<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tunus &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/tunus/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Dec 2020 10:42:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Tunus &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tunus Seçimleri Bize Ne Anlatıyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tunus-secimleri-bize-ne-anlatiyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tunus-secimleri-bize-ne-anlatiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2020 07:40:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16422</guid>

					<description><![CDATA[AK Parti dışında serbest seçimlerde rakipleriyle yarışarak seçmenin teveccühüne 18 yıl aralıksız mazhar olmuş ikinci bir siyasi parti yok. Başka bir ifadeyle çok partili dönemde 18 yıldır girdiği bütün seçimlerden başarıyla çıkmış ikinci bir parti yok. Objektif olarak değerlendirildiğinde, AK Partinin bu başarısının arkasında birilerinin zannettiği veya iddia ettiği gibi&#160;anlamsız faktörlerden&#160;ziyade topluma verdiği&#160;güven duygusunun&#160;yattığı görülecektir. Sistem Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında başkanlık sistemine evrildiği için artık partilerden ziyade adayların toplum üzerinde bıraktığı/bırakacağı güven duygusu önem kazanmıştır. Yani artık yürütme siyasi partilerden ziyade adayların başarısına bağlı olduğu için partilerin iriliği ufaklığı değil adaylarının kişiliği önem arz etmektedir. Bunun bir anlamı da her hangi bir aday topluma güven veriyorsa partisinin oy oranı tek belirleyici olmaktan çıkar. Fransa ve&#160;Tunus’ta&#160;yapılan son seçimleri partisiz adayların kazandığı gerçeği bu tespitin en son ve en bariz örneğidir. Bu iki ülke her ne kadar yarı başkanlık sistemiyle yönetiliyorsa da cumhurbaşkanının seçimi ve yetkileri itibariyle başkanlık sistemine benzemektedir. (Hatta yarı başkanlık sisteminde eğer cumhurbaşkanının partisi parlamentoda çoğunluğu elde etmişse sistem başkanlık sistemine yakın bir durum arz eder, eğer partisi azınlıktaysa da parlamenter sisteme daha yakın bir durum ortaya çıkar.) Türkiye’de de artık partiler değil&#160;adaylar yarışacaktır.&#160;Partiler elbette ki önemini tamamen yitirmiyor ama adaylar hükümet olacağı için&#160;aday öne çıkmaktadır. 2023 seçimleri de adaylar arasında geçecektir. Partiler &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>AK Parti</strong> dışında serbest seçimlerde rakipleriyle yarışarak <strong>seçmenin teveccühüne</strong> 18 yıl aralıksız <strong>mazhar olmuş</strong> ikinci bir siyasi parti yok.</p>



<p>Başka bir ifadeyle çok partili dönemde 18 yıldır girdiği bütün seçimlerden başarıyla çıkmış ikinci bir parti yok.</p>



<p>Objektif olarak değerlendirildiğinde, AK Partinin bu başarısının arkasında birilerinin zannettiği veya iddia ettiği gibi<strong>&nbsp;anlamsız faktörlerden&nbsp;</strong>ziyade topluma verdiği&nbsp;<strong>güven duygusunun</strong>&nbsp;yattığı görülecektir.</p>



<p>Sistem Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında başkanlık sistemine evrildiği için artık partilerden ziyade adayların toplum üzerinde bıraktığı/bırakacağı güven duygusu önem kazanmıştır.</p>



<p>Yani artık yürütme siyasi partilerden ziyade adayların başarısına bağlı olduğu için partilerin iriliği ufaklığı değil adaylarının kişiliği önem arz etmektedir.</p>



<p>Bunun bir anlamı da her hangi bir aday topluma güven veriyorsa partisinin oy oranı tek belirleyici olmaktan çıkar.</p>



<p><strong>Fransa ve&nbsp;Tunus’ta</strong>&nbsp;yapılan son seçimleri partisiz adayların kazandığı gerçeği bu tespitin en son ve en bariz örneğidir.</p>



<p>Bu iki ülke her ne kadar yarı başkanlık sistemiyle yönetiliyorsa da cumhurbaşkanının seçimi ve yetkileri itibariyle başkanlık sistemine benzemektedir. (Hatta yarı başkanlık sisteminde eğer cumhurbaşkanının partisi parlamentoda çoğunluğu elde etmişse sistem başkanlık sistemine yakın bir durum arz eder, eğer partisi azınlıktaysa da parlamenter sisteme daha yakın bir durum ortaya çıkar.)</p>



