<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkmenler &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/turkmenler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Sep 2019 09:43:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.7</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Türkmenler &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Toprak, Terör, Türkmen Yahut Suriye Çıkmazı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/toprak-teror-turkmen-yahut-suriye-cikmazi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/toprak-teror-turkmen-yahut-suriye-cikmazi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Sep 2019 09:43:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Terör]]></category>
		<category><![CDATA[Türkmenler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12585</guid>

					<description><![CDATA[Suriye’deki gelişmeler ülkemizin milli güvenlik hassasiyetleriyle çevrelenerek devam ediyor. ABD ve Rusya arasında kurulan dengeyi bozma yolunda düvel-i muazzama kendi lehine ve aleyhimize işleyecek hamlelerle, dayatmalar bağlamında siyaset takip ediyor. Fırat’ın doğusu ve batısındaki çekiştirme suretiyle Suriye’nin kuzeyi ve bizim güney sınırımızda gelişmeler kaotik bir biçimde devam ediyor; İdlib ile Fırat’ın doğusuna sıkıştırılan mesele ülkemiz adına bir sıkışmayı doğurmakta… Burada toprak ve teröre dair aktörlerin sübjektif bakışları ve tavırları çekişmeyi içinden çıkılmaz hale getiriyor. Peki, bu işten çıkış için iç ve dış dinamiklerimiz hangi bağlamlar dâhilinde yönetilmeli yahut hangi diplomatik derinleşmeler bizi bu karanlık kuyuda yeniden aktif söz sahibi hale dönüştürebilir? Bunlardan ilki sanırım tüm muhatapların iştirak ettiği Suriye’nin toprak bütünlüğü tezi üzerinden Fırat’ın doğusu ve batısında bu bütünlüğü bozucu tüm unsurların dışlanması gereği üzerinden hareket etmektir ki bu etnik yahut mezhebi temelli itirazlardan daha geniş bir yola çıkmamızı sağlayabilir. Zira düvel-i muazzamanın vekaletçisi olan etnik yahut mezhepçi tüm grupların, sosyolojik temerküz girişimlerinin Suriye’nin toprak bütünlüğü ilkesine mugayir olduğu söylemi üzerinden güney sınırımızdaki siyasi ve sosyolojik fitneye karşı itiraz hakkımız daha etkin ve meşru bir zemine taşınabilir. Buradaki toprak bütünlüğü söylemi devlet altı aktörlerin bölgedeki toprak çevirme, silahlanma ve devletimsi yapılar oluşturarak vekâlet savaşı vermesini İran ve Rusya gibi muhataplarımız &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Suriye’deki gelişmeler ülkemizin milli güvenlik hassasiyetleriyle çevrelenerek devam ediyor. ABD ve Rusya arasında kurulan dengeyi bozma yolunda düvel-i muazzama kendi lehine ve aleyhimize işleyecek hamlelerle, dayatmalar bağlamında siyaset takip ediyor. Fırat’ın doğusu ve batısındaki çekiştirme suretiyle Suriye’nin kuzeyi ve bizim güney sınırımızda gelişmeler kaotik bir biçimde devam ediyor; İdlib ile Fırat’ın doğusuna sıkıştırılan mesele ülkemiz adına bir sıkışmayı doğurmakta… Burada toprak ve teröre dair aktörlerin sübjektif bakışları ve tavırları çekişmeyi içinden çıkılmaz hale getiriyor.</p>
