<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ukrayna &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/ukrayna/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Jul 2023 11:58:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Ukrayna &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tahıl Koridoru, III. Dünya Savaşı Sebebi mi…?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tahil-koridoru-iii-dunya-savasi-sebebi-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tahil-koridoru-iii-dunya-savasi-sebebi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jul 2023 11:58:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Tahıl]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18830</guid>

					<description><![CDATA[Uzun süre aranızda olamadığım için en derin özürlerimin kabulünü değerli okurlarımızdan istirham ediyorum. Bu haftadan sonra yine her hafta gündemi değerlendirmeye devam edeceğiz. Geçtiğimiz haftanın en önemli gündemi bana kalırsa tahıl koridoru anlaşmasıydı. Tahıl koridoru anlaşmasının uzatılmaması ile ilgili Rusya’nın verdiği karar bugün gündemde kendine çok yer bulmasa da yakın zamanda sonuçları itibariyle bize 17 Temmuz ve öncesinde yaşananları hatırlatacak. ‘Tahıl koridoru anlaşması’ neydi önce onu bir hatırlayalım. Rusya’nın Ukrayna’yı yok etme hayaliyle giriştiği savaşta Karadeniz’deki ticaret yolları da tabi ki etkilendi. Ukrayna en büyük ihraç kalemi olan tahılı bu nedenle alıcılara ulaştıramadı. Ancak Türkiye’nin arabuluculuk rolü ile Karadeniz’de savaş devam ederken Ukrayna tahılının alıcılarına ulaştırılması için BM garantörlüğünde bir anlaşma imzalandı. Biz bu kadar biliyoruz. Halbuki imzalanan metnin devamında Rus tahılının da aynı yöntemle bir koridordan güvenli nakli ve Rus Tarım Bankasının tekrar swift sistemine dahil edilmesi de vardı. Altı aylık bir süre için imzalanan anlaşmanın yürürlük süresi dolduğunda Türkiye’nin özel çabasıyla altı ay daha uzatıldı. Ancak bu bir yıllık sürede sadece Ukrayna tarafına dair maddeler yerine getirildi. Rus tarafı diğer maddelerin de uygulanması talebini aylardır dile getiriyordu. Bu konuda hakkını savunabilmek adına anlaşmanın yürürlüğünün sona ereceği 17 Temmuz gününe kadar da sürenin uzatılacağına dair bir açıklama yapmadı. Nispeten &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Uzun süre aranızda olamadığım için en derin özürlerimin kabulünü değerli okurlarımızdan istirham ediyorum. Bu haftadan sonra yine her hafta gündemi değerlendirmeye devam edeceğiz.</p>



<p><br>Geçtiğimiz haftanın en önemli gündemi bana kalırsa tahıl koridoru anlaşmasıydı. Tahıl koridoru anlaşmasının uzatılmaması ile ilgili Rusya’nın verdiği karar bugün gündemde kendine çok yer bulmasa da yakın zamanda sonuçları itibariyle bize 17 Temmuz ve öncesinde yaşananları hatırlatacak.</p>



<p><br>‘Tahıl koridoru anlaşması’ neydi önce onu bir hatırlayalım. Rusya’nın Ukrayna’yı yok etme hayaliyle giriştiği savaşta Karadeniz’deki ticaret yolları da tabi ki etkilendi. Ukrayna en büyük ihraç kalemi olan tahılı bu nedenle alıcılara ulaştıramadı. Ancak Türkiye’nin arabuluculuk rolü ile Karadeniz’de savaş devam ederken Ukrayna tahılının alıcılarına ulaştırılması için BM garantörlüğünde bir anlaşma imzalandı. Biz bu kadar biliyoruz. Halbuki imzalanan metnin devamında Rus tahılının da aynı yöntemle bir koridordan güvenli nakli ve Rus Tarım Bankasının tekrar swift sistemine dahil edilmesi de vardı. Altı aylık bir süre için imzalanan anlaşmanın yürürlük süresi dolduğunda Türkiye’nin özel çabasıyla altı ay daha uzatıldı. Ancak bu bir yıllık sürede sadece Ukrayna tarafına dair maddeler yerine getirildi. Rus tarafı diğer maddelerin de uygulanması talebini aylardır dile getiriyordu. Bu konuda hakkını savunabilmek adına anlaşmanın yürürlüğünün sona ereceği 17 Temmuz gününe kadar da sürenin uzatılacağına dair bir açıklama yapmadı. Nispeten ‘diğer maddeler uygulanmazsa anlaşmadan çekiliriz’ demesine rağmen yine Türkiye’nin bir omuz vermesiyle anlaşmanın devam edeceği düşünülüyordu.<br></p>



<p>Ukrayna tahılının en büyük alıcısı Çin. Çin, Ukrayna’da Belçika büyüklüğünde bir alanda tarım yapıyor. Buna rağmen anlaşmanın durumu hala muallakta iken ABD tarafından sert bir açıklama geldi. ‘Rusya anlaşmayı uzatmazsa sonuçlarına katlanır’ minvalinde ki bu söylem şaşırtıcı gelmişti. Anlaşmanın mimarı olan Türkiye ise bu konuda ne açıklama, ne telefon, ne resmi ziyaret hiçbir girişimde bulunmadı. Eylem bir yana bir söylem bile geliştirmedi. Hâlbuki Türkiye de Ukrayna tahılının ciddi bir kısmının alıcısı konumunda. Finali de Ukrayna kendi yaptı. Önce Kırım Platformunun 3. Toplantısı hazırlıkları kapsamında (ki okuyucularımız hatırlar bu konuda yazmıştık) uzmanlar grubunu 18 -19 Temmuz’da toplanacağını ardından da Ağustos ayında devlet başkanları düzeyinde Kiev’de 3. Kırım Platformu’nun icra edileceğini açıkladı. Sonra da Rusya’nın kararını açıklayacağı 17 Temmuz tarihinden bir gün önce Rusya’nın can damarı Kırım Köprüsünü vurdu. Geçen yıl ekim ayında da Kırım köprüsünü vurmuştu. Savaşın gidişatını doğrudan etkilemese bile psikolojik olarak Rusya’yı çok yıpratıyor.<br></p>



<p>Rus tarafı tüm bunlardan sonra tabi ki anlaşmadan çekildiğini açıkladı ama yine de ‘şartlar oluşursa hızlıca döneriz anlaşmaya’ gibi yumuşak ifadeler de vardı açıklamasında. Ukrayna tarafından bu açıklamaya cevap gecikmedi. Zelensky anında eski retorikle ‘gelişmemiş ülkelerin tahıl ihtiyacı Kremlin’in keyfiyetine bırakılacak kadar önemsiz değil’ gibi bir mesaj yayınladı. Hâlbuki anlaşmanın yürürlükte olduğu bir yıl boyunca Ukrayna limanlarından çıkan tahılın yüzde iki kadarı gelişmemiş ülkelere gitmişti. Ayrıca Rusya’nın anlaşmanın diğer kısmının uygulamasıyla ilgili taleplerine bu süreçte hiç değinilmedi bile.<br></p>



<p><strong>Rusya’nın büyük çıkmazı…</strong><br>Konu Türkiye olarak bizi buraya kadar anlaşmadaki arabulucu rolümüz ve alacağımız tahıl kadar ilgilendiriyordu ancak bundan sonraki süreç Türkiye’yi bizzat içine çekebilir. Nedenleri ile açıklayalım. Ukrayna limanlarından anlaşma olmaksızın tahıl sevk etmeye çalışırlarsa ne olur? Rusya’nın önünde iki seçenek olur; ya bu sevkiyata müdahale etmez ki bu durumda büyük bir güç kaybeder. Anlaşmaya ihtiyaç olmadığı tescillenmiş olur ve Karadeniz’in efendisi rolünü Türkiye’ye devreder. Ya da ticaret gemilerini vurabilir ki bu seçeneğin dezavantajı çok daha fazla. ABD’nin I. Cihan Harbine girmesine sebep olan olay tam da buydu. Ticaret gemileri Almanlar tarafından vurulunca savaşa dâhil olmuştu ve o gemiler de zaten vurulmak için çıkmıştı. Bu olay savaşın gidişatını da tersine çevirdi. Bununla birlikte tüm dünyaya yapılan algıya göre az gelişmiş ülkeleri açlığa mahkûm eden kişi olarak Putin iyice şeytanlaşır. Zaten Ukrayna’dan kaçırılan çocuklar sebebiyle Lahey’de hakkında çıkan yakalama kararı sebebiyle BRİCS toplantısına bile gidemedi. Üzerine bir de bu imajı eklemek istemez. Ticaret gemisine bir füze fırlattığını varsaysak bile sonrasında bu ticaret gemilerine refakat etme bahanesiyle NATO Türkiye ve bilumum ülke savaş gemileri Karadeniz’de cirit atabilir. Zaten bu kararı vermemek için 18 Temmuz’dan itibaren Odesa Limanını vurmaya başladı ancak bunun da devamlılığı yok. Limanı çalışamaz halde tutması için savaşın sıklet merkezini oraya kaydırması gerekir. Tüm bu senaryolara gerek kalmasın diye Rusya, Ukrayna limanlarına giden ticaret gemilerinin tamamını hedef ilan etti. Karşılığında da Ukrayna Rusya’nın işgal altıda tuttuğu Kırım limanları dâhil Rus limanlarına giden gemileri hedef ilan etti. Savaş şimdiden ticari alana kaydı. Mevcut durum itibarı ile Rusya açısından çıkmaz sokak.<br></p>



<p><strong>Türkiye, Karadeniz’de tek söz sahibi olabilir…</strong><br>Türkiye açısından durumu değerlendirdiğimizde Türkiye her senaryoda müdahildir. Karadeniz şimdiden ısındı. Karadeniz’deki bu gerginlik bize olumsuz yansır. Montrö sebebiyle Karadeniz’e kıyısı olmayan ülke savaş gemilerine boğazları sadece 21 günlüğüne kullanım izni veriyoruz ama dünyanın büyük kısmını ilgilendiren bu gıda problemi üzerimizde baskı oluşturur. Türk donanması eşlik etsin desek yine Rusya’yla karşı karşıya gelme riski var. Bu defa da NATO-Rusya savaşına sebep olur. III. Cihan Harbini başlatmış oluruz. Tüm bu seçenekler dışında bu tahılın yüzde 50’ye varan oranda alıcısı olan Çin, Rusya ile yapacağı ikili anlaşma ile sevk etmek istese bile problemin merkezinde boğazlar sebebiyle yine Türkiye kalır. Problem sadece Rusya’nın değil Karadeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin çıkmazına dönüştü. Bir süre gözümüz kulağımız orda olacak.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tahil-koridoru-iii-dunya-savasi-sebebi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kerç Köprüsü…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kerc-koprusu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kerc-koprusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2022 12:32:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18546</guid>

					<description><![CDATA[Ukrayna-Rusya savaşı bugün hala sahada ve masada devam ediyor. Rusya’nın enerji pazarlıkları, ekonomi tedbirleri savaşın seyrini etkilerken, ABD ve AB, şuana dek bir ülkeye yapılan en büyük savaş yardımını yaparak toplamda 100 milyar dolarlık yardımı Ukrayna’ya gönderdi. Savaş sadece iki ülke arasında değil, çeşitli şart ve koşullarda bölge ülkelerini ve hatta dünya ülkelerini dolaylı olarak etkilemeye devam ediyor. Bugüne baktığımızda ortada 8 aydır süren bir savaş var. Bu yazımızda ben size 8 aylık savaşın aslında 8 yıl önce nasıl başladığını ve bugüne gelindiğini etraflıca anlatacağım. Rusya Ukrayna savaşı aslında şubat ayında başlamadı. 2014 yılına kadar Ukrayna, Rusya’ya bağlı bağımlı bir devletti. 2014 yılında halkın demokrasi ve bağımsızlık talepleri daha fazla bastırılamayınca Rusya,&#160; Ukrayna iç politikasından Kırım’ı da yanına alarak uzaklaştı. Uzaklaşırken de Donbass bölgesinde istikrarsız bir durum yarattı. Daha sonra Rus toprağı ilan ettiği Kırım ile anakarayı bağlayan bir köprü inşa etti ‘Kerç Köprüsü’. Bugünkü savaş aslında temelleri 8 yıl önce atılmış olan o savaştır. 2022 Şubatında bu mücadele konvansiyonel bir savaşa dönüştü. Kuvvet farklarına bakınca Putin dâhil herkes kısa sürede Ukrayna’nın mağlup olacağını ve hatta haritadan silineceğini söylerken gelinen noktada Ukrayna savaşı kazanıyor. Şubat ayında Putin’in tabiriyle özel askeri operasyon başladığında İngiltere ve kısıtlı kabiliyetleriyle Polonya dışında Ukrayna’ya açık &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ukrayna-Rusya savaşı bugün hala sahada ve masada devam ediyor. Rusya’nın enerji pazarlıkları, ekonomi tedbirleri savaşın seyrini etkilerken, ABD ve AB, şuana dek bir ülkeye yapılan en büyük savaş yardımını yaparak toplamda 100 milyar dolarlık yardımı Ukrayna’ya gönderdi. Savaş sadece iki ülke arasında değil, çeşitli şart ve koşullarda bölge ülkelerini ve hatta dünya ülkelerini dolaylı olarak etkilemeye devam ediyor.</p>



<p>Bugüne baktığımızda ortada 8 aydır süren bir savaş var. Bu yazımızda ben size 8 aylık savaşın aslında 8 yıl önce nasıl başladığını ve bugüne gelindiğini etraflıca anlatacağım.</p>



<p>Rusya Ukrayna savaşı aslında şubat ayında başlamadı. 2014 yılına kadar Ukrayna, Rusya’ya bağlı bağımlı bir devletti. 2014 yılında halkın demokrasi ve bağımsızlık talepleri daha fazla bastırılamayınca Rusya,&nbsp; Ukrayna iç politikasından Kırım’ı da yanına alarak uzaklaştı. Uzaklaşırken de Donbass bölgesinde istikrarsız bir durum yarattı. Daha sonra Rus toprağı ilan ettiği Kırım ile anakarayı bağlayan bir köprü inşa etti ‘Kerç Köprüsü’. Bugünkü savaş aslında temelleri 8 yıl önce atılmış olan o savaştır. 2022 Şubatında bu mücadele konvansiyonel bir savaşa dönüştü. Kuvvet farklarına bakınca Putin dâhil herkes kısa sürede Ukrayna’nın mağlup olacağını ve hatta haritadan silineceğini söylerken gelinen noktada Ukrayna savaşı kazanıyor. Şubat ayında Putin’in tabiriyle özel askeri operasyon başladığında İngiltere ve kısıtlı kabiliyetleriyle Polonya dışında Ukrayna’ya açık destek veren ülke yoktu. Birçok ülke aktif bir tarafsızlık sergiliyor bir yandan Rusya’yı kınarken bir yandan da Ukrayna’ya destek vermekten imtina ediyordu. Ukrayna’ya askeri yardım götüren İngiliz uçakları Alman hava sahasını kullanmadan Kiev’e uçuyordu.&nbsp; ABD öncülüğünde başlayan yaptırım furyası bu aktif tarafsızlar için ilaç oldu. Herkes sırayla yaptırım kervanına katılıyor Rusya için her günyeni bir şeyler yasaklı olarak tabir ediliyordu. Rusya açısından bu kısa vadede sürdürülebilir bir durumdu. Ne de olsa Avrupa enerjide yüzde 40’lara varan bir oranda Rusya’ya bağımlıydı. Hatta Putin, Macron ile görüşmesinden sonra bunu açıkça dile getirdi ve ‘Ukrayna için bir Nükleer güç olan Rusya’yı karşınıza almak ve enerji fiyatlarını yükseltmek ister misiniz’ diye Avrupa halklarına seslendi. Rusya bu zamana kadar hedeflerine ulaşıp Ukrayna’yı yok etseydi bu plan tutardı. Bugün Avrupa Ukrayna&#8217;nın arkasından yas tutar ama ucuza Rus gazını almak için de sıraya girerdi. Ukrayna direnişi arttıkça Avrupa da enerji için başka kaynaklar aradı. Yine ABD öncülüğünde Avrupa’ya taşınan kaya gazı yani LNG Rus gazına alternatif hale geldi. Bugün Avrupa’nın Rus gazına bağımlılığı yüzde 7,5 seviyesinde.</p>



