<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçe &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/turkce/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 May 2019 08:27:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Türkçe &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hangi Türkçe?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hangi-turkce/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hangi-turkce/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 May 2019 08:27:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Erdim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10206</guid>

					<description><![CDATA[Genel kabule göre; bir ağacın kökü ne kadar derinlerde ise, gövdesi ve dalları da o kadar yükseklerde, yücelerde olur. Herhangi bir sebeple kökleri kesilen yahut koparılan ağaçların; zamanla gövdeleri ve dalları kurur. İnsanlar ve toplumlar için dil; ağacın kökünü oluşturan, gövdesini çalıştıran, dallarını çiçeklerle ve meyvelerle buluşturan ana damar gibidir. Bu damarın kuruması yahut kopması halinde; toprak ile yaprak arasındaki irtibat kesilir. Bir başka ifadeyle; dilin derinliği ve zenginliği ile okuyanlarının, yazanlarının, konuşanlarının düşünme, anlama, kavrama, üretme, yönetme kapasiteleri arasında doğru orantı vardır. Söylem aracı olan kelimelerin sayısı azaldıkça, eylem aracı olan düşüncelerin de alanı, oranı daralır. Dilsiz düşünce, düşüncesiz kültür, kültürsüz medeniyet olmaz. Dilini kaybeden yolunu kaybeder, yolunu kaybedenin yurdunda ve yuvasında huzur kalmaz. Yetmişli yıllarda, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü&#8217;nde okurken; Osmanlıca, Eski Türkiye Türkçesi, Eski Türk Edebiyatı gibi derslerimiz vardı. Hocalarımız bize, bir yandan eski alfabemizi öğretiyor; öte yandan, Cumhuriyet öncesi dönemlerde yazılmış şiirler ve metinler okutuyorlardı. Giderek, modern dünyaya ayak uydurmanın ilk adımı olarak takdim edilen &#8220;harf inkılabı&#8221;nın; bedenini korumak için canlarımızı feda ettiğimiz vatanın ve milletin, ruhunu kaybetmemize sebep olduğunu anladık. Kendi elimizle, ülkemize ve toplumumuza yapılanı yahut yaptırılanı; &#8220;cinnet hali&#8221; olarak tanımladık: Bu boşluk ne söyle can, nereye düşüyorum? / Yüreğimde yangın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Genel kabule göre; bir ağacın kökü ne kadar derinlerde ise, gövdesi ve dalları da o kadar yükseklerde, yücelerde olur. Herhangi bir sebeple kökleri kesilen yahut koparılan ağaçların; zamanla gövdeleri ve dalları kurur.</p>
<p>İnsanlar ve toplumlar için dil; ağacın kökünü oluşturan, gövdesini çalıştıran, dallarını çiçeklerle ve meyvelerle buluşturan ana damar gibidir. Bu damarın kuruması yahut kopması halinde; toprak ile yaprak arasındaki irtibat kesilir.</p>
<p>Bir başka ifadeyle; dilin derinliği ve zenginliği ile okuyanlarının, yazanlarının, konuşanlarının düşünme, anlama, kavrama, üretme, yönetme kapasiteleri arasında doğru orantı vardır. Söylem aracı olan kelimelerin sayısı azaldıkça, eylem aracı olan düşüncelerin de alanı, oranı daralır.</p>
<p>Dilsiz düşünce, düşüncesiz kültür, kültürsüz medeniyet olmaz. Dilini kaybeden yolunu kaybeder, yolunu kaybedenin yurdunda ve yuvasında huzur kalmaz.</p>
<p>Yetmişli yıllarda, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü&#8217;nde okurken; Osmanlıca, Eski Türkiye Türkçesi, Eski Türk Edebiyatı gibi derslerimiz vardı. Hocalarımız bize, bir yandan eski alfabemizi öğretiyor; öte yandan, Cumhuriyet öncesi dönemlerde yazılmış şiirler ve metinler okutuyorlardı.</p>
<p>Giderek, modern dünyaya ayak uydurmanın ilk adımı olarak takdim edilen &#8220;harf inkılabı&#8221;nın; bedenini korumak için canlarımızı feda ettiğimiz vatanın ve milletin, ruhunu kaybetmemize sebep olduğunu anladık. Kendi elimizle, ülkemize ve toplumumuza yapılanı yahut yaptırılanı; &#8220;cinnet hali&#8221; olarak tanımladık:</p>
<p>Bu boşluk ne söyle can, nereye düşüyorum? / Yüreğimde yangın var, ya niye üşüyorum?</p>
<p>Üstüme devriliyor, dev kiprit kutuları; / Rabbim, ne kadar basık göklerin çatıları.</p>
<p>Hayret, nasıl unuttum zeberceti, yakutu; / Hayat ince bir boru, zaman küçük bir kutu.</p>
<p>Vadimi alev alev, bir kuru rüzgar dağlar; / Tepemde uğuldayan fırtına kime ağlar?</p>
<p>Tutunduğum gövde mi, dal mı, yoksa gölge mi? / Böyle nere gidiyor bu sarhoş, hasta gemi?</p>
<p>Güneş neden lekeli, ufuklar perde perde? / Kapıyı kim götürdü, benim pencerem nerde?</p>
