<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Veliaht Prens &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/veliaht-prens/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 May 2019 06:35:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Veliaht Prens &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Burada, ‘Veliaht Prens’, Sisi veya Guaido Arıyorlar, Geçiniz…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/burada-veliaht-prens-sisi-veya-guaido-ariyorlar-geciniz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/burada-veliaht-prens-sisi-veya-guaido-ariyorlar-geciniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2019 06:35:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ardan zentürk]]></category>
		<category><![CDATA[sisi]]></category>
		<category><![CDATA[Veliaht Prens]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10087</guid>

					<description><![CDATA[Tablo açıktır: Amerikan emperyalizmi, stratejisini, milletlerini peşkeş çekmeye hazır, birbirinin aynı ama görüntüde farklı üç karaktere dayandırıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) veliaht prensleri, Mısır’ın darbecisi Sisi ve Venezuela’da ortalığa dökülmüş Guaido arasında bir fark yok, hepsi, aynı küresel yapılanmanın işbirlikçileri… Trump’ın sırtını milletine dayamış Maduro’yu “diktatör” ilan edip, Sisi’yi Beyazsaray’da kırmızı halıyla karşılama nedeni bu… Ne dedi Pompeo, Sisi için, “bizim için çok iyi çalışıyor…” Suudi Prens Muhammed bin Salman, İstanbul’da, konsolosluk binasında Cemal Kaşıkçı’yı parçalattı, ne dedi Trump, “Bir gazeteci için milyarlarca Dolar’lık ticareti tehlikeye atamam…” Bir de, insanhakları raporu yayınlayıp, dünyaya ayar veriyorlar, utanmazlar!.. PKK’ya silah veren, terörizmle mücadele eder mi, sıkıştığında Bağdadi 2.0 yeni sürümleTürkiye’ye saldırır, anladık, bu kez hazırlıklıyız. Türkiye’de telaşları büyük Kapı gibi duruyoruz… 70 yılda yapılandırdıkları GLADIO-A ve 45 yılda yedekledikleri GLADIO-B’yi (FETÖ) dağıttık, temizlik sürüyor… 15 Temmuz destanının devamını, Sudan, Cezayir ve tabii ki Venezuela halklarının anti-militarist duruşlarında bir kez daha görüyoruz. Emperyalizm, şu anda, yukarıda saydığım üç karakterden birini burada öne çıkarmanın telaşında… Almanya’nın Sesi, BBC, Amerika’nın Sesi ve France 24, Youtube’da o kanalı neden kurdu sanıyorsunuz? Önce, Türkiye’de bağımsız medya yok görüntüsü, ardından, demokrasi için bir şeyler yapılmalı, Erdoğan’sız Türkiye’nin yolu açılmalı patırtısı, sonuçta da bir işbirlikçinin allanıp-pullanması… Bu, liderin yakınından bir karakter olabilir, hırsları yeteneklerinin önünde, mesela belediye başkanlığını geçici durak gören kullanılabilir bir karakter olabilir veya ülkede tezgahlanacak kaosta, dağılın, artık kontrol bende diyebilecek bir apoletli olabilir, fark etmez… Yeter ki, emperyalizmin dediklerini yapsın… Emperyalist, senaryosu işlemezse saldırır Millet, güçlü liderlerin gölgesinden bir yerlere tırmanmaya &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tablo açıktır: Amerikan emperyalizmi, stratejisini, milletlerini peşkeş çekmeye hazır, birbirinin aynı ama <em>görüntüde</em> farklı üç karaktere dayandırıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) <strong>veliaht prensleri,</strong> Mısır’ın darbecisi <strong>Sisi </strong>ve Venezuela’da ortalığa dökülmüş <strong>Guaido </strong>arasında bir fark yok, hepsi, aynı küresel yapılanmanın işbirlikçileri…</p>
<p><strong>Trump</strong>’ın sırtını milletine dayamış <strong>Maduro</strong>’yu <em>“diktatör”</em> ilan edip, <strong>Sisi</strong>’yi Beyazsaray’da kırmızı halıyla karşılama nedeni bu… Ne dedi <strong>Pompeo,</strong> <strong>Sisi</strong> için, <strong>“bizim için çok iyi çalışıyor…”</strong> Suudi <strong>Prens Muhammed bin Salman,</strong> İstanbul’da, konsolosluk binasında <strong>Cemal Kaşıkçı’</strong>yı parçalattı, ne dedi <strong>Trump</strong>, <strong>“Bir gazeteci için milyarlarca Dolar’lık ticareti tehlikeye atamam…”</strong> Bir de, insanhakları raporu yayınlayıp, dünyaya ayar veriyorlar, utanmazlar!..</p>
<p>PKK’ya silah veren, terörizmle mücadele eder mi, sıkıştığında <strong>Bağdadi 2.0 yeni sürümle</strong>Türkiye’ye saldırır, anladık, bu kez hazırlıklıyız.</p>
<p><strong>Türkiye’de telaşları büyük</strong><br />
Kapı gibi duruyoruz… 70 yılda yapılandırdıkları <strong>GLADIO-A</strong> ve 45 yılda yedekledikleri <strong>GLADIO-B’</strong>yi <strong>(FETÖ)</strong> dağıttık, temizlik sürüyor…</p>
<p><strong>15 Temmuz destanının devamını, Sudan, Cezayir ve tabii ki Venezuela halklarının anti-militarist duruşlarında bir kez daha görüyoruz.</strong></p>
<p>Emperyalizm, şu anda, yukarıda saydığım üç karakterden birini burada öne çıkarmanın telaşında…</p>
<p><strong><em>Almanya’nın Sesi, BBC, Amerika’nın Sesi</em></strong> ve <strong><em>France 24,</em></strong> <strong><em>Youtube</em></strong>’da o kanalı neden kurdu sanıyorsunuz? Önce, <em>Türkiye’de bağımsız medya yok</em> görüntüsü, ardından, <em>demokrasi için bir şeyler yapılmalı, <strong>Erdoğan’sız Türkiye’nin</strong> yolu açılmalı</em> patırtısı, sonuçta da bir <strong>işbirlikçinin</strong> allanıp-pullanması…</p>
<p>Bu, liderin <em>yakınından bir karakter</em> olabilir, hırsları yeteneklerinin önünde, mesela belediye başkanlığını geçici durak gören <em>kullanılabilir bir karakter</em> olabilir veya ülkede tezgahlanacak kaosta, <strong>dağılın, artık kontrol bende</strong> diyebilecek bir <em>apoletli </em>olabilir, fark etmez…</p>
<p>Yeter ki, emperyalizmin dediklerini yapsın…</p>
<p><strong>Emperyalist, senaryosu işlemezse saldırır</strong><br />
Millet, <em>güçlü liderlerin gölgesinden bir yerlere tırmanmaya çalışanlara</em> hiçbir zaman yol açmadı, <strong>İsmet İnönü</strong> mesela, muktedirdi ama, seçim kazanamadı…</p>
<p><strong>15 Temmuz</strong> travması sonrasında benzer maceraya atılacak bir <em>apoletli</em> yok!.. Ordu sivil otorite ile iyi çalışıyor, içindeki hainlerden arındıkça güçleniyor, bir daha kıpırdayan belli ki, karargahta tepelenecek… <strong>“Guaidolaşmış”</strong> bir karakter sağdan-soldan çıkar mı, çıkar, onu da teşhir edecek –çok şükür- milli/yerli medya var, <em>Kuvayı Milliye ruhu,</em> izin vermez… <strong>Emperyalizm bütün bu hesapları yaptı, başarılı olamayacağını anladığı anda, açık saldırıya geçecektir, bilin.</strong></p>
<p><strong>Erdoğan</strong>, IDEF konuşmasında <strong>“Türkiye’nin dışlandığı bir F-35 projesi tamamen çöker”</strong>derken üretime bağlı teknik bir konudan söz etmiyordu!.. ABD’nin politikasının <strong>Türkiye’nin alternatif tercihlerini</strong> tetikleyeceğini, bunun da küresel güvenlik sisteminde krize yol açacağını duyuruyordu.</p>
<p>Söz, <strong>İnönü’</strong>nün 1964’teki saldırgan <strong><em>Johnson Mektubu’</em></strong>nu yanıtlarken söylediği <strong>“Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini alır”</strong> sözünden farklı değildir.</p>
<p><strong>‘Türkiye ittifakı’ deyip kime el uzatacağız?</strong><br />
Bu nedenle… <strong><em>“Türkiye ittifakı” </em>siyasi değil, milli kavramdır.</strong></p>
<p>Milletin beyni bulanmamış, <em>emperyalizme karşı Kuvayı Milliye duruşuna</em> sahip kesiminin kenetlenmesidir. <strong>Siyaset, etnik-dini yapı, yaşam biçimi tercihlerinin üstünde, var olma cephesinde kendiliğinden buluşma halidir.</strong> Kırmızı çizgisi FETÖ-PKK ve işbirlikçileridir. Anti-emperyalist, bağımsızlıkçıdır.</p>
<p>Aslında <em>Yenikapı Ruhu’</em>dur… Emperyalizmin kucağında siyaset üretenlerle işi olmaz.</p>
<p><strong>Emperyalistin ekonomik şantajını aşma gayreti de FETÖ-PKK gölgesindekilerle el sıkışmak değildir.</strong></p>
<p>Ardan ZENTÜRK/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/burada-veliaht-prens-sisi-veya-guaido-ariyorlar-geciniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MbS, Mağrip&#8217;te Umduğunu Bulamadı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mbs-magripte-umdugunu-bulamadi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mbs-magripte-umdugunu-bulamadi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Dec 2018 18:58:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[MBS]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<category><![CDATA[Veliaht Prens]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=6919</guid>

					<description><![CDATA[Muhammed Bin Selman, Mağrip ülkelerine yaptığı ziyarette umduğunu bulamadı. Fas, ziyaret teklifini reddederken, nispeten iyi karşılandığı Moritanya&#8217;da zaman zaman zorlandı. Cezayir’de ise veliaht açısından durum can sıkıcıydı. Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın, Kaşıkçı cinayetinden sonra çıktığı ilk yurtdışı gezisinde bazı Kuzey Afrika ülkelerini de ziyaret etmesi, gözleri Mağribe çevirdi. Mağrip ülkeleri olarak bilinen Tunus, Fas, Moritanya ve Cezayir’in program kapsamında ziyaret edileceği bekleniyordu. Fakat beklentilerin aksine Veliaht Selman’ın Tunus’tan sonra Fas’a geçmemesi merak konusu oldu. Gerçekleşmeyen ziyaret: Riyad ile Ribat arasında sessiz kriz mi var? Fas yerel basını, Muhammed bin Selman’ın Fas Kralı Muhammed’den görüşme talep ettiğini, fakat Kral Muhammed’in program yoğunluğunu mazeret göstererek görüşme talebini geri çevirdiğini yazdı. Yine el-Kuds el-Arabi’nin haberine göre Muhammed bin Selman, Kral Muhammed’den Kaşıkçı cinayeti sebebiyle gerginlik yaşadığı Fransa ile aralarında arabuluculuk yapmasını da istedi. Suudi Arabistan’ın bölgedeki önemli müttefiklerinden olan Fas’ın bu ziyaret talebini geri çevirdiği haberleri, Riyad ile Ribat arasındaki soğukluğun Kaşıkçı cinayetiyle sınırlı olmadığı şeklinde yorumlandı. Bu görüşü güçlendiren gelişmelerden biri de, geçtiğimiz günlerde yapılması planlan 13. Fas-Suudi Arabistan Ortak Komisyon toplantısının Fas yönetimi tarafından belirsiz bir tarihe ertelenmesi. Esasen Fas, “Radikal İslami gruplarla mücadele” kapsamında Amerika’nın da desteklediği “ılımlı İslam” düşüncesinin Afrika’daki temsilcisi olarak görülüyor. Bu açıdan bakılacak olursa, Suudi Arabistan ile Fas’ın siyasi açıdan güçlü bir işbirliğine sahip olması beklenir. Ancak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Muhammed Bin Selman, Mağrip ülkelerine yaptığı ziyarette umduğunu bulamadı. Fas, ziyaret teklifini reddederken, nispeten iyi karşılandığı Moritanya&#8217;da zaman zaman zorlandı. Cezayir’de ise veliaht açısından durum can sıkıcıydı.</p>
<p><strong>Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın</strong>, <strong>Kaşıkçı cinayetinden </strong>sonra çıktığı <strong>ilk yurtdışı gezisinde </strong>bazı <strong>Kuzey Afrika ülkelerini </strong>de ziyaret etmesi, gözleri <strong>Mağribe </strong>çevirdi. <strong>Mağrip ülkeleri </strong>olarak bilinen <strong>Tunus, Fas, Moritanya ve Cezayir’in </strong>program kapsamında ziyaret edileceği bekleniyordu. Fakat beklentilerin aksine Veliaht Selman’ın Tunus’tan sonra Fas’a geçmemesi merak konusu oldu.</p>
<p>Gerçekleşmeyen ziyaret: Riyad ile Ribat arasında sessiz kriz mi var?</p>
<p>Fas yerel basını, Muhammed bin Selman’ın Fas Kralı Muhammed’den görüşme talep ettiğini, fakat Kral Muhammed’in program yoğunluğunu mazeret göstererek görüşme talebini geri çevirdiğini yazdı. Yine el-Kuds el-Arabi’nin haberine göre Muhammed bin Selman, Kral Muhammed’den Kaşıkçı cinayeti sebebiyle gerginlik yaşadığı Fransa ile aralarında arabuluculuk yapmasını da istedi. Suudi Arabistan’ın bölgedeki önemli müttefiklerinden olan Fas’ın bu ziyaret talebini geri çevirdiği haberleri, Riyad ile Ribat arasındaki soğukluğun Kaşıkçı cinayetiyle sınırlı olmadığı şeklinde yorumlandı. Bu görüşü güçlendiren gelişmelerden biri de, geçtiğimiz günlerde yapılması planlan 13. Fas-Suudi Arabistan Ortak Komisyon toplantısının Fas yönetimi tarafından belirsiz bir tarihe ertelenmesi.</p>