<p><strong>Rusya’nın çarlık hayali suya mı düştü…</strong></p>



<p>Rusya, şubat ayında ‘Ukrayna diye bir ülke yok’ söylemiyle başlayan, Kiev ve tüm Ukrayna’yı Rus topraklarına katarak post modern bir çarlık hayali kurarken eldeki bulgurdan olma noktasına geldi. Kiev’i işgal planı tutmayınca Odessa’yı kuşatarak Moldova’daki Transdinyester ile birleştirip Avrupa’nın içlerine kadar uzanan bir Rus hattı inşasını hayal etti. Odessa kuşatması da hüsranla sonuçlanınca askeri ve lojistik olarak önemli gördüğü yılan adasından da çekilmek zorunda kaldı ve hedef küçülttü. Bu kadar askeri stratejik kaybın üstüne Pirus zaferi bile olsa küçük bir başarı hikâyesine tutunmak isteyen Putin, ikisi istikrarsızlaşmış olan dört şehri sahte referandumlarla topraklarına katarak bu kazanımını nükleer şemsiye altında korumayı planladı. Ancak Kerç Köprüsü’nün patlatılması 2014 yılında işgal ettiği Kırım’ı kaybetme riskini su yüzüne çıkardı. Kırım’ın anakarayla bağlantısının kesilmesi riski bile büyük bir kargaşaya sebep oldu. &nbsp;Kırım’da baş gösteren istikrarsız durum bir yana Herson savunmasının başarısız olmasıyla ikmal yollarının da tehlikeye girmesi Putin’i endişeye ve acele kararlar almaya zorladı. İşte tam bu noktada bence bu güne kadarki en büyük hatasını yaptı ve kendi sonunu hazırlayan bir karar verdi.&nbsp; Kırım’ın dokunulmazlığına vurgu yapıp savaşı kaybetse bile Kırım’ı pazarlık konusu yapmayacağını göstermek için Ukrayna&#8217;nın başkent dahil diğer şehirlerindeki sivil yerleşim bölgelerine elindeki sınırlı füze stokuna rağmen füze saldırısı düzenledi. Bu füzelerden biri de Alman büyükelçiliğine isabet etti. Füze saldırıları iki durumu netleştirdi birincisi Tüm başarısızlığına rağmen hala potansiyeli olan bir Rusya ve Rus olgusu çaresizce füzeye sarılan, sivil halkı katleden umutsuz bir Rusya görünümüne dönüştü. Daha da önemlisi Rusya’nın yenilmesi için can atan ama bunu hem politik sebeplerle dile getiremeyen hem de yükselen enerji fiyatları nedeniyle Ukrayna’ya olan desteğini iç kamuoyuna kabul ettiremeyecek Avrupa devletlerine Ukrayna’ya açık ve sınırsız destek verebilmek için bir fırsat sundu. Ardından bu hatasında da ısrar ederek İran yapımı kamikaze dronlarla Kiev’e saldırı gerçekleştirdi. Böylece batı açısından sevimsiz görülen İran rejimi de Rusya ile birlikte meşru bir sebeple hedefe oturtuldu. Savaşın başladığı günden beri tarafsız kalan İsrail bile bu meşru sebebe dayanarak Ukrayna’ya askeri yardımda bulunacağını açıkladı.</p>



<p>&nbsp;Ukrayna açık bir şekilde 2014 öncesi sınırlara dönmek istiyor. Rusya ise Rus toprağı etiketi vurduğu Herson’u daha bir hafta geçmeden kaybediyor ve her gün nükleer tehdidini hatırlatıyor. Sanıyorum ki bu durumda Putin, çarlık hayalleriyle tamamen zıt biçimde Rus tarihine toprak kaybeden lider olarak geçmemek için çaresizce her yolu deneyecek. Bunlardan ilki daha önce çeşitli bölgelerde başarıyla uyguladığı hibrit savaş formatına geri dönmek.&nbsp; Alelacele ilan edilen ve sosyolojik bir travmayla sonuçlanan seferberlik ilanı hibrit savaşa hazırlık için zaman kazanmak amacıyla tasarlandı. Zaten etnik Rus olmayan acemi askerlerin eğitimsiz ve hatta teçhizatsız bir şekilde muharebe alanına gönderilmeleri bu tezi doğruluyor.&nbsp; Putin’in seferberlik ilanı sonrası üç günlük eğitimle sahaya sürdüğü acemi askerleri bir süre direnebilirlerse doğuya çekilip orada sağlam bir savunma hattı kurup tutunmayı sonrasında da tekrar hibrit savaş formatında uzun bir süre dünya kamuoyunu oyalamayı amaçlıyor. Herson’un geri alınmasıyla psikolojik üstünlüğün Ukrayna tarafına geçtiği ve Ukrayna&#8217;nın artık Batı’nın sınırsız desteğine de sahip olduğu düşünülürse yakın zamanda Rusya’nın yenilgisinin sonuçlarını konuşmaya başlamamız ihtimal dâhilindedir.</p>



<p><strong>Rusya’nın referandum ilanı müttefiki ülkeler içinde tehdide dönüşür…</strong></p>



<p>Siyasi açıdan da Rusya sahte referandumlarla elde ettiği bu şehirleri zaten elde tutamaz. Rusya’nın müttefik saydığı pasif tarafsız ülkeler Çin, Hindistan, Kazakistan ve Türkiye bu referandumları tanımayacağını ilan etti. Avrupa’daki en yakın müttefiki Sırbistan bile referandumları tanımadı. Zira böyle bir referandum yöntemiyle Ukrayna’nın toprak kaybını meşrulaştırmak,&nbsp; Sırbistan ve hatta Türkiye için büyük riskler barındırır. Bir süre sonra aynı yöntemle Voyvodina bölgesi Macaristan’a bağlanmak isterse veya Sancak bölgesi bağımsızlık talep ederse Sırbistan bunları kabul etmek zorunda kalabilir. Böylece iç savaşın eşiğindeki İran ve yıllardır iç savaşta ülkesini harap etmiş Suriye yönetimi dışında siyasi açıdan müttefiki kalmayan Rusya ordusunun elde edemediği başarıyı siyasal olarak elde etmek için, en azından hibrit savaş için ihtiyacı olan zamanı kazanmak amacıyla bazı ülkelerin tarafsızlığına ihtiyaç duyar hale geldi.</p>



<p>Konuyu biraz daha açalım, sahada ordusunun başaramadığını önce doğal gaz kartını kullanarak başarmak istedi. Avrupa, özellikle Almanya bu sopa ile mücadele için bir yol bulunca bu kez tahıl krizi krizi patlak verdi. Açıkçası önce Batı’yı mahrum bıraktığı enerji kaynakları sebebiyle sonrasında da açlıkla tehdit etti. Ancak bu iki tehdit bir siyasi kazanımdan çok çaresiz bir yalnızlığa itince bu kez nükleer kartını daha inandırıcı bir şekilde tekrar açtı. Kamuoyunda yine kasten oluşturulan yanlış bir algı var şöyle ki, Putin’in yanında bir çanta var içinde de nükleer tuşu var Putin bastığı anda dünyayı yok eder. Bu konuya da açıklık getirelim; Rusya’nın nükleer silah kullanması için işletmek zorunda olduğu bir prosedür var. Putin’e gelmeden önce birçok makam buna onay vermek durumunda ayrıca nükleer başlıklarını da İskender tarzı füzelere monte edebilmek için en az bir hafta kadar hazırlık süresine ihtiyacı var. Bu hazırlık süresi sebebiyle nükleer hareketliliği ABD tarafından izlenip tespit edilebilir durumda. Bu noktada devreye giren ABD ve NATO’nun Nükleer tehdidin karşılığını bulacağını söylemesi önemliydi.</p>



<p>Nükleer bomba tehlikesi Batı tarafından kabul görüp Ukrayna’ya destek sekteye uğrasaydı Rusya ajandasını gerçekleştirmek için kimseye ihtiyaç duymayacaktı ancak tehdit ile bir kazanım elde edemeyen Putin Astana Zirvesi’nde tavır değiştirdi. Astana Zirvesi süresince ‘Ukrayna’ kelimesini hiç ağzına almadı. Bu aslında sahadaki yenilgiyi kabul ediş biçimidir. Tacikistan Devlet Başkanının Putin’in yüzüne söylediği sert sözler ve Kazakistan ile birlikte diğer Türk Cumhuriyetlerinin vatandaşlarına Rus seferberlik ilanına uymama çağrıları da bu ülkelerin Rusya’nın başarısızlığını kabul ediş biçimiydi. Putin’in Astana Zirvesi’nde yaptığı Türkiye’yi bir gaz dağıtım merkezi olarak tanıttığı konuşma ve o konuşmanın kasten yanlış çevirilerle sosyal medyada dolaşan kısımları ise Türkiye’nin pasif tarafsızlığını satın alma çabaları. Neredeyse Türkiye’ye Rus doğal gazına ortaklık teklif ettiği o konuşma ile Türkiye’ye bir yem uzatıyor. Uygulanabilirliği neredeyse hiç olmayan bu projeye bel bağlayan Putinistler de her gün algı yapıyorlar. Türkiye’yi Rus gazının dağıtım merkezi yapacak boru hattını inşa edebilecek teknolojiye sahip tüm şirketler Batı kaynaklı ve yaptırımlar sebebiyle de bu hattın inşası mümkün değil. Ayrıca Avrupa zaten Rus gazına bağımlılığını azalttı ve Rusya Avrupa’daki pazarını da neredeyse kaybetti. &nbsp;Hal böyleyken inşası mümkün olmayan hat ile alıcısı olmayan gazı Avrupa’ya taşımak hayali gerçekçi görünmüyor. Ancak Türkiye halen arabuluculuk, diplomasi gibi terimlerin içleri boşaltılmış haliyle oyalanıyor.</p>



<p><strong>Diplomasi, diplomatik bir çözüme ihtiyaç duyar…</strong></p>



<p>Diplomasi, diplomatik bir çözüme ulaşmak isteyen iki taraf ve sonucunda da diplomatik bir çözüme ihtiyaç duyar. Mevcut durumda siz arabulucu olsanız bile Ukrayna’nın eski Sovyet İmparatorluğuna katılması hedefiyle yola çıkmış Putin’e bu yanlışı diplomatik bir dille anlatamazsınız. Bunu ancak güçlü ve savaşı kazanmış bir pozisyonda kabul ettirebilirsiniz. Sizo diplomasi masasına oturduğunuzda Rusya ABD’ye rakip bir süper güç değil, askeri gücü kırılmış, Belarus’tan eski Sovyet tanklarını getirip kullanmaya çalışan, İran’dan kamikaze dron, Kuzey Kore’den mühimmat alan; sanayisi, ekonomisi iflas etmiş konumda olursa ancak barışı ve geri çekilmeyi konuşabilirsiniz. Yoksa bu durum II. Dünya Savaşı’nın sonunda Berlin işgal edilmişken Hitler ile Stalin arasında arabuluculuk yapmaya çalışmak gibi saçma olur.</p>



<p><strong>Türkiye, bölgesel güç…</strong></p>



<p>Daha önceki yazılarımızda değinmiştik Doğu Akdeniz’den çıkarılacak gazın Avrupa’ya ulaştırılmasında Türkiye kilit ülke. Türkiye zaten İsrail ile anlaşarak Afrodit yataklarından Putin’in verdiğinden çok daha fazlasını kazanabilir. Bununla birlikte Ukrayna’da devam eden savaş sebebiyle kara bağlantısı sekteye uğrayan Asya-Avrupa arasında, Kafkasya ile Avrupa arasında coğrafi konumu sebebiyle kilit olan ülke yine Türkiye. Zengezur koridorunun açılması bu konuda bize büyük bir avantaj sağlıyor. Hal böyleyken Rusya’nın bize verdiği rüşvete ihtiyacımız yok. Bizim yapmamız gereken çok daha önemli işler var. Türk devletlerini Rusya sonrası döneme hazırlamalıyız. Onlarla daha yakın ilişkiler kurup askeri, politik, ekonomik altyapılarını güçlendirmeliyiz. Bir yandan da dilde birliği sağlamak için çalıştaylar düzenlemeliyiz. Bölgeden Rus gölgesi kalkmak üzereyken enerjimizi Azerbaycan’ın Karabağ’daki kazanımlarını korumasında yardımcı olmaya, diğer Türk cumhuriyetlerinin yeni kazanımlar elde etmesine öncülük etmeye harcamalıyız. İran’ın bu istikrarsız durumunda güney Azerbaycanlı 25 milyon Türk’ün, Irak’ta Türkmenlerin durumuyla ilgilenmeliyiz. Balkanlarda, Akdeniz’de Müslüman toplumun dertleriyle hemhal olmalıyız. Gelecek zaten bizim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kerc-koprusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Sıkı Pazarlık…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiyede-siki-pazarlik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiyede-siki-pazarlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Mar 2022 12:27:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18187</guid>

					<description><![CDATA[Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşta bir ayı geride bıraktık. Konu sıcaklığını korurken taraflardan daha olumlu sinyaller alınmaya başlandı. Buna rağmen hala bıçak sırtı denilebilecek bir durumda bekleyiş de sürüyor. Diplomasi ayağının güçlü bir şekilde sürdürülüyor olması iki ülke halkları için de dünya kamuoyu için de bir umut olarak görülebilir. Tam da bu durumda Türkiye başından beri üzerine düşenin fazlasıyla tarafları sağduyuya ve diplomasiye davet ederek önemli bir misyon da üstlendi. Gelinen noktada taraflar Türkiye’de buluşmaya karar verdi. İki ülkenin müzakere heyetleri Türkiye’ye gelerek, İstanbul&#8217;da Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi&#8217;nde bir araya geldi. Bilindiği üzere heyetlerin bu dördüncü yüz yüze görüşmeleriydi. İlki Ukrayna ile Belarus sınırında Çernobil bölgesine yakın yerde gerçekleşti. İkinci ve üçüncü yüz yüze görüşme ise Polonya ile Belarus sınırına yakın Beloveş yerleşim birimi yakınında gerçekleşti. Ardından müzakereler video konferans yoluyla devam etti. Hemen hemen birer hafta arayla gerçekleşen yüz yüze görüşmelerde bir sonuç alınamazken tarafsızlık ilkesi konusunda da endişeler zaten vardı. Nihayetinde tarafların Türkiye’de buluşma kararı her iki taraf için de bir güven çatısı oluşturdu. Ve tüm dünya gözlerini Türkiye’ye çevirdi. Bu defa başka bir barış havası vardı. Türkiye’nin garantör ülke olması yönündeki istekler de bu güveni tazeledi. Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky, zaten seçildiği günden beri Türkiye ile ilişkilerini &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşta bir ayı geride bıraktık. Konu sıcaklığını korurken taraflardan daha olumlu sinyaller alınmaya başlandı. Buna rağmen hala bıçak sırtı denilebilecek bir durumda bekleyiş de sürüyor. Diplomasi ayağının güçlü bir şekilde sürdürülüyor olması iki ülke halkları için de dünya kamuoyu için de bir umut olarak görülebilir.</p>



<p>Tam da bu durumda Türkiye başından beri üzerine düşenin fazlasıyla tarafları sağduyuya ve diplomasiye davet ederek önemli bir misyon da üstlendi. Gelinen noktada taraflar Türkiye’de buluşmaya karar verdi. İki ülkenin müzakere heyetleri Türkiye’ye gelerek, İstanbul&#8217;da Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi&#8217;nde bir araya geldi. Bilindiği üzere heyetlerin bu dördüncü yüz yüze görüşmeleriydi. İlki Ukrayna ile Belarus sınırında Çernobil bölgesine yakın yerde gerçekleşti. İkinci ve üçüncü yüz yüze görüşme ise Polonya ile Belarus sınırına yakın Beloveş yerleşim birimi yakınında gerçekleşti. Ardından müzakereler video konferans yoluyla devam etti.</p>



<p>Hemen hemen birer hafta arayla gerçekleşen yüz yüze görüşmelerde bir sonuç alınamazken tarafsızlık ilkesi konusunda da endişeler zaten vardı. Nihayetinde tarafların Türkiye’de buluşma kararı her iki taraf için de bir güven çatısı oluşturdu. Ve tüm dünya gözlerini Türkiye’ye çevirdi. Bu defa başka bir barış havası vardı. Türkiye’nin garantör ülke olması yönündeki istekler de bu güveni tazeledi.</p>



<p>Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky, zaten seçildiği günden beri Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmek Kırım konusunda ortak hareket edebilmek için büyük çaba harcıyordu. Rusya ile gerginliğin başladığı günden itibaren de Türkiye’yi hem ateşkes görüşmelerinin bir parçası hem de sonrasında da garantör ülke olarak görmek istiyordu. Rusya ise formaliteden ibaret olan bu görüşmeler için Belarus veya Belgrad’ı tercih ediyordu ancak sahadaki büyük kayıplarından sonra ateşkes görüşmeleri için İstanbul’u kabul etmek zorunluluk haline geldi.</p>



<p>Heyetlere ve görüşmelere baktığımızda bazı tahminlerde bulunmak zor değil. Mesela Rusya heyetinin Başkanı olan Medinsky, Putin’in danışmanı ve ayrıca Putin’e de çok yakın bir isim. Aslında Rusya’nın Ukrayna politikasının da mimarıdır. Heyette olmamasına rağmen iki tarafın da kabul ettiği diğer bir ismin Rus oligark Abramovich olması bazılarına anlamsız gelecektir ama Abramovich, Ukrayna Devlet Başkanı Zelensky gibi Yahudi’dir. Bununla birlikte o da Putin’e yakın bir isimdir ve Ukrayna’da ciddi yatırımları olan bir işadamıdır. Putin onurlu bir çıkışa ne kadar ihtiyacı olduğunu Abramovich’i bu görüşmelere dâhil etmesiyle göstermiştir. Ukrayna heyetinin Başkanı olan Raznikov ise bu ateşkes görüşmelerini her zaman formalite olarak gören Rus heyetine karşı kıyafetiyle, duruşuyla tavizsiz tavrıyla mesaj vermektedir. Her zaman görüşme öncesi ve sonrası sosyal medyadan yayınladığı askeri kıyafetli silahlı fotoğrafları görüşmelerde takım elbise giymeyip yarı askeri kıyafetlerle gelmesi her an savaşa devam etmeye hazır olduğunu, savaşmaktan imtina etmediğine dair mesaj olarak yorumlanabilir.</p>