<p>Hatırlıyor gibiyim, sararmış benizleri; / Neden kızıl boyalı, dünyanın denizleri?</p>
<p>Bu demir elbiseyi, kim giydirdi üstüme? / İçimde bin can var can, sen aldırma postuma.</p>
<p>Başıma balyoz indi, beynime şok saldılar; / Bildim, kendi elimle hafızamı çaldılar.</p>
<p>O gün bu gündür biz, kaybettiğimiz hafızamızı bulmaya çalışıyoruz. Haritası yırtılmış hazine arayıcısı gibi, kapı kapı dolaşıyoruz.</p>
<p>Şimdilerde, ümit ve heyecan perdesini aralayan yeni bir gündemimiz var. Etkili ve yetkili makamlarda bulunan büyüklerimiz; yetişkinlere ve yaşlılara hatıralarını hatırlatan, çocuklara ve gençlere &#8220;eskilerin masalları&#8221;nı çağrıştıran adımlar atıyorlar.</p>
<p>Geçtiğimiz günlerde, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan; &#8220;Ortaokuldan itibaren, Osmanlı Türkçesini yaygınlaştıracağız&#8221; dedi. Ayrıca, &#8220;Osmanlı Türkçesine savaş açanların amacının bu günkü dili ve alfabeyi korumak değil, milletimizin mazisi ile olan bağlarını ve bağlantılarını kesmek olduğunu&#8221; söyledi.</p>
<p>Hemen arkasından, Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk&#8217;un &#8220;dev proje&#8221; açıklamasına şahit olduk. TRT Genel Müdürlüğü ile iş birliği içinde; haber spikerleri tarafından, öğretmenlere &#8220;Önce Türkçe&#8221; eğitimi verileceğini duyduk.</p>
<p>Doğru ve güzel Türkçeyi daha iyi okuyan, yazan ve konuşan öğretmenler; bu iyiliği öğrencilerine aktarmış olacaklar. Böylece, kültür ve medeniyet dünyamızın bayrağı olan dilimizi; kaleden kaleye, burçtan burca taşıyıp dalgalandıracaklar.</p>
<p>Ancak, bir konuyu hem merak ediyor, hem de endişe duyuyoruz. &#8220;Önce Türkçe&#8221; projesini memnuniyetle karşılamakla birlikte; eski yaralarımız kanıyor ve &#8220;Hangi Türkçe?&#8221; diye soruyoruz.</p>
<p>Bin yıllık tarihimizin, kültürümüzün, medeniyetimizin taşıyıcı dili olan ve Türk-İslam dünyasının her bir ferdi ile aramızda gönül köprüleri kuran Türkçe mi; önce Hagop Martayan iken sonra Agop Dilaçar olan zatın öncülüğünde kurulan Türk Dil Kurumu&#8217;nun uydurduğu, kaydırdığı Türkçe mi? Cumhurbaşkanımızın sözünü ettiği Osmanlı Türkçesi ile TRT spikerlerinin öğretmenlere öğretecekleri aynı şey mi?</p>
<p>Ayrıca, öğretmenlerimizi yetiştiren onlarca Eğitim Fakültesi var. Onlar bu işin neresinde duruyor, hangi ucundan tutuyorlar?</p>
<p>Yıllardır kendileriyle kültür ve medeniyet savaşı içinde bulunduğumuz Batı dünyasının dillerini öğrenmek ve öğretmek için gösterdiğimiz gayreti ve fedakarlığı, kendi dilimizi ve dünyamızı geri kazanmak için de gösterecek miyiz? Çocuklarımızın ve torunlarımızın, dedelerinin dilini anlayacak, halini kavrayacak seviyeye geldiklerine şahit olabilecek miyiz?</p>
<p>Güya, &#8220;Türkçeyi diğer diller arasında değerine yaraşır bir biçimde yükseltmek&#8221; amacıyla kurulan Türk Dil Kurumu&#8217;nun kurucuları arasında Yakup Kadri Karaosmanoğlu, ödül verdikleri arasında Kemal Tahir gibi isimler de var. Devrimlerle devire devire dilimizi o hale getirdiler ki; yeni nesiller, onların yazdıkları romanları bile okuyup anlayamıyorlar.</p>
<p>İstikbal, önce köklerde; sonra göklerdedir. Kökü olmayan ağacın ne gövdesi olur, ne çiçek açar, ne de meyve verir.</p>
<p>Onun için, cebren ve hile ile elimizden alınıp iyice kısırlaştırılan dilimizi geri istiyoruz. Dilimiz derinleştiğinde ve zenginleştiğinde, dünyamızın da daha anlamlı ve değerli hale geleceğini adımız gibi biliyoruz.</p>
<p>Zekeriya Erdim</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hangi-turkce/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkçe Ezan Kimi Yamulttu?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkce-ezan-kimi-yamulttu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkce-ezan-kimi-yamulttu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Nov 2018 09:55:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Ezan]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4967</guid>

