<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>TV &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/tv/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Oct 2024 10:14:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>TV &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Özcan Deniz Coştu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ozcan-deniz-costu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ozcan-deniz-costu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Oct 2024 10:14:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=19165</guid>

					<description><![CDATA[NOW (eski FOX) TV’de ikinci sezonu başlayan ‘Kızıl Goncalar’ diye bir dizi var. Ara sıra kanallar arasında dolaşırken rastlayıp da şöyle bir göz attıktan sonra notumu verdiğimden hiç izlememişim. Hayali birtakım karakterler üzerinden İslam’ı karalamak için yapılan propagandif dizilerin bir benzeri. Ben NOW’ın ideolojik yaklaşımını bildiğimden daha önce bunun hakkında yazmayı düşünmemiştim. Ama şu yeni sezona başlangıç fragmanını izlediğimde içime hiç sindiremedim. Dr. Levent nasıl da kükrüyor öyle aslanlar gibi. Tabi orada resmedilen olayı olumlayacak değilim. Ama dedim ya bunu böyle göstermekte amaç başka. Denilebilir ki dizi dediğin zaten hayali karakterler üzerinden yapılır. Bazılarında gerçek karakterlerden esinlenilse de genelde bu doğrudur. Ne var ki çok şükür ‘yapılanın’ neye hizmet ettiğini anlayacak kadar izan sahibiyiz. Düşünün ki sadece ara sıra kısaca göz atmakla bile ne mesaj verilmek istendiğini anlayabiliyor insan. Çünkü artık bu işler kabak tadı verdi. Ben her şeye rağmen NOW TV’ye ön yargılı değilim. Örneğin Hudutsuz Sevda’yı beğeniyle izlemeye devam ediyorum. Gel gör ki bu Goncaları midem hiç kaldırmadı. Mevlâna Celaleddin-i Rumi’deki Çelebi Hüsamettin rolünden sonra Dr. Leventliğe terfi eden Özcan Deniz’le, Kurtlar vadisindeki Elif’ten sonra Meryem oluveren Özgü Namal’ın böyle bir dizide nasıl rol almış olduklarını anlayamıyorum. Profesyonellik desen de kabul edilebilir değil.&#160;&#160; Cumhuriyetle birlikte geri kalmışlığın sebebi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>NOW (eski FOX) TV’de ikinci sezonu başlayan ‘Kızıl Goncalar’ diye bir dizi var. Ara sıra kanallar arasında dolaşırken rastlayıp da şöyle bir göz attıktan sonra notumu verdiğimden hiç izlememişim. Hayali birtakım karakterler üzerinden İslam’ı karalamak için yapılan propagandif dizilerin bir benzeri.</p>



<p>Ben NOW’ın ideolojik yaklaşımını bildiğimden daha önce bunun hakkında yazmayı düşünmemiştim. Ama şu yeni sezona başlangıç fragmanını izlediğimde içime hiç sindiremedim. Dr. Levent nasıl da kükrüyor öyle aslanlar gibi. Tabi orada resmedilen olayı olumlayacak değilim. Ama dedim ya bunu böyle göstermekte amaç başka.</p>



<p>Denilebilir ki dizi dediğin zaten hayali karakterler üzerinden yapılır. Bazılarında gerçek karakterlerden esinlenilse de genelde bu doğrudur. Ne var ki çok şükür ‘yapılanın’ neye hizmet ettiğini anlayacak kadar izan sahibiyiz. Düşünün ki sadece ara sıra kısaca göz atmakla bile ne mesaj verilmek istendiğini anlayabiliyor insan. Çünkü artık bu işler kabak tadı verdi.</p>



<p>Ben her şeye rağmen NOW TV’ye ön yargılı değilim. Örneğin Hudutsuz Sevda’yı beğeniyle izlemeye devam ediyorum. Gel gör ki bu Goncaları midem hiç kaldırmadı. Mevlâna Celaleddin-i Rumi’deki Çelebi Hüsamettin rolünden sonra Dr. Leventliğe terfi eden Özcan Deniz’le, Kurtlar vadisindeki Elif’ten sonra Meryem oluveren Özgü Namal’ın böyle bir dizide nasıl rol almış olduklarını anlayamıyorum. Profesyonellik desen de kabul edilebilir değil.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Cumhuriyetle birlikte geri kalmışlığın sebebi olarak İslam dininin görülmesi üzerine onu karalamak için çok menfi propagandalar yapıldı. İşin ilginci bunlar hep kötü örneklerle anlatılmaya çalışıldı. İslam’ın gerçek yüzü saklanmaya çalışıldı. Hocalar kazma dişli, elleri arkasında iri daneli tespih çeken, kara sakallı kötülük düşünen tipler, hacılar üçkağıtçılar olarak lanse edilmeye çalışıldı. İslam orada anlatılmaya çalışılanlar değil. Hemedaniler, Mevlanalar, Yunuslar, Hacı Bektaşlar, Hacı Bayramlar, Ahmet Yeseviler nasıl yok sayılabilir. Ya da kötü imajlar nasıl olur da bunların önüne geçebilir.</p>



<p>Unutulmamalıdır ki İslam, çok büyük bir medeniye yaratmıştır. Harezmiler, İbni Sinalar, Farabiler görmezden gelinebilir mi? O medeniyetin bilimsel, tarihsel ve maddi zenginliklerini yağmalamak için engizisyon karanlığındaki batı, yüzyıllar süren Haçlı seferleri düzenlemiştir.</p>



<p>Tabi ki her şeyde olduğu gibi Müslüman aleminde de dini istismar edenler olabiliyor. Ana bunlar İslam’ı temsil edenler değildir. İslam’ın iyi örnekleri dururken ‘kötülük’ üzerinden yürümeye çalışmanın bir amacı vardır. O da hayır değildir. En büyük hata ise cumhuriyeti İslam’ın karşısına konumlandırmaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ozcan-deniz-costu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kızılcık Şerbeti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kizilcik-serbeti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kizilcik-serbeti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 May 2023 05:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18768</guid>

					<description><![CDATA[Show TV’deki bu dizi temsil ettiği iki farklı sosyolojik kesim arasındaki empatiyi arttırarak toplumsal barışa katkı sağlayabilirdi ancak sunduğu senaryo ve takdim ettiği karakterler yüzünden bu şansını kaybetmiş görünüyor, en azından şimdilik. Dizinin senaryosu zengin muhafazakar dindar bir aile ile seküler bir aile arasında geçen hikayelere dayandırılıyor, bu yüzden aslında toplumun neredeyse tamamına hitap ediyor(du), spektrumu buna müsaitti yani ama oluşturduğu asimetrik kurgular ve gerçeklikten kopuk senaryolar nedeniyle bu temsil kabiliyetini kaybetti. Kaybetti, çünkü Türkiye’de boğazda yalıda oturacak kadar zengin olan kaç muhafazakar dindar aile var? Diyelim ki 2-3 aile var, bunların hangisi kızını 4 yıl yurtdışında, Amerika’da okutacak ama buna rağmen burada onu sokağa çıkarmayacak kadar bağnaz davranacak? Evet, dizilerdeki senaryolar gerçek olgularla kurgular arasında zikzak çizer, hatta bazen varolan asimetriler egzejere edilerek (aşırı abartılarak) net bir kontrast oluşturulur ki dikkat çeksin ve mesaj verilebilsin, ama gerçeklikten bağınızı tamamen kopartırsanız, senaryonuz imgesel bir kurguya dönüşür ve etkisini yitirir. Örneğin dinen domuz etinin haram olması ve toplumumuzda bundan daha da belirleyici olan kültürel İslam nedeniyle domuza karşı muhafazakar dindar camiada varolan hassasiyete bir vurgu yapmak ve bu hassasiyet üzerinden bir çatışma üretmek istiyorsunuz, bunu anladık ama bunu daha gerçekçi bir şekilde sunabilirdiniz, Türkiye’de hangi anne adayı doğacak bebeğinin odasını hazırlarken &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Show TV’deki bu dizi temsil ettiği iki farklı sosyolojik kesim arasındaki empatiyi arttırarak toplumsal barışa katkı sağlayabilirdi ancak sunduğu senaryo ve takdim ettiği karakterler yüzünden bu şansını kaybetmiş görünüyor, en azından şimdilik.</p>



<p>Dizinin senaryosu zengin muhafazakar dindar bir aile ile seküler bir aile arasında geçen hikayelere dayandırılıyor, bu yüzden aslında toplumun neredeyse tamamına hitap ediyor(du), spektrumu buna müsaitti yani ama oluşturduğu asimetrik kurgular ve gerçeklikten kopuk senaryolar nedeniyle bu temsil kabiliyetini kaybetti.</p>



<p>Kaybetti, çünkü Türkiye’de boğazda yalıda oturacak kadar zengin olan kaç muhafazakar dindar aile var? Diyelim ki 2-3 aile var, bunların hangisi kızını 4 yıl yurtdışında, Amerika’da okutacak ama buna rağmen burada onu sokağa çıkarmayacak kadar bağnaz davranacak?</p>



