<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türk Dili &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/turk-dili/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Mar 2026 12:37:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Türk Dili &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>O Yazı Arapça Değil “Hatt-ı Türkî”, Özbeöz Türk Yazısıdır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/o-yazi-arapca-degil-hatt-i-turki-ozbeoz-turk-yazisidir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/o-yazi-arapca-degil-hatt-i-turki-ozbeoz-turk-yazisidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Muhammet Altaytaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 12:36:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[istiklal marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20131</guid>

					<description><![CDATA[Karaman’da bir imam hatip ortaokulunda, İstiklâl Marşı’nın kabulünün 105. yılı dolayısıyla düzenlenen kutlama programında yer alan bir oratoryoda; İstiklâl Marşı’nın Türkçesinin yanı sıra bir kıtasının Arapça tercümesi de okunmuştur. Yine Edirne&#8217;nin Lalapaşa ilçesinde, İstiklâl Marşı’nın kabul yıl dönümü etkinlikleri kapsamında Kaymakamımız, bir öğrenciye İstiklâl Marşı’nın Mehmet Âkif tarafından ilk yazıldığı yazı olan “Osmanlı Türkçesi”yle hazırlanmış bir tablosunu hediye etmiştir. Bazı yayın organları bu olayları; Karaman’daki resmî törenin açılışında İstiklâl Marşı Arapça okunmuş, Edirne Lalapaşa’da ise Kaymakam tarafından öğrenciye Arapça yazılmış bir İstiklâl Marşı tablosu hediye edilmiş gibi sunarak bilerek çarpıtmıştır. Bu yolla toplumun bir kesimini galeyana getirmeye ve ülke genelinde menfi bir gündem oluşturmaya çalışmış; akabinde basına yansıyan bazı ibretlik tartışmalara da şahit olunmuştur. Peki, “Osmanlı Türkçesi” veya bazılarının “Arap alfabesi” diyerek ötekileştirdiği bu yazı bizim neyimiz olur? Türkler Müslüman olduktan sonra Kur’an-ı Kerim’in kelimeleriyle konuşmaya, onun yazısıyla yazmaya başlamış ve bunu yaklaşık bin yıl boyunca sürdürmüştür. Tanzimat ve bilhassa Cumhuriyet sonrasında “Osmanlıca”; hatta bugün kimileri tarafından “Arapça” veya “Arap alfabesi” denilerek ötekileştirilen dilin Osmanlı’daki adı “lisân-ı Türkî”, yazının adı ise “hatt-ı Türkî” ya da “Kur’an alfabesi” idi. Atalarımız, Arapların diline veya alfabesine hayranlıklarından değil; hayatlarının merkezine koydukları Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu dil olması, ayet ve hadislerin bu yazıyla kaydedilmiş &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Karaman’da bir imam hatip ortaokulunda, İstiklâl Marşı’nın kabulünün 105. yılı dolayısıyla düzenlenen kutlama programında yer alan bir oratoryoda; İstiklâl Marşı’nın Türkçesinin yanı sıra bir kıtasının Arapça tercümesi de okunmuştur. Yine Edirne&#8217;nin Lalapaşa ilçesinde, İstiklâl Marşı’nın kabul yıl dönümü etkinlikleri kapsamında Kaymakamımız, bir öğrenciye İstiklâl Marşı’nın Mehmet Âkif tarafından ilk yazıldığı yazı olan “Osmanlı Türkçesi”yle hazırlanmış bir tablosunu hediye etmiştir. Bazı yayın organları bu olayları; Karaman’daki resmî törenin açılışında İstiklâl Marşı Arapça okunmuş, Edirne Lalapaşa’da ise Kaymakam tarafından öğrenciye Arapça yazılmış bir İstiklâl Marşı tablosu hediye edilmiş gibi sunarak bilerek çarpıtmıştır. Bu yolla toplumun bir kesimini galeyana getirmeye ve ülke genelinde menfi bir gündem oluşturmaya çalışmış; akabinde basına yansıyan bazı ibretlik tartışmalara da şahit olunmuştur.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter  wp-image-20133" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/WhatsApp-Image-2026-03-22-at-14.02.55-1.jpeg" alt="" width="284" height="464" /></p>
<p>Peki, “Osmanlı Türkçesi” veya bazılarının “Arap alfabesi” diyerek ötekileştirdiği bu yazı bizim neyimiz olur?</p>
<p>Türkler Müslüman olduktan sonra Kur’an-ı Kerim’in kelimeleriyle konuşmaya, onun yazısıyla yazmaya başlamış ve bunu yaklaşık bin yıl boyunca sürdürmüştür. Tanzimat ve bilhassa Cumhuriyet sonrasında “Osmanlıca”; hatta bugün kimileri tarafından “Arapça” veya “Arap alfabesi” denilerek ötekileştirilen dilin Osmanlı’daki adı “lisân-ı Türkî”, yazının adı ise “hatt-ı Türkî” ya da “Kur’an alfabesi” idi. Atalarımız, Arapların diline veya alfabesine hayranlıklarından değil; hayatlarının merkezine koydukları Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu dil olması, ayet ve hadislerin bu yazıyla kaydedilmiş bulunması sebebiyle bu yazıya kıymet vermişlerdir. Milletimizin hayatında Kur’an-ı Kerim’in yerini Yunus Emre ne güzel ifade etmiştir:</p>
<p>&gt; “Her kim Kur’an’ı bilmedi / Sanki cihana gelmedi / Derdine derman bulmadı…”</p>