<p>Türkiye’de de artık partiler değil<strong>&nbsp;adaylar yarışacaktır.&nbsp;</strong>Partiler elbette ki önemini tamamen yitirmiyor ama adaylar hükümet olacağı için&nbsp;<strong>aday öne çıkmaktadır.</strong></p>



<p>2023 seçimleri de adaylar arasında geçecektir. Partiler elbette ki önemini tamamıyla kaybetmiş değiller. Seçimlerde çalışacak olan parti teşkilatlarıdır. Ancak parti teşkilatlarına moral verecek olan da savunacakları adaydır.</p>



<p>Topluma güven vermeyen adayın teşkilata güven vermesi düşünülemez. Artık seçmen de parti teşkilatı da adayın kalitesine ve çapına bakacaktır.</p>



<p>Peki siyasette güven endeksinin parametreleri nelerdir?</p>



<p>İşte bu sorunun cevabını&nbsp;<strong>Kemal Öztürk</strong>&nbsp;iki gün önce ‘<strong>Siyasette güven endeksi’&nbsp;</strong>başlığıylayayınladığı özgün yazısında uzun uzun anlattı. Parti adı vermedi parametreleri yazdı. Bence de isabetli tespitlerdi. Özetleyecek olursak:</p>



<p>“Siyasetçinin güven endeksini oluşturan parametreler şunladır:</p>



<p>1. Başarı hikayesi var mı?</p>



<p>2. Dürüst biri mi?</p>



<p>3. Sözünü tutar mı?</p>



<p>4. Düzeni bozar mı?(Düzenden maksat seçmenin kurulu düzeni işi, evi, çevresi, geliri, gideri)</p>



<p>5. Beni anlıyor mu? ” (https://www.haberturk.com/yazarlar/kemal-ozturk/2899413-siyasette-guven-endeksi)</p>



<p>Aslında başka parametreler de eklenebilir.</p>



<p>Çünkü bu özelliklere sahip liderler de çıkabilir ama karizma yoksa, tanınmıyorsa, onu tanıtacak imkanı, çevresi teşkilatı vs. yoksa kazanma ihtimali de yoktur.</p>



<p>Ancak bu parametreleri mevcut siyasi parti liderlerine uygulayıp doğru sonuca ulaşabiliriz.</p>



<p><strong>Öztürk</strong>&nbsp;yazısının sonunda adayları test edecek formülü de vermiş:</p>



<p>“Her bir maddeye 10 üzerinden not verin. Mesela 1. Maddedeki, “başarı hikayesi var mı?” sorusuna “evet var” diyorsanız ve iyi bir başarı hikayesi olduğunu düşünüyorsanız 10 puan verin. Tüm puanları toplayıp beşe bölün. Çıkan sonuç, 6 ve üzeriyse o siyasetçinin güven endeksi iyi demektir. Ne kadar yüksekse, seçmen o kadar güven duyuyor demektir ve ona oy verecektir.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tunus-secimleri-bize-ne-anlatiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tunus-Türkiye ittifakı ‘altın anahtar’dır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tunus-turkiye-ittifaki-altin-anahtardir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tunus-turkiye-ittifaki-altin-anahtardir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Dec 2019 11:31:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13330</guid>