<p>Evet, dizilerdeki senaryolar gerçek olgularla kurgular arasında zikzak çizer, hatta bazen varolan asimetriler egzejere edilerek (aşırı abartılarak) net bir kontrast oluşturulur ki dikkat çeksin ve mesaj verilebilsin, ama gerçeklikten bağınızı tamamen kopartırsanız, senaryonuz imgesel bir kurguya dönüşür ve etkisini yitirir.</p>



<p>Örneğin dinen domuz etinin haram olması ve toplumumuzda bundan daha da belirleyici olan kültürel İslam nedeniyle domuza karşı muhafazakar dindar camiada varolan hassasiyete bir vurgu yapmak ve bu hassasiyet üzerinden bir çatışma üretmek istiyorsunuz, bunu anladık ama bunu daha gerçekçi bir şekilde sunabilirdiniz, Türkiye’de hangi anne adayı doğacak bebeğinin odasını hazırlarken dört duvarı da tepeden tırnağa kadar domuz resimleriyle donatır?</p>



<p>Dizi her iki tarafın da olumlu yönlerini ön plana çıkararak toplumsal barışa gerçekten katkı sunabilirdi, örneğin kadına yönelik şiddete karşı seküler kesimde daha fazla var olan hassasiyete vurgu yapar ve bunun olumlu yönlerini işlerken (ki bu kısmen yapıldı), muhafazakar dindar kesim için de kermesler üzerinden yapılan yardımlar, infaklar ve hayırseverlik daha fazla ön plana çıkarılabilir ve bunun da olumlu sosyal sonuçları işlenebilirdi. Yani her iki kesimin birbirini daha iyi anlamasına ve empati yapmasına yarayacak senaryolar sunulabilir ve toplumsal barışa katkı yapılabilirdi ama böyle yapılmadı, hatta kasıtlı asimetriler oluşturuldu, örneğin seküler taraftaki Kıvılcım öğretmen daima kurallara riayet eden, hiç kimseye haksızlık yapmayan ve hatta kendisine zarar verecek olsa bile ilkeli davranan bir öğretmen figürü olarak takdim edilirken, muhafazakar kaynana (Pembe), her şeye müdahele eden, kızının da gelinin de huzurunu bozan, tipik baskıcı ve huzur bozucu bir kaynana olarak takdim edildi. Muhafazakar taraftaki kadınlar &nbsp;tipik ev kadını ve ev kızı rolleri ile takdim edilirken hatta Amerika’da üniversite eğitimi alan Nursema bile tipik ev kızı rolü ile ön plana çıkarılırken, seküler taraftaki Kıvılcım, eğitimli bir kadın ve ilkeli bir öğretmen olarak takdim ediliyor. Hatta &nbsp;her iki tarafın lise çağındaki aktörlerinde de ön yargılı cinsiyetçi asimetriyi görüyoruz; muhafazakar tarafın liseye giden çocuğu Batuhan(erkek) olurken, seküler tarafın liseye giden çocuğu Çiçek(kız) oluyor. Niye tersi değil mesela?</p>



<p>Yani muhafazakar tarafın aktörlerinde tipik geleneksel cinsiyetçi roller aynen devam ettiriliyor ve pekiştiriliyor. Nursema üniversite eğitimini Amerika’da alan bir kız olduğu yani en az dört yıl yurtdışında ailesinden uzak ve tek başına yaşadığı halde (ki Nursema’nın. üniversite eğitimini aldığını ana senaryoda değil başlangıçta sadece bir cümlede görüyoruz) annesi Pembe hanım onu neredeyse sokağa çıkarmıyor ve hat sergisini engelliyor, böyle bir asimetrik realite olabilir mi?</p>



<p>Dahası Nursema, sosyoseksüel etkinliği düşük bireylerde gördüğümüz bir davranış sergiliyor, ona böyle bir rol biçiliyor; karşısına çıkan ilk karşıt cinse (Umut’a) aşık oluyor! (Sosyoseksüel etkinlik her iki cinsin bir arada bulunduğu ve birlikte sosyal etkinlikler sergilediği, örneğin karma eğitim gibi etkinlikleri niteleyen teknik bir terimdir, sosyoseksüel etkinliği düşük olan kadınlar karşılaştıkları ilk erkekten duygusal olarak etkilenirken, erkekler de kadınlardan gelen sosyal mesajları cinsel mesajlar olarak algılarlar, çünkü düşük sosyoseksüel etkinlikleri nedeniyle cinsel algı eşikleri düşer ve sosyal mesajları hatalı yorumlayarak cinsel mesaj olarak algılarlar).</p>



<p>Dizide her iki tarafın da olumlu yönlerini ele alan tek senaryo seküler taraftaki Korkmaz anne ile muhafazakar taraftaki Mustafa arasında gerçekleşen yardımlaşmadır; ama ne yazıkki bu yardımlaşma bile seküler taraf lehine çarpıtılan bir asimetri ile sunuluyor; yardım/destek Korkmaz anneden geliyor ve Mustafa’nın (mental yapı/IQ açısından) özel bir konumu bulunuyor.</p>



<p>Muhafazakar taraftaki bozguncu gelinin üstlendiği roller, oyunlar, hasetlikler ve o camiada cereyan eden büyüler, entrikalar vs de cabası…</p>



<p>Ama dizinin belki de en tehlikeli tarafı, toplumumuzda zaten var olan cinsiyetçi hatalı kültürel kodlamaları direkt ve dolaylı mesajları ile besliyor olması; ahlakı cinsel ahlaka indirgemesi, cinsel ahlakı ve namusu da kadına özgülemesi. Böylece kadını mülk olarak gören ve kadına yönelik şiddeti besleyen bu hatalı kültürel şemaları desteklemiş olması.</p>



<p>Pembe hanım ve Fatih, hamile olan Doğa’nın dışarıya çıkarken giydiği kıyafetine müdahale ederlerken, aynı akşamın sonunda Fatih başka bir kızla hemen yatağa giriveriyor!</p>



<p>Tabi bu arada Pembe hanım da gelini Doğa’ya yaptığı uyarılarla bu sonucu adeta peşinen hazırlanmış oluyor!</p>



<p>Senaryonun devamı nasıl gelecek bilemiyoruz ama muhtemelen Pembe hanım Doğa’ya “bak gördün mü, senin yüzünden oldu bu, ben söylemiştim sana” diyecek, öyle dedirtilecek!</p>



<p>Evin kızı Nursema’nın sokağa çıkmasına müsaade edilmezken, hat sergisine müdahale edilirken, evin oğlu Fatih’in evlilik öncesinde hamile bıraktığı bir kızla evlenmesine anlayış gösteriliyor!</p>



<p>Aynı durum/mesaj Nursema’nın zorla evlendirildiği muhafazakar psikopat erkeğin yaşamında da bolca görülüyor.</p>



<p>Çünkü nasılsa kültür namusu kadına özgü bir kavram olarak kodlamıştır ve dizi de bu hatalı kültürel şemayı sonuna kadar desteklemektedir.</p>



<p>Ömer’in Kıvılcım’la evlilik öncesinde yatması ve Abdullah beyin dizinin kaçık (ama harbi) kızı Alev’le arasındaki duygusal yakınlaşma için de benzer şeyler söylenebilir. Bu arada modern kesimdeki Alev karakteri üzerinden bile (hasbi, içten ve yardımsever fiilleri nedeniyle) sempatik mesajlar veriliyor.</p>



<p>Aynı mesajlar Doğa’nın Nursema’ya yaptığı yardımlar üzerinden, Nursema’nın daha önce düşman olduğu Doğa ve Alev’e karşı minneti ve hayranlığı üzerinden de veriliyor. Nursema, anne-babasının yaptığı baskılardan, Amerika’da aldığı, ailesinin ona sağladığı bu eğitim sayesinde değil de modern kesimden gelen yardım sayesinde kurtuluyor, Doğa ve Alev’den gelen modern himmet sayesinde özgürleşiyor!</p>



<p>Dizideki tüm çiftler, Abdullah-Pembe, Fatih-Doğa, Ömer-Kıvılcım, Abdullah-Alev ve daha sonra da muhtemelen Batuhan-Çiçek arasındaki olası ilişki… tümü benzer cinsiyetçi mesajları veriyor. Umut’un davranışları nedeniyle şimdilik buna uymayan tek ilişki Nursema ile Umut’un ilişkisi, lakin bunun da nereye evrileceği ve nasıl sonuçlanacağını henüz bilmiyoruz.</p>



<p>Fatih’in hamile olan eşini anında aldatması ve bunun görsel olarak (rahatsız edici sahneler eşliğinde) izleyiciye sunulmas -bana göre- çok ciddi bir etik problem, çünkü seçilen konu ve karakterler nedeniyle muhafazakar dindar izleyici ekrana çekiliyor ve aniden böyle bir sahneye maruz bırakılıyor, bu bir bakıma izleyicinin tuzağa düşürülmesi ve aldatmanın normalleştirilmesidir(normalleştirme çabası). Bu bizim “görsel ve işitsel maruziyet terapisi” dediğimiz bir normalleştirme yöntemini çağrıştırıyor(biz bu yöntemi cinselliği tabu olarak gören ve cinsel sorunlarını kendi aralarında konuşamayan çiftlerde kullanırız mesela; cinsellikle ilgili terimleri kullanamayan, bundan korkan çiftleri karşımıza alır ve bilgilendirme yaparız ve bu terimleri sıklıkla kullanırız, onları bu terimlere maruz bırakırız, bizim bu terimleri rahatlıkla kullandığımızı ve kıyametin de kopmadığını gören çiftler bu sayede bunlara ünsiyet kazanır ve bunu kendi aralarında da konuşmaya başlarlar).</p>



