<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Venezuela &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/venezuela/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 19 Aug 2019 07:20:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Venezuela &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Venezuela’yı Bırakırsak, Sıra Bize de Gelir…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/venezuelayi-birakirsak-sira-bize-de-gelir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/venezuelayi-birakirsak-sira-bize-de-gelir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Aug 2019 07:20:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Venezuela]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12160</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlık olarak, adına Amerika Birleşik Devletleri dediğimiz bir küresel haydutla boğuşmak zorundayız. Eğer gelecek kuşakları kurtarmak, doğanın vahşi kapitalizm tarafından talan edilmesini, eşitsizliğin milyonlarca insanın ölümüne sebep olmasını önlemek istiyorsak, bu mücadeleyi kararlı yapmak zorundayız. Emperyalizme karşı savaş, kurtuluşun ana cephesidir. Wall Street ile anılan Amerikan emperyalizminin ekonomideki sembolleri “ayı” ve “boğa”dır. Ayı, borsalarda düşüşü, boğa ise yükselişi simgeler(di.) 2008’de, Wall Street’teki hırsızlar tarafından oluşturulan büyük kriz sonrası ortada ne boğa kaldı ne de ayı, şimdi bir tek hayvan var: Yaban domuzu… Amerika, her yere bir yaban domuzu gibi giriyor, güzelim tarlaları mahvediyor, yiyebildiğini yiyor, gerisini kimsenin faydalanamayacağı ölçüde mundar ediyor ve yıkım koşusunu aralıksız sürdürüyor. Ayı yukarıdan aşağıya inen pençeyle (borsada iniş demek) boğa ise aşağıdan yukarı boynuz hareketiyle (borsada yükseliş demek) rakibini öldürür. Emperyalizm, yaban domuzu kimliğiyle koşarak geliyor, vuruyor, geçiyor, arkasına bile bakmıyor… Afganistan, Irak, Suriye, Yemen, Libya… Darbeyi yediler halleri ortada… Şimdi Venezuela… Trump 2 hafta önce bir kararname imzaladı, hedefi, 35 milyon masum Venezuelalı sivili, çoluk-çocuk, aç, ilaçsız ve en acil ihtiyaçlarını karşılayamayacak hale getirmek. Yasadışı bir karar. Tek taraflı. BM tarafından desteklenmiyor, aksine, “yaban domuzu”,bütün ülkeleri bu yaptırımları uymaları için tehdit ediyor. Uymazsan, gelecek, yıkacak ve çekip gidecek… “Yeni Dünya Düzeni” denilen budur, sevgili okur. Amerika öldürür. Ölmemek için onun dediğini yapmak zorundasın. Ya da ölümü göze alıp savaşacaksın. (Bir de o öldürüyorsa ben daha &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık olarak, adına <em>Amerika Birleşik Devletleri</em> dediğimiz bir <em>küresel haydutla</em> boğuşmak zorundayız.</p>
<p>Eğer gelecek kuşakları kurtarmak, doğanın <em>vahşi kapitalizm</em> tarafından talan edilmesini, eşitsizliğin milyonlarca insanın ölümüne sebep olmasını önlemek istiyorsak, bu mücadeleyi kararlı yapmak zorundayız.</p>
<p><strong>Emperyalizme karşı savaş, kurtuluşun ana cephesidir.</strong></p>
<p><em>Wall Street</em> ile anılan <em>Amerikan emperyalizminin</em> ekonomideki sembolleri <em>“ayı”</em> ve <em>“boğa”</em>dır. Ayı, borsalarda düşüşü, boğa ise yükselişi simgeler(di.) 2008’de, Wall Street’teki hırsızlar tarafından oluşturulan <em>büyük kriz</em> sonrası ortada ne boğa kaldı ne de ayı, şimdi bir tek hayvan var: <em>Yaban domuzu…</em></p>
<p>Amerika, her yere bir yaban domuzu gibi giriyor, güzelim tarlaları mahvediyor, yiyebildiğini yiyor, gerisini kimsenin faydalanamayacağı ölçüde mundar ediyor ve yıkım koşusunu aralıksız sürdürüyor.</p>
<p>Ayı yukarıdan aşağıya inen pençeyle (borsada iniş demek) boğa ise aşağıdan yukarı boynuz hareketiyle (borsada yükseliş demek) rakibini öldürür. Emperyalizm, <em>yaban domuzu </em>kimliğiyle koşarak geliyor, vuruyor, geçiyor, arkasına bile bakmıyor…</p>
<p>Afganistan, Irak, Suriye, Yemen, Libya… Darbeyi yediler halleri ortada…</p>
<p>Şimdi Venezuela…</p>
<p><strong>Trump</strong> 2 hafta önce bir kararname imzaladı, hedefi, 35 milyon masum Venezuelalı sivili, çoluk-çocuk, aç, ilaçsız ve en acil ihtiyaçlarını karşılayamayacak hale getirmek.</p>
<p>Yasadışı bir karar. Tek taraflı. BM tarafından desteklenmiyor, aksine, <em>“yaban</em> <em>domuzu”,</em>bütün ülkeleri bu yaptırımları uymaları için tehdit ediyor.</p>
<p>Uymazsan, gelecek, yıkacak ve çekip gidecek…</p>
<p><strong>“Yeni Dünya Düzeni” denilen budur, sevgili okur.</strong></p>
<p><strong>Amerika öldürür. Ölmemek için onun dediğini yapmak zorundasın.</strong></p>
<p><strong>Ya da ölümü göze alıp savaşacaksın. </strong><em>(Bir de o öldürüyorsa ben daha iyi öldürürüm diye ortalığa dökülmüş Rusya gibiler var ki, o da ayrı konudur.)</em></p>
<p><strong>Benim paramı kullanıyorsan…</strong><br />
Ne demişti o Amerikalı savcı <strong>Hakan Atilla</strong> üzerinden <strong>Halkbank</strong>’ın üzerine yüklenirken: <strong>Eğer Dolar’ı dış ticaretinizde kullanıyorsanız, bu ülkenin kurallarına uyacaksınız…</strong></p>
<p>Doğru bir söz bu.</p>
<p>Küresel ekonominin Dolar’a bağımlılığını sonlandırmadıkça da doğru bir söz olarak kalacak, çaresiz.</p>
<p>Bakın, <strong>Ziraat Bankası</strong>, <strong>Venezuela Merkez Bankası’</strong>na ait bir hesabı kapatmak zorunda kaldı, belli ki, <em>“yaban domuzuna”</em> buralara koşması için köprü görevi görecek bir sebep vermemeye çalışmış.</p>
<p>Aynı gün, Çin petrol şirketi de Venezuela’dan 5 milyon varillik petrol alımını askıya aldı. Büyük-küçük bütün devletler tedbir alıyor anladığımız kadarıyla.</p>
<p>Aslında Venezuela’nın Ziraat’taki o hesaba ihtiyacı yok, işlemlerini <em>Amerika’nın bilgisi dahilinde</em> Norveç’in <strong>Handelsbank</strong>’ı üzerinden yürütüyor. Norveç’in burada ne işi var? <strong>Maduro </strong>yönetimi ile Venezuela muhalefeti arasındaki görüşmeleri Norveç yürütüyor!..</p>
<p>Anladınız siz beni…</p>
<p><strong>Venezuela halkı direnirken…</strong><br />
ABD-Avrupa hattında sergilenen kepazelikle bir <em>işbirlikçinin </em>Venezuela’nın meşru cumhurbaşkanı ilan edilmesi, emperyalizminin pervasızlığının açık örneğidir.</p>
<p>Türkiye, Rusya ve Çin’in meşru yönetim olan <strong>Maduro</strong>’ya desteği, anti-emperyalist mücadelede kararlı bir halkın ezilmemesi için iyi bir zemindir.</p>
<p>Ama zaten, o halk, Küba, Nikaragua, Surinam, Bolivya’nın doğrudan, Meksika ve Uruguay’ın dolaylı desteğiyle Amerikan emperyalizmine karşı geleneksel <strong>“Latin</strong> <strong>direniş bayrağını”</strong>yükseltmişse, biz burada yan çizsek bile mücadele sürer gider…</p>
<p>Tavsiyem, burada <em>yan çizmeye meyilli karakterlerin</em> sesinin yüksek çıkmasının önlenmesidir.</p>
<p><strong>Venezuela’yı Amerikan emperyalizmi karşısında yalnız bıraktığımız an, yaban domuzu bizim tarlamıza göz diker, bilin!..</strong></p>
<p>Zaten tarlanın sınır boylarında dolaşıp duruyor. <em>(Son olarak korgeneral rütbesinde görüldü, Şanlıurfa’da…)</em></p>
<p>Lafı toparlayalım…</p>
<p><strong>Kurttan post, yaban domuzundan da dost olmaz…</strong></p>
<p>Ardan Zentürk/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/venezuelayi-birakirsak-sira-bize-de-gelir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Venezuela Neden Hedef Tahtasında?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/venezuela-neden-hedef-tahtasinda/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/venezuela-neden-hedef-tahtasinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Feb 2019 07:53:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Maduro]]></category>
		<category><![CDATA[Venezuela]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8387</guid>

					<description><![CDATA[Yazımızın başında, Venezuela’da darbe olacağının baştan belli olduğunu belirttik; hatta geç bile kaldığını söyledik. Şimdiye dek iç etmenleri gördük. Amerikan emperyalizmi, çıkarları doğrultusunda her yeri kaşımak ister ama her yerde başarılı olamaz. Başarılı olduğu yerler, genelde iç etmenlerin olağanüstü olduğu yerlerdir –ki yukarıda Venezuela’da nelerin olağanüstü olduğunu açıkladık. Şimdi dış etmenlere bakalım. Güney Amerika, Soğuk Savaş döneminde ABD ile Sovyetlerin çatışma arenalarından biriydi. Ancak yine de Küba’daki füze krizi gibi örnekleri saymazsak, bölgede doğrudan ABD’ye kafa tutacak güç bulunmuyordu. Oysa Sovyetlerin çöküşünden sonra özellikle son zamanlarda, Rusya’ya ek olarak Çin de etkili olmaya başladı. Çin’in bölgede büyük yatırımları ve yatırım planları var. Bir kere, Panama’ya alternatif olarak düşünülen Nikaragua Kanalı, bölgedeki Amerikan hegemonyasına büyük darbe vuracaktır. Amazon’un ortasında geçmesi planlanan Pasifik-Atlantik demiryolu, bölgedeki dinamikleri değiştirecektir. Venezuela, Küba’yı saymazsak bölgede, hem Rusya’ya hem de Çin’e, emperyalizm karşıtlığı ekseninde en yakın duran ülke oldu. Bu iki ülkeye, dış ilişkilerinde her zaman öncelik verdi. Rusya-Gürcistan Savaşı sonrasında Abhazya ve Güney Osetya’yı tanıyan 5 ülkeden biri oldu. Bu da Batı’nın hiç hoşuna gitmeyen bir adımdı elbette. Venezuela, benzer biçimde birçok uluslararası konuda, Rusya ve Çin’i destekledi. Zaten yalnızca bunun için bile Amerikan emperyalizminin boy hedefi haline gelmişti. Bunların dışında, Venezuela’nın Kolombiya’yla ilişkileri tarih boyunca &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazımızın başında, Venezuela’da darbe olacağının baştan belli olduğunu belirttik; hatta geç bile kaldığını söyledik. Şimdiye dek iç etmenleri gördük. Amerikan emperyalizmi, çıkarları doğrultusunda her yeri kaşımak ister ama her yerde başarılı olamaz. Başarılı olduğu yerler, genelde iç etmenlerin olağanüstü olduğu yerlerdir –ki yukarıda Venezuela’da nelerin olağanüstü olduğunu açıkladık. Şimdi dış etmenlere bakalım.</p>
<p>Güney Amerika, Soğuk Savaş döneminde ABD ile Sovyetlerin çatışma arenalarından biriydi. Ancak yine de Küba’daki füze krizi gibi örnekleri saymazsak, bölgede doğrudan ABD’ye kafa tutacak güç bulunmuyordu. Oysa Sovyetlerin çöküşünden sonra özellikle son zamanlarda, Rusya’ya ek olarak Çin de etkili olmaya başladı. Çin’in bölgede büyük yatırımları ve yatırım planları var. Bir kere, Panama’ya alternatif olarak düşünülen Nikaragua Kanalı, bölgedeki Amerikan hegemonyasına büyük darbe vuracaktır. Amazon’un ortasında geçmesi planlanan Pasifik-Atlantik demiryolu, bölgedeki dinamikleri değiştirecektir.</p>
<p>Venezuela, Küba’yı saymazsak bölgede, hem Rusya’ya hem de Çin’e, emperyalizm karşıtlığı ekseninde en yakın duran ülke oldu. Bu iki ülkeye, dış ilişkilerinde her zaman öncelik verdi. Rusya-Gürcistan Savaşı sonrasında Abhazya ve Güney Osetya’yı tanıyan 5 ülkeden biri oldu. Bu da Batı’nın hiç hoşuna gitmeyen bir adımdı elbette. Venezuela, benzer biçimde birçok uluslararası konuda, Rusya ve Çin’i destekledi. Zaten yalnızca bunun için bile Amerikan emperyalizminin boy hedefi haline gelmişti.</p>