					<description><![CDATA[Başkan Erdoğan ve kurmay ekibi, Akdeniz’in batı kanadında, özellikle Afrika-Avrupa hattında tüm dengeleri yeniden yapılandıracak çok hassas bir atak gerçekleştirdi. Erdoğan, sırtını milletine dayayarak ülkesi için “milli rota” oluşturan Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’e, büyük bir kapı araladı. Kays Said’i tanıyanlar için Erdoğan’ın stratejisi, gerçekçi ve doğrudur. ÜNİVERSİTE KÜRSÜSÜNDEN LİDERLİĞE… 23 Ekim 2019 günü Tunus cumhurbaşkanlığına oturan Kays Said, Arap Baharı’nın başlangıç ülkesi olan Tunus’un yeni anayasasının yazılımı sırasında tanındı. Anayasa hukuku profesörü kimliğiyle çoğulcu bir anayasa çalışmasına sağladığı katkıyla Tunus halkının saygısını kazandı. Son cumhurbaşkanlığı seçimine 25 diğer adayla birlikte katıldığında kamuoyu araştırmacılarının seçilme şansını düşük gördüğü bir adaydı. Araştırmacılar, Tunus gençliğinin 61 yaşındaki akademisyene gizli bir sevgi duyduğunu gözden kaçırmışlardı, nitekim ilk tur oylama sonucunda en yüksek şans tanınan muhafazakar Ennahda Partisi adayı Abdülfettah Mouru yüzde 12.9 oyla üçüncü olurken, Kays Said yüzde 18.4, ülkenin medya imparatoru Nebil Karoui yüzde 15.6 oy aldı. Kays Said’in ikinci tur oylamada, “rakibim Karoui vergi usulsüzlüğü ve kara para aklama suçlamalarından cezaevinde bulunuyor, benim rakibimin bu şartlarında kampanya sürdürmem adil olmaz bu nedenle kampanyamı askıya alıyorum” açıklaması Tunus halkının gönlünde taht kurmasına neden oldu. Muhafazakar kimliğiyle Ennahda’nın da desteğini alan Kays Said, oyların yüzde 72.7’sini alarak cumhurbaşkanı seçildi. KÖRFEZ ÜLKELERİNDEN UZAK BİR DEMOKRAT… Kays Said’i Türkiye açısından önemli kılan, siyasi yaşamında Suudi Arabistan liderliğindeki Körfez ülkelerine &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başkan Erdoğan ve kurmay ekibi, Akdeniz’in batı kanadında, özellikle Afrika-Avrupa hattında tüm dengeleri yeniden yapılandıracak çok hassas bir atak gerçekleştirdi.</p>
<p><strong>Erdoğan</strong>, sırtını milletine dayayarak ülkesi için <em>“milli rota” </em>oluşturan Tunus Cumhurbaşkanı <strong>Kays Said’</strong>e, büyük bir kapı araladı.</p>
<p><strong>Kays Said’i tanıyanlar için Erdoğan’ın stratejisi, gerçekçi ve doğrudur.</strong></p>
<p><strong>Ü</strong><strong>NİVERSİTE KÜRSÜSÜNDEN LİDERLİĞE…</strong><br />
23 Ekim 2019 günü Tunus cumhurbaşkanlığına oturan <strong>Kays Said,</strong> Arap Baharı’nın başlangıç ülkesi olan Tunus’un yeni anayasasının yazılımı sırasında tanındı.</p>
<p>Anayasa hukuku profesörü kimliğiyle çoğulcu bir anayasa çalışmasına sağladığı katkıyla Tunus halkının saygısını kazandı.</p>
<p>Son cumhurbaşkanlığı seçimine 25 diğer adayla birlikte katıldığında kamuoyu araştırmacılarının seçilme şansını düşük gördüğü bir adaydı. Araştırmacılar, Tunus gençliğinin 61 yaşındaki akademisyene gizli bir sevgi duyduğunu gözden kaçırmışlardı, nitekim ilk tur oylama sonucunda en yüksek şans tanınan muhafazakar Ennahda Partisi adayı <strong>Abdülfettah Mouru</strong> yüzde 12.9 oyla üçüncü olurken, <strong>Kays Said </strong>yüzde 18.4, ülkenin medya imparatoru <strong>Nebil Karoui</strong> yüzde 15.6 oy aldı.</p>
<p><strong>Kays Said’</strong>in ikinci tur oylamada, <strong>“rakibim Karoui vergi usulsüzlüğü ve kara para aklama suçlamalarından cezaevinde bulunuyor, benim rakibimin bu şartlarında kampanya sürdürmem adil olmaz bu nedenle kampanyamı askıya alıyorum”</strong> açıklaması Tunus halkının gönlünde taht kurmasına neden oldu.</p>
