsun.</p>



<p>Seni yeni mahallen için kınayanlardan değilim.</p>



<p>Ama o mahallenin en bariz özelliği olan&nbsp;<strong>itibar suikastçiliği</strong>&nbsp;yapıyorsun.</p>



<p>Benim iddia ettiğin gibi ne tanınmaya ihtiyacım var ne de dikkat çekmeye.</p>



<p>Ama senin dürüstlüğe ihtiyacın var.</p>



<p>Unutma!</p>



<p>Eleştir, karşı çık, ama dürüst ol.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yorunge-dergisi-ve-ahmet-hakan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bugün Demese Yarın Diyecekti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bugun-demese-yarin-diyecekti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bugun-demese-yarin-diyecekti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Apr 2021 07:15:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Joe Biden]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17169</guid>

					<description><![CDATA[Amerikan devlet Başkanı Joe Biden, 1915 olayları ile ilgili bu gün yaptığı açıklamada &#8216;soykırım&#8217; kelimesini kullandı. Bu da Türk medyasında anında manşetlere çıktı. Devlet yetkililerinden telaşlı açıklamalar geldi. İyi de bunda şaşacak ne var? ABD Kongresinin her iki kanadı da 2019 da &#8216;Ermeni soykırımını&#8217; tanıyan kararlar almıştı zaten. Yani, nikah kıyılmış sıra düğüne gelmişti. O da bu gün olmasa yarın, yarın olmasa öbür gün illa olacaktı. Ayrıca Biden &#8216;soykırım&#8217; diyen ilk başkan değil. 1981 Yılında Ronald Reagan da kullanmıştı aynı ifadeyi. O zaman kıyamet kopmadıysa şimdi de kopmaz. Ortalığı velveleye vermenin anlamı yok. Aksi durum, Ermenilerin işine yaramasa da Biden&#8217;a yarar. Biz kendi işimize bakalım. Bugün Cumhurbaşkanının Ermeni patriğine hitaben yaptığı açıklama çok yerindedir. Ermeni patriğinin açıklaması da olumlu sözler içermektedir. Zaten Erdoğan bu tür açıklamaları yıllardır 24 Nisanlarda yapmaktadır. Ve Erdoğan 1915 olayları ille ilgili &#8216;taziye&#8217; açıklaması yapan ilk Türk yetkilidir. Bir şeyler var ki o, bu açıklamaları yapıyor. Ve o &#8216;şeyler&#8217; maalesef bizim açımızdan hiç de olumlu şeyler değildir. 1915 de yaşanan olaylarda ne yazık ki pek çok Ermeni sivil yaşamını yitirmiştir. Bu işlerin sorumlusu İttihat ve Terakkidir. İttihatçılar bu işi, o zaman sıkı fıkı oldukları Almanya&#8217;nın teşviki ile yapmıştır. Ermeni çeteciler bahanesine sarılmak doğru değildir. Nasıl ki &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Amerikan devlet Başkanı Joe Biden, 1915 olayları ile ilgili bu gün yaptığı açıklamada &#8216;soykırım&#8217; kelimesini kullandı. Bu da Türk medyasında anında manşetlere çıktı. Devlet yetkililerinden telaşlı açıklamalar geldi. İyi de bunda şaşacak ne var?</p>



<p>ABD Kongresinin her iki kanadı da 2019 da &#8216;Ermeni soykırımını&#8217; tanıyan kararlar almıştı zaten. Yani, nikah kıyılmış sıra düğüne gelmişti. O da bu gün olmasa yarın, yarın olmasa öbür gün illa olacaktı. Ayrıca Biden &#8216;soykırım&#8217; diyen ilk başkan değil. 1981 Yılında Ronald Reagan da kullanmıştı aynı ifadeyi. O zaman kıyamet kopmadıysa şimdi de kopmaz. Ortalığı velveleye vermenin anlamı yok. Aksi durum, Ermenilerin işine yaramasa da Biden&#8217;a yarar.</p>



<p>Biz kendi işimize bakalım. Bugün Cumhurbaşkanının Ermeni patriğine hitaben yaptığı açıklama çok yerindedir. Ermeni patriğinin açıklaması da olumlu sözler içermektedir. Zaten Erdoğan bu tür açıklamaları yıllardır 24 Nisanlarda yapmaktadır. Ve Erdoğan 1915 olayları ille ilgili &#8216;taziye&#8217; açıklaması yapan ilk Türk yetkilidir. Bir şeyler var ki o, bu açıklamaları yapıyor. Ve o &#8216;şeyler&#8217; maalesef bizim açımızdan hiç de olumlu şeyler değildir.</p>