<p>Bunların dışında, Venezuela’nın Kolombiya’yla ilişkileri tarih boyunca neredeyse her zaman sıkıntılı olmuştu. Kolombiya, Venezuela’yı FARC’a arka çıkmakla suçlar; Venezuela da Kolombiya’yı başka yasadışı etkinlikler için. FARC’la barış görüşmelerinde Venezuela’nın en önemli oyunculardan biri olması gözden kaçmamalı. Kolombiya’daki barış sürecine dek, hemen hemen bütün Güney Amerika ülkelerinde hatırı sayılır bir Kolombiyalı sığınmacı nüfus vardı. Şimdi durum tam tersi oldu; siyasetin ötesinde, açlık nedeniyle, milyonlarca Venezuelalı, başta Kolombiya olmak üzere komşu ülkelere, hatta başka kıtalara (Doğu Asya’ya bile) kaçmış durumda&#8230; Güney Amerika’nın konumu, coğrafi büyüklüğü ve nüfus kalabalıklığıyla lider ülke olma iddiasındaki Brezilya’da ise eski yönetimler Venezuela dostu iken, yeni yönetim, keskin bir Venezuela karşıtı&#8230; Bütün bu dış etmenleri birleştirince, Venezuela’da darbe olması gerçekten şaşırtmıyor.</p>
<p><strong>Ya Bundan Sonra?: 3 Senaryo: Libya, Kolombiya ve Aşı</strong></p>
<p>Peki, bundan sonra ne olur? 3 senaryo gündemde. Bunlara şu adları verelim: Libya, Suriye ve aşı modelleri. Libya modelinde, Kolombiya ve Brezilya’nın girişimiyle Venezuela’ya askeri müdahale olabilir; Maduro düşer, yeni bir rejim kurulur. Bu yeni rejim, Libya’da ne kadar ‘başarılı’ olmuşsa, o derece ‘başarılı’ olur. İkinci modelde, askeri müdahale olabilir, ancak bu durumda Maduro düşmez, onun yerine ülke, iki tarafın da tepeden tırnağa silahlı olduğu, yıllar sürecek kanlı bir iç savaşa yönelir, Kolombiyalaşır. Üçüncü modelde ise Çin ve Rusya başta olmak üzere az sayıda ama etkili olan ülkelerin desteğiyle askeri bir müdahale engellenir, darbe başarısızlığa uğrar. Artık Çin ve Rusya, Libya konusunda kayıtsız kalma biçimindeki büyük hatalarından ders çıkarmışlardır. Venezuela’ya kayıtsız kalmazlar.</p>
<p>Bu aşı modelinde, Venezuela hükümeti de bütün bu olanları gerçekçi bir biçimde çözümler; nerede hata yapıldığına dair özeleştiri verir. Ülkede ekonomi çeşitlendirilir, tarım teşvik edilir, besinde kendine yeten bir ülke olunur. Protestocular için genel af çıkar. Ve Venezuela böylelikle, kutuplaşmayı geride bırakıp geleceğe bakan bir ülke olur.</p>
<p>Hangi senaryonun gerçekleşeceğini göreceğiz. Venezuela hükümeti, Amerikan emperyalizminin etkisini kırmak üzere her şeyden önce açlık sorununu çözmek zorunda. Yoksa Amerikan emperyalizmi bu durumdan yararlanmasını iyi bilir. Belki acil olarak, Rusya ve Çin başta olmak üzere destekçi ülkelerin insani krizi önlemek üzere Venezuela’ya gıda, ilaç vb. yardımı yapması önerilebilir. Bu, Amerikan emperyalistlerine karşı güzel bir dayanışma örneği olarak küresel imparatorluğa direnenler için bir umut olmakla kalmayacak, Venezuela’nın bağımsızlığını korumasında önemli bir işlev de üstlenecektir&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ulaş Başar GEZGİN</strong></p>
<p>Duy Tan Üniversitesi, Vietnam</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/venezuela-neden-hedef-tahtasinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Venezuela&#8217;da Kim seçim istiyor, kim istemiyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/venezuelada-kim-secim-istiyor-kim-istemiyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/venezuelada-kim-secim-istiyor-kim-istemiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Feb 2019 07:46:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Maduro]]></category>
		<category><![CDATA[Venezuela]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8363</guid>

					<description><![CDATA[AB bir süredir seçimlerin yenilenmesini talep ediyor. En son, İngiltere, Fransa, Almanya ve İspanya dahil bir dizi Avrupa ülkesi daha da ileri giderek, Pazar gününe (yani düne) kadar süre vermişti Venezuela başkanına, erken seçime gitmesi için. Bu doğrultuda bir taahhütte bulunmadığı takdirde, Juan Guaido’yu tanıyacaklarını açıklamışlardı. 4 Şubat 2019 İşin daha teorik ve analitik boyutlarına girmeksizin, güncellikle oyalanmaya devam ediyorum, çünkü epey bir bilgi kirliliği var ortalıkta. Şu demokrasi ve seçim konusu, örneğin. Trump’ın muhalefet lideri Juan Guaido’yu desteklemesine karşı çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Maduro’ya “dik dur” (stand tall) demiş ve Amerika’yı seçim sonuçlarına saygı göstermeye çağırmıştı. İyi de, hangi seçim sonuçları? Nicolas Maduro’nun geçen yıl tekrar başkan “seçildiği,” ama yaygın yolsuzluk ve muhalefetin şiddet yoluyla bastırılması yüzünden şaibeli addedilen seçimler mi? Yoksa çoğunluğu muhalefetin kazandığı ve Guaido’yu başkan seçtiği Ulusal Meclis seçimleri mi? Hemen bu noktada belirtmekte yarar var:  Guaido kendisini geçici başkan ilân etmesini, cumhurbaşkanının gayrimeşru duruma düşmesi halinde anayasanın meclis başkanına tanıdığı yetkiye dayandırıyor. Ancak (yukarıda, askeri birlikler nezdindeki popülarite kampanyasını sürdürürken gördüğünüz) Maduro da bu seçimleri tanımamakta. Yalnız meclis seçimlerini tanımamakla kalmıyor; giderek büyüyen ve çoğalan kesimlerin, krizden biricik çıkış yolu olarak gördüğü erken seçim önerisini de ısrar ve inatla reddediyor. Daha dün, Sabah gazetesinden Melih Altınok’un (resmî çizgiden &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AB bir süredir seçimlerin yenilenmesini talep ediyor. En son, İngiltere, Fransa, Almanya ve İspanya dahil bir dizi Avrupa ülkesi daha da ileri giderek, Pazar gününe (yani düne) kadar süre vermişti Venezuela başkanına, erken seçime gitmesi için. Bu doğrultuda bir taahhütte bulunmadığı takdirde, Juan Guaido’yu tanıyacaklarını açıklamışlardı.</strong></p>
<p>4 Şubat 2019 İşin daha teorik ve analitik boyutlarına girmeksizin, güncellikle oyalanmaya devam ediyorum, çünkü epey bir bilgi kirliliği var ortalıkta. Şu demokrasi ve seçim konusu, örneğin. Trump’ın muhalefet lideri Juan Guaido’yu desteklemesine karşı çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Maduro’ya “dik dur” (<em>stand tall</em>) demiş ve Amerika’yı seçim sonuçlarına saygı göstermeye çağırmıştı.</p>
<p>İyi de, hangi seçim sonuçları? Nicolas Maduro’nun geçen yıl tekrar başkan “seçildiği,” ama yaygın yolsuzluk ve muhalefetin şiddet yoluyla bastırılması yüzünden şaibeli addedilen seçimler mi? Yoksa çoğunluğu muhalefetin kazandığı ve Guaido’yu başkan seçtiği Ulusal Meclis seçimleri mi?</p>
<p>Hemen bu noktada belirtmekte yarar var:  Guaido kendisini geçici başkan ilân etmesini, cumhurbaşkanının gayrimeşru duruma düşmesi halinde anayasanın meclis başkanına tanıdığı yetkiye dayandırıyor. Ancak (yukarıda, askeri birlikler nezdindeki popülarite kampanyasını sürdürürken gördüğünüz) Maduro da bu seçimleri tanımamakta. Yalnız meclis seçimlerini tanımamakla kalmıyor; giderek büyüyen ve çoğalan kesimlerin, krizden biricik çıkış yolu olarak gördüğü erken seçim önerisini de ısrar ve inatla reddediyor.</p>
<p>Daha dün, <em>Sabah</em> gazetesinden Melih Altınok’un (resmî çizgiden ayrılmaya başlayan) Maduro’nun “tek kozu” seçim olabilir görüşüne dikkat çekmiş ve sormuştum: Venezuela’da kim karşı çıkıyor seçime? Cevap: bugün itibariyle, bir kere daha Maduro’nun kendisi. AB, bir süredir seçimlerin yenilenmesini istiyor. En son, İngiltere, Fransa, Almanya ve İspanya dahil bir dizi Avrupa ülkesi daha da ileri giderek, Pazar gününe (yani düne) kadar süre vermişti Venezuela başkanına, erken seçime gitmesi için. Bu doğrultuda bir taahhütte bulunmadığı takdirde, Juan Guaido’yu geçici devlet başkanı olarak tanıyacaklarını açıklamışlardı. Sonuçta her iki taraf da dediğini yaptı. Maduro “ültimatomlara boyun eğmeyeceği” gerekçesiyle erken seçim çağrısını öfkeyle geri çevirdi. Hattâ “iç savaş olasılığı”ndan dem vurdu. Buna karşı önde gelen AB ülkeleri de Guaido’yu tanıdıklarını resmen ilân etti.</p>
<p>Bu son gelişme de dahil, son durum nedir, seçim isteyen ve istemeyenler, Maduro’yu ve Guaido’yu destekleyenler açısından? Yukarıdaki haritayı BBC’den kopyaladım. Bugün öğlen itibariyle gri alan, henüz tavır almamış ülkeler. Maviler ve morlar Maduro karşıtları. Maviler, doğrudan Guaido’yu tanıyanlar. Morlar, seçimlerin tekrarlanmasını isteyenler. Görüldüğü gibi Kuzey ve Güney Amerika’nın büyük çoğunluğu mavi. Avrupa ise hem mor hem mavi. Çünkü hem AB erken seçim çağrısında bulundu, hem de (yukarıda anlattığım gibi) en önemli bazı AB ülkeleri artık daha fazla beklemeyip Guaido’yu tanımaya karar verdi. Bir bütün olarak “Batı camiası”na, Rusya’ya zıtlıkları üzerinden Ukrayna ve Gürcistan’ın da katılması dikkat çekiyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8364" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Untitled.jpg" alt="" width="665" height="667" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Untitled.jpg 665w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Untitled-150x150.jpg 150w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Untitled-300x300.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/02/Untitled-60x60.jpg 60w" sizes="(max-width: 665px) 100vw, 665px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Diğer cephede kim var? Kırmızılar, Maduro’yu destekleyenler. Orta ve Güney Amerika’nın “solcu”ları: <strong><em>Küba, Bolivya, Nikaragua</em></strong>. Avrupa’da hemen tek istisna <strong><em>Yunanistan</em></strong>. Asya’da <strong><em>Çin, Rusya, Belarus</em></strong>. Ortadoğu’da <strong><em>İran, Suriye&#8230; ve Türkiye</em></strong>.</p>
<p>İnsan, acaba doğru yerde miyiz diye soruyor ister istemez. Tamam, illâ Batıya iltihak etmeyebiliriz. Ama yani, Çin ve Rusya’nın şemsiyesi altındaki şu gördüğünüz Maduro kampında, hem de alelacele, hem de hayli üst perdeden, bu kadar tantanayla yer almak, çok mu gerekliydi?</p>
<p><strong>Halil Berktay/serbestiyet</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/venezuelada-kim-secim-istiyor-kim-istemiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Chavez’in Venezuela’sı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/chavezin-venezuelasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/chavezin-venezuelasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Feb 2019 11:17:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Chavez]]></category>
		<category><![CDATA[Venezuela]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8326</guid>