<p>Muhafazakar kimliğiyle Ennahda’nın da desteğini alan Kays Said, oyların yüzde 72.7’sini alarak cumhurbaşkanı seçildi.</p>
<p><strong>K</strong><strong>ÖRFEZ ÜLKELERİNDEN UZAK BİR DEMOKRAT…</strong><br />
<strong>Kays Said’</strong>i Türkiye açısından önemli kılan, siyasi yaşamında Suudi Arabistan liderliğindeki Körfez ülkelerine uzak durması, özellikle de seçim kampanyasında bu ülkelerden hiçbir mali destek almamasıdır.</p>
<p><em>Bağımsızlıkçı </em>çizgide duran <strong>Said’</strong>in seçim kampanyasına yalnız Tunus halkı para verdi, <strong>o makama kimseye borcu olmadan oturdu.</strong></p>
<p>Bu nedenle, tıpkı <strong>Erdoğan </strong>gibi, Trablus’taki meşru yönetimin başı <strong>Sarrac</strong>’a destek veren siyasetçi olarak dikkat çekiyor.</p>
<p>Bu desteğin üç nedeni var:</p>
<p>1- Tunus ve Libya tarih boyunca bir arada yaşadılar, ayrılıkları 1947’de gerçekleşti, bununla birlikte zengin petrol kaynakları ile Libya, her zaman Tunus ekonomisinin bir numaralı destekçisi oldu. 2- Tunus kendi istikrarı için Libya’nın özellikle batı kesimindeki istikrara büyük önem veriyor, çünkü topraklarında Hafter’den kaçmış yaklaşık bir milyon Libyalı’yı barındırıyor, 3- Körfez ülkelerinin Mısır’dan sonra Libya’da da yönetimi belirlemesini asla istemiyor.</p>
<p>Libya lideri ile son olarak 10 Aralık günü Tunus’ta görüşen <strong>Said</strong>’in şu sözleri önemli: <strong>Kuşkusuz, Libya’nın geleceğine esas olarak Libya halkı karar verecektir. Bu ülkenin dostlarına düşen ana görev, Libya’nın güvenlik ve istikrarının sağlanmasında üzerlerine düşeni yapmaktır.</strong></p>
<p><strong>Said </strong>bu sözleri Tunus’taki aşiretlerle akraba olan Libyalı aşiretlerin liderleriyle yaptığı görüşmede de tekrarladı.</p>
<p><strong>Bütün bu bilgiler, Başkan Erdoğan’ın Tunus ziyaretinin yerinde ve zamanlaması çok doğru bir ziyaret olduğunu göstermesi açısından önemlidir.</strong></p>
<p><strong>M</strong><strong>UTABAKAT AKDENİZ’E YAYILIYOR…</strong><br />
Türkiye, Osmanlı sonrasında İtalya ve Fransa’nın hakim olduğu eski coğrafyasında yeniden belirleyici adımlar atıyor. Yakında Fransa ve İtalya tarafından desteklenen ne kadar eski Arap siyasetçi varsa, Türkiye’yi suçlayan açıklamalarla ortalığa döküleceklerdir.</p>
<p><strong>Türkiye-Tunus ittifakı ise Arap Birliği’ni kontrol altında tutan, Amerikan emperyalizminin şemsiyesi altında Siyonist kumpasların destekçisi haline gelen Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere net bir yanıttır…</strong></p>
<p><strong>Arap dünyası, emperyalizmin ajanı rejimlerle Kays Said gibi milletinin seçtiği bağımsızlıkçı yeni nesil devlet adamları arasındaki mücadeleye tanıklık edecek, bu kaçınılmazdır.</strong></p>
<p>Ardan Zentürk/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tunus-turkiye-ittifaki-altin-anahtardir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaşıkçı Olayı &#8220;Suud Baharı&#8221;nı Tetikler mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kasikci-olayi-suud-baharini-tetikler-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kasikci-olayi-suud-baharini-tetikler-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Oct 2018 07:27:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Kaşıkçı]]></category>
		<category><![CDATA[Suud Baharı]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=3362</guid>