<p>Esasen Fas, “Radikal İslami gruplarla mücadele” kapsamında Amerika’nın da desteklediği “ılımlı İslam” düşüncesinin Afrika’daki temsilcisi olarak görülüyor. Bu açıdan bakılacak olursa, Suudi Arabistan ile Fas’ın siyasi açıdan güçlü bir işbirliğine sahip olması beklenir. Ancak Fas-Suudi Arabistan ilişkilerinde Katar kriziyle başlayan soğukluğun varlığı, uzun zamandır dillendiriliyor. Fas, Katar’a yönelik ambargonun ilk günlerinden itibaren tarafsız kalmayı tercih etmiş, hatta Katar’a gıda ve ilaç gibi acil ihtiyaçları göndererek yardım etmişti. Ayrıca Kral Muhammed taraflara diyalog çağrısında bulunmuş ve Katar ile olan ilişkilerini devam ettirerek Katarlılar arasında “Kuşatma kırıcı” olarak anılmaya başlanmıştı.</p>
<p>Suudi Arabistan-Fas ilişkilerinin zarar görmesinde, Arabistan’ın FIFA 2026 Dünya Kupası seçmelerinde Fas aleyhine oy kullanması da etkili oldu. “Elektronik Sinekler” olarak bilinen Suudi Arabistan’ın sosyal medya timleri, bu süreçte Fas aleyhine mesajlar yaymış ve bu da Fas’ın tepkisine sebep olmuştu. Hatta Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Birliği’nin iletişim bakanları toplantısına Fas’ın katılmaması “boykot” olarak yorumlanmıştı. Bütün bunlar Fas halkında da Suudi Arabistan’a yönelik olumsuz bir algı oluşmasına sebep oldu. Sosyal paylaşım sitelerinde Faslı hacıların Suudi Arabistan’da gördüğü kötü muameleyle ilgili çok sayıda görüntünün dolanmasını müteakip, hem resmi makamlar hem de halk nezdinde Suudi Arabistan’a tepki gösterildi.</p>
<p>Sivil ölümlerini ve uluslararası baskının artmasını mazeret göstererek Fas’ın Yemen’deki savaşta Suudi Arabistan’a verdiği desteği azaltması da iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulmasında etken olarak görülüyor. Bu gelişmelerin ardından, Fas için oldukça hassas bir konu olan Polisario Cephesi ile ilgili Suudi Arabistan’ın El-Hayat televizyonunda “Fas tarafından işgal edilmiş topraklar” ifadesi kullanılıp bu bölgeden “Arap Demokratik Cumhuriyeti” olarak bahsedilmesi, “sessiz kriz” yorumlarını güçlendirdi.</p>
<p>Son olarak, Suudi kraliyet ailesinden Prens Mansur bin Abdullah’ın, Suud ailesindeki taht mücadelesinde suikasta uğrama endişesiyle bulunduğu Avrupa’dan ayrılıp Fas Kralı Muhammed’e sığınması ve akabinde Mansur’un iadesini isteyen Suudi Arabistan’a olumlu cevap verilmemesi de iki ülkenin ilişkilerini olumsuz etkiledi. Cemal Kaşıkçı cinayetinden sonra Fas yönetiminin 28 yaşındaki Suudi Prens Mansur için güvenlik önlemlerini arttırması da Fas’ın (Kaşıkçı meselesi dahil olmak üzere) birçok konuda Suudi Arabistan ile aynı yerde durmadığının göstergesi.</p>
<p>Moritanya: “Bu ziyaretinizi neye borçluyuz?”</p>
<p>Afrika’nın kuzeyinde ve Suudi Arabistan’dan binlerce kilometre uzakta olan Moritanya İslam Cumhuriyeti hem Afrikalı hem de Arap kimliği taşıması sebebiyle Arap ve Afrika ülkeleri arasında bir köprü vazifesi görüyor. Bu stratejik konumu nedeniyle Moritanya Mağrip bölgesinde tartışma konusu olan bütün meselelerde önemli roller alıyor. Geniş yüz ölçümüne karşın düşük bir nüfus barındıran bu ülke altın, demir, bakır ve petrol gibi zengin kaynaklara sahip. Ancak ekonomik açıdan istikrarsız ve dış yardımlara bağımlı bir ülke.</p>
<p>Suudi Arabistan’ın 11 yıl önce Moritanya ile diplomatik ilişkilerini konsolosluktan büyükelçiliğe çıkarmasıyla birlikte, iki ülke ilişkileri yeni bir evreye girdi. İki ülke arasında siyasi, ekonomik, dini ve tarihi ilişkileri bulunuyor: Arap Baharı ve halk ayaklanmalarına karşı benzer tutum göstermeleri, Müslüman Kardeşler Hareketi gibi İslami referanslı oluşumlara karşı çıkarlarının uyuşması, Katar krizinde ve Yemen’de aynı safta durmaları, aralarındaki politik yakınlığın göstergeleri.</p>
<p>Ekonomik olarak ise Suudi Arabistan hem Moritanya ordusuna hem de merkez bankasına çeşitli dönemlerde yardımlarda bulundu. Yine Suudi Arabistan 2017’de Moritanya’ya altyapı, madencilik, şehircilik ve tarımsal reformlarda kullanılması için 135 milyon dolar tutarında uzun vadeli bir kredi verdi. Bu sebeple Moritanya’nın dış politikada Suudi Arabistan’a verdiği desteğin ekonomik ilişkilerle alakalı olduğu sıkça dile getiriliyor. Ayrıca Moritanyalı bazı din adamlarının Suudi Arabistan’da eğitim almış olmaları da iki ülke arasında mezhepsel bir yakınlık teşkil ediyor. Bu durum da İran’ın bölgede yürüttüğü Şii yayılmacılığına karşı Moritanya’yı Arabistan’ın güçlü bir müttefiki kılıyor. Moritanya’nın Kaşıkçı cinayetinde Suudi Arabistan’ın tezlerini referans alması da bu siyasal, ekonomik ve dini yakınlığın sonucu olarak görüldü.</p>
<p>Suudi Arabistan’ın Fas ile dönem dönem gerilen ilişkilerinde bir denge unsuru olan Moritanya ile daha da yakınlaştığı görülüyor. Suudi Arabistan için Moritanya Fas ile eş değer olabilecek bir ülke olmasa da, Fas ve Cezayir’in aksine etnik olarak Afrika ırklarını da barındırması, Mağrip bölgesinde Afrika’ya açılan bir kapı olarak görülmesine neden oluyor.</p>
<p>Yine de iki ülke arasındaki ilişkilerde sorunlu bazı konular da var. Suudi Arabistan nasıl Moritanya’yı Fas ile ilişkilerinde bölgesel bir kart olarak görüyorsa, Moritanya da Tahran ve Hamas ile ilişkilerini kesmeyerek Suudi Arabistan’a karşı bir kart olarak kullanıyor.</p>
<p>Veliaht Selman’ın G20 zirvesi dönüşünde Moritanya’yı ziyaret etmesi iki ülke ilişkileri açısından önemli bir gelişme olarak kaydedildi. Suudi Arabistan’dan Moritanya’ya 1972 yılından bu yana bu düzeyde yapılan ilk ziyaret olması sebebiyle, konuşulacak konuların ve özellikle ekonomik vaatlerin neler olacağı merak konusuydu. Moritanya muhalefeti ve sivil toplum örgütleri ise “Bayram değil, seyran değil!” diyerek (tıpkı diğer Mağrip ülkelerinde olduğu gibi) bu ziyarete tepki gösterdi. Hükümete yakın kesimler de bu ziyaretten pek hoşnut değildi. Çünkü Veliaht Selman 2016 yılında Moritanya ev sahipliğindeki Arap Zirvesi’ne katılmak yerine Fas’ta tatil yapmayı tercih etmişti. Moritanya basınında Veliaht’ın bu kayıtsızlığı tepkiye sebep olmuştu. Bu sebeple, Kaşıkçı cinayetinden sonra yapılan bu ziyarete, Moritanya muhalefeti “Bizi kullanmaya çalışıyor!” diyerek tepki gösterdi.</p>
<p>Suudi Arabistan Fas’a karşı Cezayir ile mi yakınlaşıyor?</p>
<p>Veliaht Selman’ın “Meşruiyet arayışı” gezisinin son durağı Cezayir oldu. Özellikle Tunus ve Moritanya’da halkın Muhammed bin Selman’a yönelik öfkesinin Cezayir’in tavrını etkileyip etkilemeyeceği, Veliaht’ın hangi seviyede karşılanacağı merak ediliyordu. Veliaht’ın Cezayir’deki temaslarına başlamasıyla birlikte, programda iki gün olarak görünen ziyaret, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’nın son anda ağır bir grip geçirdiğini mazeret olarak bildirmesi sebebiyle, beklenenden kısa sürdü. Cezayir Cumhurbaşkanı’nın bu “ağır misafir”i ağırlamanın getireceği uluslararası sorumluluk sebebiyle, Veliaht’ı ağırlama görevini Cezayir Başbakanı Ahmed Uyahya’ya tevdi ettiği düşünülüyor.</p>
<p>Cezayir basınına göre, Muhammed bin Selman havaalanı çevresinde kendisini protesto etmek için toplanmış Cezayirlilerle karşılaşmamak için gece geç saatlerde Cezayir’e inmeyi tercih etti. Çünkü Cezayirli gazeteci, yazar ve düşünürlerden oluşan 17 etkili isimin imzasıyla “Muhammed bin Selman’a Hayır” başlıklı bir bildiri yayınlanmış, bu ziyaret talebinin kabul edilmesiyle Cezayir’in imajının zedelendiği bildirilmişti.</p>
<p>Suudi veliahtın Cezayir’de cumhurbaşkanı düzeyinde görüşme gerçekleştirememiş olmasının iç siyasi dengelerle de ilişkisi bulunuyor. Çünkü ülkenin İslami referanslı hareketleri ve partileri açıkça bu ziyarete tepki gösterdiler. Barış Toplumu Hareketi Başkanı Abdurrezak Makri yaptığı açıklamada, Muhammed bin Selman’ın bu ziyaretinin, yalnızca işlettiği cinayeti örtbas etmeye yönelik olduğunu söyledi. Yine Cezayir İşçi Partisi de bu ziyaretten duyulan rahatsızlığı dile getirerek, ziyareti “Cezayir’e yönelik bir komplo” olarak tanımladı. Cezayir hükümeti ise ihtiyatlı bir tavır alıp bir yandan dışişleri bakanlığı düzeyinde Kaşıkçı cinayetini şiddetle kınarken, diğer yandan da Veliaht’ın ziyaretini reddetmedi.</p>
<p>Bu noktada, Cezayir’in neden bu ziyaret talebini reddetmediğiyle ilgili birçok yorum yapılıyor. Cezayir’in Suudi Arabistan ile ilişkilerinde belirleyici bir mesele olan petrole dikkat çekiliyor. Cezayir’in büyük bölümü petrol gelirlerine bağlı olan ekonomisi göz önüne alındığında, petrol fiyatlarında belirleyici gücü olan Suudi Arabistan’a zorunlu bir bağımlılığı olduğu söylenebilir. Suudi Arabistan’ın el-Suudiye 24 kanalında, siyasi analist Mübarek el-Ati de Veliaht Selman’ın Cezayir gezisi ile ilgili olarak “Ekonomi siyasetin asıl motorudur “diyerek Cezayir’in bu görüşmeye ekonomi kartıyla razı edildiği görüşünü güçlendirdi.</p>
<p>Veliaht Prens’in neden Cezayir’e ziyarette bulunmak istediği ise merak edilen bir başka konu. Suudi Arabistan (son olaylardan bağımsız olarak) dönem dönem Fas ve Cezayir arasındaki gerginliği bir şantaj unsuru haline getiriyor. Fas ile ilişkilerinde problem yaşadığında, ticari ve siyasi yüzünü Cezayir’e çeviriyor. Buna en iyi örnek, Suudi Arabistan Ticaret ve Sanayi Bakanı’nın beraberindeki iş adamlarıyla Cezayir’e yaptığı ziyaret ve 1,6 milyar avro değerindeki yatırım anlaşmasıdır.</p>
<p>Cezayir ve Fas ilişkilerine gelince; iki ülke arasındaki sınır kapıları çeşitli krizler sebebiyle uzun yıllar kapalı kalmıştı. Bilindiği üzere Fas, ayrılıkçı örgüt olarak gördüğü Polisario Cephesi’ni desteklediği gerekçesiyle Cezayir ile uzun yıllar “Batı Sahra sorunu” yaşıyor. Muhammed bin Selman’ın meşruiyet arayışında Cezayir’i yanına alma çabasının hem Fas’a bir ihtar hem de İran’a bir cevap olduğu yönünde görüşler var. Cezayir’in İran, Hizbullah ve Suriye ile ilişkilerinin olması, Suudi Arabistan’ın bu ülkeyi hem bu üçgenden kurtarmak hem de Fas’a karşı yanına çekmek suretiyle Mağripte yeni bir müttefik edinmek istediğinin bir göstergesi olarak yorumlanıyor. Ancak Veliaht Selman Cezayir ziyaretinden umduğunu bulamamış görünüyor.</p>
<p>Sonuç olarak</p>
<p>Muhammed Bin Selman’ın Mağrip ülkelerine yaptığı ziyareti değerlendirdiğimizde umduğunu bulamadığı açıktır. Fas’ın ziyaret teklifini reddetmesi, Moritanya’da nispeten daha iyi karşılansa da, İsrail ile normalleşme, Yemen savaşı ve Kaşıkçı cinayeti Prens’i epey zorladı. Veliaht’ın Moritanya’ya “Selman Hastanesi” inşa etme sözü ise rüşvet olarak algılandı ve sivil toplum örgütleri en üst seviyeden “Bu ziyareti neye borçluyuz?” diyerek tepki gösterdi. Cezayir’de ise Veliaht açısından durum can sıkıcıydı; ziyaret beklendiğinden daha kısa sürdü. Cezayir halkı da Suudi Arabistan’ın yardımlarla satın alabileceği bir halk olmadığını gösterdi. Veliaht’ın Mağripteki meşruiyet arayışı, meşruiyet için paranın tek başına yeterli olmadığını göstermesi bakımından önemli.</p>
<p><a href="https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/muhammed-bin-selman-magripte-umdugunu-bulamadi/1349013">Mohamed Meyah, Zeynep Karataş</a>   /AA</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mbs-magripte-umdugunu-bulamadi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Veliaht Prens Eski Gücüne Kavuşamaz”</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/veliaht-prens-eski-gucune-kavusamaz-2/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/veliaht-prens-eski-gucune-kavusamaz-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceyhun BOZKURT]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Nov 2018 22:05:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Veliaht Prens]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5280</guid>