<p>Toplantının içeriğine ve sonuçlarına gelecek olursak. Aslında ortaya çıkan bir sonuç yok. Kısa vadede de bir anlaşma imzalanacağını düşünmüyorum. Bu görüşmede her iki tarafta birbirlerine tekliflerini ilettiler. Anlatılanların aksine ‘Rusya istediğine ulaştı’ diye bir sonuç yok. Zaten öyle olsaydı Putin bu teklifi kabul eder ve kendi deyimiyle özel askeri operasyonu sonlandırırdı. Bu algının oluşmasına sebep olan madde Ukrayna&#8217;nın NATO’ya üyelik başvurusunu geri çekeceği maddesi ama işin aslı öyle değil. Ukrayna zaten yıllardır NATO’nun kapısında bekliyor ve önüne çıkarılan engel NATO sözleşmesinin meşhur 5’inci maddesi. Bu maddeye göre imzacı ülkelerden birinin taraf olduğu savaşa NATO bir bütün halinde müdahil olmak zorunda. Kırım ve Donbass dolayısıyla Ukrayna zaten işgal altındaydı. Bu da demek oluyor ki Ukrayna NATO’ya kabul edildiği gün NATO ve Rusya savaş halinde olur. Zelensky NATO liderler zirvesine telekonferansla bağlanıp yaptığı konuşmasında benzer şeyleri söylemişti. 1994 yılında Budapeşte’de imzalanan anlaşmayı örnek gösterdi. Budapeşte Anlaşmasına göre Ukrayna elindeki SSCB’den kalma nükleer başlıkları Rusya’ya teslim edecek, Rusya ise Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı duyacak ve saldırmayacaktı. ‘Budapeşte Anlaşması’na rağmen Rusya 2014’te Kırım’ı işgal etti. Zelensky ayakta alkışlanan konuşmasında daha da ileri giderek ‘siz henüz 5’inci maddeyi test etmediniz yani hiçbir üye ülke için savaşmadınız ancak biz bağımsızlığımız, değerlerimiz ve sizin de güvenliğiniz için savaşıyoruz’ dedi. Devamında ‘bundan sonra asla Ukrayna ordusu NATO standartlarını karşılamıyor demeyin. Bizim standardımız sahada görüldü. Siz ise daha kendinizi ispat etmediniz’ dedi. Daha önceki yazılarımda belirttiğim üzere Ukrayna coğrafyasında bundan sonra NATO değil, doğrudan Amerika’nın etkisini göreceğiz. Bugün Türkiye’deki ve Rusya’daki Putinistlere zafer naraları attıran madde bunu destekliyor. Ukrayna hiçbir askeri ittifakta yer almamayı teklif ediyor. Yani hem zaten kabul edilmediği NATO’dan vazgeçiyor hem de Rusya’nın güdümünde olan ‘Kollektif Güvenlik Örgütü’ne ve benzerlerine de girmeyeceğini belirtiyor. Ancak burada çok önemli bir ayrıntı var. Ukrayna bu anlaşmaya garantör olarak içinde Türkiye’nin de bulunduğu Amerika’dan İsrail’e kadar on ülkenin daha imza atmasını istiyor. Bu garantör ülkelerin ateşkes bozulursa üç gün içinde askeri müdahale de bulunmasını talep ediyor. Esasında Rusya’nın ateşkesi bozması halinde kendi askeri ittifakını oluşturmuş oluyor. Ukrayna tarafına bugüne kadar silah ve gaz veren ülkeleri ateşkes bozulması halinde sahaya çekmek istiyor. Bu madde ilerde Amerika’nın Rusya’ya müdahalesi için ve Ukrayna coğrafyasında bulunması için fırsat sunacaktır. Nasıl ki Esed’in davetiyle Suriye’de bulunan Rus askeri meşru görünüyorsa Zelensky’nin davetiyle hem de Rusya’nın da imzaladığı anlaşma gereği Ukrayna’da bulunan Amerikan askeri de meşru olacaktır. Bir kısım analist bunu Ukrayna’nın egemenliğinden feragat etmesi olarak yorumlasa da Ukrayna, ABD şemsiyesi altında yeni bir Güney Kore, Japonya olmak istiyor diye okumak daha doğru olur diye düşünüyorum. Ukrayna bu şartları savaş öncesi kabul etse bugün bu savaş olmazdı diye yorumlayanlara da şunu hatırlatmak isterim ki, Putin 21 Şubat’ta yaptığı konuşmasında ‘Ukrayna diye bir devlet yok, hiç de var olmadı’ diyor. Rusya’nın bu savaşı başlatmasının sebebi Ukrayna’nın varlığıydı. Başka sebepler arayıp masumlaştırmaya gerek yok.</p>



<p>Ukrayna, Kırım ve Donbass konusunda da savaş öncesi duruma dönülmesini teklif ediyor. 15 yıl boyunca bu bölgeleri askeri operasyonla geri kazanmaya çalışmayacağını taahhüt ediyor. Yine Rusya istediğini aldı diye yorumlanan bu teklifte Rusya açısından büyük handikaplar var. Donetsk ve Luhansk sözde halk cumhuriyetlerinin bağımsızlığını tanımış olan Rusya, buraları tekrar tartışmalı bölgeler olarak kabul etmiş olur. Savaş öncesi Donbass bölgesinin yüzde 40’ına ancak sahip olan bu toksik devletler bugün yüzde 70-80’e varan oranlarda toprak elde ettiler. Buralardan tekrar çıkmaları, 15 yıl boyunca Minsk Protokolü benzeri bir yapıyla müzakerelere başlamaları, belirsiz statülerini devam ettirmeleri hem ciddi bir prestij kaybı hem de kendi gelecekleri açısından intihar olur. Bu maddenin kabul edilme ihtimaline karşın bu sözde devletlerin yöneticileri bir an önce Rusya’ya bağlanmak isteyecekler. Ukrayna ordusu da buraları anlaşma öncesi yıpratmak isteyecektir. Bu günden sonra savaşın sıklet merkezinin Donbass olacağını söylemek doğru olur. Kırım için ise 15 yıl askeri operasyon düzenlenmemesi ve statüsünün belirsiz kalması durumu Rusya açısından çok büyük bir tavizdir. Kabul edeceklerini sanmıyorum. Zira Rusya yasalarına göre de Kırım Rus toprağıdır. Kendi toprak bütünlüğünü ve egemenliğini tartışmaya açmış olur. Ayrıca bu bölgeler 15 yıl Ukrayna operasyon yapmayacaksa Rusya da yapmayacak ve bu maddenin ihlali halinde garantör ülkeler askeri müdahalede bulunacak. Bu maddenin kabulü Rusya için yenilginin kabulü demektir. Zaten Medinsky de ‘Kırım konusunda farklı düşünüyoruz’ dedi.</p>



<p>Yine kamuoyunda çokça tartışılan referandum konusuna da açıklık getirelim. Ukrayna bu teklifleri önce referanduma götürmeyi ardından kendi meclisinde oylanmasını müteakip yürürlüğe girmesini teklif ediyor. Rusya açısından ise Kırım ve Donbass’ta önceden Rusya lehine sonuçlanmış bir referandum var zaten. Rus tarafının bunu kabul etmesi bu güne kadar kazandıklarında da vazgeçmesi anlamına gelecektir. Ayrıca referandum sonucunda veya meclis oylamasında Ukrayna tarafı anlaşmayı reddedebilir. Referandum konusu Rusya açısından Ukrayna’daki varlığını belirsizliğe sürükleyen bir adım olacaktır. Zaten Ukrayna anayasasına göre de işgal devam ederken referandum yapılamaz yani referandum yapılabilmesi için Rusya’nın Ukrayna’nın tamamından askerlerini çekmesi gerekir.</p>



<p>Rusya tarafından görüşmeyi incelemek için yine Putin’in 21 Şubat’taki konuşmasıyla başlayalım. ‘Ukrayna diye bir ülke yok, Ukrayna halkını Neonazi yönetimi olan Zelensky’den kurtarmak için geliyoruz, Ukrayna yabancı ülkelerin büyükelçiliklerinden yönetiliyor’ söylemlerinden başlayarak bu 37 günde gelinen nokta içler acısı. Hükümet değişikliği taleplerinden hatta Ukrayna ordusuna yaptığı darbe çağrısından sonra Putin ve Zelensky görüşmesi için yeşil ışık yakıyoruz. Dışişleri Bakanlarının da olduğu 4’lü formatta görüşebilirler noktasına hatta onurlu bir çıkış noktasına geldi. Bundan başka Kiev çevresinde ve Çernihiv’de hiçbir başarı gösterememiş ve Ukrayna ordusu tarafından kuşatılmış olan birliklerini görüşmeler devam ederken güven artırmaya yönelik olarak geri çekeceğini açıkladı ki geri çekilme mi yeniden konumlandırma mı orası da şüpheli.</p>



<p>Yaptırımlar nedeniyle ekonomik zorluklar içerisindeyken sahada da çok büyük kayıplar verdi. Bunun yanında İsrail ve Türkiye öncülüğünde başlayan yeni doğalgaz rotası çalışmaları Rusya’nın Avrupa pazarını kaybetmesine yol açıyor. İlerde yaptırımlar kalksa bile Avrupa’ya gaz satamaması sebebiyle Rus ekonomisi savaş öncesi günlerine dönmeyecektir. Rusya her ne kadar kendi kamuoyuna ‘hedeflerimize ulaştık’ diye propaganda yapsa da Ukrayna’daki en büyük hedefi olan devletin varlığını sonlandırmaya yaklaşamadı bile. Zaman Rusya lehine işlemiyor günden güne kayıpları artıyor. Güncel durumu doğru analiz etmezse de bu hal egemenliğini tehdit eden noktaya gelecektir.</p>



<p>Rusya, NATO üyesi ülkelerden yaptırımlara katılmayan tek ülke olan Türkiye’ye ve Türkiye’nin arabuluculuğuna muhtaçtır. Ukrayna ise hem Kırım konusundaki tezlerine zemin bulabilmek hem de kendi güvenliğini sağlayabilmek için garantör olarak Türkiye’ye muhtaçtır. Avrupa’nın tamamının oyun dışı kaldığı toplantıyı takip ederken Cumhurbaşkanımızın kısa bir konuşma yapması hatta öncesinde iki tarafın delegasyonu tarafından uzunca bir süre ayakta alkışlanması bana Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı kitabında yazdığı bir cümleyi hatırlattı. ‘Türk, harpte kullanılmış, destanlaştırılmış sulhta ise bırakılmıştır.’ Bugün sulh arayışı için tüm dünyanın Türkiye’den başka çaresinin olmaması bu düşüncenin nasıl tersine döndüğünün de bir tablosudur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiyede-siki-pazarlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rusya’nın Ayakta Kalması Neden Önemli…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/rusyanin-ayakta-kalmasi-neden-onemli/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/rusyanin-ayakta-kalmasi-neden-onemli/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Mar 2022 10:28:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18180</guid>

					<description><![CDATA[Ukrayna ile Rusya arasında devam etmekte olan savaş gün geçtikçe bana 1939 yılındaki Fin-Rus savaşını anımsatıyor. Dünyada büyük bir kırılmanın kilometre taşı olduğunu düşündüğüm bu savaşın günümüz Ukrayna-Rusya savaşı ile sebepleri, sonuçları ve oluş şekli bakımından birçok benzerlikler taşıdığını düşünüyorum. Finlandiya, eski adıyla Finlandiya Büyük Prensliği, 1809 yılında İsveç’ten ayrılıp Rusya’ya bağlı özerk bir yönetim olarak yüzyıldan fazla bir süre Rus egemenliği altında yaşadı. 1917 yılında Bolşevik İhtilali’nin gerçekleşmesinin akabinde bağımsızlığını ilan ederek Rusya’dan ayrıldı. Bağımsızlığını kazanmasının ardından Finlandiya’da bir de iç savaş patlak verdi. Sovyet devriminden etkilenen ve SSCB ile yakın ilişkide olmak isteyen, Kızıl Ordu ile Nazilerden etkilenen Beyaz Ordu arasında geçen savaşı Beyaz Ordu kazandı ve yönetimi ele aldı. &#160;Bu durum Stalin’i oldukça endişelendirdi. Zira Finlandiya sınırıyla o zamanki adıyla Leningrad (St. Petersburg) arasındaki mesafe sadece 32 kilometreydi. Leningrad’ın güvenliği için bu bölgeyi demilitarize edip silahsızlandırmak isteyen Stalin,&#160; önce bu bölgeyi Finlilerden kiralamak, sonra da satın almak için girişimlerde bulunsa da bu önerilerin hiçbirisi Fin yönetimi tarafından kabul edilmedi. Finlandiya’nın uzlaşmaz tavrı karşısında Stalin için savaştan başka seçenek kalmamıştı. Daha sonra Finlandiya Devlet Başkanı olacak olan dönemin Genelkurmay Başkanı Carl Gustaf Emil Mannerheim, bu savaşı öngörmüş olacak ki iki ülke arasında saldırmazlık paktı imzalanmasına rağmen bir savunma &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ukrayna ile Rusya arasında devam etmekte olan savaş gün geçtikçe bana 1939 yılındaki Fin-Rus savaşını anımsatıyor. Dünyada büyük bir kırılmanın kilometre taşı olduğunu düşündüğüm bu savaşın günümüz Ukrayna-Rusya savaşı ile sebepleri, sonuçları ve oluş şekli bakımından birçok benzerlikler taşıdığını düşünüyorum.</p>



<p>Finlandiya, eski adıyla Finlandiya Büyük Prensliği, 1809 yılında İsveç’ten ayrılıp Rusya’ya bağlı özerk bir yönetim olarak yüzyıldan fazla bir süre Rus egemenliği altında yaşadı. 1917 yılında Bolşevik İhtilali’nin gerçekleşmesinin akabinde bağımsızlığını ilan ederek Rusya’dan ayrıldı. Bağımsızlığını kazanmasının ardından Finlandiya’da bir de iç savaş patlak verdi. Sovyet devriminden etkilenen ve SSCB ile yakın ilişkide olmak isteyen, Kızıl Ordu ile Nazilerden etkilenen Beyaz Ordu arasında geçen savaşı Beyaz Ordu kazandı ve yönetimi ele aldı. &nbsp;Bu durum Stalin’i oldukça endişelendirdi. Zira Finlandiya sınırıyla o zamanki adıyla Leningrad (St. Petersburg) arasındaki mesafe sadece 32 kilometreydi. Leningrad’ın güvenliği için bu bölgeyi demilitarize edip silahsızlandırmak isteyen Stalin,&nbsp; önce bu bölgeyi Finlilerden kiralamak, sonra da satın almak için girişimlerde bulunsa da bu önerilerin hiçbirisi Fin yönetimi tarafından kabul edilmedi. Finlandiya’nın uzlaşmaz tavrı karşısında Stalin için savaştan başka seçenek kalmamıştı. Daha sonra Finlandiya Devlet Başkanı olacak olan dönemin Genelkurmay Başkanı Carl Gustaf Emil Mannerheim, bu savaşı öngörmüş olacak ki iki ülke arasında saldırmazlık paktı imzalanmasına rağmen bir savunma hattı inşa ettirmişti. ‘Mannerheim Hattı’ olarak bilinen bu hat, II. Dünya Savaşının Majino Hattından sonraki en önemli savunma hattıydı.</p>



<p>Sovyetler Birliği, II. Dünya Savaşı’nın başlamasının ve Almanların Polonya’yı işgalinden iki ay sonra saldırmazlık paktının geçersiz olduğunu deklare edip 30 Kasım 1939’da Finlandiya’ya savaş ilan etmeksizin saldırdı. Literatüre ‘Kış Savaşı’ olarak geçen bu savaşa Kızıl Ordu yaklaşık 750 bin kişilik&nbsp; bir kuvvetle (savaş süresince takviyelerle bu mevcudunun 1 milyona kadar çıktığı düşünülmekte), Finlandiya ise 337 bin kişilik bir kuvvetle (ancak sadece 250 bin tüfekle) katıldı. Savaşın başlangıcında Kızıl Ordu’nun 154 tankına karşı Finlandiya’nın 10 tankı varken savaşın sonunda ise Kızıl ordunun 6541 tank, 1651 zırhlı aracına karşılık Finlandiya’nın İngilizlerden aldığı 32 Vickers tankına silah monte etmesiyle 42 tankı vardı. Bugün Ukrayna’da olduğu gibi Ruslar Finlandiya’ya birden çok cepheden taarruza geçti. Kızıl Ordu’nun ikmal hatlarını keserek Rus birliklerini ikmal olanaklarından yoksun bırakan Finler kısa sürede bu saldırıları durdurdu. 90 bin kadın savaşçıdan oluşan Fin kayakçı birlikleri Kızıl Orduya büyük zayiatlar verdiriyordu. Kızıl Ordu, küçük bir ilçe olan Rautu’yu (bugünkü Sosnovo) ancak savaş ilan ettikten 1 ay sonra 25 Aralık&#8217;ta alabildi. &nbsp;İki ülkenin askeri kabiliyetleri arasındaki fark dolayısıyla en fazla 2 haftada biteceğine inanılan savaş 3 ay 1 hafta 5 gün sürdü.&nbsp; Savaşın sonunda Sovyetler Birliği tüm toprak taleplerini karşılamıştı ama yaklaşık 350 bin kişi kayıp vermişlerdi.</p>



<p>Bu savaş sebebiyle Milletler Cemiyetinden atılan SSCB’ye ABD tarafından da havacılık teknolojisi tedarik yasağı getirildi. Bu SSCB’nin havacılık sektörüne büyük darbeydi. Sovyetler Birliği için diğer bir olumsuz sonucu Kızıl Ordu&#8217;nun zayıflığının onaylanması oldu. Konvansiyonel bir savaşta Kızıl Ordu’nun lojistik destek sağlamakta başarısız olduğu görüldü. En önemli sonucu ise Almanlarda tüm zafiyetleri ortaya çıkan Kızıl Ordu’ya karşı savaşma fikri oluştu.</p>