<p>Dizilerdeki bu sahneler de benzer bir işlev görüyor ve izleyici nezdinde bu fiilleri (aldatmayı) zamanla normalleştiriyor.</p>



<p>Kızılcık şerbeti de bunu yapıyor, orijinal senaryoda böyle bir sahne var mıydı yoksa bunu birkaç hafta önce RTÜKten alınan cezaya karşı bir intikam olarak mı koydular (hadi verebiliyorsan buna da ceza ver de görelim der gibi), bilemiyorum ama dizi toplumsal barışa katkı yapma şansını kaybettiği gibi ahlaki olarak zarar vermeye de başlamış görünüyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kizilcik-serbeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak Kafa</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sicak-kafa/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sicak-kafa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Turan Latif YILDIZ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:19:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[bilim kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[netflix]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18600</guid>

					<description><![CDATA[Artık bizim de bir Bilim-Kurgu dizimiz var. Bir dijital platformda geçtiğimiz hafta yayına giren ‘Sıcak Kafa’ dizisi, Türklerin de bir bilim kurgu dizisi yapabileceğini gösterdi. Distopik bir dünyada geçen hikâye, bir salgını konu alıyor. Dünya insanları olarak yaşadığımız Covid pandemisinden sonra kulağa sıradan hatta klişe gibi gelebilir ama tuhaf olan, dizinin uyarlandığı aynı isimli kitabın 2016 yılında yazılmış olması. ‘Kitap 2016’da yazıldı ama bunun bir diziye uyarlanma fikri pandemi sonrasında olmuştur’ diye düşünüyorsanız o da değil, dizi ise 2018’de projelendirilerek çalışılmaya başlanmış. Bütün bunları anlatırken bir komplo teorisi arayışında değilim. Zaten öyle bir durum da söz konusu değil. Ancak şu işi bir pandemiden ayıralım istedim. Gelelim diziye, dizi dediğim gibi distopik bir dünyada geçen, bir salgın dönemi ve o salgınla mücadelenin iki farklı tarafı ele alınıyor. Salgının bir felsefi alt yapısı, mücadelenin ise iki yüzü anlatılıyor. Salgınla Mücadele Kurumu, halkı salgından koruyan ve salgınla mücadele eden bir kurum gibi görünerek gerçek yüzünü perdelerken, bu kurumu protesto eden eylemci bir grup ise halkı gerçeklere karşı uyarma görevini üstlenirken aslında protesto ettiği kurumla benzer kodlara sahip olduğunu da göstermiş oluyor. Diziyi izlerken sanki Amerikan yapımı bir zombi dizisi izlemiş gibi hissettiğimiz de oluyor tabi. Ancak burada zombiler yerine ‘Abuklar’ var. İşte dizide &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Artık bizim de bir Bilim-Kurgu dizimiz var. Bir dijital platformda geçtiğimiz hafta yayına giren ‘Sıcak Kafa’ dizisi, Türklerin de bir bilim kurgu dizisi yapabileceğini gösterdi.</p>



<p>Distopik bir dünyada geçen hikâye, bir salgını konu alıyor. Dünya insanları olarak yaşadığımız Covid pandemisinden sonra kulağa sıradan hatta klişe gibi gelebilir ama tuhaf olan, dizinin uyarlandığı aynı isimli kitabın 2016 yılında yazılmış olması. ‘Kitap 2016’da yazıldı ama bunun bir diziye uyarlanma fikri pandemi sonrasında olmuştur’ diye düşünüyorsanız o da değil, dizi ise 2018’de projelendirilerek çalışılmaya başlanmış. Bütün bunları anlatırken bir komplo teorisi arayışında değilim. Zaten öyle bir durum da söz konusu değil. Ancak şu işi bir pandemiden ayıralım istedim.</p>



<p>Gelelim diziye, dizi dediğim gibi distopik bir dünyada geçen, bir salgın dönemi ve o salgınla mücadelenin iki farklı tarafı ele alınıyor. Salgının bir felsefi alt yapısı, mücadelenin ise iki yüzü anlatılıyor. Salgınla Mücadele Kurumu, halkı salgından koruyan ve salgınla mücadele eden bir kurum gibi görünerek gerçek yüzünü perdelerken, bu kurumu protesto eden eylemci bir grup ise halkı gerçeklere karşı uyarma görevini üstlenirken aslında protesto ettiği kurumla benzer kodlara sahip olduğunu da göstermiş oluyor.</p>



<p>Diziyi izlerken sanki Amerikan yapımı bir zombi dizisi izlemiş gibi hissettiğimiz de oluyor tabi. Ancak burada zombiler yerine ‘Abuklar’ var. İşte dizide farklı, özgün taraf bence burası. Abuklar, Abuklamak, Abuklanmak.</p>



<p>Salgına kapılan insan abuklanıyor ve diğer insanları abuklamaya başlıyor. Kelimenin tam anlamıyla ve bildiğimiz anlamda abuklamak. Abuk abuk konuşuyor. Öyle birilerini dişleriyle parçalama, saldırma, kan görüntüsü filan da yok. Akıllı uslu zarar vermeyen abuk abuk konuşan insanlar. Abuklanan bir insana kısa süre maruz kalmak ise abuklanmaya sebep oluyor ve insanlar bundan korunabilmek adına kulaklık takıyor.</p>



<p>Hani pandemide sokaklarda insanların kollarında gördüğünüz maskeler, bu dizide kollara takılmış kulaklıklara dönüşmüş durumda. Ama dizide insanlar kulaklık takmayı çok daha ciddiye alıyorlar tek fark bu.</p>



<p>Dizide sürreal ögeler de göze batmadan ve abartılmadan yerli yerine konulmuş. Görsel efektler, sahneler oldukça profesyonel bir şekilde hazırlanmış. Yüzlerce görsel efekt uzmanı çalışmış. Dark dizisinin coloristi bize o distopik dünyanın kapılarını aralamaya yarayan renk seçimini kazandırmış. Bütün bunlar son derece başarılı. Dizinin teknik boyutuna tam not vererek içeriğine geçelim.</p>



<p>Dizinin başkarakteri bir bilim insanı. Zamanında bu salgınla mücadele için bilimsel çalışmalar yürütmüş sonrasında ise kendi hayatına çekilmiş ancak yine bir arayış içerisinde olan jurnalist. Bu araştırma daha çok kendine dönmüş. Çünkü başkarakterimiz önceki dönem çalışmaların bir neticesi olarak abuklanmıyor. Abuklamaya maruz kaldığında kafası ısınıyor, bir nevi ateşi çıkıyor sıcak kafa oluyor ama asla abuklanmıyor. Salgınla mücadele kurumu ve protestocu grup ise farklı amaçlar için bu adamın peşinde.</p>



<p>Tabi dizide eleştirilecek kısımlar da var. Mesela bazı oyunculuklar oldukça abartılı, doğallıktan ve gerçeklikten uzak, göze batan ve bağırmayı oyunculuk sanan tarzda karakterler. Mesela başkarakterin arkadaşı olan bilim insanı. Sonra bir türlü anlam veremediğim küfür etme durumu. Hani biraz da dijital platformun şehveti diyelim ama böyle olur olmadık yerde edilen küfürler. Hani yeri gelir edersin ama o da yok. Sanki küfür etmek için o replik yazılmış. Sürekli bir insanı irite eden küfür etmeler. Artık bu Türk yapımı dizi ve filmlerdeki ağız dolusu küfür etmeler mide bulandırmaya başladı.</p>



<p>Bütün bunlar diziyle ilgili olanlar. Şimdi dizinin alt metinlerine bakalım. Dizinin ana teması olan abuklanmak, saçma sapan konuşan insanların hastalığı kulaktan kulağa yayarak bir delirme haline gelmeleri.</p>



<p>İşte en önemli kısmı burası: kulaktan kulağa delirmek. Bir virüs yok. Kelimeler var. Kelimenin, sözün gücünü görebiliyoruz. Kulaktan kulağa yayılıyor delilik. Dizinin bu felsefesi çağlar üstü bir bakıştır bence. Kelimeye, söze verdikleri değeri de gösteriyor. Abuk subuk konuşmanın, saçma sapan konuşmanın bir nevi delilik olduğunu da gösteriyor. Delilik kulaktan kulağa yayılıyor. Bir kelime ile karşındaki adamı delirtebilirsin. Dizinin mekanı İstanbul ama zamanı belli değil. Ama kulaktan kulağa delilik günümüzde ve sonraki gelecekte kurgulanmamış bir gerçeklik gibi geliyor bana.</p>