					<description><![CDATA[Tunus Nahda Hareketi lideri Gannuşi, Kaşıkçı cinayetini, kendini yakarak Arap Baharının fitilini ateşleyen Mohamed Bouazizi olayına benzetti. Bouazizi&#8217;nin cesedi Bin Ali devrini kapatmıştı. Kaşıkçı cinayeti Veliaht Prens Selman&#8217;ın sonunu getirecek mi? Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetini, Tunus devriminin sembolü Muhammed Buazizi&#8216;nin trajedik yanma sahnesine benzetti.  Tunus&#8217;ta partisinin merkezinde düzenlenen yıllık toplantısında konuşan Gannuşi, Kaşıkçı’nın öldürülmesini dünyayı derin uykusundan uyandıran bir vahşilik ve deprem olarak niteledi.  Gannuşi, cinayetin, çıkarlar ve devletlerin zayıflığı karşısında insanlık vicdanı ve medyanın ne kadar güçlü olduğunu gösterdiğini dile getirdi.  Nahda Hareketi lideri, Kaşıkçı&#8217;nın öldürülmesinin Tunus devriminin sembol ismi Buazizi&#8217;nin yanması sürecindeki duruma benzediğini vurguladı.  Çağdaş medya gücüyle insanlık vicdanının büyük bir destekle harekete geçtiğini dile getiren Gannuşi, bunun, gerçeğin ortaya çıkarılması için hükümetlerde baskı, deprem ve kontrolden çıkmışlık hali yarattığına işaret etti.  Tunus&#8217;ta hükümet ortağı Nahda Hareketi Partisi, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı&#8217;nın öldürülmesinin ardından kınama mesajı yayınlamıştı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span lang="TR">Tunus Nahda Hareketi lideri Gannuşi, Kaşıkçı cinayetini, kendini yakarak Arap Baharının fitilini ateşleyen Mohamed Bouazizi olayına benzetti. Bouazizi&#8217;nin cesedi Bin Ali devrini kapatmıştı. Kaşıkçı cinayeti Veliaht Prens Selman&#8217;ın sonunu getirecek mi?</span></p>
<p><strong><span lang="TR">Nahda Hareketi</span></strong><span lang="TR"> </span><span lang="TR">lideri <strong>Raşid el-Gannuşi</strong>, Suudi gazeteci <strong>Cemal Kaşıkçı</strong> cinayetini, <strong>Tunus</strong> devriminin sembolü <strong>Muhammed Buazizi</strong>&#8216;nin trajedik yanma sahnesine benzetti. <b></b></span></p>
<p><span lang="TR">Tunus&#8217;ta partisinin merkezinde düzenlenen yıllık toplantısında konuşan Gannuşi, Kaşıkçı’nın öldürülmesini dünyayı derin uykusundan uyandıran bir vahşilik ve deprem olarak niteledi. </span></p>
<p><span lang="TR">Gannuşi, cinayetin, çıkarlar ve devletlerin zayıflığı karşısında insanlık vicdanı ve medyanın ne kadar güçlü olduğunu gösterdiğini dile getirdi. </span></p>
<p><span lang="TR">Nahda Hareketi lideri, Kaşıkçı&#8217;nın öldürülmesinin Tunus devriminin sembol ismi Buazizi&#8217;nin yanması sürecindeki duruma benzediğini vurguladı. </span></p>
<p><span lang="TR">Çağdaş medya gücüyle insanlık vicdanının büyük bir destekle harekete geçtiğini dile getiren Gannuşi, bunun, gerçeğin ortaya çıkarılması için hükümetlerde baskı, deprem ve kontrolden çıkmışlık hali yarattığına işaret etti. </span></p>
<p><span lang="TR">Tunus&#8217;ta hükümet ortağı Nahda Hareketi Partisi, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı&#8217;nın öldürülmesinin ardından kınama mesajı yayınlamıştı.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kasikci-olayi-suud-baharini-tetikler-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tunus’ta Nahda’nın Pirus Zaferi: Sandık Kazanıldı Ama Seçmen Kaybedildi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tunusta-nahdanin-pirus-zaferi-sandik-kazanildi-ama-secmen-kaybedildi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tunusta-nahdanin-pirus-zaferi-sandik-kazanildi-ama-secmen-kaybedildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fahri Caner]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 May 2018 21:45:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[9. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Fahri Caner]]></category>
		<category><![CDATA[Haziran 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Sandık]]></category>
		<category><![CDATA[Seçmen]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2138</guid>

