<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Uygurlar &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/uygurlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 28 Feb 2019 12:11:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Uygurlar &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Uygurların Gölgesinde Türk-Çin İlişkileri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/uygurlarin-golgesinde-turk-cin-iliskileri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/uygurlarin-golgesinde-turk-cin-iliskileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Barış Adıbelli]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2019 21:30:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye çin ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8810</guid>

					<description><![CDATA[Uygurlar, Sultan Abdülaziz’den beri Türkiye’nin gündemindedir. Bu nedenle Türk-Çin ilişkilerinde yaşanan inişler ve çıkışlarda; hatta krizlerde her zaman öne çıkan etkileyici unsur Uygur halkı olmuştur. Türkiye de her zaman Uygur halkının yanında durmuştur. Türkiye gerek komünist dönem öncesi gerekse devrimden sonra Çin’i terk den Uygur göçmenlerine kapsını açmış, onlara iş, aş ve gelecek sunmuş; ama hiçbir zaman Çin’in toprak bütünlüğüne veya egemenliğine karşı bir politika takip etmemiştir. Son bir yıldan beri dünya gündemini Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaklaşık bir milyon Uygur’u ve bunun yanında Kırgız, Kazak ve Müslüman Hui’yi toplama kamplarında tuttuğu ve burada zorla ideolojik eğitim verdiği iddiaları işgal etmekte, bununla ilgili yüzlerce haber ve bilgi, sosyal medyada dolaşmaktadır. Özellikle bir şekilde bu toplama kamplarında tutulup ardından serbest kalan kimi kişiler veya bu kamplarda yakınları tutulan Uygurlar da bu iddialar hakkındaki tanıklıklarını ve bilgilerini uluslararası medya kuruluşlarıyla paylaşıyorlar. Gelen bilgiler ışığı altında 2017’de İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) da yayınladığı raporla Çin hükümetini, Sincan’daki yasadışı ‘siyasi eğitim’ merkezlerini kapatması ve burada tutulan insanları derhal serbest bırakması çağrısında bulunarak konuyu dünya gündemine taşıdı. Şubat 2018’de ise Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, Çin’e bir nota vererek gözaltında tutulan Kazakistan vatandaşının derhal serbest bırakılmasını istedi. Çin yönetimi aynı gün Kazakistan vatandaşını &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>Uygurlar, Sultan Abdülaziz’den beri Türkiye’nin gündemindedir. Bu nedenle Türk-Çin ilişkilerinde yaşanan inişler ve çıkışlarda; hatta krizlerde her zaman öne çıkan etkileyici unsur Uygur halkı olmuştur. Türkiye de her zaman Uygur halkının yanında durmuştur. Türkiye gerek komünist dönem öncesi gerekse devrimden sonra Çin’i terk den Uygur göçmenlerine kapsını açmış, onlara iş, aş ve gelecek sunmuş; ama hiçbir zaman Çin’in toprak bütünlüğüne veya egemenliğine karşı bir politika takip etmemiştir.</b></span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Son bir yıldan beri dünya gündemini Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaklaşık bir milyon Uygur’u ve bunun yanında Kırgız, Kazak ve Müslüman Hui’yi toplama kamplarında tuttuğu ve burada zorla ideolojik eğitim verdiği iddiaları işgal etmekte, bununla ilgili yüzlerce haber ve bilgi, sosyal medyada dolaşmaktadır. Özellikle bir şekilde bu toplama kamplarında tutulup ardından serbest kalan kimi kişiler veya bu kamplarda yakınları tutulan Uygurlar da bu iddialar hakkındaki tanıklıklarını ve bilgilerini uluslararası medya kuruluşlarıyla paylaşıyorlar. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Gelen bilgiler ışığı altında 2017’de İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) da yayınladığı raporla Çin hükümetini, Sincan’daki yasadışı ‘siyasi eğitim’ merkezlerini kapatması ve burada tutulan insanları derhal serbest bırakması çağrısında bulunarak konuyu dünya gündemine taşıdı. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Şubat 2018’de ise Kazakistan Dışişleri Bakanlığı, Çin’e bir nota vererek gözaltında tutulan Kazakistan vatandaşının derhal serbest bırakılmasını istedi. Çin yönetimi aynı gün Kazakistan vatandaşını serbest bıraktı. Nisan ayında ise Amerikalı Senatör Marco Rubio ve Temsilci Chris Smith, Uygur Özerk Bölgesi’nde siyasi eğitim kamplarında Uygurların kitlesel olarak gözaltına alınmalarına ilişkin soruşturma başlatmak için Çin Büyükelçisi Terry Branstad’a bir mektup gönderdi.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Haziran 2018’de ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Pekin’in, ‘’yeniden eğitim kampları’’ olarak adlandırılan kamplarda, gün boyu süren siyasi telkinlere tahammül etmek zorunda kalan ve dini inançlarını ve kültürel kimliklerini kınamaları için baskı yapılan yüzlerce ve muhtemelen milyonlarca Uygur Müslümanını tutuyor dedi. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Ağustos 2018’de Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi, yayınladığı açıklamayla birçok güvenilir rapora göre Çin’in Sincan’da bir milyon ya da daha fazla etnik Uygur’u alıkoyduğunu söyleyerek, Çin’in Sincan’ı, gizlilik içinde gizlenmiş, büyük bir toplama kampına benzeyen bir şeye çevirdiğini iddia etti. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">28 Ağustos 2018’de senatör Marco Rubio ve 16 Kongre üyesi, ABD’den, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde insan hakları ihlallerinden sorumlu Çinli yetkililere karşı Global Magnitsky Yasası kapsamında yaptırımlar yapılmasını istedi. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Hazine Sekreteri Steven Mnuchin’e yazdıkları bir mektupta, şu anki Sincan Uygur Özerk Bölgesi Komünist Partisi Sekreteri Chen Quanguo’ya ve diğer altı Çinli yetkiliye yaptırım uygulanmasını istediler. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">İzleyen günlerde Birleşmiş Milletler insan hakları sorumlusu Michelle Bachelet, Çin’i, kendisine ve ekibine yönelik kısıtlamaları hafifletmeye çağırarak Birleşmiş Milletler gözlemcilerinin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne girmesine izin vermesini talep etti. Avrupa Birliği de Çin’i bu kamplar nedeniyle sert bir şekilde eleştirdi. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Çin ise ilk etapta tüm bu iddiaları reddederek, Çin’in içişlerine karışılmaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu; ancak daha sonraki süreçte Pekin yönetimi kampların varlığını doğrulayarak, bu kampları meslek edindirme eğitiminin verildiği yerler olarak tanımladı. Sincan Uygur Özerk Bölgesi başkanı ise kampları, küçük suçlardan şüphelenilen kişilere “hayatın çok renkli olabileceğini” anlamalarına yardımcı olmak için kültürel programlar sunan klimalı yatılı okullar olarak nitelendirdi. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Batı dünyasının bu kampların ve içindeki uygulamaların Çin’in yasal mevzuatında yer almadığına yönelik eleştirileri önlemek adına 9 Ekim’de yapılan yasal düzenleme ile “Sincan Uygur Özerk Bölgesi Aşırıcılıkla Mücadele Yönetmeliğine” eklenen yeni fıkra ile bu sözde eğitim kampları yasal hale getirildi. İlgili fıkrada ilçe düzeyindeki ve üstündeki yönetimler aşırılıktan etkilenen insanları eğitmek ve dönüştürmek için eğitim ve dönüşüm kuruluşları kurabilir ve mesleki eğitim merkezleri gibi bölümleri idare edebilir denmektedir. Böylece Pekin yönetimine göre bu yeni değişiklik, Çin’de ilk kez “aşırılıktan” etkilenen kişilerin “ideolojik eğitim, psikolojik danışma, davranışsal düzeltme, Çince dil eğitimi” ve diğer programlar aracılığıyla eğitim kurumlarında dönüşümü için açık bir temel sundu.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Öte yandan, Çin’de yayınlanan ve Çin Komünist Partisi’ne yakınlığı ile bilinen Global Times gazetesi ise Uygurlara yönelik yeniden eğitim politikasını, kampları ve güvenlikçi baskıcı politikalarını savunarak, yönetimin bu adımlarının Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin Çin’in Suriye’si ve Libya’sı olmasının önüne geçtiğini yazdı. </span></p>