<p>Peki, bu işten çıkış için iç ve dış dinamiklerimiz hangi bağlamlar dâhilinde yönetilmeli yahut hangi diplomatik derinleşmeler bizi bu karanlık kuyuda yeniden aktif söz sahibi hale dönüştürebilir?</p>
<p>Bunlardan ilki sanırım tüm muhatapların iştirak ettiği Suriye’nin toprak bütünlüğü tezi üzerinden Fırat’ın doğusu ve batısında bu bütünlüğü bozucu tüm unsurların dışlanması gereği üzerinden hareket etmektir ki bu etnik yahut mezhebi temelli itirazlardan daha geniş bir yola çıkmamızı sağlayabilir. Zira düvel-i muazzamanın vekaletçisi olan etnik yahut mezhepçi tüm grupların, sosyolojik temerküz girişimlerinin Suriye’nin toprak bütünlüğü ilkesine mugayir olduğu söylemi üzerinden güney sınırımızdaki siyasi ve sosyolojik fitneye karşı itiraz hakkımız daha etkin ve meşru bir zemine taşınabilir. Buradaki toprak bütünlüğü söylemi devlet altı aktörlerin bölgedeki toprak çevirme, silahlanma ve devletimsi yapılar oluşturarak vekâlet savaşı vermesini İran ve Rusya gibi muhataplarımız ve ABD gibi müttefiklerimiz nezdinde bize bir söylem üstünlüğü de sağlayabilir. Bunun umumi bir ilke haline getirip ülkenin meşru sınırları içindeki tüm yabancı üs teşkili, bir unsurun dengesiz desteklenmesi ve toprak bütünlüğünü bozacak şekilde desteklenmemesini bir ilke haline getirmek kurduğumuz asimetrik dengeye karşı Fırat’ın doğu ve batısındaki çekiştirmeye karşı bir nefes aldırma olabilir. ABD, PYD üzerinden olduğu kadar Suriye’nin toprak bütünlüğünün ihlal edilmesine Fırat’ın doğusunda imkân tanımakla da eleştirilmelidir. Rusya içinse tam tersi diğer yönde benzer eleştiriler söz konusu olabilir.</p>
<p>Bu ilk ilkeyi destekleyecek ikinci mesele ise Suriye’de terör ve terörist kavramının kapsamını tanımlamak ve bunun toprak bütünlüğü bağlamında nasıl bir ihlale yol açtığı üzerinden herkesin bahsettiği ama mefhumunu kendince tanımladığı terör meselesi üzerinden konuyu dürtüklemek olacaktır. Bütün muhataplarımız rejim dâhil ülkede terör ve teröristten bahsediyor ama herkesin terörist kendince ve kendi maslahatına göre tanımlanmış durumda. İşin daha kötüsü Fırat’ın doğusunda Türkiye hariç terörist gören yok! DAEŞ bahaneli ve cihatçılar sebepli terör söylemleri içinde silahlandırılan bir unsurun toprak bütünlüğü açısından ne mana ifade ettiği; bir terör örgütünün armaları, bayrakları ve dış bir gücün silahlandırması ile Suriye sınırları için ülke içinde bir iç ülke oluşturmasının manası sorgulanmalıdır.</p>
<p>Terör kavramı içine Suriye özelinde her türlü sosyolojik; demografik ve coğrafi dönüştürme ve bu yoldaki zorbalığın eklenmesi zorunludur. Bu bakımdan Suriye’de terör kavramının değerlendirilmesi üzerinden mesele irdelenerek muhataplarımızın çelişkisi kendilerine gösterilebilir. İkame edilmek istenen etnik ve mezhepçi vekâlet devletimsileri ile toprak bütünlüğünün bozularak sosyolojik dönüştürme teşebbüsü başlı başına bir terör eylemidir. Sınırlarımızda bugün göç ve göçmenler üzerinden de benzer bir sosyolojik duvar örülmek istenmektedir. Suriye’deki ateş bu yolla ülkemizin içine akıtılarak Fırat’ın doğusu ve batısındaki oyunun faturası sınırlarımız içinde kesilmek istenmektedir.</p>