<p>Günümüz sosyal medyasını düşündüğümüzde biz de aslında bir kulaktan kulağa delilik yaşayarak abuklanmaya maruz kalıyoruz. Hem de korunmak için kulaklık takma gereği duymadan. Hatta bazen kulaklıklar aracılığıyla oluyor bu. Bile isteye abuklanmaya maruz kalıyoruz.</p>



<p>Dizi de dikkatimi çeken bir husus şu oldu. Abuklanmaya maruz olup olmadıklarını anlamak için bir kabinde bir yapay zeka tarafından sorulan sorulara cevaplar isteniyor. Cevaplar saçma ve abuk ise abuklandığı ortaya çıkıyor. Akıllı ve mantıklı ise testi geçiyor.</p>



<p>İşte size bir zekice alt metin daha&#8230; Eğer kelimelerin dizilimini mantık çerçevesinde yaparsanız abuk değilsiniz. Saçma sapan konuşursanız abuksunuz.</p>



<p>Günümüz sosyal medyasını düşünüyorum da sanırım testi geçmek pek mümkün olmazdı. Bunca abuk subuk konuşan, Türkçenin arı duru yapısını katleden, iki kelimeyi bir araya getiremeyen, heceye ayrı, kelimeye ayrı, cümleye ayrı, anlam ve mana bütünlüğüne ayrı kılıç çeken sosyal medya diline baktığımızda hepsinin abuklandığını ve bir toplumun dilini, kültürünü abuk abuk konuşarak nasıl bozduklarını gayet açık görebiliyoruz.</p>



<p>Televizyon dizileri, sosyal medya, kafeler, meclis kürsüsü bütün bunlara bakıyorum da hepsi tarafından sürekli bir şekilde abuklanmaya maruz kalıyoruz. Sıcak Kafa eksikleriyle de olsa ‘haza’ bir bilim-kurgu dizisidir. </p>



<p>Emeği geçenlerin emeklerine sağlık.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sicak-kafa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dizilerdeki Şu Diyaloglar Sekülerliğin Boyutunu Gözler Önüne Seriyor</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dizilerdeki-su-diyaloglar-sekulerligin-boyutunu-gozler-onune-seriyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dizilerdeki-su-diyaloglar-sekulerligin-boyutunu-gozler-onune-seriyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Aug 2022 10:25:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18410</guid>

					<description><![CDATA[Dizi veya filmlerimizde bazı kareler var. Ben sadece bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Aslında paylaşacağım kare batılılarda da var. Sanki onları taklit ediyormuşuz gibi geldi bana. Kişinin sevdiği, bir olayda yaralanmıştır. Yahut sevdiğinden ayrılıyor, zorlu bir görev için bir yere gidiyordur. Sevdiği kişi ondan ayrılmak istemiyor ve ısrarla ona şöyle diyor: &#8220;Bana söz ver, iyileşeceksin, hayatta kalacaksın.&#8221; &#8220;Bana söz ver, geri döneceksin.&#8221; Bu kişi de &#8220;söz veriyorum, iyileşeceğim, hayatta kalacağım veya geri döneceğim&#8221; der. İşte burada anlamadığım nokta şurası: Kişi, hastalığından kurtulacağına, hayatta kalacağına veya zorlu görevden geri döneceğine dair nasıl söz verecek? Bu sözü yerine getirmenin garantisi var mı? Söz vermek nasıl bir şey? Söz verdiğimizde onu yeni getirmeli değil miyiz? Peki hastalıktan kurtulacağımıza ya da zorlu bir görevden geri döneceğimize nasıl söz verebiliriz? Tam da bu noktada olayın seküler boyutu ortaya çıkıyor. Yukarıdaki diyalog tamamen seküler bir zihniyet veya hayat tarzını ifade ediyor. Dikkat ederseniz bu diyaloglarda Allah yok, insan var, insanın kendisi var. Şayet bu diyaloglarda İslami hayat tarzı olsaydı, herhalde şöyle kurgulanmaları gerekirdi: &#8220;Bu ameliyattan sağlam çıkacağına dair bana söz ver!&#8221; &#8220;İnşallah, Allah&#8217;ın izniyle, sözüm olsun.&#8221; Aslında sözüm olsun demeye bile gerek yok. &#8220;Operasyondan sağ salim geri döneceğine bana söz ver!&#8221; &#8220;İnşallah, Allah&#8217;ın izniyle, söz veriyorum.&#8221; &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dizi veya filmlerimizde bazı kareler var. Ben sadece bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Aslında paylaşacağım kare batılılarda da var. Sanki onları taklit ediyormuşuz gibi geldi bana.</p>



<p>Kişinin sevdiği, bir olayda yaralanmıştır. Yahut sevdiğinden ayrılıyor, zorlu bir görev için bir yere gidiyordur. Sevdiği kişi ondan ayrılmak istemiyor ve ısrarla ona şöyle diyor: &#8220;Bana söz ver, iyileşeceksin, hayatta kalacaksın.&#8221; &#8220;Bana söz ver, geri döneceksin.&#8221; Bu kişi de &#8220;söz veriyorum, iyileşeceğim, hayatta kalacağım veya geri döneceğim&#8221; der.</p>



<p>İşte burada anlamadığım nokta şurası: Kişi, hastalığından kurtulacağına, hayatta kalacağına veya zorlu görevden geri döneceğine dair nasıl söz verecek? Bu sözü yerine getirmenin garantisi var mı? Söz vermek nasıl bir şey? Söz verdiğimizde onu yeni getirmeli değil miyiz? Peki hastalıktan kurtulacağımıza ya da zorlu bir görevden geri döneceğimize nasıl söz verebiliriz?</p>



<p>Tam da bu noktada olayın seküler boyutu ortaya çıkıyor. Yukarıdaki diyalog tamamen seküler bir zihniyet veya hayat tarzını ifade ediyor. Dikkat ederseniz bu diyaloglarda Allah yok, insan var, insanın kendisi var.</p>



<p>Şayet bu diyaloglarda İslami hayat tarzı olsaydı, herhalde şöyle kurgulanmaları gerekirdi: &#8220;Bu ameliyattan sağlam çıkacağına dair bana söz ver!&#8221; &#8220;İnşallah, Allah&#8217;ın izniyle, sözüm olsun.&#8221; Aslında sözüm olsun demeye bile gerek yok. &#8220;Operasyondan sağ salim geri döneceğine bana söz ver!&#8221; &#8220;İnşallah, Allah&#8217;ın izniyle, söz veriyorum.&#8221;</p>



<p>Hayatın merkezinden Allah&#8217;ı çekip aldığınızda geriye seküler bir zihniyet, seküler bir yaşantı, seküler bir ifade tarzı kalıyor. Yukarıdaki diyaloglar da sekülerizmin yansıdığı onlarca olaydan sadece biri&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dizilerdeki-su-diyaloglar-sekulerligin-boyutunu-gozler-onune-seriyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TV’ler Kapılarını Kimlere Açar?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tvler-kapilarini-kimlere-acar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tvler-kapilarini-kimlere-acar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Erbay Eraslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Apr 2022 13:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<category><![CDATA[Yayın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18229</guid>

					<description><![CDATA[Bir zamanların İslamcı yazarı, şimdinin popüler felsefecisi Dücane Cündioğlu, Bloomberg HT kanalında Pınar Erbaş ile Ocak 2022’den bu yana “1+1=1” programını yapıyor. Her Salı 23:10’da yayınlanan ve 1 saat 45 dakika süren programın konu başlıkları arasında, “Felsefe &#8211; Din Çatışması, Fiziksiz Metafizik, Başlangıç, Hakikat ve Hurafe, Düşünce ve Eylem, Sanat ve Yaşam, Mantık ve Felsefe, İnsanı Öykülerinde Aramak ve Türkiye’de Fesefe” yer alıyor. Programın tanıtımında “Dücane Cündioğlu ile felsefeden sanata, sanattan yaşamın ilginç ayrıntılarına uzanan eşsiz bir düşünsel yolculuk&#8230;” cümlelerine yer verilmiş. Ama burada doğal olarak “yaşamın ilginç ayrıntıları” konu olarak kendine daha çok yer buluyor, yani felsefe &#8211; din ilişkileri. İnternette hangi okulu okuduğuna rastlamadığımız, 18 yaşına kadar iki defa siyasi nedenlerle hüküm giyip 4 yıl cezaevinde kaldığı (fakat hangi siyasi faaliyetlerden olduğu yazılmayan),&#160; 2005 yılına kadar başörtüsü, Kur’an çevirileri, Mehmet Akif, Türkçe ibadet, Türkçe Kur’an ve Cumhuriyet İdeolojisi gibi konularda kitaplar yazıp, İslamcı çevrelerde popüler bir kimliğe sahip olan Cündioğlu, ilerleyen dönemde eski kimliğini terk edip felsefeye ağırlık verip dini değerleri kıyasıya eleştirerek ve daha önce muhalif olduğu çevrelerin görüşlerini savunarak hızla yeni konumunu güçlendiren bir figür oldu.&#160;&#160; Acaba Dücane Cündioğlu’na, Amerikan medya ve ekonomi devi Bloomberg’in Türkiye ortağı, Ciner Yayın Holdingin bünyesinde bir ekonomi kanalı olarak yayın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir zamanların İslamcı yazarı, şimdinin popüler felsefecisi Dücane Cündioğlu, Bloomberg HT kanalında Pınar Erbaş ile Ocak 2022’den bu yana “1+1=1” programını yapıyor. Her Salı 23:10’da yayınlanan ve 1 saat 45 dakika süren programın konu başlıkları arasında, “Felsefe &#8211; Din Çatışması, Fiziksiz Metafizik, Başlangıç, Hakikat ve Hurafe, Düşünce ve Eylem, Sanat ve Yaşam, Mantık ve Felsefe, İnsanı Öykülerinde Aramak ve Türkiye’de Fesefe” yer alıyor.</p>