<p class="p5"><span class="s1"><b>Kampların Tarihçesi </b></span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Aslında Çin’de bu kampların varlığı 2014 yılına uzanıyor. Özellikle 2009’da yaşanan ve 197 kişinin hayatını kaybettiği Urumçi olaylarından sonra Çin yönetimi, Uygurlara yönelik yeni bir güvenlik politikası başlatmış ve bölgede denetimleri sıklaştırmıştır. Urumçi olaylarından birkaç yıl sonra yaşanan birkaç münferit olay da bu dönüşümü hızlandırmıştır. Çin, 1950’lerden beri Uygurlarla büyük sorun yaşamaktadır. 1990 Baren ayaklanması,1997 Gulja ayaklanması ve 2009 Urumçi olayları Çin-Uygur ilişkilerinde önemli kırılma noktalarıdır.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">2012’de yönetime gelen Xi Jinping 2013 yılında “Çin Rüyası” adını verdiği ve her alanda Çin ulusunun yeniden dirilişini öngören yeni bir politik süreç başlattı. Bu sürecin somut zemini ise Yeni İpek Yolu olarak adlandırılan Kuşak ve Yol İnisiyatifi oldu. Yüzyılın projesi olarak adlandırılan bu projenin ana kalbi, merkezi Avrasya coğrafyanın önemli bir parçası olan Uygur Özerk Bölgesi olarak seçildi. Bu bölge, tarihinde hiç olmadığı kadar Pekin için önemli bir yer haline geldi. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Kuşak ve Yol Projesi, Deng Xiaoping’den bugüne bütün Çin liderlerinin gündeminde olmuş bir projedir. Her lider kendi döneminde üstüne düşen vazifeyi yerine getirerek, katkıda bulunmuş ve bu projenin bugünlere kadar gelmesini sağlamıştır. Dolaysıyla Kuşak ve Yol İnisiyatifi bir anda ortaya çıkan bir proje değildir. Uzun yıllar boyunca sabırlı bir şekilde üzerinde çalışılarak ortaya çıkarılmış ve son tuğlayı da Xi Jinping koymuştur. Çin’in gelecek yüz yılını belirleyecek ve Çin’i dünya lideri yapacak bu proje Çin için oldukça önemlidir ve ne pahasına olursa olsun onu koruyacaktır. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">2011’den itibaren Suriye’de başlayan ve halen devam eden savaşta Uygurlar, DAEŞ saflarında Esad’a ve öteki unsurlara karşı savaşmaya başladı. Çin, burada savaş deneyimi alan Uygurların tekrar Çin’e dönerek savaşı kendi topraklarına taşımasından endişe etti. Bu nedenle Xi Jinping, Çin’in ayrılıkçılıkla mücadele eylem planını değiştirerek 2014 yılında terörizme karşı halk savaşını ilan etti. Aslında ilan edilen halk savaşı Uygurlara karşı ilan edilmişti. 2017’de alınan bir kararla Uygur Özerk Bölgesi’nde 12-65 yaş arası halktan DNA ve parmak izi örnekleri toplanarak, iris taraması yapıldı. Adeta Çin yönetimi, Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan herkesi fişledi. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Çin, bir adım daha öteye giderek 2017’de tüm inançların Çinlileştirilmesi kararını aldı. Bu bağlamda, İslam dininin de Çin’e özgü sosyalizme uygun hale getirilmesi gündeme geldi. Çin’deki Müslüman halk tepki gösterdi. Daha önceleri daha çok Uygurların dini özgürlükleri engellenirken artık Çin’deki başta Çinli Müslümanlar olmak üzere diğer azınlık haklarından oluşan Müslümanların da kimi hakları kısıtlanmaya başladı. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Örneğin, Ningxia’da kubbeli mimarisiyle öne çıkan yeni bir cami, Çinli yetkililer tarafından Çin kültürüne ve mimarisine aykırı bulunarak yıkım kararı alındı. Çin, ibadethanelerin Çin kültürüne ve mimarisine uygun olmasını istiyor. Arap mimarisi olarak adlandırdığı bu tip camilere karşı çıkıyor. Çin yönetimi sadece camileri yıkmakla kalmıyor, yüzlerce kiliseyi de yerle bir ediyor. Oysa 1982’de din özgürlüğü Çin anayasasına yazılmış ve anayasal güvence altına alınmıştı. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Çin, bir adım daha attı ve 5 Ocak 2019’da Pekin’de bir seminer toplantısı düzenledi. Bu toplantıya Çin’in sekiz farklı bölgesinden Müslüman temsilciler katıldı. Toplantıda önümüzdeki beş yıl içinde İslam’ın Çinlileştirilmesi için yol haritası kabul edildi. Çinli yetkililer, İslam›ın Çinlileştirilmesinin, İslam›ın inançlarını, alışkanlıklarını veya ideolojisini değiştirmek anlamına gelmediğini, İslam’ın sosyalist toplumla uyumlu hale getirmekle ilgili olduğunu söylüyorlar. </span></p>
<p class="p5"><span class="s1"><b>Türkiye’nin Tepkisi</b></span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Türkiye, uluslararası kamuoyunun gündemini işgal eden iddialara uzun bir süre sessiz kaldı. Aslında Türkiye’nin sessizliği fırtına öncesi sessizliği andırması bakımından önemliydi ve nihayet Ankara,<span class="Apple-converted-space">  </span>9 Şubat günü Dışişleri Bakanlığı olağan basın toplantısında Uygur halk ozanı Abdurrehim Heyit’in hapishanede hayatını kaybettiğine dair haberlere ilişkin gelen bir soru üzerine verilen cevapla sessizliğini bozdu. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması görünürde bir halk ozanının vefat haberi üzerine bir tepki gibi olmasına rağmen satır aralarında Çin’e oldukça sert mesajlar içeren adeta bir ültimatom gibi görülebilecek ifadeler yer alıyordu. Dışişleri Bakanlığı’nın bu açıklaması dünya kamuoyunun gündemin bir bomba gibi düştü:<span class="Apple-converted-space">  </span>Dışişleri Bakanlığı açıklamasında özetle şöyle deniyordu:</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Uygur Türklerinin ve diğer Müslüman toplulukların temel insan haklarını ihlal eden uygulamalar, özellikle son iki yıl içerisinde ağırlaşmış ve uluslararası toplumun gündemine taşınmıştır.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Özellikle Ekim 2017’de “Tüm Dinlerin ve İnançların Çinlileştirilmesi” siyasetinin resmen ilan edilmesi, Uygur Türklerinin ve bölgedeki diğer Müslüman toplulukların etnik, dini ve kültürel kimliklerinin tasfiye edilmesi hedefi doğrultusunda atılmış yeni bir adım olmuştur.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Keyfi tutuklamalara maruz kalan bir milyondan fazla Uygur Türkü’nün toplama kamplarında ve hapishanelerde işkence ve siyasi beyin yıkamaya maruz bırakıldıkları artık bir sır değildir. Kamplarda alıkonmayan Uygurlar da büyük baskı altında bulunmaktadır.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">21. yüzyılda toplama kamplarının yeniden ortaya çıkması ve Çin makamlarının Uygur Türklerine yönelik sistematik asimilasyon politikası insanlık adına büyük bir utanç kaynağıdır.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Sincan bölgesinde yaşanan trajediyle ilgili görüşlerimizi Çin makamlarına her düzeyde dile getirdik.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Böyle bir ortamda, bir bestesi yüzünden 8 yıl hapse mahkûm edilen değerli halk ozanı Abdurrehim Heyit’in hapishanedeki ikinci yılında vefat ettiği haberini derin teessürle öğrendik. Bu elim hadise, Türk kamuoyunun Sincan bölgesindeki ağır insan hakları ihlalleri konusundaki tepkisini daha da kuvvetlendirmiştir. Bu haklı tepkinin Çin makamlarınca dikkate alınmasını bekliyoruz.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Abdurrehim Heyit’i ve Türk ve Müslüman kimliğine sahip çıkmak uğruna hayatını kaybeden tüm soydaşlarımızı rahmetle anıyoruz.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Bu vesileyle Çin makamlarını, Uygur Türklerinin temel insan haklarına saygı göstermeye ve toplama kamplarını kapatmaya davet ediyoruz.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Uluslararası toplumu ve BM Genel Sekreterini de Sincan bölgesindeki insanlık trajedisinin sona erdirilmesi için etkin adımlar atmaya çağırıyoruz.