<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yahudi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/yahudi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 05 Dec 2023 12:38:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Yahudi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Elleriyle Yazıp Allah’a İftira Atanlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/elleriyle-yazip-allaha-iftira-atanlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/elleriyle-yazip-allaha-iftira-atanlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2023 12:38:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18944</guid>

					<description><![CDATA[أعوذ بالله&#8230;فَوَيْلٌ لِلَّذٖينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِاَيْدٖيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هٰذَا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ “Kendi elleriyle yazıp da “işte bu Allah’ın katındandır” diyenlere yazıklar olsun!”(el-Bakara 2/79). Kimden bahsediyoruz? Tabi ki Yahudilerden. Kendilerini Firavunun zulmünden kurtaran Hz. Musa’ya olmadık zorluklar çıkaranlar, deyim yerindeyse onun burnundan getirenler. Bir ve yegâne rableri olan Allah’ı bırakıp henüz denizi yeni geçmişken Hz. Musa’dan puttan tanrı isteyenler. Hz. Musa’nın Allah ile görüşmeye gitmesini fırsat bilip Samiri’nin ziynet eşyalarını eriterek yaptığı buzağı heykelinden puta tapanlar. İnatta ve inkârda sınır tanımayanlar, Hz. Musa’nın yüzüne karşı “Allah’ı açıkça görmeden sana inanmayız” deme edepsizliğini gösterenler. Çarpıttıkları Tevrat ve elleriyle yazıp ekledikleri diğer metinler adeta onların günah galerisi gibidir. En önemlisi de çocuk katili Firavunun çağdaş versiyonu Netenyahu’nun ifşaatıyla herkesin malumu olan İşaya’nın kehaneti. İşaya’nın kehaneti Tevrat’ta Yeşu kitabı içinde geçmektedir. Kenan topraklarının İsrailliler tarafından ele geçirilmesinin anlatısıdır. Zalimce ve kanlı biçimde Amalika’lıların katledilişinin hikayesidir. Buyurun birlikte okuyalım: “Yeşu halka, “Bağırın! Rab kenti size verdi” dedi. “Kent içindeki her şeyle birlikte Rabbe koşulsuz adanmıştır…” Kentin surları çöktü. Herkes bulunduğu yerden dosdoğru kente girdi. Böylece kenti ele geçirdiler. Kadın, erkek, genç, yaşlı, küçükbaş ve büyükbaş hayvanlardan eşeklere dek kentte ne kadar canlı varsa hepsini kılıçtan geçirip yok ettiler… Sonra kenti içindekilerle birlikte ateşe verdiler. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center">أعوذ بالله&#8230;<br>فَوَيْلٌ لِلَّذٖينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِاَيْدٖيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هٰذَا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ</p>



<p class="has-text-align-center">“Kendi elleriyle yazıp da “işte bu Allah’ın katındandır” diyenlere yazıklar olsun!”<br>(el-Bakara 2/79).</p>



<p>Kimden bahsediyoruz? Tabi ki Yahudilerden. Kendilerini Firavunun zulmünden kurtaran Hz. Musa’ya olmadık zorluklar çıkaranlar, deyim yerindeyse onun burnundan getirenler. Bir ve yegâne rableri olan Allah’ı bırakıp henüz denizi yeni geçmişken Hz. Musa’dan puttan tanrı isteyenler. Hz. Musa’nın Allah ile görüşmeye gitmesini fırsat bilip Samiri’nin ziynet eşyalarını eriterek yaptığı buzağı heykelinden puta tapanlar. İnatta ve inkârda sınır tanımayanlar, Hz. Musa’nın yüzüne karşı “Allah’ı açıkça görmeden sana inanmayız” deme edepsizliğini gösterenler.</p>



<p>Çarpıttıkları Tevrat ve elleriyle yazıp ekledikleri diğer metinler adeta onların günah galerisi gibidir.</p>



<p>En önemlisi de çocuk katili Firavunun çağdaş versiyonu Netenyahu’nun ifşaatıyla herkesin malumu olan İşaya’nın kehaneti.</p>



<p>İşaya’nın kehaneti Tevrat’ta Yeşu kitabı içinde geçmektedir. Kenan topraklarının İsrailliler tarafından ele geçirilmesinin anlatısıdır. Zalimce ve kanlı biçimde Amalika’lıların katledilişinin hikayesidir. Buyurun birlikte okuyalım:</p>



<p>“Yeşu halka, “Bağırın! Rab kenti size verdi” dedi. “Kent içindeki her şeyle birlikte Rabbe koşulsuz adanmıştır…” Kentin surları çöktü. Herkes bulunduğu yerden dosdoğru kente girdi. Böylece kenti ele geçirdiler. Kadın, erkek, genç, yaşlı, küçükbaş ve büyükbaş hayvanlardan eşeklere dek kentte ne kadar canlı varsa hepsini kılıçtan geçirip yok ettiler… Sonra kenti içindekilerle birlikte ateşe verdiler. Ancak altını ve gümüşü, tunç ve demir eşyayı Rabbin tapınağının hazinesine koydular… (Tevrat, Yeşu, 6/16-24).</p>



<p>Bugün Gazze’de yapılanlara bakın, burada anlatılanlara ne kadar benziyor, değil mi? Demek ki İsrail zihniyeti bin yıllar boyu hiç değişmemiş. Ellerine düşmeye görsün bir kent, bütün nefes alan canlıları yok ederler, sadece çok sevdikleri altın, gümüş ve değerli madenleri bırakırlar. Demek ki Gazze’deki bütün canlıları yok edebilseler, son safhada oradaki değerli madenlere el koyacaklar. En önemli maden de Gazze sahilindeki petrol ve doğalgaz yatakları.</p>



<p>Bir düşünün! Böyle zihniyete sahip zalim ve gaddar insanlarla aynı dünyada, aynı zamanda yaşamak nasıl bir duygudur? Gazzelilerin yerine kendinizi koyunuz. Bu gaddarların sizin ülkenize musallat olduklarını düşününüz. Evinizi elinizden aldıklarını, sizi sürdüklerini ve yakınlarınızı katlettiklerini&#8230;</p>



<p>Peki, Rab dedikleri Hz. Musa’yı peygamber olarak gönderen Yüce Allah böylesi bir zulmü emreder ve buna rıza gösterir mi? Asla! Bu onların uydurdukları ve elleriyle yazdıklarıdır. Zaten Tevrat’ın tahrifine başkaca delil aramaya gerek yoktur. Yukarıdaki alıntı fazlasıyla yeterlidir.</p>