<p>1915 de yaşanan olaylarda ne yazık ki pek çok Ermeni sivil yaşamını yitirmiştir. Bu işlerin sorumlusu İttihat ve Terakkidir. İttihatçılar bu işi, o zaman sıkı fıkı oldukları Almanya&#8217;nın teşviki ile yapmıştır. Ermeni çeteciler bahanesine sarılmak doğru değildir. Nasıl ki günümüzde PKK nın yaptıklarından dolayı Kürtleri suçlamak doğru değilse Ermeni çeteleri dolayısıyla Ermeni sivillere yüklenmek de doğru olmamıştır. Ermeni toplumu, Osmanlının &#8216;milleti sadıkası&#8217; idi. Bu günde Türkiye&#8217;de, ay yıldızlı bayrağın altında yaşamayı benimseyen pek çok Ermeni vatandaşımız vardır. 1915 de milleti sadıka ile Osmanlı arasına nifak tohumları ekilmiştir.</p>



<p>Biden bu sözü kullanmakla Ermenileri kayırma ya da Ermeni diasporasına şirin gözükme ya da adalet amacında değildir. Onun derdi Türkiye iledir. Türkiye&#8217;ye bir darbe vurmak istemiştir. Ama Amerika, Hrant Dink&#8217;in katilleri FETÖ cülere kol kanat gererken kalkıp da böyle bir açıklama yapmakta samimi olamaz. Günümüz Türkiye&#8217;si 1915 de düşürüldüğü tuzağa bir kez daha düşmeyecektir. Türkiye hem Türkiye Ermenileri ile bağını güçlendirmeli, hem de Ermenistan ile dostane ilişkiler kapısını açık tutmalıdır. Ve de yapmaktadır zaten.<br>Unutmamak gerekir ki Türkiye, emperyalist bir saldırının hedefinde iken iç bütünlüğünü gözü gibi sakınmak ve sadece komşu ülkelerle değil, aynı zamanda kendisine dostça yaklaşan her ülke ile iyi ilişkiler geliştirmek durumundadır. Türkiye ne oyunları ne saldırıları boşa çıkardı. Bu da aşılır. Ayrıca varsın Biden böyle konuşsun. Dediydi, demediydi, diyecekti, vazgeçti diye diye bu mesele yıllardır tepemizde Demokles&#8217;in kılıcı gibi sallanmakta idi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bugun-demese-yarin-diyecekti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>128 Milyar Doları Buldum&#8230;!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/128-milyar-dolari-buldum/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/128-milyar-dolari-buldum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Apr 2021 07:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[İftira]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17166</guid>

					<description><![CDATA[Genç Parti ayağına dokunulmazlık zırhına bürünüp paçayı kurtarma ve Türkiye&#8217;nin iliğini kemiğini sömürmeye devam etme hesapları yapan sarışın çocuk Cem Uzan, bu hesapları tutmayınca, kaçırabildiği mal ve nakit varlığı ile ülkeden tüymüştü. Hakkında açılan davaların sayısını kendisi dahi bilmiyordur. Şimdi bu sarışın çocukla ilgili yeni bir hikaye var. Bu adam Türkiye&#8217;de bankacılık dahil hemen her işe bulaşmıştı ya; işte o zamanlardan bankacı dostlar edinmiş. Bu &#8216;dostlar&#8217; (ulan bu &#8216;dostlarımız&#8217; ayağı da bayağı tuttu ha ????) sarışın çocuğa tüyolar veriyorlar. Diyorlar ki Erdoğan Merkez Bankasının 128 milyar dolarını iç etti.Meğer adamımız bir yandan da Türkiye&#8217;ye dönme hesapları yaparmış. Ama nasıl dönecek? Bi tarafları zırt zırt ötüyor.O da AK Partiye yanaşmaya çalışmış. Ama AK Partinin bir sarışın çocuğa ihtiyacı yokmuş, bünyesine uygun da bulmamış bu virüsü.Sarışın çocuk bunun üzerine AK Partiye bu 128 milyar dolar üzerinden şantaja başlamış. Tabi AK Parti bunu da yememiş. Merkez bankasının işlemleri dijital sisteme kayıtlı. Üstelik herkese açık. İsteyen girer siteye hangi para nereden gelmiş, hangi para nereye gitmiş öğrenebilir.Sarışın çocuk Türkiye&#8217;yi 90 lı yıllarda böyle hile ve kalleşliklerle, haysiyetsizlik ve namussuzluklarla soydukları günlerde sanıyormuş hala. İşin ilginci onun gibi zanneden başkaları da varmış. Sarışın çocuk tutmuş bu bilgiyi Sözcü gazetesine vermiş. O da mal bulmuş gibi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Genç Parti ayağına dokunulmazlık zırhına bürünüp paçayı kurtarma ve Türkiye&#8217;nin iliğini kemiğini sömürmeye devam etme hesapları yapan sarışın çocuk Cem Uzan, bu hesapları tutmayınca, kaçırabildiği mal ve nakit varlığı ile ülkeden tüymüştü.</p>