<p>Programın tanıtımında “Dücane Cündioğlu ile felsefeden sanata, sanattan yaşamın ilginç ayrıntılarına uzanan eşsiz bir düşünsel yolculuk&#8230;” cümlelerine yer verilmiş. Ama burada doğal olarak “yaşamın ilginç ayrıntıları” konu olarak kendine daha çok yer buluyor, yani felsefe &#8211; din ilişkileri.</p>



<p>İnternette hangi okulu okuduğuna rastlamadığımız, 18 yaşına kadar iki defa siyasi nedenlerle hüküm giyip 4 yıl cezaevinde kaldığı (fakat hangi siyasi faaliyetlerden olduğu yazılmayan),&nbsp; 2005 yılına kadar başörtüsü, Kur’an çevirileri, Mehmet Akif, Türkçe ibadet, Türkçe Kur’an ve Cumhuriyet İdeolojisi gibi konularda kitaplar yazıp, İslamcı çevrelerde popüler bir kimliğe sahip olan Cündioğlu, ilerleyen dönemde eski kimliğini terk edip felsefeye ağırlık verip dini değerleri kıyasıya eleştirerek ve daha önce muhalif olduğu çevrelerin görüşlerini savunarak hızla yeni konumunu güçlendiren bir figür oldu.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Acaba Dücane Cündioğlu’na, Amerikan medya ve ekonomi devi Bloomberg’in Türkiye ortağı, Ciner Yayın Holdingin bünyesinde bir ekonomi kanalı olarak yayın yapan Bloomberg HT’de, kendisine iki saate yakın bir süre verilmesi sırf felsefe bilgisinden, değinilen konular hakkındaki yetkinliğinden midir? Cündioğlu, 2005 öncesi kimliği ile kalsaydı bu imkana sahip olabilecek miydi?</p>



<p>Ülkemizde bir kişinin dini kimliğe sahip olmayan geleneksel medyada yer alabilmesi için, ya bulunduğu medya grubunun hükümetin yanında olduğunu ispatlayacak, doğrudan hükümet desteği yazılar yazması lazım, ya da fikir olarak Dücane Cündioğlu gibi onların düşünce dünyasına dahil olmanız lazım. Sırf İslamcı kimliğinizle elinizi kolunuzu sallayarak, bu mecrada yürümeniz mümkün görünmüyor.</p>



<p>Ekonomik işbirliği konusunda hükümet ile birlikte hareket eden fakat savunulan dünya görüşünde Ak parti seçmenine mesafeli olan sermaye çevreleri, iş kendi hayat tarzlarına geldiğinde, bildiklerini okuyarak taviz vermiyorlar. Ciner Grubu da Ak Parti hükümetleriyle sıkı işbirliği yapan sermaye gruplarından biri olarak görülüyor. DSP’de devlet Bakanlığı yapmış Hüsamettin Özkan’ın damadı olan Turgay Ciner’in şirketleri, son yirmi yılda oldukça mesafe kat etti.&nbsp; Aynı durum siyasi olarak hükümetin yanında görünen, fakat fikir olarak ayrı olan diğer medya gruplarında da söz konusu olup, yayın kuruluşları hükümet lehine zerre taviz vermiyorlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tvler-kapilarini-kimlere-acar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cinsel Münhasırlık, Aldatma ve İntiharlar: TV ve Dizilerle Yapılan Modern Zorbalık</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cinsel-munhasirlik-aldatma-ve-intiharlar-tv-ve-dizilerle-yapilan-modern-zorbalik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cinsel-munhasirlik-aldatma-ve-intiharlar-tv-ve-dizilerle-yapilan-modern-zorbalik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Jan 2022 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18030</guid>

					<description><![CDATA[Modern yaşam etiketi ile takdim edilen [karikatürize edilmiş] romantizm ve serbest cinsellik diktası her iki cinsi de mağdur ediyor. Ancak kadınlar her halükârda daha çok mağdur oluyor.  Çünkü kadınların kırılganlıkları [frajiliteleri] daha fazla. Ayrıca toplumsal cinsiyet normları da kadınların bu kırılganlıklarını artırıyor. Duygusal ve toplumsal yapı kadınların kırılganlık eşiğini [ikisi birlikte] olabildiğince düşürüyor.  İster ihbar deyin ister uyarı, günümüzde evlilik öncesi serbest cinsellik yaşayan erkeklerin hemen hepsi çok partnerlidir. Lakin her bir kadın partner, kendisini yegâne sevgili [arkadaş ve müstakbel eş adayı] olarak görüyor. Öyle olduğunu sanıyor. Bunun böyle olmadığını bir şekilde anlayınca da arzu nesnesi olarak kullanıldığını anlıyor ve büyük bir travma yaşıyor. Depresyona giriyor. Akut veya subakut intiharlar meydana gelebiliyor. Nitekim hemen her gün bunun örneklerini görüyoruz.&#160; Dünyanın her yerinde [her toplumda/kültürde], evli veya değil tüm çiftler, cinsel münhasırlık normuna sadık kalınmasını [sadakat] ister Bu norm ihlal edildiğinde geleneksel kuralları önemsemeyen çiftlerde bile ilişki bozulur ve büyük travmalar yaşanır [1,2]. Modern yaşam, romantizm ve serbest cinsellik mottosu ile [romantizm ve erotizmi] öldürdüğü gibi gençlerimizi de öldürüyor. İnternet ve TV’ler, diziler aracılığı ile bu çarka su taşıyorlar. Diziler ergenliğe giren her gencin hemen [anında] sevgili yapması gerektiğini dikta ediyor. Tüm telkinler bu yönde. Bu o kadar yaygın ve güçlü &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Modern yaşam etiketi ile takdim edilen [karikatürize edilmiş] romantizm ve serbest cinsellik diktası her iki cinsi de mağdur ediyor. Ancak kadınlar her halükârda daha çok mağdur oluyor.  Çünkü kadınların kırılganlıkları [frajiliteleri] daha fazla. Ayrıca toplumsal cinsiyet normları da kadınların bu kırılganlıklarını artırıyor. Duygusal ve toplumsal yapı kadınların kırılganlık eşiğini [ikisi birlikte] olabildiğince düşürüyor. </p>



<p>İster ihbar deyin ister uyarı, günümüzde evlilik öncesi serbest cinsellik yaşayan erkeklerin hemen hepsi çok partnerlidir. Lakin her bir kadın partner, kendisini yegâne sevgili [arkadaş ve müstakbel eş adayı] olarak görüyor. Öyle olduğunu sanıyor. Bunun böyle olmadığını bir şekilde anlayınca da arzu nesnesi olarak kullanıldığını anlıyor ve büyük bir travma yaşıyor. Depresyona giriyor. Akut veya subakut intiharlar meydana gelebiliyor. Nitekim hemen her gün bunun örneklerini görüyoruz.&nbsp;</p>



<p>Dünyanın her yerinde [her toplumda/kültürde], evli veya değil tüm çiftler, cinsel münhasırlık normuna sadık kalınmasını [sadakat] ister Bu norm ihlal edildiğinde geleneksel kuralları önemsemeyen çiftlerde bile ilişki bozulur ve büyük travmalar yaşanır [1,2].</p>



<p>Modern yaşam, romantizm ve serbest cinsellik mottosu ile [romantizm ve erotizmi] öldürdüğü gibi gençlerimizi de öldürüyor. İnternet ve TV’ler, diziler aracılığı ile bu çarka su taşıyorlar. Diziler ergenliğe giren her gencin hemen [anında] sevgili yapması gerektiğini dikta ediyor. Tüm telkinler bu yönde. Bu o kadar yaygın ve güçlü bir dikta ki hiç kimse bu konuda en ufak bir itirazda bulunamıyor. Çünkü gerici ve bağnaz diye damgalanma riski var!&nbsp;</p>



<p>Peki sonuç ne oluyor? Henüz ergenlik çatışmaları stabilleşmeyen gençler yani 15-16 yaşındaki çocuklar bile bu diktanın empoze ettiği tarzda sevgili hayatı yaşıyorlar [son vakalardan birinde 16 yaşındaki kız balkondan atlayarak intihar ediyor, 16 yaşındaki erkek ise polis tarafından son anda yakalandı].&nbsp;</p>