					<description><![CDATA[Nahda Partisi geçmişin izlerini silmek ve siyasal İslamcı ile laik zıtlaşmasını aşmak istiyor. Bütün kesimleri barıştırarak normalleşme sürecine ulaşmayı tasarlıyor. Yine geleneksel tabanını aşarak yeni toplumsal katmanlara ulaşmayı hedefliyor… Buna inananlar açısından bakıldığında herkesin beklentisi, bıçak sırtındaki bu süreçte tüm kesimleri mutlu edecek gelişmeler yaşanması. İsrail sürekli olarak Batılılara kendini ‘çöl içinde vaha, diktatörlükler içinde tek demokratik bölge’ olarak pazarlıyordu. Arap Baharı ile birlikte sadece kendine demokrat olduğu gerçeği ortaya çıktı. Başkalarını insan saymadığı oranda demokratik seçeneklerini de saygıdeğer bulmuyordu. Ya da pragmatik nedenlerle daha iyi anlaştığı diktatörleri halkın iradesine tercih ediyordu. Arap Baharıyla birlikte Tunus da demokratik deneyimin ikinci adresi oldu ve Arap çölünde bir vaha olarak sivrilmeye başladı. Artık siyasi olarak Tunus modelinden ve Tunus ayrıcalığından (El-İstisna et-Tunusi) söz ediliyordu. Mısır’ın darbe sürecine yuvarlanmasıyla birlikte Tunus’un yıldızı daha da parlamaya başladı. Demokrasi gemisini kayalıklara oturtmadan yüzdürmesini biliyordu Tunus. Baştan beri Nahda Hareketinin siyasi seyri hep inişli çıkışlı oldu. Daha önce İslami Yönelim/Eğilim adını taşıyordu. Bununla birlikte1989 yılında şartlar gereği adındaki İslami ibaresinden feragat etti ve ismini Nahda Hareketi olarak değiştirdi. Ardından bu isim değiştirme neredeyse gelenek haline geldi. İki de bir İslami takılarından ‘kurtuldu’. Birileri buna ‘safra atmak’ da diyebilir. 1987 yılında İslami Yöneliş Liderleri; başta Gannuşi olmak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nahda Partisi geçmişin izlerini silmek ve siyasal İslamcı ile laik zıtlaşmasını aşmak istiyor. Bütün kesimleri barıştırarak normalleşme sürecine ulaşmayı tasarlıyor. Yine geleneksel tabanını aşarak yeni toplumsal katmanlara ulaşmayı hedefliyor… Buna inananlar açısından bakıldığında herkesin beklentisi, bıçak sırtındaki bu süreçte tüm kesimleri mutlu edecek gelişmeler yaşanması.</strong></p>
<p>İsrail sürekli olarak Batılılara kendini ‘çöl içinde vaha, diktatörlükler içinde tek demokratik bölge’ olarak pazarlıyordu. Arap Baharı ile birlikte sadece kendine demokrat olduğu gerçeği ortaya çıktı. Başkalarını insan saymadığı oranda demokratik seçeneklerini de saygıdeğer bulmuyordu. Ya da pragmatik nedenlerle daha iyi anlaştığı diktatörleri halkın iradesine tercih ediyordu. Arap Baharıyla birlikte Tunus da demokratik deneyimin ikinci adresi oldu ve Arap çölünde bir vaha olarak sivrilmeye başladı. Artık siyasi olarak Tunus modelinden ve Tunus ayrıcalığından (El-İstisna et-Tunusi) söz ediliyordu. Mısır’ın darbe sürecine yuvarlanmasıyla birlikte Tunus’un yıldızı daha da parlamaya başladı. Demokrasi gemisini kayalıklara oturtmadan yüzdürmesini biliyordu Tunus.</p>
<p>Baştan beri Nahda Hareketinin siyasi seyri hep inişli çıkışlı oldu. Daha önce İslami Yönelim/Eğilim adını taşıyordu. Bununla birlikte1989 yılında şartlar gereği adındaki İslami ibaresinden feragat etti ve ismini Nahda Hareketi olarak değiştirdi. Ardından bu isim değiştirme neredeyse gelenek haline geldi. İki de bir İslami takılarından ‘kurtuldu’. Birileri buna ‘safra atmak’ da diyebilir.</p>
<p>1987 yılında İslami Yöneliş Liderleri; başta Gannuşi olmak üzere 30 arkadaşı ile birlikte Burgiba tarafından idam cezasıyla yargılanıyorlardı. Daha önce içişleri bakanlığı yapmış olan ve ardından başbakanlığa getirilen hırslı bürokrat Zeynelabidin Bin Ali, İslami Yöneliş Hareketi liderlerini darağacından alma arzusundan değil ama iktidara gelmenin bir kılıfı olarak idamla yargılamaları ve sosyal barışı bahane ederek saray darbesiyle duruma el koymuştu. Belli ki iktidarının son günlerinde epeyce yaşlanan ve gerçek iktidarı saraydaki güç merkezlerine; eşine ve bakanlarına kaptıran Burgiba’nın siyasi çırağı ve himayelisi (protégé) Bin Ali’nin saray darbesine direnecek takati yoktu. Usulca kenara çekildi ve ölümünü bekledi. Burgiba dönemi baskılar dönemiydi, zordu lakin Bin Ali dönemi daha sistematik bir baskı dönemine dönüşmekte gecikmedi. Nahda Hareketi bağımsız listeler halinde 1989 seçimlerine katıldı ve genelde yüzde 13, başkent Tunus’ta ise yüzde 30 civarında oy aldı. Gannuşi gibi Nahda hareketi liderlerini Bin Ali’nin devrilmesine kadar (2011) uzun bir sürgün dönemi bekliyordu. 