					<description><![CDATA[2012 yılında solo olarak bir Latin Amerika turuna çıktım. Çeşitli ülkeleri dolaştım, haklarında yazılar yazdım, sonra onları derleyip kitaplaştırdım. Uğrak noktalarımdan biri, Venezuela idi. Brezilya, Arjantin ve Şili’den sonra Venezuela’yı mutlaka görmek istiyordum. Görmek istiyordum çünkü çeşitli nedenlerle en çok gündeme gelen ülkelerden biriydi. O zamanlar ülke, Türkiye’de sol kesim tarafından çok olumlu karşılanıyordu; fakat ben Venezuela’nın idealize ve romantize edildiğini hissediyordum. Ülke üstüne kitaplar yazılıyor, kitapları yazanlar resmi davetle gidip resmi olarak nereleri görmeleri isteniyorsa oraları görüp heyecanlı ve fakat gerçekçi olmayan sonuçlara varıyorlardı. Bense bir gezgin olarak turist rehberlerinde bile yazılmayan yolları tercih ederim hep, bir ülkenin gerçek, doğal ve makyajsız halini gözlemleyebilmek için&#8230; Benim Venezuela izlenimlerim, Türkiye’den bakışların tersine tümüyle olumlu değildi. Olumsuz yönleri de gördüm. Hatta “Chavez’in yükselişinde çöküşünün işaretlerini de gördüm” diyebilirim. Olumlu noktalardan başlayalım: Bir kere, Chavez’in Venezuelası, Latin Amerika’da gördüğüm en Amerika karşıtı ülkeydi. Küba bile bu konuda bu kadar keskin değildi. Venezuela’nın kapitalizmin ötesinde bir düzen arayışı günlük yaşamda hissedilir bir nitelikteydi. Gözlemlediğim Venezuelalılar, Chavez’le sosyalizme yürümenin coşkusu içerisindeydi. Latin Amerika’dan sömürgecilik karşıtı isimlerin heykelleri yan yana olmak üzere başkent Caracas’ın orta yerine dikilmişti; Che’nin yanında Ho Amca da görülüyordu. Chavez hükümetinin sosyal yardım programları, ona ideolojik olarak karşı olan Dünya Bankası &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2012 yılında solo olarak bir Latin Amerika turuna çıktım. Çeşitli ülkeleri dolaştım, haklarında yazılar yazdım, sonra onları derleyip kitaplaştırdım. Uğrak noktalarımdan biri, Venezuela idi. Brezilya, Arjantin ve Şili’den sonra Venezuela’yı mutlaka görmek istiyordum. Görmek istiyordum çünkü çeşitli nedenlerle en çok gündeme gelen ülkelerden biriydi. O zamanlar ülke, Türkiye’de sol kesim tarafından çok olumlu karşılanıyordu; fakat ben Venezuela’nın idealize ve romantize edildiğini hissediyordum. Ülke üstüne kitaplar yazılıyor, kitapları yazanlar resmi davetle gidip resmi olarak nereleri görmeleri isteniyorsa oraları görüp heyecanlı ve fakat gerçekçi olmayan sonuçlara varıyorlardı. Bense bir gezgin olarak turist rehberlerinde bile yazılmayan yolları tercih ederim hep, bir ülkenin gerçek, doğal ve makyajsız halini gözlemleyebilmek için&#8230;</p>
<p>Benim Venezuela izlenimlerim, Türkiye’den bakışların tersine tümüyle olumlu değildi. Olumsuz yönleri de gördüm. Hatta “Chavez’in yükselişinde çöküşünün işaretlerini de gördüm” diyebilirim. Olumlu noktalardan başlayalım: Bir kere, Chavez’in Venezuelası, Latin Amerika’da gördüğüm en Amerika karşıtı ülkeydi. Küba bile bu konuda bu kadar keskin değildi. Venezuela’nın kapitalizmin ötesinde bir düzen arayışı günlük yaşamda hissedilir bir nitelikteydi. Gözlemlediğim Venezuelalılar, Chavez’le sosyalizme yürümenin coşkusu içerisindeydi. Latin Amerika’dan sömürgecilik karşıtı isimlerin heykelleri yan yana olmak üzere başkent Caracas’ın orta yerine dikilmişti; Che’nin yanında Ho Amca da görülüyordu. </p>
<p>Chavez hükümetinin sosyal yardım programları, ona ideolojik olarak karşı olan Dünya Bankası gibi kuruluşların bile övgüsünü kazanmıştı. Bu tür kuruluşlar, yazdıkları raporlarda, “yiğidi öldür hakkını yeme” misali, bu programların ülkede yaşam kalitesini nasıl da yükselttiğini anlatıyorlardı. Bu programlarla yoksul halk sağlığa, yiyeceğe ve eğitime erişebiliyordu. </p>
<p>Chavez döneminde basına baskı yapıldığı hep söylenile gelmiştir. Dışarıya verilen izlenim korkunç bir diktatörlük olduğu yönündeydi. Ancak kimi gazeteler, Chavez’in yerli kahverengi teni nedeniyle, ırkçı manşetler bile atabiliyordu. Demokratik ülkelerde bile olmaması gereken böyle bir duruma, ‘diktatör’ Chavez döneminde müdahale edilmiyordu. Chavez’in kimi açıklamaları, yine manşetten, kişisel saldırıya da girecek nitelikte yerin dibine batırılıyordu ve yine müdahale yoktu. </p>
<p>Venezuela, diğer birçok kutuplaşmış ülkenin tersine, rahat, düşük stresli, huzurlu bir ülke havası veriyordu. Turistik bir ülke olmak gibi bir kaygısı ise hiç yoktu. Turizmin ülkenin kültürel dokusuna ticari zararlar vermesi söz konusu değildi. Ancak aşağıdaki noktalardan görüleceği üzere, ülkenin olumsuz yönleri, 2012’de bile olumlu yönlerinden çok daha fazlaydı ve bu durum bize, Venezuela’nın bugününü anlamak konusunda değerli veriler sağlıyor.<br />
Prof. Dr. Ulaş Başar GEZGİN<br />
Duy Tan Üniversitesi, Vietnam </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/chavezin-venezuelasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emperyalizme de Açlığa da Hayır!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/emperyalizme-de-acliga-da-hayir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/emperyalizme-de-acliga-da-hayir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Başar Gezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 21:35:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Açlık]]></category>
		<category><![CDATA[Emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Venezuela]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8221</guid>

					<description><![CDATA[2012 yılında solo olarak bir Latin Amerika turuna çıktım. Çeşitli ülkeleri dolaştım, sonra onları derleyip kitaplaştırdım. Uğrak noktalarımdan biri, Venezuela idi. Venezuela’daki darbe girişimi, şaşırtıcı mı? Hayır değil. Hatta geç bile kaldı. Ne yazık ki hem iç dinamikler hem de dış dinamikler orada zaten darbe olacağına işaret ediyordu. Bugünü yalnızca bugün olanlara bakarak elbette anlayamayız; o nedenle şimdi geriye, Chavez dönemine gidelim ve bugün yaşananların geçmişteki öncüllerini ortaya çıkaralım. Güney Amerika ve Amerikan Emperyalizmi Öncelikle Amerikan dış politikası, Güney Amerika’yı (ve hatta Latin Amerika’yı)1, hep bir arka bahçe olarak görmüştür: Kâğıt üstünde bağımsız ama gerçekte Amerikan sömürgeleri&#8230; Dolayısıyla ABD, bölge ülkelerine asla bağımsız gözüyle bakmamıştır. Bu ülkelerin çoğu, 19. yüzyılın ilk yarısında İspanya’dan (ya da Brezilya örneğinde Portekiz’den) bağımsız oldu. Buradaki kurtuluş savaşları çok kanlı yaşandı ve “ya istiklal ya ölüm” çığlığı, ilk kez bu topraklarda İspanyol sömürgecilere karşı duyuldu. Peki, ABD’nin gözünü Güney Amerika’ya dikmesinin nasıl bir mantığı vardı? Elbette, koskoca kıtanın bütün kaynaklarına el koymak, başat güdüydü. Fakat bunun ötesinde, bu sömürgeci anlayışın ana hattı, 1898’deki İspanyol-Amerikan Savaşı sonunda çizilmişti. Savaş sonunda, İspanya, Küba, Puerto Rico, Guyam ve Filipinler’i ABD’ye kaptıracaktı. ABD, mademki savaşı kazanmıştı; artık yönü ve hedefi, eski İspanyol sömürgeleri olacaktı. ABD’nin iç siyasetine de dış &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>2012 yılında solo olarak bir Latin Amerika turuna çıktım. Çeşitli ülkeleri dolaştım, sonra onları derleyip kitaplaştırdım. Uğrak noktalarımdan biri, Venezuela idi. Venezuela’daki darbe girişimi, şaşırtıcı mı? Hayır değil. Hatta geç bile kaldı. Ne yazık ki hem iç dinamikler hem de dış dinamikler orada zaten darbe olacağına işaret ediyordu. Bugünü yalnızca bugün olanlara bakarak elbette anlayamayız; o nedenle şimdi geriye, Chavez dönemine gidelim ve bugün yaşananların geçmişteki öncüllerini ortaya çıkaralım.</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><b>Güney Amerika ve Amerikan Emperyalizmi </b></span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Öncelikle Amerikan dış politikası, Güney Amerika’yı (ve hatta Latin Amerika’yı)<sup>1</sup>,</span><span class="s1"> hep bir arka bahçe olarak görmüştür: Kâğıt üstünde bağımsız ama gerçekte Amerikan sömürgeleri&#8230; Dolayısıyla ABD, bölge ülkelerine asla bağımsız gözüyle bakmamıştır. Bu ülkelerin çoğu, 19. yüzyılın ilk yarısında İspanya’dan (ya da Brezilya örneğinde Portekiz’den) bağımsız oldu. Buradaki kurtuluş savaşları çok kanlı yaşandı ve “ya istiklal ya ölüm” çığlığı, ilk kez bu topraklarda İspanyol sömürgecilere karşı duyuldu. Peki, ABD’nin gözünü Güney Amerika’ya dikmesinin nasıl bir mantığı vardı? Elbette, koskoca kıtanın bütün kaynaklarına el koymak, başat güdüydü. Fakat bunun ötesinde, bu sömürgeci anlayışın ana hattı, 1898’deki İspanyol-Amerikan Savaşı sonunda çizilmişti. Savaş sonunda, İspanya, Küba, Puerto Rico, Guyam ve Filipinler’i ABD’ye kaptıracaktı. ABD, mademki savaşı kazanmıştı; artık yönü ve hedefi, eski İspanyol sömürgeleri olacaktı.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">ABD’nin iç siyasetine de dış siyasetine de karışmadığı bir ülke elbette yoktur. Arap dünyasından Doğu Asya’ya, Rusya’dan Afrika’ya Amerikan müdahalelerin tarihi sayfalar tutar. Ancak Güney Amerika, ABD’nin müdahalelerinin tarihinde her zaman kırmızı listede olmuştur; çünkü ‘kâğıt üstünde bağımsız, gerçekte Amerikan’ toprakları gözüyle bakılan, en çok bu coğrafya olmuştur. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Güney Amerika, yakın zamana dek ‘asi kıta’ adıyla anılırdı. Bunun nedeni, ABD’nin tertiplediği askeri darbelere karşı muazzam bir direnişin olmasından ileri geliyordu. 1980’lerde sol, Küba gibi istisnalar dışında (ki zaten Küba, Güney değil Latin Amerika’nın bir parçasıdır), Güney Amerika’da iktidarda değildi. Asi kıtanın simgesi ise elbette Che Guevara idi. Muhalefetteki Güney Amerika solu, idealistti; fakat genellikle nasıl bir toplum tahayyül ettiği konusunda çok da net değildi&#8230; Bu net olmayışın, Venezuela’daki darbenin altında yatan etmenlerden biri olduğunu az sonra göreceğiz. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">21. yüzyılla birlikte Güney Amerika’da Amerikancı yönetimler yavaş yavaş düşerler. Bu yönetimler sırasındaki yaygın insan hakları ihlalleri yavaş yavaş ortaya çıkarılır; bunlarla yüzleşilmeye başlanır ve insanlık suçu işleyenler ağırdan da olsa yargı karşısına çıkarılır. Fakat bu Amerikancı dönem sonrası sol eğilimli yönetimler, vaat ettikleri sosyalist bir düzeni kurmaya bir türlü yanaşmazlar. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Birincisi, yukarıda belirttiğimiz gibi, nasıl bir toplum tahayyül ettikleri konusunda net değillerdir ve ikincisi, iktidara kendilerinden önceki Amerikancı egemenlerle uzlaşı içinde, yumuşak bir geçişle gelmişlerdir. “Ne şiş yansın ne kebap” diye bakarlar. İktidara geldiklerinde, ABD’yi ürkütmek istemezler; geçmişle yüzleşmede toplu bir yargılama yerine belli kişileri seçerler. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Güney Amerika solu, Türkiye’de sosyalist gibi paketlense de aslında sosyal demokrattır, hatta kimileri bunların bile gerisine düşen yerlici-Hristiyan bir niteliktedir. Hristiyanlık ve İspanyolca, eski ‘asi kıta’ya sömürgecilerin zorla getirdiği iki kimlik tutkalıdır. Ama bu sol görünümlü yönetimler, bu ikisiyle asla hesaplaşmazlar. Seçim kampanyalarında Hristiyanlığa ve özellikle İsa’ya atıf sık sık görülür. Diğer bir deyişle Güney Amerika solu, en yükseldiği dönemde bile Türkiye’deki siyasi tariflerin çuvalına girmez. Evrenselcilikten çok, özgülcüdür. Gelelim Venezuela’ya&#8230; </span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><b>Chavez’in Venezuelası</b></span></p>
<p class="p4"><span class="s1">2012 yılında solo olarak bir Latin Amerika turuna çıktım. Çeşitli ülkeleri dolaştım, haklarında yazılar yazdım, sonra onları derleyip kitaplaştırdım. Uğrak noktalarımdan biri, Venezuela idi. Brezilya, Arjantin ve Şili’den sonra Venezuela’yı mutlaka görmek istiyordum. Görmek istiyordum çünkü çeşitli nedenlerle en çok gündeme gelen ülkelerden biriydi. O zamanlar ülke, Türkiye’de sol kesim tarafından çok olumlu karşılanıyordu; fakat ben Venezuela’nın idealize ve romantize edildiğini hissediyordum. Ülke üstüne kitaplar yazılıyor, kitapları yazanlar resmi davetle gidip resmi olarak nereleri görmeleri isteniyorsa oraları görüp heyecanlı ve fakat gerçekçi olmayan sonuçlara varıyorlardı. Bense bir gezgin olarak turist rehberlerinde bile yazılmayan yolları tercih ederim hep, bir ülkenin gerçek, doğal ve makyajsız halini gözlemleyebilmek için&#8230;</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Benim Venezuela izlenimlerim, Türkiye’den bakışların tersine tümüyle olumlu değildi. Olumsuz yönleri de gördüm. Hatta “Chavez’in yükselişinde çöküşünün işaretlerini de gördüm” diyebilirim. Olumlu noktalardan başlayalım: Bir kere, Chavez’in Venezuelası, Latin Amerika’da gördüğüm en Amerika karşıtı ülkeydi. Küba bile bu konuda bu kadar keskin değildi. Venezuela’nın kapitalizmin ötesinde bir düzen arayışı günlük yaşamda hissedilir bir<br />