<p>Türkiye göç ve göçmenler meselesi üzerinden bölge ve uluslararası topluma toprak bütünlüğünü zedeleyen terör mağduru göçmenler söylemi üzerinden özellikle Fırat’ın doğusu hususunda terör ve insani mağduriyetler üzerinden ataklar yapmayı düşünebilir. Kurulması muhtemel güvenli bölge? Söz konusu olursa buranın acilen ülkemizde bulunan göçmen sığınmacılarla doldurulması ve böylece demografik faşizm ve terör koridoru planına sosyolojik bir duvar örülmelidir. Değilse bu bölge kimden neyi ayıracak ya da koruyacaktır?</p>
<p>Batı yahut Doğulu işgalciler tarih boyunca bölgemizi vekâlet devletçikleri kurarak yönetmeye çalıştırlar. Bunun en güzel örneği Haçlı saldırıları sırasın Sis merkezli kurdurulan Ermeni Baronluğu’dur ki sonrada kral unvanı da alacak olan bu siyasi yapı ile bölge güçlerine karşı Haçlıların ve Moğolların destek ve ittifak içine girdiği unutulmamalıdır. Geçmişteki bu alışkanlık hem lojistik imkânlar hem yerli unsurları kullanmak, hem bölgede istikrarsızlık oluşturan bir unsura dayanarak bölge ve küredeki amaçlarını gerçekleştirme alışkanlığının değişmeden devam ettiği göz ardı edilmemelidir. Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeler de bundan farklı bir zihin donanımına sahip değildir. Buna ilave Doğu Akdeniz’deki gelişmeler de bunlardan bağımsız değildir. 14. asır İslam dünyasının Osmanlılar, Batı Akdeniz Beylikleri ve Memlûkler cihetinde yeni bir Haçlı dalgasına muhatap olduğu zaman dilimidir. Bu süreçte Suriye’ye ve bu cümleden Doğu Akdeniz’e vaki saldırılar bu cümleden ve bütünlük içinde görülmelidir. Fransa Kralı VI. Philip’in liderliğini üstleneceği bu seferlerin ruhuna dair pek çok proje ve sefer planı bulunur. Bunlardan en ilgi çekenlerinden biri Marino Sanuto Torselleo’nun ortaya koyduğudur. “Haçlıların Doğu Akdeniz’deki son dayanak noktası olan Akka’nın, 1291 yılında Memlûk ordusu tarafından zaptedilmesi, beklenmedik bir sonuç olmamakla birlikte Hıristiyan Batı’da büyük yankı uyandırmıştır. Akka’nın düşüşünden 1336 yılında Fransa Kralı VI. Philippe’nin Haçlı Seferi projesine kadar geçen dönemde, kraliyet ailesine mensup kişilerden tacirlere, diplomatlardan din adamlarına ve asker kökenli kişilere kadar farklı yazar grupları tarafından Kutsal Toprakların yeniden ele geçirilmesi için birçok plan, proje ve teklif metni kaleme alınmıştır. Başlangıçta “kâfir Müslümanların” toprağı Mısır ile “sapkın Hıristiyanların” başkenti İstanbul’un işgali ve akabinde Kutsal Toprakların zaptının hedeflendiği bu projeler, XIV. yüzyılın birinci çeyreğinden itibaren Batı Anadolu’daki denizci Türkmen beyliklerinin, Ege’deki Latin çıkarlarına karşı oluşturduğu tehlikenin tehdit algılamasında birinci sıraya yükselmesiyle hedef değiştirerek, Türklere karşı Haçlı Donanma İttifakları tesis edilmesi çabalarına dönüşmüştür. Tipik Haçlı söylemci bir kolaycılığa kaçmadan tarihle düşünen bir bilinç ve zihin inşası için bugünden düne dünden yarına bakabilirsek sıkıştığım sorunlardan çıkmanın yollarını arar ve bulabiliriz. Bu tarih vurgusu değişmeyen bir zihin ve hareket pratiğini anlamak ve görmek için bu yolda ortaya kondu. Bugün, Suriye ve Doğu Akdeniz üzerinden bölgede benzer bir akılla tanzim çabaları söz konusudur.</p>