<p>Tabii bir de özgürlük ve ‘’kimsenin özel yaşamına karışılamaz’’ mottosu var. Doğru, karışılamaz. Ama siz karışıyorsunuz işte. Bu diktalarınız sayesinde hemen her kesimin özel hayatına karışmış oluyorsunuz. Ayrıca ateş düştüğü ocağı yakıyor, değil mi? Sizin bu mottolarınız&nbsp; evlatlarını kaybeden anne-babaların yüreklerindeki ateşi söndürebiliyor mu?</p>



<p>Bu çanağa su taşıyan kim varsa; dizilerde sürekli olarak açık ve örtük mesajlarla bu telkinleri yapanlar, senaristler, yapımcılar, reyting uğruna bunları yayınlayan TV’ler, gazeteler vs&#8230;</p>



<p>Kısaca bu modern zorbalığa çanak tutan herkes!</p>



<p>Gençlerimizin katlediyorsunuz! Evet, gençlerimizin bir kısmını gerçekten, çoğunu da ruhen katlediyorsunuz!</p>



<p>Gençlerimizi elimizden alıyorsunuz! Evimizdeki konukları almaya gelen Lut kavminin zorbaları gibisiniz [29/29]. Lakin zorbalıklarınız o kadar ustaca ve sofistike ki, kimse sizin yolları kestiğinizi ve eşkiyalık yaptığınızı fark edemiyor!</p>



<p>Keşke size karşı bir gücümüz olsa!</p>



<p>1-Previti D, Amato PR. Is infidelity a cause or a consequence of poor marital quality? Journal of Social and Personal Relationships, 2004;21, 217-30.</p>



<p>2-Nock SL. Marriage in men’s lives. New York: Oxford University Press, 1998, s.22</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cinsel-munhasirlik-aldatma-ve-intiharlar-tv-ve-dizilerle-yapilan-modern-zorbalik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki Dizi, İki Aile, İki Dünya</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/iki-dizi-iki-aile-iki-dunya/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/iki-dizi-iki-aile-iki-dunya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet BELENKUYU]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jan 2022 09:39:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[Öneri]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<category><![CDATA[Yorum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17999</guid>

					<description><![CDATA[Biri 20. Yüzyılın ilk yarsında İngiltere&#8217;de yaşamış Çingene mafyası reisi Thomas &#8220;Tommy&#8221; Shelby&#8217; nin ailesi etrafında dönen olayları anlatan &#8220;Peaky Blinders&#8221; dizisi. Diğeri 16. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda yaşamış Midilli Fatihi sipahi Yakup Ağa&#8217;nın oğulları Oruç, İlyas, İshak ve Hızır&#8217;ın hayatını anlatan, &#8220;Barbaroslar: Akdeniz&#8217;in Kılıcı&#8221; dizisi. Peaky Blinders dizisinde, parasını kumar, içki, uyuşturucu ve haraçtan kazanan kardeşlerin, politikaya da el atıp gizlice İngiltere başbakanı Winston Churchill ile görüşerek, muhalif işçi partisine sızarak onları başarısızlığa uğratması ve karmaşık ilişkileri ele alınıyor. Barbaroslar: Akdeniz&#8217;in Kılıcı&#8217;nda ise babalarının mirasına sahip çıkan ve Akdeniz&#8217;de serbest deniz ticareti yapan kardeşlerin, Osmanlı ile anlaşarak Akdeniz&#8217;i batılı tüccar ve istilacı korsanların kontrolünden kurtararak, Osmanlı ve İslam&#8217;ın hizmetine sunma mücadelesi anlatılıyor. Peaky Blinders dizisinde, kişisel çıkar, hırs ön plana alınıp, her yol mubah görülüp, daha az ahlaki tutum ve bireycilik işlenirken, Barbaroslar kardeşlerde daha yüce amaçlar ön plana alınıp, daha ahlaki bir yapı kurgulanıp, kişisel çıkarlar arka plana atılarak toplumcu bir mesaj veriliyor. Peaky Blinders dizisi bir devlet kanalı BBC&#8217;de, Barbaroslar: Akdeniz&#8217;in Kılıcı da yine bir devlet kanalı TRT de yayınlanıyor. Böylece ülkeler kendi toplumuna bu hayat tarzlarını örnek göstermiş oluyor. İşte Doğu, işte Batı ve tavsiye edilen hayat tarzı ile dünya anlayışı. Fakat bu kadar açık ve kesinliğe &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Biri 20. Yüzyılın ilk yarsında İngiltere&#8217;de yaşamış Çingene mafyası reisi Thomas &#8220;Tommy&#8221; Shelby&#8217; nin ailesi etrafında dönen olayları anlatan &#8220;Peaky Blinders&#8221; dizisi.</p>



<p>Diğeri 16. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda yaşamış Midilli Fatihi sipahi Yakup Ağa&#8217;nın oğulları Oruç, İlyas, İshak ve Hızır&#8217;ın hayatını anlatan, &#8220;Barbaroslar: Akdeniz&#8217;in Kılıcı&#8221; dizisi.</p>



<p>Peaky Blinders dizisinde, parasını kumar, içki, uyuşturucu ve haraçtan kazanan kardeşlerin, politikaya da el atıp gizlice İngiltere başbakanı Winston Churchill ile görüşerek, muhalif işçi partisine sızarak onları başarısızlığa uğratması ve karmaşık ilişkileri ele alınıyor.</p>



<p>Barbaroslar: Akdeniz&#8217;in Kılıcı&#8217;nda ise babalarının mirasına sahip çıkan ve Akdeniz&#8217;de serbest deniz ticareti yapan kardeşlerin, Osmanlı ile anlaşarak Akdeniz&#8217;i batılı tüccar ve istilacı korsanların kontrolünden kurtararak, Osmanlı ve İslam&#8217;ın hizmetine sunma mücadelesi anlatılıyor.</p>



<p>Peaky Blinders dizisinde, kişisel çıkar, hırs ön plana alınıp, her yol mubah görülüp, daha az ahlaki tutum ve bireycilik işlenirken, Barbaroslar kardeşlerde daha yüce amaçlar ön plana alınıp, daha ahlaki bir yapı kurgulanıp, kişisel çıkarlar arka plana atılarak toplumcu bir mesaj veriliyor.</p>



<p>Peaky Blinders dizisi bir devlet kanalı BBC&#8217;de, Barbaroslar: Akdeniz&#8217;in Kılıcı da yine bir devlet kanalı TRT de yayınlanıyor.</p>



<p>Böylece ülkeler kendi toplumuna bu hayat tarzlarını örnek göstermiş oluyor. İşte Doğu, işte Batı ve tavsiye edilen hayat tarzı ile dünya anlayışı.</p>



<p>Fakat bu kadar açık ve kesinliğe rağmen, batılı eğitim anlayışından geçirilmiş ve batıya hayran yetiştirilmiş TÜRK gençleri, yana yakıla Peaky Blinders&#8217;ı izler de, Barbaroslar: Akdeniz&#8217;in Kılıcı&#8217;nı izlemez, görse de burun kıvırır. Hatta bir kısmı da bunu hükümete muhalif olduğu için yapar.</p>



<p>Ne diyelim? Nasibinde yoksa, elindeki incinin farkına varamazsın.</p>



<p>NOT: Her iki diziyi de çocuklara ve geçlere tavsiye etmem. &#8220;Peaky Blinders&#8221; cinsellik, kötü örnek ve aşırı şiddet; &#8220;Barbaroslar: Akdeniz&#8217;in Kılıcının da savaş sahneleri aşırı şiddet içeriyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/iki-dizi-iki-aile-iki-dunya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşı Karşıtı Gazeteci ve Televizyonculara Çağrı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/asi-karsiti-gazeteci-ve-televizyonculara-cagri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/asi-karsiti-gazeteci-ve-televizyonculara-cagri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Aug 2021 08:43:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Aşı]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17605</guid>