					<description><![CDATA[Suudi hanedanı, Cemal Kaşıkçı cinayetinin üstünü örtemedi. Bunda Türk Devleti’nin gerçekleri ortaya çıkarmaya yönelik hamleleri etkili oldu. Batı dünyasından ve iç kamuoyundan ciddi tepkiler yükselmesine rağmen Washington yönetimi, başta Veliaht Prens Muhammed bin Selman olmak üzere Suud hanedanının arkasında durmaya çalışıyor. Yörünge’ye açıklamalarda bulunan Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin, önümüzdeki sürecin kolay geçmeyeceğini vurguladı. Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda, bizzat Suudi yetkililer tarafından katledilmesinin yankıları sürüyor. Olayın bölge hatta Suudi Arabistan’ın, ABD ile ekonomik ağırlıklı ilişkileri nedeniyle dünya dengelerini etkileyici boyutu olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor. Biz de son gelişmeler ışığında olayı Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ile konuştuk. Cinayetin, ekonomik boyutunun da küresel boyutta etkili olacağını vurgulayan Pekin, cinayetin ortaya çıkarılmasında Türk istihbaratının yaptığı çalışmanın etkili olduğunun altını çizdi. İsmail Hakkı Pekin’in, Yörünge’ye yaptığı açıklamalar şöyle: Bir cinayet var ve herkes bunun müsebbiblerinin cezalandırılmasını istiyor. Hatta işin Veliaht Prens’e dayandığını üç aşağı beş yukarı herkes öğrendi. Bu çerçevede de Suudi Arabistan’ın cezalandırılması isteniyor. Ancak ABD, bu konuda hassas. Muhammed bin Selman ve bazı adamlar var ve ABD, bunlardan vazgeçmek istemiyor. Çünkü ABD’nin planını gerçekleştirecekler. Bölgeyi yeniden dizayn etmek gibi. ABD, beceremediği Büyük Ortadoğu Projesi’ni Arap gücüyle gerçekleştirmek istiyor. BOP’un esası, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>Suudi hanedanı, Cemal Kaşıkçı cinayetinin üstünü örtemedi. Bunda Türk Devleti’nin gerçekleri ortaya çıkarmaya yönelik hamleleri etkili oldu. Batı dünyasından ve iç kamuoyundan ciddi tepkiler yükselmesine rağmen Washington yönetimi, başta Veliaht Prens Muhammed bin Selman olmak üzere Suud hanedanının arkasında durmaya çalışıyor. Yörünge’ye açıklamalarda bulunan Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin, önümüzdeki sürecin kolay<br />
geçmeyeceğini vurguladı.</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda, bizzat Suudi yetkililer tarafından katledilmesinin yankıları sürüyor. Olayın bölge hatta Suudi Arabistan’ın, ABD ile ekonomik ağırlıklı ilişkileri nedeniyle dünya dengelerini etkileyici boyutu olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor. Biz de son gelişmeler ışığında olayı Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ile konuştuk. Cinayetin, ekonomik boyutunun da küresel boyutta etkili olacağını vurgulayan Pekin, cinayetin ortaya çıkarılmasında Türk istihbaratının yaptığı çalışmanın etkili olduğunun altını çizdi. İsmail Hakkı Pekin’in, Yörünge’ye yaptığı açıklamalar şöyle:</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bir cinayet var ve herkes bunun müsebbiblerinin cezalandırılmasını istiyor. Hatta işin Veliaht Prens’e dayandığını üç aşağı beş yukarı herkes öğrendi. Bu çerçevede de Suudi Arabistan’ın cezalandırılması isteniyor. Ancak ABD, bu konuda hassas. Muhammed bin Selman ve bazı adamlar var ve ABD, bunlardan vazgeçmek istemiyor. Çünkü ABD’nin planını gerçekleştirecekler. Bölgeyi yeniden dizayn etmek gibi. ABD, beceremediği Büyük Ortadoğu Projesi’ni Arap gücüyle gerçekleştirmek istiyor. BOP’un esası, İsrail’in güvenliğini, petrol bölgelerinin, enerji kaynaklarının kontrolünü sağlamak, İran’ı çevirmek ve bölgede Irak ile Suriye’yi parçalayarak bir federasyon şeklinde zayıf devletler oluşturmak istiyorlar. Türkiye’de de bu çerçevede PKK’yı destekliyorlar. Kürt Devleti kurmak istiyorlar. Bunu yapmak için belli güçlere ihtiyacı var. Bu da Suudi Arabistan&#8230;</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Türkiye’yi kullanmaya çalıştılar. BOP Eşbaşkanlığı vs. gündeme gelmişti. Türkiye işin kendisine uzandığını net bir şekilde görünce vazgeçti. Türkiye’nin, Müslüman Kardeşler’i desteklemesi de işi bozdu. Olmayınca Suudilerin liderliğinde bu işi yapmaya yöneldiler. Arap Ordusu gibi projelerle bu işi yürütmeye çalıştılar.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Suudi Arabistan çok zengin bir ülke. Dolayısıyla ABD’nin ihtiyacını karşılayacak ve 450 milyar dolarlık yatırım yapacaklar. 110 milyar dolarlık silah satın aldılar. Bu, bir milyon kişiye iş demek. Bu işin bir boyutu. Peki, Suudiler bunu nasıl yapacaklar? Aramco ile&#8230; Aramco’nun bir kısmını borsaya açacaklar. Gelen para ile ABD’ye yatırım yapacaklar. Ayrıca ABD açısından İran boyutu da önemli. Suudiler ve diğer Körfez ülkeleri ile İran’ı çevrelemeye çalışacaklar. Yaptırımlarda İran’a “petrol satamazsın” dediler. Bu durumda petrol fiyatları artacaktır. Bu da ABD’nin zorlanması anlamına gelir. Petrol fiyatlarının artmaması için yine Suudileri kullanacaklar. Onlar üretimi artıracaklar. Ekonomik boyut dışında Suudi Arabistan, Sünnilerin lideri ve bölgede, İsrail’in neredeyse en önemli müttefiki. Bu nedenle de Suudi Arabistan, ABD için vazgeçilmez. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><b>Bu Konuda Batı İçinde Bir Bütünlük Yok</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Burada ABD, İsrail, Suudi Arabistan, BAE, Mısır dahil olmak üzere bir grup var. Beraber çalışıyor ve İngiltere’yi içlerine almıyorlar. Bölgeye sokmak istemiyorlar. İngiltere ise buradan, yani Aramco’dan pay almak istiyor. Çünkü Aramco’yla ilgili proje, bir trilyon dolar gibi büyük bir proje. İngiltere’nin Cemal Kaşıkçı ile irtibatlı olduğu görünüyor. MI6’in Kaşıkçı’yı korumasından bahsediyorlar. Muhtemelen Kaşıkçı’da İngilizlerle çalışıyordu. Kaşıkçı’ya baktığımızda sonradan istihbarat başkanı olan Türki bin Faysal’ın danışmanlığını yaptığını da görüyoruz. Gazeteci kimliğinde önemli görüşmeler yapıyor. Örneğin, Afganistan’da mücahitlerle görüşüyor. Kaşıkçı çok önemli konularda bilgi sahibi. Aramco’nun Genel Sekreteri ile de çok yakın. Özetle sözünü ettiğim dizayna İngiltere, Fransa, Almanya’yı almazlarsa onlar da bu işten para alamayacak, paranın büyük kısmını ABD götürecek demektir. İngiltere, Almanya, meseleye bu çerçevede bakıyor. Fransa, ABD’nin yanında yer almak istiyor ama o bile bu işten nemalanamıyor. Bu nedenle asıl mesele para ve İsrail’in güvenliği sorunu. Bu arada Mısır ile Suudi Arabistan arasında bu konuda liderlik rekabeti var. Yani çatışma sadece Batılılar arasında değil, bölgedeki müttefikler arasında da çatışmalar, sorunlar var. Bu sorunlar da kolay kolay ortadan kaldırılabilecek sorunlar değil.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Belki bir taşla birkaç tane kuş vurmayı düşündüler. Belki Türkiye’de öldürüp veya kaybedip suçu Türkiye’nin üzerine atacaklardı. Dolayısıyla dünyada zor durumda bırakacaklardı. Orta Doğu’da da suçlu pozisyonuna sokup, hareket edemez hale getireceklerdi. Zaten Suudi Arabistan ile Türkiye’nin arası özellikle bin Selman dolayısıyla iyi değil. Adam Türkiye ile İran’ı şer ekseni olarak görüyor. Fırat’ın doğusuna yardım ediyor. Planlarında bölgede, Sünni liderlik yapmak ve Türkiye’nin etkisini silmek var. Muhammed bin Selman’ın, Türkiye’ye bir faydası olmayacak. Türkiye de Veliaht Prens üzerinden hamle yapıyor. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Astana sürecini olumsuz etkileyeceğini sanmıyorum. ABD, İran’ı bölgeden çıkarmaya ve İran ile Lübnan Hizbullah’ının bağını koparmaya çalışıyor. Ambargo konusu bu nedenle önemli. Arap NATO’su kurma çabaları da bu politikanın bir yansıması. İran’da iç karışıklık çıkarmak öyle kolay bir olay değil. Dolayısıyla Türkiye’ye ihtiyaçları var. ABD’nin son dönemde Türkiye’ye yönelik Münbiç’te, PKK elebaşlarının başına ödül konması vs. gibi konularda jestlerde bulunuyor. Yani havuç gösteriyor. Amaç, Türkiye’yi, Astana sürecinden koparmak, Rusya ile işbirliğini kesmesi. Ancak Türkiye bu konuda geri adım atmıyor, işbirliğine devam ediyor. Ancak şunu da görmezden gelemeyiz: Türkiye, Batı’ya maalesef göbeğinden bağlı durumda. 1980’den sonra özellikle ekonomik anlamda bir bağ kurulmuş. Kolay kopacak bir bağ değil. </span></p>
<p class="p5"><span class="s1"><b>Türkiye, ABD’nin Dengesini Bozacak Hamleler Yapmalı</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Batı’nın kendi içinde çelişkiler var. Aslında Astana’ya baktığımızda da bazı ayrılıklar görülüyor. Mesela Rusya, “Kürtler olmadan bu iş olmaz” diyor. Rusya ve İran, ABD’nin bölgeden çıkmasını istiyor. Mesela Rusya, bir federasyona razı gibi. Ancak Türkiye’nin politikası, ABD’nin bölgeden çıkmasından çok PYD’ye destek vermemesi yönünde görünüyor. Ama işin gerçeği de Suriye’de, Kürtleri hesaba katmadan bir şey yapmak zor görünüyor. Anayasada muhtemelen onlar da olacak. Ama Türkiye’nin derdi, PYD’nin masada olmaması. Yani orada da sorunlar var. Geçenlerde Milli Savunma Bakanı ve MİT Başkanı, Rusya’ya gitti bu konuları görüşmek için. Mesela İdlib meselesi var. Belki de Ruslar, operasyon yapmayı düşünüyor. Son durumu, nasıl bir yöntem geliştirilebilir, zaman zaman ateşkesi bozanlara ne yapılabiliri konuştular büyük ihtimal. Türkiye’nin Astana sürecini, Rusya ve İran’la işbirliğini devam ettirmesi, hatta Suriye ve Irak’la da işbirliği yapması gerekiyor. Türkiye ancak böyle hamlelerle ABD’nin dengesini bozabilir. Yoksa bir taraftan Astana’da bir şeyler yaparken öbür yandan ABD’den jestler beklemek sürdürülebilir durum değil.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><b>Bir Karar Noktasına Doğru İlerliyoruz</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Daha ne kadar iyi niyetle ABD ile işbirliği yapılabilir? Türkiye elbette ortaya çıkan fırsatlardan faydalanmalı. Ancak ne kadar devam edebilir, bilmiyorum. Sonuçta Suriye’nin eski ulus-devlet yapısına dönemeyeceğini düşünüyorum. Federal yapıya doğru gidiyor. Irak gibi bir yapıya dönüşme ihtimali çok yüksek. Şunu da vurgulamak lazım, ABD ile sadece bu bölgede de sorun yaşamıyoruz.<span class="Apple-converted-space">  </span>Doğu Akdeniz var, ekonomi var vs. Bir karar noktasına doğru ilerliyoruz.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Örneğin, ekonomi ciddi bir zafiyet. 24 Ocak kararları sonrasında bu zafiyetler oluştu ve Batı da bunu iyi biliyor. Batı dünyasını da iyi analiz etmek gerekiyor. Örneğin, kendi içlerinde sorun yaşamasına rağmen ABD, İngiltere, Hollanda birlikte hareket ediyor. İngiltere’nin etkisindeki ülkeleri saymıyorum bile. Temel menfaatlerde hep ABD’nin yanındalar. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ayağınız, Orta Doğu’ya basmadan olmaz. Burası enerjinin, hammadenin olduğu bir yer. Afganistan, Afrika’nın bir kısmı da dahildir Orta Doğu’ya. Öyle baktığınızda, çok kritik bir coğrafya olduğunu, elde tutmak gerektiğini göreceksiniz. Burayı kontrol ettiğinizde enerjiyi, nereye gideceğini, hatlarının emniyetini sağlıyorsunuz, petrolün varil fiyatlarını ayarlayabiliyorsunuz&#8230; Çok kritik bir coğrafya. Bütün bu işleri başarabilmek için sadece Suudi Arabistan ile olmaz. Türkiye’yi yanınıza almak zorundasınız. Türkiye’yi yanınıza almazsanız İsrail’in güvenliğini sağlayamaz, İran ve Rusya’yı çeviremezsiniz. Soğuk Savaş dönemi gibi politikalarla olmaz. O zaman siyah ve beyaz gibi ayrılmıştı. Ama şimdi ülkelerin hem birlikte menfaatleri hem de kendi içlerinde çatışmalar var. Olay çok daha çetrefilli. Yani satrancın çok daha iyi oynanması, hamlelerin iyi hesaplanması, 5-6 hamle sonrasını bilmek gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında evet, Türkiye oyun kurucu değil ama kurulan oyunları bozma konusunda güce ve kabiliyete sahip. Kaşıkçı olayında bunu çok iyi gördük. Oyunu nasıl bozduğunu, ABD’yi, Suudi Arabistan’ı ve müttefiklerini nasıl zor duruma düşürdüğünü gördük. Bunlar ileride ABD ve Batı tarafından Türkiye’ye önemli bir ülke olarak bakılmasına ve her zaman gücünün tırpanlanması çabalarına neden olabilir. </span></p>