<p>Suriye’de herkes toprak bütünlüğünü savunuyor ve herkes teröre karşı lakin tüm bu karşıtlıklar içinde Türkiye aleyhine tüm gelişmelerde sanki herkes müttefik. Ah mine’l-garaib… Suriye’de Türkmenler mi vardı, hatırlıyor muyuz acaba? Oğuz’u unuttuğumuz her yerde bir boşluğu yaşıyor gibiyiz. Sınırlarımızı silahlar, askerlerimizle olduğu kadar sosyolojimizle de korumalıyız! Bu bölgede mazide böyle var olduk müstakbel de bunu bekler!<br />
Vesselam</p>
<p>Altan ÇETİN / tasam.org</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/toprak-teror-turkmen-yahut-suriye-cikmazi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkmenler Ne İstiyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkmenler-ne-istiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceyhun BOZKURT]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 Dec 2017 21:22:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kuzey Irak]]></category>
		<category><![CDATA[4. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Ceyhun Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Türkmenler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1467</guid>

					<description><![CDATA[Ankara, bu konuda Türkmenler açısından daha aktif bir politika izleme yönünde işaretler veriyor. Özellikle Dışişleri, TSK ve MİT’teki FETÖ’cü unsurların temizlenmesinden sonra bu coğrafyaya yönelik, bölgesel işbirliği çerçevesinde atılan adımlar bir umut ışığı doğuracak gibi. Devletin en tepeden, Cumhurbaşkanlığı makamından meseleyi sahiplenme eğilimi görülmekte. ABD’nin 2003 yılı Mart ayında Irak’ı işgaliyle başlayan süreç, coğrafyamızda çok sayıda olumsuzluğu beraberinde getirdi. Haritaların değiştirilmesi iddiasıyla düğmesine basılan süreçte, Washington yönetiminin müttefikleri olarak etnik Kürt milliyetçisi örgütler öne çıkarken, bölge ülkeleri ise bu işgalin sancıları ve kendilerine yansımasıyla mücadele etmek zorunda kaldı. Bu konuda mücadele veren ülkelerden biri de Türkiye’ydi. İşgalin başlamasıyla, PKK terör örgütünün yeniden hareketlenmesi ve Türkmenlere yönelik katliam endişesi, bir süre sonra gerçeğe dönüştü. Terör örgütü PKK, silah ve eğitim anlamında tahkim edilmiş, yeniden Türkiye’ye saldıracak boyuta gelmişti. Bu kanlı örgüt 2004 yılı itibariyle saldırılarına yeniden başladı ve günümüzdeki hendek/barikat mücadelesine kadar uzanan bir dönem yaşandı. Dolaylı olarak PKK da bağlı olduğu KCK terör örgütünün Suriye ayağı PYD de yeniden Türkiye’yi tehdit eder duruma ge(tiri)ldi. Irak işgalinin bu sonucu günümüzde ülkemiz açısından en önemli mücadele alanlarından biri olarak görülüyor. Türkmen Kentlerine ABD Destekli Taarruz İşgalin ikinci sonucu, Türkiye açısından hassas öneme sahip olan Türkmenlerin durumuydu. İşgal başlar başlamaz ABD’nin müttefiki peşmerge &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ankara, bu konuda Türkmenler açısından daha aktif bir politika izleme yönünde işaretler veriyor. Özellikle Dışişleri, TSK ve MİT’teki FETÖ’cü unsurların temizlenmesinden sonra bu coğrafyaya yönelik, bölgesel işbirliği çerçevesinde atılan adımlar bir umut ışığı doğuracak gibi. Devletin en tepeden, Cumhurbaşkanlığı makamından meseleyi sahiplenme eğilimi görülmekte.</strong></p>