<p><br>Hakkında açılan davaların sayısını kendisi dahi bilmiyordur.</p>



<p>Şimdi bu sarışın çocukla ilgili yeni bir hikaye var.</p>



<p><br>Bu adam Türkiye&#8217;de bankacılık dahil hemen her işe bulaşmıştı ya; işte o zamanlardan bankacı dostlar edinmiş.</p>



<p><br>Bu &#8216;dostlar&#8217; (ulan bu &#8216;dostlarımız&#8217; ayağı da bayağı tuttu ha ????) sarışın çocuğa tüyolar veriyorlar. Diyorlar ki Erdoğan Merkez Bankasının 128 milyar dolarını iç etti.<br>Meğer adamımız bir yandan da Türkiye&#8217;ye dönme hesapları yaparmış.</p>



<p><br>Ama nasıl dönecek? Bi tarafları zırt zırt ötüyor.<br>O da AK Partiye yanaşmaya çalışmış. Ama AK Partinin bir sarışın çocuğa ihtiyacı yokmuş, bünyesine uygun da bulmamış bu virüsü.<br>Sarışın çocuk bunun üzerine AK Partiye bu 128 milyar dolar üzerinden şantaja başlamış. Tabi AK Parti bunu da yememiş. Merkez bankasının işlemleri dijital sisteme kayıtlı. Üstelik herkese açık. İsteyen girer siteye hangi para nereden gelmiş, hangi para nereye gitmiş öğrenebilir.<br>Sarışın çocuk Türkiye&#8217;yi 90 lı yıllarda böyle hile ve kalleşliklerle, haysiyetsizlik ve namussuzluklarla soydukları günlerde sanıyormuş hala.</p>



<p><br>İşin ilginci onun gibi zanneden başkaları da varmış.</p>



<p><br>Sarışın çocuk tutmuş bu bilgiyi Sözcü gazetesine vermiş. O da mal bulmuş gibi sarılmış. Manşeti atmış;</p>



<p><br>128 MİLYAR DOLAR NERDE?</p>



<p><br>Bitmedi; bunun üzerine elinden hayra dair hiç bir iş gelmeyen, kulaktan duyma dedikodular, FETÖ sufleleriyle zevahiri kurtarmaya çalışan muhalefet kadroları da sarılmışlar bu mala.<br>Nerde de nerde?</p>



<p><br>Ben bir kaç kez yazdım &#8216;ebene sor&#8217; diye&#8217;. Yav gerçekten ebelerindeymiş.</p>



<p><br>Bu hikayeyi kim mi anlatıyor?</p>



<p><br>Hulki Cevizoğlu. Ama Cem Uzan&#8217;ın adını vermiyor.</p>



<p><br>Kimden dinlemiş; yine adını vermediği ama tüm Türkiye tarafından tanınan, sevilen sayılan saygın birinden.</p>



<p><br>Ben nerden öğrendim? Bu sabahki Günün Manşetinden.</p>



<p><br>Günlerdir 128 milyar dolar nerde diye tutturan zavallılar (yav hakikaten zavallı bunlar) şimdi gördüler ebelerini.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/128-milyar-dolari-buldum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalan Siyaseti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yalan-siyaseti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yalan-siyaseti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2020 06:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Öne Çıkan]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<category><![CDATA[yalan haber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14395</guid>