<p class="p5"><span class="s1"><b>Türkiye’nin Önümüzdeki Dönem Mücadele Alanları</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Emniyet işin içine girdi ama ondan çok MİT bu işin içindeydi. Bence iyi bir sınav verdi. Muhtemelen takip ediyorlardı. Ayrıca Cumhurbaşkanı bu işi iyi yönetti. Zaman zaman bilgiler sızdırıldı ve bu bilgilerle dünya kamuoyu yönlendirildi. Bu işin cinayet olduğu Suudilere kabul ettirildi. Mesela ABD’liler şunu gördü: Türkiye birçok şeyi biliyor. Onları korkutan da o. Türkiye’nin ne bildiğini de biliyorlar. Onları bu cinayeti kabul etmeye zorlayan da bu. Bu adımlar Türkiye’nin bölgede ve Avrupa’da elini güçlendirdi. Yani Türk istihbaratı siyaset mekanizmasıyla beraber bu işi çok iyi yönetti.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Suudiler, Türkiye sussun, konuşmasın, herhangi bir şey yapmasın demek istiyor. Zaten Suudi Arabistan ile Türkiye arasında söylediğim gibi PYD’ye destek verilmesi nedeniyle gerilim var. Onların yapmak istedikleri, Türkiye’nin susması ve bu işin kapatılması. Bundan sonrasını anlamak için şunu görmek gerekiyor: Türkiye, Muhammed bin Selman’ın veliahtlıktan alınmasını istiyor. Oysa ABD’nin oyunu çok büyük. Bölgeyi dizayn etmek için bu adamlara çok büyük yatırım yaptı. Mesela Donald Trump’tan önceki başkan Barack Obama ilk defa Türkiye’yi ziyaret etmişti. Bill Clinton da Türkiye’yi ziyaret etmişti. Trump ise Suudi Arabistan’ı ziyaret etti. Baktılar bu iş, Türkiye ile olmuyor. Çünkü Türkiye bazı konularda farklı düşünüyor, kendi talepleri var. Bu yüzden yapmak istediklerini Suudilere yaptırmaya çalışıyorlar. Türkiye ise taleplerinin arkasında duruyor. Bu iş devam eder. Türkiye geri adım atmaz. Muhammed bin Selman’da yıprandı. Yarın öbür gün kral olduğunda ABD ne kadar desteklerse desteklesin, eskisi kadar güçlü olmayacak.</span></p>
<p class="p6"><span class="s1">Bundan sonra Türkiye çok daha büyük, zorlu çekişmelerle gündeme gelebilir. Örneğin, İsrail’le aramız daha da bozulabilir. Türkiye’yi, Doğu Akdeniz’de sıkıştırmaya çalışabilir. Mısır’la işbirliği yapabilir. Kürtlerle iletişimini kuvvetlendirebilir. Türkiye karşı hamle olarak İran’la ilişkisini güçlendirebilir. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Orta Doğu’da, İran ve Rusya ile birlikte ABD’ye, Arap Birliği’ne, İsrail’e karşı bir mücadelesi var. Bu mücadelede<br />
Türkiye mutlaka Irak ve Suriye’yi de yanına almalı.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/veliaht-prens-eski-gucune-kavusamaz-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trump Veliaht Prensi Kurtarabilecek mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/trump-veliaht-prensi-kurtarabilecek-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/trump-veliaht-prensi-kurtarabilecek-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2018 19:08:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Kaşıkçı]]></category>
		<category><![CDATA[MBS]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Veliaht Prens]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4861</guid>

					<description><![CDATA[Kaşıkçı soruşturmasının Türkiye’nin arzuladığı siyasi sonucu verip vermeyeceğinin ilk işaretleri muhtemelen bu hafta gelecek. Türkiye Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Suud karar mekanizmalarından uzaklaştırılmasını istiyor ama bu o kadar kolay değil. Trump ‘MBS’ten vazgeçer mi? Amerika Başkanı Trump’ın  Kaşıkçı vak’asının başından beri yaptığı açıklamaların kronolojisine ve içeriğine şöyle bir bakan herkes Trump’un Muhammed bin Selman’ı (MBS) bu işten kurtarmak için uğraştığını görür. Ama ortalığa saçılan inkârı mümkün olmayan delillerden sonra mızrak çuvala sığmaz oldu. ‘Damla damla’ sızdırılan deliller hem Suud sarayındaki Prens hem de Beyaz Saray’daki Başkan için bir tür Çin işkencesine dönüştü. Peki cinayetin üzerinden geçen 40 günün sonunda vardığımız yer neresi?  Amerikan Merkezi İstihbarat Servisi ‘nin (CIA)  ‘pek çok kaynaktan’  derleyerek  hazırladığı ‘nihai rapor’un içeriğinden bazı bilgiler geçen hafta Amerikan basınına sızdı, aynı günlerde de Başkan Trump’ın önüne konuldu. Buna göre rapor Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi emrini Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın verdiğini ortaya koyuyor. CIA’in nihâi tespiti bu yönde.  Öyle anlaşılıyorki bu kanaat  ‘sağlam veriler’ üzerinden şekillendi. Cinayeti işlemek üzere Riyad’dan İstanbul’a özel uçaklarla gelen adamların içinde doğrudan Muhammed bin Selman’a bağlı çalışan, yurtdışı seyahatlerinde mâiyetinde bulunan Mahir Abdülaziz Mutrib gibi isimler var. Mahir Abdulaziz Mutrib’in cinayetin işlenmesinden sonra Muhammed bin Selman’ın yardımcılarından birini arayıp ‘Patronuna söyle, görev tamamlandı’ demesi bu ‘suç’ &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kaşıkçı soruşturmasının Türkiye’nin arzuladığı siyasi sonucu verip vermeyeceğinin ilk işaretleri muhtemelen bu hafta gelecek. Türkiye Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Suud karar mekanizmalarından uzaklaştırılmasını istiyor ama bu o kadar kolay değil.</strong></p>
<p><strong>Trump ‘MBS’ten vazgeçer mi?</strong></p>
<p>Amerika Başkanı Trump’ın  Kaşıkçı vak’asının başından beri yaptığı açıklamaların kronolojisine ve içeriğine şöyle bir bakan herkes Trump’un Muhammed bin Selman’ı (MBS) bu işten kurtarmak için uğraştığını görür. Ama ortalığa saçılan inkârı mümkün olmayan delillerden sonra mızrak çuvala sığmaz oldu. ‘Damla damla’ sızdırılan deliller hem Suud sarayındaki Prens hem de Beyaz Saray’daki Başkan için bir tür Çin işkencesine dönüştü.</p>
<p><strong>Peki cinayetin üzerinden geçen 40 günün sonunda vardığımız yer neresi? </strong></p>
<p>Amerikan Merkezi İstihbarat Servisi ‘nin (CIA)  ‘<strong>pek çok kaynaktan’</strong>  derleyerek  hazırladığı ‘nihai rapor’un içeriğinden bazı bilgiler geçen hafta Amerikan basınına sızdı, aynı günlerde de Başkan Trump’ın önüne konuldu. Buna göre rapor Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi emrini Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın verdiğini ortaya koyuyor.</p>
<p>CIA’in nihâi tespiti bu yönde.  Öyle anlaşılıyorki bu kanaat  ‘<strong>sağlam veriler’</strong> üzerinden şekillendi.</p>
<p>Cinayeti işlemek üzere Riyad’dan İstanbul’a özel uçaklarla gelen adamların içinde doğrudan Muhammed bin Selman’a bağlı çalışan, yurtdışı seyahatlerinde mâiyetinde bulunan <strong>Mahir Abdülaziz Mutrib</strong> gibi isimler var. Mahir Abdulaziz Mutrib’in cinayetin işlenmesinden sonra Muhammed bin Selman’ın yardımcılarından birini arayıp ‘<strong>Patronuna söyle, görev tamamlandı’</strong> demesi bu ‘suç’ ile ‘prens’ arasındaki en önemli bağlantı.</p>
<p>Kaşıkçı cinayetinde  ‘<strong>Veliaht Prens bağlantısı’</strong>nı ortaya koyan başka deliller de var.   Örneğin Prens Selman’ın Suudi Arabistan’ın Washington’daki Büyükelçisi olan kardeşi <strong>Halid bin Selman</strong>’ın gazeteci Cemal Kaşıkçı ile yaptığı telefon görüşmesi bu delillerden bir diğeri.  <strong>The Washington Post</strong> gazetesi’nin edindiği bilgiye göre Prens Halid bu görüşmede Kaşıkçı’ya istediği belgeleri alabilmesi için İstanbul Konsolosluğu’na gitmesi gerektiğini söylüyor.</p>
<p>Bu konuşma Amerikan istihbarat birimleri tarafından kayıt altına alınmış durumda.</p>
<p>Donald Trump’ın Salı günü CIA’den bütün delilleri ihtiva eden kapsamlı raporu da aldıktan sonra  dünya kamuoyuna bir açıklama yapması bekleniyor. CIA’in kucağına bıraktığı rapordan sonra Trump’ın üzerindeki baskıların daha da artacağına şüphe yok. Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluğu geçen ay yapılan seçimde kaybetti, bu sebeple önünümüzdeki haftalarda Kaşıkçı cinayeti konusunda pekçok araştırma-soruşturma önergesiyle karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>Donald Trump’ın Amerika’daki gibi gerçek bir başkanlık sisteminde bunlardan kaçma şansı yok. Kaldıki Lindsey Graham gibi etkili Cumhuriyetci senatörler da Muhammed bin Selman’la iş tutmanın artık mümkün olmadığı görüşünde.</p>
<p><strong>Trump gibi bir ‘tüccar Başkan’ MBS’den kolay vazgeçmez</strong></p>
<p>Yine de mızrağın çuvala sığmıyor olması Trump yönetiminin Muhammed bin Selman’ın ipini öyle kolayca çekeceği anlamına gelmiyor.  Hem de hiç gelmiyor.  Nihayet Donald Trump nevi şahsına münhasır bir ‘<strong>tüccar başkan’</strong>. Dünya meselelerine öncelikle ‘para’ üzerinden bakıyor.  Nitekim önüne gelen ilk rapora ilişkin sorulara, ‘<strong>Suudi Arabistan’a karşı alınabilecek tedbirler sözkonusu olduğunda Amerika Başkanı olarak pekçok şeyi dikkate almak zorundayım’ </strong>diye cevap verdi<strong>. </strong>Demek istediği şu: Bu işte sorumlu kim olursa olsun meseleye sadece bir gazetecinin katledilmesi açısından bakamayız, Amerika’nın bölgede büyük çıkarları var’</p>
<p>Bu çıkarların başında Suudi Arabistan’dan her sene Amerikan silah sektörüne akan on milyarlarca dolar petro-dolar geliyor. Stockholm Uluslararaıs Barış Araştırmaları Enstitüsü (Sipri) rakamlarına göre, Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en büyük silah satıcısı ülke. Silah satışlarının yarısını  tek bir ülkeye yapılıyor: Suudi Arabistan.</p>
<p>Trump  Kaşıkçı cinayetinin üzerinden daha birkaç gün geçmişken ne demişti hatırlayın: <strong>‘</strong><strong>Suudi Arabistan çok iyi bir müttefik.  Onlarla 110 milyar dolarlık silah anlaşması yaptık, bir düşünün tam 110 milyar dolar.  Bu silahları benden almazsa Rusya’dan alır, Çin’den alır.  Bu parayı öteki ülkelere vermek aptallık. Bu para 450 bin kişi (Amerikalı) için iş imkanı demek’</strong></p>
<p>Önümüzdeki 10 yıl içinde Amerika’ya silah satışlarından akacak Suud parasının miktarı 350 milyar doları bulacak.</p>
<p>Suud Arabistan’ın Ortadoğu’da ‘<strong>İsrail’in en etkili Arap müttefiki’</strong> olması, İsrail’in en büyük düşmanı olarak gördüğü İran’a karşı İsrail ve Amerika ile ‘aynı cephede’ yer alması gibi faktörler de var. Bu sebeplerle Trump önündeki bütün delillere rağmen ‘<strong>Suud sarayındaki adamı’</strong> Muhammed bin Selman’ı ne pahasına olursa olsun koruma kararında ısrar edebilir.  Hatta böyle davranacağı neredeyse kesin gibi.  Bu cinayetin arkasında Muhammed bin Selman’ın bulunduğuna dair CIA tespitinin sızmasından sonra bile Suudi Arabistan’ın ‘<strong>spectacular</strong>’ yani  ‘<strong>muhteşem’</strong> <strong>bir müttefik</strong> olduğunu vurgulaması bunun bir göstergesiydi.</p>
<p><strong>Türkiye neden kurtulmak istiyor?</strong></p>
<p>Suud Arabistan’da kimin ‘kral’ kimin ‘veliaht prens’ olacağını belirlemek Türkiye’nin gücünü aşıyor.  Suud sarayının ‘king maker’ları Amerika’da. (Donald Trump’ın, ‘Hey kral, ben seni korumazsam koltuğunda iki hafta bile kalamazsın’  sözleri akıllarda)</p>
<p>Ancak emri Riyad’tan verilen, katilleri oradan gönderilen İstanbul’daki bu vahşi cinayetin Ankara’nın eline kraliyet sarayındaki dengeleri etkileyecek bir koz verdiği de bir gerçek.  Türkiye,  neredeyse altı haftadır elindeki delilleri uluslararası basına sızdırarak  Muhammed bin Selman’ı adeta kızgın tavada tutuyor, yeni delilleri ortaya koymak suretiyle tavanın altını zaman zaman açıp cinayetin manşetlerden düşmesine izin vermiyor.</p>
<p>Ankara’nın bu davranışının Suud sarayındakileri nasıl çileden çıkarttığını tahmin etmek zor değil.</p>
<p>Muhammed bin Selman’ın Türkiye’ye dair hiç de iyi olmayan duygular beslediği zaten biliniyor. Bu yılın başında Mısırlı gazetecilerle konuşurken ‘<strong>Türkiye, İran ve aşırı gruplar bölgede şeytan üçgeni’dir</strong>’ demişti. Gerçi, Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçiliği Prens Muhammed bin Selman’ın ‘Şeytan Üçgeni’nden bahsederken Türkiye’yi bunun için katmadığını iddia ederek bu sözleri yalanlamıştı ama Prensin Türkiye’ye dair hissiyatını yansıtan başka sözleri de var. Örneğin Türkiye’yi ‘<strong>Hilâfeti yeniden diriltmeye çalışmakla’</strong> suçladığı biliniyor. Türkiye’nin Katar’da askeri güç bulundurmasından son derece rahatsız. Hatta Katar’a karşı uygulamaya başladığı ambargonun sebeplerinden biri buydu. Aynı şekilde ambargoyu  kaldırmak için sıraladığı şartlardan biri Türk üssünün kapatılması.</p>
<p>Muhammed bin Selman genç bir Veliaht Prens, henüz 33 yaşında. Yerine geçmeye hazırlandığı babası Kral Selman bin Abdülaziz’in bir ayağı çukurda. Velhasıl Prens yarın öbür gün kral olursa bu <strong>‘kontrolsüz güç’</strong> ün önünde uzun iktidar yılları görülüyor.Türkiye hem bölgenin hem de kendisinin başına uzun yıllar büyük sorunlar yaratacağı şimdiden belli olan bir kral istemiyor. Türkiye’nin İstanbul’da adeta ‘<strong>suç üstü’</strong>yaptığı bu ‘kontrolsüz güç’ten bu cinayet soruşturması üzerinden kurtulmak istemesi normal.</p>
<p><strong>Türkiye işi daha da büyütür mü?</strong></p>
<p>Peki Trump cinayetin arkasında Muhammed bin Selman’ın olduğunu bile bile yine de onun arkasında durursa Türkiye ne yapar?</p>