<p>ABD’nin 2003 yılı Mart ayında Irak’ı işgaliyle başlayan süreç, coğrafyamızda çok sayıda olumsuzluğu beraberinde getirdi.</p>
<p>Haritaların değiştirilmesi iddiasıyla düğmesine basılan süreçte, Washington yönetiminin müttefikleri olarak etnik Kürt milliyetçisi örgütler öne çıkarken, bölge ülkeleri ise bu işgalin sancıları ve kendilerine yansımasıyla mücadele etmek zorunda kaldı. Bu konuda mücadele veren ülkelerden biri de Türkiye’ydi. İşgalin başlamasıyla, PKK terör örgütünün yeniden hareketlenmesi ve Türkmenlere yönelik katliam endişesi, bir süre sonra gerçeğe dönüştü.</p>
<p>Terör örgütü PKK, silah ve eğitim anlamında tahkim edilmiş, yeniden Türkiye’ye saldıracak boyuta gelmişti. Bu kanlı örgüt 2004 yılı itibariyle saldırılarına yeniden başladı ve günümüzdeki hendek/barikat mücadelesine kadar uzanan bir dönem yaşandı. Dolaylı olarak PKK da bağlı olduğu KCK terör örgütünün Suriye ayağı PYD de yeniden Türkiye’yi tehdit eder duruma ge(tiri)ldi.</p>
<p>Irak işgalinin bu sonucu günümüzde ülkemiz açısından en önemli mücadele alanlarından biri olarak görülüyor.</p>
<p><strong>Türkmen Kentlerine ABD Destekli Taarruz</strong></p>
<p>İşgalin ikinci sonucu, Türkiye açısından hassas öneme sahip olan Türkmenlerin durumuydu. İşgal başlar başlamaz ABD’nin müttefiki peşmerge güçleri Türkmen kentlerinde saldırılarına başladı. Çok sayıda merkez, peşmergenin hedefi olurken özellikle yağmaladıkları yerler içinde öyle bir yer vardı ki, geleceğin işaretlerini vermesi bakımından çarpıcıydı: Tapu ve nüfus daireleri. Bu yağmadaki maksat, Kerkük’teki Türkmen nüfus kayıtlarını yok etmekti. Demografik yapı değiştirilecek, bölge Türkmen ve Arap’tan arındırılacak ve başka bölgelerden gelen Kürtler, başta Kerkük olmak üzere Türkmen kentlerine yerleştirilecekti. Bu saldırının Irak yasalarını çiğnemek olduğu ortadaydı. Ancak artık Irak’ta düzen kalmamıştı. İşgal güçleri 17 Mayıs 2003’te “Peşmerge Güçlerinin Yeniden Konuşlandırılması” adı altında KDP ve KYB ile bir memorandum imzaladı. Bu memoranduma göre peşmerge güçlerinin “Yeşil Hat” olarak tanımlanan ve 1991’den sonra Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin sınırlarını belirten hattın dışarısına çıkmasına imkân tanınacak, “teröristlerle mücadelede ABD birliklerine yardımcı olması amacıyla” KYB ve KDP peşmergelerinin Musul, Kerkük, Selahattin ve Diyala’ya yerleştirilmesinin önü açılacaktı. Memorandum sayesinde KDP ve KYB güçleri, ABD’nin yardımıyla, Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimin sınırları dışarısında kalan ve Kürt grupların kendilerine ait olduklarını ileri sürdükleri bölgelere konuşlandı. 2003 yılındaki bu hamleden sonra birkaçı hariç Türkmen kentleri, geçtiğimiz 14 yılda adım adım peşmergeye teslim edildi. Özellikle son 3 yıldır DEAŞ’ın katliamları sayesinde, aynen Suriye’de PYD’nin genişlemesi gibi bir peşmerge alanı genişlemesi yaşandı. “DEAŞ’ın hedefi/işgali altında olduğu” gerekçesiyle çok sayıda peşmerge başta Kerkük olmak üzere 2004 yılında kabul edilen Irak Anayasası’nda “ihtilaflı bölgeler” olarak adlandırılan Türkmen topraklarına yerleşti. Telafer gibi teslim olmayan kentler ise 2004 yılından itibaren çok yoğun bir şekilde ABD, peşmerge ve DEAŞ saldırısına maruz kaldı. 14 yıl boyunca Türkmenler ve bu kentlerde yaşayan Araplar, ABD destekli bu saldırganlığın hedefi oldu.</p>