nitelikteydi.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Gözlemlediğim Venezuelalılar, Chavez’le sosyalizme yürümenin coşkusu içerisindeydi. Latin Amerika’dan sömürgecilik karşıtı isimlerin heykelleri yan yana olmak üzere başkent Caracas’ın orta yerine dikilmişti; Che’nin yanında Ho Amca da görülüyordu. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Chavez hükümetinin sosyal yardım programları, ona ideolojik olarak karşı olan Dünya Bankası gibi kuruluşların bile övgüsünü kazanmıştı. Bu tür kuruluşlar, yazdıkları raporlarda, “yiğidi öldür hakkını yeme” misali, bu programların ülkede yaşam kalitesini nasıl da yükselttiğini anlatıyorlardı. Bu programlarla yoksul halk sağlığa, yiyeceğe ve eğitime erişebiliyordu. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Chavez döneminde basına baskı yapıldığı hep söylenile gelmiştir. Dışarıya verilen izlenim korkunç bir diktatörlük olduğu yönündeydi. Ancak kimi gazeteler, Chavez’in yerli kahverengi teni nedeniyle, ırkçı manşetler bile atabiliyordu. Demokratik ülkelerde bile olmaması gereken böyle bir duruma, ‘diktatör’ Chavez döneminde müdahale edilmiyordu. Chavez’in kimi açıklamaları, yine manşetten, kişisel saldırıya da girecek nitelikte yerin dibine batırılıyordu ve yine müdahale yoktu. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Venezuela, diğer birçok kutuplaşmış ülkenin tersine, rahat, düşük stresli, huzurlu bir ülke havası veriyordu. Turistik bir ülke olmak gibi bir kaygısı ise hiç yoktu. Turizmin ülkenin kültürel dokusuna ticari zararlar vermesi söz konusu değildi. Ancak aşağıdaki noktalardan görüleceği üzere, ülkenin olumsuz yönleri, 2012’de bile olumlu yönlerinden çok daha fazlaydı ve bu durum bize, Venezuela’nın bugününü anlamak konusunda değerli veriler sağlıyor. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><b>‘Petrol Laneti’</b></span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Olumsuz özelliklerin başında, sosyalist olduğunu iddia eden bir hükümetin bir türlü sosyalizme geçmemesi geliyordu. 15 yıllık Chavez iktidarında bir türlü geçilememişti. Zaten o dönem sosyalizme geçemeyen bir iktidar, ondan sonra asla geçemeyecekti. Neden? Çünkü gelebilecek hiçbir yeni lider, Chavez kadar karizmatik olmayacaktı. Chavez’in karizması, her açıdan sergilediği halktan (‘bizden’) biri olma hissinden, akıcı, şakacı, uzun konuşmalarından ve yaşananları sıklıkla Hristiyanlıkla (daha doğrusu bir tür kurtuluş teolojisi, yoksulların dini anlayışı) ilişkilendirmesinden ileri geliyordu. Chavez, yayın organlarına çıkar, halkın sorularını yanıtlardı; her zaman halkla iç içe olurdu. Halk, Chavez’i kendi ailesinin bir ferdi olarak severdi, kiminin oğlu, kiminin abisi, kiminin dayısı&#8230; Ancak tüm halk değildi bu sevgiyi gösteren&#8230; Neden? Chavez’e karşı olanlar sosyalizme mi karşılardı? Hayır, hepsi böyle değildi. Chavez’i sevmeyenlerin içinde, konumu itibarıyla Chavez’in kuracağı bir sosyalizmden zarar görecekler yanında, sözlerini tutmamasına tepki gösteren bir kesim yoksul halk da vardı. İşte bu iki grup, bugün güçlenip Maduro’ya karşı çıkan kitlelerin öncüllerini oluşturuyor. Peki, neydi bu sözler?</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Bir kere, rüşvet kalkacaktı. Kalkmadı. Hatta kimilerine göre, Chavez döneminde artışa geçti. Olumsuz noktalardan biri bu&#8230; Suç oranları düşürülecekti. Bu da gerçekleşmedi. Başkent Caracas, bugün dünyanın en yüksek cinayet oranlarından birine sahip. Suç oranlarıyla ilişkili olarak, mafyanın da üzerine gidilmedi. Mafya, Chavez döneminde de sonrasında da Venezuela’da çok güçlü. Uyuşturucu çok yaygın. Silahlı soygunlar da öyle&#8230; Oysa Chavez’in gelişiyle bütün bu sorunların ortadan kalkması umuluyordu, kalkmadı. Chavez’e tepki gösterenlerin bir nedeni de bu idi.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Ekonomik sorunları da unutmamak gerekiyor elbette. Bu bağlamda, ‘petrol laneti’ kavramını analım. Bu kavrama göre, petrolü olan ülkeler, yüksek gelirler elde ederken, bu ülkelerde petrolün sektörel baskınlığı nedeniyle, diğer alanlar gelişmiyor. Venezuela tam da petrol lanetine bir örnektir. Venezuela’nın eski enerji bakanı ve OPEC’in kurucularından olan Juan Pablo Pérez Alfonzo’nun (1903-1979) ünlü sözünü anımsayalım: “Ben petrolü şeytanın pisliği olarak adlandırıyorum. Her tür musibeti getiriyor&#8230; Şuraya bakın – israf, rüşvet, aşırı tüketim, kamu hizmetlerinin düşüşü. Ve borç, yıllarca başa bela olacak<br />
borç.”</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Venezuela’nın petrolü, hepimizin bildiği gibi Amerikan emperyalistlerinin iştahını kabartıyor. Ancak az bilinen nokta ise şu: Bu petrol laneti nedeniyle Venezuela, yiyecekte kendine yeten bir ülke değil. Hemen hemen her şey dışarıdan geliyor. Venezuela’da petrol çıkmasaydı, çaresizlikten, yiyecekte kendi kendine yeten bir ülke olmak zorunda kalacaktı. İşte petrolün laneti&#8230; </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Chavez’in vaatleri arasında, ekonomiyi petrolün baskınlığından kurtarıp yiyecek gibi alanlara doğru çeşitlendirmek vardı. Bunu 15 yılda gerçekleştirmedi. Maduro’nun ise iç ve dış sorunlar nedeniyle, bunu gerçekleştirecek mecali bile kalmadı. Bugün Venezuela’da açlık, işte tam da bu nedenle bir Amerikan propagandası değil, bir gerçektir. Maduro döneminde, halkın geniş bir kesimi açlıkla terbiye edildi; milyonlarca Venezuelalı, siyasal nedenlerin ötesinde, açlık nedeniyle ülkeyi terk etti. Diğer bir deyişle Venezuela’da bugün yaşananların Chavez döneminden gelen nedenleri var. Bir ülke, kendi yiyeceğini üretemiyorsa, her zaman dışa bağımlı olur, ister petrolü olsun, ister olmasın&#8230; Venezuela’da yaşanan tam da budur&#8230;</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Chavez’in döneminde yine Türkiye’de az bilinen ekonomik bir olgu, zaten Venezuela’nın er ya da geç batacağını kesinkes gösteriyordu. O da döviz kuru ikiliğiydi. Bu, hükümetin gerçekçi olmayan döviz kuru kontrolü politikasından ileri geliyordu.<br />
Resmi dövizcilerde dolar bulamayanlar, soluğu sokakta alıyordu. Ülkede resmi kur ile karaborsa kuru arasında, iki katı kadar büyük bir oranda bir fark vardı. Böylece, iki kura birden erişenler hiçbir üretim yapmadan paradan para yapıyorlardı ve bunun sınırı yoktu. Örneğin, resmi kurdan 1000 dolar alan, onu karaborsada bozdurup eline geçen Venezuela Bolivarlarını (ülkenin para birimi) resmi dövizcide bir daha dolara çevirerek 2000 dolar alıyordu. Böyle böyle her defasında elindeki parayı ikiye katlıyordu. Sonra bu dolarları yurtdışına gönderiyorlardı. Bunu yapan yüksek gelirliler, bu işi daha büyük rakamlarla yapıyor,<br />
birkaç günde bile ülkeyi yüz binlerce dolarlık zarara uğratıyorlardı. Kimileri, bunun devletin kontrol edemediği bir durum olduğunu söylüyor; kimileri ise Chavez’in iktidarını korumak için göz yumduğu bir durum olduğunu ileri sürüyordu. Bu biçimde ve kamu kaynaklarını yağmalayarak zenginleyenler, Chavez’in sadık destekçileri oluyor ve bunlara yeni Chavez burjuvazisi ya da Bolivar burjuvazisi anlamında boli-burjuvazi (İspanyolcası Boliburguesía) deniyordu. Böyle bir mali düzenin sosyalizmden fersah fersah uzak olduğunu herhalde söylemeye gerek yok&#8230; Dolayısıyla Trump ve şürekasının iddialarının tersine, Boliburjuvazi engeli nedeniyle Venezuela’ya sosyalizm hiç gelmedi, gelseydi ne açlık olacaktı ne ekonomik kriz&#8230;</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Son olarak, 2012 Venezuelası’nda sokaklarda sosyalizm değil, Chavez öne çıkıyordu. Bu da Chavez’den sonra ülkede sosyalizmin esamesinin okunmayacağı hissini uyandırıyordu. Öyle de oldu&#8230; </span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><b>Venezuela Neden Hedef Tahtasında?</b></span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Yazımızın başında, Venezuela’da darbe olacağının baştan belli olduğunu belirttik; hatta geç bile kaldığını söyledik. Şimdiye dek iç etmenleri gördük. Amerikan emperyalizmi, çıkarları doğrultusunda her yeri kaşımak ister ama her yerde başarılı olamaz. Başarılı olduğu yerler, genelde iç etmenlerin olağanüstü olduğu yerlerdir –ki yukarıda Venezuela’da nelerin olağanüstü olduğunu açıkladık. Şimdi dış etmenlere bakalım. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Güney Amerika, Soğuk Savaş döneminde ABD ile Sovyetlerin çatışma arenalarından biriydi. Ancak yine de Küba’daki füze krizi gibi örnekleri saymazsak, bölgede doğrudan ABD’ye kafa tutacak güç bulunmuyordu. Oysa Sovyetlerin çöküşünden sonra özellikle son zamanlarda, Rusya’ya ek olarak Çin de etkili olmaya başladı. Çin’in bölgede büyük yatırımları ve yatırım planları var. Bir kere, Panama’ya alternatif olarak düşünülen Nikaragua Kanalı, bölgedeki Amerikan hegemonyasına büyük darbe vuracaktır. Amazon’un ortasında geçmesi planlanan Pasifik-Atlantik demiryolu, bölgedeki dinamikleri değiştirecektir. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Venezuela, Küba’yı saymazsak bölgede, hem Rusya’ya hem de Çin’e, emperyalizm karşıtlığı ekseninde en yakın duran ülke oldu. Bu iki ülkeye, dış ilişkilerinde her zaman öncelik verdi. Rusya-Gürcistan Savaşı sonrasında Abhazya ve Güney Osetya’yı tanıyan 5 ülkeden biri oldu. Bu da Batı’nın hiç hoşuna gitmeyen bir adımdı elbette. Venezuela, benzer biçimde birçok uluslararası konuda, Rusya ve Çin’i destekledi. Zaten yalnızca bunun için bile Amerikan emperyalizminin boy hedefi haline gelmişti. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Bunların dışında, Venezuela’nın Kolombiya’yla ilişkileri tarih boyunca neredeyse her zaman sıkıntılı olmuştu. Kolombiya, Venezuela’yı FARC’a arka çıkmakla suçlar; Venezuela da Kolombiya’yı başka yasadışı etkinlikler için. FARC’la barış görüşmelerinde Venezuela’nın en önemli oyunculardan biri olması gözden kaçmamalı. Kolombiya’daki barış sürecine dek, hemen hemen bütün Güney Amerika ülkelerinde hatırı sayılır bir Kolombiyalı sığınmacı nüfus vardı. Şimdi durum tam tersi oldu; siyasetin ötesinde, açlık nedeniyle, milyonlarca Venezuelalı, başta Kolombiya olmak üzere komşu ülkelere, hatta başka kıtalara (Doğu Asya’ya bile) kaçmış durumda&#8230; Güney Amerika’nın konumu, coğrafi büyüklüğü ve nüfus kalabalıklığıyla lider ülke olma iddiasındaki Brezilya’da ise eski yönetimler Venezuela dostu iken, yeni yönetim, keskin bir Venezuela karşıtı&#8230; Bütün bu dış etmenleri birleştirince, Venezuela’da darbe olması gerçekten şaşırtmıyor. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><b>Ya Bundan Sonra?: 3 Senaryo: Libya, Kolombiya ve Aşı</b></span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Peki, bundan sonra ne olur? 3 senaryo gündemde. Bunlara şu adları verelim: Libya, Suriye ve aşı modelleri. Libya modelinde, Kolombiya ve Brezilya’nın girişimiyle Venezuela’ya askeri müdahale olabilir; Maduro düşer, yeni bir rejim kurulur. Bu yeni rejim, Libya’da ne kadar ‘başarılı’ olmuşsa, o derece ‘başarılı’ olur. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">İkinci modelde, askeri müdahale olabilir, ancak bu durumda Maduro düşmez, onun yerine ülke, iki tarafın da tepeden tırnağa silahlı olduğu, yıllar sürecek kanlı bir iç savaşa yönelir, Kolombiyalaşır. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Üçüncü modelde ise Çin ve Rusya başta olmak üzere az sayıda ama etkili olan ülkelerin desteğiyle askeri bir müdahale engellenir, darbe başarısızlığa uğrar. Artık Çin ve Rusya, Libya konusunda kayıtsız kalma biçimindeki büyük hatalarından ders çıkarmışlardır. Venezuela’ya kayıtsız kalmazlar. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Bu aşı modelinde, Venezuela hükümeti de bütün bu olanları gerçekçi bir biçimde çözümler; nerede hata yapıldığına dair özeleştiri verir. Ülkede ekonomi çeşitlendirilir, tarım teşvik edilir, besinde kendine yeten bir ülke olunur. Protestocular için genel af çıkar. Ve Venezuela böylelikle, kutuplaşmayı geride bırakıp geleceğe bakan bir ülke olur. </span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Hangi senaryonun gerçekleşeceğini göreceğiz. Venezuela hükümeti, Amerikan emperyalizminin etkisini kırmak üzere her şeyden önce açlık sorununu çözmek zorunda. Yoksa Amerikan emperyalizmi bu durumdan yararlanmasını iyi bilir. Belki acil olarak, Rusya ve Çin başta olmak üzere destekçi ülkelerin insani krizi önlemek üzere Venezuela’ya gıda, ilaç vb. yardımı yapması önerilebilir. Bu, Amerikan emperyalistlerine karşı güzel bir dayanışma örneği olarak küresel imparatorluğa direnenler için bir umut olmakla kalmayacak, Venezuela’nın bağımsızlığını korumasında önemli bir işlev de üstlenecektir&#8230; </span></p>
<p style="font-size:0.8em;"> Bu vesileyle şunu belirtelim: Güney Amerika ve Latin Amerika aynı değil; Latin Amerika, Güney Amerika’dan daha geniş. Güney Amerika, coğrafi bir ifade. Kuzeyde Kolombiya ve Venezuela’dan, güneyde Arjantin ve Şili’ye uzanıyor. Örneğin, Küba ve Haiti, bu tarife girmiyor. Oysa ‘Latin Amerika’ ifadesi kültürel ve tarihsel bir ifade. Yanızca Güney Amerika’da değil Kuzey Amerika’daki eski İspanyol (ve diğer) sömürgeleri de içeriyor. Örneğin, Meksika. Latin Amerika’da bağımsız olmayan ülkeler de var. İlk akla gelen, Puerto Rico. Bu ada ülkesi Atlantik’te ABD’ye, Küba’dan da uzak olmasına karşın, bir Amerikan toprağı. Ayrıca, Latin kökenli çoğunluk düşünüldüğünde, ABD’nin Teksas gibi güney eyaletleri de bu Latin Amerika tanımına girebilir. Zaten Teksas, ABD topraklarına çok sonra, 1845’te katılmış; bu, Amerika-Meksika Savaşı’na yol açmıştı.  </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/emperyalizme-de-acliga-da-hayir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güney Amerika Ve Amerikan Emperyalizmi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/guney-amerika-ve-amerikan-emperyalizmi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/guney-amerika-ve-amerikan-emperyalizmi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Jan 2019 06:36:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Venezuela]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8111</guid>

					<description><![CDATA[Öncelikle Amerikan dış politikası, Güney Amerika’yı (ve hatta Latin Amerika’yı),[1]hep bir arka bahçe olarak görmüştür: Kâğıt üstünde bağımsız ama gerçekte Amerikan sömürgeleri&#8230; Dolayısıyla ABD, bölge ülkelerine asla bağımsız gözüyle bakmamıştır. Bu ülkelerin çoğu, 19. yüzyılın ilk yarısında İspanya’dan (ya da Brezilya örneğinde Portekiz’den) bağımsız oldu. Buradaki kurtuluş savaşları çok kanlı yaşandı ve “ya istiklal ya ölüm” çığlığı, ilk kez bu topraklarda İspanyol sömürgecilere karşı duyuldu. Peki, ABD’nin gözünü Güney Amerika’ya dikmesinin nasıl bir mantığı vardı? Elbette, koskoca kıtanın bütün kaynaklarına el koymak, başat güdüydü. Fakat bunun ötesinde, bu sömürgeci anlayışın ana hattı, 1898’deki İspanyol-Amerikan Savaşı sonunda çizilmişti. Savaş sonunda, İspanya, Küba, Puerto Rico, Guyam ve Filipinler’i ABD’ye kaptıracaktı. ABD, mademki savaşı kazanmıştı; artık yönü ve hedefi, eski İspanyol sömürgeleri olacaktı. &#160; ABD’nin iç siyasetine de dış siyasetine de karışmadığı bir ülke elbette yoktur. Arap dünyasından Doğu Asya’ya, Rusya’dan Afrika’ya Amerikan müdahalelerin tarihi sayfalar tutar. Ancak Güney Amerika, ABD’nin müdahalelerinin tarihinde her zaman kırmızı listede olmuştur; çünkü ‘kâğıt üstünde bağımsız, gerçekte Amerikan’ toprakları gözüyle bakılan, en çok bu coğrafya olmuştur. &#160; Güney Amerika, yakın zamana dek ‘asi kıta’ adıyla anılırdı. Bunun nedeni, ABD’nin tertiplediği askeri darbelere karşı muazzam bir direnişin olmasından ileri geliyordu. 1980’lerde sol, Küba gibi istisnalar dışında (ki zaten &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle Amerikan dış politikası, Güney Amerika’yı (ve hatta Latin Amerika’yı),<a name="_ftnref1"></a>[1]hep bir arka bahçe olarak görmüştür: Kâğıt üstünde bağımsız ama gerçekte Amerikan sömürgeleri&#8230; Dolayısıyla ABD, bölge ülkelerine asla bağımsız gözüyle bakmamıştır. Bu ülkelerin çoğu, 19. yüzyılın ilk yarısında İspanya’dan (ya da Brezilya örneğinde Portekiz’den) bağımsız oldu. Buradaki kurtuluş savaşları çok kanlı yaşandı ve “ya istiklal ya ölüm” çığlığı, ilk kez bu topraklarda İspanyol sömürgecilere karşı duyuldu. Peki, ABD’nin gözünü Güney Amerika’ya dikmesinin nasıl bir mantığı vardı? Elbette, koskoca kıtanın bütün kaynaklarına el koymak, başat güdüydü. Fakat bunun ötesinde, bu sömürgeci anlayışın ana hattı, 1898’deki İspanyol-Amerikan Savaşı sonunda çizilmişti. Savaş sonunda, İspanya, Küba, Puerto Rico, Guyam ve Filipinler’i ABD’ye kaptıracaktı. ABD, mademki savaşı kazanmıştı; artık yönü ve hedefi, eski İspanyol sömürgeleri olacaktı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ABD’nin iç siyasetine de dış siyasetine de karışmadığı bir ülke elbette yoktur. Arap dünyasından Doğu Asya’ya, Rusya’dan Afrika’ya Amerikan müdahalelerin tarihi sayfalar tutar. Ancak Güney Amerika, ABD’nin müdahalelerinin tarihinde her zaman kırmızı listede olmuştur; çünkü ‘kâğıt üstünde bağımsız, gerçekte Amerikan’ toprakları gözüyle bakılan, en çok bu coğrafya olmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güney Amerika, yakın zamana dek ‘asi kıta’ adıyla anılırdı. Bunun nedeni, ABD’nin tertiplediği askeri darbelere karşı muazzam bir direnişin olmasından ileri geliyordu. 1980’lerde sol, Küba gibi istisnalar dışında (ki zaten Küba, Güney değil Latin Amerika’nın bir parçasıdır), Güney Amerika’da iktidarda değildi. Asi kıtanın simgesi ise elbette Che Guevara idi. Muhalefetteki Güney Amerika solu, idealistti; fakat genellikle nasıl bir toplum tahayyül ettiği konusunda çok da net değildi&#8230; Bu net olmayışın, Venezuela’daki darbenin altında yatan etmenlerden biri olduğunu az sonra göreceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="21">
<li>yüzyılla birlikte Güney Amerika’da Amerikancı yönetimler yavaş yavaş düşerler. Bu yönetimler sırasındaki yaygın insan hakları ihlalleri yavaş yavaş ortaya çıkarılır; bunlarla yüzleşilmeye başlanır ve insanlık suçu işleyenler ağırdan da olsa yargı karşısına çıkarılır. Fakat bu Amerikancı dönem sonrası sol eğilimli yönetimler, vaat ettikleri sosyalist bir düzeni kurmaya bir türlü yanaşmazlar. Birincisi, yukarıda belirttiğimiz gibi, nasıl bir toplum tahayyül ettikleri konusunda net değillerdir ve ikincisi, iktidara kendilerinden önceki Amerikancı egemenlerle uzlaşı içinde, yumuşak bir geçişle gelmişlerdir. “Ne şiş yansın ne kebap” diye bakarlar. İktidara geldiklerinde, ABD’yi ürkütmek istemezler; geçmişle yüzleşmede toplu bir yargılama yerine belli kişileri seçerler.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güney Amerika solu, Türkiye’de sosyalist gibi paketlense de aslında sosyal demokrattır, hatta kimileri bunların bile gerisine düşen yerlici-Hristiyan bir niteliktedir. Hristiyanlık ve İspanyolca, eski ‘asi kıta’ya sömürgecilerin zorla getirdiği iki kimlik tutkalıdır. Ama bu sol görünümlü yönetimler, bu ikisiyle asla hesaplaşmazlar. Seçim kampanyalarında Hristiyanlığa ve özellikle İsa’ya atıf sık sık görülür. Diğer bir deyişle Güney Amerika solu, en yükseldiği dönemde bile Türkiye’deki siyasi tariflerin çuvalına girmez. Evrenselcilikten çok, özgülcüdür. Gelelim Venezuela’ya&#8230;</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ulaş Başar GEZGİN</strong></p>
<p>Duy Tan Üniversitesi, Vietnam</p>
<p><a name="_ftn1"></a>[1]Bu vesileyle şunu belirtelim: Güney Amerika ve Latin Amerika aynı değil; Latin Amerika, Güney Amerika’dan daha geniş. Güney Amerika, coğrafi bir ifade. Kuzeyde Kolombiya ve Venezuela’dan, güneyde Arjantin ve Şili’ye uzanıyor. Örneğin, Küba ve Haiti, bu tarife girmiyor. Oysa ‘Latin Amerika’ ifadesi kültürel ve tarihsel bir ifade. Yanızca Güney Amerika’da değil Kuzey Amerika’daki eski İspanyol (ve diğer) sömürgeleri de içeriyor. Örneğin, Meksika. Latin Amerika’da bağımsız olmayan ülkeler de var. İlk akla gelen, Puerto Rico. Bu ada ülkesi Atlantik’te ABD’ye, Küba’dan da uzak olmasına karşın, bir Amerikan toprağı. Ayrıca, Latin kökenli çoğunluk düşünüldüğünde, ABD’nin Teksas gibi güney eyaletleri de bu Latin Amerika tanımına girebilir. Zaten Teksas, ABD topraklarına çok sonra, 1845’te katılmış; bu, Amerika-Meksika Savaşı’na yol açmıştı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/guney-amerika-ve-amerikan-emperyalizmi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyalist Maduro’ya Destek Sözde Sosyalist Pkk’yı Kudurttu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sosyalist-maduroya-destek-sozde-sosyalist-pkkyi-kudurttu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sosyalist-maduroya-destek-sozde-sosyalist-pkkyi-kudurttu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2019 06:23:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Maduro]]></category>
		<category><![CDATA[RecepTayyipErdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Venezuela]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8091</guid>