<p>Bu soruya şu aşamada kimsenin cevap verebilmesi mümkün değil. Bu sorunun cevabı biraz da Türkiye’nin elindeki bütün kozları – siz bunu delilleri diye okuyun- kullanıp kullanmadığına bağlı. Türkiye’nin elinde cinayetle Muhammed bin Selman arasında bağ kurabilecek başka deliller olup olmadığını bilmiyoruz.</p>
<p>Ayrıca Ankara’nın elinde cinayetin işlendiği anlara ilişkin o ‘<strong>11 dakikalık ses kaydı’</strong>  hâlâ pimi çekilmiş bir bomba gibi duruyor.  <strong>Trump yönetiminin Veliaht Prensi korumakta ısrar etmesi Trump’ın ifadesiyle o ‘korkunç’ ve  ‘feci’ kaydın dünya kamuoyuyla paylaşılması riskini de göze alması demek. </strong></p>
<p>Nihayet Tayyip Erdoğan bu konularda onlara garantiler verecek bir lider değil.</p>
<p>İşin bir yönüne daha dikkat çekmeliyiz.</p>
<p>Suud hanedanının 1932’de devletin kuruluşundan bu yana uluslararası arenada bu kadar yoğun ve devamlılık arzeden şekilde hırpalandığı bir vak’a daha olduğunu tahmin etmiyoruz.  Bu sebeple Suud sarayında Türkiye’den ve Tayyip Erdoğan’dan hiç de hâlisâne duygularla bahsedilmediğini düşünebiliriz. <strong>Eğer Veliaht Prens , uzak olmayan bir gelecekte kral olmak üzere yerinde kalır ve Kaşıkçı cinayeti bir süre sonra unutulur giderse Muhammed bin Selman kızgın tavada yaşadığı acıların intikamını almak isteyecektir. Karakterinin buna uygun olduğunu  gördük.</strong></p>
<p>Bu durumun Türkiye- Suudi Arabistan ilişkilerinde mutlaka tahripkâr sonuçları olacaktır.</p>
<p>Ankara’nın girdiği bu güç oyununu kazanması biraz da bu sebeple şart.</p>
<p><strong>KUTU</strong></p>
<p><strong>Kontrolsüz güç:  Muhammed bin Selman</strong></p>
<p><img decoding="async" src="http://panel.serbestiyet.com/Content/Resimler/images/8(1).Jpeg" alt="" /></p>
<p>Geçen yıl haziran ayında mevcut ‘baba Kral’ <strong>Selman bin Abdülaziz</strong> o sırada Veliaht Prens olan yeğeni <strong>Muhammed bin Naif</strong>’i devredışı bırakıp kendi oğlu Muhammed’i bu pozisyona getirdi. Muhammed bin Selman 83 yaşındaki babası Kral olduktan sonra zaten ülkede ipleri ele almıştı, ama ‘Veliaht Prens’ atandıktan sonra iyice gemi azıya aldı. Bölgede tam anlamıyla bir   ‘kontrolsüz güç’  gibi davranmaya başladı. İran ile  Yemen’de girdiği vekâlet savaşında İslâm dünyasının bu en fakir ülkesinde   milyonlarca insanı açlık sınırına getirdi. Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi Suudi Arabistan’da günlerce rehin tuttu.  Suud hanedanındaki pekçok prensi Riyad’da otel hapsine aldırıp yolsuzluk yaptıkları gerekçesiyle onlardan milyarlarca dolar ‘haraç’ aldı. Amerika’nın bölgedeki en büyük askeri üslerinden birinin bulunduğu Katar’a ambargo uygulamaya başladı.</p>
<p>Amerikalı senatör Lindsey Graham onu durup dururken binaların yıkımında kullanılan  o demirden topa benzetmemişti.  (Lindsey Graham Prens için ‘wrecking ball’ demişti)</p>
<p>Kaynak: http://www.serbestiyet.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/trump-veliaht-prensi-kurtarabilecek-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devlet Olmayı Beceremeyen Suudiler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/devlet-olmayi-beceremeyen-suudiler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/devlet-olmayi-beceremeyen-suudiler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2018 09:57:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[BAE]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Kaşıkçı]]></category>
		<category><![CDATA[prens salman]]></category>
		<category><![CDATA[Suudi Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Veliaht Prens]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4788</guid>

					<description><![CDATA[Prof. Dr. Cemal Fedayi Yazdı Prens MbS, Faysal’dan sonra Suudi Arabistan’ı devlet yapmak isteyen ikinci şahıstır. Fakat yöntemi Faysal’ın tam tersidir. Faysal İslam ülkeleri ile birleşerek ve ABD’ye başkaldırarak bunu yapmak istemişti. Prens ise İslam ülkeleriyle kavga ederek ve ABD’ye/İsrail’e boyun eğerek bunu yapmak istiyor. Faysal amacına ulaşamamıştı ama şerefli bir ölümle ölmüştü. Bu gidişle, aşikâr ki, Prens de amacına ulaşamayacak ama şerefsiz bir ölümle ölecek. Bilge Kral’dan Katil Prens’e: Suudilerin devlet olma çabası Cemal Kaşıkçı cinayetine tarihi perspektiften baktığımda şunu görüyorum: Suudiler, başından (1932) beri devlet olmaya çalışıyorlar ve fakat bir türlü bunu başaramıyorlar… Tarihen sabittir ki, Suudiler kendi iradeleri ve kendi çabalarıyla Suudi Arabistan’ı kurmuş değiller. Bunu en iyi onlar biliyor. İngiliz emperyalizmi 1932 yılında, kullanım süresi dolan Şerif Hüseyin’i tahtından indirdi ve yerine Abdülaziz bin Suud’u oturttu. İngiltere açısından, bir kukla gitmiş daha kullanışlı bir kukla gelmişti. 1945’ten sonra kuklacı değişti: İngiltere, emperyalist bayrağı ABD’ye devretti. Kuklanın pozisyonu ise değişmedi; değişen sadece efendi oldu. Kabul etmek gerekir ki, hiç kimse gönüllü olarak köleliği, kontrol edilmeyi istemez. Suudiler de başından itibaren bu durumdan kurtulmak istediler. Kukla bir “siyasi örgüt” olmaktan kurtulup “devlet” olmaya çabaladılar. Bu yolda ilk ciddi çıkışı Kral Faysal yaptı. Açıkça ve cepheden ABD emperyalizmine kafa tuttu. Çölün ortasından şerefli bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Prof. Dr. Cemal Fedayi Yazdı</strong></p>
<p>Prens MbS, Faysal’dan sonra Suudi Arabistan’ı devlet yapmak isteyen ikinci şahıstır. Fakat yöntemi Faysal’ın tam tersidir. Faysal İslam ülkeleri ile birleşerek ve ABD’ye başkaldırarak bunu yapmak istemişti. Prens ise İslam ülkeleriyle kavga ederek ve ABD’ye/İsrail’e boyun eğerek bunu yapmak istiyor. Faysal amacına ulaşamamıştı ama şerefli bir ölümle ölmüştü. Bu gidişle, aşikâr ki, Prens de amacına ulaşamayacak ama şerefsiz bir ölümle ölecek.</p>
<p><strong>Bilge Kral’dan Katil Prens’e: Suudilerin devlet olma çabası</strong></p>
<p>Cemal Kaşıkçı cinayetine tarihi perspektiften baktığımda şunu görüyorum: Suudiler, başından (1932) beri devlet olmaya çalışıyorlar ve fakat bir türlü bunu başaramıyorlar… Tarihen sabittir ki, Suudiler kendi iradeleri ve kendi çabalarıyla Suudi Arabistan’ı kurmuş değiller. Bunu en iyi onlar biliyor. İngiliz emperyalizmi 1932 yılında, kullanım süresi dolan Şerif Hüseyin’i tahtından indirdi ve yerine Abdülaziz bin Suud’u oturttu. İngiltere açısından, bir kukla gitmiş daha kullanışlı bir kukla gelmişti. 1945’ten sonra kuklacı değişti: İngiltere, emperyalist bayrağı ABD’ye devretti. Kuklanın pozisyonu ise değişmedi; değişen sadece efendi oldu.</p>
<p>Kabul etmek gerekir ki, hiç kimse gönüllü olarak köleliği, kontrol edilmeyi istemez. Suudiler de başından itibaren bu durumdan kurtulmak istediler. Kukla bir “siyasi örgüt” olmaktan kurtulup “devlet” olmaya çabaladılar. Bu yolda ilk ciddi çıkışı Kral Faysal yaptı. Açıkça ve cepheden ABD emperyalizmine kafa tuttu. Çölün ortasından şerefli bir ses yükseltti. Kudüs’ü ve İslam Birliğini dava etti. Fakat başarılı olamadı. Hanedan içinden bir kukla/tetikçi tarafından öldürüldü. Faysal esasında sadece ABD’ye kafa tutmamıştı; topyekûn Batı’ya başkaldırmıştı. İsrail‘e rest çekmiş; Kudüs’ü savunmuştu. Daha da ileri giderek İslam Birliği’ni kurmaya yeltenmişti. Hâsılı Faysal, Batı’nın piyonu rolüne itiraz etmiş ve Suudi Arabistan’ı gerçek ve onurlu bir devlet haline getirmek istemişti. Bir taraftan da dağınık ve tesirsiz İslam ülkelerini birleştirmek istemişti. Gelelim meselenin bam teline. İşbu cesur ve bilge kral bir defasında, hac sırasında Mekke’de bulunan İslam ülkelerinin temsilcilerine şunu söylemişti: “İslam dünyasında bir buçuk devlet vardır; biri Türkiye, yarımı İran…” Meselenin özü burada: Kendisi de bir devlet kurmak istiyordu ama bunu başaramadı.</p>
<p>Gelelim, Suudi Arabistan’ın fiili kralı Prens Muhammed Bin Selman’a… Prens MbS, Faysal’dan sonra Suudi Arabistan’ı devlet yapmak isteyen ikinci şahıstır. Fakat yöntemi Faysal’ın tam tersidir. Faysal İslam ülkeleri ile birleşerek ve ABD’ye başkaldırarak bunu yapmak istemişti. Prens ise İslam ülkeleriyle kavga ederek ve ABD’ye/İsrail’e boyun eğerek bunu yapmak istiyor. Faysal amacına ulaşamamıştı ama şerefli bir ölümle ölmüştü. Bu gidişle, aşikâr ki, Prens de amacına ulaşamayacak ama şerefsiz bir ölümle ölecek. Tıpkı Saddam gibi, Kaddafi gibi… Bazılarına göre Prens iyi niyetlidir. Olabilir; ama Hitler de iyi niyetliydi; Saddam ve Kaddafi de… Cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşelidir. “İyi niyetli ve reformcu Prens” önce kendi ülkesi içinde kavga etti. En başta babasına kötülük yaptı. Sessiz bir darbe ile babasını sembolik bir konuma indirdi; kendisini fiili kral yaptı. Sonra Hanedanın diğer prensleriyle kavga etti. Hepsini bir otele doldurup işkenceden geçirdi. Bir harami gibi “ya paranızı ya canınızı!” dedi. 35 milyar dolar karşılığında çoğunu serbest bıraktı. MbS, siyaseten kendisine rakip olabilecek prensleri ise öldürmek suretiyle yok etti. Muhalif prenslerin kimisini “helikopter kazası” ile kimisini “trafik kazası” ile bertaraf etti. Kimisini de zindana attı. MbS, hanedan içi operasyonlardan sonra oklarını dışarıya çevirdi: Ülke içindeki bütün muhalif unsurları ve medyayı kanlı yöntemlerle susturdu; sivil toplumu ve medyayı tamamen kendi kontrolü altına aldı. Cemal Kaşıkçı gibi özgürlüğünden taviz vermeyen gazeteciler ile muhalif prensler Batı ülkelerine kaçtılar.</p>
<p>Katil Prens, ülke içinde estirdiği terörden sonra bölge ülkeleriyle kavgaya tutuştu. Yemen’de katliamlar yaptı, Katar’a boykot uyguladı, Lübnan’ın başbakanını alıkoydu, Türkiye’yle sürtüştü, İran’la üstü kapalı savaşa tutuştu. Bütün bunlarla yetinmeyip ülke dışına kaçan muhalifleri öldürmeye başladı. En son, vahşice ve barbarca yöntemlerle Kaşıkçı’yı katletti. İşte bu son cinayeti, onun baltayı taşa vurduğu andır. Bu anda bütün büyüsü bozuldu; karizması çizildi. Milyon dolarlar harcayarak inşa ettirdiği “reformcu prens” imajı yerle bir oldu. Reformcu prensin yerini “katil prens” aldı. Prens MbS artık fiilen bitmiştir; biyolojik olarak yaşasa da fiilen ölmüştür. Kral Faysal, tarihin defterine “Bilge Kral” olarak geçti; Prens ise “Katil Prens” olarak geçecek. Ne hazin bir son!</p>
<p>Gelelim Kaşıkçı meselesine: Resmi soruşturma hâlâ devam ettiği için meselenin mahiyetini resmen ve hukuken henüz bilmiyoruz. Ancak olayların gelişiminden ve sızan bilgilerden olayın mahiyetini anlayabiliyoruz. Benim kanaatime göre Kaşıkçı cinayeti ABD’nin bir operasyonu değil. Doğrudan doğruya Prens MbS’nin icraatı. Prens bir katliam çetesi (Kaplan Takımı) kurmuş ve bu suretle muhalifleri öldürmeye başlamıştır. Son kurban da Kaşıkçı olmuştur. Bu cinayeti ABD tezgâhlamadı ama ABD istihbaratı başından beri bu cinayetin olacağını biliyordu ve gelişmeleri sessizce takip ediyordu. Prens’in bu hatayı yapmasını ve tamamen ABD’ye mahkûm olmasını bekliyordu. Nitekim ABD’nin istediği cinayet oldu ve ABD, cinayetin üstünü örtmek için Prens’ten daha fazla para ve daha fazla itaat istedi. Prens bütün bunları kabul etti ama öldürülen kişi Washington Post yazarı bir gazeteci olduğu için ABD cinayetin üstünü tamamen örtemedi; konu kamuoyuna mal oldu. Medya bu işin peşini bırakmadı. Kamuoyu tepkisinden çekinen ABD, kerhen ve üstü kapalı olarak cinayeti Suudi Arabistan’ın işlediğini kabul etmek zorunda kaldı. Ancak yine de açıkça Prens’i suçlamadı. “Arbede sırasında öldü” senaryosuna inanmaya devam etti. ABD bu cinayeti, cinayet öncesinde ABD ile hafiften sürtüşmeye başlayan Prens’i hizaya getirme yolunda ustaca kullandı.</p>
<p><strong><em>&#8220;Prens MbS, Faysal’dan sonra Suudi Arabistan’ı devlet yapmak isteyen ikinci şahıs. Ancak İslam ülkeleriyle birleşerek değil kavga ederek ve ABD’ye boyun eğerek bunu yapmak istiyor.&#8221;</em></strong></p>