					<description><![CDATA[Prof. Dr. Seyit Mehmet Şen Yazdı Öztürk Yılmaz&#8217;ı namı diğer Musul konsolosluğunun muhasebecisini bu tür konulara meraklı olan kelam ve kalem erbabı sağ olsunlar enine boyuna yazıyorlar. Ben sadece bir konuyu gündeme getirmek için yazıyorum. Bu yazıyı yazmadan önce Ardahanlı bir akademisyen dostumu aradım ki, faydalı bilgiler edinebileyim.Dostumun dediklerine göre, DEAŞ haşerelerinin Musul&#8217;u işgalinden sonra Irak Parlamentosu bir araştırma raporu hazırlamış. Irak Parlamentosunun DEAŞ Raporu Bu raporda DEAŞ  ile işbirliği konusunda üç kişi suçlanıyormuş: Musul valisi, Musul askeri yetkilisi ve Öztürk Yılmaz.Bu konuda, Öztürk Yılmaz&#8217;ın güya kendini gizlemek için Konsolos olarak takdim ettiği vatandaşımızın anlattıkları YouTube&#8217;de geziniyor. Musul&#8217;u terk etmesi gerektiği halde terk etmediği, DEAŞ haşerelerinin istediği ve ben de yok diye vermediği dolarlar, içi dolar dolu kırmızı valiz gibi şeyler&#8230;Milletvekilliği aşamasında bir grup FETÖ haşhaşisi tarafından Ardahan&#8217;a getirilmesi ve birilerine emanet edilmesi&#8230; Gazeteci Mahmut Övür Yazmıştı Ardahan&#8217;da milletvekilliğine soyunan Öztürk Yılmaz&#8217;ın para olarak bir memurun telaffuz edemeyeceği vaatlerde bulunması, Ardahanlı bir gazetecinin verdiği bilgilere dayanarak, Gazeteci Mahmut Övür tarafından köşesinde dile getirilmiş&#8230; https://www.sabah.com.tr/yazarlar/ovur/2018/11/11/chpli-ozturkun-arkasinda-kim-var Bütün bunlardan sonra benim diyeceklerim şunlar: Bir FETÖ projesi olan Öztürk Yılmaz, kurgu gereği ezanın Türkçe okunmasını dile getirerek ve atılmasını sağlamak için de CHP Genel Başkanlığına oynadığını söyleyerek görevini yapar.Böylece CHP&#8217;nin 1932 yılında ezanı Türkçeleştirmesi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span lang="TR">Prof. Dr. Seyit Mehmet Şen Yazdı</span></strong></p>
<p>Öztürk Yılmaz&#8217;ı namı diğer Musul konsolosluğunun muhasebecisini bu tür konulara meraklı olan kelam ve kalem erbabı sağ olsunlar enine boyuna yazıyorlar.<br />
Ben sadece bir konuyu gündeme getirmek için yazıyorum.</p>
<p>Bu yazıyı yazmadan önce Ardahanlı bir akademisyen dostumu aradım ki, faydalı bilgiler edinebileyim.Dostumun dediklerine göre, DEAŞ haşerelerinin Musul&#8217;u işgalinden sonra Irak Parlamentosu bir araştırma raporu hazırlamış.</p>
<p><strong>Irak Parlamentosunun DEAŞ Raporu</strong></p>
<p>Bu raporda DEAŞ  ile işbirliği konusunda üç kişi suçlanıyormuş:<br />
Musul valisi, Musul askeri yetkilisi ve Öztürk Yılmaz.Bu konuda, Öztürk Yılmaz&#8217;ın güya kendini gizlemek için Konsolos olarak takdim ettiği vatandaşımızın anlattıkları YouTube&#8217;de geziniyor.</p>
<p>Musul&#8217;u terk etmesi gerektiği halde terk etmediği, DEAŞ haşerelerinin istediği ve ben de yok diye vermediği dolarlar, içi dolar dolu kırmızı valiz gibi şeyler&#8230;Milletvekilliği aşamasında bir grup FETÖ haşhaşisi tarafından Ardahan&#8217;a getirilmesi ve birilerine emanet edilmesi&#8230;</p>
<p><strong>Gazeteci Mahmut Övür Yazmıştı</strong><br />
Ardahan&#8217;da milletvekilliğine soyunan Öztürk Yılmaz&#8217;ın para olarak bir memurun telaffuz edemeyeceği vaatlerde bulunması, Ardahanlı bir gazetecinin verdiği bilgilere dayanarak, Gazeteci Mahmut Övür tarafından köşesinde dile getirilmiş&#8230; <strong>https://www.sabah.com.tr/yazarlar/ovur/2018/11/11/chpli-ozturkun-arkasinda-kim-var</strong></p>
<p>Bütün bunlardan sonra benim diyeceklerim şunlar:<br />
Bir FETÖ projesi olan Öztürk Yılmaz, kurgu gereği ezanın Türkçe okunmasını dile getirerek ve atılmasını sağlamak için de CHP Genel Başkanlığına oynadığını söyleyerek görevini yapar.Böylece CHP&#8217;nin 1932 yılında ezanı Türkçeleştirmesi ve Türkçeleştirmeyi sağlayan Reşit Galip denen namerdin bakanlıkla ödüllendirilmesi günahından güya aklanmasını sağlar&#8230;<br />
Ama bizim kalemşorlar:<br />
Ezan Öztürk Yılmazı yamulttu diye yazarlar&#8230;</p>
<p>Ezan Öztürk Yılmazı yamultmadı, güya CHP&#8217;yi Müslümanlar nezdinde akladı&#8230;<br />
Yani Öztürk Yılmaz senaryo gereği CHP&#8217;deki rolünü oynadı, tıpkı Irak konsolosluğunda Muhasebeci Kenan rolünü oynadığı gibi&#8230;<br />
Ve Derin Strateji kitabının meşhur yazarı Muhasebeci Kenan&#8217;ı alnından öptü!<br />
Ahhhh!<br />
Bildiklerimi yazıyorum da, bu konuda düşündüklerimi yazabilsem!<br />
Yazamıyorum, çünkü ispat edemem ve üstelik fitne çıkar!<br />
Hani Kur&#8217;an&#8217;ın ifadesiyle &#8220;katilden beter olan fitne&#8221;.<br />
Nasıl olsa bir gün her şey açığa çıkacak&#8230;<br />
Seyit Mehmet Şen</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkce-ezan-kimi-yamulttu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dilimiz Lâl Olmuş</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dilimiz-lal-olmus/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dilimiz-lal-olmus/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Nov 2018 15:19:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[BTK]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4588</guid>