					<description><![CDATA[Devlet Bahçeli, İstanbul Belediye başkan adaylarını tanıttığı  toplantıda Trump&#8217;a verdi veriştirdi, Maduro&#8216;ya destek çıktı. Öncesinde Erdoğan, bizzat Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro Moros&#8216;u aramış; &#8220;Dik dur eğilme; bu millet seninle&#8221; mesajını iletmişti. Erdoğan veBahçeli&#8217;nin konu ile ilgili müşterek açıklamaları devletin Lâtin Amerika konusundaki tavrını yansıtması açısından önemli. Neden Türkiye Cumhuriyeti devleti, NATO müttefiki ABD&#8216;nin değil de Venezualagibi küçük bir ülkenin yanında yer alıyor? Trump&#8216;ın yıldızının barışmadığı otobüs şoförlüğünden devlet başkanlığınayükselen Maduro&#8216;yu, dünya devi Amerika&#8216;yı karşısına alma pahasına destekliyor? ABD’nin Domuzlar Körfezi/Küba Füze Krizi ve Günümüzde Venezuela ile Türkiye ilişkilerine Etkisi!  Latin Amerika’nın Bolivarcı devrim geleneği, vahşi kapitalizmin temsilcisi emperyalist Amerika Birleşik Devletleriyle her dönem savaştı. Castro ve arkadaşlarının Batista rejimini devirerek Küba&#8216;da iktidara gelmeleri, ABD’yi korkuttu. Çünkü sevmediği ot, burnunun dibinde bitmişti. Sovyetler Birliği&#8216;yle sıcak ilişkiler geliştiren bir ülkenin, ne kadar küçük olursa olsun, varlığına tahammül etmeyeceğini gizlemedi. Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü (CIA) daha bir yıl öncesinden Küba&#8216;ya yapılacak bir çıkarmanın çalışmalarına başlamış ve bu amaçla ABD&#8217;de yaşayan yeni rejim karşıtı Kübalıları askeri eğitime tabi tutmuştu. ABD&#8217;nin Eisenhower&#8217;den sonraki başkanı John F. Kennedy, çıkarma planını onayladı. 17 Nisan1961&#8216;de Amerikan silahlarıyla donatılmış ve CIA yönetimindeki yaklaşık1.300 karşı devrimci Kübalı sürgün, Küba&#8217;nın güney sahillerindeki Bahía deCochinos&#8217;a (Domuzlar Körfezi) çıkarma yaptı. CIA, isyancıların karşı devrim yapmasını değil, Havana&#8217;da kargaşa çıkmasını ve o kargaşa sırasında Castro&#8217;nun suikastla öldürülmesini planlamıştı. Ne var ki evdeki pazarlık çarşıya uymadı. CIA, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan” da olmuştu. Domuzlar Körfezi Çıkarması, 7 yıl süren Amerika destekli, Batista rejimini alaşağı eden Fidel Castro’ya karşı, ABD’nin başlattığı başarısız bir askeri girişim olarak tarihe geçtiği gibi Ocak 1961&#8216;de Küba ile ABD arasındaki diplomatik ilişkiler tamamen koptu. ABD ve Sovyet &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Devlet Bahçeli,</strong> İstanbul Belediye başkan adaylarını tanıttığı  toplantıda Trump&#8217;a verdi veriştirdi, <strong>Maduro</strong>&#8216;ya destek çıktı.</p>
<p>Öncesinde <strong>Erdoğan,</strong> bizzat <strong>Venezuela</strong> Devlet Başkanı <strong>Nicolás Maduro Moros</strong>&#8216;u aramış; <strong>&#8220;Dik dur eğilme; bu millet seninle&#8221; </strong>mesajını iletmişti. <strong>Erdoğan</strong> ve<strong>Bahçeli&#8217;</strong>nin konu ile ilgili müşterek açıklamaları devletin <strong>Lâtin Amerika</strong> konusundaki tavrını yansıtması açısından önemli.</p>
<p>Neden <strong>Türkiye Cumhuriyeti</strong> devleti, <strong>NATO</strong> müttefiki <strong>ABD</strong>&#8216;nin değil de <strong>Venezuala</strong>gibi küçük bir ülkenin yanında yer alıyor?</p>
<p><strong>Trump</strong>&#8216;ın yıldızının barışmadığı <strong>otobüs şoförlüğünden devlet başkanlığına</strong>yükselen <strong>Maduro</strong>&#8216;yu, dünya devi <strong>Amerika</strong>&#8216;yı karşısına alma pahasına destekliyor?</p>
<p><strong><em>ABD’nin Domuzlar Körfezi/Küba Füze Krizi ve Günümüzde Venezuela ile Türkiye ilişkilerine Etkisi! </em></strong></p>
<p><strong>Latin Amerika</strong>’nın <strong>Bolivarcı</strong> <strong>devrim</strong> geleneği, vahşi kapitalizmin temsilcisi emperyalist <strong>Amerika Birleşik Devletleri</strong>yle her dönem savaştı.</p>
<p><strong>Castro</strong> ve arkadaşlarının <strong>Batista</strong> rejimini devirerek <strong>Küba</strong>&#8216;da iktidara gelmeleri, <strong>ABD</strong>’yi korkuttu. Çünkü sevmediği ot, burnunun dibinde bitmişti.</p>
<p><strong>Sovyetler Birliği</strong>&#8216;yle sıcak ilişkiler geliştiren bir ülkenin, ne kadar küçük olursa olsun, varlığına tahammül etmeyeceğini gizlemedi.</p>
<p><strong>Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü</strong> (CIA) daha bir yıl öncesinden <strong>Küba</strong>&#8216;ya yapılacak bir çıkarmanın çalışmalarına başlamış ve bu amaçla <strong>ABD&#8217;de</strong> yaşayan yeni rejim karşıtı <strong>Kübalıları</strong> askeri eğitime tabi tutmuştu.</p>
<p><strong>AB</strong>D&#8217;nin <strong>Eisenhower&#8217;den</strong> sonraki başkanı <strong>John F. Kennedy</strong>, çıkarma planını onayladı.</p>
<p><strong>17 Nisan1961</strong>&#8216;de <strong>Amerikan</strong> silahlarıyla donatılmış ve <strong>CIA</strong> yönetimindeki yaklaşık<strong>1.300</strong> <strong>karşı devrimci Kübalı</strong> sürgün, <strong>Küba&#8217;nın</strong> güney sahillerindeki <strong>Bahía</strong> de<strong>Cochinos&#8217;a</strong> (Domuzlar Körfezi) çıkarma yaptı.</p>
<p><strong>CIA</strong>, isyancıların karşı devrim yapmasını değil, <strong>Havana&#8217;da</strong> kargaşa çıkmasını ve o kargaşa sırasında <strong>Castro&#8217;nun</strong> suikastla öldürülmesini planlamıştı.</p>
<p>Ne var ki evdeki pazarlık çarşıya uymadı. <strong>CIA,</strong> “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan” da olmuştu.</p>
<p><strong>Domuzlar Körfezi Çıkarması</strong>, 7 yıl süren Amerika destekli, <strong>Batista</strong> rejimini alaşağı eden <strong>Fidel Castro</strong>’ya karşı,<strong> ABD</strong>’nin başlattığı başarısız bir askeri girişim olarak tarihe geçtiği gibi <strong>Ocak 1961</strong>&#8216;de <strong>Küba</strong> ile <strong>ABD</strong> arasındaki diplomatik ilişkiler tamamen koptu.</p>
<p><strong>ABD</strong> ve <strong>Sovyet Rusya</strong> arasında füze krizi ve <strong>Türkiye</strong>, <strong>ABD’nin</strong> <strong>Türkiye’ye</strong>,<strong>SSCB’nin</strong> de <strong>Küba’ya</strong> nükleer başlıklı füze yerleştirmesi ile başlayan süreç, “<strong>Küba Füze Krizi” </strong>ya da “<strong>Ekim</strong> <strong>Füzeleri Bunalımı” </strong>olarak adlandırılır.</p>
<p>Bu uluslararası kriz;  <strong>Ekim 1962</strong>’de dönemin iki süper gücünü ilk kez direkt olarak karşı karşıya getirdiği gibi, dünyayı <strong>nükleer savaş tehditi </strong>altında bırakmıştı. Bu iki süper güç, birbirlerinin sınırlarına <strong>nükleer başlıklı füze</strong> yerleştirerek aleni bir şekilde birbirlerini tehdit etmişlerdi.</p>
<p>Sürecin temelinde <strong>ABD&#8217;nin Küba&#8217;da Fidel Castro hükümetini </strong>devirme amacı yatıyordu.</p>
<p>Dünyanın iki süpergücü <strong>Sovyetler Birliği </strong>ve <strong>Amerika</strong> ilk kez bu bunalım sürecinde dolaysız karşı karşıya geldi. Bu ise olası bir diğer <strong>Dünya Savaşı</strong>&#8216;nın temeli demekti.</p>
<p><strong>Soğuk savaş</strong> döneminin doruğa ulaştığı “<strong>Ekim Füzeleri Bunalımı”</strong>nda <strong>SSCB</strong>,<strong>ABD&#8217;nin</strong> <strong>Domuzlar Körfezi Harekatı</strong>’ndaki başarısızlığından faydalanarak <strong>Küba&#8217;ya</strong>maddi ve manevi destek vermekte gecikmedi. <strong>SSCB</strong>, ihtiyaç duymasa da maddi destek vermek için <strong>Küba’nın</strong> şeker ihracatının büyük bir kısmını kendisi aldı ve <strong>Küba’ya</strong> olası bir <strong>Amerikan</strong> müdahalesine karşı güvence verdi.</p>
<p><strong><em>ABD’nin Türkiye’ye yerleştirdiği Jüpiter Füzeleri&#8230;</em></strong></p>
<p><strong>28 Ekim 1959</strong>’da <strong>ABD</strong> ile uyum mektubu imzalayan <strong>Türkiye</strong>, <strong>15</strong> <strong>Jüpiter</strong> <strong>füzesi</strong>nin<strong>Türkiye’ye</strong> üslenmesini kabul etti. Ancak <strong>ABD</strong> ile yapılan anlaşmalar, hükümet tarafından <strong>TBMM’nin</strong> onayına sunulmadı.</p>
<p><strong>Sovyet</strong> yayılmacılığına karşı koymak üzere <strong>Türkiye’ye</strong> yerleştirilmek istenen füzeler, ancak <strong>Temmuz 1962</strong>’de hazır hale getirilebildi. Ancak <strong>Türk</strong> <strong>halkı,</strong> bu füzelerin yerleştirildiğinden <strong>40 yıl sonra</strong> haberdar edilmişti.</p>
<p><strong>SSCB Başkanı Nikita Khrushchev,</strong> <strong>27 Ekim 1962</strong>’de <strong>Kennedy’e</strong> gönderdiği mektupta, <strong>Küba&#8217;da</strong> ki füzeleri sökme karşılığında  suikastla öldürülen <strong>ABD başkanı Kennedy&#8217;</strong>den <strong>Türkiye&#8217;deki füzeleri </strong>sökmelerini ve <strong>Küba&#8217;nın</strong> işgal edilmeyeceğine dair güvence vermelerini istedi.</p>
<p>Çünkü <strong>Türkiye&#8217;deki füzeler, Sovyet </strong>yöneticilerinin korkulu rüyası olmuştu.</p>
<p><strong>Khrushchev</strong>; ancak bu durumda <strong>Türkiye’nin</strong> toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına saygı göstereceğini, içişlerine karışmayacağını ve işgal etmeyeceğini belirtmişti.</p>
<p><strong>Amerikalılar, Küba</strong> konusunda söz verdiler ama <strong>Türkiye&#8217;deki</strong> <strong>füzeleri</strong> asla gündeme getirmediler.<strong> Türkiye, ABD ve Avrupa&#8217;nın</strong> güvenliği için ön cepheye sürülen <strong>gözden çıkarılmış ülke </strong>muamelesi görüyordu.</p>
<p><strong>Jüpiter füzelerinin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’</strong>ne yerleştirilmesinin ardından<strong>Ankara, SSCB’nin</strong> tepkilerine maruz kaldı. Özellikle <strong>1 Mayıs 1960</strong>’ta düşen <strong>U-2’</strong>nin ardından <strong>Türkiye’ye</strong> karşı verilen notalar, füzelerin de gelmesiyle  bu ültimatomlar sıklaştı.</p>
<p><strong>Küba</strong> gibi <strong>Türkiye’nin</strong> de bu kriz döneminde çok zor duruma düştüğü bir gerçekti. Çünkü krizin başında <strong>Amerika, Küba</strong>’daki füzeleri imhaya kesin niyetliydi.</p>
<p>Bu durumda <strong>Sovyetler Birliği</strong>’nin de <strong>Türkiye</strong>’deki <strong>Jüpiter</strong> üssünü vurması kaçınılmazdı. Fakat <strong>Amerika</strong>, hiçbir zaman, <strong>Türkiye</strong>’ye bu planından bahsetmedi.</p>
<p>Türk Hükümeti bu hususta yalnız bırakıldı.</p>
<p><strong>Türkiye;1962 Küba Bunalımı</strong>ndan büyük dersler çıkardı. Bir daha <strong>kerizlenmemek için ABD</strong> ve diğer <strong>NATO</strong> <strong>müttefiki</strong> ülkelerle ilişkilerinde temkinli davrandı.</p>
<p><strong><em>Türkiye neden Venezuela Başkanı Maduro&#8217;yu destekliyor?</em></strong></p>
<p><strong>Venezuela</strong>’da <strong>30 BİN Türk</strong> yaşıyor.</p>
<p><strong>Türkiye</strong> ile <strong>Venezuela</strong> arasında <strong>2010</strong>’da <strong>Ankara’da</strong> <strong>Enerji İşbirliği Anlaşması</strong>imzalandı.</p>
<p><strong>Venezuela lideri Nicolas Maduro</strong>’un belirttiği, <strong>Türkiye</strong>’nin yer aldığı konsorsiyumun temelleri; <strong>Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti Petrol ve Madencilik Bakanlığı</strong> arasındaki tamamlayıcı anlaşma ile atılmıştı.</p>
<p>Bu anlaşma,<strong> Bakanlar Kurulu</strong> tarafından onaylanarak, <strong>Resmî</strong> <strong>Gazete’de 13 Ocak 2017</strong>’de yayımlandı.</p>
<p>Buna göre, <strong>Türkiye</strong> adına <strong>&#8220;Turkish Petroleum International Company&#8221;</strong>,<strong>Venezuela’daki</strong> rafineriden sağlanacak <strong>petrokoku</strong> rekabetçi bir fiyatla pazarlayıp satabilecek.</p>
<p>Bu satıştan sağlanacak finansmanla <strong>Venezuela’daki</strong> mevcut liman ve taşıma sistemi iyileştirilecek.</p>
<p><strong>Venezuela</strong> devlet petrol ve doğalgaz şirketi iki ülke arasındaki <strong>petrokok</strong> projesinin yatırım süresi boyunca ve sonrasında gerekli finansal garantileri sağlayacak.</p>
<p><strong>Ortak enerji stratejileri </strong>doğrultusunda <strong>Türkiye’de</strong>, <strong>Akdeniz</strong> havzasına yönelik petrol depolama tesislerinin kurulması için fizibilite çalışmalarına başlanacak.</p>
<p><strong>Venezuela</strong> havalimanlarını kullanan <strong>Türk Hava Yolları</strong> (THY) filosuna ait uçaklara, ekonomik ve rekabetçi şartlarda jet yakıtı ikmal edilecek.</p>