<p>Öte yandan Kur’an yazısı, Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethini müteakip Türklerin elinde ve Türkler vasıtasıyla gelişmiştir. Türk hattatları bu yazıyı kendilerine mahsus üsluplarla tezyin ederek milletimize mal etmişlerdir. XVII. yüzyılda Türk hattatların kalemleriyle gelişen yazı çeşitlerinin sayısı otuza ulaşmıştır. En meşhur hattatlarımızdan Şeyh Hamdullah Efendi (ö. 1530) ve Hafız Osman (ö. 1698), yazılarıyla İslam aleminde daima başköşeyi tutmuş, eserleri asırlarca örnek alınmıştır. Rik’a, sülüs, nesih ve divânî gibi yazı türleri büyük ölçüde Türk hattatlarının kaleminden çıkmıştır. Nitekim bugün Arap dünyasında da günlük hayatta, eğitimde ve basında yaygın olarak kullanılan rik’a, nesih ve sülüs yazıları, Türk hattatlarının eseridir. Öte yandan Kur’an-ı Kerim’in Hz. Osman imlasına uygun olarak Türk hattıyla yazılması da şer’î bir vecibe olarak görülmüştür. Özetle bugün “Arap alfabesi” veya “Osmanlıca” diye ötekileştirilen, hatta zaman zaman nefretle karşılanan yazı; büyük ölçüde Türklerin, atalarımızın emeğinin mahsulüdür.</p>
<p>Malumdur ki İstiklâl Marşı, millî şairimiz tarafından Osmanlı Türkçesiyle yazılmış, 1928’e kadar da bu şekilde yazılmaya devam etmiştir. İlk defa 1927’de yayımlanan Nutuk ve Gençliğe Hitabe de Osmanlı Türkçesiyle kaleme alınmış ve basılmıştır. Harf İnkılabı’ndan sonra bu metinler peyderpey günümüzde kullandığımız Türk alfabesine aktarılmıştır. Örneğin Nutuk, ilk defa 1934 yılında Latinize edilerek basılmıştır; yani yedi yıl boyunca sadece Osmanlı Türkçesi ile okunabilmiştir. Bu metinlerin orijinal dilini ve yazısını bilmek; hem o metinleri daha iyi anlamak hem okurken daha doğru telaffuz etmek hem de tarihimizle irtibat kurmak bakımından bir kayıp değil, önemli bir meziyettir.</p>
<p>Günümüz Türkçesinin yanında, atalarımızın asırlardır yazdığı, kütüphaneler dolusu eser telif ettiği ve İstiklâl Marşı’nın orijinal haliyle yazıldığı klasik Osmanlı Türkçesine gençlerin dikkatini çekmek maksadıyla, marşımızı güzel okuyan öğrenciyi böyle bir tablo ile ödüllendiren Kaymakam Bey, son derece isabetli bir hediye tercihinde bulunmuş ve takdiri hak etmiştir. Bazılarının dile getirdiği gibi Mehmet Âkif fotoğrafı hediye etmesi de elbette mümkündü; ancak bu, şimdiki kadar isabetli bir tercih olmazdı. Zira Âkif’in kendisi bile &#8220;İstiklâl Marşı benim değil, milletimin eseridir,&#8221; diyerek marşı Safahat isimli eserine almamış, şahsını İstiklâl Marşı’nın önüne geçirmemiştir.</p>
<p>Elbette herkesin dinî tercih ve hassasiyetleri kendi hür iradesinin bir sonucudur ve saygındır. İnanç özgürlüğü konusunda kullara düşen de saygı duymaktır. Ancak meseleye ortak millî kültür açısından bakıldığında, atalarımızın asırlar boyunca kullandığı dile ve yazıya bunca yabancılaşmak kolay anlaşılır bir durum değildir. Yunus Emre’den Karacaoğlan’a, Fuzûlî’den Şeyh Gâlib’e kadar en büyük edebiyatçılarımız, şairlerimiz ve âlimlerimiz eserlerini bu yazıyla kaleme almışlardır. Kütüphanelerimiz onların eserleriyle doludur; camilerden külliyelere kadar hemen bütün tarihî eserlerimiz bu yazılarla tezyin edilmiş, kitabeleri bu yazıyla yazılmıştır; mezar taşlarımız bu alfabeyle nakşedilmiştir. Şu halde aynı mantıkla, bütün bu tarihî mirasımızı &#8220;Arapça propagandasına sebep oluyor&#8221; diye reddedip yok mu sayacağız?</p>
<p>Maalesef bir kesimde Kur’an yazısına, kelimelerine ve İslam kültürüne karşı duyulan bu alerjinin çok azı bile; kendilerine karşı İstiklâl Harbi verdiğimiz İngilizlerin, Fransızların veya Batılı emperyalistlerin diline ve kültürüne karşı duyulmaz. Mesela milli bayramlarımızda Batı’nın popüler müzikleriyle yapılan etkinliklere veya Batı kültürünün örf ve adetleriyle harmanlanmış yılbaşı kutlamalarına aynı kesimin hiçbir itirazı yoktur. Nitekim bazı özel okullarda İstiklâl Marşı’nın İngilizce tercümesinin okunması hiç mesele edilmemiştir. Açıktır ki buradaki tepki, milletimizin bin yıldır yazdığı Kur’an yazısına ve İslam kültürünedir. Hâlbuki biz bu toprakları İslam davasıyla, gaza ruhuyla canlarını feda eden şehitlerin ve gazilerin fedakârlıklarıyla vatan kıldık.</p>
<p>Sonuç itibarıyla, bizi millet; topraklarımızı vatan kılan ortak tarihî ve kültürel değerlerimize yönelik bu hoyratlık, her şeyden evvel atalarımıza karşı nankörlük, millî varlığımız açısından da bir tehdittir. İstiklâl Marşı’nda da ifade edildiği gibi:</p>
<p>“Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,<br />
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/o-yazi-arapca-degil-hatt-i-turki-ozbeoz-turk-yazisidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aynen!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/aynen/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/aynen/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Feyzullah Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Dec 2020 08:16:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Aynen]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Dili]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16344</guid>