<p>Son olarak cinayetten kısa bir süre önce Prens’in ABD ile hafif yollu sürtüşmesine değinelim. Bu önemli; çünkü Prens’in devlet olma ukdesini yansıtıyor. Trump, ekim ayının başında, tam da Kaşıkçı cinayetinin icra sürecinde, bir seçim konuşmasında çok kaba bir üslupla Suudi Arabistan hakkında şunları söyledi: “Biz olmazsak iki hafta bile dayanamazsınız… Ödeme yapmalısınız…” Trump açık bir şekilde Suudi Arabistan’ın gerçek anlamda bir devlet olmadığını, ABD ordusu sayesinde ayakta durduğunu ve bunun karşılığını ödemesi gerektiğini söyledi. Prens ise bu çıkışa şöyle cevap verdi: “Suudi Arabistan tarihte 1744’ten bu yana mevcut. Sanıyorum, ABD’den 30 yılı aşkın süre önce vardı&#8230;  Trump’ın son açıklamaları çok isabetli değil…” Bu sözlerde Prens’in devlet olma arzusunu görüyoruz. Bu yolda tarihi bile çarpıtmaktan çekinmiyor. 1932 tarihini 1744’e kadar götürüyor. Güya Suudi Arabistan, ABD’den önce kurulan bir devletmiş. Prens, bu çocukların bile güleceği tarihi girişten sonra, hafiften bir rest çekiyor ABD’ye: “Suudi Arabistan güvenliği karşılığında herhangi bir bedel ödemeyecektir. ABD’den aldığımız tüm silahların parasını ödedik. Bunlar bedavadan gelen silahlar değil.”  Bu sözleriyle çok ileri gittiğini fark eden Prens, konuşmasının devamında yelkenleri yeniden suya indiriyor:   “Herhangi bir dost, iyi ya da kötü şeyler söyleyebilir… ABD Başkanı ile çalışmayı seviyorum. İki ülke arasındaki ilişkiler yüzde 99 iyi ilerlerken, yüzde 1 kötü bir mesele gündeme geldi.”</p>
<p>Özetle; ABD bu cinayetin gerçekleşeceğini başından beri biliyordu ve bunu engellemedi. Hatta, bu pis işin Washington’da değil de İstanbul’da icra edilmesi için Kaşıkçı’yı İstanbul’a yönlendiren de ABD’nin resmi makamlarıdır. ABD bu cinayetten azami derecede nemalanmak istiyor. Fakat medyanın olayın peşini bırakmaması ve Türkiye’nin akl-ı selim politikası karşısında tam da istediği kadar nemalanamadı. Hatta Türkiye’nin açıkça ABD’yi suçlamasından korktuğu için Türkiye’ye yönelik yaptırımları kaldırmak zorunda kaldı. Suudi Arabistan üst yönetimi de Türkiye’ye karşı daha alttan alan bir politika geliştirmeye başladı. Hâlbuki cinayet öncesi dönemde Suudi Arabistan’ın resmi dış politikası, Türkiye’yi rakip olarak görüyor ve Türkiye’yi Ortadoğu’dan uzaklaştırmayı öngörüyordu. Şu anda S. Arabistan bu politikasını tamamen terk etmek zorunda kaldı. Kabul etmek gerekir ki, Türkiye bu süreçte çok başarılı bir sınav verdi. Klasik diplomasiyi ve kamu diplomasisini çok başarılı bir şekilde yürüttü.</p>
<p>Daha önceki bir yazımda da belirtiğim gibi Prens MbS, Kaddafi ve Saddam’ın yolundan gidiyor. Batı’yı doğru analiz edemiyor. Şunu göremiyor: Batı, iyice örselenen Prens’i bir süre daha kullanacak; son kullanma tarihi gelince de buruşturup çöpe atacak. ABD (ve İngiltere) şimdiden MbS’nin alternatiflerini hazırlamaya başladı bile. Yıllardır Londra’da yaşayan, mevcut kralın kardeşi Prens Ahmed Bin Abdülaziz, ABD ve İngiltere’nin güvenlik garantisiyle Riyad’a döndü. Batı bir taraftan da eski Veliahd Prens Muhammed Bin Nayif’i yeniden parlatmaya başladı. MbS, iyice kullanılamaz duruma geldiğinde, Batı bu iki prensten birini sahaya sürecek. Yeni bir Faysal gelinceye kadar bu traji-komik müsamere devam edecek.</p>
<p>Kaynak: www.karar.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/devlet-olmayi-beceremeyen-suudiler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cinayetin Prensin Bilgisi Dışında İşlendiğine İnanmıyorum</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cinayetin-prensin-bilgisi-disinda-islendigine-inanmiyorum/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cinayetin-prensin-bilgisi-disinda-islendigine-inanmiyorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2018 09:41:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[BAE]]></category>
		<category><![CDATA[Lindsey Graham]]></category>
		<category><![CDATA[Suudi Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Veliaht Prens]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4785</guid>

					<description><![CDATA[ABD&#8217;li Senatör Graham, Tersten Okudu: Kaşıkçı cinayetinin Selman&#8217;dan habersiz işlenmeyeceğini ifade eden Graham, şunları dile getirdi: &#8220;Eğer Suudi Arabistan&#8217;ın yeni yüzü ve sesi o (Muhammed bin Selman) olacaksa Krallık küresel alanda çok zor zamanlar geçirecek. Onlar (Suudi Arabistan) önemli müttefikler, ama Veliaht Prense gelince o irrasyonel, dengesiz biri ve ABD ile Suudi Arabistan ilişkilerine çok büyük zarar verdiğini düşünüyorum ve onunla bir daha asla çalışmaya niyetim yok.&#8221; ABD&#8217;de Güney Carolina Senatörü Graham, gazeteci Kaşıkçı cinayetinin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman&#8217;ın bilgisi dışında işlendiğine inanmadığını söyledi. ABD&#8217;li Senatör Graham: Kaşıkçı cinayetinin Suudi Prensin bilgisi dışında işlendiğine inanmıyorum ABD&#8217;de Güney Carolina Senatörü Cumhuriyetçi Lindsey Graham, NBC News kanalına yaptığı açıklamada, CIA&#8217;den gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti konusunda brifing almadığını belirtti. Graham, &#8220;İlk günden itibaren 15 veya artık kaç kişi ise adamı Veliaht Prensin (Muhammed bin Selman) bilgisi ve emri dışında uçağa binip Türkiye&#8217;ye gidip Veliaht Prensin önemli bir muhalifini doğradıklarına inanmıyorum.&#8221; dedi. Suudi Arabistan ve Veliaht Prens hakkında biraz bilgisi olan birinin, Kaşıkçı cinayetinin Selman&#8217;dan habersiz işlenmeyeceğini bileceğini ifade eden Graham, şunları dile getirdi: &#8220;Eğer Suudi Arabistan&#8217;ın yeni yüzü ve sesi o (Muhammed bin Selman) olacaksa Krallık küresel alanda çok zor zamanlar geçirecek. Onlar (Suudi Arabistan) önemli müttefikler, ama Veliaht Prense &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD&#8217;li Senatör Graham, Tersten Okudu:</strong></p>
<p>Kaşıkçı cinayetinin Selman&#8217;dan habersiz işlenmeyeceğini ifade eden Graham, şunları dile getirdi:<br />
&#8220;Eğer Suudi Arabistan&#8217;ın yeni yüzü ve sesi o (Muhammed bin Selman) olacaksa Krallık küresel alanda çok zor zamanlar geçirecek. Onlar (Suudi Arabistan) önemli müttefikler, ama Veliaht Prense gelince o irrasyonel, dengesiz biri ve ABD ile Suudi Arabistan ilişkilerine çok büyük zarar verdiğini düşünüyorum ve onunla bir daha asla çalışmaya niyetim yok.&#8221;</p>
<p>ABD&#8217;de Güney Carolina Senatörü Graham, gazeteci Kaşıkçı cinayetinin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman&#8217;ın bilgisi dışında işlendiğine inanmadığını söyledi.<br />
ABD&#8217;li Senatör Graham: Kaşıkçı cinayetinin Suudi Prensin bilgisi dışında işlendiğine inanmıyorum</p>
<p>ABD&#8217;de Güney Carolina Senatörü Cumhuriyetçi Lindsey Graham, NBC News kanalına yaptığı açıklamada, CIA&#8217;den gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti konusunda brifing almadığını belirtti.</p>
<p>Graham, &#8220;İlk günden itibaren 15 veya artık kaç kişi ise adamı Veliaht Prensin (Muhammed bin Selman) bilgisi ve emri dışında uçağa binip Türkiye&#8217;ye gidip Veliaht Prensin önemli bir muhalifini doğradıklarına inanmıyorum.&#8221; dedi.</p>
<p>Suudi Arabistan ve Veliaht Prens hakkında biraz bilgisi olan birinin, Kaşıkçı cinayetinin Selman&#8217;dan habersiz işlenmeyeceğini bileceğini ifade eden Graham, şunları dile getirdi:</p>
<p>&#8220;Eğer Suudi Arabistan&#8217;ın yeni yüzü ve sesi o (Muhammed bin Selman) olacaksa Krallık küresel alanda çok zor zamanlar geçirecek. Onlar (Suudi Arabistan) önemli müttefikler, ama Veliaht Prense gelince o irrasyonel, dengesiz biri ve ABD ile Suudi Arabistan ilişkilerine çok büyük zarar verdiğini düşünüyorum ve onunla bir daha asla çalışmaya niyetim yok.&#8221;</p>
<p>Flake: Kaşıkçı cinayetinin emrini Veliaht Prens Selman verdi<br />
Arizona eyaletinin Cumhuriyetçi Senatörü Jeff Flake ise ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın Suudi Arabistan&#8217;ı &#8220;muhteşem müttefik&#8221; olarak tanımlamasını eleştirerek, Kaşıkçı&#8217;nın ölüm emrini Veliaht Prens Selman&#8217;ın verdiğini ve ABD&#8217;nin eninde sonunda bu gerçekle karşı karşıya kalacağını söyledi.</p>
<p>CNN&#8217;e konuşan Senatör Flake, ABD&#8217;nin dış politikasının tüm dünyada Amerikan değerlerine paralel olarak yürütülmesi gerektiğini vurgulayarak, şunları ifade etti:</p>
<p>&#8220;Elbette reel politiğin farkındayız ve dünyayı görmek istediğiniz gibi değil, olduğu gibi ele almalısınız. Bu kendini dayatır ve gerçeklerle yüzleşmek zorundasınız. Burada (Kaşıkçı cinayeti) gerçek, Veliaht Prensin dahli var, muhtemelen kendisi bunun emrini verdi gibi görünüyor. Dolayısıyla bunu saptırarak ve &#8216;muhteşem müttefik&#8217; diyerek geçemezsiniz.&#8221;</p>
<p>Suudi Arabistan&#8217;ın Yemen&#8217;de neden olduğu sivil katliamları da eleştiren Flake, ülkesinin eninde sonunda Kaşıkçı konusunda bir noktaya varacağını dile getirdi.</p>
<p>Schiff: Suudi Arabistan dostumuz değil<br />
California Temsilcisi Demokrat Adam Schiff, ABC News kanalına yaptığı açıklamada, CIA&#8217;nın Kaşıkçı cinayetiyle ilgili brifingini dinlediğini aktararak, &#8220;Brifingi sizinle konuşamam ancak şunu söyleyebilirim, önemli bir gazeteci ve muhalifin öldürülmesinin Veliaht Prensin bilgisi dışında yapılmış olmasını aklım almıyor.&#8221; dedi.</p>
<p>&#8220;Düşmanımın düşmanı dostumdur&#8221; ifadesine atıfta bulunan Schiff, &#8220;İran bizim düşmanımızdır ve Suudi Arabistan, İran&#8217;a karşı durmak konusunda bizim için önemlidir. Ama bu Suudi Arabistan&#8217;ı dostumuz yapmaz, dostlarımız gazeteci öldürmez.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Lieu: Suudiler 17 gün boyunca yalan söyledi<br />
California eyaleti temsilcilerinden Demokrat Ted Lieu, Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda, Dışişleri Bakanlığının, CIA brifingi üzerine yayımladığı, &#8220;ABD hükümetinin nihai bir sonuca vardığını belirten son haberler doğru değildir.&#8221; açıklamasını eleştirerek, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8220;Sevgili Dışişleri Bakanlığı, Suudiler 17 gün boyunca Kaşıkçı&#8217;nın öldürülmediğine ilişkin size yalan söyledi. Sonra hikayelerini defalarca değiştirdiler. Gerçekten siz, CIA&#8217;ya değil de Suudilere mi güveniyorsunuz? Sizin işiniz ABD&#8217;yi temsil etmek Suudi Arabistan&#8217;ı değil.&#8221;</p>
<p>Muhabir: Kasım İleri (AA)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cinayetin-prensin-bilgisi-disinda-islendigine-inanmiyorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“MBS Bizim Psikopatımız”</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mbs-bizim-psikopatimiz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mbs-bizim-psikopatimiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Nov 2018 11:07:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Bob Baer]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Kaşıkçı]]></category>
		<category><![CDATA[Veliaht Prens]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4565</guid>

					<description><![CDATA[Eski CIA çalışanı Bob Baer Beyaz Saray bir çıkış yolu bulamıyor. Suudi Arabistan bir yanardağ gibi, Veliaht Prensi göndermeye çalışıyor. (Suudi Arabistan&#8217;da) bizim tarafımızda başka oyuncular yok. Dolayısıyla ne yapacağımızı bilmiyoruz. Yani Riyad&#8217;da oturup ülkeyi kontrol eden bir psikopatımız var. Eski CIA çalışanı Bob Baer her şeyi anlattı! Kaşıkçı cinayeti&#8230; Eski CIA çalışanı Bob Baer, ABD&#8217;nin Kaşıkçı cinayetine kasten sessiz kaldığını, Suudi Arabistan&#8217;da veliaht prensten başka kimsenin böyle bir operasyon emri verme yetkisi olmadığını savundu. Beyaz Saray&#8217;ın, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinin örtbas edilmesine yardım ettiği ileri sürüldü.  Eski ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) çalışanı Bob Baer, CNN&#8217;den Jake Tapper&#8217;a yaptığı açıklamada, ABD&#8217;nin Kaşıkçı cinayetine kasten sessiz kaldığını belirterek, &#8220;Suudi Arabistan&#8217;da neler döndüğünü daima görmezden geldik.&#8221; ifadesini kullandı. Suudi Arabistan&#8217;ın bugün &#8220;diktatör&#8221; olarak nitelendirdiği Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından yönetildiğini dile getiren eski Orta Doğu istihbarat görevlisi Baer, Suudi istihbarat birimlerinin ve ülkenin geri kalanının kontrolünün prenste olduğunu söyledi. MBS’nin Öldürün Emrini Verme Olasılığı % 100 Baer, Suudilerin bugüne kadar hiç &#8220;alçakça operasyonlar&#8221; düzenlemediği, öte yandan ülkede veliaht prensten başka kimsenin böyle bir operasyon emri verme yetkisi bulunmadığı, Muhammed bin Selman&#8217;ın böyle bir şeyin emrini verme olasılığının yüzde yüz olduğu yorumunu yaptı. Bob Baer, &#8220;Bu noktada Beyaz Saray bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Eski CIA çalışanı Bob Baer</strong></p>