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Görüldüğü üzere açıklamada Türkiye, Çin’i çok sert bir şekilde uyarıyor ve aynı zamanda Birleşmiş Milletleri göreve çağırıyor. Daha önce 2009 Urumçi olaylarında da dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da Birleşmiş Milletleri işaret etmişti. Son dönemde Türkiye’nin Uygur meselesinde sürekli Birleşmiş Milletler’i göreve çağırması, Çin’i oldukça öfkelendirdi. Yine açıklamada Türk kamuoyunun tepkisi dile getirilerek aslında bu açıklamanın da Türk kamuoyunda oluşan tepkinin neden olduğuna işaret ederek, adeta bu açıklama Türk kamuoyunun bir talebidir mesajını içeriyor. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Çin’den bu açıklamaya yanıt gecikmedi. Açıklamadan bir gün sonra Çin medyası Abdurrehim Heyit’in hayatta olduğunu gösteren bir video yayınladı. Ardından da Çin Dışişleri Başkanlığı Sözcüsü Hua Chunying bir açıklama yaparak, yalanlara<b> dayanarak mesnetsiz ithamlarla Çin’in suçlanması çok yanlış</b> ve çok çirkin diyerek, Çin’in Türkiye nezdinde resmi girişimde bulunduğunu söyledi. Daha sonra Çin’in Ankara Büyükelçiliği kapsamlı bir açıklama yayınlayarak Türkiye’nin iddialarını kınadı. Çin Büyükelçiliği’nin açıklamasında özetle şöyle denmiştir:</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Çin hükümeti, uluslararası toplumun terörle mücadele konusundaki tecrübelerine dayanarak, kendi ülkesinin durum ve koşullarına uygun biçimde, terör ve aşırıcılıkla mücadele çalışmalarını derinlemesine sürdürmektedir. Mesleki eğitim merkezleri kesinlikle Türk tarafının ifade ettiği gibi “toplama kampları” değillerdir. Mesleki eğitim merkezlerinin en önemli hedefi, terör ve aşırıcılıkla mücadeledir; ana programları “üç öğrenme ve bir giderme” olarak özetlenen bu merkezlerin amacı ulusal dili, hukuki bilgileri ve mesleki becerileri öğrenme ve aşırıcılığı gidermedir. Herhangi bir ülkenin vatandaşlarının kendi ülkesinin ulusal dilini öğrenmesi gerektiği gibi Çin vatandaşları da Mandarin Çincesi bilmelidirler. Hiçbir ülkede hukuk göz ardı edilmemeli ve yok sayılmamalıdır. Mesleki beceriler olmazsa istihdam edilmek zorlaşır ve işsizlik yoksulluğa yol açar, böyle bir durum aşırıcı düşüncelerin yayılması için zemin oluşturur. Bu herkesin malumudur… Ayrıca Çin hükümeti destek vererek kaybolma riski taşıyan Kutadgu Bilig ve Divanü Lügati-Türk gibi tarihi eserleri kurtarmıştır. Uygurların Mumkam sanatı ve Kırgızların Manas Destanı gibi eserleri UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesine alınmıştır.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Çin’in açıklamaları ve Abdurrehim Heyit’in yaşadığına dair yayınladığı videoya rağmen Türkiye’den geri bir adım gelmedi ve bu yazının yazıldığı güne kadar da Dışişleri Bakanlığı’ndan herhangi açıklama veya düzeltme yapılmadı; bir hafta sonra AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik yaptığı açıklamayla Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasının arkasında durdu.</span></p>
<p class="p6"><span class="s1"><b>Uygurların Gölgesinde Türk-Çin İlişkileri</b></span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Uygurlar, Sultan Abdülaziz’den beri Türkiye’nin gündemindedir. Bu nedenle Türk-Çin ilişkilerinde yaşanan inişler ve çıkışlarda; hatta krizlerde her zaman öne çıkan etkileyici unsur Uygur halkı olmuştur. Türkiye de her zaman Uygur halkının yanında durmuştur. Türkiye gerek komünist dönem öncesi gerekse devrimden sonra Çin’i terk den Uygur göçmenlerine kapsını açmış, onlara iş, aş ve gelecek sunmuş; ama hiçbir zaman Çin’in toprak bütünlüğüne veya egemenliğine karşı bir politika takip etmemiştir. Türkiye’nin temel tezi Uygurların temel haklarının ihlal edilmeden Çin’in kanunlarına saygılı iyi birer vatandaş olmasıdır. Bu bağlamda, güçlü bir Çin’de güçlü ve müreffeh bir Uygur toplumunun olmasının hem Çin’in hem de Türkiye’nin ortak faydasına olduğuna inanmıştır. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Dışişleri Bakanlığı’nın bu son açıklamasının Türk-Çin İlişkilerinin ana gövdesine pek fazla zarar vereceği görülmüyor. Zira Türkiye, Çin için politik bir tercih değil aksine jeopolitik bir zorunluluktur. Dolaysıyla kolay kolay stratejik ortaklığa bir halel getirilmeyecektir. Ancak iki ülke arasında birtakım anlaşmazlıkların da olduğu açıktır. Her şeyden önce Türkiye, Kuşak ve Yol İnisiyatifinden beklediğini alamadı. Bakü-Tiflis-Kars demiryolunun da bağlı olduğu ve Kuşak ve Yol’un Türkiye ayağı olan Orta Koridor atıl bir vaziyette bekliyor. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Son dönemde Kuşak ve Yol projesini tamamıyla bir borç tuzağı olduğu iddiaları ve somut örnekleri Türkiye’yi endişelendiriyor. Bunun yanında Çin, son dönemde Avrasya coğrafyasının Rusya-Türkiye-Kazakistan üçlüsünün kontrolüne geçmesinden endişe etmektedir. Özellikle Türkiye’nin son dönemde Özbekistan ile ilişkileri geliştirmesi, Türkmenistan ve Kırgızistan ile yakın ilişkileri Pekin’in gözünden kaçmamaktadır. Rusya’nın Kuşak ve Yol İnisiyatifini desteklemesine rağmen Avrasya Birliği projesini geliştirmeye devam etmesi de Çin’in endişelerini artırmaktadır.<span class="Apple-converted-space">  </span></span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Son dönem Çin yönetiminin rejimi daha da güçlendirme adına ideolojiye bağlılığı ve sadakati daha da fazla öne çıkarması ve özellikle Çin Komünist Partisi’nin 19. Kongresi’nde alınan kararlar doğrultusunda topluma tek bir düzen hakim olmasını istemektedir. İşte bu noktada Uygurların kırmızı çizgisi aşılıyor. Uygurlar, toplumsal hayatlarını inançlarına göre tanzim etmek ve yaşamak istemektedirler. İbadetlerini özgürce yapabilmek ve kültürlerini sınırsız yaşamayı arzulamaktadırlar. Çin ise bunun toplumda ayrılık yaratacağı gerekçesiyle herkesin ideolojiye bağlı olmasını istemekte ve diğer inanç sistemlerini yasaklamaktadır. </span></p>
<p class="p7"><span class="s1">Aslında çözüm Çin’in elinde. Çinli lider Deng Xiaoping ortaya attığı “bir devlet iki sistem” formülü Uygur sorununu çözecektir. Hâlihazırda bu sistem Hong Kong’da uygulanmaktadır. Hong Kong, Çin’in parçası olmasına rağmen komünist sistemin dışında ve kendi sistemini sürdürmektedir. Uygur sorununa kalıcı bir çözüm bulunmadıkça en azından Türk-Çin ilişkilerinde sıklıkla karşılaşılabilecek bir kriz olarak çıkacaktır. </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/uygurlarin-golgesinde-turk-cin-iliskileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlber Ortaylı Uygur Konusunda Yanılıyor Mu?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/4010/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/4010/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Nov 2018 07:07:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İlber Ortaylı]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4010</guid>

					<description><![CDATA[Ünlü tarihçi İlber Ortaylı, Hürriyet’te yayımlanan 4 Kasım tarihli köşe yazısında Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşanan olaylara değinmişti. Odatv yazarlarından Erkin Öncan, Uygur konusunda İlber Ortaylı&#8217;nın yanıldığını söyleyen bir yazı kaleme aldı. Erkin Öncan&#8217;ın Odatv&#8217;deki yazısı: Ortaylı, ‘Kamplar… İşkence korkunç’ başlıklı yazısında, Sincan’da yaşayan Uygur Türklerinin Çin tarafından kamplarda tutulduğunu ve işkenceye maruz bırakıldığını iddia ediyor. Ancak, Ortaylı’nın yazısında, söz konusu iddialara ilişkin tek bir kanıt bile yer almıyor. Bunun yerine Ortaylı, BM başta olmak üzere batı ülkelerinin söz konusu iddialarını sorgusuz sualsiz kabul ederek köşesine taşıyor. Ancak Ortaylı’nın yazısının ilgili bölümünde ciddi yanlışlar bulunuyor. Peki, nedir bu yanlışlar? Ortaylı öncelikle, Çin’in Sincan eyaletinde yürüttüğü