					<description><![CDATA[Konuşamıyoruz Sosyal Medya, içimize bir girdi, pir girdi. Gündelik hayatımız değişecekti. Bu beklenen bir vakıa idi ancak bu kadar da değil. Hayatımızdaki her şey alt-üst oldu. Düşünebiliyor musunuz, insanlar şimdi birbirilerine “Allah razı olsun” yazmak yerine “aro” diye yazıyorlar. Tıpkı “merhaba” diye yazmak varken “mrb” yazmak gibi. Güzel Türkçemiz konusunda uzman olanlar zaten öteden beri konu hakkındaki hassasiyetlerini dile getiriyorlardı. Sonunda Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) da bu konudan şikâyetçi olabildi. BTK&#8217;dan Sosyal Medyada Kullanılan Dile Tepki Teknolojinin gelişmesi ve internetin yaygınlaşması ile sosyal medya kullanımı devasa boyutlara ulaştı. Sosyal medya öylesine yaygınlaştı ki bambaşka bir dil, bambaşka bir dünya oluştu. BTK, bu konuya dikkat çekti ve kullanılan dile tepki gösterdi. Sosyal medyada kullanılan dili &#8216;Virüs&#8217;e benzeten BTK, bir açıklama yayımladı. Açıklamada, &#8220;Şaşkın olmuş şapşik, en yakın arkadaş olmuş &#8216;pampa&#8217;, merhaba olmuş &#8216;mrb&#8217;, selam olmuş &#8216;slm&#8217;, Allah razı olsun olmuş &#8216;aro&#8217;, tamam olmuş &#8216;tmm&#8217; ya da &#8216;ok&#8217;, canım olmuş &#8216;cnm&#8217;, kendine iyi bak olmuş &#8216;kib&#8217;, aşkım olmuş &#8216;aşkitom&#8217;, güle güle olmuş &#8216;bye&#8217;. Şaka gibi ama Türkçeyi ciddi manada olumsuz etkileyen gerçek bir durum var ortada&#8221; denildi &#160; İnternet ve akıllı cep kullanımının yaygınlaşmasıyla sosyal medya abone sayısı da rekor seviyede arttı. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), günlük konuşma &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Konuşamıyoruz</strong></p>
<p>Sosyal Medya, içimize bir girdi, pir girdi. Gündelik hayatımız değişecekti. Bu beklenen bir vakıa idi ancak bu kadar da değil. Hayatımızdaki her şey alt-üst oldu. Düşünebiliyor musunuz, insanlar şimdi birbirilerine “Allah razı olsun” yazmak yerine “aro” diye yazıyorlar. Tıpkı “merhaba” diye yazmak varken “mrb” yazmak gibi.</p>
<p>Güzel Türkçemiz konusunda uzman olanlar zaten öteden beri konu hakkındaki hassasiyetlerini dile getiriyorlardı. Sonunda Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) da bu konudan şikâyetçi olabildi.</p>
<p><strong>BTK&#8217;dan Sosyal Medyada Kullanılan Dile Tepki</strong></p>
<p>Teknolojinin gelişmesi ve internetin yaygınlaşması ile sosyal medya kullanımı devasa boyutlara ulaştı. Sosyal medya öylesine yaygınlaştı ki bambaşka bir dil, bambaşka bir dünya oluştu. BTK, bu konuya dikkat çekti ve kullanılan dile tepki gösterdi. Sosyal medyada kullanılan dili &#8216;Virüs&#8217;e benzeten BTK, bir açıklama yayımladı. Açıklamada, &#8220;Şaşkın olmuş şapşik, en yakın arkadaş olmuş &#8216;pampa&#8217;, merhaba olmuş &#8216;mrb&#8217;, selam olmuş &#8216;slm&#8217;, Allah razı olsun olmuş &#8216;aro&#8217;, tamam olmuş &#8216;tmm&#8217; ya da &#8216;ok&#8217;, canım olmuş &#8216;cnm&#8217;, kendine iyi bak olmuş &#8216;kib&#8217;, aşkım olmuş &#8216;aşkitom&#8217;, güle güle olmuş &#8216;bye&#8217;. Şaka gibi ama Türkçeyi ciddi manada olumsuz etkileyen gerçek bir durum var ortada&#8221; denildi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnternet ve akıllı cep kullanımının yaygınlaşmasıyla sosyal medya abone sayısı da rekor seviyede arttı. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), günlük konuşma dilinin sosyal medyaya yansıdığını, bunun da Türkçeyi bozduğunu bildirdi.</p>
<p>Mobil internet abonesinin 80 milyonu aştığı Türkiye’de; <a href="https://www.haberturk.com/kurum/twitter">Twitter</a>, Instagram, <a href="https://www.haberturk.com/kurum/facebook">Facebook</a> gibi sosyal medya kullanıcısı arttı. Milyonlarca insan yaşadıklarını, düşündüklerini, yediği yemeği, gezdiği yerleri sosyal medyada paylaşıyor, yazıyor ve kendince sosyalleşiyor. Sosyal medyadaki Türkçe kullanımının yanlışlığına dikkat çeken BTK, &#8220;Özellikle gençler başta olmak üzere çoğu kişinin kullandığı bu ortamda kullanılan kısaltmalar, simgeler, yabancı kelimeler, yabancı kelimelerle Türkçe kelimelerin birleşiminden oluşan ifadeler ve kavramlar ne yazık ki bir milletin varlık sebebi olan dili olumsuz etkileyebiliyor. Dili sadece bir iletişim aracı olarak değil kültürümüzün ve milli kimliğimizin bir sembolü olarak görmek gerekir. Dilin zarar görmesi kültürümüzün ve milli kimliğimizin de zarar görmesi anlamına geliyor. Dil zarar gördüğünde millet hafızası da zarar görüyor&#8221; uyarısında bulundu.</p>