<p>Yüce Allah asla zalim olmaz ve zulme rıza göstermez. Tam aksine zalime hak ettiği cezayı verir. Hikmeti ve koyduğu kanunlar gereği belki bu dünyada biraz mühlet tanır ama eceli geldiğinde, dünya süresi dolduğunda o zalimin alnının çatından yakalar, perçeminden tutar, cehenneme sürükler ve o kibir simgesi yüzünü yerlerde sürter, anasından doğduğuna pişman eder, yaptıklarını fitil fitil burnundan getirir. Çünkü o zalimler bütün bu cezayı fazlasıyla hak etmişlerdir. Kadın, çocuk, yaşlı demeden bütün masumları öldürmüşler, yetmemiş iki kişiyi aynı anda öldürme canavar hissini tatmin için hamile kadınları hedef seçmişler. Hamile kadınları öldürünce bir taşla iki kuş vurmuş olacaklarmış. Nasıl bir cinnet hali ve canavarlık&#8230;</p>



<p>“Gerçek şu ki Yüce Allah insanlara zerrece zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yunus 10/44). O zalimler, bu dünyanın kendilerine ebedi kalacağını zannederler. Hâlbuki onlar da ölecekler ve ilahî mahkemeye çıkacaklar. Günahlarının her zerresi için hesap verecekler. Bu dünyada ölen veya öldürülen bir kere ölür. Ama o zalimler kendi elleriyle hazırladıkları cehennem çukurlarında ebedî kalacaklar, ölüp ölüp dirilecekler, ölümlerden ölüm beğenecekler. Toprak olmak isteyecekler de, toprak bile onları kabul etmeyecek. Çünkü bunlar yaratılmışların en dibe vurmuşları ve en şerlileridir. Onlara verilecek ceza suçlarının tam karşılığı olacaktır.</p>



<p>Demek ki, neymiş? Yüce Allah hak edene, hak ettiği cezayı, hak ettiği kadar verirmiş. Ne bir fazla ne bir eksik.</p>



<p>Peki, iyiler. Onların yeri başka. Yüce Allah iman edip iyilik yapana, insanlara faydası dokunana ve hayır peşinde koşana kat kat mükâfat verecektir.</p>



<p>ÖLÇÜ: ZULÜM VE KÖTÜLÜKTEN UZAK DURMAK, İYİLİK VE GÜZELLİKTEN YANA OLMAKTIR.</p>



<p>أعوذ بالله&#8230;</p>



<p>فَوَيْلٌ لِلَّذٖينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِاَيْدٖيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هٰذَا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ لِيَشْتَرُوا بِهٖ ثَمَناً قَلٖيلاًؕ فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ اَيْدٖيهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ</p>



<p>“Az bir kazanç ve çıkar elde etmek için kendi elleriyle yazıp da “işte bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun!<br>Yine yazıklar olsun iftira edip elleriyle yazanlara!<br>Bir kez daha yazıklar olsun geçici az bir kazancın peşinde koşanlara!”<br>(el-Bakara 2/79).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/elleriyle-yazip-allaha-iftira-atanlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dinleri ile İlgili Uydurdukları Kendilerini Aldatmıştı -2</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dinleri-ile-ilgili-uydurduklari-kendilerini-aldatmisti-2/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dinleri-ile-ilgili-uydurduklari-kendilerini-aldatmisti-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2021 13:01:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17429</guid>

					<description><![CDATA[Geçen hafta, sadece Yahudi ve Hıristiyanlar değil, Müslümanlar da dinlerine eklemeler yaparak tahrif ettiklerini yazmış ve şu örneği vermiştim:“(Yahudiler) dinleri hakkında iftirada bulunarak şöyle demişlerdi: “Bize sadece sayılı günlerde ateş dokunacaktır.” (Al-i İmran 24) Maalesef, benzer iftirayı Müslümanlar da yaparak şöyle dediler: “Cehennemde günahlarımız kadar yandıktan sonra çıkıp cennete gireceğiz.”Bu haftaki makalemizde de Müslümanlar tarafından “Allah’ın dinine yapılan uydurmalar” ile ilgili örneklerle konuyu sürdürmeye devam edeceğiz. İddia (iftira) şu: “Kainat (evren, dünya, herkes) Muhammed as için yaratıldı.” Ve “Muhammed as, Allah arşının (kainatın) nuru”dur. (Her gün “sala” adıyla okunan hitabede bu ifade kullanılmaktadır.)Kur’an mı söylüyor? Haşa! Peki, nereden çıktı bu inanç? İftiracılar, kendi emellerine kavuşmak için yine Nebi’yi kullandılar ve şöyle bir iftirada bulundular: Allah buyurdu ki: (Haşa, O’nu tenzih ederiz.) “Ey Muhammed! Eğer sen olmasaydın ben bu Kainatı yaratmazdım.” Gerçekten yüce Allah, kainatı (yaratılan her ne varsa, onu) Muhammed as için mi yarattı? Yani, Allah’ın hükümdarlığını, gücünü ve sanatını gösteren koca kainatın yaratılması bir fani insanın hatırı için yaratılmış olabilir mi? Niçin İbrahim ve Musa Nebiler için değil de sadece Muhammed as için yaratıldı? Bu önemli hüküm, bir ayetle belirtilmez mi? Tersine Allah, bizleri niçin yarattığını Kur’an’da açıkça belirtilmektedir. Bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:“Allah, hanginizin daha iyi ameller işleyeceğinizi sınamak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Geçen hafta, sadece Yahudi ve Hıristiyanlar değil, Müslümanlar da dinlerine eklemeler yaparak tahrif ettiklerini yazmış ve şu örneği vermiştim:<br>“(Yahudiler) dinleri hakkında iftirada bulunarak şöyle demişlerdi: “Bize sadece sayılı günlerde ateş dokunacaktır.” (Al-i İmran 24) Maalesef, benzer iftirayı Müslümanlar da yaparak şöyle dediler: “Cehennemde günahlarımız kadar yandıktan sonra çıkıp cennete gireceğiz.”<br>Bu haftaki makalemizde de Müslümanlar tarafından “Allah’ın dinine yapılan uydurmalar” ile ilgili örneklerle konuyu sürdürmeye devam edeceğiz.</p>