					<description><![CDATA[“Aynen!” kelimesi aslında üretime yabancılaşan ve her zaman daha fazla tüketmeye odaklanmış modern insanın tasvirini yapan temel bir göstergedir. &#160;İnsanlar artık üretmiyor. “Aynen” kelimesi de üretmekle ilgili üşengeçliğin alamet-i farikası. Günümüz insanı sadece hazırı tüketmek için çalışıyor. Bunu sadece yeme, içme, giyim ve teknolojiyle sınırlandırmak hakikati ıskalamak olur. &#160;Üzerinde durulması gereken noktalardan birisi de insanların artık derinlemesine düşünmemesi ve sadece “katılıyor” ya da “katılmıyor” oluşudur. İnsanların çoğunun herhangi bir konuya katıldığını göstermek için verdiği ilk tepkinin de “aynen” kelimesi olduğunu fark etmişsinizdir sanırım. &#160;Bilgi kaynakları da modern insanın düştüğü seviyeyi gösterir nitelikte. Temel bilgi kaynakları,&#160; sosyal medya ve eline klavyeyi alanın yalan/yanlış bilgi aktardığı internet siteleridir maalesef. Bu iki yerde varsa modern insan için güvenilirlik ve geçerlik kriterleri sağlanmış sayılıyor ve “paylaş” butonu emre amadedir artık! Usûl öğrenme, araştırma, teyit etme, istişare, asıl kaynağa inme/sorma, mukayese gibi çağ dışı(!) ve en önemlisi zaman kaybı(!) konulara hiç girilmiyor. Sonuç: En üst seviyeden ego tatminine karşılık, sıfır üretim. &#160;Modern insanın tüm çabası, zaman kaybının en az seviyede olması üzerine. Bu, görünüşte çok güzel bir gaye gibi gözükse de iş aslında öyle değil. Düşünmeyen, tefekkür etmeyen, mukayese etmeyen yani üretmeyen bir beyni yönlendirmek çok kolaydır. Sosyal medyada iki fotomontaj, değerlerimize dokunan iki cümle, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Aynen!” kelimesi aslında üretime yabancılaşan ve her zaman daha fazla tüketmeye odaklanmış modern insanın tasvirini yapan temel bir göstergedir.</p>



<p>&nbsp;İnsanlar artık üretmiyor. “Aynen” kelimesi de üretmekle ilgili üşengeçliğin alamet-i farikası. Günümüz insanı sadece hazırı tüketmek için çalışıyor. Bunu sadece yeme, içme, giyim ve teknolojiyle sınırlandırmak hakikati ıskalamak olur.</p>