<p>Tıpkı Fin-Rus savaşında olduğu gibi Rusya’nın Ukrayna işgali için de tarafların kuvvet farklarına bakarak Ukrayna’nın çok kısa sürede teslim olacağı algısı oluşsa da bugün savaşın başlamasının üzerinden bir aydan fazla süre geçmiş durumda. Yedek askerlerini zorla sözleşme imzalatarak savaşa gönderen Rusya, Karadeniz kıyısındaki küçük bir şehir olan Maripol’ü bile alamadı. Hatta Rusya’nın Donetsk-Luhansk’ta mevzi kaybedip geri çekildiğine dair haberler bile var. Rusya, yaklaşık 10 yıl süren Afganistan işgalindeki toplam asker kaybı kadar Ukrayna’da bir ayda kayıp verdi. Rus ordusunun operasyona katılan birliklerinin yaklaşık 1/6’sı savaş dışı kaldı. Hava unsurlarını neredeyse hiç kullanamadı. Onlarca helikopteri daha havalanmadan pistte imha olurken yüzlerce tank ve zırhlı araç yollarda imha edildi. Lojistik destek sağlayamadığı için yakıtı bitip terk edilen araçlar Ukraynalıların eline geçti.&nbsp; Hatta öyle ki terk edilen Rus tanklarını traktörlerle çekip götüren Ukrayna çiftçileri artık neredeyse bir tank tugayına sahip oldu. Böylelikle Rusların askeri zafiyetleri tekrar ortaya döküldü. Aslında Esed’in davetiyle Suriye’ye müdahale ettiğinde de bir kısmı açığa çıkmıştı. Ukrayna biraz da bunun pratiğe dökülmüş hali oldu.</p>



<p>Rus ekonomisi benzeri görülmemiş yaptırımlar sebebiyle çok zorda. Ayrıca Rusya savaşta ölen asker sayısından çok savaş karşıtı vatandaşını kendi ülkesinde hapse atmak zorunda kaldı.&nbsp;Nihayetinde Ukrayna’da savaş öncesi taleplerini karşılasa bile dünyanın en büyük 2. Ordusu olan Rus ordusu caydırıcılığını yitirmiş oldu.</p>



<p>Bu durum aslında bölgede Rusya ile anlaşmazlıkları, rahatsızlıkları bulunan ülkelerin tamamını kafasını kaldırmaya teşvik etti. Özbekistan Dış İşleri Bakanı geçtiğimiz hafta Donetsk ve Luhansk sözde halk cumhuriyetlerini tanımadığını, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygılı olduğunu açıklarken Kazakistan ise Putin’in asker gönderme talebini reddetti. Polonya Cumhurbaşkanı sosyal medyadan ‘Rusya, Suriye’den birliklerini çekiyor, Türkiye için bu bir sinyal’ diye paylaşım yaptı. Bir adım sonrasında da bu devletlerin tamamı kendi hedeflerini realize etme kaygısında olacaktır. Türkiye de aynı şekilde hedeflerini realize etmeye çalışarak, Suriye’de alan açmayı ve Batı ittifakı ile pazarlık yaparak 12 adaları çözmeyi isteyecektir. Nihayetinde Misak-ı Milli sınırlarına ulaşmak isteyecektir.</p>



<p><strong>‘Putin’i kızdırmayalım’ tezi çöktü…</strong></p>



<p>Mevcut duruma dönecek olursak Türkiye II. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi tarafsız bir konumda kalmaya gayret ediyor ama II. Dünya savaşından sonra Stalin, tarafsız olan Türkiye’den de toprak talebinde bulundu, boğazlar üzerinde hak talep etti. Aynı şekilde İran II. Dünya Savaşı’nda tarafsızlığını ilan etmesine rağmen savaş devam ederken kuzeyden Sovyetler, güneyden de İngilizler tarafından işgal edildi. Hatta Sovyetler savaş sonrasında da ülkeyi terk etmeyerek ayrılıkçı Kürt hareketlerini destekledi. Bunun sonucunda da 1946 yılında tarafsız İran topraklarında Mahabad Cumhuriyeti adında bir Kürt devleti kuruldu.1947 yılında Sovyetlerin İran’dan çekilmesiyle İran bu devletin varlığını sonlandırdı. (O dönemde Mahabad Cumhuriyeti’nin Savaş Bakanı da Mesud Barzani’nin babası olan Mustafa Barzani idi). Bu sebeple ‘tarafsız kalmalıyız’, ‘en iyisi tarafsızlık’, ‘sakın Putin’i kızdırmayalım’ tezlerinin pratikte karşılığı yoktur. Batı’nın vekaletiyle Ukrayna ile Rusya arasında gerçekleşen bu savaşta kimse tarafsızlığa saygı duymayacaktır. Esasen Rusya Ukrayna arasında diplomatik bir çözümün, taraflardan birinin hedeflerine ulaşmadan mümkün olamayacağını tüm dünya gibi biz de biliyoruz ancak bu arabuluculuk çabamız oldukça önemli ve bizim için bu çabanın bir sebebi var.</p>



<p><strong>Türkiye, Türki Cumhuriyetlerine şemsiye olmalı…</strong></p>



<p>Biz biraz da milliyetçi bir bakış açısıyla bu savaşa ve sonuçlarına Rusya’nın hinterlandındaki ülkelerin bağımsızlıkları olarak okuyoruz. Buradan yaptığımız çıkarımla da Türk dünyası üzerinden Rusya’nın gölgesi kalkacak diyoruz. Ancak Rusya’nın bu kadar hızlı kaybetmesi bu hinterlanda sahip olmak isteyen diğer bir bölgesel güç olan Çin’in de iştahını kabartacaktır. 1939 yılında Fin savaşı başladığında Nazi Almanya’sı ile SSCB arasında saldırmazlık paktı ve ittifak vardı ama 22 Haziran 1941’de Almanya Rusya’ya savaş ilan etti. Bu günkü duruma bakarak Rusya ve Çin arasında sağlam bir ittifak var diye düşünmek bu açıdan hata olur. Ayrıca Çin’in bu bölgedeki nüfuzunu sadece askeri operasyonlarla artırmaya çalışacağını düşünmek de hata olur. Bunu yapabilmesi için elinde birçok enstrüman var. Ekonomik olarak, yüksek oranda Çin’den bu ülkelere göçler sağlayarak, Bu ülkeleri borçlandırarak da bu hedeflerine ulaşabilir. &nbsp;Hatırlatmak isterim ki Çin Ukrayna’da çok büyük araziler kiralamıştı ve tarım yapıyordu. Çin’in Ukrayna’da kiraladığı arazilerin büyüklüğü Belçika’nın yüzölçümünden fazlaydı. Bu istikrarsız durumda daha yakınındaki tarım alanlarında egemen olmak istememesi için bir sebep yoktur. Çok yakın zamanda Moğolistan’dan başlayarak bu güne kadar Rus hegemonyasında olan devletlerin tamamı bir güven bunalımına düşecektir, Bu duruma Batı ve Çin çok hazırlıklı görünüyor, Türkiye ise hazırlık evresi bitene kadar kaosu ertelemek için çaba göstermeli. Türkiye’nin burada yapması gereken Rusya beklenen de hızlı düşerken bölgedeki Türk Cumhuriyetlerine bir şemsiye olabilmek. Rusya sonrası boşluğu akrabalık, kültür, dil, din bağlarını kullanarak doldurmak. Bu hedefe ulaşana kadar Rusya’yı ayakta tutabilmek önemli. Freni patlamış bu araçtan herkes atlamışken en azından direksiyonu iki tur çevirip daha kolay bir rotadan daha yavaş yuvarlanmasını sağlamak.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/rusyanin-ayakta-kalmasi-neden-onemli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Doğalgaz Rotası, Beş Benzemezi Bir Araya Getirdi…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yeni-dogalgaz-rotasi-bes-benzemezi-bir-araya-getirdi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yeni-dogalgaz-rotasi-bes-benzemezi-bir-araya-getirdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Mar 2022 10:20:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18168</guid>

					<description><![CDATA[Rusya&#8217;nın Ukrayna işgali sürerken, Türkiye&#8217;nin arabuluculuğu  sayesinde iki ülkenin Dış İşleri Bakanları  savaşın başlangıcından bu yana ilk kez Antalya&#8217;da geçtiğimiz hafta bir araya geldi.  Hem Rusya hem Ukrayna ile siyasi, ekonomik ve askeri açıdan yakın ilişkileri olan Türkiye, bu durumdan en çok etkilenecek ülke olması sebebiyle de kayıtsız kalması beklenemezdi. Ancak Türkiye&#8217;nin  bu çabalarının altında savaşın sona ermesi, kalıcı barışın sağlanmasının yanı sıra başka amaçlar da olduğunu düşünüyorum. Ukrayna’yı işgal teşebbüsü ile adeta tüm dünyadan izole edilen Rusya’ya, Avrupa ve ABD tarafından bir dizi ağır ekonomik yaptırımlar uygulandı. Rusya ise bu ekonomik ve siyasi yaptırımlara karşı tüm dünyaya hazırlıklı olduğu imajını vermeye devam ediyor. Aslında Rusya’nın bu yaptırımların çok uzun süremeyeceğine dair bir inanç taşımasının sebebi de Avrupa’nın enerji tedarikçisi konumunda olması. Zira Avrupa’nın ihtiyacı olan doğalgazın yüzde 40’ı Rusya tarafından sağlanmakta. Avrupa&#8217;nın Rus doğalgazına olan bu bağlılığı savaşın başlangıcında Rusya&#8217;nın Ukrayna işgaline top yekûn tepki gösterilmesine engel oluyordu. Bilhassa doğalgaz ihtiyacının yüzde 50’den fazlasını Rusya’dan karşılayan Almanya’nın bu durumdan en çok etkilenecek ülke olduğunu da burada hatırlatalım. Ne yazık ki bu durum Rusya’ya pervasızca komşularını tehdit ve işgal etme serbestîsi sağlıyordu. Hatta&#160; savaşın ilk günlerinde Rusya Dış İşleri Bakanı Lavrov, ‘Avrupa’da doğalgaz fiyatları artacak bizden başka bir alternatifiniz de &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Rusya&#8217;nın Ukrayna işgali sürerken, Türkiye&#8217;nin arabuluculuğu  sayesinde iki ülkenin Dış İşleri Bakanları  savaşın başlangıcından bu yana ilk kez Antalya&#8217;da geçtiğimiz hafta bir araya geldi.  Hem Rusya hem Ukrayna ile siyasi, ekonomik ve askeri açıdan yakın ilişkileri olan Türkiye, bu durumdan en çok etkilenecek ülke olması sebebiyle de kayıtsız kalması beklenemezdi. Ancak Türkiye&#8217;nin  bu çabalarının altında savaşın sona ermesi, kalıcı barışın sağlanmasının yanı sıra başka amaçlar da olduğunu düşünüyorum.</p>



<p>Ukrayna’yı işgal teşebbüsü ile adeta tüm dünyadan izole edilen Rusya’ya, Avrupa ve ABD tarafından bir dizi ağır ekonomik yaptırımlar uygulandı. Rusya ise bu ekonomik ve siyasi yaptırımlara karşı tüm dünyaya hazırlıklı olduğu imajını vermeye devam ediyor. Aslında Rusya’nın bu yaptırımların çok uzun süremeyeceğine dair bir inanç taşımasının sebebi de Avrupa’nın enerji tedarikçisi konumunda olması. Zira Avrupa’nın ihtiyacı olan doğalgazın yüzde 40’ı Rusya tarafından sağlanmakta. Avrupa&#8217;nın Rus doğalgazına olan bu bağlılığı savaşın başlangıcında Rusya&#8217;nın Ukrayna işgaline top yekûn tepki gösterilmesine engel oluyordu. Bilhassa doğalgaz ihtiyacının yüzde 50’den fazlasını Rusya’dan karşılayan Almanya’nın bu durumdan en çok etkilenecek ülke olduğunu da burada hatırlatalım. Ne yazık ki bu durum Rusya’ya pervasızca komşularını tehdit ve işgal etme serbestîsi sağlıyordu. Hatta&nbsp; savaşın ilk günlerinde Rusya Dış İşleri Bakanı Lavrov, ‘Avrupa’da doğalgaz fiyatları artacak bizden başka bir alternatifiniz de yok’ diye tehditler&nbsp; dahi savurdu.&nbsp; Bu koşullarda Rusya’nın doğalgaz ve petrol kartı son günlerde sıkça dillendirdiği Nükleer kartından daha çok kapı açıyordu.</p>



<p><strong>Rusya’nın yeni doğalgaz rotası endişesi…</strong></p>



<p>ABD’nin bu kozu Rusya’nın elinden almak için Rusya’dan ithal edilen petrol ve doğalgaza ambargo koyması ile dengeler bir anda değişti.&nbsp; Amerika Başkanı Biden, artan petrol fiyatlarına da dikkat çekerek bunun için bazı tedbirlerin alınacağını açıkladı. Avrupa Birliği enerji bakanları da petrol fiyatlarının rekor üstüne rekor kırması neticesinde alternatif enerji kaynakları arayışına giriştiler.&nbsp; Bu noktada Rus doğalgazına alternatif olarak Avrupa&#8217;nın ikinci doğalgaz tedarikçisi olan Norveç&#8217;i düşünseler de Norveç zaten maksimum arzda doğalgaz verdiğini, kapasitenin artırılmasının mümkün olmadığını ve Rus doğalgazına alternatif olamayacaklarını belirtti. Bir diğer alternatif olan Nükleer enerjiye de Almanya, İngiltere, Belçika ve Fransa sıcak bakmadı. Bu enerji krizinin ortasında Amerika fırsattan istifade, Avrupa devletlerini en büyük tedarikçisi olduğu sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) kullanımına yönlendirdi. Bunun üzerine ‘Kuzey Akım 2’ projesini yaptırımlar sebebiyle durdurma kararı alan Almanya kısa vadede çözüm için (LNG)’ye yöneleceğini açıkladı. Hatırlarsanız Almanya Başbakanı mecliste yaptığı konuşmada enerji politikalarının sadece ekonomi ve iklim için değil artık güvenlik bakımından da kritik olduğunu söylemişti. ABD,&nbsp; Avrupa ve İngiltere’ye LNG son geçen yılın üç katından fazla&nbsp; satsa da LNG altyapısı kurmak hem çok maliyetli olacak hem de uzun bir zaman alacaktır. Ayrıca LNG’nin üretim ve taşıma kapasitesi de sınırlı.</p>



<p>Mevcut doğalgaz krizini kısa vadede aşmak için ihtiyaç duyulacak diğer ülke ise Azerbaycan. Zira&nbsp; Avrupa&#8217;ya doğal gaz tedarik eden Azerbaycan, 2019 yılında ‘Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı’ (TANAP) ve ‘Trans Adriyatik Doğalgaz Boru Hattı’ (TAP) projelerinin birleşmesiyle Avrupa&#8217;nın ihtiyacı olan doğalgazın bir kısmını karşılayacak durumda. Yakın zamanda İran ve Venezuela da yasaklı olmasına rağmen doğalgaz ve petrol arzını karşılayabileceğini açıkladı ve ABD tarafından da bu taleplere yeşil ışık yakıldı. Bu ülkeler petrol üretimini artırır ve yaptırımların bazılarından kurtulur.&nbsp; Ancak bu çözümler&nbsp; Arap ülkelerinin de katkısıyla kısa vadede petrol fiyatlarını düşürüp arzı karşılasa da daha kalıcı bir çözüme ihtiyaç olacak.&nbsp; İşte bu çözüm için adres Türkiye. Geçtiğimiz haftaki yoğun diplomatik temasları bu açıdan okuyalım.</p>



<p>Hatay’dan başlayarak Gazze şeridine kadar uzanan ve Kıbrıs Adasını da kaplayan Levant bölgesinde zengin doğalgaz yatakları keşfedildi ve bunların çok kısa sürede çıkarılacağı belirtildi. Avrupa’nın özellikle de Almanya’nın Rus doğal gazına bağımlılığını sonlandırabilmek ve bu bölgeden çıkarılan doğalgazı Avrupa’ya sevk edebilmek için ABD öncülüğünde ‘Eastmed’&nbsp;(Eastern Mediterranean Pipeline) isimli bir boru hattı projesi geliştirdi. Ancak projenin çok maliyetli&nbsp; olması, çevreci olmaması ve Türkiye&#8217;nin projeden dışlanması sebebiyle ABD projeden çekildi ve diğer ortakların da çekilmesini tavsiye etti.&nbsp;Yunanistan’da sırtımızdan bıçaklandık manşetleri atılırken ABD çekilmesinin sebebini üç başlıkta açıkladı;<strong><em></em></strong></p>



<p>1- Proje çok maliyetli&nbsp;</p>



<p>2- Proje çevreci değil</p>



<p>3- Türkiye’nin projeden dışlanmasıyla oluşan gerginlik</p>



<p>Proje başlarken de çok maliyetli olduğu ve çevreci olmadığı biliniyordu. Buradaki asıl sebep Türkiye’nin dâhil olmaması. Projenin en büyük destekçisi ABD olsa da çıkarılan doğalgazı satacak olan ülke&nbsp; İsrail.&nbsp; ABD’nin projeden çekildiğini açıklamasının hemen ardından İsrail Türkiye ilişkilerinin normalleşeceği yönünde bir beklenti oluştu. Cumhurbaşkanımız Arnavutluk ziyareti sonrası havaalanında yaptığı açıklamada bu konuya değinmiş, buradan çıkan gazı Türkiye üzerinden taşımaktan başka bir yol olmadığını ifade etmiş, şartları konuşalım demişti. İşte tam bu noktada bu ziyaretler gerçekleşiyor.</p>