<p>İddia (iftira) şu: “Kainat (evren, dünya, herkes) Muhammed as için yaratıldı.” Ve “Muhammed as, Allah arşının (kainatın) nuru”dur. (Her gün “sala” adıyla okunan hitabede bu ifade kullanılmaktadır.)<br>Kur’an mı söylüyor? Haşa! Peki, nereden çıktı bu inanç? İftiracılar, kendi emellerine kavuşmak için yine Nebi’yi kullandılar ve şöyle bir iftirada bulundular: Allah buyurdu ki: (Haşa, O’nu tenzih ederiz.) “Ey Muhammed! Eğer sen olmasaydın ben bu Kainatı yaratmazdım.”</p>



<p>Gerçekten yüce Allah, kainatı (yaratılan her ne varsa, onu) Muhammed as için mi yarattı? Yani, Allah’ın hükümdarlığını, gücünü ve sanatını gösteren koca kainatın yaratılması bir fani insanın hatırı için yaratılmış olabilir mi? Niçin İbrahim ve Musa Nebiler için değil de sadece Muhammed as için yaratıldı? Bu önemli hüküm, bir ayetle belirtilmez mi? Tersine Allah, bizleri niçin yarattığını Kur’an’da açıkça belirtilmektedir. Bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:<br>“Allah, hanginizin daha iyi ameller işleyeceğinizi sınamak için hayatı ve ölümü yarattı…” (Mülk 2, Hud 7)<br>Kur’an’ı okuyup anlamaya çalışan her Müslüman bilir ki kainat insan için yaratılmış, insan da imtihan için yaratılmıştır. Bunun ötesi yoktur. Peki, bu ayetleri okuyan ve insanlara tebliğ eden Allah’ın elçisi, böyle bir konuşma yapabilir mi? Kendi sözlerini Allah’a isnat etmenin (kutsi hadis diye vermenin) ağır bir vebal olduğunu bilen Resulullah, böyle bir hataya düşebilir mi? Dahası, Kur’an’ın hükümlerine aykırı hükümler vaaz edebilir mi? Elbette edemez; zira Resulullah as, insanlara Allah’ın şu ayetinin okuyordu:<br>“Bilesiniz ki bu Kur’an, alemlerin Rabbi olan Allah tarafından indirilmiştir. Eğer Muhammed (as) kendi sözlerini bize isnat etseydi, biz onun gücünü elinden alırdık, sonra da onun can damarını koparırdık ve içinizden hiç kimse de engel olamazdı.” (Hakka 40-47)</p>



<p>Öyle ise, Müslümanlar olarak, Allah’ın Kur’an’da bildirdiklerini (dini) ciddiye almak ve güvenmek zorundayız. Hiçbir rivayeti Allah’ın kelamına eşdeğer olarak kabul edemeyiz. Yaratan ve yaşatan kim ise, yol göstermek (din bildirmek) de onun hakkıdır. İnsanlar din belirleyemezler; sadece indirilen dini anlamak ve anlatmak için üzerinde yorum yapabilirler; o da ancak kendilerini bağlar. Bu konuda ağır mesuliyet taşıdığımızı unutmayalım.</p>



<p>Evet, yaratan ve yaşatan kim ise, yol göstermek (din bildirmek) de onun hakkıdır. Dolayısıyla İslam’da iki ayrı otorite yoktur. Allah hiçbir zaman otoritesini başkalarıyla paylaşmaz. Resuller O’nun ortağı değil, sadece elçileridir. O; elçilere hangi talimatı verirse, elçiler onu yerine getirir; asla muhalefet etmezler.</p>



<p>İkinci bir iddia (iftira) da “Muhammed as’ın, Allah arşının nuru” kabul edilmesidir. Oysaki Nur, bizzat Allah’tır; Allah’ın ışık veren ayetleridir.<br>“Allah, göklerin ve yerin nurudur.” (Nur suresi, 35)<br>“Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil, apaçık bir nur (Kur’an) indirdik.” (Nisa suresi, 174)</p>



<p>Görüldüğü gibi, Yüce Allah, bütün insanlığa apaçık olan bir nur, yani Kur’an indirdiğini açıkça beyan ediyor. Dolayısıyla Kur’an’ın bir adı da nurdur. Bu nura (ışığa) inanıp, bu ışığın aydınlığında yürümek isteyenleri, karanlıklardan aydınlığa çıkartır.</p>



<p>Muhammed as, arşın nuru değildir. Sadece onun üzerinden Allah, insanlara nurunu (ayetlerini) göndermiştir. (Araf, 157)<br>“İnkarcılar, ağızlarıyla Allah’ın nurunu (ayetlerini) söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, onların bütün çabalarına rağmen nurunu tamamlayacaktır.” (Tevbe, 32)</p>



<p>Hakikat şudur ki dinin tahrif edilmesi ve yeni bir takım inanç ve hükümlerin konulması, genellikle Nebi as üzerinden yapılmaktadır; çünkü korunmuş olan Kitap metnine ilaveler yapma imkanı yoktur. En kolay yol, bir rivayet zinciri oluşturup, istediğini Nebi’ye söyletmektir ki genellikle din öyle tahrip ve tahrif edilmiştir.</p>



<p>“Dinleri ile ilgili uydurdukları kendilerini aldatmıştı” ayetini sadece Yahudi ve Hıristiyanlar için düşünüyorsak, büyük bir yanılgı içerisindeyiz. Müslüman olarak geçinenler, onlardan geri kalmamışlardır. Baktığımızda Resulullah as, bütünüyle Kur’an’a uyduğu, Kur’an hükümlerini uyguladığı ve Kur’an ile öğüt verip uyardığı halde, onun hayatı Kur’an’dan kopartılarak, kendisi adeta “Allah’ın ortağı” haline getirilmiştir.</p>



<p>Bilinmelidir ki Resulullah’ı doğru anlamak, Kur’an’ı doğru anlamakla eşdeğerdir. Kur’an’dan kopuk ve uzak tutulan bir toplum, Resulullah’ı doğru anlayamadığı gibi, Allah’ın dinini de doğru anlayamaz ve “din bezirganları” tarafından aldatılmaya ve sömürülmeye devam edecektir.</p>



<p>(Örneklerle konuya devam edeceğiz, inşallah…)</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dinleri-ile-ilgili-uydurduklari-kendilerini-aldatmisti-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yahudi Ulus Devlet Yasası</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yahudi-ulus-devlet-yasasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yahudi-ulus-devlet-yasasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Aug 2018 21:20:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet Yasası]]></category>
		<category><![CDATA[Ulus]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2599</guid>