<p>Söz konusu anlaşma ile ayrıca <strong>Venezuela’nın</strong> inşaat, altyapı, ilaç, yiyecek ve benzeri ihtiyaçlarının <strong>Türkiye</strong> tarafından temin edilmesi için bir “<strong>barter</strong> <strong>mekanizması</strong>” oluşturulacak.</p>
<p>Ham petrolün rafinasyonu sırasında oluşan <strong>petrokok</strong>, karbon açısından zengin ve ısıl değeri çok yüksek bir <strong>katı yakıt türü</strong> olarak biliniyor.</p>
<p><strong>Venezuela Madencilik Bakanı Victor Cano</strong>’nun açıkladığı bir diğer anlaşma da kamu maden şirketleriyle küçük maden işletmelerinin <strong>Venezuela</strong>’da çıkardıkları <strong>altını</strong>işlenmesi ve <strong>altın para</strong>ya çevrilmesi için <strong>Türkiye’ye</strong> <strong>yollanması</strong> ve<strong>sertifikalandırma</strong> sürecinin gerçekleştirilmesi.</p>
<p><strong><em>Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nın Türk soylu olduğunu biliyor musunuz? </em></strong></p>
<p>Dikkat edin “<strong>Müslüman”</strong> demedim, <strong>&#8220;Türk soylu&#8221;</strong> ifadesini kullandım.</p>
<p>Venezuela Devlet Başkanının ön adı <strong>Nicolas</strong>; <strong>Türkiyeli</strong>, hiç kuşkusuz <strong>Antalya Demreli Aziz Nikolas</strong>’tan geliyor.</p>
<p>İspanyolca’da <strong>Nikolas</strong>; “<strong>Herkes tarafından sevilen</strong>” anlamında.</p>
<p>Soy adı <strong>Madura</strong> ise <strong>Türkiye</strong> Cumhuriyetinin kurucusu <strong>Mustafa</strong> <strong>Kemal Paşa</strong>’dan esinlenme.</p>
<p>“<strong>Kemal”</strong> sözcüğün anlamı ile <strong>İspanyolca</strong> “<strong>Madura</strong>” kelimesinin manası aynı ikisi de “<strong>olgunluk”</strong> demek.</p>
<p>Bu nedenle <strong>Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro</strong>’ya gönül rahatlığı ile “<strong>Nicolas Kemal”</strong> denilebilir.</p>
<p><strong>Nicolas Maduro</strong>’nun bundan rahatsız olacağını sanmam.</p>
<p>Zaten kendisi <strong>Türkiye</strong> <strong>hayranı</strong>.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl <strong>Türkiye</strong>’ye resmi bir ziyarette bulunan <strong>Venezuela</strong> Devlet Başkanı<strong>Nicolas Maduro</strong>, <strong>TRT</strong>’nin 65 ülkede seyredilen dizisi <strong>“Diriliş Ertuğrul”</strong>un<strong>Beykoz</strong>’daki setini ziyaret etmişti.</p>
<p>Sosyal medyada <strong>Maduro</strong>’nun <strong>börk ve Kayı Boyu Bayrağı</strong>yla çektirdiği fotoğrafı çok ça paylaşılmıştı.</p>
<p>“<strong>Türk soylu” </strong>olmayan birisi, neden bu denli, <strong>Türk</strong> <strong>tarihine</strong> ve <strong>kültürüne</strong> ilgi göstersin!</p>
<p>Aklından zoru mu var!</p>
<p><strong>Venezuela Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro</strong>’nın <strong>Türkiye’ye</strong> <strong>yaklaşımı,</strong> sadece ABD karşıtlığı ile açıklanabilir mi?</p>
<p><strong>Türkiye’nin, Latin Amerika</strong> açılımının bir sonucu değil mi?</p>
<p><strong><em>YAKIN KORUMA EKİBİNDE TÜRK KÖKENLİLER&#8230;</em></strong></p>
<p><strong>Venezuela Cumhurbaşkanı Nicolas Maduro</strong>’nın yakın koruma ekibinde <strong>Türk kökenli anti terör uzmanları </strong>görevlendirilmişti.</p>
<p>Zaten iki ülke arasında imzalanan <strong>&#8220;Güvenlik İşbirliği Anlaşması” </strong>böyle bir görevlendirme önündeki bürokratik  engelleri  kaldırıyor.</p>
<p>Ayrıca <strong>Venezuela</strong> vatandaşı <strong>Türk kökenli </strong>vatandaşların ikili anlaşma çerçevesinde<strong>Türkiye’de,</strong> <strong>MİT</strong> veya <strong>Emniyet Genel Müdürlüğü</strong> yakın koruma uzmanları tarafından eğitilerek <strong>Maduro’</strong>nın koruma ordusuna tahsis edildiler.</p>
<p>Yine Türkiye ve Venezuela arasındaki <strong>&#8220;Güvenlik İşbirliği Anlaşması</strong>” uyarınca <strong>Türk Silahlı Kuvvetleri</strong>nden ve <strong>Milli</strong> <strong>İstihbarat Teşkilatı</strong>ndan bu ülkeye, görevlendirilen personelin verdiği eğitimlere katılanlar mevcut.</p>
<p><strong>Nicolas Maduro</strong>’nın <strong>yakın Türk korumalarının kullandığı açılır kapanır zırh, Türk imalatı</strong> ve <strong>Türkiye</strong>’de sadece <strong>Cumhurbaşkanının</strong> güvenliğinde kullanılıyor.</p>
<p>Geçtiğimiz Ağustos’ta <strong>Maduro’ya suikast</strong> girişimi sırasında, bahsi geçen o zırhların yakın korumalar tarafından açılarak Devlet Başkanının korunması amacıyla kullanıldığı da görüntülenmişti.</p>
<p>Bahse konu koruma kalkanı,<strong> Nurol Teknoloji A.Ş </strong>tarafından geliştirilen evrak çantası görünümündeki zırhlı çanta; ilk kez <strong>2013</strong>’te <strong>Erdoğan’ın</strong> korunmasını sağlaması için üretilmişti.</p>
<p><strong><em>Trump’ın darbe çağrısı Türkleri ve Rusları harekete geçirdi! </em></strong></p>
<p><strong>Venezuala</strong>&#8216;ya destek mesajlarıyla yetinmeyen <strong>Erdoğan</strong> ve <strong>Putin</strong>, <strong>Maduro&#8217;</strong>yu zor gününde yalnız bırakmadı.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de</strong> kayıtlı (TC-TTC) uzun menzilli bir özel uçağın <strong>Rusya&#8217;dan</strong> havalanarak siyasi kaos yaşanan <strong>Venezuela&#8217;</strong>ya indiği saptandı.</p>
<p><strong><em>Uçak kime ait biliyor musunuz? </em></strong></p>
<p><strong>İngiltere&#8217;ye</strong> yerleşen, <strong>Türkiye&#8217;deki</strong> yatırımlarını tasfiye etmeye çalışan zengin bir iş adamı ve medya patronuna ait.</p>
<p>Medya patronunun 3-4 ay önce, grubunu <strong>Kazaklar</strong>’a sattığı bilgisi basında yer almıştı.</p>
<p><strong>Flight Aware</strong> uygulamasında görülen “<strong>Uzun menzilli jet”</strong> sınıfındaki  <strong>GulfstreamG550</strong> tipi uçak, önce <strong>22 Ocak&#8217;ta İstanbul</strong> Atatürk Havalimanı&#8217;ndan kalkarak<strong>Moskova</strong>&#8216;nın <strong>Vnukovo</strong> havalimanına indiği<strong> 23 Ocak&#8217;ta</strong> da <strong>Moskova&#8217;dan</strong> kalkarak<strong>Venezuela&#8217;nın</strong> Uluslarası <strong>Simon Bolivar</strong> havalimanına gittiği belirtiliyor.</p>
<p><strong>Gulfstream G550</strong> tipi uçakta, <strong>füze koruma sistemi</strong> mevcut.</p>
<p>İki motorlu uçağın motorlarından birisi arızalansa dahi tek motorla uçuş konforundan hiç ödün vermeden, normal uçuşunu sürdürüyor.</p>
<p>Jetin bir diğer özeliği kısa mesafeli pistlere rahatlıkla inebilmesi. Jetin inişi için <strong>884</strong>metre uzunluğunda bir pist yeterli.</p>
<p>Uçuş tavanı 51 bin feet, yani 15 bin 545 metre. Normal ticari uçaklardan çok daha yüksek uçuş tavanına sahip, normal hava trafiğinin üstünde uçuyor.</p>
<p><strong>Geliştirilmiş Görüş Sistemi </strong>(Enhanced Visiual Gudiance-EVS), uçağın kötü hava şartlarında yerden destek görmese bile havalimanlarına rahatlıkla inip kalkabilmesine imkân sağlıyor.</p>
<p><strong>Kıtalararası</strong> <strong>uzun</strong> <strong>uçuşlar</strong> yapabilen <strong>G550</strong>, <strong>İstanbul&#8217;dan Los Angeles&#8217;</strong>a yakıt almaksızın direkt gidebiliyor.</p>
<p>Yolcu ve yükünü merak ediyorsanız, bu uçağın <strong>Simon Bolivar</strong> hava limanına iner inmez  <strong>Amerikalı</strong> diplomat, gazeteci, tüccar kılığındaki <strong>CIA ajanlarının</strong> apar topar<strong>Venezuela</strong>&#8221;yı neden terketmiş olabileceklerini araştırın.</p>
<p><strong><em>Türkiye Venezuela&#8217;da sadece Amerika&#8217;ya değil, İngiltere&#8217;ye de posta koydu! </em></strong></p>
<p><strong>Venezuala&#8217;daki</strong> olaylara bakıldığında sadece <strong>Trump</strong> “<strong>kabak gibi</strong>” ortada göründüğünden, <strong>Türkiye</strong> kamuoyunda da böyle sanılıyordu. Oysa olayların perde arkası hiç de göründüğü gibi olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Neden mi?</p>
<p><strong><em>Venezuala halkının altınlarına İngilizler çöktü! </em></strong></p>
<p><strong>ABD&#8217;nin</strong> açık desteği ile darbe girişimi yaşanılan  <strong>Venezuela&#8217;ya</strong> karşı bir skandal adımı da <strong>İngiltere</strong> attı.</p>
<p><strong>İngiltere Merkez Bankası, Venezuela Merkez Bankası’</strong>nın <strong>1,2 milyar dolar</strong>değerindeki <strong>altın</strong> transferi talebini reddetti.</p>
<p><strong>İngiltere Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt</strong>, <strong>Washington’da,</strong> <strong>Amerikalı</strong>  yetkililerle görüştükten sonra, <strong><em>&#8220;Nicolas Maduro’nun Venezuela’nın meşru lideri  olmadığı açık. İngiltere, Juan Guaido’nun Venezuela’yı ileriye götürecek doğru  kişi olduğuna inanıyor.&#8221; </em></strong>ifadesini kullanmıştı.</p>
<p><strong>Ankara &#8211; Londra</strong> ilişkileri buraya kadarmış!</p>
<p><strong>Rusya</strong> ve <strong>Türkiye</strong>, <strong>ABD</strong> &#8211; <strong>Britanya</strong> ittifakına meydan okuyor!..</p>
<p><strong><em>Türkiye’nin Maduro tercihine Kuzey Irak&#8217;tan saldırı tepkisi…</em></strong></p>
<p><strong>Türkiye’nin</strong> bölgede bulunan <strong>PKK</strong> kamplarına yönelik hava harekatında sivillerin öldüğünü ileri süren bir grup, <strong>Duhok</strong> kentine bağlı <strong>Şeladize</strong> kasabasında  <strong>Türkiye</strong>’nin hava operasyonlarını protesto etti.</p>
<p>Gösterinin ardından eylemciler dağılırken, bir grup bölgedeki <strong>Türk</strong> <strong>üssüne</strong> doğru yürüyüşe geçti. <strong>Üsse giren</strong> göstericiler, buradaki askeri araçları ateşe verdi.</p>
<p>Gösteriler sırasında 1 kişi öldü 11 kişi de yaralandı. <strong>Üs</strong>te bulunan askeri araçlar ve ambulanslar yakıldı.</p>
<p><strong>Üste bulunan Türk askerlerinin,</strong> soğukkanlılıklarını koruyarak üsse saldıran <strong>sivil halka ateş açmaması </strong>büyük bir faciayı önledi.</p>
<p><strong>Türkiye, Kür</strong>t yönetimiyle vardığı anlaşma gereği, 1992’den bu yana <strong>PKK’ya</strong> <strong>karşı,</strong>bölgede istihbarat amaçlı asker bulunduruyor.</p>
<p><strong>Türkiye’nin</strong> bölgede <strong>13 üssü</strong> bulunuyor. Ancak bu üslerdeki askerler, operasyon yapamıyor.</p>
<p><strong>Milli Savunma Bakanlığı</strong> ve <strong>Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi,</strong> Türk askeri üssüne saldırının, <strong>PKK&#8217;nın provokasyon</strong>u olduğunda hemfikir.</p>
<p><strong><em>Siz siz olun kuklaya değil kuklanın ipini elinde tutan kuklacıya bakın!..</em></strong></p>
<p><strong>Amerikalı</strong> <strong>sığır çobanları </strong>ve <strong>fitne küpü uzun bacaklı İngilizler Venezuala</strong>operasyonlarına çomak sokan <strong>Türkiye</strong>&#8216;ye akılları sıra <strong>“Kürt kartı”</strong>yla cevap veriyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sosyalist-maduroya-destek-sozde-sosyalist-pkkyi-kudurttu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abd&#8217;li Senatör&#8217;e Venezuela Sorusu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/abdli-senatore-venezuela-sorusu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/abdli-senatore-venezuela-sorusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2019 10:36:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Lindsey Graham]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Venezuela]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8074</guid>