<p><strong>Doğalgaz rotasının kilit ülkesi Türkiye…</strong></p>



<p>Türkiye’ye Cumhurbaşkanlığı seviyesinde son ziyareti gerçekleştiren dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Haim Herzog’tan tam 14 yıl sonra oğlu İsaac Herzog&nbsp; böyle üst seviye bir hazırlıkla geldi ve diplomatik bir maratonu başlattı?&nbsp; Aslında Cumhurbaşkanımız bu ziyaretin gerçekleşeceğini ve hatta içeriğini de yine Arnavutluk dönüşü havaalanında açıklamıştı. İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un ziyaretiyle başlayan trafik, Yunanistan başbakanı Miçotakis’in ziyareti ve finalde Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un gelişi ile sonlandı. Bu ziyaretleri sırasıyla haritada işaretlediğimizde bile bir yol haritası çıkarabiliyoruz. Bu ziyaretlerdeki ayrıntılar da ayrıca bir anlam taşıyor. İsrail Cumhurbaşkanının Türkiye’ye geldiği uçak bu ziyaret için önceden hazırlanmış. Uçak üzerine Türkçe İbranice ve İngilizce&nbsp; ‘barış, işbirliği ve gelecek’ yazılmış. Uçağın arka kısmında Ayasofya Camiine ve Galata Kulesine ait çizimler yer alıyor. Uçağın durmasıyla pilot hızlıca Türkiye ve İsrail bayraklarını çıkartıyor. Konuk Cumhurbaşkanı görüşme sonrası Neve Şalom Sinegogu tarafından düzenlenen özel bir ayine katıldı ve sosyal medya hesabından da ‘Türkiye ve İsrail dostluğu için dualar okuduk’ diye açıklama yaptı. İsrail tarafının bu görüşmeden çıkacak sonuçlara çok önem verdiği aşikâr. Görüşmenin ardından yapılan açıklamalarda enerji konusunda işbirliği de maddelerden biri. Buraya kadar ki süreçten anlıyoruz ki, Avrupa gaz sancısı çekerken İsrail çıkarttığı gazı Avrupa’ya satmak isterken, ABD Avrupa’yı Rus gazına olan bağımlılığından kurtarmak isterken düğüm Türkiye’de çözülecek.</p>



<p><strong>Yeni doğalgaz rotasında Suriye çıkmazı…</strong></p>



<p>Bu düğümü çözebilmek için önümüzde iki seçenek var. İlki karadan yapılacak bir boru hattıyla Suriye üzerinden Türkiye’ye oradan da Avrupa’ya ulaştırmak. Ancak bunun için Suriye’deki mevcut durumun güncellenmesi gerekir. Zira Suriye’nin kıyı bölgelerinden geçireceğiniz boru hattı Rusya kontrolündeki iki limandan geçmek zorunda. Tartus ve Lazkiye. Ayrıca Suriye Rejimi de zaten Rusya demek. &nbsp;Rusya’ya olan bağımlılığı bitirmek için yine Rusya kontrolündeki bölgeden boru hattı geçirmezsiniz. Aslında Cumhurbaşkanımız bugün çok atıf yaptığımız konuşmanın devamında bu sorun için de bir çözüm sunmuştu. “Şu anda Rusya, Suriye’ye desteği çekmiş olsa Esed’in ayakta duracak hali yok. Esed, şu anda Rusya’dan aldığı destekle ayakta duruyor.” Burada önümüzdeki günlerde bazı gelişmeler yaşanabilir. Rusya’nın Ukrayna’da adeta çamura saplanmasıyla Batı Suriye’deki kolunu kesmek isteyebilir. Zaten Ukrayna’daki bataklıktan çıkmak için Suriye’den savaşçı götüreceğini açıklamasıyla oradaki konumu biraz güç kaybetti.&nbsp;Ukrayna işgali başlamadan bu günleri gören Esed, Rusya’nın olası çekilmesi durumunda yem olmamak için genel af çıkarttı. Rusya sonrası için kendince hazırlık yaptı.&nbsp;Ukrayna’da durumun biraz netleşmesiyle Dera-Suveyda bölgesine (Şam’ın güneyinden Golan tepelerine kadar olan bölge) İsrail bir ‘özel askeri operasyon’ (Putin savaş yerine ısrarla bu tanımı kullandığı için ben de öyle yazdım) düzenleyebilir. Zira bölgede yaşayan Dürziler de zaten İsrail bayrağı altında özerk veya yarı özerk yaşamayı tercih edebilirler. Dürzi halkının lideri konumunda bulunan Lübnanlı siyasetçi Velid Canbolat geçtiğimiz yıl Esed ile görüşüp barış mesajları vermiş olsa da uzun süredir Esed’e sıkı muhalefet olduğu da bilinmekte.</p>



<p>Bununla birlikte ABD Eastmed’ten Türkiye lehine çekilirken Türkiye, Suriye kartını mutlaka gündeme getirmiştir. En azından ABD kontrolündeki bölgelerde nüfuzunu artırmak isteyecek, bunun için mevcut durumun güncellenmesini isteyecektir. Bu güncelleme özel askeri operasyonları da içerebilir. Son dönemde de nispeten sakin giden durum biraz ivme kazandı. Yıllardır ortada olmayan DAEŞ, Kuzeyde güvenliği ABD destekli Kürtler tarafından sağlanan bir hapishaneye saldırı&nbsp; düzenledi. Haseke’de yer yer çatışmalar başladı. Bu bölgelerde yaşayan muhalifler de Türk bayrağı altında yaşamayı tercih edeceklerdir. Tabi burada Rusya’nın Ukrayna’daki özel askeri operasyonunu haklı gören Putinistler bize tepki göstereceklerdir ama olsun Rusya’nın swiftten çıkarılmasıyla artık ödemelerinde aksama olacağını düşünerek seslerini daha az duyacağımızı umuyorum. Esed Rusya’nın çekilmesinden sonra, ikna edilmezse, muhtemelen bir Avrupa ülkesine büyük ihtimal de İngiltere’ye kaçabilir (neden Rusya değil diye sorusunu sonraki yazıda açıklayalım)</p>



<p><strong>Kıbrıs’ta dengeler lehimize değişebilir…</strong></p>



<p>İkinci seçenek de Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve KKTC üzerinden geçirilecek bir hatla Türkiye’ye ulaştırmak. Sanıyorum bu seçenek biraz daha öne çıkıyor. Tam bu noktada Türkiye’nin buradaki talebi bu diplomasi trafiğini hızlandırıyor. KKTC üzerinden geçirilecek boru hattı KKTC’nin tanınması şartıyla ancak kabul edilebilir. Böylece belki de Kıbrıs sorunu da çözüme kavuşmuş olacaktır. Yunanistan Başbakanının ziyaretine de bu açıdan bakabiliriz. Mutlaka ki birçok konu bu ziyarette gündeme gelmiştir ancak ABD’nin Eastmed’ten çekilmesiyle zaten Yunanistan kaybedenler kulübünde yerini almıştı. Şu sıralar artık zararın neresinden dönersek kardır anlayışıyla hareket ediyor. Geçen hafta ülkemizi ziyaret eden Almanya Başbakanı Olaf Scholz bu ürünün alıcısı konumundaki hedef ülke ama Kosova Cumhurbaşkanı’nın ziyareti yeni boru hattının rotasını da açığa çıkarmış oluyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yeni-dogalgaz-rotasi-bes-benzemezi-bir-araya-getirdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rusya Ukrayna Savaşında İkinci Perde…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/rusya-ukrayna-savasinda-ikinci-perde/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/rusya-ukrayna-savasinda-ikinci-perde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Mar 2022 13:07:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18159</guid>

					<description><![CDATA[Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, son günlerde Türkiye’nin de aracı olduğu diplomatik çabalarla, uluslararası yaptırımlar neticesinde durmuş gibi görünse de bunun arkasından büyük bir yıkımın geleceğini görmemek mümkün değil. Bir önceki yazımızda önemini vurguladığımız insani koridor iki ülke arasında gerçekleşen müzakereler sonucunda açıldı ve siviller tahliye edilmeye başlandı. Rusya’nın bu geçici ateşkes ilanının akabinde iki ülke Dışişleri Bakanları savaş başladığından beri ilk defa Türkiye’de bir araya geliyor. Ancak iki ülke arasında gerçekleşecek bu diplomatik görüşmelerin sonucunda işgalin sona ereceğini, trajedinin biteceğini hiç sanmıyorum. Kanımca Rusya bu ateşkesi savaşın ilk günlerinde yaptığı stratejik hataları telafi edebilmek ve yeniden yapılanma adına kullanırken, Ukrayna ise büyük kıyım öncesi vatandaşlarını tahliye edebilmek adına kullanıyor. Ateşkes sürerken Rus ordusu kuzeyden ve güneyden Kiev’i kuşatmaya devam ediyor. Muhtemelen önümüzdeki bir hafta içinde de savaşın genel seyrinin Rusya lehine değişeceğini ve savaşın şiddetinin artacağını göreceğiz. Zira bölgedeki halkın tahliye edilmesi bir anlamda Ukrayna topraklarının yakında savaş arenasına döneceğinin işareti. Ne yazık ki bundan sonra hem şehir savaşlarında hem de kuşatmalarda çok daha acımasız, çok daha vahşet dolu sahnelere tanıklık edeceğiz. Her ne kadar Ukrayna ordusu savaşın başlangıcından bu yana çok başarılı bir savunma yapmış olsa da Rusya daha zalim daha acımasız davranacak ve hedef gözetmeden şehirleri yıkmaya başlayacak. Bu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, son günlerde Türkiye’nin de aracı olduğu diplomatik çabalarla, uluslararası yaptırımlar neticesinde durmuş gibi görünse de bunun arkasından büyük bir yıkımın geleceğini görmemek mümkün değil. Bir önceki yazımızda önemini vurguladığımız insani koridor iki ülke arasında gerçekleşen müzakereler sonucunda açıldı ve siviller tahliye edilmeye başlandı. Rusya’nın bu geçici ateşkes ilanının akabinde iki ülke Dışişleri Bakanları savaş başladığından beri ilk defa Türkiye’de bir araya geliyor. Ancak iki ülke arasında gerçekleşecek bu diplomatik görüşmelerin sonucunda işgalin sona ereceğini, trajedinin biteceğini hiç sanmıyorum. Kanımca Rusya bu ateşkesi savaşın ilk günlerinde yaptığı stratejik hataları telafi edebilmek ve yeniden yapılanma adına kullanırken, Ukrayna ise büyük kıyım öncesi vatandaşlarını tahliye edebilmek adına kullanıyor. Ateşkes sürerken Rus ordusu kuzeyden ve güneyden Kiev’i kuşatmaya devam ediyor.</p>



<p>Muhtemelen önümüzdeki bir hafta içinde de savaşın genel seyrinin Rusya lehine değişeceğini ve savaşın şiddetinin artacağını göreceğiz. Zira bölgedeki halkın tahliye edilmesi bir anlamda Ukrayna topraklarının yakında savaş arenasına döneceğinin işareti. Ne yazık ki bundan sonra hem şehir savaşlarında hem de kuşatmalarda çok daha acımasız, çok daha vahşet dolu sahnelere tanıklık edeceğiz. Her ne kadar Ukrayna ordusu savaşın başlangıcından bu yana çok başarılı bir savunma yapmış olsa da Rusya daha zalim daha acımasız davranacak ve hedef gözetmeden şehirleri yıkmaya başlayacak. Bu sokak savaşları Ukrayna’ya avantaj sağlayacak olsa da kaynakları kısıtlı, kaybettiği canların yerine yenisini koyma şansı daha düşük ve ayrıca hava desteğinden yoksun bir Ukrayna’nın bu savaşta kazanma şansı pek görünmüyor. O yüzden Ukrayna bu savaşı daha yüksek seviyede daha fazla sürdüremeyecektir. Rusya ise çok fazla kayıp sebebiyle içerde ve dışarıda çok baskı altında olduğundan bu kadar yavaş devam edemez. Suriye’de de zor durumda kalabilir. O yüzden bir an önce bitirmek isteyecek. Bu da daha fazla acıya, vahşete sebep olacaktır. Çünkü Putin ne pahasına olursa olsun bir zafere muhtaç olduğu aşikar. Artık Rusya adına değil kendi adına bu zafere muhtaç.&nbsp; Rusya’nın başında kalabilmek için güçlü olduğunu ve güçlü kaldığını ispat etmek zorunda.</p>



<p>Tüm dünyanın izlediği bu sahnede Putin artık demir perde ülkesinin despot lideridir. En yakınındakilerle bile 30 metre mesafeden görüşürken, bakanlar karşısında korkudan kekelerken, basın toplantısını kürsü arkasında koruma ordusu ile yaparken, Zelensky yakın çalışma ekibi ile selfie çekiyor. Sosyal medyayı etkin kullanıyor. Sandalyesini çekip basının arasına oturuyor, t-shirt giyiyor. Futbol takımı yöneten teknik direktör gibi, yeni model liberal bir siyasetçi gibi davranıyor. Zelensky bu duruşu sergilerken Ukrayna halkı da ele geçirilen Rus esirleri aileleriyle görüştürüyor. Ölen Rus askerlerini usulüne uygun defnediyor. Bu aslında Demir Perde ile modernitenin, yenidünya ile eski dünyanın savaşıdır. Tabi ki insanoğlu 100 yıllık kazanımlarından vazgeçmeyecek ve yenidünya kazanacaktır. Bu da eski dünyanın sonu geldi demek oluyor.</p>



<p>Savaşın gidişatı ne kadar değişkenlik gösterse de sonuç sabit kalacaktır. Kiev meydanında tankla iki tur atmaktan başka stratejik bir amacı olmayan bu savaş Rusya’nın çöküş belgesi olacaktır. Rusya kazandığı her toprak parçasına karşılık Ukraynalıların gönüllerini kaybedecek gerek kendi halkının gerekse de dünyanın tepkisini toplayacaktır. Putin, daha ilk günden korkup kaçacağını düşündüğü Zelensky’i kahramanlaştırmış, ülkesini işgal eden kardeş(!) Slav Rus ordusunu çiçeklerle karşılayacağını düşündüğü bölük pörçük Ukrayna Halkını, nesiller boyu Rus nefretiyle yaşayacak bir millet yapmıştır. &nbsp;Kendi federasyonu içinde eski Sovyet bakiyesi ülkeleri hizada tutan, korkulan ordusunun imha edilmiş, parçalanmış, yolda kalmış, yakıtı bitmiş, terk edilmiş fotoğrafları ve etkisiz hale getirilen, teslim olan çok sayıda askerinin elden ele dolaşan görüntüleriyle dahası hemen sınırında icra ettiği bu operasyonda kara ordusuna hava desteği ve lojistik destek bile sağlamaktan aciz olduğunun görülmesiyle adeta rezil olmuştur. Artık Rusya, Ukrayna’da savaşı kazansa bile dünyanın en büyük ikinci. Ordusu olarak caydırıcılığını yitirmiştir. Bunun kısa ve orta vadede Rusya için çok büyük ve yıkıcı sonuçları olacaktır.</p>



<p>Peki Putin bu starejik hatayı nasıl yaptı? Rusya Batının ağır ve emsali görülmemiş ekonomik yaptırımlarına ne kadar dayanabilir?</p>



<p>Korkarım ki ekonomik açıdan bunlar Rus halkının iyi günleri. Üstelik Rusya’da son bir haftadır Google’da en çok aranan “Kuzey Kore’de hayat nasıl’’ cümlesi de bize Rusya’yı gelecekte neyin beklediğini göstermekte. Putin in Rusya’sı, SSCB dönemindeki Rusya değil, son yıllarda iyiden iyiye batıya entegre olmuş, onlar gibi yaşayan, belli bir hayat standardına alışmış bir Rusya’dır. Ukrayna’daki operasyonunu hemen sonuçlanacağı üzerine oyununu kurgulayan Putin, anlaşılan o ki son yıllarda artırdığı altın ve döviz rezervlerine ve Avrupa ülkelerinin bağımlı olduğu başta petrol ve doğal gaz olmak üzere doğal kaynaklarına güvendi ve bu yaptırımları göğüsleyebileceğini düşündü. Ancak pratikte Ukrayna ordusunun ve halkının müthiş bir direniş göstermesi ve Zelensky ve ekibinin adeta kahramanlaşması karşısında bütün planı çöktü. Üstelik tüm Batı ülkeleri bir bütün halinde Rusya’ya çok ağır yaptırımlar uyguladılar ve Rus ekonomisi ağır hasar aldı, Rus halkı kısa zamanda fakirleşti ve ben bu yazıyı yazarken hala Rus borsasını işleme açmaya bile cesaret edemediler. Ertesi gün kapanacak olan ünlü zincir hamburger restoranının önünde son bir kez hamburger yemek için kuyruk oluşturan, bu savaşı tıpkı bizim gibi bir sabah kalkıp televizyonlarından öğrenen ve anlamlandıramayan Rus halkının, savaşın devam edeceği günlerde seslerini yükselteceklerine ve Putin’in içeride de köşeye sıkışacağını düşünüyorum. Üstelik savaşın başlaması ile birlikte rekor seviyelere giden petrol, gaz ve emtia fiyatları, ABD ve Avrupa halklarının da bu savaşa ve Putin’e olan tepkisini artırmış vaziyette.</p>



<p>Tüm bu olacakları gören bazı ülkeler şimdiden eski hesapları masaya koymaya başladılar bile. Örneğin, Japonya, İkinci Dünya Savaşı sonrası SSCB tarafından ilhak edilen Kuril Adalarını hala kendi toprağı olarak görmektedir ve savaş başlar başlamaz ilk yaptırım uygulayan ülkelerden biri olmuş ve en yüksek düzeyde topraklarının işgal altında olduğunu birkaç kez dillendirmiştir. Anlaşılan o ki, Japonya Rusya’ya karşı Batı’nın da desteğiyle yetmiş yıllık bir hesabı kapatmak için harekete geçmeye çok yakın ve istekli. Görüldüğü gibi tüm uluslar geçmişte yaşananları ve tabiri caiz ise kendi misak-ı millilerini asla unutmuyor sadece doğru anı ve uygun şartların oluşmasını bekliyor, tıpkı Azerbaycan’ın Karabağ ve işgal edilen topraklarını geri almak için otuz yıl beklediği gibi…</p>