					<description><![CDATA[Yahudi Ulus Devlet Yasası’nın en önemli özelliği, devleti dini esaslar üzerine inşa etmesidir. Daha açık bir deyimle bu yasa, İsrail’in din devleti olduğunu ilan etmiştir. Bu devlet biçiminin anayasa hukukunda ve siyaset biliminde karşılığı teokrasidir. Bu haliyle modern hukukun şiddetle karşı çıktığı bir yönetim tarzıdır. İsrail Parlamentosu, 19 Temmuz 2018 tarihli oturumunda, Yahudi Ulus Devlet Yasası’nı kabul etti. Bu yasa, İsrail’in, dünyadaki bütün Yahudilerin devleti olduğunu, yasalarda boşluk olduğunda Yahudi şeriatının uygulanacağını, İbranicenin tek resmi dil ve Kudüs’ün başkent olduğunu, Yahudi yerleşim birimlerinin kurulmasını öngörmektedir. Bu yasa, dini esaslara dayalı teokratik bir devlet ilanı anlamına geliyor. İsrail’in, ne kadar ırkçı bir devlet olduğunu da kanıtlıyor. Dünya kamuoyu, bu yasaya yoğun tepki gösterdi. İsrail, bu tepkileri göze alarak bu yasayı parlamentoya sundu ve kabul etti. Aslında bu yasa, yıllardır süren bir politikanın ürünü. Yahudi Ulus Devlet Yasası’nın ne anlama geldiğini anlayabilmek için İsrail’in kuruluş sürecini, yirminci yüzyılın başından bugüne kadar uzanan işgal sürecini, İsrail’in hukuk tanımazlığını, yasama sürecini, yasanın geleceğini birlikte ele almak gerekir. Filistin Topraklarının İşgali: İsrail Devleti’nin temelleri, Osmanlı Devleti’nin işgal ve paylaşma sürecinde atılmıştır. Avrupa’daki Yahudileri örgütleyen Theodor Herzl, bu konuda önemli görevler üstlenmiştir. 1897’de İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenen I. Dünya Yahudi Kongresi’nde, Dünya Siyonist Teşkilatı kurulmuş, bu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yahudi Ulus Devlet Yasası’nın en önemli özelliği, devleti dini esaslar üzerine inşa etmesidir. Daha açık bir deyimle bu yasa, İsrail’in din devleti olduğunu ilan etmiştir. Bu devlet biçiminin anayasa hukukunda ve siyaset biliminde karşılığı teokrasidir. Bu haliyle modern hukukun şiddetle karşı çıktığı bir yönetim tarzıdır.</strong></p>
<p>İsrail Parlamentosu, 19 Temmuz 2018 tarihli oturumunda, Yahudi Ulus Devlet Yasası’nı kabul etti. Bu yasa, İsrail’in, dünyadaki bütün Yahudilerin devleti olduğunu, yasalarda boşluk olduğunda Yahudi şeriatının uygulanacağını, İbranicenin tek resmi dil ve Kudüs’ün başkent olduğunu, Yahudi yerleşim birimlerinin kurulmasını öngörmektedir. Bu yasa, dini esaslara dayalı teokratik bir devlet ilanı anlamına geliyor. İsrail’in, ne kadar ırkçı bir devlet olduğunu da kanıtlıyor. Dünya kamuoyu, bu yasaya yoğun tepki gösterdi. İsrail, bu tepkileri göze alarak bu yasayı parlamentoya sundu ve kabul etti. Aslında bu yasa, yıllardır süren bir politikanın ürünü. Yahudi Ulus Devlet Yasası’nın ne anlama geldiğini anlayabilmek için İsrail’in kuruluş sürecini, yirminci yüzyılın başından bugüne kadar uzanan işgal sürecini, İsrail’in hukuk tanımazlığını, yasama sürecini, yasanın geleceğini birlikte ele almak gerekir.</p>
<p><strong>Filistin Topraklarının İşgali:</strong></p>
<p>İsrail Devleti’nin temelleri, Osmanlı Devleti’nin işgal ve paylaşma sürecinde atılmıştır. Avrupa’daki Yahudileri örgütleyen<strong> Theodor Herzl</strong>, bu konuda önemli görevler üstlenmiştir. 1897’de İsviçre’nin Basel kentinde düzenlenen <strong>I. Dünya Yahudi Kongresi’nde</strong>, Dünya Siyonist Teşkilatı kurulmuş, bu teşkilatın başkanlığına Theodor Herzl getirilmiştir. Theodor Herzl bu kongrede, “Kuzey sınırlarımız, Kapadokya’daki (Nevşehir çevresi) dağlara, güneyde de Süveyş Kanalı’na dayanır. Sloganımız, David ve Salamon’un (Davud ve Süleyman) Filistin’i olacaktır” sözlerinden sonra “<strong>50 yıl içinde Yahudi Devleti’nin kurulması</strong>” kararı alınmıştır. Yahudilerin Filistin’e göçü, İsrail Devleti’nin bağımsızlığının ilanı ve işgal sürecinin bu plan dâhilinde gerçekleştiğini göstermektedir. Theodor Herzl, 1901 ve 1902 yıllarında II. Abdülhamid ile görüşmüş, Yahudi yurdu karşılığında Osmanlı borçlarının Avrupa’daki Yahudi “bankerler tarafından ödenebileceği” teklifi reddedilmiştir.</p>
<p>Yahudi Kongresi’nde İsrail Devleti kurulması kararından sonra dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Yahudilere -Filistin’e göç etmelerine yetecek kadar kontrollü bir- baskı uygulanmaya başlamıştır. Birçok devletin, tarihin belli bir döneminde (aralarında sözleşmişçesine) Yahudilere baskı yapmaya başlaması, tesadüf olamaz. Bulundukları ülkelerde baskıya maruz kalan Yahudilerin, (dünyadaki bütün göç hareketlerinde olduğu gibi) komşu ülkelere sığınmak yerine, binlerce hatta on binlerce kilometre uzaklıktaki Filistin’e göç etmeleri ilginç bir durumdur. Dünyanın çeşitli ülkelerindeki Yahudilere (kontrollü) baskıyla yetirilmemiş, ekonomik durumu iyi olmayan Yahudilere, Filistin’de toprak ve parlak bir gelecek vaat edilmiştir. Buna ilaveten, dindar olanların dini inançları istismar edilerek, bu toprakların Yahudilere vaat edildiği yalanını uydurmuşlar, mitoloji ürünü rivayetleri, gerçek