					<description><![CDATA[Siyasi konularda uzun zamandır yazı yazmamıştım. Yerel seçimlerin üzerinden bir yıldan fazla bir zaman geçti. Millet İttifakı Büyükşehirlerde elde ettiği başkanlıklar ile genel siyaset noktasında aslında ciddi bir avantaj sağlamıştı. Uzun yıllardır hem genelde hem de yerelde muhalefette olmanın getirmiş olduğu bir zafiyetleri de vardı. Bu nedenle özellikle başta CHP Parti Yönetimi olmak üzere Millet İttifakı seçmeni yeni seçtikleri belediye başkanlarından ciddi hizmet beklentileri oluşmuştu. Hem de bir önceki Ak Partili veya MHP’li Belediye Başkanlarından daha yüksek bir performans beklemekteydiler. Bundan daha doğal bir düşünce olamazdı. Oysa maalesef ne CHP yönetiminin ne de kamuoyunun beklediği gibi bir gelişme olmadı. Başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sayın İmamoğlu olmak üzere Anadolu da seçilen birçok belediye başkanı aynı performansı sergiledi. Daha seçimin üzerinden henüz bir sene gibi bir zaman geçmiş olmasına rağmen özellikle seçilmiş başkanlara oy veren seçmen kitlelerinde çok ciddi rahatsızlıklar ve pişmanlıklar oluştu. İstanbul ile başlayacak olursak meseleyi çok daha çabuk kavrayacağımızı düşünüyorum. Seçim döneminde sürekli olarak tebessüm ederek İstanbul halkına bedava süt ve ekmekten tutunda öğrenci bursu gibi ucu açık vaatlerde bulunan İmamoğlu, seçimlerin üzerinden bir yıl gibi kısa bir zaman geçmesine rağmen kamuoyu nezdinde ciddi bir güven kaybı yaşamasına sebep oldu. Keza bırakın icraat yapmayı halktan fitre ve zekatlarını &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Siyasi konularda uzun zamandır yazı yazmamıştım. Yerel seçimlerin üzerinden bir yıldan fazla bir zaman geçti. Millet İttifakı Büyükşehirlerde elde ettiği başkanlıklar ile genel siyaset noktasında aslında ciddi bir avantaj sağlamıştı.</p>



<p>Uzun yıllardır hem genelde hem de yerelde muhalefette olmanın getirmiş olduğu bir zafiyetleri de vardı. Bu nedenle özellikle başta CHP Parti Yönetimi olmak üzere Millet İttifakı seçmeni yeni seçtikleri belediye başkanlarından ciddi hizmet beklentileri oluşmuştu. Hem de bir önceki Ak Partili veya MHP’li Belediye Başkanlarından daha yüksek bir performans beklemekteydiler. Bundan daha doğal bir düşünce olamazdı.</p>



<p>Oysa maalesef ne CHP yönetiminin ne de kamuoyunun beklediği gibi bir gelişme olmadı. Başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sayın İmamoğlu olmak üzere Anadolu da seçilen birçok belediye başkanı aynı performansı sergiledi. Daha seçimin üzerinden henüz bir sene gibi bir zaman geçmiş olmasına rağmen özellikle seçilmiş başkanlara oy veren seçmen kitlelerinde çok ciddi rahatsızlıklar ve pişmanlıklar oluştu.</p>



<p>İstanbul ile başlayacak olursak meseleyi çok daha çabuk kavrayacağımızı düşünüyorum. Seçim döneminde sürekli olarak tebessüm ederek İstanbul halkına bedava süt ve ekmekten tutunda öğrenci bursu gibi ucu açık vaatlerde bulunan İmamoğlu, seçimlerin üzerinden bir yıl gibi kısa bir zaman geçmesine rağmen kamuoyu nezdinde ciddi bir güven kaybı yaşamasına sebep oldu. Keza bırakın icraat yapmayı halktan fitre ve zekatlarını istemeye başladı.</p>



<p>Halbuki daha bir yıl öncesine kadar İmamoğlu İstanbul Belediye Başkanlığını bir sonraki Başkanlık Seçimleri için bir sıçrama tahtası olarak görüyordu. Deyim yerinde ise bir dönem Belediye Başkanlığını hem de çok iyi bir performans ile gerçekleştirip ardından Erdoğan gibi güçlü ve karizmatik bir liderin karşısına rakip olarak çıkma hayali kuruyordu. İmamoğlu ilk zamanlar kamuoyunda medyanın da parlatmasıyla beraber ciddi bir teveccühte kazanmıştı.</p>