					<description><![CDATA[ABD’de Cumhuriyetçi Parti&#8217;nin önde gelen isimlerinden Güney Carolina Senatörü Lindsey Graham, ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın birkaç hafta önce Venezuela’da askeri güç kullanma olasılığını kendisiyle tartıştığını söyledi. ABD merkezli Axios haber sitesine konuşan Graham, “Trump, ‘Askeri güç kullanma hakkında ne düşünüyorsun?’ dedi. Ben de, ‘Bu konuda yavaş olmalısın, sorunlu olabilir.’ dedim. O da, ‘Şaşırdım, herkesi istila etmek istiyorsun.’ dedi” şeklinde konuştu. Graham, herkesi istila etmek istemediğini ve orduyu sadece ABD’nin ulusal güvenlik çıkarları tehdit edildiğinde kullanmak istediğini Trump’a belirttiğini söyledi. “Trump Venezuela konusunda gerçekten şahin biri” Trump’ın Venezuela konusunda gerçekten şahin (çok katı ve kararlı) olduğunu vurgulayan Graham, Trump’ın bu konuda kendisinden bile daha şahin olduğunu aktardı. Haberin sahibi gazeteci Jonathan Swan ise, Trump yönetiminden üst düzey yetkililerle görüştüğünü ve yönetimden Venezuela&#8217;yı istila etmeyi planladığına dair hiçbir işaret almadığını belirterek, rejim değişikliğini hızlandırmak için gelecekteki baskıların diplomatik ve ekonomik olacağını aktardı. ABD-Venezuela gerilimi sürüyor Venezuela Ulusal Meclis Başkanı muhalif Juan Guaido&#8217;nun ülkenin başkenti Caracas&#8217;ta düzenlenen Maduro karşıtı gösterilerde kendisini devlet başkanı ilan etmesi ve ilanın hemen ardından Trump’ın yazılı bir açıklama yayımlayarak Guaido&#8217;yu ülkenin &#8220;geçici devlet başkanı&#8221; olarak tanıması iki ülke arasındaki tansiyonu artırmıştı. Birleşmiş Miletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Venezuela’daki son gelişmeler hakkında konuşan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, diğer ülkelere &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de Cumhuriyetçi Parti&#8217;nin önde gelen isimlerinden Güney Carolina Senatörü Lindsey Graham, ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın birkaç hafta önce Venezuela’da askeri güç kullanma olasılığını kendisiyle tartıştığını söyledi.</p>
<p>ABD merkezli Axios haber sitesine konuşan Graham, “Trump, ‘Askeri güç kullanma hakkında ne düşünüyorsun?’ dedi. Ben de, ‘Bu konuda yavaş olmalısın, sorunlu olabilir.’ dedim. O da, ‘Şaşırdım, herkesi istila etmek istiyorsun.’ dedi” şeklinde konuştu.</p>
<p>Graham, herkesi istila etmek istemediğini ve orduyu sadece ABD’nin ulusal güvenlik çıkarları tehdit edildiğinde kullanmak istediğini Trump’a belirttiğini söyledi.</p>
<p><strong>“Trump Venezuela konusunda gerçekten şahin biri”</strong></p>
<p>Trump’ın Venezuela konusunda gerçekten şahin (çok katı ve kararlı) olduğunu vurgulayan Graham, Trump’ın bu konuda kendisinden bile daha şahin olduğunu aktardı.</p>
<p>Haberin sahibi gazeteci Jonathan Swan ise, Trump yönetiminden üst düzey yetkililerle görüştüğünü ve yönetimden Venezuela&#8217;yı istila etmeyi planladığına dair hiçbir işaret almadığını belirterek, rejim değişikliğini hızlandırmak için gelecekteki baskıların diplomatik ve ekonomik olacağını aktardı.</p>
<p><strong>ABD-Venezuela gerilimi sürüyor</strong></p>
<p>Venezuela Ulusal Meclis Başkanı muhalif Juan Guaido&#8217;nun ülkenin başkenti Caracas&#8217;ta düzenlenen Maduro karşıtı gösterilerde kendisini devlet başkanı ilan etmesi ve ilanın hemen ardından Trump’ın yazılı bir açıklama yayımlayarak Guaido&#8217;yu ülkenin &#8220;geçici devlet başkanı&#8221; olarak tanıması iki ülke arasındaki tansiyonu artırmıştı.</p>
<p>Birleşmiş Miletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) Venezuela’daki son gelişmeler hakkında konuşan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, diğer ülkelere Juan Guaido&#8217;yı tanıma çağrısında bulunmuş, “demokratik geçiş sürecine” destek olmalarını istemişti.</p>
<p><em><strong>TM Dijital Haber Merkezi</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/abdli-senatore-venezuela-sorusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Darbe için Askerle Görüştü</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/darbe-icin-askerle-gorustu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/darbe-icin-askerle-gorustu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Jan 2019 06:18:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Venezuela]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8053</guid>

					<description><![CDATA[ABD&#8217;nin desteği ile Venezuela&#8217;da kendisini devlet başkanı ilan eden Ulusal Meclis Başkanı Guaido, Amerikan gazetesi Washington Post&#8217;a verdiği demeçte seçilmiş Devlet Başkanı Maduro&#8217;yu devirmek için askerlerle görüştüğünü anlattı. MADURO&#8217;YU DEVİRMEK İÇİN ASKERLE GÖRÜŞÜYOR Guaido, askeri kanatla yaptığı görüşmelerin kişisel güvenlik endişesi sebebiyle ihtiyat içinde devam ettiğini belirterek Venezuela&#8217;nın Washington Büyükelçiliğinde görev yapan askeri ataşenin muhalif kanada geçme kararını memnuniyetle karşıladığını ifade etti. Öte yandan, yabancı ülkelere temsilciler atanması konusunda çalışmalar yaptıklarını kaydeden Guaido, ABD temsilciliğine Maduro karşıtlığıyla bilinen ve 2014&#8217;te ABD&#8217;ye sığınan Carlos Vecchio&#8217;yu getirdiğini açıkladı. Guaido ayrıca bazı Amerikalı siyasetçilerin de kendi hükümetine destek verdiğini vurgulayarak Illinois eyaleti Senatörü Dick Durbin, Florida Senatörü Marco Rubio ve New Jersey Senatörü Robert Menendez ile görüştüğünü belirtti.&#160;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD&#8217;nin desteği ile Venezuela&#8217;da kendisini devlet başkanı ilan eden Ulusal Meclis Başkanı Guaido, Amerikan gazetesi Washington Post&#8217;a verdiği demeçte seçilmiş Devlet Başkanı Maduro&#8217;yu devirmek için askerlerle görüştüğünü anlattı.</strong></p>
<p><strong>MADURO&#8217;YU DEVİRMEK İÇİN ASKERLE GÖRÜŞÜYOR</strong></p>
<p>Guaido, askeri kanatla yaptığı görüşmelerin kişisel güvenlik endişesi sebebiyle ihtiyat içinde devam ettiğini belirterek Venezuela&#8217;nın Washington Büyükelçiliğinde görev yapan askeri ataşenin muhalif kanada geçme kararını memnuniyetle karşıladığını ifade etti.</p>
<p>Öte yandan, yabancı ülkelere temsilciler atanması konusunda çalışmalar yaptıklarını kaydeden Guaido, ABD temsilciliğine Maduro karşıtlığıyla bilinen ve 2014&#8217;te ABD&#8217;ye sığınan Carlos Vecchio&#8217;yu getirdiğini açıkladı.</p>
<p>Guaido ayrıca bazı Amerikalı siyasetçilerin de kendi hükümetine destek verdiğini vurgulayarak Illinois eyaleti Senatörü Dick Durbin, Florida Senatörü Marco Rubio ve New Jersey Senatörü Robert Menendez ile görüştüğünü belirtti.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/darbe-icin-askerle-gorustu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Guaido ‘Darbe’ Nin İşaretini  Washington Post’ta Vermişti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/guaido-darbe-nin-isaretini-washington-postta-vermisti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/guaido-darbe-nin-isaretini-washington-postta-vermisti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Jan 2019 14:32:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Venezuela]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8009</guid>

					<description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump tarafından Venezuela&#8217;nın geçici devlet başkanı olarak tanınan Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido&#8217;nun 15 Ocak&#8217;ta ABD&#8217;nin ünlü ve etkili gazetesi The Washington Post&#8217;a yazdığı yazıda &#8216;darbe&#8217;nin işaretlerini verdiği ortaya çıktı. Guaido gazeteye yazdığı yazıda Venezuela&#8217;nın emsalsiz bir kriz yaşadığını savundu ve &#8220;Devleti parçalara ayıran ve tüm kurumları kendi isteklerine göre manipüle eden bir hükümetimiz var.&#8221; ifadelerini kullandı. Guaido yazısında şu görüşleri savundu:  &#8220;Tamamen ölmeyi reddeden demokratik bir sistemin temellerine saldırdılar ve bugün başkanlığı işgal eden bir tefeci kaldı. Nicolás Maduro anayasal terimini çoktan sona erdirdi. Geçen 20 Mayıs&#8217;ta gerçekleşen şey, halkımızın ve dünyanın reddettiği bir durumdu. Şimdi Maduro de facto bir lider. Fakat Venezuela bir diktatörlük değildir. Rejimin uyuşturucu kaçakçıları ve gerilla grupları ile bağları olabilir, ancak aynı zamanda işleyen, demokratik olarak seçilmiş bir parlamento olan Ulusal Meclis’e de sahibiz. Maduro kontrolündeki Yüksek Mahkeme ve Kurucu Meclis&#8217;in meşruiyetimize yönelik saldırılarına rağmen Ulusal Meclis çalışmalarını sürdürmekte ve uluslararası toplumun ve Venezüellaların çoğunluğunun desteğini almaktadır. Yol haritamız açık: ulusal birliği ve dış ve iç baskıyı kullanarak gaspı durdurmak; insani yardım için kanal açmak için ve geçici bir hükümet oluşturmak; hukukun üstünlüğünü ve güçler ayrımını restore etmek; tüm seçmenlerin geleceklerini belirleyebilmeleri için serbest seçimleri yapmak. Bu sürecin kilit bir aktörü &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD Başkanı Donald Trump tarafından Venezuela&#8217;nın geçici devlet başkanı olarak tanınan Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido&#8217;nun 15 Ocak&#8217;ta ABD&#8217;nin ünlü ve etkili gazetesi The Washington Post&#8217;a yazdığı yazıda &#8216;darbe&#8217;nin işaretlerini verdiği ortaya çıktı. Guaido gazeteye yazdığı yazıda Venezuela&#8217;nın emsalsiz bir kriz yaşadığını savundu ve &#8220;Devleti parçalara ayıran ve tüm kurumları kendi isteklerine göre manipüle eden bir hükümetimiz var.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Guaido yazısında şu görüşleri savundu: </strong><br />
&#8220;Tamamen ölmeyi reddeden demokratik bir sistemin temellerine saldırdılar ve bugün başkanlığı işgal eden bir tefeci kaldı. Nicolás Maduro anayasal terimini çoktan sona erdirdi. Geçen 20 Mayıs&#8217;ta gerçekleşen şey, halkımızın ve dünyanın reddettiği bir durumdu. Şimdi Maduro de facto bir lider.<br />
Fakat Venezuela bir diktatörlük değildir. Rejimin uyuşturucu kaçakçıları ve gerilla grupları ile bağları olabilir, ancak aynı zamanda işleyen, demokratik olarak seçilmiş bir parlamento olan Ulusal Meclis’e de sahibiz. Maduro kontrolündeki Yüksek Mahkeme ve Kurucu Meclis&#8217;in meşruiyetimize yönelik saldırılarına rağmen Ulusal Meclis çalışmalarını sürdürmekte ve uluslararası toplumun ve Venezüellaların çoğunluğunun desteğini almaktadır.<br />
Yol haritamız açık: ulusal birliği ve dış ve iç baskıyı kullanarak gaspı durdurmak; insani yardım için kanal açmak için ve geçici bir hükümet oluşturmak; hukukun üstünlüğünü ve güçler ayrımını restore etmek; tüm seçmenlerin geleceklerini belirleyebilmeleri için serbest seçimleri yapmak.<br />
Bu sürecin kilit bir aktörü olan orduya bir mesaj göndermek istiyoruz: Komuta zinciri koptu ve başkomutan yok; doğru tarafa geçme zamanı. Venezuela ve dünya size teşekkür edecek. Başarı, ülkemiz için bu zor dönemde her birimizin payımıza düşeni yapmasına bağlı olacaktır.<br />
Kendimizden emin bir şekilde ve kavga etmeden harekete geçiyoruz. Kanımıza yazılan özgürlüğe sadık kalalım!&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/guaido-darbe-nin-isaretini-washington-postta-vermisti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