<p>Beyaz Saray bir çıkış yolu bulamıyor. Suudi Arabistan bir yanardağ gibi, Veliaht Prensi göndermeye çalışıyor. (Suudi Arabistan&#8217;da) bizim tarafımızda başka oyuncular yok. Dolayısıyla ne yapacağımızı bilmiyoruz. Yani Riyad&#8217;da oturup ülkeyi kontrol eden bir psikopatımız var.</p>
<p>Eski CIA çalışanı Bob Baer her şeyi anlattı! Kaşıkçı cinayeti&#8230;</p>
<p>Eski CIA çalışanı Bob Baer, ABD&#8217;nin Kaşıkçı cinayetine kasten sessiz kaldığını, Suudi Arabistan&#8217;da veliaht prensten başka kimsenin böyle bir operasyon emri verme yetkisi olmadığını savundu.</p>
<p>Beyaz Saray&#8217;ın, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinin örtbas edilmesine yardım ettiği ileri sürüldü.  Eski ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) çalışanı Bob Baer, CNN&#8217;den Jake Tapper&#8217;a yaptığı açıklamada, ABD&#8217;nin Kaşıkçı cinayetine kasten sessiz kaldığını belirterek, &#8220;Suudi Arabistan&#8217;da neler döndüğünü daima görmezden geldik.&#8221; ifadesini kullandı.</p>
<p>Suudi Arabistan&#8217;ın bugün &#8220;diktatör&#8221; olarak nitelendirdiği Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından yönetildiğini dile getiren eski Orta Doğu istihbarat görevlisi Baer, Suudi istihbarat birimlerinin ve ülkenin geri kalanının kontrolünün prenste olduğunu söyledi.</p>
<p><strong>MBS’nin Öldürün Emrini Verme Olasılığı % 100</strong></p>
<p>Baer, Suudilerin bugüne kadar hiç &#8220;alçakça operasyonlar&#8221; düzenlemediği, öte yandan ülkede veliaht prensten başka kimsenin böyle bir operasyon emri verme yetkisi bulunmadığı, Muhammed bin Selman&#8217;ın böyle bir şeyin emrini verme olasılığının yüzde yüz olduğu yorumunu yaptı.</p>
<p>Bob Baer, &#8220;Bu noktada Beyaz Saray bir çıkış yolu bulamıyor. Suudi Arabistan bir yanardağ gibi, Veliaht Prensi göndermeye çalışıyor. (Suudi Arabistan&#8217;da) bizim tarafımızda başka oyuncular yok. Dolayısıyla ne yapacağımızı bilmiyoruz. Yani Riyad&#8217;da oturup ülkeyi kontrol eden bir psikopatımız var.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Eski istihbarat görevlisi veliaht prensin göreve geldikten sonra aralarında kraliyet üyeleri ve iş adamlarının da bulunduğu 200&#8217;den fazla kişiyi gözaltına almasına ilişkin de &#8220;Tarihte hiçbir Suudi prensi böyle bir şey yapmadı. Kanımca Beyaz Saray&#8217;ı endişelendiren şey, bu ülkenin patlayabilecek olması.&#8221; değerlendirmesini yaptı.</p>
<p><strong>John Bolton, Kabul Etmemişti</strong></p>
<p>Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı&#8217;nın öldürülmesiyle ilgili kayıtların Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman&#8217;ın dahlini işaret etmediğini savunmuştu.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kaşıkçı&#8217;nın öldürülmesi ile ilgili 10 Kasım&#8217;da yaptığı açıklamada, kayıtların, konuşmaların, Suudi Arabistan, ABD, Almanya, Fransa ve İngiltere&#8217;ye dinlettirildiğini açıklamıştı.</p>
<p>The New York Times (NYT) gazetesi, Kaşıkçı suikasti için Türkiye&#8217;ye gelen 15 kişiden birinin cinayetten kısa süre sonra yaptığı telefon görüşmesinde, Veliaht Prens Muhammed bin Selman&#8217;ı kastederek &#8220;Patronunuza söyleyin, adamlar işlerini bitirdi.&#8221; dediği iddiasına yer vermişti.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mbs-bizim-psikopatimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD, Veliaht Prensi Aklamaya Mı Çalışıyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/abd-veliaht-prensi-aklamaya-mi-calisiyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/abd-veliaht-prensi-aklamaya-mi-calisiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Nov 2018 10:46:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[prens salman]]></category>
		<category><![CDATA[Veliaht Prens]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4474</guid>

					<description><![CDATA[ABD Güvenlik Danışmanı John Bolton, ses kayıtlarında Kaşıkçı&#8217;nın öldürülme operasyonu ile Suudi Veliaht Prens Muhammed bir Selman arasında hiçbir ilgi işareti olmadığını söyledi. Pazartesi günü Birleşik Arap Emirliklerine yaptığı kısa bir ziyaretin ardından Singapur’a geçen ABD Güvenlik Danışmanı John Bolton burada, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluğunda öldürülmesinin ses kayıtlarında operasyon ile Suudi Arabistan Veliaht Prens Muhammed bin Selman arasında bir bağlantı olup olmadığı bir soru üzerine, &#8220;Suudi gazetecinin Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluğunda öldürülmesinin ses kayıtlarını dinleyenlerin bu operasyonla veliaht Prens Muhammed bin Selman arasında ilişki bulunduğunu gösteren bir işaret bulunmadığını söylediler&#8221; dedi. Bolton, &#8220;Veliaht Muhammed bin Selman suçsuz&#8221; dedi. Bolton, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu dava ile ilgili bütün detayların ortaya çıkartılmasını istediğini tekrarladı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD Güvenlik Danışmanı John Bolton, ses kayıtlarında Kaşıkçı&#8217;nın öldürülme operasyonu ile Suudi Veliaht Prens Muhammed bir Selman arasında hiçbir ilgi işareti olmadığını söyledi.</strong></p>
<p>Pazartesi günü Birleşik Arap Emirliklerine yaptığı kısa bir ziyaretin ardından Singapur’a geçen <a href="https://m.haberturk.com/yer/abd">ABD</a> Güvenlik Danışmanı John Bolton burada, gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluğunda öldürülmesinin ses kayıtlarında operasyon ile <a href="https://m.haberturk.com/yer/suudi-arabistan">Suudi Arabistan</a> Veliaht Prens Muhammed bin Selman arasında bir bağlantı olup olmadığı bir soru üzerine, &#8220;Suudi gazetecinin Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluğunda öldürülmesinin ses kayıtlarını dinleyenlerin bu operasyonla veliaht Prens Muhammed bin Selman arasında ilişki bulunduğunu gösteren bir işaret bulunmadığını söylediler&#8221; dedi. Bolton, &#8220;Veliaht Muhammed bin Selman suçsuz&#8221; dedi.</p>
<p>Bolton, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu dava ile ilgili bütün detayların ortaya çıkartılmasını istediğini tekrarladı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/abd-veliaht-prensi-aklamaya-mi-calisiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>18 Kişinin Tutuklandığını Düşünmüyoruz</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/18-kisinin-tutuklandigini-dusunmuyoruz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/18-kisinin-tutuklandigini-dusunmuyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Nov 2018 14:59:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Polemik]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Kaşıkçı]]></category>
		<category><![CDATA[prens salman]]></category>
		<category><![CDATA[Suudi Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Veliaht Prens]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4442</guid>

					<description><![CDATA[GAZETECİ FATİH ÖKE: Türk Arap Medya Derneği Genel Koordinatörü Fatih Öke, Suudi Arabistan’ın Kaşıkçı cinayetine karıştığı gerekçesi ile tutukladığını söylediği 18 kişiden bazılarının aslında tutuklanmadığı yönünde duyumlar aldıklarını söylüyor. Öke, “Kendi devlet yetkililerini suçlu bile olsalar teslim etmeye yanaşmayacaklardır. Büyük ihtimalle olayın ateşi geçinceye kadar ‘Çömel bekle’ taktiği uygulayacaklar. Fakat biz Türk Arap Medya Derneği olarak bu cinayeti unutturmamaya çalışacağız” diyor. Cemal Kaşıkçı Suudi Arabistan’ın İstanbul Konsolosluğu’na girdikten sonra bir daha kendisinden haber alınamadı. Kaşıkçı’nın hem dostu hem de üyesi olduğu Türk Arap Medya Derneği ilk andan itibaren dünya medyasının dikkatini bu olaya çekmeye çalıştı, yabancı basın mensuplarını bilgilendirdi. Derneğin Genel Koordinatörü Fatih Öke ile Kaşıkçı olayını konuştuk. Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul Suudi Konsolosluğu’na girip çıkmamasının hemen ardından olaya dahil olanlardan biri Türk Arap Medya Derneği oldu. Nasıl haberdar oldunuz? Olaylar nasıl gelişti? Cemal Bey’in nişanlısı Hatice Hanım, Cemal Bey ile yakın dost olduklarını bildiği için dernek başkanımız Turan (Kışlakçı) Bey’i aramış. Bu görüşmeden 10 dakika sonra Turan Bey beni aradı. O esnada eve gidiyordum. Hemen geri döndüm. Levent’e ulaşıncaya kadar, yolda 3-4 medya kuruluşunun temsilcisini aradım. İlk olarak Washington Post’a ulaştım ve “Yazarınız konsolosluğa girdi, çıkmadı” diye haber verdim. Ardından Anadolu Ajansı, El Cezire ve diğer arkadaşlarla görüştüm. İlk anda &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>GAZETECİ FATİH ÖKE:</strong></p>
<p><strong>Türk Arap Medya Derneği Genel Koordinatörü Fatih Öke, Suudi Arabistan’ın Kaşıkçı cinayetine karıştığı gerekçesi ile tutukladığını söylediği 18 kişiden bazılarının aslında tutuklanmadığı yönünde duyumlar aldıklarını söylüyor. Öke, “Kendi devlet yetkililerini suçlu bile olsalar teslim etmeye yanaşmayacaklardır. Büyük ihtimalle olayın ateşi geçinceye kadar ‘Çömel bekle’ taktiği uygulayacaklar. Fakat biz Türk Arap Medya Derneği olarak bu cinayeti unutturmamaya çalışacağız” diyor.</strong></p>
<p>Cemal Kaşıkçı Suudi Arabistan’ın İstanbul Konsolosluğu’na girdikten sonra bir daha kendisinden haber alınamadı. Kaşıkçı’nın hem dostu hem de üyesi olduğu Türk Arap Medya Derneği ilk andan itibaren dünya medyasının dikkatini bu olaya çekmeye çalıştı, yabancı basın mensuplarını bilgilendirdi. Derneğin Genel Koordinatörü Fatih Öke ile Kaşıkçı olayını konuştuk.</p>
<p><em><strong>Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul Suudi Konsolosluğu’na girip çıkmamasının hemen ardından olaya dahil olanlardan biri Türk Arap Medya Derneği oldu. Nasıl haberdar oldunuz? Olaylar nasıl gelişti?<br />
</strong></em></p>
<p>Cemal Bey’in nişanlısı Hatice Hanım, Cemal Bey ile yakın dost olduklarını bildiği için dernek başkanımız Turan (Kışlakçı) Bey’i aramış. Bu görüşmeden 10 dakika sonra Turan Bey beni aradı. O esnada eve gidiyordum. Hemen geri döndüm. Levent’e ulaşıncaya kadar, yolda 3-4 medya kuruluşunun temsilcisini aradım. İlk olarak Washington Post’a ulaştım ve “Yazarınız konsolosluğa girdi, çıkmadı” diye haber verdim. Ardından Anadolu Ajansı, El Cezire ve diğer arkadaşlarla görüştüm. İlk anda çok güçlü bir ses duyurduk. Gazeteci arkadaşlar hemen konsolosluğun önünde toparlandı. Beklemeye başladık. Çünkü o esnada, Lübnan Başbakanı Hariri’yi Riyad’da alıkoydukları gibi Cemal Bey’i de içeride alıkoyuyorlar, bir süre sonra hiç bir şey olmamış gibi salıverirler diye düşünüyorduk. Vakit ilerleyince Hatice Hanım’ı eve yolladık. Gece saat 3 gibi biz de gidelim dedik. El Cezire ve Anadolu Ajansı’ndan arkadaşlar bize “Siz gidebilirsiniz. Merak etmeyin biz burada nöbetteyiz” dediler. Dışarı çıkarsa görüntü alalım düşüncesinden öte orada olma ihtiyacı hissettiler. Bu çok önemli bir dayanışmaydı. Bunu asla unutmayacağız. Ertesi gün sabah 9’da Suudi Konsolosluğu önündeydim. 15-20 tane basın mensubu gelmişti. Endişe duyduğumuzu belirten bir basın açıklaması yaptık. Bir gün sonra basın açıklaması yapacağız diye duyurduğumuzda 100 civarında gazeteci vardı. 4. gün sayı 400’e çıkmıştı. Gelen yabancı basın mensupları derneğimize uğrayıp bilgi aldılar. Gezi Parkı olaylarında bile böyle uluslararası bir basın ilgisi olduğunu hatırlamıyorum.</p>
<p><strong>BASIN ÇOK İLGİ GÖSTERDİ</strong></p>
<p><em><strong>Bunun sebebi Kaşıkçı’nın basın mensubu olması mı yoksa siyasi dengeler mi?</strong></em></p>