gibi tedavüle sürmüşlerdir. Bu durum tarihçilerinde gözünden kaçmamış, Yahudilere yönelik soykırım tezlerinin temelsiz olduğunu açıklamışlardır. Bu yalanın ortaya çıkmasını istemeyen birçok ülke, soykırımı inkâr etmeyi suç haline getirmiştir. Ünlü Fransız düşünürü Roger Garaudy, 1996 yılında kaleme aldığı, “İsrail Politikasının Temelindeki Mitler” başlıklı kitabında, “2. Dünya Savaşı’nda, Yahudilere karşı soykırım yapılmadığını, gaz odalarının varlığının şüpheli olduğunu ve bütün Yahudi soykırımının abartıldığını” ileri sürmüştür. Siyonistlerin, Avrupa’daki Nazi katliamlarının propaganda amaçlı masallardan ibaret olduğunu belgeleyen, “İsrail’i Kuran Efsaneler” adlı kitabı ise Fransa’da yasaklanmış, bu kitabından dolayı 2002’de mahkeme önüne çıkarılmış, 33 milyon Euro cezaya mahkûm edilmiştir. Almanya’daki soykırım iddialarının tarihi gerçeklerle bağdaşmadığını öne süren İngiliz bilim adamı (tarihçi) <strong>David İrving</strong> ve Fransız tarihçi <strong>Serge Thion</strong> da benzer muamelelere maruz kalmıştır. İngilizlerin desteğinde yürütülen göçlerle Filistin’in demografik yapısı bozulmaya başlamıştır. <strong>Filistin topraklarında</strong>, Yahudi nüfusu, 1917’de 56.000’e, 1935’te 355.157’e (%27), 1942’de 484.408’e (%29), 2018’de 6 milyona (%80) yükselmiş, Müslüman nüfusu aynı oranda azalmıştır. İsrail, 1948’de bağımsızlığını ilan etmiş, Birleşmiş Milletler (BM), 273 (III) sayılı kararla İsrail’in üyeliğini kabul etmiştir. BM’nin kabul kararı, İsrail’in işgal sürecini hızlandırmıştır.</p>
<p>BM’nin (181, 194, 302) ve Güvenlik Konseyi’nin (236, 237, 242, 250, 251, 252, 267, 466, 468, 592, 605, 672, 673, 681, 694, 340,799, 904, 1397, 1402, 1405, 1850, 1322, 1435, 1515, 1544, 1860 sayılı) çok sayıda ihlal kararı, ABD’nin vetosu nedeniyle uygulanamamıştır. İsrail’in göçe zorladığı Filistinlilerin yaşadıkları kamplara yönelik katliamları, yaptırımsız kalmıştır. 1982 yılında iki binden fazla Filistinlinin öldürüldüğü, Sabra ve Şatilla mağdurlarının başvurusu üzerine 2001 yılında Belçika’da Ariel Şaron aleyhine açılan kamu davası yasa değiştirilerek düşürülmüştür. İsrail’in, 2010 yılında, Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara filosuna saldırısı ve on kişiyi öldürmesi nedeniyle Türkiye’de açılan kamu davası da iki devlet arasında imzalanan sözleşmeyle düşürülmüştür. BM’in mevcut yapısı nedeniyle İsrail aleyhinde alınan kararlar uygulanamamaktadır. Amerika’nın desteği, İsrail’i azgınlaştırmakta, insanlık suçları işlemeye devam etmektedir.</p>
<p><strong>Yahudi Ulus Devlet Yasası’nın Yasama Süreci:</strong></p>
<p>Yahudi Ulus Devlet Yasası’nı ilk kez 2009 yılında, halen Hatnuah Partisi lideri Tzipi Livni gündeme getirmiştir. Kanun metni, daha sonra Likud Partisi’nden eski Şin Bet (İsrail Gizli Servisi) direktörü Avi Dichter tarafından yeniden kaleme alınmış, Binyamin Netanyahu tarafından “yasa tasarısı” haline getirilmiştir. Yahudilerin <strong>böyle bir yasa</strong> <strong>özleminin</strong>, işgal sürecinin başlarına kadar dayandığını belirtmek gerekir. Bu yasanın<strong> alt yapısı</strong>, ilmek ilmek örülmüş, <strong>şartların olgunlaşması</strong> beklenmiş, şartların olgunlaştığına kanaat getirildiğinde parlamentoya sunulmuştur. Yeniden kaleme alınan yasa tasarısı, 24 Kasım 2014’te (11’e karşı 14 oyla) bakanlar kurulunun onayını aldıktan sonra 2015 yılında Parlamento’ya sevk edilmiş, <strong>Meclis’teki sert tepkiler</strong> üzerine geri çekilmiştir. Ancak Kasım 2017 yılında kanunu yasalaştıracak özel bir komite kurulmuş, koalisyon ortaklarının anlaşması üzerine komite Mart 2018’de, taslağı onayladıktan sonra yasa tasarısı yeniden Meclis’e sevk edilmiştir. Yasanın Meclis’e sevk edilmesiyle Filistinliler, Toprak Günü’nün 42. yıldönümü vesilesiyle abluka altındaki Gazze Şeridi’nin İsrail sınırında 30 Mart 2018 tarihinde barışçıl gösteriler düzenlemiş, İsrail bu gösterilere müdahale ederek, 150’den fazla Filistinliyi şehit etmiş, 16 binden fazla Filistinliyi yaralamıştır. BM Güvenlik Konseyi’nin İsrail saldırılarına karşı Filistin halkını korumak için hazırladığı tasarı, Trump yönetimi tarafından veto edilmiştir. Yoğun protestolara rağmen İsrail Parlamentosu, yasa tasarısının 2017 yılı Mayıs ayında Yasama Komisyonu’na sunulmasını kabul etmiştir. Tam bu sırada ABD, büyükelçilik binasını Mayıs ayında Kudüs’e taşımıştır.</p>
<p>İsrail Devleti’nin yazılı bir anayasası olmadığı için bazı yasalar, temel yasa kapsamında çıkarılmaktadır. Bu yasalar, bir nevi “anayasa” işlevi görmektedir. <strong>Yahudi Ulus Devlet Yasası</strong> da temel yasa statüsünde hazırlanmıştır. Bundan sonraki süreçte İsrail, anayasa yapacaksa bu anayasanın temelini muhtemelen bu yasa oluşturacaktır. Parlamento’ya sunulan Yahudi Ulus Devlet Yasası şu esasları içeriyor:</p>