					<description><![CDATA[Covid-19 aşıları ile ilgili konuşması gereken doktorlar öncelikli olarak immünolog, virolog, mikrobiyolog ve enfeksiyon hastalıkları uzmanlarıdır. Ancak görüyorum ki uzmanlığı bu alanlar haricinde olan aşı karşıtı bazı doktorların [tıbbi araştırmalara dayanmayan mesnetsiz] açıklamalarını kullanıyor ve aşı karşıtı kampanyalar yapıyorsunuz. O halde size bir çağrım var; Dilediğiniz aşı karşıtı doktor ile karşılıklı olarak programlarınızda tartışmaya ve tüm sorularınızı cevaplamaya hazırım. Sadece iki şartım var; 1)Canlı yayın olacak, 2)Her iki tarafa eşit konuşma hakkı verilecek. Bu iki şartı yerine getirmeniz halinde dilediğiniz sürede program yapabilir, dilediğiniz soruyu sorabilirsiniz. Bir üroloji uzmanı olarak bu iş bana kalmamalı idi, ama madem ki siz alan dışı tabiplere itibar ediyorsunuz, [Ebu Hanife’ye isnad edilen ‘’hüm rical nehnu rical/onlar adamsa biz de adamız’’ sözünden ilhamla] onlar tabip ise biz de tabibiz. Açın programınızı bize tartışalım. Bu çağrıyı niye yapıyorum? Bayram vesilesi ile gittiğim ve 2 hafta kaldığım memleketimde şunu gördüm.&#160; Ne söylerseniz söyleyin, hangi delili getirirseniz getirin, sizi dinlemeyen ve adeta gözünü-kulağını kapatan bir aşı karşıtı grup var, bu doğru. Ve ne yazık ki bunlara karşı yapılabilecek pek bir şey de yok gibi. Lakin aşı karşıtı olmayıp söylentiler ve komplo teorileri nedeniyle tereddüt içinde kalanlar da var. Hem de hiç azımsanmayacak kadar çok. Bunlara anlayabilecekleri şekilde açıklamalar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Covid-19 aşıları ile ilgili konuşması gereken doktorlar öncelikli olarak immünolog, virolog, mikrobiyolog ve enfeksiyon hastalıkları uzmanlarıdır. Ancak görüyorum ki uzmanlığı bu alanlar haricinde olan aşı karşıtı bazı doktorların [tıbbi araştırmalara dayanmayan mesnetsiz] açıklamalarını kullanıyor ve aşı karşıtı kampanyalar yapıyorsunuz.</p>



<p>O halde size bir çağrım var;</p>



<p>Dilediğiniz aşı karşıtı doktor ile karşılıklı olarak programlarınızda tartışmaya ve tüm sorularınızı cevaplamaya hazırım. Sadece iki şartım var;</p>



<p>1)Canlı yayın olacak,</p>



<p>2)Her iki tarafa eşit konuşma hakkı verilecek.</p>



<p>Bu iki şartı yerine getirmeniz halinde dilediğiniz sürede program yapabilir, dilediğiniz soruyu sorabilirsiniz.</p>



<p>Bir üroloji uzmanı olarak bu iş bana kalmamalı idi, ama madem ki siz alan dışı tabiplere itibar ediyorsunuz, [Ebu Hanife’ye isnad edilen ‘’hüm rical nehnu rical/onlar adamsa biz de adamız’’ sözünden ilhamla] onlar tabip ise biz de tabibiz. Açın programınızı bize tartışalım.</p>



<p>Bu çağrıyı niye yapıyorum?</p>



<p>Bayram vesilesi ile gittiğim ve 2 hafta kaldığım memleketimde şunu gördüm.&nbsp; Ne söylerseniz söyleyin, hangi delili getirirseniz getirin, sizi dinlemeyen ve adeta gözünü-kulağını kapatan bir aşı karşıtı grup var, bu doğru. Ve ne yazık ki bunlara karşı yapılabilecek pek bir şey de yok gibi. Lakin aşı karşıtı olmayıp söylentiler ve komplo teorileri nedeniyle tereddüt içinde kalanlar da var. Hem de hiç azımsanmayacak kadar çok. Bunlara anlayabilecekleri şekilde açıklamalar yapınca ikna oluyor ve aşılarını yaptırıyorlar. Bu şekilde ikna ettiğim pek çok akrabam oldu.</p>



<p>Biz bilim insanları olarak bir hata yaptık/yapıyoruz. Aşı karşıtı söylemleri ve komploları [teknik gerekçelerden yoksun oldukları için] saçma sapan görüşler diye küçümsedik, ‘’cevaplamaya bile değmez’’ dedik ve dikkate almadık. Çünkü bize göre [teknik olarak] gerçekten de saçma-sapan bilgilerdi. Ama halkın bir bölümü bizim gibi teknik bilgiye sahip olmadığı için olayı böyle görmüyor. Kafası karışıyor ve ‘’acaba’’ diyor. Ve ne yazık ki [bitkisel ürün pazarlayan, kitabını tanıtan, muayenehanesini düşünen veya bu yolla meşhur olmak isteyen] bazı doktorların mesnetsiz açıklamaları da olayı körüklüyor.</p>



<p>Bu işi hafife almamalı, dile getirilen tüm komploları/iddiaları halkın anlayacağı şekilde [tane tane] izah etmeliyiz. Eğer bu iş bana kaldı ise ben hazırım.</p>



<p>Not: Ben bu isimlerin hepsini bilmiyorum, varsa bildiginiz diğer isimleri de etiketleyerek paylaşabilirsiniz.</p>



<p>#cemilbarlas</p>



<p>#melihaltinok</p>



<p>#ahmetrasimkucukusta</p>



<p>#adilipak</p>



<p>#bilgehanbilge</p>



<p>#serhatfındık</p>



<p>#umitaktas</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/asi-karsiti-gazeteci-ve-televizyonculara-cagri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baba Kokusu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/baba-kokusu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/baba-kokusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 May 2021 08:32:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17327</guid>

					<description><![CDATA[İnsan denilen kamil varlığın hayatında her dönemin ayrı bir anlamı ve her yaşın farklı bir güzelliği vardır muhakkak. İnsanın ömrünün bölümlerini Mevsimler misali diye yorumlayabiliriz. Bu dünyada Anne Rahminden Kabre kadar süren bir yolculuk. Kimi zaman düşüp hüzün denizlerinde boğulmaktan kurtulup yeniden ayağa kalkıp yürüdüğümüz uzun ince bir yol hikayesi. Çocukluğunu doyasıya yaşamadan genç olup kaşla göz arasında baba olmuş erkek çocuklarının son hikayesidir Baba olmak. Rabbinin kısmet ettiği bir imkân veya lütuf olarak&#160; kabul edebiliriz. Sözüm Âlemlerin Sultanı iki cihan serveri efendimiz Hz. Muhammed S.A kaderini yaşayan baba sevgisinden mahrum kalmış kardeşlerimize değil. Onlardan peşin peşin özür dilemek istiyorum! İnancımız ve kültürümüz bunu gerektirir. Yüreği İman dolu Babalarımız, asla babasız çocukların yanında bizleri sevip kucaklarına almadılar. Öksüz ve Yetimler her daim başımızın tacı oldular. Olması gerektiği gibi! Bugünkü yazımın ilham kaynağı TRT 1&#8217;de Cumartesi akşamları yayınlanan &#8220;Gönül Dağı&#8221; isimli dizi film oldu. Ailece İzlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Her sahnesi âdeta bir ders niteliğinde. Bir adım ileri gidiyorum Milli Eğitim Bakanlığının izlenmesini tavsiye etmesi gereken bir eser diyorum. Emin olun haftalarca sınıfta anlatamadığımız kavramları sadece bir bölümde insanlarımıza aktarmak mümkün diyebilirim. Baba kokusu filmde yıllarca babasına küs yaşamış bir kızın duygu dünyasını anlatıyor. Bizlerin henüz hayatta iken kıymetini bilemediğimiz annelerimizin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsan denilen kamil varlığın hayatında her dönemin ayrı bir anlamı ve her yaşın farklı bir güzelliği vardır muhakkak.</p>



<p>İnsanın ömrünün bölümlerini Mevsimler misali diye yorumlayabiliriz. Bu dünyada Anne Rahminden Kabre kadar süren bir yolculuk. Kimi zaman düşüp hüzün denizlerinde boğulmaktan kurtulup yeniden ayağa kalkıp yürüdüğümüz uzun ince bir yol hikayesi.</p>



<p>Çocukluğunu doyasıya yaşamadan genç olup kaşla göz arasında baba olmuş erkek çocuklarının son hikayesidir Baba olmak. Rabbinin kısmet ettiği bir imkân veya lütuf olarak&nbsp; kabul edebiliriz.</p>



<p>Sözüm Âlemlerin Sultanı iki cihan serveri efendimiz Hz. Muhammed S.A kaderini yaşayan baba sevgisinden mahrum kalmış kardeşlerimize değil. Onlardan peşin peşin özür dilemek istiyorum! İnancımız ve kültürümüz bunu gerektirir.</p>



<p>Yüreği İman dolu Babalarımız, asla babasız çocukların yanında bizleri sevip kucaklarına almadılar. Öksüz ve Yetimler her daim başımızın tacı oldular. Olması gerektiği gibi!</p>



<p>Bugünkü yazımın ilham kaynağı TRT 1&#8217;de Cumartesi akşamları yayınlanan &#8220;Gönül Dağı&#8221; isimli dizi film oldu. Ailece İzlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Her sahnesi âdeta bir ders niteliğinde. Bir adım ileri gidiyorum Milli Eğitim Bakanlığının izlenmesini tavsiye etmesi gereken bir eser diyorum. Emin olun haftalarca sınıfta anlatamadığımız kavramları sadece bir bölümde insanlarımıza aktarmak mümkün diyebilirim.</p>



<p>Baba kokusu filmde yıllarca babasına küs yaşamış bir kızın duygu dünyasını anlatıyor. Bizlerin henüz hayatta iken kıymetini bilemediğimiz annelerimizin ve babalarımızın aslında ne denli kıymetli olduklarını hatırlatıyor. Kusura bakmayın ama sadece 365 gün içinden bir gün seçip Anneler ve Babalar günü olarak kutlamak deyim yerinde ise Günah Çıkarmak gibi bir kutlama oluyor.</p>