<p>25 Ekim 2017 tarihinde yapılan gayrimeşru referandum da bu temele dayanarak gerçekleştirilebildi. Ancak işler hiç de Bölgesel Yönetimin istediği gibi gitmedi. Türkiye ve İran, yanına Irak merkezi yönetimini de alarak bölgeyi adeta ablukaya aldı. Ardından da Ekim ayının ortalarında Irak ordusunun Kerkük harekâtı başladı. Kerkük’ten gelen ilk fotoğraflarda dikkat çekici bir ayrıntı vardı. Türkmenler ve Araplar kentte Bölgesel Yönetime direnirken, Kürtler kentten kaçıyordu. Bölge kaynakları, kaçanların büyük çoğunluğunun, 2003 yılından sonra kente yerleştirilen Kürtler olduğunu aktardı.</p>
<p><strong>Peşmerge 2003 Sınırlarına Geri Çekildi</strong></p>
<p>Peşmergelerin bu çekilmesi Kerkük ile sınırlı kalmadı. Irak ordusu, Kerkük’ten sonra Sincar, Mahmur, Tuzhurmatu, Türkiye’nin askeri üssünün bulunduğu Başika ve İran sınırındaki Hanakin gibi kentleri yeniden kontrol altına aldı. İran destekli Haşdi Şabi milislerinin de yer aldığı operasyonlarda Kerkük’teki tüm petrol sahaları da geri alındı. Önemli ayrıntı: bu harekât sonrasında Bölgesel Yönetime bağlı peşmergeler, 2003 ABD işgali öncesindeki sınırlarına geri çekilmiş oldu.</p>
<p><strong>Geride Yıkım Bıraktılar</strong></p>
<p>Peşmergeler çekildikten sonra herkesin kafasında “bundan sonra ne olacağı” sorusu yer alıyordu. Çünkü bu 14 yıllık zaman diliminde, peşmergenin adeta işgal ettiği Türkmen kentlerinde büyük bir yıkım yaşandı. Türkmen yazar Ali Kerküklü, bu ihlallerle ilgili çok çarpıcı bilgiler aktarmakta. Kerküklü’nün aktardığı bilgilere göre, bu 14 yıl içinde öne çıkan insan hak ve ihlalleri arasında şunlar yer alıyor:</p>
<p>&#8211; Hem KDP’nin hem KYB’nin bölgede ayrı ayrı asayiş merkezleri bulunuyor. 10 Nisan 2003 -16 Ekim 2017 tarihleri arasında çok sayıda Türkmen gözaltına alınıp bu merkezlere götürüldü.</p>
<p>&#8211; KYB’nin istihbarat örgütü Zenyari, KDP’nin istihbarat örgütü Parastin ve iki partiye ait asayiş güçleri Türkmen ve Arapları fişledi ve bu örgütlerin adları keyfi tutuklama, fidye, suikast, işkence, tehdit, dayak ve adam kaçırma olaylarına karıştı.</p>
<p>&#8211; Tutuklama merkezlerinde tutulan Türkmenlere yoğun işkenceler yapıldı. Bu işkenceler uluslararası kuruluşların raporlarına da yansıdı.<br />
&#8211; Tutuklananlar aileleri ve avukatlarıyla görüştürülmedi ve bazıları hiç yargılanmadan hapis tutuldu.</p>
<p>&#8211; Cezası kesinleşmiş bazı mahkûmların mahkûmiyet süresi bitmesine karşın cezaevinden salınmadı. Bunların çoğunluğu, yasal durumlarının ne olduğunu, daha ne kadar süre tutuklu kalacaklarını ve durumlarının ne olacağını bilmemektedir.</p>
<p>&#8211; Bazı tutukluların ailelerine, nerede tutuldukları yönünde bilgi aktarılmadı. Bu nedenle bazı aileler, yakınlarının akıbetinden bihaber.</p>