<p>İnternet ve özellikle sosyal medya kullanımının yayınlaşmasıyla dilin kullanımında ciddi değişiklikler yaşandığının vurgulandığı açıklamada şöyle denildi:</p>
<p>&#8220;Özellikle gençler, yalnızca birbirlerinin anlayabileceği bir dil oluşturmuş durumda. Öyle bir dil ki gençlerin yazıp da anne-babaların anlayamadığı bir dil. Öyle ki bir kişi yöresel ağzıyla yazı yazsa bunu garipseriz konuştuğu şekilde yazıyor diye. Halbuki bugün sosyal medyada ve mesajlaşılan diğer ortamlarda, garipsediğimiz yöresel ağızla konuşulan dilden bile oldukça uzak bir iletişim dilinin kuşatması altındayız. Öyle bir dil ki içinde yabancı kelimeler, simgeler, yarı Türkçe yarı yabancı aralara serpiştirilen kelimeler, jargon ifadeler, anlamsız kısaltmalar, mesajlarda ve sosyal medyada cirit atıyor. Bırakın dilin zarar görmesini düşünmeyi, bunun çok havalı bir şey olduğunu bile düşünenler olabiliyor. Biz farkına varmasak da tüm bunlar dilimizi, yani öz kültürümüzü ve milli kimliğimizi bir virüs gibi kemiriyor.&#8221;</p>
<p><strong>&#8220;DOSTUN ADI OLMUŞ PAMPA&#8221;</strong></p>
<p>Konuşma dilinin yazı diline evrildiğine dikkat çekilen BTK açıklamasında, &#8220;Şaşkın olmuş şapşik, en yakın arkadaş olmuş &#8216;pampa&#8217;, merhaba olmuş &#8216;mrb&#8217;, selam olmuş &#8216;slm&#8217;, Allah razı olsun olmuş &#8216;aro&#8217;, tamam olmuş &#8216;tmm&#8217; ya da &#8216;ok&#8217;, canım olmuş &#8216;cnm&#8217;, kendine iyi bak olmuş &#8216;kib&#8217;, aşkım olmuş &#8216;aşkitom&#8217;, güle güle olmuş &#8216;bye&#8217;. Şaka gibi ama Türkçeyi ciddi manada olumsuz etkileyen gerçek bir durum var ortada. Hayatınızı kolaylaştıran bir telefon, bir buzdolabı veya herhangi bir teknolojik alet bozulduğunda yenisini hatta daha gelişmişini alabilirsiniz lakin dil bozulduğunda bunu düzeltmek oldukça zordur. Dil bozulduğunda milleti millet yapan bir değer bozulmuş, bir millet zarar görmüş olur. Bunu ve yaşanan bu durumu hafife almak hem kendimize hem de gelecek nesillere haksızlıktır. Onun için sorumlu davranarak, bu konuda farkındalık ve bilinçlendirme çalışmaları yaparak hem gerçek hayatta hem de sanal ortamda Türkçenin doğru kullanımı konusundaki olumsuz gidişatın tersine çevrilmesi gerekmektedir. Bilinçli bir internet kullanıcısı; sosyal medya hesabım kişiseldir, yazdıklarım beni bağlar mantığıyla hareket etmemeli, yazdıklarının başkaları tarafından okunduğunu ve yanlış örnek olabileceğini göz önünde bulundurmalıdır&#8221; ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Kaynak: /www.haberturk.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dilimiz-lal-olmus/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuzey Afrika, İran, Arapça, Farsça ve Türkçe</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kuzey-afrika-iran-arapca-farsca-ve-turkce/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kuzey-afrika-iran-arapca-farsca-ve-turkce/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Turan Günaydın]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 May 2018 21:40:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[9. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Farsça]]></category>
		<category><![CDATA[firdevsi]]></category>
		<category><![CDATA[Haziran 2018]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih Denemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Turan Günaydın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2134</guid>

					<description><![CDATA[Türkçe, Farsçadan çokça kelime almış olmakla birlikte Farsçanın sözdizimini tamamen değiştirmiş, Türkçeleştirmiştir. Bugün İran’da hâlâ cümle kuruluşu Türkçedeki gibidir ve bu durum Türkçenin Farsça üzerindeki kalıcı etkisini göstermektedir. Şöyle bir baktığımızda Kuzey Afrika’nın Araplaşması kolay olmuş gözüküyor. İlk Arap fetihlerine kadar Kuzey Afrika bir Arap bölgesi değildi elbette. Fakat daha M. 639’da Mısır’ın fethinden itibaren, Kuzey Afrika en batı ucuna kadar hızla Araplaşmıştır. Bu olgu müstakil ve müstakim bir bakış açısıyla incelenmeye değer görünüyor. Bölgeyi Araplaştıran etmenler arasında İslâm dininin hayranlık uyandıran etki gücü kendiliğinden bir rol oynamıştır diyebiliriz. Dört Halife devrinde bu süreç İslâm’dan kaynaklanmış gözükmektedir ve doğal akışı içinde seyretmiştir. Emevîlerin iktidara gelişiyle birlikte ise devlet politikasında Arapçılık eğilimi hızlı ve güçlü bir biçimde yükselişe geçmiştir. Bu eğilimin ne zaman İslâmî hedeflerin önüne geçtiği, fütuhattan maksadın tam olarak ne