1989 yılı ve sonrasında soluğu sürgünde aldılar. Geride kalanlar hapislerle tanıştı. Hareketin lideri Raşid Gannuşi, 21yıl boyunca Londra’da sürgünde kalmıştı. Onca zaman sonra Nahda liderlerinin sürgünden dönüşüyle birlikte Tunus dikensiz gül bahçesi olmadı. Eski tüfekler pusuda bekliyorlardı. Bazı siyasi cinayetler üzerinden siyasi mühendislik gerçekleştirildi ve Nahda iktidarı iğdiş edildi. Bu da halkın sandığa ve demokratik sisteme olan güvenini sarstı. Tunus, 2013 yılında önce muhalif Demokrat Yurtseverler Partisi Genel Sekreteri Şükrü Belid, ardından da 25 Temmuz’da bir başka muhalif siyasetçi Muhammed İbrahimi’ye düzenlenen suikastlarla sarsıldı, siyasi krizin eşiğine geldi.</p>
<p>Bu suikastlar elbette genel olarak İslami kesimlerin üzerine yıkıldı ve bu algı üzerinden Nahda hareketinin kolu kanadı budandı. Bu siyasi cinayetler sonraki siyasi süreci İslamcılar aleyhine şekillendirdi. Bunlar Türkiye’de 1990’lı yıllarda sol veya laik kesimin aydınlarına yönelik sistematik cinayetleri hatırlatıyor. Bu gelişmeler Nahda Partisini karşıtı olan Nida Tunus Partisi ile iktidarı paylaşmaya itti. Yeni dönemin şiari mugalebe/yenişme değil uzlaşma idi. Nitekim 6 Mayıs seçimlerinin ardından Gannuşi ilk açıklamasında seçimi uzlaşma iradesinin kazandığını söyledi. Uzlaşma, İslami kesimler açısından iktidarı paylaşma ve ötesinde laik kesimlere devretme anlamına geliyor. Bununla birlikte şimdiye kadar 4 kez ertelenen belediye seçimlerinde Nahda Partisi varlık göstermiş, 2015 yılında Gannuşi’nin taahhüt ettiği gibi, birinci parti olmuştur. 2013 yılı Mısır’da seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mürsi’ye karşı yapılan darbenin kuvvetli yankıları Tunus’ta da hissedildi. Bu durumda sütten ağzı yanan Nahda Hareketi yoğurdu üflemeye başladı. İktidar konusunda temkinli yaklaşıyordu. Hammadi Cibali’nin temsil ettiği İslami bir iktidarı düşleyen kanat süreçten elendi. Reformcu, uyumlu ve uzlaşmacı Gannuşi-Moro anlayışı veya ideolojik değil de pratik ve pragmatik çizgi öne çıktı. 2014 sonrasında iktidar paylaşıldı ve iktidarın dümeni Nida Tunus Partisine geçti. Kaid Sibsi de Gannuşi’nin feragat etmesiyle cumhurbaşkanı seçilmiştir. Nahda ve liderleri süreçte siyaset adına dava veya davet alanından feragat ettikleri yetmiyormuş gibi Sibsi’nin İslami konularda Burgiba’yı hatırlatan çıkışlarını ve İslami kurulların içini boşaltması çabalarını da sessizce sineye çekip geçiştirdiler. Sibsi, İslam miras hukukunda kadın ile erkeğin eşit miras payı alması gerektiğini ve ayrıca Müslüman kadınların gayri Müslim erkeklerle evlenebileceklerini savunuyordu. Tunus 6 Mayıs 2018 tarihinde yapılan seçimlerde uzlaşma adı altında iradesi dışında gelişen ikili sisteme tepki gösterdi ve sandık dışında oluşturulan siyasi mühendisliğin parçası olmak istemedi. Bu açıdan 2013 ve 2014 tarihinden itibaren Tunus’ta kitleler giderek demokratik sistem adına ülkelerindeki mühendislik dayatmalarına yabancılaşmaya başladı.<br />
6 Mayıs seçimlerinde bunun iki göstergesi ortaya çıktı. Halkın sandıktan veya demokratik süreçten uzaklaşması ve ikincisi de partiler yerine bağımsız adaylara yönelmesidir. Nahda Partisi de bu dalgaya iltifat ederek; başkent Tunus’ta olduğu gibi geleneksel tabanı dışındaki adaylara yöneldi.</p>
<p><strong>Davet ile Siyasi Alanın Ayrıştırılması</strong></p>