<p>“İsrail Demokratik Yahudi Cumhuriyeti” ismi “İsrail Ulusal Yahudi Devleti” olarak değiştirilecek. İsrail bir Yahudi Devleti’dir. Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı yalnız Yahudilere aittir. (Madde: 1/c) İsrail, dünyadaki bütün Yahudilerin tarihi anavatanıdır. (Madde: 1/a) Dünyadaki tüm Yahudilerin, anavatana dönme hakkı vardır. (Madde: 5) Hukukta bir boşluk olduğunda, Yahudi şeriatı referans alınacaktır. Kudüs, bir bütün ve birleşik olarak İsrail’in başkentidir. (Madde: 3) Yahudilerin dini bayramları, özel günleri, resmi tatil sayılacaktır. Bağımsızlık günü, devletin resmi bayramıdır. Ülkenin resmi dili, İbranicedir (Madde: 4/a). (Madde 4/b: Devlet içerisinde Arapça dili özel bir statüye sahiptir, devlet kurumlarında ve bu kurumlar önünde Arapça dilinin kullanımıyla alakalı düzenlemeler yasalarda yer alacaktır.) “Devlet Yahudi Yerleşimlerini ulusal bir değer olarak görecek, her zaman destek verecek, daha da gelişmeleri için hareket edecektir.” (Madde: 7) “İbrani takvimi devletin resmi takvimidir ve bu takvimin yanında İbrani olmayan takvim (Miladi Takvim) de resmi olarak kullanılacaktır; İbrani ve İbrani olmayan takvimlerin kullanımı yasada belirtilecektir. (Madde: 8) Sadece Yahudiler bayrak, milli marş gibi dini ve milli sembollere sahip olabilir.  Tüm İsrail vatandaşları eşit haklara sahiptir. Bu “temel yasa” ancak Knesset’in çoğunluğu tarafından kabul edilen başka bir “temel yasa” ile değiştirilebilir. (Madde: 11) Bu yasa tasarısı, İsrail Parlamentosu’nda 19 Temmuz 2018 tarihinde oylanmış, oy çokluğuyla kabul edilerek yasalaşmıştır.</p>
<p>Yahudi Ulus Devlet Yasası, zannedilenin aksine, <strong>çok az bir oy farkıyla</strong> (55 ret oyuna karşılık 62 kabul oyuyla) kabul edilmiş, Parlamento’da yoğun tartışmalara ve tepkilere neden olmuştur. 120 milletvekilinden meydana gelen parlamentoda, <strong>muhalefet partilerin tamamı</strong>, Siyonist Kamp (merkez sol, sosyal demokrat) partinin 24 üyesi, Birleşik Liste (Arap Partiler) Partisi’nin 13 üyesi, Yesh Atid (Gelecek Var) (liberal, seküler) Partisi’nin 5 üyesi ile 1 bağımsız milletvekili (toplam 55 parlamenter), bu yasaya ret oyu vermiştir. <strong>Koalisyon hükümetine mensup altı parti ise</strong> 62 kabul oyuna karşılık, 2’si ret, biri çekimser 3 fireye vermiştir. Likud (Sağ, muhafazakâr) Partisi’nin 30 üyesinden 1 üye oylamaya katılmamış, 28 kabul, 2 çekimser, Yisrael Beitenu (İsrail Evimiz) (milliyetçi seküler) 5 üyenin 4 kabul 1 ret, Kulanu (Hepimiz) Partisi’nin 10 üyesinden 9’u kabul 1’i ret, HaBayit Hayehudi (Yahudi Evi) Partisi’nin 8 üyesinden 8’i kabul, Yahdut Hatora (Birleşik Tevrat Yahudiliği) (Ultra-Ortodoks, Aşkenaz) Partisi’nin 6 üyesinin 6’sı kabul, Şas (Ultra Ortodoks, Sefarad) Partisi’nin 7 üyesinden 7’si (toplam 62 parlamenter) kabul oyu vermiştir. (Ferit Belder, Daha Fazla Yahudi, Daha Az Demokratik: “İsrail-Yahudilerin Ulus Devleti” Yasası, ORDAF, 26.07.2018) Oylama sonucuna bakıldığında, İsrail’in “temel yasa” olarak kabul ettiği <strong>bu yasanın temelinin sağlam olmadığı</strong> görülüyor. Kabul oyu veren 4 milletvekili ret oyu verse yasa reddedilmiş olacaktı. Filistinli Araplar, bazı kısıtlamalara rağmen siyasi parti kurmakta, seçimlere katılmakta, parlamentoda temsil edilmektedir. Ancak seçmen sayısına bağlı olarak Parlamento’da zayıf bir temsil hakkına sahiptir. İsrail’in sürekli yeni yerleşim bölgeleri inşa etmesi, Filistinlilere yönelik katliam, tecrit ve göç politikası, seçmen dengesini Yahudiler lehine bozmaktadır.</p>
<p><strong>Yasaya Tepkiler:</strong></p>
<p>Bu yasaya (yasama sürecinde) sadece Müslümanlar değil, Yahudilerin bir kısmı ile diğer etnik gruplar da karşı çıkmıştır. Bazı muhalefet parti milletvekilleri,<em> “Bu yasanın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Yahudi Evi Partisi Başkanı Naftali Bennett arasındaki milliyetçilik yarışının ürünü olduğunu, Başbakan hakkında hazırlanması olası yolsuzluk iddianamelerinin önünü almak olduğunu”</em> iddia etti. Knesset’in Arap milletvekillerinden Ahmed Tibi ve Ayeda Touma-Souliman Netanyahu’ya eleştirerek, “Siz bir apartheid (ırk ayrımcılığı) yasası geçirdiniz, bu yasa ırkçıdır” ifadelerini kullandı. Tibi ayrıca “Arap dilinden neden bu kadar çekiniyorsunuz?” dedi. İsrail Komünist Partisi’nin Arap milletvekili Ayman Odeh, <strong>Kulanu (Hepimiz) Partisi milletvekili</strong> Ekrem Hassun, Yisrael Beiteniu (İsrail Evimiz) Partisi milletvekili Hamed Ammar ve Siyonist Kamp Partisi milletvekili Salih Saad, Kudüs İbrani Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin eski dekanı ve <strong>Tel Aviv Üniversitesi</strong> Demokratik İsrail Enstitüsü Başkanı olan Kremnitzer, <strong>Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Dünya Müslüman Alimler Birliği</strong> Genel Sekreteri Ali el-Karadaği, bu yasaya tepki göstermişler, ağır bir şekilde eleştirmişlerdir.</p>