zaman ganimet ve hâkimiyet hırsına doğru yönlendiği hakkında müstakil bir araştırmaya ihtiyaç vardır. Fakat Emevîlerin ilk yönetimi ele alışlarından itibaren böyle bir politika güttüğü anlaşılmaktadır. Emevî yapısını anlayabilmek için İrfan Aycın Hocanın Emeviler Dönemi Bilim, Kültür ve Sanat Hayatı adlı çalışmasına bakmak bir fikir verebilir. Buna göre Emevî yapısının iki temel özelliği şunlardı: 1. Kabilecilik, 2. Emevî toplumundaki sosyal hiyerarşi ve sınıf olgusunun Araplığı öne çıkarması.1 Abbasîleri iktidara getiren &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkçe, Farsçadan çokça kelime almış olmakla birlikte Farsçanın sözdizimini tamamen değiştirmiş, Türkçeleştirmiştir. Bugün İran’da hâlâ cümle kuruluşu Türkçedeki gibidir ve bu durum Türkçenin Farsça üzerindeki kalıcı etkisini göstermektedir.</strong></p>
<p>Şöyle bir baktığımızda Kuzey Afrika’nın Araplaşması kolay olmuş gözüküyor. İlk Arap fetihlerine kadar Kuzey Afrika bir Arap bölgesi değildi elbette. Fakat daha M. 639’da Mısır’ın fethinden itibaren, Kuzey Afrika en batı ucuna kadar hızla Araplaşmıştır. Bu olgu müstakil ve müstakim bir bakış açısıyla incelenmeye değer görünüyor. Bölgeyi Araplaştıran etmenler arasında İslâm dininin hayranlık uyandıran etki gücü kendiliğinden bir rol oynamıştır diyebiliriz.</p>
<p>Dört Halife devrinde bu süreç İslâm’dan kaynaklanmış gözükmektedir ve doğal akışı içinde seyretmiştir. Emevîlerin iktidara gelişiyle birlikte ise devlet politikasında Arapçılık eğilimi hızlı ve güçlü bir biçimde yükselişe geçmiştir.</p>
<p>Bu eğilimin ne zaman İslâmî hedeflerin önüne geçtiği, fütuhattan maksadın tam olarak ne zaman ganimet ve hâkimiyet hırsına doğru yönlendiği hakkında müstakil bir araştırmaya ihtiyaç vardır. Fakat Emevîlerin ilk yönetimi ele alışlarından itibaren böyle bir politika güttüğü anlaşılmaktadır. Emevî yapısını anlayabilmek için İrfan Aycın Hocanın Emeviler Dönemi Bilim, Kültür ve Sanat Hayatı adlı çalışmasına bakmak bir fikir verebilir. Buna göre Emevî yapısının iki temel özelliği şunlardı: 1. Kabilecilik, 2. Emevî toplumundaki sosyal hiyerarşi ve sınıf olgusunun Araplığı öne çıkarması.1</p>
<p>Abbasîleri iktidara getiren de Emevîlerin bu ‘ırkçı’ politikasının yeni Müslüman olan topluluklarda uyandığı nefrettir. Bu nefreti örgütleştiren ve Abbasîleri öne çıkartarak bir halk ihtilâline dönüştüren Horasanlı Ebû Müslim (718-755), Emevîlerin ‘mevâlî’ (köle) dediği Arap olmayan Müslümanlardandı.</p>
<p>Döneme bugünden bakıldığında Emevî çağı müslümanlaştırma açısından çok başarılı görülemez. Hatta bir görüşe göre “<em>İslâm, Emevîlerin elinde vaz’-ı esâsîsini kaybetmiş</em>”2 durumdaydı. Böyle bir ortamda İran’a baktığımızda İran’ın daha Dört Halife döneminde İslâm’ı kabul ettiğini görüyoruz. Emevî dönemine gelinceye kadar İslâm, İran’a yerleşmiş durumdaydı. Emevî döneminde ise İran’daki Fars kültürünün neredeyse yerle bir edilmiş olduğunu görmek hiç de zor değildir.</p>
<p>Müslüman olmalarına rağmen İran ahalisi Emevîler tarafından -tabiri caizse- ‘birinci sınıf Müslüman’ kabul edilmiyor; kendilerinden vergi olarak öşür alınması gerekirken gayrimüslimler gibi cizye alınıyordu. Emevîlerin ünlü emiri Kuteybe İran’da hiçbir engelle karşılaşmadan Maverâünnehir bölgesine kadar akınlar düzenliyor, bu bölgede İslâm’a davetle uğraşmayıp bölgenin ticarî hayatı oldukça düzenli ve müreffeh olan şehirlerini yağmalıyor, taş üstünde taş bırakmıyordu.</p>
<p>İran’da bunlar olurken Kuzey Afrika Araplaşmasını tamamlıyordu. Bölgenin yerli inançları ve dilleri İslâmla ve Arapçayla yer değiştiriyordu. Bu değişimin sancılı bir değişim olduğuna dair bir iz ulaşmamıştır bu zamana kadar. Bunda Emevî dönemine kadar İslâm’ın ırk ve sınıf ayrımı yapmayan anlayışının büyük rol oynadığı açıktır. Fakat İran’da Fars unsuru Araplaşmamış, ancak tamamen bastırılmış bir konumdaydı.</p>
<p>Farslar, -evveliyetle Müslüman olmanın bir sonucu olarak- artık yazıda Arap alfabesini kullanmaya başlamışlardı. Şüphesiz İslâm hâkimiyetinden önce İran’da Arap alfabesi kullanılmıyordu. Fakat İran’da bu alfabenin kullanılmasının net tarihi hakkında kaynaklarda bilgi bulamıyoruz. Bugünden bakıldığında İran’da sanki hep Arap alfabesi kullanılıyormuş gibi algılanabilir.</p>
<p>Abbâsîlerin 750 yılında Emevî Devletini ortadan kaldırmasıyla birçok şey de değişmiş oldu. Abbasî Devleti döneminde Emevîler zamanındaki kabileci-ırkçı anlayış tamamen değişti ve Müslüman olanların Arap veya Mevâlî olup olmadığına göre değerlendirilmesi olgusu ortadan kalkmaya başladı.</p>