<p>Şimdi ne oldu da her şey birden ters düz oldu diye soracaksınız! Türkiye Erdoğan’ın Ak Parti ile getirmiş olduğu siyasi anlayıştan dolayı halka hizmet konusunda ciddi bir mesafe kat etti. Gerek merkezi yönetimde gerekse yerel yönetimlerde artık hizmet yapmayan siyasetçiler ve siyasi ideolojilere bu halk prim vermiyor. Siyaset, hizmet odaklı olmak zorunda oldu.</p>



<p>Öyle ki Ak Partinin (Cumhur İttifakının) seçimi kaybettiği şehirlerdeki büyük projelere baktığınız zaman konu daha net anlaşılacaktır. Ak Parti ve Cumhur İttifakının seçimi kaybettiği şehirlerdeki kusuru hizmet eksikliğinden ziyade halktan kopuk bir yaklaşım sergilemesinden kaynaklanıyordu.</p>



<p>Bugün İstanbul örneğinde olduğu gibi Millet İttifakı belediye başkanları koltuğa oturduğu andan itibaren bırakın yeni projeler üretmeyi önceki yönetimlerin başlatmış olduğu projeleri dahi yarım bıraktılar. Aslında bu siyasi yaklaşım uzun zamandır görmediğimiz ancak buna rağmen bize yabancı gelmiyordu. Çünkü seksenli ve doksanlı yılların kısır siyaset anlayışı bundan ibaretti.</p>



<p>Yeni başkan eski başkanın projesini tamamlamayarak halka eski yönetimin icraatlarını unutturmayı hedeflerdi. Oysa unuttukları bir şey vardı. Erdoğan sonrası bu ülke ve milleti eski Türkiye değildi. Keza Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden itibaren “Halka Hizmet Hakka Hizmettir” sözünü şiar edinmek suretiyle kadim milletimizin gönüllerinde taht kurmuştu.</p>



<p>İstanbul’da durum böyle iken Anadolu şehirlerinde de durum pek farklı olmayacaktı. Dün Adana Büyükşehir Belediyesi Meclisi oturumunda Cumhur İttifakı Meclis Üyelerinin oylarıyla su faturalarına Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında geçerli olmak üzere % 35 indirim yapılmasını karara bağladı.</p>



<p>Adana Büyükşehir Belediyesi Meclisinde bu konu ile ilgili yapılan görüşmenin videosunu Facebook hesabımdan canlı olarak izleyebilirsiniz. Şimdi gelelim asıl konumuza. Seçim öncesi su faturalarında genel olarak % 50 indirim yapacağını iddia eden başkan Zeydan Karalar, Cumhur İttifakının yoğun baskısı ile sadece üç aylığına % 35 indirimi zor bela kabul etti. Yanlış duymadınız! Neredeyse seçim öncesi bedava su vereceğini iddia eden başkan halkın lehine yapılacak olan indirime karşı çıktı.</p>



<p>Maalesef olan bu şehirlerdeki gariban halkımıza oldu. Türkiye’nin en çok su rezervine sahip Adana’mızda fahiş su faturaları halkı canından bezdirmiş durumda. Özellikle şu kriz döneminde Zeydan Karalar televizyon kanallarını gezip bol keseden vaatler verip hiçbirini gerçekleştirmedi. Buna bedava ekmek yalanını eklemeyi unutmayalım.</p>



<p>İlerleyen günlerde hizmet üretmeyen belediyeler hakkında sizlere istatistiklerin yer aldığı bilgiler aktaracağım. Kamuoyunun gözünden kaçırılan gereksiz harcamalar dahil birçok konuya ışık tutacağız. &nbsp;Bu nedenle değinilecek çok konu var. Ancak bugün elzem olduğu için temel hizmetlerden yana belediyelerin eksikliklerini dile getirdim.</p>



<p>Tıpkı İstanbul’da olduğu gibi olan Adana halkına oldu maalesef. Önümüzdeki dört sene başta Adana olmak üzere Millet İttifakının kazandığı şehirlerde hayat zor geçeceğe benziyor. Deyim yerinde ise Adana Halkı öfke ile verdiği oyların zararını bizzat ödüyor diyebiliriz. Selam ve dua ile…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yalan-siyaseti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