<p>&#8211; Bölgede yaşayan Türkmen, Arap, Hıristiyan ve diğer toplumlar Kürtçe konuşmaya zorlandı ve kültürel baskı altına alındı.</p>
<p>&#8211; Peşmerge güçleri, Musul, Kerkük ve Diyala’da binlerce evi yıktı ve sivilleri göçe zorladı. Bu durum Irak merkezi yönetimini de harekete geçirdi.</p>
<p>Irak Başbakanı Haydar İbadi, haksız tutukluluk ve kayıplarla ilgili soruşturma açılması talimatı verdi. Merkezi yönetim tarafından atanan Kerkük Valisi Rakan Sait de, “Tutuklu kişilerin sorunlarının çözümü için bir komisyon oluşturarak Irak İnsan Hakları Komiserliği ile görüşeceğiz.” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>Türkiye, Türkmenlere Desteği Artırıyor</strong></p>
<p>Elbette Irak merkezi yönetiminin bu çalışmaları samimiyetle yürütülürse atılacak adımların Türkmenlerin yaralarının sarılması açısından son derece olumlu sonuçlar doğuracağı kesin. Ancak bölgeyle ilgili bir başka boyut da bundan sonra nelerin yapılması gerektiğiyle ilgili.<br />
Ankara, bu konuda Türkmenler açısından daha aktif bir politika izleme yönünde işaretler veriyor. Özellikle Dışişleri, TSK ve MİT’teki FETÖ’cü unsurların temizlenmesinden sonra bu coğrafyaya yönelik, bölgesel işbirliği çerçevesinde atılan adımlar bir umut ışığı doğuracak gibi. Devletin en tepeden, Cumhurbaşkanlığı makamından meseleyi sahiplenme eğilimi görülmekte. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 29 Ekim 2017 tarihinde Irak Türkmen Cephesi lideri Erşat Salihi başkanlığındaki Şii-Sünni Türkmenlerden oluşan heyet ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yaptığı 2,5 saatlik görüşme Türkmenler açısından önemli. Görüşmeye yönelik en çarpıcı ayrıntılardan birinin, Türkiye’nin Şii ve Sünni ayrımı gözetmeden tüm Türkmenleri sahiplenme eğilimi göstermesi olduğu ifade ediliyor.</p>
<p>Salihi, görüşmeye yönelik açıklamalarında, Erdoğan’a ilettikleri talepleri şu şekilde sıraladı:</p>
<p>&#8211; İşbirliğinin yoğun bir şekilde devam etmesi.</p>
<p>&#8211; Peşmerge ve DEAŞ saldırılarıyla evlerini terk eden Türkmenlerin başta Telafer olmak üzere, Türkmen kentlerine geri dönüşlerinin sağlanması.</p>
<p>&#8211; Bu saldırılarda yıkılan evlerin yerine yenilerinin yapılması konusunda Türkiye’nin destek vermesi.</p>
<p>&#8211; Türkiye’nin doğrudan Barzani ya da Erbil değil de Ankara-Bağdat arasında iletişimi kuvvetlendirmesi.</p>
<p>&#8211; İran ile KYB arasında Barzani’ye karşı kurulması olası bir ittifakın Türkmenleri yine benzer sıkıntılara sevk edebileceği, bu çerçevede Türkiye’nin gerekli girişimleri yapması.</p>
<p>&#8211; Türkmenlerin başta Kerkük olmak üzere bulundukları coğrafyada siyasi temsil gücünün artırılmasına destek olunması. Önümüzdeki dönem, Türkmen meselesinin sıcak gündem maddeleri arasında yer alması olası. Özellikle son çatışmalar, Irak’ın kuzeyinde yeni denge arayışlarını beraberinde getirecek.</p>
<p>Bu denge arayışları devam ederken, Irak’ın kuzeyinde konuşlu bulunan terör örgütü PKK da bu süreçten faydalanmak isteyecektir. Bu nedenle Türkmenler başta olmak üzere bölgedeki masum insanların gözünün, yüreğinin Türkiye’de olduğunu unutmamak gerekiyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