<p>Abbasîler dönemine kadar kitleler hâlinde İslâm’a girmemiş bulunan Türkler de 751’de Çinlilerle Abbasîler arasındaki Talas Irmağı Savaşından sonra ilk kez kalabalık topluluklar hâlinde ve kısa süre içinde İslâm’a girdiler. İşte bu hadise Türklerin önüne İran sahasını da açmış oldu.</p>
<p>Baskıcı Emevî dönemini Müslüman olarak yaşamamış bulunan Türkler, İran sahasına girdiklerinde karşılarında Müslüman Farsları buldular fakat bu unsur özgüvenini büyük ölçüde yitirmiş durumdaydı. Diyebiliriz ki Gazneli Mahmud’un Firdevsî’ye Şehnâme’yi yazdırmasına kadar Fars unsurunda kayda değer millî bir kıpırdanış zuhur etmedi.</p>
<p>Taze bir imanla hareket eden Türkler Fars Müslüman kardeşlerini kendilerinden ayırmadılar. Kısa süre içinde Türk hanedanlarının devletler kurduğu İran sahasında hükümdar Türk iken vezir genellikle Fars kökenli oldu. Türkler Farsçayı Arapçadan sonra ikinci bir İslâm dili olarak buldular ve birçok dinî terimi de Farsçadan aldılar. İran’da Türk hâkimiyeti 20. yüzyıl başlarında Kaçar Hanedanının hâkimiyetine son verilip Pehlevîlerin iş başına getirilmesine kadar sürmüştür.</p>
<p>Abbasîler döneminde Müslüman oldukları ve Abbasî devlet politikasının da Araplığı öne çıkartmıyor oluşu sebebiyle Türklerin Araplaşması zaten hiçbir zaman söz konusu olmadı. Türk hâkimiyetiyle birlikte artık Fars unsurunun Araplaşması ihtimali de tamamen ortadan kalmıştı.</p>
<p>Türkler daha İran sahasında ilk hâkim olmaya başlamalarından itibaren Farsçayı sevmiş gözüküyorlar. Bu dilden kelime aldılar ve onlara kelime de verdiler. Bu iki dil arasındaki –yeterince incelenmemiş etkileşim- o boyutlardadır ki bugün Türkçe ve Farsçadaki bazı kelimelerin ve bir kısım eklerin Farsçadan mı Türkçeye, yoksa Türkçeden mi Farsçaya geçtiği, dilbilimciler arasında hâlâ tartışmalıdır. Bundan daha da ötesi söz konusudur:</p>
<p>Türk ve Fars unsurlarının birbirlerine muaveneti, Türkçeye Farsça kelimelerin akmasına, Türk saraylarında Selçukluların sonlarına kadar Farsçanın resmî dil ve edebiyat dili olarak kullanılmasına; buna karşılık Farsçanın da sözdiziminin değişmesine yol açtı.</p>
<p>Türklerden önce Farsça cümle kuruluşu Avrupa dil ailesindeki dillerle aynı olmasına rağmen Türklerle kaynaşmadan sonra Farsça cümle kuruluşu Türkçe cümle kuruluşuna (sözdizimine) evrilmiş ve tam anlamıyla değişmiştir. Türkçe, Farsçadan çokça kelime almış olmakla birlikte Farsçanın sözdizimini tamamen değiştirmiş, Türkçeleştirmiştir. Bugün İran’da hâlâ cümle kuruluşu Türkçedeki gibidir ve bu durum Türkçenin Farsça üzerindeki kalıcı etkisini göstermektedir.</p>
<p>Aslında Emevî Devleti daha birkaç yüzyıl devam etmiş, Abbasî Devleti kurulmamış ve Türkler Müslüman olup İran sahasına akmamış olsaydı Farsçanın varlığını bugüne kadar sürdürememiş olabileceği dahi söylenebilir.</p>
<p>Farsçada güçlü bir edebî birikim vardı evet, fakat bu birikim Arapların pek de umrunda olmamıştır. Farsçanın edebî birikimini taçlandıranlar Türkler olmuştur. Hatta bu birikimi benimsemişlerdir. Gazneli Mahmud’un Farsçaya devlet desteği, Türk şairlerinin yazdığı Farsça metinler vb. bunun en belirgin göstergeleridir.</p>
<p>Dolayısıyla İran sahasında İslâm’ın yayılışı Kuzey Afrika’dan çok farklı seyretmiş ve orada olduğu gibi mutlak bir Araplaşmayla sonuçlanmamıştır. Böylece İslâm kültürünün Arapça dışında Farsça ve Türkçe olmak üzere iki güçlü dili daha var olmuştur. Bu ise hem İslâm kültürü adına hem de dünya kültür mirası adına bir zenginlik ve kazanç sayılmalıdır.</p>
<p>Kur’ân-ı Kerîm de bu gerçeği veciz bir biçimde ifade etmiştir:</p>
<p>“<em>Göklerin ve yerin yaratılması, renklerinizin ve dillerinizin farklılaştırılması (da) Allah’ın alametlerindendir: bunda, kuşkusuz, (fıtri) bilgiye (anlama ve kavrama yeteneğine) sahip insanlar için dersler vardır!</em>” (Rûm Suresi, ayet: 22).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kuzey-afrika-iran-arapca-farsca-ve-turkce/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;un Türkçesi Ne?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/istanbulun-turkcesi-ne/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/istanbulun-turkcesi-ne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selahattin ÖZKÖK]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Oct 2017 20:40:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[1. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Ekim 2017]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/_demo/?p=1091</guid>