<p>Bugünkü yazımıza 2015 yılında kremlinin önünde öldürülen muhalefet lideri Boris Nemtsov’un &nbsp;kızı Zhanna Nemtsova’nın geçen hafta paylaştığı babasının 26 şubat 2015’teki basın toplantısının çevirisiyle son verelim. Ölümünden bir gün önce, muhtemelen öldürülmesine sebep olan konuşmasında Nemtsov “Alman halkı nasıl Hitler’den nefret ediyorsa aynısı bir gün Putin için olacak. Şimdi tuhaf gelebilir ama o zaman gelince bu sözleri yeniden dinlersiniz.” &nbsp;demişti.&nbsp; Artık o güne çok yakın olduğumuzu görebiliyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/rusya-ukrayna-savasinda-ikinci-perde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sona Yaklaşırken…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sona-yaklasirken/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sona-yaklasirken/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Mar 2022 12:55:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18150</guid>

					<description><![CDATA[Putin’in o bilindik ifadesiz suratını televizyonda görüp ağzından, “Orduya Ukrayna’ya girme talimatı verdim” sözleri döküldüğünde, artık dünyada hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşündüm. Üstelik bir sonraki cümlesinde tüm NATO ve Batı bloğu ülkelerini tehdit ederek “Kimse bu savaşa karışmasın, karışan olur ise derhal tarihte görmedikleri sonuçlarla karşılaşacaklardır” sözlerini sarf etti. Bu manzara karşısında içim acıdı, çünkü olacak olan tüm acı ve yıkımla karşılaşacak olan yegâne varlık Ukrayna halkıydı.  Ukrayna devleti ve halkı büyük Rus İmparatorluğu hayalinin peşinde koşan ‘modern Çar’ Putin’in ihtiraslarıyla ülkesine giren Rus savaş makinesiyle tek başına mücadele etmek zorunda kalacaktı ki mevcut durum da tam olarak böyle. O güzel şehirlerin, masum insanların, çocukların Rus füzelerinin, uçaklarının hedefinde olduğunu bugün canlı canlı izlemek insanın içini acıtıyor. Geçen haftaki yazımızda belirttiğimiz üzere savaşın sonucu ne olursa olsun Rusya kaybetmiştir. Sadece Ukrayna’yı kaybetmekle kalmayıp II. Dünya Savaşı’ndan bu güne kadar olan tüm kazanımlarını da kaybetmek üzeredir. Geçen hafta ‘sahada başarılı olsa bile kaybetmiştir’ demiştim ancak Rusya sahada da başarılı olamıyor.&#160; Bu kadar büyük bir askeri güç, yılların deneyimiyle birleşince doğal olarak uzmanlar en fazla iki gün süre veriyorlardı Kiev’in düşmesine. Bugün 7. gün ve Rusya herhangi bir şehri henüz alamadı.&#160; Nedenlerini açıklamaya çalışalım. Öncelikle tüm taraflı yorumcuların anlattığı gibi Rusya &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Putin’in o bilindik ifadesiz suratını televizyonda görüp ağzından, “Orduya Ukrayna’ya girme talimatı verdim” sözleri döküldüğünde, artık dünyada hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşündüm. Üstelik bir sonraki cümlesinde tüm NATO ve Batı bloğu ülkelerini tehdit ederek “Kimse bu savaşa karışmasın, karışan olur ise derhal tarihte görmedikleri sonuçlarla karşılaşacaklardır” sözlerini sarf etti. Bu manzara karşısında içim acıdı, çünkü olacak olan tüm acı ve yıkımla karşılaşacak olan yegâne varlık Ukrayna halkıydı.  Ukrayna devleti ve halkı büyük Rus İmparatorluğu hayalinin peşinde koşan ‘modern Çar’ Putin’in ihtiraslarıyla ülkesine giren Rus savaş makinesiyle tek başına mücadele etmek zorunda kalacaktı ki mevcut durum da tam olarak böyle. O güzel şehirlerin, masum insanların, çocukların Rus füzelerinin, uçaklarının hedefinde olduğunu bugün canlı canlı izlemek insanın içini acıtıyor.</p>



<p>Geçen haftaki yazımızda belirttiğimiz üzere savaşın sonucu ne olursa olsun Rusya kaybetmiştir. Sadece Ukrayna’yı kaybetmekle kalmayıp II. Dünya Savaşı’ndan bu güne kadar olan tüm kazanımlarını da kaybetmek üzeredir. Geçen hafta ‘sahada başarılı olsa bile kaybetmiştir’ demiştim ancak Rusya sahada da başarılı olamıyor.&nbsp; Bu kadar büyük bir askeri güç, yılların deneyimiyle birleşince doğal olarak uzmanlar en fazla iki gün süre veriyorlardı Kiev’in düşmesine. Bugün 7. gün ve Rusya herhangi bir şehri henüz alamadı.&nbsp; Nedenlerini açıklamaya çalışalım.</p>



<p>Öncelikle tüm taraflı yorumcuların anlattığı gibi Rusya Donbass bölgesinden tanklarla girip Kiev’e kadar gelmedi. Belarus’tan giren tank birlikleri Kiev kuşatmasına başladı. Bunları hava indirme birlikleriyle de takviye etmek istedi ancak planın bu kısmı çalışmadı. Belarus sınırından sonra Kiev’e mesafe 80 km. Harekâtın ilk günlerinde bu durumu dikkate almayıp sanki Donbass’tan aynı gün Kiev kapılarına dayanmışlar gibi propaganda yapılıyordu.</p>



<p>Diğer sebep Rus ordusunun doktrini çok eski. Doktrinin önemini bir örnekle açıklayalım. I. Dünya Savaşı tam olarak bir mevzi harbidir. Tahkimatı, mevzisi kuvvetli olan tutunduğu araziyi bırakmamıştır. Birlikler bir arazi parçası üzerinde mütemadiyen savaşıp durmuşlardır. Zamanın şartlarından dolayı mobilize çok azdır. Savaş sonrasında buradan çıkarılan dersle şehirleri korumak için etrafında yüksek yerlere hep mevziler inşa edilmiştir. Bunun en büyük ve ünlü olanı da Fransızların inşa ettiği ‘maginot’ (majino) hattıdır. I. Dünya Savaşı’na er olarak katılmış olan Andre Maginot Savaş Bakanlığı müsteşarı olduktan sonra bir daha alman işgaline uğramamak için dâhiyane bir öneri getirmiştir. Ülkenin doğu sınırını baştan sona duvarla örmek. Devasa bir proje olan majino hattına Fransızlar savaş biter bitmez başlamış II. Dünya Savaşı’nın başladığı güne kadar devam etmişlerdir. Yeni Dünya savaşının tankların ve mobil birliklerin savaşı olacağını asla öngörmemişlerdir. Almanların 15 yıldır inşa edilen maginot hattını yarıp Fransa’nın üçte ikisini işgal etmesi ise sadece birkaç gün sürmüştür. Bugün de Rusların kilometrelerce konvoylarla yüzlerce tankı Kiev’e doğru göndermesi II. Dünya savaşının doktrinidir. Lojistik araçları Bayraktar TB2 ile vurulan tanklar ya ikmal yapamadığı için atıl kalıyor ya da Ukrayna topçusunun hedefi oluyorlar. Rus hava Kuvvetleri müşterek harekât yapamıyorlar. Sadece kilometrelerce öteden füze ile vurmakla savaş kazanamazsınız.</p>



<p>Rus ordusunun başarısızlığındaki bir diğer sebep daha savaş başlamadan psikolojik üstünlüğü kaybetmiş olmasıdır. Birçoğu etnik Rus olmayan Rus kuvvetleri Ukrayna tarafından gelen açıklamalarla daha savaş başlamadan savaşma azim ve kararlılığını kaybetmiştir. Bununla birlikte bugün bölgeden gelen görüntülerde market yağmalayan Rus askerlerini görüyoruz veya yakıtı bittiği için terk edilen Rus tanklarını. Lojistiği sağlayamadığı için de ordu zaten inanmadığı bir savaştan ruhen de kopmak üzeredir. Askeri okulda okurken Napolyon’un bir vecizesini çok sık duyardık ‘ordular mideleri üzerinde yürür’</p>



<p>Gelelim en önemli kısma, Rus ordusunun bir amacı yok. &nbsp;Rusya’nın dünyaya satacağı bir kültür, bir sistem, ekonomik model yok. Tamamen korku imparatorluğu. Sadece askeri güç, öngörülemezlik ve bu güne kadar uyguladığı ‘Gerasimov Doktrini’ ile terör yaratma korkusu üzerinden çevresindeki ülkeleri baskı altında tutuyordu. Berlin duvarı batıya doğru yıkıldı Doğu Almanya batıyla birleşti. Kimse ABD’den Küba’ya iltica etmiyor veya Küba mültecilerden korunmak için sınırına duvar örmüyor. Putin’in işgali gerekçelendirdiği konuşmasında söylediği gibi Batı kendi değerlerini Ruslara dayatmıyor, Rus halkı bu değerlere ulaşmayı talep ediyor. Bu yüzden yedek Başbakan Medvedev’in çocukları ABD’de yaşıyor. Bu yüzden Dış İşleri Bakanı Lavrov’un kızı ABD vatandaşı ve orda yaşıyor. &nbsp;Bu yüzden batının her şehrinde Rus oligarklar var ama Rusya’da hiç batılı oligark yok (zaten batılı oligark diye bir şey de yok). Bu inançta, düşüncede samimi olsaydınız belki bir kısım halk desteği olurdu arkanızda. &nbsp;Durum böyleyken Ukrayna batılı olmasın diye verdiğiniz savaşa en yakınınızdakilerin bile inancı yok.&nbsp; Etki altındaki bütün ülkeler sadece korkunç askeri gücünden korkuyorlardı Ukrayna’da bu askeri güç başarısız olursa korku imparatorluğu yıkılır. Putin’in asıl endişesi budur. Yakın örnek Kazakistan, Rusya’nın asker talebine olumsuz cevap verdi.&nbsp; Ukrayna halkından da tecrübe ettiğimiz gibi cesaret bulaşıcıdır. İşgal girişimi uzadıkça korku tersine dönmeye başlayacaktır.&nbsp; Kaybettikçe daha agresif olacak, acımasızca sivil hedeflere de saldıracaktır.&nbsp; Bu yüzden sivil halkın tahliyesi için bir yeşil koridor açılması konusunda Türkiye aracı olmalıdır. Bu sayede binlerce insanın hayatı kurtarılmış olur.</p>



<p>Tüm televizyon ekranlarında cevap aranan sorulara da değinelim Kiev ne zaman düşer? Ne fark eder ki Kiev düştüğünde ne olacak?&nbsp; Ekranlarımızdaki bir kısmı da emekli asker olan ‘Putinistler’ bu ihtimali canlı tutarak algı yaratmak istiyorlar. Diyelim ki Kiev bugün düştü. Rus yanlısı muhalefet lideri Viktor Medvedçuk’u Devlet Başkanı olarak atadı ve birkaç üs bırakarak Rusya çekildi. Medvedçuk tutunamaz, dünya üzerindeki herhangi bir ülke tarafından tanınmaz. Kendi ordusu, kendi polisi ve Ukrayna halkı da kabul etmez. Bugünkü Zelenski hükümetinden hayatta kalmış olan bir siyasetçi veya bürokrat Ukrayna’da hükümeti yıkmak için yeterli olacaktır. Diğer senaryo Kiev’e Rus bayraklarını çekip işgal etse ve bir vali atasa, yönetimi elde tutar ama sokakları kontrol edemez. Her gün çığ gibi büyüyen bir sorun haline gelir. Ekonomik olarak, yaptırımlar sebebiyle geliri günden güne azalırken Ukrayna kaynaklı gideri artar. Her geçen gün pedala daha sert basmak zorunda kalır. Yorulur yıpranır ve bisikletten düşer. O yüzden Rusya Kiev’e girse bile sonrası için bir planı ve çıkar yolu yoktur. Daha önce yazdığım gibi Ukrayna sınırından içeri adım attığı anda kaybetmiştir. Şu an işgali sonlandırıp dönse korku imparatorluğu yıkılmış olur. Harekâtın askeri ve siyasi hedeflerine ulaştığı anda da dünya düzeninden dışlanmış, ekonomisi çökmüş, kendi halkından korkar halde olur. Her iki sonuçta da Rusya ile çıkar çatışmasında bulunan tüm devletler bunu masaya getirecektir. Önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi Japonya Kuril adalarındaki anlaşmazlığı dünya gündemine taşıyor. Almanya askeri harcamalarını artırıyor ve bizi de yakından ilgilendiren en önemli sorun Suriye. Suriye’de güncelleme olacaktır. Türkiye Rusya’nın buradaki varlığından rahatsızlığını artık daha açık ifade edecektir.</p>



<p>Bugün şehirleri bombalandığı için Polonya sınırına yığılan, savaştan, ölümden kaçan Ukrayna halkını izliyoruz. Çok yakında bu köhnemiş, arkaik Rus çarlığından kaçmaya çalışan Rus halkını da izleriz. II. Dünya Savaşı’nda Nazilerin bile ittifakları vardı. Finlandiya, İtalya, Bulgaristan, Romanya Nazilerle beraber savaşıyordu. Rusya bugün yapayalnız. İhtirasları yüzünden milyonlarca Rus halkının geleceğini yok eden Çar özentisi Putin kendi halkına yenilecektir. Propaganda kanalları miadını doldurduğunda tüm dünyadan dışlanmış olan Rus halkı okları Putin’e çevirecek ve hesap soracaktır. Bu korku yüzündendir ki en yakın çalışma arkadaşlarıyla, bakanlarla bile 100 metreden fazla mesafelerde toplantı yapıyor. &nbsp;Şimdiye kadar tüm gerçek muhalefet Kremlin etrafında şaşırtıcı bir şekilde zehirlenip ölmekteydi ancak geçen yıl sürgünden gelip kendi kendine teslim olan hapisteki Navalny istisna. Zannımca Navalny’nin zamanı geldi. Putin,&nbsp; Visa ve mastercard kararından sonra ceplerindeki kredi kartlarını kullanamayan, hava sahası sivil uçuşlara da kapalı olduğu için Rusya dışına çıkamayan, birçok şirketin ambargosu nedeniyle yeni bir araba veya telefon dahi alamayan, ürettiğini satamayan, giderek fakirleşen Rus halkını SSCB zamanında olduğu gibi kolhozlarda mı çalıştıracak? Gıda tedarikinde bile zorlandığı günler geldiğinde Panslavizm hayali ile mi doyuracak? O gün gelip halk fakirliğe, yokluğa isyan bayrağını açtığında Türk televizyonlarında şu cümleyi duyacaksınız ‘renkli devrim’.&nbsp;&nbsp; O bir grup aydıncık ve emekli asker hiçbir zaman insanların kendi geleceğini tayin etme hakkına sahip olmak istemesini, daha fazla özgürlük, daha güzel bir gelecek ve barış istemesini kabul etmeyecek. Onlara göre arkaik imparatordan hak talep etmek ‘batının oyunu, renkli devrim’. Ama hepsinin çocukları Lavrov’un, Şoygu’nun, Medvedev’in çocukları gibi batılı ülkelerde okuyacak ve orada yaşayacak.</p>



<p>Konudan bağımsız küçük bir ayrıntıyı da burada paylaşmak istiyorum. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde daimi üye olan ve veto yetkisi olan devlet bugünkü Rusya Federasyonu değildi. Oradaki daimi üye SSCB idi. 1991 yılında SSCB dağılınca Rusya bu yetkiyi oylama olmaksızın aldı hâlbuki SSCB’nin üç kurucu devleti vardı; Rusya, Ukrayna ve Belarus. Yakın zamanda hem BM tarafından başlatılan savaş suçu soruşturması hem de BMGK üyeliğinin askıya alınması tartışmalarında konu gündeme gelecektir. Rusya’nın BMGK’dan çıkarılmasıyla belki de yakın zamanda ‘dünya 4’ten büyüktür’ diyeceğiz.</p>



<p>Yazımıza Rus gazeteci Yulia Layinina’nın sözleri ile son verelim “Rusya’nın üzerine demir perde indi. Ukrayna’nın hangi bölgesinin özgür kalacağı Ukrayna ordusuna bağlı ama Rusya için korkarım her şey bitti.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sona-yaklasirken/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rusya-Ukrayna Savaşı Bana Evrimci Ahlak Teorisini Hatırlattı. Nasıl Mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/rusya-ukrayna-savasi-bana-evrimci-ahlak-teorisini-hatirlatti-nasil-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/rusya-ukrayna-savasi-bana-evrimci-ahlak-teorisini-hatirlatti-nasil-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Feb 2022 10:51:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18140</guid>