<p>Yahudi Ulus Devlet Yasası’na, Türkiye de tepki göstermiştir. <strong>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan</strong>, “İslam dünyasını, Hristiyan alemini, dünyadaki demokrat ve özgürlükçü tüm devletleri, kurumları, sivil toplum kuruluşlarını, medya mensuplarını İsrail’e karşı harekete geçmeye davet ediyorum. Hitler’in, ari ırk saplantısı ile İsrail yönetiminin, bu kadim toprakları sadece Yahudilere ait sayan anlayışı arasında hiçbir fark yoktur. Dünyayı büyük bir felakete sürükleyen Hitler’in ruhu, İsrail’in bazı yöneticileri arasında yeniden hortlamıştır” dedi. <strong>T.C. Dışişleri Bakanlığı</strong> da (19.07.2018 tarih ve 191 sayılı açıklamasında) “Bu yasanın evrensel hukuk ilkelerini ayaklar altına aldığını, Filistinlilerin haklarını hiçe saydığını, Kudüs’ün başken ilanını yok hükmüne olduğunu” ifade etmiştir.</p>
<p><strong>Din Devleti:</strong></p>
<p>Yahudi Ulus Devlet Yasası’nın en önemli özelliği, devleti dini esaslar üzerine inşa etmesidir. Daha açık bir deyimle bu yasa, İsrail’in din devleti olduğunu ilan etmiştir. Bu devlet biçiminin anayasa hukukunda ve siyaset biliminde karşılığı teokrasidir. Teokrasi, devlet teşkilatının ve toplumsal yaşamın dini esaslara göre biçimlendiği, hukukun bütün kurallarının dinin esaslara göre hazırlandığı, yasaların dine göre yorumlandığı, dini esasların referans alındığı bir yönetim biçimidir. Bu haliyle modern hukukun şiddetle karşı çıktığı bir yönetim tarzıdır. Her toplumda (az veya çok) farklı dinlere, ırklara, mezheplere, siyasi düşüncelere, felsefi inançlara sahip insanlar yaşadığına göre, hukuk kurallarının, bu farklılıkların hepsini kapsayacak nitelikte olması gerekir. Eğer yasalar, toplumun tamamını kucaklamıyorsa, yönetme hakkı ve yetkisi, toplumun belli bir kesimine bırakılıyorsa, böyle bir yönetim, demokrasinin temel ilkelerine aykırıdır. Hukukun evrensel ilkelerine, insan haklarına da aykırıdır. İsrail bu yasayla vatandaşlar arasında ayırım/ayırımcılık yapmaktadır. Toplumun önemli bir kesiminin inanmadığı bir dinin kitabını (Tevrat’ı) hakem ilan etmektedir. Farklı inançları, farklı dinleri, farklı dilleri yok saymaktadır. Yahudileri yasayla kutsayan, toplumunun diğer kesimlerini yok sayan bir devletin ayakta kalabilmesi imkânsızdır. Günümüzde, BM statüsünde 5 devlete tanınan veto yetkisi, BM’yi devre dışı bırakmakta, İsrail’e yaptırım uygulanmasına engel olmaktadır. Bu sistem değişinceye kadar İsrail, insan hakları ihlallerini sürdürecek, BM ise İsrail’i kınamaya devam edecektir.</p>
<p><strong>Yahudi Ulus Devlet Yasası’nın Geleceği?</strong></p>
<p>Yahudi Ulus Devlet Yasası’ndaki düzenlemelere bakıldığında, bu yasanın birçok hükmü (Kudüs’ün başkent olması dâhil) yasanın kabulünden önce uygulamaya başlamıştır. Bu yasayla birlikte, bu tür uygulamalara yenileri eklenecektir. Bu zamana kadar kanunsuz olarak yürütülen uygulamalar, bundan sonra “kanun desteğinde” yürütülecektir. İsrail Hükümeti’nin uygulamalarını kanunla desteklemesi, bu uygulamaların hukuka uygun olduğu anlamına gelmiyor. Zira “kanuna uygunluk” ile “hukuka uygunluk” birbirinden çok farklıdır. Bir eylem kanuna uygun olduğu halde hukuka aykırı olabilir. İsrail’in hukuk dışı arzularını kanuna dönüştürmesi bundan sonra yapacaklarını meşru hale getirmez. İsrail, kanun devleti olabilir ama hukuk devleti asla! İsrail Hükümeti, bu yasayla hayal ettikleri Yahudi Devleti’ni kurmuş olacak. Önümüzdeki dönemde, evrensel hukuk formlarına ve ilkelerine açıkça aykırı bir devlet yapılanmasına tanık olacağız. Yeni yasa, (işgalci) İsrail’i dünyadaki bütün Yahudilerin devleti ilan ediyor. Devletin geleceği hakkında karar verme hakkı ve yetkisini de Yahudilere veriyor. İşgal ettiği topraklar üzerinde yaşayan milyonları “yok” sayıyor. Birçok farklı din mensubunun yaşadığı Kudüs’ü başkent ilan ediyor. İsrail’in işgal ettiği topraklarda farklı dilleri konuşanlar olmasına rağmen, Yahudilerin dili olan İbraniceyi resmi dil olarak ilan ediyor. Yasada, Arapçanın özel bir statüye sahip olduğu belirtilse de İbraniceden başka diğer dilleri kademeli bir şekilde yasaklayacağını göreceğiz. Bundan birkaç yıl sonra tabelalarda, sadece İbranice yazılar göreceğiz. Eğitim ve öğretim dili İbranice olacak, kamu kurumlarında, İbranice dışında bir dilde yazışma yapılamayacak, İbranice bilmeyenler savunma bile yapamayacak. Parlamento, Yahudi şeriatına aykırı bir kanun çıkaramayacak. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Bu yasayla birlikte, İsrail sadece sözde değil, özde de “din devleti” olmuştur. Bu yasanın uygulandığı her yerde, sadece Yahudi şeriatı hükümleri uygulanacak, geçerli olacaktır.</p>