politikanın, bölgenin ‘yeraltı kaynakları’ tarafından şekillendiğini iddia ederek birinci hatayı yapıyor. Ortaylı, yazısında “Çin gibi büyük ve istediğini yapan, hele şimdi yeni bulunan gaz ve maden kaynaklarının dolu olduğu, adeta Mendeleyev cetvelinin bütün elemanlarının bulunduğu Sincan (Doğu Türkistan) gibi eyaletlerde bu baskıyı görmek mümkün” ifadelerini kullanıyor. YERALTI KAYNAKLARI MESELESİ Sincan Uygur Özerk bölgesi, zaten Çin’in yönetiminde olan bir bölge ve Çin hükümetinin, ülke sınırlarının içerisinde yer alan herhangi bir yeraltı madeninin kullanımı için bölgenin yerel yönetiminden izin alması gerektiği gibi bir kanun bulunmuyor. Kısacası, gerek Sincan’da, gerekse Çin’in başka bir bölgesinde yer altı kaynaklarının &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ünlü tarihçi İlber Ortaylı, Hürriyet’te yayımlanan 4 Kasım tarihli köşe yazısında Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşanan olaylara değinmişti. Odatv yazarlarından Erkin Öncan, Uygur konusunda İlber Ortaylı&#8217;nın yanıldığını söyleyen bir yazı kaleme aldı.</p>
<p><b>Erkin Öncan&#8217;ın Odatv&#8217;deki yazısı:</b></p>
<p>Ortaylı, ‘Kamplar… İşkence korkunç’ başlıklı yazısında, Sincan’da yaşayan Uygur Türklerinin Çin tarafından kamplarda tutulduğunu ve işkenceye maruz bırakıldığını iddia ediyor.</p>
<p>Ancak, Ortaylı’nın yazısında, söz konusu iddialara ilişkin tek bir kanıt bile yer almıyor. Bunun yerine Ortaylı, BM başta olmak üzere batı ülkelerinin söz konusu iddialarını sorgusuz sualsiz kabul ederek köşesine taşıyor.</p>
<p>Ancak Ortaylı’nın yazısının ilgili bölümünde ciddi yanlışlar bulunuyor. Peki, nedir bu yanlışlar?</p>
<p>Ortaylı öncelikle, Çin’in Sincan eyaletinde yürüttüğü politikanın, bölgenin ‘yeraltı kaynakları’ tarafından şekillendiğini iddia ederek birinci hatayı yapıyor. Ortaylı, yazısında <strong>“Çin gibi büyük ve istediğini yapan, hele şimdi yeni bulunan gaz ve maden kaynaklarının dolu olduğu, adeta Mendeleyev cetvelinin bütün elemanlarının bulunduğu Sincan (Doğu Türkistan) gibi eyaletlerde bu baskıyı görmek mümkün”</strong> ifadelerini kullanıyor.</p>
<p><strong>YERALTI KAYNAKLARI MESELESİ</strong></p>
<p>Sincan Uygur Özerk bölgesi, zaten Çin’in yönetiminde olan bir bölge ve Çin hükümetinin, ülke sınırlarının içerisinde yer alan herhangi bir yeraltı madeninin kullanımı için bölgenin yerel yönetiminden izin alması gerektiği gibi bir kanun bulunmuyor. Kısacası, gerek Sincan’da, gerekse Çin’in başka bir bölgesinde yer altı kaynaklarının kullanımı için Çin yönetiminin önünde herhangi bir engel zaten bulunmuyor. Ortaylı’nın köşesine taşıdığı bu iddia ne yazık ki bir komplo teorisine dayanıyor ve alt metninde Çin’in bölgede işgalci olduğu mesajını taşıyor. Kaldı ki, bu iddia, bölgedeki yeraltı kaynaklarını kullanmak isteyen ancak bölgenin Çin yönetimi altında bulunmasından ötürü bunu yapamayan batılı emperyalist merkezlerce ortaya atılıyor.</p>
<p><strong>SİNCAN’A GİRİŞ YASAK DEĞİL</strong></p>
<p>Çin yönetiminin, Sincan Uygur Özerk bölgesinde yaşayan Uygur Türklerine sistematik baskı ve işkence uyguladığını iddia eden Ortaylı, yazısının devamında kullandığı “Bölgeye herkes giremiyor. Ancak BBC gibi çok kuvvetli yayın organlarının getirdiği bilgiler ve belgeseller korkunç. Geniş kitleler kamplara toplanıyor, işkence ve beyin yıkama metotları uygulanıyor” ifadeleri de, Ortaylı’nın yazısındaki ikinci hatayı meydana getiriyor.</p>
<p>Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne isteyen herkes girebiliyor. Hatta bölge, turizm alanında Çin’in en çok öne çıkan eyaletlerinden biri. Ortaylı’nın ‘giremiyorlar’ dediği bölge ise ‘toplama kampı’ olduğu iddia edilen Yeniden Eğitim Merkezleri. Aslında, yaygın kanının aksine, bu merkezlere girmek de yasak değil, ancak izne tabii. Çin yönetimi ise, Ortaylı’nın ‘kuvvetli yayın organları’ dediği BBC gibi haber kuruluşlarının girişine izin vermiyor. Çünkü bu kuruluşlar, izin almak yerine gizli çekim yapmayı tercih ediyorlar. Gizli çekim yapmak ise hem meseleye ‘esrarengiz’ bir hava katarak inandırıcılığı artırıyor, hem de Çin’in baskıcılığı iddialarına kanıt niteliğinde sunuluyor.</p>