<p>Bizleri dokuz ay karnında, sonrasında yüreğinde taşıyan Cennet Müjdecisi Annelerimizle bizleri bir ömür sırtında taşıyan Babalarımızı 1 güne sığdırmak en hafifinden insafsızca bir yaklaşım olur.</p>



<p>Hani hep konuşulur ya &#8220;Evlat Kokusu&#8221; diye! Peki siz hiç &#8220;Baba Kokusu&#8221; nedir duydunuz mu? Muhakkak ki hepimizin evlatları dünyanın en güzel çiçeklerinden daha güzel kokar dahası Cennetteki İrem Bahçeleri ile eşdeğer görürüz.</p>



<p>Oysa &#8220;Baba Kokusu&#8221; öyle midir! Yorgun bir savaşçı misali heybetli bir bedendir. Kurak topraklar misali Nasır tutmuş ellerinin saçınıza, yanağınıza dokunuşu sizi dünyanın en mutlusu yapar. Ya da açlık kokan dudaklarıyla alnınıza kondurulan bir buse. Var mı yeryüzünde bundan daha değerli bir hediye?</p>



<p>Ne kadar büyümüş olursanız olun siz onun Aslan Oğlusunuzdur! Belki de çocuklarınız boyunuz kadar olmuştur. Hatta dede bile olmuş olabilirsiniz. Bu söyleyeceğim ifade sizlere ağır gelebilir ama gerçek tamda bu cümlede gizlidir.</p>



<p>&#8220;Babanız hayatta ise siz henüz Baba olmamışsınızdır.&#8221;</p>



<p>Yakın zamanlarda Babalarını Hakkın Rahmetine uğurlayan kardeşlerime söylediğim gibi.</p>



<p>Ne kadar büyürseniz büyüyün sizler ancak Babanız vefat ettikten sonra Baba oluyorsunuz! Bu inkar edilmeyecek bir gerçek. Babanız varken sizin Babalığınız sadece kimlik üzerinde kalıyor. Ne zamanki başınız dara düştüğünde danışacak bir insan arıyorsunuz ve bulamıyorsunuz o vakit anlıyorsunuz ki artık sizde &#8220;Baba&#8221; olmuşsunuz.</p>



<p>Hayat bu gerçeği tüm acımasızlığı ile yüzünüze vuruyor. Tıpkı saçınıza düşen ilk kar tanesi misali. Belki de o vakit büyümenin çok fazla güzel bir husus olmadığını düşünmeye&nbsp; başlıyorsunuz. Hep çocuk kalma hayalleri kaplıyor dört bir yanınızı.</p>



<p>Bu vesileyle Hakkın Rahmetine kavuşmuş cümle babalarımıza Cenabı Allah&#8217;tan Rahmet diliyorum. Rabbim bizleri de rahmetiyle anılan kullarından eylesin inşallah.</p>



<p>Kimisi arabasının ardına kimisi gönlüne &#8220;Babam Sağ olsun&#8221; yazdırır. İhtiyar Anne-Baba ile yaşlanan kullar Allah katında mükafat sahibidirler. Çoğu vakit Cenabı Allah o mübarek yaşlıların yüzü suyu hürmetine bizlere merhamet eder. Yaşlılar bulundukları hanelere zenginlik ve bereket getirirler.</p>



<p>Bu yüzden Babanız henüz hayatta iken Evlat olmanın kıymetini bilin. Yok Babanız vefat etmiş ise Evlatlarınıza&nbsp; Babalık etmenin kıymetini bilin derim.</p>



<p>Sevdiklerimize henüz hayatta ve yanımızda iken muhabbet göstermek en büyük zenginliktir.</p>



<p>Lütfen Üç Günlük Dünyamızı Üç Otuz Paraya Feda Etmeyelim.</p>



<p>Rabbim bizleri bu güzelliklerden mahrum ve uzak eylemesin inşallah.</p>



<p>Selâm ve dua ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/baba-kokusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bol İhanet Soslu TV Dizileri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bol-ihanet-soslu-tv-dizileri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bol-ihanet-soslu-tv-dizileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 May 2021 07:57:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İhanet]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17294</guid>

					<description><![CDATA[Pandeminin bana olan en büyük etkisi dizikolik yapması oldu.Kitap oku, face e gir, bir şeyler yaz, ev işlerine takıl, &#8216;geçmiyor günler geçmiyor&#8217;. Akşamları da dizilere takılıyorum.Gerçi aynı sahneleri tekrar tekrar gösteriyor, bolca reklam enjekte ediyor, bir sürü saçmalık barındırıyor ama olsun. Oyalıyor işte.Fakat dikkatimi çeken bir husus var. İhanet. Özellikle tarihi dizilerde boca ihanet var. Hiç ummadığınız karakterler birden &#8216;hain&#8217; kesiliyor. Hainler nadim oluyor. Sonra tekrar ihanet ediyor. Devletin düşmanlarıyla işbirliğine gidiyor. Bütün bunları sırf kişisel menfaat ya da iktidar hırsı yüzünden ya da şantaja uğradıklarında yapıyorlar.Dün akşam Uyanış Büyük Selçuklu izledim. Sulta&#8217;nın kardeşi hain, ikinci veziri hain, dahası hatunu hain. Bunlar iktidar mücadelesi uğruna devletin en azılı düşmanlarıyla bile gözlerini kırpmadan işbirliği yapıyor, insana özgü &#8216;temiz&#8217; hasletleri ayaklar altına alıp çiğniyor. Bakıyorum tarihte böyle mi olmuş; pek alakası yok. Dizide İsmâilîlerle işbirliği yapan Tacülmülk, Nizamülmülk bunlar tarafından suikasta uğrayınca onun yerine getirilmiş. Bir hain nasıl olur da bu kadar itibar sahibi olabilir? Elbette diziler, önü sonu dizidir, tarihe uyumlu olmak zorunda değildir. Ama kale boş diye arkanı dönüp de şut atmak da olmuyor.Fakat buna rağmen ben iktidar mücadelesinde ihanetin bolca olduğunu düşünen biriyim. Günümüzde de yok mu bu. Döviz ve pandemi vakaları yükseldikçe zil çalıp oynayacak bir sürü şirazesinden &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Pandeminin bana olan en büyük etkisi dizikolik yapması oldu.<br>Kitap oku, face e gir, bir şeyler yaz, ev işlerine takıl, &#8216;geçmiyor günler geçmiyor&#8217;.</p>



<p><br>Akşamları da dizilere takılıyorum.<br>Gerçi aynı sahneleri tekrar tekrar gösteriyor, bolca reklam enjekte ediyor, bir sürü saçmalık barındırıyor ama olsun. Oyalıyor işte.<br>Fakat dikkatimi çeken bir husus var. İhanet.</p>



<p><br>Özellikle tarihi dizilerde boca ihanet var. Hiç ummadığınız karakterler birden &#8216;hain&#8217; kesiliyor. Hainler nadim oluyor. Sonra tekrar ihanet ediyor. Devletin düşmanlarıyla işbirliğine gidiyor. Bütün bunları sırf kişisel menfaat ya da iktidar hırsı yüzünden ya da şantaja uğradıklarında yapıyorlar.<br>Dün akşam Uyanış Büyük Selçuklu izledim. Sulta&#8217;nın kardeşi hain, ikinci veziri hain, dahası hatunu hain. Bunlar iktidar mücadelesi uğruna devletin en azılı düşmanlarıyla bile gözlerini kırpmadan işbirliği yapıyor, insana özgü &#8216;temiz&#8217; hasletleri ayaklar altına alıp çiğniyor.</p>



<p><br>Bakıyorum tarihte böyle mi olmuş; pek alakası yok. Dizide İsmâilîlerle işbirliği yapan Tacülmülk, Nizamülmülk bunlar tarafından suikasta uğrayınca onun yerine getirilmiş. Bir hain nasıl olur da bu kadar itibar sahibi olabilir?</p>



<p><br>Elbette diziler, önü sonu dizidir, tarihe uyumlu olmak zorunda değildir. Ama kale boş diye arkanı dönüp de şut atmak da olmuyor.<br>Fakat buna rağmen ben iktidar mücadelesinde ihanetin bolca olduğunu düşünen biriyim. Günümüzde de yok mu bu. Döviz ve pandemi vakaları yükseldikçe zil çalıp oynayacak bir sürü şirazesinden çıkmış var. Biden&#8217;a biat etmeye hazırlar var.</p>



<p><br>Ta Muhteşem Yüzyıl&#8217;dan bu yana izlediğim dizilerde o kadar çok ihanet izledim ki, bunların %10 u gerçek olsa bizim tarihimiz ne kadar çok ihanet görmüş diyorum.</p>



<p><br>Buna bakınca günümüzde de bu yola sapanları mazur göresim geliyor. Hainlerin görevi ihanet etmek. Devletini milletini düşünenlerinki ise hem buna karşı, hem de ülkeyi tehdit eden düşmanlara karşı mücadele etmek. Bu ikisi etle tırnak gibi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bol-ihanet-soslu-tv-dizileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