<p>&nbsp;Üzerinde durulması gereken noktalardan birisi de insanların artık derinlemesine düşünmemesi ve sadece “katılıyor” ya da “katılmıyor” oluşudur. İnsanların çoğunun herhangi bir konuya katıldığını göstermek için verdiği ilk tepkinin de “aynen” kelimesi olduğunu fark etmişsinizdir sanırım.</p>



<p>&nbsp;Bilgi kaynakları da modern insanın düştüğü seviyeyi gösterir nitelikte. Temel bilgi kaynakları,&nbsp; sosyal medya ve eline klavyeyi alanın yalan/yanlış bilgi aktardığı internet siteleridir maalesef. Bu iki yerde varsa modern insan için güvenilirlik ve geçerlik kriterleri sağlanmış sayılıyor ve “paylaş” butonu emre amadedir artık! Usûl öğrenme, araştırma, teyit etme, istişare, asıl kaynağa inme/sorma, mukayese gibi çağ dışı(!) ve en önemlisi zaman kaybı(!) konulara hiç girilmiyor. Sonuç: En üst seviyeden ego tatminine karşılık, sıfır üretim.</p>



<p>&nbsp;Modern insanın tüm çabası, zaman kaybının en az seviyede olması üzerine. Bu, görünüşte çok güzel bir gaye gibi gözükse de iş aslında öyle değil. Düşünmeyen, tefekkür etmeyen, mukayese etmeyen yani üretmeyen bir beyni yönlendirmek çok kolaydır. Sosyal medyada iki fotomontaj, değerlerimize dokunan iki cümle, bol miktarda nefret söylemi; modern insanın “aynen” tepkisiyle beraber “paylaş” butonuna dokunmasıyla sonuçlanıyor. İnsanların fikirlerini paylaşmanın ve onlara destek olmanın yanlış olduğunu savunuyor değilim elbette. Burada dikkat çekmeye çalıştığım şey, fikir beyan edenin dahi ne demek istediği üzerinde yeterince düşünülmemesi ve usûlune uygun bir zihinsel tefekkürden kaçınılmasıdır. Tabi böyle yaparak vaktimiz arttı bunu nasıl kullanalım? Aile, dostlar, kitap, ibadet… Hayır, hayır en iyisi biraz sosyal medyada takılıp komik videolar seyretmek. Ne de olsa zamanın kıymeti bilinmeli değil mi?(!)</p>



<p>&nbsp;Yapılan araştırmalarda beynimizin genelde en yakın ve en kestirme yolu kullandığı anlaşılmıştır. Yani beyin, bir sorun algıladığında veya düşünülmesi gereken bir konu söz konusu olduğunda vücutta oluşan gerilimi ortadan kaldırmak için devreye girer. Bu noktadan sonra yapacağı bir kaç müdahale vardır. Bunlardan biri, dâhil olunan grubun tavrına bakıp hemen ona uymak olur. Bu şekilde beyin “bak seninkiler böyle düşünüyor; çok düşünme sen de onlara uy devam et hayatına ” diyor bize. Bu mesaj bizde “aynen” etkisini tetikliyor ve bu sayede bilişsel çelişki ortadan kalkıyor ve mutlu(!) hayat devam etmiş oluyor. Trollüğün/fanatikliğin temelinde bu sistem var diyebiliriz.</p>



<p>&nbsp;Bu sistem aslında çok önemli işler için yaratılmış ve beynimize işlenmiş, ancak bu sistemi her yerde değil de, doğru yerlerde kullanmak bizim irademizle alakalı bir durum. Özellikle “aynen” etkisiyle savaşmak için irademizi devreye sokmamız gerek. Aksi takdirde görüntüde mutlu; ancak anlamsız bir hayat sürüyor olacağız. Yapacağımız şey problemi algıla, anla, seçenekleri fark et, olası sonuçları araştır, seçim yap, sorumluluğu al. Tabi bu formülün en önemli ayağı formüldeki kavramları işletecek &nbsp;usûl bilgisi ve bilinçtir. Herhangi bir konu hakkında usûlüne uygun bir tefekkür süreci işletemezsek züccaciye dükkânına giren bir filden farkımız kalmaz. &nbsp;Formülü yazmak basit ancak birçok insan formüldeki zorluğu fark edip beynin otomatik sistemine teslim oluyor ve “aynen” deyip devam ediyor. Oysa makbul birey olmak, tüm zorluğuna rağmen üretmeyi gerektirir. Bu, tarih boyunca böyleydi ve bugün de böyle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/aynen/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