<p>Ancak, BBC’nin bölgede yaptığı gizli çekimler de, ağırlıklı olarak ‘bina duvarı’ videolarından veya bölgeden olup olmadığı dahi bilinmeyen ‘şahitlerin’ ifadelerinden oluşuyor. Çin, Sincan’daki Yeniden Eğitim Kampları’na bütün dünyayı davet etti, hatta, bölgeye girerek çekimler yapan gazeteciler de oldu. Ancak batı medyası, gerçekleri değil, Çin karşıtı argüman üretebilecekleri o ‘esrarengiz’ iklimi istiyor. (NOT: BBC ayrıca, tıpkı Sincan bölgesinde yaptığı gibi, aynı kurgu videolarla Türkiye’de yaşanan darbe girişiminin ardından da ‘sansasyonal’ işlere imza attı)</p>
<p>Ortaylı, üçüncü hatasında ise Çin’in konuyla ilgili açıklamalarına değinerek <strong>“Çin’in açıklamaları çok sathi ve soranla alay edercesine üstü örtülü geçiliyor. Bu bölgelerdeki nüfus bilgileri doğru değil. Çok yakın gelecekte imha hareketleri vukua gelirse haritanın nasıl değişeceği belirsiz. Belirli olsa da BM gibi örgütlerin sözünü geçireceği şüpheli”</strong> diyor.</p>
<p><strong>ORTAYLI’NIN KAYNAKLARI KİM</strong></p>
<p>Ortaylı, ne yazık ki, Çin’in konuyla ilgili açıklamalarını yalnızca BBC’den okumuş anlaşılan. Zira, Çin’in azınlıklara ilişkin politikaları, inançlara ve inanç gruplarına yaklaşımı ve Sincan bölgesinde nelerin olduğuna ilişkin açıklamaları en başından beri teyitli belgelerle tekrar tekrar açıklanıyor. Üstelik, Çin’in bu açıklamaları internet erişimine de açık! Sayın Ortaylı, muhtemelen internetten gördüğü birkaç bilgiyi köşesine taşımak yerine konuyu yine internet üzerinden biraz daha araştırsaydı, Çin’in dünyanın her yerinden erişime açık olan resmi web sitelerine eminim ki rastlardı ve daha doğru bilgilere yer verebilirdi.</p>
<p>Ortaylı’nın da yazısında bahsettiği gibi, <strong>“Çin’le barış ve kültür yılına giriyoruz.”</strong> Bu da, özellikle bu sene, Çin’in Uygur Türklerine yönelik yaklaşımıyla alakalı çok sayıda yalan haberle karşılaşacağımız anlamına geliyor.Ünlü ve başarılı bir tarihçi olan Ortaylı’dan da, Çin’le girilen bu kültür yılını <strong>“Bu gibi politikaların uygulandığı ve etnik bir grubun açıkça tahrip edilmesinin hedeflendiği bir ülkeyle hangi kültürel ilişki ve barış yılını birlikte kutlayacağız doğrusu çok merak edilir”</strong> ifadeleriyle hedef almak yerine meselelerin doğru boyutlarını objektif bir biçimde ortaya koyması beklenirdi.</p>
<p><strong>YAZIDAKİ HATALAR</strong></p>
<p>Ortaylı’nın yazısında özetle üç temel hata bulunuyor. Bunlardan birincisi, Çin’in bölgeye ilişkin politikalarını tanımamak. İkincisi, konuyla ilgili yalnızca Çin karşıtlığı sağır sultan tarafından dahi bilinen batı ülkelerinin ve onların medya kuruluşlarının propagandatif haber veya raporlarını sorgusuz sualsiz doğru kabul etmek. Üçüncü hatası ise, konuyu tarihsel bağlamından koparıp ‘yeraltı kaynaklarına’ indirgemek.</p>
<p><strong>KONU BAŞTAN SONA POLİTİK</strong></p>
<p>Dünya kamuoyunda yaratılan Çin karşıtı algı ne yeraltı kaynaklarıyla, ne inanç özgürlüğüyle, ne de ‘baskıcılıkla’ alakalıdır. Konunun 100 yıllık bir tarihsel arka planı vardır, başından sonuna politiktir ve ABD’nin Çin’e yönelik yaptırımlarının arttığı dönemde yeniden ısıtılıp gündeme getirilmesi bakımından da oldukça anlamlıdır.</p>
<p>Sayın Ortaylı’ya yakışan da, politik hesaplar sonucunda ortaya atılan ve doğruluğu onu ortaya atanlarca dahi kanıtlanamayan iddiaları doğruymuşçasına köşesine taşımak değil, konuyu daha bütüncül ve daha bilimsel bir bakışla ele alıp, objektif bir biçimde okuyucularıyla paylaşmasıdır.</p>
<p>Erkin Öncan</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/4010/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