<p>Yahudi Ulus Devleti Yasası, sadece Müslümanları değil, radikal Yahudiler gibi düşünmeyen Ortodoks Yahudileri de hedef almaktadır. Başbakan Netanyahu, bu yasayla, devlet içinde siyasi tıkanıklıklara yol açan (Yahudi şeriatıyla çelişen) bazı problemlerin aşılacağını, ultra-Ortodoks Yahudileri ve Haredileri devlete entegre edeceğini düşünüyor. 2017 yılının Kasım ayında İsrail Sağlık Bakanı Yaakov Litzman, kutsal sayılan Cumartesi günündeki çalışma yasağına (Şabat) uyulmadığı için istifa etmiş, Şabat krizi daha önce de iki hükümetin düşmesine yol açmıştı (1976’da İzak Rabin ve 1999’da Ehud Barak hükümetleri). Gelecekte radikal Yahudileri temsil eden partilerle yapılacak koalisyon hükümetlerinin benzeri krizlerle karşılaşmaması için kanuna “Hukukta bir boşluk olduğunda Yahudi şeriatı referans alınacaktır”, “Yahudilerin dini bayramları, özel günleri resmi tatil sayılacak” hükümleri eklenmiştir. Yasanın amaçlarından biri de yasama ve yürütme organları ile yargı arasındaki uyuşmazlıklara son vermeyi amaçlıyor. Daha açık bir deyimle İsrail Yüksek Mahkemesi’nin, hükümetin (Yahudi şeriatını esas alan) uygulamalarına müdahalesine son vermeyi, yani yargıyı kontrol etmeyi amaçlıyor. 2015 yılında Filistinli bir grup Batı Şeria’ya Amona Yahudi Yerleşkesi’nin yapılmasına itiraz ederek konuyu -anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle- İsrail Yüksek Mahkemesi’ne taşımış, davaya bakan savcı, Filistinlileri haklı bulmuş ve İsrail’i “kendine ait olmayan topraklarda yerleşim birimi kurmakla” suçlamış, ardından yargı ile yürütme erkleri arasında siyasi bir kriz patlak vermişti. İsrail Yüksek Mahkemesi, bu yasadaki hükümler nedeniyle Yahudiler lehine yapılan ayrımcılığa müdahale edemeyecek.</p>
<p>İki dünya savaşının acı tecrübeleri üzerine inşa edilen milletlerarası hukuk, işgal (fetih yoluyla toprak kazanmayı yasaklamıştır. İsrail, bu yasağa rağmen Filistin topraklarını işgal etmiş, işgal ettiği topraklar üzerinde bağımsızlık ilan etmiş, bağımsızlık ilanı BM tarafından kabul edilmiştir. İsrail bağımsızlıkla yetinmemiş, Filistinlilerin topraklarını işgal etmeye devam etmiştir. Filistinliler, intifadayla (sapanlarla taşlarla) işgale direnmeye çalışmaktadır. Sivil bir halkın, tanka, topa, uçaklara karşı direnmesinin çok zor olduğu ortadadır. İsrail’in kesintisiz olarak devam eden zulmüne karşı, geniş kapsamlı bir <strong>harekât planını</strong> devreye sokmaları gerekiyor. Bu planın en önemli unsuru, İsrail’in zulmünü Filistinlilerin mağduriyetini dünya kamuoyuna anlatmak olmalıdır. Bunun yanında “<strong>siyasi projeleri</strong>” devreye sokmaları gerekir. Bilindiği üzere, BM’nin 181 sayılı kararıyla tanıdığı bağımsız bir “<strong>Filistin Devleti</strong>” söz konusudur. İsrail’in saldırıları nedeniyle yüzbinlerce Filistinli, dünyanın çeşitli ülkelerine göç etmiştir. Filistin Devleti, başka ülkelere göç etmek zorunda kalan Filistinlilere ve çocuklarına vatandaşlık vermelidir. Buna ilaveten, çifte vatandaşlık yasası çıkararak, dünyanın çeşitli bölgelerinde, Filistin davasına gönül verenlere vatandaşlık vermelidir. Filistin vatandaşlığı için Türkiye’den yoğun bir talep olacağını tahmin ediyorum. Filistin Devleti, BM’nin belirlediği sınırları esas alarak<strong> işgal altında bulunan topraklar için</strong> tapu dağıtmalı, tapu sahipleri, Filistin mahkemelerinde, İsrail ve işgalciler (fiilen kullananlar) aleyhine tazminat davası açmalıdır. BM’nin ihlal kararıyla zaten haksız olan İsrail, (başkalarının tapulu arazisine tecavüzü nedeniyle) özel hukuk nezdinde de haksız duruma düşürülmelidir. Filistin Devleti, mahkemelerin vermiş olduğu tazminat kararlarını dost ülkelerin mahkemeleri eliyle (istinabe yoluyla) infazını (tenfizini) talep edebilir. (Örnek: Yunanistan vatandaşları, insanlık aleyhine işlediği suçlar nedeniyle Almanya aleyhine dava açmışlar, İtalya’dan, Yunanistan mahkeme kararlarının tenfizini talep etmişlerdir. İtalya bu talebi kabul etmiş, Almanya’nın İtalya’da bulunan mülküne haciz uygulamıştır.)</p>
<p>İsrail, İslam dünyasının kalbine saplanan bir hançerdir. Bu yara, yüz yıldır kanamaya devam ediyor. İsrail, küresel güçlerin yardımıyla kurulmuş onların desteğiyle var olmuştur. Küresel güçler zayıfladıkça İsrail de zayıflayacaktır. Dünya ekonomisi üzerindeki etkinliği azalmakta olan ABD, önümüzdeki yıllarda İsrail’e “eskisi kadar” destek veremeyecektir. 2017 yılı sonunda, ABD’nin Kudüs’ü başkent ilan eden kararının geri alınması için BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada, ABD’nin açık tehditlerine rağmen, sadece 9 ülke ABD’ye destek verirken, 128 ülke ABD aleyhine oy vermiştir. Bu örnek dahi ABD’nin yalnızlaştığını göstermektedir. Halen BM üyesi ve 140’tan fazla ülkenin tanıdığı <strong>Filistin Devleti’nin</strong> ilk hedefi, İsrail’in, BM’nin işgal olarak niteliği yerlerden çıkarılması, ikinci hedefi, göç etmek zorunda kalan Filistinlilerin kendi topraklarına dönmesi, üçüncü hedefi ise yüzlerce kilometre uzunluğunda utanç duvarlarının yıkılması olmalıdır. Bundan sonrası çorap söküğü gibi kendiliğinden gelecektir. Bu söylediklerimizin gerçekleşmesi için İsrail devletinin kuruluş sürecinde olduğu gibi çok uzun yıllar gerekmiyor. Atalarımızın “sel ile gelen yel ile gider” sözü, tam da İsrail’in durumuna işaret ediyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yahudi-ulus-devlet-yasasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