					<description><![CDATA[İstanblue, Rings İstanbul, Nev İstanbul, İstanbul Lounge, Nish İstanbul, Yooİstanbul, İstanbloom, Misstanbul… gibi içinde İstanbul geçiyor olsa da hem dilimize hem de şehrimize yabancı “yaşam alanları” buralar. Yaşayan bir varlık olan dilimiz kimliğimizdir. Günümüz savaşlarının genellikle tank, top, tüfek yerine artık medya, internet ve diğer iletişim araçlarıyla yapılmaya başlandığı bir gerçektir. Hayatımızı son derece kolaylaştıran teknoloji, iletişimin zirvesi sayılabilecek internet; aynı zamanda hayatımızın sıkıntı kaynaklarının en önde gelenleri olmaktadır. Dildeki yabancılaşmada da en önemli etkenin internet olduğunu gözlemliyoruz. Günümüz yaşantısı, etkileşim üzerine kurulu. Artık buhar hale dönüşen bilgi sayesinde global bir köye dönüşen dünyamızda oturup kalkmadan, yeme içmeye, konuttan eğlenceye her alandaki yabancılaşmanın yansıması dilimiz üzerinde olmaktadır. Eski İstanbul hatıralarda kaldı sanki. İstanblue, Rings İstanbul, Nev İstanbul, İstanbul Lounge, Nish İstanbul, Yooİstanbul, İstanbloom, Misstanbul… gibi içinde İstanbul geçiyor olsa da hem dilimize hem de şehrimize yabancı “yaşam alanları” buralar. Hasta olduğumuzda gittiğimiz Numune Hastanesi, Validebağ Öğretmen Hastanesi’nin yerini Medipol, Medicalpark, Medicana gibi yerler aldı. Bakkala, markete, kasaba, mağazaya değil artık AVM adını verdiğimiz bizim dilimizden olmayan Airport, Atrium, Capacity, Flyinn, Town Center, Metro City, Atirus, Carium, Optimum, Colony, Optimum, G-Mall, Maxi City, Olivium, Upda, Capitol, Carousel, City’s Nişantaşı, Addres, Astroia, Aquarium, Atirus, Beylicium, Historia, Kardiyum, Kemermall, Lilyum, Maxi, Metronom, Metroport, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İstanblue, Rings İstanbul, Nev İstanbul, İstanbul Lounge, Nish İstanbul, Yooİstanbul, İstanbloom, Misstanbul… gibi içinde İstanbul geçiyor olsa da hem dilimize hem de şehrimize yabancı</strong><br />
<strong> “yaşam alanları” buralar.</strong></p>
<p>Yaşayan bir varlık olan dilimiz kimliğimizdir. Günümüz savaşlarının genellikle tank, top, tüfek yerine artık medya, internet ve diğer iletişim araçlarıyla yapılmaya başlandığı bir gerçektir.</p>
<p>Hayatımızı son derece kolaylaştıran teknoloji, iletişimin zirvesi sayılabilecek internet; aynı zamanda hayatımızın sıkıntı kaynaklarının en önde gelenleri olmaktadır. Dildeki yabancılaşmada da en önemli etkenin internet olduğunu gözlemliyoruz.</p>
<p>Günümüz yaşantısı, etkileşim üzerine kurulu. Artık buhar hale dönüşen bilgi sayesinde global bir köye dönüşen dünyamızda oturup kalkmadan, yeme içmeye, konuttan eğlenceye her alandaki yabancılaşmanın yansıması dilimiz üzerinde olmaktadır.</p>
<p>Eski İstanbul hatıralarda kaldı sanki. İstanblue, Rings İstanbul, Nev İstanbul, İstanbul Lounge, Nish İstanbul, Yooİstanbul, İstanbloom, Misstanbul… gibi içinde İstanbul geçiyor olsa da hem dilimize hem de şehrimize yabancı “yaşam alanları” buralar.</p>
<p>Hasta olduğumuzda gittiğimiz Numune Hastanesi, Validebağ Öğretmen Hastanesi’nin yerini Medipol, Medicalpark, Medicana gibi yerler aldı.</p>
<p>Bakkala, markete, kasaba, mağazaya değil artık AVM adını verdiğimiz bizim dilimizden olmayan Airport, Atrium, Capacity, Flyinn, Town Center, Metro City, Atirus, Carium, Optimum, Colony, Optimum, G-Mall, Maxi City, Olivium, Upda, Capitol, Carousel, City’s Nişantaşı, Addres, Astroia, Aquarium, Atirus, Beylicium, Historia, Kardiyum, Kemermall, Lilyum, Maxi, Metronom, Metroport, Neocity, Neomarin, Palladium, Paradise, Parkway, Polcenter, Prestige, Sapphire, Verde Molino, Viaport… gibi yerlere gidiyoruz.</p>
<p>Efendy, Groseri Market, Coiffeur Angle, Dürüm Land, CoonDra, Velini, Eskidji, Pritt Kırtasiye, Stabilo Kırtasiye, Theorie Giyim, Silver Tarak Berber, Köftechi, Börekchi, Kanatchı, Cafer Cafe, Caiz Collection, Gıt Gıt Chicken House, Shark Sofrası, Dürüm Theatr, Bella Bayan, Neremy, Deppo&#8230; gibi ne olduğunu anlamakta bile güçlük çektiğimiz pek çok levha, üstelik ‘digital’ olarak hayatımızdaki yerini aldı.</p>
<p>Kuşaklar arası iletişim de her geçen gün zorlaşmakta slm, kib, aeo gibi iyi dilek bildiren mesajları belli bir yaşın üstü kolay anlayamıyor. Waaaw, ohaa gibi tepki sözcükleri de hayatımızın olağanları arasında yerini aldı.</p>
<p><strong><em>Devamı Yörünge Dergisi 1. Sayısında (Ekim/2017)</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/istanbulun-turkcesi-ne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