					<description><![CDATA[Şöyle: Ahlakı nesnel olarak temellendirmeye çalışan evrimci ahlak teorisi vardır.&#160; Kısaca ifade etmek gerekirse, buna göre biyolojik evrim bir gerçektir. Aynı şekilde ahlak da evrilmiştir. M. Tomasella, sırasıyla maymun atalardan, ilk insandan ve modern insandan bahseder. İlk insan 400 bin yıl; modern insan ise 150 bin yıl önce evrilerek ortaya çıkmıştır. İlk önce sen-ben ilişkisine dayalı çok küçük ölçekli karşılıklı bağımlılık ahlakı vardı. Sonra biraz daha gelişip kabileler ortaya çıktı. Daha da gelişip kültürler ortaya çıktı. Kültürler, modern insanın içinde doğup geliştiği şimdilik son evredir. Modern insanların birey üstü normlara ve kurumlara kolektif bağlılıkları, doğru olanı yapma yükümlülüğü doğurdu. Doğru ve yanlış kültürel açıdan kabul edilmesi zorunlu, nesnel değerlerdir. Bu (şimdilik) son evre olan kültürde bir hırsızlık yapıldığını düşünelim. Daha önceki evrelerde de hırsızlık kınanmayı hak ederdi ama anlamı başkaydı. Şimdi ise daha başkadır. Bu eylem cezayı hak etmektedir. Kişi de zaten bunu hak ettiğini bilmektedir. Bu durumda bir şey çalmamanın iki nedeni vardır: Birincisi ikinci şahısla ilgilidir. Çünkü başkasına saygı esastır. İkinci neden uzlaşımsaldır (conventional). Yani sosyal normlara uymak gerekir. Kültür, sosyal normlar icat etmiştir. O kültür içinde herkes bunlara uyar. Uyulmadığında –hırsızlık örneğinde görüldüğü gibi– insanlara zarar verilmiş olur. Peki nesnellik bu ahlakın neresindedir? Şurasında: Sosyal normlar failden &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Şöyle:</p>



<p>Ahlakı nesnel olarak temellendirmeye çalışan evrimci ahlak teorisi vardır.&nbsp; Kısaca ifade etmek gerekirse, buna göre biyolojik evrim bir gerçektir. Aynı şekilde ahlak da evrilmiştir. M. Tomasella, sırasıyla maymun atalardan, ilk insandan ve modern insandan bahseder. İlk insan 400 bin yıl; modern insan ise 150 bin yıl önce evrilerek ortaya çıkmıştır. İlk önce sen-ben ilişkisine dayalı çok küçük ölçekli karşılıklı bağımlılık ahlakı vardı. Sonra biraz daha gelişip kabileler ortaya çıktı. Daha da gelişip kültürler ortaya çıktı. Kültürler, modern insanın içinde doğup geliştiği şimdilik son evredir. Modern insanların birey üstü normlara ve kurumlara kolektif bağlılıkları, doğru olanı yapma yükümlülüğü doğurdu. Doğru ve yanlış kültürel açıdan kabul edilmesi zorunlu, nesnel değerlerdir. Bu (şimdilik) son evre olan kültürde bir hırsızlık yapıldığını düşünelim. Daha önceki evrelerde de hırsızlık kınanmayı hak ederdi ama anlamı başkaydı. Şimdi ise daha başkadır. Bu eylem cezayı hak etmektedir. Kişi de zaten bunu hak ettiğini bilmektedir. Bu durumda bir şey çalmamanın iki nedeni vardır: Birincisi ikinci şahısla ilgilidir. Çünkü başkasına saygı esastır. İkinci neden uzlaşımsaldır (conventional). Yani sosyal normlara uymak gerekir. Kültür, sosyal normlar icat etmiştir. O kültür içinde herkes bunlara uyar. Uyulmadığında –hırsızlık örneğinde görüldüğü gibi– insanlara zarar verilmiş olur. Peki nesnellik bu ahlakın neresindedir? Şurasında: Sosyal normlar failden (özneden) bağımsızdır ve herkes için geçerlidir. Yine ilkesel olarak standartlar “nesnel”dir. Çünkü uygulayıcıların veya diğer grup üyelerinin isteği doğrultusunda değil, ahlaki doğru ve yanlışlar doğrultusunda düzenlenmiştir. Böylelikle sosyal normlar bireyden bağımsız ve nesnel bir gerçekliğe sahip olurlar. Öyle ki, ahlaki ihlaller, karşıdaki insanı incitmekten çok ahlaki düzeni bozmaya yönelik hâle gelir. (Bk. İnsan Ahlakının Doğal Tarihi, s. 119-127)</p>



<p>Bu nesnelci ahlak anlayışı evrimcidir. Evrilerek ancak bu aşamaya gelinmiştir. Ve bu aşama gayet güzel bir aşamadır. Bencil arzular gitmiş, yerine duygudaşlık ve eşitlikçi bir anlayış gelmiştir. Arada bencil duygular galip gelse de bu arızî, geçici bir durumdur. Güçlü bencil duygular yok olduğunda insanlar genellikle başkalarına yardım edecek ve adil davranacaktır, hatta bunları yapmadıklarında suçluluk duyacaklardır. Nasıl mı? M. Tomasello’nun dediğine göre bulgular, insanların biyolojik olarak başkalarına değer verecek ve onların selametini düşünecek şekilde evrildiğini göstermektedir. Buna, insanın başkalarıyla karşılıklı bağımlılığını kabul etmesi ve bu kabulün sosyal kararları açısından ortaya çıkan sonuçları neden olmuştur. İnsanlar iş birliği temelinde rasyonel hâle geldiler. Çünkü karar alırken şunları hesaba kattılar: a) Yapılacak doğru olan şey mümkün olduğunca ortaklara ve grupdaşlara yardım etmektir. b) Başkaları da benim kadar eşit ve hak sahibidir. c) Sosyal bağlılık ile yaratılan bir “biz”, benim adıma ve değer verilen başkaları adına meşru kararlar verirler ve bu kararlar ahlaki toplumlarda meşru yükümlülükler doğururlar. (Bk. İnsan Ahlakının Doğal Tarihi, s. 193)</p>



<p>Batı’da bu ahlaka yönelik eleştiriler olmuştur. En önemlisi de bunun “tozpembe bir ahlak anlayışı” olduğu yönündedir. Bu evrimci ahlak, vahşilikten medeniliğe doğru; kötü ve bencillikten iyi ve diğerkâmlığa doğru bir evrilmenin olduğunu varsayar. Bu, var olan insan gerçekliğine aykırıdır. Onun için “tozpembe” olarak nitelendirilmiştir. Bırakın dünya medyasını, yerel medyaya bile bir göz atılsa insan ahlakının evrilmesiyle ilgili çizilen bu tozpembe tablonun yerle bir olduğunu rahatlıkla görmek mümkündür. İnsanlar kendi haz ve çıkarları için durmadan yalan söylemekte, hile yapmakta, aldatmakta, sömürmekte, cinayet işlemekte, tecavüz etmekte, çalıp çırpmakta, gasp etmekte ve daima bir yerlerde savaş sürüp gitmektedir. Atom bombası yapılıp insanlar katledilmemiş midir? Evrimci, bu şekilde insanlara zarar veren bireyin mutlaka suçluluk duyduğunu da ifade etmektedir. Hiç de böyle değildir. Zira işlenen suçlar, tekrar tekrar aynı kişi (ve gruplar) tarafından işlenmektedir. Suçluluk duyulsa bu kadar işlenir mi? Şu da var ki, bireyler hem iş birliği yaptığı insanları yani ortaklarını aldatmakta hem de hiç tanımadığı, yani ortaklık veya başka tür ilişkisi olmadığı insanlara zarar vermektedir. Hele evrimciye göre ortaklar arasında aldatma olamaz. Ama vakıa böyle değildir. Bencil duygular daha çok galip gelmekte; ortaktır, değildir gibi de bir ayırım yapmamaktadır. Diğer taraftan savaşlara bakınız. Bosna’ya, Filistin’e bakınız. Suçluluk psikolojisi nerede? Sırp kasapları, ilk ataları olan hayvanlardan farklı olarak daha çok iyiye, medeniliğe doğru gelişmiş olmalıydı oysa! Evrimci bu noktada bencil davrananın haklı bir sebebi olmak zorundadır, der. Ve bu sebebi anlatmalı ve ahlaka aykırı davranmadığını ispat etmelidir. Öyle midir? Sırpların, İsrail’in haklı sebepleri mi vardır? Hadi, bunlar yaptığının haklı olduğunu zannediyor. Dünya buna inanmadığı hâlde –ki, Birleşmiş Milletlerin onca uyarısı var– neden katliamlarına devam etmektedir? Bu, nasıl bir evrim? ABD’nin Irak işgalinin haklı sebepleri mi vardır? Hadi, demokrasi diyelim. İnsanlar, haklılıklarını ortaya koymaya çalışırken yalan söylemeleri, insanları aldatmaları mümkün değil midir? Nitekim böyle de olmuyor mu? Sadece devletler bazında değil, bireyler bazında da böyledir. Bencil duygularla hareket edip zarar veren insanlar kendilerini haklı çıkarırken saf ve masum duygularla, yani istemedikleri hâlde böyle kötü bir sonucun ortaya çıktığını söyleyerek mi bunu yaparlar yoksa çoğu kere yalan söyleyerek, aldatarak mı böyle yaparlar? Elbette masum sebepleri olanlar da vardır. Ama dünyaya şöyle bir bakıldığında insanlar gözlerinin içine baka baka aldatılmıyor mu? Durun hele! Bu evrimci ahlak, güçlü bireylerin (kapitalistlerin) ve güçlü devletlerin (kapitalist, sermayeyi elinde bulunduran devletlerin) çıkarlarını meşrulaştırmaya çalışmış olmasın!</p>



<p>&nbsp;İşte böyle! Rusya-Ukrayna savaşının hatırlattıkları&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/rusya-ukrayna-savasi-bana-evrimci-ahlak-teorisini-hatirlatti-nasil-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdülhamit’in Rusya ile İlgili Büyük Öngörüsü…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/abdulhamitin-rusya-ile-ilgili-buyuk-ongorusu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/abdulhamitin-rusya-ile-ilgili-buyuk-ongorusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Jan 2022 12:07:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18065</guid>

					<description><![CDATA[Ukrayna sınırındaki Rus askeri varlığı tüm dünyanın dikkatini bölgede tutmaya devam ediyor. Her gün gelişen yeni olaylar ve birbiri ardına yapılan açıklamalar, mevcut durumun seyri hakkında da halkları endişeye sevk ediyor. Hal böyle olunca biz de bölgeye ilişkin yakın takibimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Diplomasi trafiği hızla devam ederken gündemde kendisine fazla yer bulamayan bir gelişmenin gölgede kalmasını istemedim. İki ülkenin askeri gerginliğine bir açıklama daha geldi hem de dünyanın bir ucundan, Japonya’dan. Haftalardır süregelen Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edeceğiyle ilgili söylentiler ve ardından Ukrayna sınırına yığılan 200 bine yakın asker ile bölgede tansiyon yükseldi.&#160; Batı bloğu daha önce Moldova, Gürcistan ve hatta Kırım’ın işgalinde göstermediği birliği ve tavrı bu kez çok açık ve sert şekilde gösterdi. Rusya, Ukrayna sınırındaki askeri varlığından güç alarak bir takım taleplerde bulundu ise de özellikle NATO’nun tavrı çok daha sert oldu ve adeta Rusya’nın daha önceki suçlarını da masaya getirerek önce bunların tazmin edilmesini ve Gürcistan ile Moldova’daki işgalin sonlandırılmasını istedi. Dün içeriği hakkında biraz bilgi sahibi olabildiğimiz bir Nota ile Rusya’ya bu talepler yazılı olarak da iletildi. Japonya, Rusya’nın Ukrayna’yı muhtemel işgali halinde çok sert adımlar atacağını deklare etmiş. &#160;Açıklaması medyada da çok yer bulmadı ancak bu açıklama ilginç bir dizi olaylara işaret ediyor. Açıklamayı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ukrayna sınırındaki Rus askeri varlığı tüm dünyanın dikkatini bölgede tutmaya devam ediyor. Her gün gelişen yeni olaylar ve birbiri ardına yapılan açıklamalar, mevcut durumun seyri hakkında da halkları endişeye sevk ediyor.</p>



<p>Hal böyle olunca biz de bölgeye ilişkin yakın takibimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Diplomasi trafiği hızla devam ederken gündemde kendisine fazla yer bulamayan bir gelişmenin gölgede kalmasını istemedim. İki ülkenin askeri gerginliğine bir açıklama daha geldi hem de dünyanın bir ucundan, Japonya’dan.</p>



<p>Haftalardır süregelen Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edeceğiyle ilgili söylentiler ve ardından Ukrayna sınırına yığılan 200 bine yakın asker ile bölgede tansiyon yükseldi.&nbsp; Batı bloğu daha önce Moldova, Gürcistan ve hatta Kırım’ın işgalinde göstermediği birliği ve tavrı bu kez çok açık ve sert şekilde gösterdi. Rusya, Ukrayna sınırındaki askeri varlığından güç alarak bir takım taleplerde bulundu ise de özellikle NATO’nun tavrı çok daha sert oldu ve adeta Rusya’nın daha önceki suçlarını da masaya getirerek önce bunların tazmin edilmesini ve Gürcistan ile Moldova’daki işgalin sonlandırılmasını istedi. Dün içeriği hakkında biraz bilgi sahibi olabildiğimiz bir Nota ile Rusya’ya bu talepler yazılı olarak da iletildi.</p>



<p>Japonya, Rusya’nın Ukrayna’yı muhtemel işgali halinde çok sert adımlar atacağını deklare etmiş. &nbsp;Açıklaması medyada da çok yer bulmadı ancak bu açıklama ilginç bir dizi olaylara işaret ediyor. Açıklamayı birçok açıdan değerlendirebiliriz. Bunlardan en önemlisi ABD öncülüğünde soğuk savaş dönemine benzer bir Rusya karşıtı blok oluşturuluyor. Japonya da bu blokta yer aldığını gösteriyor. &nbsp;Ayrıca iki ülkenin de geçmişten beri taşıdıkları bagajları var. II. Dünya savaşı Müttefik Kuvvetler ile&nbsp;Japonya arasında 8 Eylül 1951’de San Francisco Kaliforniya’da imzalanan antlaşma ile fiilen bitmiştir. Türkiye’nin de dâhil olduğu 49 imzacı ülke tarafından imzalanan anlaşmayı o zamanki adıyla SSCB imzalamadığı için teknik olarak Japonya ve Rusya halen savaş halindedir. Sonradan savaşın sona erdiğine dair beyanatlar yayınlanmış olsa da aralarında hala bir barış anlaşması yoktur. Çok yakın tarihe kadar bir barış anlaşması imzalamak için konferanslar, görüşmeler düzenlense de Kuril adalarındaki sorun yüzünden mümkün olamamıştır. Nedir bu Kuril adaları sorunu? Bugün biraz iki ülke tarihine bizim konumumuzdan bakalım.</p>



<p>‘93 Harbi’ diye anılan 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinden sonra Sultan Abdülhamit, Rusya’nın yakın bir tarihte Japonya ile savaşacağını öngörmüş. İki ülke arasındaki dostluğu pekiştirmek için Ertuğrul Fırkateyni’ni birçok hediye ile Japonya’ya göndermişti. Dönüş yolculuğu esnasında daha Japon karasularından çıkamadan batması ve sonrasındaki olaylar filmlere de konu olmuştur. Nitekim 1905 yılında Japonya Rusya ile savaşa başlamış kısa süre içerisinde de Japonlar Rus donanmasını mağlup etmiştir. Bunun üzerine son Rus Çarı olan ll. Nikolai Baltık Denizi’nde bulunan daha büyük bir donanmayı Japonya ile savaşmak için göndermiş Japonlar bu yeni donanmayı da mağlup etmişlerdir.</p>



<p>II. Dünya Savaşı devam ederken de özellikle Nazilerin Fransa’yı işgalinden sonra savaşın kendi topraklarına sıçrayacağını tahmin eden Stalin, o dönem ABD’ye korkusuzca kafa tutan Japonların saldırısından kaçınmak ve doğu sınırını garanti altına alıp enerjisini, gücünü Nazilere karşı kullanabilmek için Japonya ile bir saldırmazlık anlaşması imzalamıştır. Savaş süresince doğudaki tüm birliklerini çekmiş olmalarına rağmen Japonya anlaşmaya sadık kalmış ve SSCB’ye saldırmamıştır. II. Dünya Savaşı bittikten sonra saldırmazlık anlaşmasının yürürlüğü devam etmekte iken (13 Nisan 1946’ya kadar devam ediyordu) 9 Ağustos 1945 tarihinde Sovyetler Japonya’ya savaş ilan etmiştir. ABD’nin attığı atom bombalarından sonra da Japonya önkoşulsuz teslim olmayı kabul etmiş, Kore, &nbsp;Güney ve Kuzey olmak üzere ikiye ayrılmış, Mançurya Sovyetlere bırakılmıştır (daha sonra da Çin’e devredildi). Kuril adaları Sovyetler tarafından işgal edilmiştir. Japonya teslim olmasının ardından imzalanan San Francisco Barış Antlaşmasıile adalardaki egemenliğinden vazgeçmiş olsa da Kuril adalarının bu anlaşmaya dâhil olmadığını iddia etmektedir. Rusya ise zaten anlaşmanın imzacı tarafı olmamıştır. &nbsp;Bugün NATO ve ABD Rusya’nın suçlarını dünya gündemine taşırken Japonya adeta kendini hatırlatıyor ve ‘bana karşı işlediği suçlar da var’ diye gündem oluşturmaya çalışıyor.</p>



<p>Japonya Güney Kore ile birlikte batılı olan bir devlettir. Bizim gibi doğu kültürünü yaşar ve Batı ittifakında yer alır. Japonya bizim uzak doğudaki müttefikimizdir. Kırım’dan sürgün edilen Tatar halkına kapılarını açmıştır. Japon Hükümeti Kırım Tatarlarının Tokyo’da 1938 yılında inşa ettiği caminin 1986 yılında yıkılmasıyla caminin arazisini Türkiye devlet hazinesine yeni bir cami yapılması için hibe etmiş 2000 yılında da yeni Tokyo Camii yapılarak hizmete girmiştir.</p>