<p>Nahda Hareketi 1989 yılından sonra ikinci kez Mayıs 2016 tarihinde yapılan 10. Kongresinde kabuk değiştirdi. Bu defa harekete veda ederek yerine parti ifadesini benimsedi. 10. Kongre’nin ardından Tunus’un yeni Nahda’sı: sivil, Müslüman ve demokrat şeklinde tanımlandı. Raşid Gannuşi bunu şöyle ifade ediyor: “Kimlik için mücadele veren doktriner bir hareketten, totaliter rejime karşı demokrasi için mücadele veren protesto hareketine ve oradan da İslami referanslara sahip ulusal, demokratik, Müslüman bir partiye dönüştük.” Kısaca Nahda Hareketi 2014 yılı ve sonrasında Nida Tunus Partisi veya klasik tanımıyla laik kesimler karşısında siyasi olarak geri adım atarken 2016 yılında da dini olarak kendini revize etmiş ve dini alandaki iddiasından vazgeçmiştir. Bu çerçevede söylemini de değiştirmiştir. Halkın kimlik siyaseti değil geçim derdinde olduğunu söylüyorlar. Bununla birlikte geçim meselesi sosyal adalet boyutu üzerinden yine de ideolojik zemine çıkmıyor mu? Mahrumların mahrumiyeti ideolojik bir boyut ve yön taşımıyor mu? Dolayısıyla Tunus’ta siyasi yarış manevi alanı atlayarak sadece maddi alanla veya siyasi alanla sınırlandırılmıştır. İdeoloji veya kimlik siyaseti yerine Nahda yeni kisvesinde ülkede hayat standartlarını yükseltmeye çaba harcayacak. Ümmet bazında değil ulusal bazda hareket edecek. Elbette karşılaştığı şartlar, meydan okumalar hiç kolay değil. Bununla birlikte kendi kendini inkâr veya çıkış noktasını kaybetmek kazanarak kaybetmek olsa gerek. Hatalarından ders çıkarmak veya tekâmül esas olmakla birlikte değişim süreci dönüşüm, başkalaşım, ötekileşme sınırına dayandı ise sonuç reddi mirasa çıkar.</p>
<p><strong>Yeni Seçimin Dinamikleri</strong></p>
<p>6 Mayıs 2018 seçimlerinde Nahda, Tunus’un Çağrısı ( Nida Tunus)Partisini geride bırakmıştır. Seçimlerden birinci çıkmış, başkent Tunus gibi mühim illeri de partisi hanesine zafer olarak yazdırmıştır. Seçimlerde Nahda Partisi yüzde 27.5 oyla seçim mücadelesini önde bitirirken Tunus Çağrısı ikinci gelmiş yaklaşık oyların yüzde 22.5’ini almıştır. Burada asıl kayıp seçmende olmuş ve katılma oranı, müreffeh ve bir o kadar da istikrarlı batılı ülkelerin gerisine düşmüştür. Geçen seçimlere oranla katılım yarı yarıya düşmüş ve toplamda sadece yüzde 33.7’yi bulmuştur. Sadece 1 milyon 796 bin 154 kişi oy kullanmıştır. Bu da yaklaşık olarak seçmenlerin üçte birine tekabül etmektedir.</p>
<p><strong>Açılımın Hedefinde Kadınlar Var</strong></p>
<p>6 Mayıs belediye seçimlerinde Nahda Partisi taktik değiştirerek tabanını genişletmek amacıyla bağımsız ve açık kadınları da listesine eklemiş, çeşitli dairelerden belediye başkan adayı göstermiştir.<br />
Başkent Tunus belediye başkanlığını Nahda Partisi saflarından Sisi’nin annesiyle aynı adı taşıyan Suat İbrahim kazandı. Suat İbrahim bayan belediye başkanı olarak bağımsız bir siyasi geçmişi ve açık bir kimliği temsil ediyor. Belki de bu gibi atraksiyonlarla Nahda Partisi geçmişin izlerini silmek ve siyasal İslamcı ile laik zıtlaşmasını aşmak istiyor. Bütün kesimleri barıştırarak normalleşme sürecine ulaşmayı tasarlıyor. Yine geleneksel tabanını aşarak yeni toplumsal katmanlara ulaşmayı hedefliyor. Bu değişim veya dönüşümün elbette darası oluyor. Bu arada dini de çekişme alanından çıkarmak ve ortak değer haline getirmek istiyor. Esasen bu, ihtiyari surette geçmişte dayatılan hususu benimsemek anlamına geliyor. Zira Arap ülkelerinin genelinde ortak değer olduklarından ırk veya din esasına dayalı parti kurulmasına izin verilmiyordu. Süreçte, Nahda Partisi deneme/yanılma yoluyla kendi kendini bu sınırlara çekmiş oldu.</p>
<p>Nahda Partisi bu değişimiyle ve açılımıyla birlikte Arap dünyası çapında laik ve İslami kesimleri aynı potada kaynaştırma modelini esas almış ve uygulamış görünüyor. Buna inananlar açısından bakıldığında herkesin beklentisi, bıçak sırtındaki bu süreçte tüm kesimleri mutlu edecek gelişmeler yaşanması. Tabii ki Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma ihtimali de var.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tunusta-nahdanin-pirus-zaferi-sandik-kazanildi-ama-secmen-kaybedildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