<p>Biz ilk andan itibaren stratejik bir karar aldık ve Kaşıkçı’yı Suudi gazeteci, Suudi vatandaşı, eski diplomat, bürokrat vb. olarak değil, Washington Post köşe yazarı olarak duyurduk. O esnada Amerika’da yaklaşmakta olan bir seçim vardı. Trump’ın Suudilerle ilişkisi çok iyiydi. Trump üzerinde baskı oluşturabilmemiz için Kaşıkçı’yı Amerikalı bir basın mensubu, Amerika’da yaşayan önemli bir muhalif ses olarak tanıtmamız lazımdı. Gazete ve televizyonlara röportaj vermemiz söz konusu olduğunda da Amerikan toplumuna doğrudan mesaj verebilecek ABC gibi kanalları tercih ettik.</p>
<p><strong>KAMU DİPLOMASİSİ DERSİNDE OKUTULMALI</strong></p>
<p><em><strong>Türk hükümetinin krizi yönetim biçimini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></em></p>
<p>Bence ileride kamu diplomasisi ile ilgili derslerde okutulması gereken bir durum. O kadar başarılı bir çalışma oldu ki bunu yürütenleri tebrik etmek lazım. Bu Türkiye’nin bir iç olayı değildi. Arap dünyasının da bir olayı değildi. Her fırsatta fikir özgürlüğünden dem vurulan bir dünyada, fikirlerinden dolayı, bir insanın canına vahşice kastedildi. Bunu Türk basını da dünyaya duyurulabilirdi ama olayın çok daha hızlı ve etkili yayılması için en doğru olan uluslararası basın üzerinden gitmekti. Türkiye bu insan hakkı ihlalini, fikir özgürlüğü ihlalini dünya kamuoyuna en hızlı ve en etkili şekilde taşıdı. Eminim ki bu olayda İletişim Başkanlığı’nın çok büyük payı var. O yüzden Fahrettin Altun Bey’i tebrik etmek gerek.</p>
<p><strong>SUUDİLERİN PLANI ASLINDA İYİYDİ</strong></p>
<p><em><strong>Hatice Hanım o gün konsolosluğun önünde Cemal Bey’i beklemeseydi, ses kaydı olmasaydı, nasıl gelişirdi olaylar?</strong></em></p>
<p>Biz şimdi olayların gelişimine bakıp, “Suudiler büyük hata yaptı, böyle plan olur mu” diyoruz ya aslında birkaç ufak detay dışında çok iyi bir plan yapılmıştı. Burada kilit nokta Suudilerin Kaşıkçı’nın elçiliğe yalnız geleceğini düşünmeleriydi. Tahmin ediyorum kritik hatayı önce Kaşıkçı’nın telefonuna ulaşıp sonra Kaşıkçı’yı etkisiz hale getirmek yerine, önce etkisiz hale getirip telefonunu sonra aramaları oldu. Eğer telefonunu ele geçirselerdi, Cemal Bey 2-3 ülkede yaşıyordu, buradaki bağlantısına Amerika’ya gittim, Amerika’daki bağlantısına Londra’dayım, Londra’daki bağlantısına İstanbul’dayım diyerek bir süre ortadan kaybolmasını çok rahat sağlayabilirlerdi. Bir süre sonra Washington Post yazarımız kayboldu diye ayağa kalkacaktı. Ardından Suudi idaresi vatandaşımız kayboldu diyecekti ve Türkiye çok zor durumda kalacaktı.</p>
<p><strong>20 DAKİKA SONRA ÇIKTI DEMİŞLERDİ</strong></p>
<p><strong><em>Suudi Arabistan’ın krizi yönetememesi konusunda ne düşünüyorsunuz?</em></strong></p>
<p>Cumhurbaşkanımızın dediği gibi, bunu Suudi Arabistan içinde bir grup yaptıysa gerçekten Kral’ın haberi yok demektir. Kral’ın haberi yoksa bir çok kişinin de haberi yoktur. Bu çok gizli bir operasyon olabilir. Ben 6,5 yıl Suudi Arabistan’da yaşadım. Suudi Gururu diye bir kavram vardır. Bütün Ortadoğu bilir. Suudiler kolay kolay hata yaptık demezler. Ben Suudi basınında, Suudi hükümetinin yaptığı “Evet Cemal Kaşıkçı konsolosluğumuzda öldürülmüştür” açıklamasına hiç rastlamadım. Bu büyük ihtimalle Suudi Arabistan tarihindeki ender açıklamalardan bir tanesi. Bu noktaya onları Türkiye’nin elindeki kanıtlar getirdi. Kanıtları görmeden önce kabul etmeleri beklenemezdi. Tabi üst düzeyden bir yalanlama geldi, o da çok ikna edici değildi. Cemal Kaşıkçı 20 dakika sonra konsolosluktan çıktı dendi. Bunu diyorsa ya 20 dakika sonra çıktığı bilgisi ona verilmiştir, ya da kameralarda o şekilde görüneceğini biliyordur yani plandan haberdardır. Kriz idare edilemedi çünkü bu büyük bir kriz. Çok bariz bir şekilde, kendi diplomatik bölgelerinde biri katlediliyor. Bu bütün teamüllere aykırı bir durum. Suudiler açısından düşünüldüğünde o diplomat arkadaşların yerinde olmak istemezdim. Umuyoruz ki Suud yetkilileri doğru isimleri tespit ederler ve doğru şekilde cezasının kesilmesini sağlarlar.</p>
<p><strong>ÇÖMEL BEKLE TAKTİĞİ UYGULUYORLAR</strong></p>
<p><em><strong>Suudi Arabistan cinayetle alakalı tutuklanan 18 kişiyi Türkiye’ye vermek istemiyor…</strong></em></p>
<p>Aslında bu 18 kişinin hepsinin tutuklandığına emin değiliz. Bazılarının tutuklanmadığına dair duyumlar aldık. Ayrıca kendi devlet yetkililerini suçlu bile olsalar teslim etmeye yanaşmayacaklardır. Bence doğru olan elbette Türkiye’nin talebi. Büyük ihtimalle olayın ateşi geçinceye kadar “Çömel bekle” taktiği uygulayacaklar. Fakat biz Türk Arap Medya Derneği olarak bu cinayeti unutturmamaya çalışacağız. Çünkü bu katliam unutturulursa bundan sonra kimse gazetecilik yapamaz. Bunun dünya çapındaki son gazeteci cinayeti olması lazım. Bir gazeteci kendi konsolosluğuna bir kağıt almak için gittiğinde öldürülemez! Böyle bir şey olamaz! Bu iş unutulursa gazetecilere olan saldırılar da devam edecektir.</p>
<p><strong>BİR MÜSLÜMANIN ÖLDÜRÜLMESİNİ ERDOĞAN SİNEYE ÇEKMEZ</strong></p>
<p><em><strong>Amerika da Suudi Arabistan da olayı örtme taraftarı. Türkiye ise ısrarla olayın üstüne gidiyor. Türkiye sessiz kalsa maddi manevi birçok kazanımı olabileceği yönünde yorumlar var. Siz ne diyorsunuz bu konuda?</strong></em></p>
<p>Önceki görevlerim sebebiyle çok ülke gezdim. Çok fazla İslam şehrine gittim. Bu şehirlerde sokaktaki insanlarla bir arada oldum. Recep Tayyip Erdoğan sadece Türkiye’nin değil İslam dünyasının en önemli isyan figürlerinden biri. Düzene karşı gelen bir kahraman. Yapmış olduğu şeyler hiçbir liderin daha önce yapmadığı, Güney Tayland’daki Müslümanların bile ağlayarak anlattığı şeyler. “Türkiye’den geldim” dediğim zaman “Sen Erdoğan’ın yanından geliyorsun, onun elçisisin” diyerek benim elime yapışan 60-70 yaşında insanlar biliyorum. Bu insanı hayrete düşüren muazzam bir alaka. Bu yüzden İslam aleminde, mazlumların günlünde çok büyük bir kredisi var sayın Cumhurbaşkanımızın. Ben bu büyük krediyi birkaç milyar dolar için satacağına inanmıyorum. Çünkü o bir umut. Bir gün bir Müslüman, Türkiye’de bir Müslüman öldürüldü ve Erdoğan bunu sineye çekti diye bir şey duyarsa yıkılır. O insanın yıkılmaması için bugün bu ayakta duruşu gerçekleştirmeye çalışıyoruz ülke olarak.</p>
<p><strong>PROJELERİYLE ADINI YAŞATACAĞIZ</strong></p>
<p><em><strong>Cemal Kaşıkçı ile derneğinizin hayata geçirmek istediği bazı projeler varmış. Ne gibi projelerdi bunlar?</strong></em></p>
<p>Bir düşünce kuruluşu kurmak istiyordu. Bunun Arap dünyasından düşünce insanlarını bir araya getirecek bir köprü olacağını düşünüyordu. Genç gazetecileri teşvik için burs ve ödül verme gibi projeleri vardı.</p>
<p><em><strong>Neden Türkiye’de yapmak istiyordu bunları? Amerika ve İngiltere’de de yaşıyordu.</strong></em></p>
<p>Arap Baharından sonra birçok Arap gazeteci, birçok düşünce insanı yaşamak için daha güvenli bir yer olarak Türkiye’yi tercih etti. İlla başlarına bir şey gelmesine gerek yoktu. Bir kısmı Suriye iç savaşı sonrası geldi, kimisi de İstanbul’u çok önemli bir merkez olarak gördüğü için geldi. Hesaplarımıza göre İstanbul’da yaşayan 1800 Arap gazeteci var. Bunların 900 kadarı aktif olarak çalışıyor. Bunların dışında hiçbir yerde çalışmayan ama dünyadaki televizyon kanallarına konuk olan, danışmanlık yapan, muhabirlik yapan gazeteciler de var. İstanbul şu an Birinci Dünya Savaşı sonrasının Londra’sı Paris’i gibi. O zamanlar oralara da çok fazla miktarda Arap düşünce insanı göç etmişti. Şimdi burası da öyle, göç almaya da devam ediyor. Bu nedenle İstanbul şu anda Arap dünyasının gazetecilik merkezi. Buradan yükselen ses her yerden duyulabiliyor. Türk Arap Medya Derneği de zaten bunu gördüğü için kuruldu ve hızlı bir şekilde büyüdü. 1000’e yakın üyemiz var. Düzenli toplantılar yapıyoruz. Türkler için Arapça, Araplar için Türkçe dersleri veriyoruz. Arap gazetecileri Türkiye hakkındaki konularda bilgilendiriyoruz. Mesela seçim olacağı zaman “Türkiye’de seçim nasıl olur” başlığı ile bir brifing verdik. Dernek bu manada Arap dünyasını Türk gazetecilere, Türkiye’yi de Arap gazetecilere anlatmak, aynı zamanda bölgenin sorunlarına yönelik bir takım söylemler geliştirmek için çok önemli bir araç. İstanbul Arap gazeteciler için önemli bir cazibe merkezi ve Türk Arap Medya Derneği de bir platform. Bütün bunları Kaşıkçı da gördü.</p>
<p><em><strong>Türk Arap Medya Derneği bundan sonra ne yapacak bu konuda? </strong></em><br />
Bizim hedefimiz Cemal Kaşıkçı’nın bizimle başlatmak isteyip de başlatamadığı projelerini hayata geçirmek. Düşünce kuruluşu kurmak, öğrencilere burs vermek, genç gazetecilere teşvik için ödüller vermek, Arap dünyasına yönelik gazetecilik programları… Bize bahsettiği o projelerini geliştirip, uluslararası ortaklar bularak hayata geçireceğiz. Adını bir simge haline getireceğiz. Dünya çapında yapılan girişimlere de destek veriyoruz. Cemal Kaşıkçı dostları adı altında bir dernek kuruldu. Onlara da destek verdik. Yapmak isteyen herkese de elimizden geldiği kadar destek vereceğiz. Bu işi unutturmamanın yanında Cemal Kaşıkçı adını da yaşatacağız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/18-kisinin-tutuklandigini-dusunmuyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;İnsan Haklarını Korumaya Devam Edeceğiz&#8221;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/insan-haklarini-korumaya-devam-edecegiz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/insan-haklarini-korumaya-devam-edecegiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Nov 2018 15:37:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Kaşıkçı]]></category>
		<category><![CDATA[Suudi Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Veliaht Prens]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=3953</guid>

					<description><![CDATA[SUUD DÜNYA İLE ALAY EDİYOR Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti henüz aydınlatılamamış, cesede ilişkin durum belirsizliğini korumaya devam ederken sosyal medyadan dünya ile alay edercesine bir paylaşımda bulundu. “İnsan haklarını korumaya ve kollamaya devam edeceğiz” denilen paylaşıma tepki yağdı. Başta Washington Post çalışanlarından, Cemal Kaşıkçı’nın mesai arkadaşı Karen Attiah “Aynı anda hem gülüyorum hem de ağlıyorum” diyerek tepki gösterdi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SUUD DÜNYA İLE ALAY EDİYOR</strong></p>
<p>Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti henüz aydınlatılamamış, cesede ilişkin durum belirsizliğini korumaya devam ederken sosyal medyadan dünya ile alay edercesine bir paylaşımda bulundu.</p>
<p>“İnsan haklarını korumaya ve kollamaya devam edeceğiz” denilen paylaşıma tepki yağdı. Başta Washington Post çalışanlarından, Cemal Kaşıkçı’nın mesai arkadaşı Karen Attiah “Aynı anda hem gülüyorum hem de ağlıyorum” diyerek tepki gösterdi.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-3956" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/bdb7781c-361b-4f3c-90be-dd1a83b04175-192x300.jpg" alt="" width="192" height="300" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/bdb7781c-361b-4f3c-90be-dd1a83b04175-192x300.jpg 192w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/bdb7781c-361b-4f3c-90be-dd1a83b04175-768x1202.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/bdb7781c-361b-4f3c-90be-dd1a83b04175-654x1024.jpg 654w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/bdb7781c-361b-4f3c-90be-dd1a83b04175.jpg 1022w" sizes="(max-width: 192px) 100vw, 192px" /></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-3957" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/c08131b1-2a90-4b54-9d06-a6dddcf56391-255x300.jpg" alt="" width="255" height="300" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/c08131b1-2a90-4b54-9d06-a6dddcf56391-255x300.jpg 255w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/c08131b1-2a90-4b54-9d06-a6dddcf56391-768x903.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/c08131b1-2a90-4b54-9d06-a6dddcf56391-871x1024.jpg 871w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/11/c08131b1-2a90-4b54-9d06-a6dddcf56391.jpg 1125w" sizes="(max-width: 255px) 100vw, 255px" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/insan-haklarini-korumaya-devam-edecegiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