<p>Tüm dünya kendi çıkarlarına göre konum alırken, Türkiye’de ise kimisi mutlaka bir şey söylemek ihtiyacından, kimisi samimi görüşleri sebebiyle kimisi de sadece kendilerine bu telkin edildiği için Türkiye’nin tarafsız kalması gerektiğini iddia ediyorlar. Burada bir ülkenin işgalinden ve savaştan bahsediyoruz. Tarafsız kalmak zaten işgalden yana olmak anlamına gelir. Sessiz kalmak demek savaşa,&nbsp; işgale sessiz kalmak demektir ki bu zaten başlı başına bir taraftır. Bugün dünyanın öbür ucundaki Japonya konuya müdahil olmuş, siz Ukrayna’nın Kırım konusunda en büyük destekçisi olduğunuz halde Ukrayna’ya en büyük silah ihracatını yapan ülke olarak ve daha bir ay önce atılan Ukrayna’ya Türkiye tarafından kurulacak İHA fabrikasının imzası kurumadan ‘’ben taraf olmam’’ diyemezsiniz. Bir diğer anlatımla da gerçekten Japonya savaş halinde Ukrayna’ya yardım etmek istese bu yardımı ulaştırmak için bile boğazları kullanmak zorundadır o halde ister istemez tarafsınız. Bu konuda tarafsız değil barıştan diplomasiden yana aktif, pragmatist ve dikkatli olmalıyız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/abdulhamitin-rusya-ile-ilgili-buyuk-ongorusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rusya’nın Ukrayna Kâbusu…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/rusyanin-ukrayna-kabusu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/rusyanin-ukrayna-kabusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jan 2022 09:26:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ukrayna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18039</guid>

					<description><![CDATA[Yakın tarihimizde devletlerarası diplomatik süreçler ve gelişmeler uhulet ve suhuletle devam ederdi. Elbette önemli gelişmeler hatta savaşlar yaşanır ama diplomatik süreç yavaş ilerler ve devletler temkin dairesinde hareket ederlerdi. Son zamanlara baktığımızda Arap Baharı süreci, Suriye iç savaşı yakın zamanda Kazakistan olayları ve şimdi Ukrayna krizine baktığımızda tüm bu diplomasi sanki hızlandırılmış bir sürece girmişiz gibi ilerliyor. Bir yılda ilerleyecek diplomasi bir haftada, birkaç aylık süreç bir güne indirildi. Tanrı’yı kıyamete zorlamak gibi olan bu durum, sonu görmek için mi yoksa sonu belirlemek için mi bilmem ama sona yaklaştığımız kesin. Karadeniz’in kuzeyindeki komşumuz Ukrayna’da son derece önemli ve hızlı gelişmeler yaşanıyor. Ukrayna, jeopolitik olarak bizimle çok benzer özellikler taşır. Doğu ile Batı arasında köprüdür. Son dönemde savunma sanayi işbirliğimizde artan birlikteliğimiz de dikkat çekmekte. &#160;Rusya ile yaşadığımız ‘uçak krizi’nden beri her iki ülke vatandaşları karşılıklı kimlikle seyahat edebiliyor. Çok yakın tarihte Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski, neredeyse kabinenin tamamıyla Türkiye’yi ziyaret etti ve birçok alanda işbirliği anlaşmaları imzaladık. En önemlisi de işgal altındaki Kırım’ın yeniden özgürlüğüne kavuşması için en büyük desteği de Türkiye’den görüyor. Geçtiğimiz haftalarda Parlamentolar Arası Dostluk Grubu ziyareti için Türkiye’ye gelen Ukrayna heyetinin başkanlığını da Kırım Tatarlarının lideri aynı zamanda Ukrayna milletvekili olan Mustafa Cemiloğlu’nun yapmış olması ayrıca manidardır. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yakın tarihimizde devletlerarası diplomatik süreçler ve gelişmeler uhulet ve suhuletle devam ederdi. Elbette önemli gelişmeler hatta savaşlar yaşanır ama diplomatik süreç yavaş ilerler ve devletler temkin dairesinde hareket ederlerdi.</p>



<p>Son zamanlara baktığımızda Arap Baharı süreci, Suriye iç savaşı yakın zamanda Kazakistan olayları ve şimdi Ukrayna krizine baktığımızda tüm bu diplomasi sanki hızlandırılmış bir sürece girmişiz gibi ilerliyor. Bir yılda ilerleyecek diplomasi bir haftada, birkaç aylık süreç bir güne indirildi. Tanrı’yı kıyamete zorlamak gibi olan bu durum, sonu görmek için mi yoksa sonu belirlemek için mi bilmem ama sona yaklaştığımız kesin.</p>



<p>Karadeniz’in kuzeyindeki komşumuz Ukrayna’da son derece önemli ve hızlı gelişmeler yaşanıyor. Ukrayna, jeopolitik olarak bizimle çok benzer özellikler taşır. Doğu ile Batı arasında köprüdür. Son dönemde savunma sanayi işbirliğimizde artan birlikteliğimiz de dikkat çekmekte. &nbsp;Rusya ile yaşadığımız ‘uçak krizi’nden beri her iki ülke vatandaşları karşılıklı kimlikle seyahat edebiliyor. Çok yakın tarihte Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski, neredeyse kabinenin tamamıyla Türkiye’yi ziyaret etti ve birçok alanda işbirliği anlaşmaları imzaladık. En önemlisi de işgal altındaki Kırım’ın yeniden özgürlüğüne kavuşması için en büyük desteği de Türkiye’den görüyor. Geçtiğimiz haftalarda Parlamentolar Arası Dostluk Grubu ziyareti için Türkiye’ye gelen Ukrayna heyetinin başkanlığını da Kırım Tatarlarının lideri aynı zamanda Ukrayna milletvekili olan Mustafa Cemiloğlu’nun yapmış olması ayrıca manidardır.</p>



<p><strong>Konvansiyonel savaştan hibrit modeline…</strong></p>



<p>Ukrayna Türkiye ilişkileri zirve üstüne zirve yapıyor ama Ukrayna&#8217;nın tüm dünya ile ilişkileri aynı durumda değil. Bizi de çok yakından ilgilendiren ancak tüm dünyanın ilgisini bölgeye cezbetmiş olan büyük meseleler hemen Ukrayna sınırının ötesinde patlamaya hazır bekliyor. Rusya 200 bine yakın askeriyle Ukrayna’nın doğu sınırında karargâh kurdu ve savaş için sadece bir kıvılcıma ihtiyacı var. Konunun barışçıl çözümü için belki de soğuk savaş döneminden beri en etkin diplomasi yürütülüyor. &nbsp;10 Ocak’ta başlayan Rusya- NATO ve Rusya-AGİT görüşmeleri devam ederken mevcut duruma nasıl gelindi. Muhtemel senaryolara biraz da sosyolojik açıdan bakmakta fayda var. Konvansiyonel savaşların artık son bulduğunun, ekonomik ve siyasi yaptırımların, hibrit tehditlerin, iç karışıklıkların ve ayaklanmaların desteklenmesi gibi yöntemlerin konvansiyonel savaşın yerini aldığı düşüncesi yükselirken bir anda Ukrayna sınırına 200 bin askerini yığan Rusya bunu hangi psikolojiyle yapıyor. &nbsp;&nbsp;</p>



<p>1991 yılı 8 Aralık tarihinde Rusya, Belarus ve Ukrayna’nın Bağımsız Devletler Topluluğunun oluşturulması anlaşmasını imzalamasıyla SSCB resmen dağılmış oldu. Birçok devlet bağımsızlığını ilan etti. 21 Aralık’ta Baltık devletleri ve Gürcistan hariç diğer devletlerin de katılmasıyla SSCB hukuken de son bulmuş oldu. 25 Aralık’ta Kremlin’den SSCB bayrağı indirilip yerine Rusya bayrağı çekildi. Bizler bu duruma SSCB çatısı altındaki Türk devletleri bağımsızlıklarını kazandı olarak bakarken tabi ki Rusya için durum böyle değildi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, her yıl geleneksel olarak yaptığı basın toplantısında, &nbsp;“1991 yılında kendimizi 12’ye böldük’’ dedi ve ekledi&nbsp; “Ukrayna diye bir devlet yoktu. SSCB kurulduktan sonra Lenin tarafından var edilmiştir’’ (daha önce Kazakistan için de “Kazakistan diye bir devlet hiç var olmadı, Nazarbayev tarafından kurulan bir devlettir demişti.) Dışişleri Bakanı Lavrov, 27 Aralık’ta bir söyleşisinde Varşova Paktı’nın dağılmasıyla üyelerinin sahipsiz kaldığından dert yanmıştı. Bugün sıkça bizim medyamızda da rastladığımız ‘post Sovyet veya ‘eski Sovyet ülkeleri’ diye bir tabir kullanılıyor olmasının sebebi de aynıdır. Rusya özellikle Belarus ve Ukrayna’yı kendi halkları olarak görmekte ve bu topraklarda hak iddia etmektedir.</p>



<p>Kazakistan’daki olaylarda karşımıza çıkan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü de böyle bir düşüncenin ürünüdür. Post Sovyet coğrafyasının askeri işbirliği amacıyla Rusya, Belarus, Ermenistan, Kazakistan, Tacikistan ve sonradan katılan Kırgızistan tarafından kurulmuştur. Sırbistan gözlemci olarak katılmıştır. &nbsp;Yukarıda anlattığımız bakış açısıyla Ukrayna’nın da bu örgüte üye olmasını beklersiniz ancak KGAÖ’nün oluşturacağı baskıdan dayanışma içinde kurtulmak için Ukrayna öncülüğünde post Sovyet coğrafyasının diğer ülkeleri Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova tarafından da GUAM Demokrasi ve Ekonomik kalkınma örgütü kurulmuştur. Sonradan Özbekistan da bu örgüte üye olmuştur. Ancak 2005 yılında ayrılmıştır.&nbsp; Türkiye ve Letonya da gözlemci olarak katılmıştır. &nbsp;Merkezi Kiev’dedir. &nbsp;Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in şu yangın günlerinde Kiev ziyaretini buradan okuyabilirsiniz.</p>



<p><strong>NATO-Rusya görüşmesinde masa yıkıldı…</strong></p>



<p>“Kırım’ın içerisinden geçtiği zorlu süreçte Türkiye’nin rolü’’ yazımızda bahsettiğimiz gibi aslında iki kardeş toplum oldukları genel kanısının aksine iki ayrı kutup olan Rusya-Ukrayna ilişiklerinde ilk kriz Kırım’dı. Sonrasında Donetsk ve Luhansk sözde özerk devletleri Rusya desteğiyle kuruldu. Ardından Rusya bugün ta ülkenin en doğusundan dahi getirdiği birlikleriyle Ukrayna sınırında ve her gün oradaki birliklerini takviye ediyor.&nbsp; Krizin çözümü için 10 Ocak’ta başlayan NATO-Rusya görüşmelerinde daha ilk gün taraflar anlaşmanın mümkün olmayacağını deklare ettiler ama diplomasi işlemeye devam etsin diye karar kıldılar. Rusya’nın talebi NATO 1997 sınırlarına dönsün ve Gürcistan ile Ukrayna’nın üye olmayacağına dair yazılı bir garanti versin. NATO’nun cevabı ise tahmin edilenin çok ötesinde oldu. “Rusya işgal altında tuttuğu bölgelerden Gürcistan, Abhazya ve Güney Osetya, Kırım ve Moldova (transdinyester)’dan çıksın.&nbsp; Ayrıca Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyeliğine de biz karar veririz.” Yani aslında daha ilk görüşmede taraflar birbirlerinin taleplerini reddetti masa yıkıldı. Normalde mevcut durumdan rahatsız olan tarafın bir adım atmasını beklersiniz. Rusya çok cılız bir adım attı birliklerini biraz daha takviye etti. Görüşmeler devam ederken batı bloğu hiç taviz vermedi. Hatta bu krizin bizzat Rusya tarafından yaratıldığını, 1941’den beri Rusya’ya bir saldırı olmadığı halde güvenlik gerekçesinin makul kabul edilemeyeceğini, Ukrayna topraklarına bir saldırı olması halinde ağır sonuçları olacağını söyledi. Rusya buna karşılık yine birliklerini takviye etti. Rus devlet medyası RIA Pazartesi ‘Putin Avrupa’ya savaş ilan etti (Avrupa için)&nbsp; teslim olmak için geç değil’ başlığıyla yayınlandı. Salı günü Beyaz Saray sözcüsü Jen Psaki, ‘Rusya’nın her an Ukrayna’ya saldırabileceği bir aşamadayız’ açıklamasını yaptı. Dün ABD Başkanı Joe Biden, basın toplantısında Rusya’nın Ukrayna’ya gireceğini tahmin ettiğini ve bu işgalin Rusya Devlet Başkanı Putin için bir felaketle sonuçlanacağını söyledi ve Batı’nın Moskova’ya karşı birlikte hareket etmesini istedi. ‘Bu işgalin bedelini kısa vadede hemen, orta ve uzun vadede de ödeyecekler’ dedi. Ukrayna Devlet Başkanı halka seslendiği konuşmasında ‘sakin olun ülkemiz 2014’ten beri işgal altında zaten ülkeyi değil sizin sinirlerinizi işgal ediyorlar’’ dedi.</p>



<p><strong>Almanya’nın gaz sancısı…</strong></p>



<p>İngiltere yoğun bir şekilde hibe silahlarını Ukrayna’ya gönderiyor.&nbsp; Ukrayna’ya yardım taşıyan İngiliz uçaklarına Almanya hava sahasını açmıyor. Gerçi sonradan İngiltere ‘izin istemedik’ diye krizi yatıştırdı ama burada Almanya’nın kışın ortasında doğalgaz sıkıntısı yaşamak istemediği de aşikâr. ABD Dışişleri Bakanı Blinken, bu hafta Ukrayna’yı ziyaret etti ve sonrasında da Cenevre’de Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile görüşeceğini açıkladı. Ancak daha görüşmeye gitmeden Rusya’nın istediği garantileri vermeyeceğini açıkladı ve sakin bir diplomasi dili kullanmadı. Ukraynalı gazeteci Olga Rudenko bu durumu çok güzel açıkladı “bir Ukraynalı olarak; Biden, Putin’in ülkemi işgal etmesine izin vermiş gibi geliyor. Eğer ‘küçük bir saldırı’ olursa cezasız kalacak.”</p>



<p>Bugün itibariyle manzaraya baktığımızda bir yandan Ukrayna’yı askeri anlamda destekleyip bir yandan da Rusya’yı kışkırtmak için her şeyi yapıyorlar gibi. Savaşı engellemek yerine savaş sonrası Ruslara uygulanacak yaptırımlar daha çok konuşuluyor.&nbsp; Ruslar da sanki bu yüzden biraz ağırdan alıyorlar söyleyecek söz bittiği ancak harekete geçmenin de çok riskli olduğu şu durumda kararlılıklarını göstermenin tek yolu olarak da birliklerini takviye ediyorlar. Korkarım ki Rus ordusunun tamamı yakında Ukrayna sınırına taşınmış olacak.</p>



<p><strong>Rusya artık Post Sovyet coğrafyayı kontrol edemiyor…</strong></p>



<p>Ukrayna&#8217;nın olası NATO üyeliğinin engellenmesi için bütün dünyayı karşısına alması Rusya’nın niyetinin anlaşılması için yeterli olmadığını düşünüyorum.&nbsp; Kaldı ki daha dün Joe Biden, Ukrayna’nın NATO üyeliğinin iç meseleleri yüzünden yakın bir zamanda mümkün olmayacağını söyledi. Rusya’nın güvenlik kaygılarıyla Ukrayna’ya saldırmasını kabul etmek ancak görünürdeki sebep olabilir ancak bu harekâtın gerçek sebebi Rusya’nın iliklerine kadar hissettiği başka bir kaygıdır. Post Sovyet coğrafyasında Ruslar hariç Slav olan iki milletten biridir Ukrayna. Diğeri de Belarus. Belarus bir şekilde Batı bloğundan koparılıp çemberde tutuldu. Ancak Ukraynalılar bu birliğe alternatif Batı ile entegre, batılı değerleri kabul eden bir toplum haline gelebilir ki bu da çarlık dönemlerinden beri diktatörler tarafından yönetilen, muhalefet liderlerinin Kremlin etrafında teker teker zehirlenip öldüğü bir devlette ekonomik sıkıntılarla boğuşan halk için bir örnek olur. Yüzyıllardır birlikte yaşadıkları Ukraynalılar görece daha yüksek bir refah seviyesinde, bireysel olarak daha özgür yaşarken hala Kremlinden Panslavizm hayalleri anlatan Putin iktidarı ve hatta 1991’den sonra kurduğu rejimin tamamı tehlikeye girer.&nbsp; Sistemin devamlılığının tek şartı Ukrayna’nın Belarus ile birlikte Büyük Rusya hayalini paylaşmasa bile karşı cephede de bulunmamasıdır. Ukraynalıların takip ettikleri dünya görüşünün Ukrayna’da başarılı olma ihtimali zamanla bir domino etkisi yaratarak zamanla post Sovyet coğrafyasının tamamında karşılık bulacaktır.&nbsp; Böylece bir süre sonra Post Sovyet coğrafyası da sadece tarih kitaplarında kalacaktır. Madalyonun diğer yüzünde de Rusya Kırım’da yaptığı gibi güç kullanarak kısa vadede bu birliği sağlamaya çalışsa bile ekonomik, sosyal şartlar bir yana artık Ukrayna halkıyla barış sağlayamaz. Aslında korktuğu bölünmeyi Ukrayna topraklarına adım attığı ilk gün kendisi gerçekleştirmiş olur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/rusyanin-ukrayna-kabusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
